14 Şubat 2012 Salı

UYKUSUZLUKTA HEMEN İLAÇ TEDAVİSİ BAŞLAMAYIN!

Erişkin nüfusun yüzde 20’sinde görülen uykusuzlukta hemen ilaç tedavisinin tercih edilmemesi konusunda uyarıda bulunan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selçuk Aslan, öncelikle hastayı dinleyerek “uyku günlüğü” tutturulması gerektiğini belirtti.

Uyku bilinenin aksine aktif bir süreç, zihin aktivitesinin uykuda devam ettiği çok fazla bilinmese de bu konuda araştırmalar sürüyor. Erişkin nüfusun yüzde 20’sinde uykusuzluk yakınmaları gözleniyor. Ancak haftada en az 3 kez uykusuzluk sorunu yaşayanların oranı ise yüzde 10’lara ulaşıyor. Uykusuzluğun maliyeti olukça yüksektir. Doğrudan yol açtığı ilaç tedavi sağlık hizmetlerinin maliyeti yanı sıra üretkenliğin azalması, kazalara neden olması, bağımlılık yapabilen uyku hapları, alkol ve güvenilirliği iyi bilinmeyen bitkisel ilaçların tüketilmesinde artışa yol açabildiğine dikkat çeken Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Uyku Bozuklukları Merkezi Psikiyatri Konsültanı Doç. Dr. Selçuk Aslan tarafından hazırlanan “Uykusuzluk” adlı kitapta uykusuzluğa yol açan tıbbi bozukluklar, ruhsal hastalıklar ele alınıyor uyku sorunlarının nasıl değerlendirilmesi gerektiği inceleniyor. Kitap uykusuzlukla başvuran hastanın nasıl bir sorunu olduğunun anlaşılması için yol gösterici bir kaynak olduğunu belirten Doç. Dr. Aslan, “Uykusuzluk olgularında ilaç tedavisi yanı sıra psikoterapi yaklaşımının nasıl yapılacağını da detaylı bir şekilde kitapta aktarıldı. Uykusuzluk sorunu yaygın görülen bir durum; her 5 kişiden birinin uykusuzluk şikayeti yaşıyor. Epidemiyolojik çalışmalarda yakınmaların çerçevesini daralttığımızda aslında “haftada 3 gün yarım saatten fazla bir soruna yol açıyor mu” diye sorduğumuzda o zaman bu oran 10 kişiden 1’e düşüyor. İkincil uyku bozuklukları yani depresyon gibi başka bir ruhsal soruna, ya da Kulak burun boğaz, Göğüs hastalıkları gibi fiziksel bir hastalığa bağlı ağrı ve fiziksel kısıtlama ile uykusuzluğa neden olan hastalıkların dışında birinci uyku bozukluklarının nedeni yüzde 5’e düşmekte. Yani 20 kişiden 1’nin kendiliğinden gelişen kronik bir uyku sorunu yaşadığını görüyoruz. Uyku sorunu olanlar büyük ölçüde ruhsal bozuklukta yaşamıyorlar. Sağlıklı kişilerde uyku bozukluğu nedeniyle farklı branş hekimlere ve psikologlarla görüşüyorlar. Bu alanda çalışan tüm hekimlerin bu alanda bilgi sahibi olmalı. Birincil uykusuzluktan bahsedilebilmesi için, bu yakınmaların en az bir ay süre ile devam etmesi ve kişinin toplumsal, mesleki işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması bekleniyor. Hastalarda izlenen uyku sorunu, narkolepsi, solunumla ilgili uyku bozukluğu, sirkadyen ritim uyku bozukluğu, parasomni gibi başka bir uyku bozukluğu sırasında majör depresyon, anksiyete, deliryum gibi tablolar sırasında ortaya çıkmış olmamalı. Ayrıca genel bir tıbbı duruma, madde kullanımına, tedavi için kullanılan bir ilacın etkilerine bağlı olarak ortaya çıkan durumlar birincil uykusuzluktan ayrılmalıdır” dedi.

“Uyku Sorunu Yaşayan Hastalarınıza “Uyku Günlüğü” Tutturun”

Öncelikle hastaya objektif yaklaşılmalısı ve “uyku günlüğü” uygulamasının başlatılmasını tavsiye eden Doç. Dr. Aslan, Sağlık Dergisi’ne şu bilgileri verdi: “Günlükte hastanın özellikle cevaplaması gereken sorular arasında; “Her gün kaçta yatar, kaçta kalkar? Gece uykusu ne kadar sürede bölünür? Gece ışığı kaçta söndürür? Uykuya dalması ne kadar sürer? Kişiler uykuya dalmak için ne yapıyor?” Bir hafta kayıt yapılıyor. Kişinin uyku ve uyanıklığı ile ilgili öznel (subjektif) olsa da elimizde veri oluyor? Uyumaya çalışmak aslında uykuyu zorlaştırır. Organizmamıza her zaman söz geçiremiyoruz. İnatlaşma uykusuzluğu tetikleyebiliyor.

“Her Zaman Tam Gece Uyku Testi (Polisomnografi) Şart Değil”

Uykusuzluk olgularında her zaman tam gece uyku testi yapmak gerekmiyor. Özellikle solunumla ilgili uyku bozukluğu varsa, uyku apnesi, yineleyen bacak hareketleri varsa o zaman gereklidir.

Uyku Hijyenine Dikkat Edilmeli

Uykusuzluk sorunlarında en sık gelen uyku ile ilgili çevresel şartların bozulması ile ilgili. Uyku hijyeni bozulması, uyunan ortamın çok sıcak olması, geceleri aşırı yemek yeme ya da uyarıcı yiyecekler yeme mesela çikolata, kafeinli içecekler, çay uykuyu kaçırır. Gündüz uyunan 1 saat gece 2 saati çalıyor.”

Uykuda Alfa, Teta ve Delta Varlığına Göre Hafif, Derin ve REM Tanımlanmış

Ortalama 6-9 saat arası uykunun normal kabul edildiğini ve 5-10 dakika uykunun öncesi dalma döneminden sonra evre-1’de zihinde bir takım hayaller kurulabildiğini kaydeden Doç. Dr. Aslan, “Bu dalma evresinde insanlar olumlu düşünüyorsa huzurlu hissediyorsa daha rahat uykuya dalar ve gevşeme olur. Evre-1 yaklaşık 5-10 dakika sürüyor, beyin dalgalarında yavaşlama olur ve Teta aktivitesi var. Normalde gözler kapalıyken, Alfa aktivitesi olur ki bu beynin uyanık olduğunu oksipital loblardan anti alfa aktivitesi olur. Ancak “dalma dönemi”nde Teta dalgalarına geçilir. Evre 2 döneminde orta derecede uyku sayılır. Evre 1 dalgınlık, evre 2 tam uyku halidir. Evre 2’de derin beyin yapılarından kaynaklanan talamustan kaynaklanan aralıklı aktiviteler olur. Bunlar uyku iğciği ve K kompleksi uykunun sürmesini sağlar. Evre 3-4’den sonra yavaş dalga uyku ortaya çıkıyor. Delta aktiviteleri yavaş dalga aktiviteleridir. Yavaş dalga uykunun bir özelliği uykunun iyice derinleşmesi ve uyandırmanın zor olması. Genellikle 70-90 dakika içerisinde ilk REM dönemi ortaya çıkıyor.

“REM Döneminde Rüya Görürüz”

Repiat Eye Moment (REM) hızlı göz hareketleri izlenir döneminin önemli bir özelliği, beynin daha aktif olmasıdır. Derin uyku ve evre 2’de beyin aktivitesi azalmışken REM’de beynin hızlandığını görüyoruz. Aynen Evre 1’de olduğu gibi, ancak bir farkla burada kas aktivitesi tamamen durmuştur ve kişi gevşemiştir. REM döneminde rüya görürüz. Yüzde 80 oranında bu evrede uyandırılan kişiler rüya gördüklerini söylemektedirler.

Rüyaları Hatırlamak Çoğu k-Kez İyi Bir Durum Değil!

90. dakikada başlayan REM 10-15 dakika sürüyor. Sonra tekrar kısa uyanma ve evreleri devam ediyor. Gece boyunca bir buçuk saatlik evreler, Teta ve Delta arasında devam ediyor. Rüyaları hatırlamak iyi bir durum değil. Gündüz yaşananları beyinde harmanlamak ve zihnin kendi iç aktivitesini oluşturur. Rüyaları çok hatırlarsak zihinsel olarak ta çok yoruluruz. Zihnimiz yorgun olur, çok rüya hatırlamak sağlıklı bir durum değildir. Çünkü, çok rüya hatırlayan kişi çok uyanıyordur, uykusu çok bölünüyordur ve bir sıkıntısı vardır. O nedenle bu uyku bozukluğu sayılabilir.

Rüya Öğrenme İle İlgilidir

Rüya genellikle sabaha doğru görülür. Gecenin başında derin uyku fazla olur. Evre 2 durumu yüzde 50 oranında dağılmıştır. Bunların oranlarına bakıldığında REM dönemi yüzde 25, derin uyku yüzde 25, evre 1 yüzde 5-10 civarında ve evre 2 yüzde 50 oranında görülür. REM dönemi çocuklukta çok fazla yani yüzde 50 oranındadır, yaş ile doğru orantılı olarak azalır, erişkinlerde yüzde 20’lere kadar düşer. Rüya öğrenme ile ilgilidir, insanlar öğrendiklerini rüyalarında birleştirirler.

Obezite Uykusuzluk Nedenlerindendir

Obezite uykunun olumsuz etkilenmesine neden olur, uyku apnelerine yol açarak gece boyunca sık bölünmelere ve dinlenmemiş uykuya ve sabah ve gündüz uykuya eğilime yol açar. Bu durum bir kısır döngüye sokar kişiyi çünkü gece sık uyku bölünmesi de obeziteyi artırmaktadır. Uykusuzluk bir bedensel işlevin bozulmasına yol açtığı gibi endokrinoloji hormon döngüsünü de değiştirerek obeziteye neden olabilir. Uyku bölününce kişi daha çok acıkır ve daha çok yemek yer. Leptin ve grehlin döngüsü bozulur, iştah açılır hormonlardır ve daha az uyudukça iştah daha çok açılır. Uyku bir şekilde kilo korunmasında da iyi bir yöntemdir.

Uyku İlaçlarını 2 Aydan Uzun Süre Vermeyin

Tedavide hemen ilaç verilmiyor. Uyku ilaçları bağımlılık yapmasa da insanlara psikolojik bağımlılık yapabiliyor. Bazı uyku ilaçları fizyolojik bağımlılığa da yol açıyor. Ruhsal bozuklukları yokken kişi bunları her gün 2 aydan fazla kullanmaya devam ederse bağımlılık gelişebilir. Aralıklı kullanılmalı. Antihistaminikler başta iyi uyku verirken 2 hafta sonra uyku vermemeye başlıyor. Tolerans gelişiyor. Melatonin denilen nörohormon, fizyolojik olarak uyku başlatıcı etkisi var, gündüzleri baskılanıyor geceleri salgılanıyor. Ama bu da genellikle genç erişkinleri pek etkilemiyor. Daha çok uyku fazı gelişmesinde sirkadiyen ritim bozukluklarında kullanıyoruz.

Bitkisel Maddeler Fazla Tüketilirse Karaciğere Toksik olabilir

Bitkisel maddelerden, valerian (kediotu) ,melisa, passiflora uykusuzlukta etkili. Ancak bu ilaçlarında yan etkileri var. Eğer fazla tüketilirse karaciğere toksik etki yapıyor. İlaç etkileşimleri de var. Anti psikotik ilaçları uyku vermesi için mümkün olduğunca kullandırmıyoruz, bunlar aslında başka ruhsal bozukluklarda kullanılıp yanı sıra uyku veren ilaçlar. Uykusuzlukta kullanılmamalıdır.

Hastalarınıza “Uyku Penceresi”ni Öğretin

Uyumadan önce gevşeme periyodu önerilmeli. Uyku penceresinde, ertesi günle ilgili endişelerinizi bitirin kafanız rahat olsun. Kendinizi uykuya hazırlayın, öncesinde ılık duş alınabilir, hafif bir şeyler atıştırılabilir, gevşeme egzersizleri yapılabilir. Yatakta kalınan süre 8 saati geçmemeli, uzun süre yatakta kalmak ertesi gün uyku gelmesini zorlaştıracaktır. Sabahları kalkma, yataktan çıkma saatimiz mümkün olduğunca sabit olmalı. Çok geç kalkmak ertesi gün geç uyumaya yol açar. Gündüz uyumamız ise yanlıştır. Gündüz uykuları 20 dakika ya da yarım saati geçmemelidir, gündüz uykusu ardından genellikle sersemlik ortaya çıkar. Gündüz uykuları ancak 6 yaş altı ve 65 yaş üzerine önerilir” diye konuştu.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...