27 Temmuz 2016 Çarşamba

İLETİŞİMİN GELECEĞİNİ TAHMİN ETTİ

"The medium is the message" yani, "Mesaj medyanın kendisidir" diyen Marshall McLuhan Kanadalı iletişim kuramcısı. İsmini daha önce "Global Köy" ve "Guthenberg Galaksisi" adlı kitapları ile duymuş olabilirsiniz. 

McLuhan disiplinlerarası bilimler konusunda, özellikle iletişim bilimleri üzerine araştırmalar yaparak, Kültür ve Teknoloji Merkezi açtı. 

1960’lı yılların sonuna doğru McLuhan, “Araç Mesajdır” (The Medium is the Message) adlı kitabını yayınlayarak bir anda üne kavuştu. Teknolojinin nasıl kullanıldığı ile ilgili medyadaki gerçek içeriğin kendisi olduğunu anlattı. McLuhan’a göre araç, insanın uzantısıdır. Verilmek istenen mesaj araç ile şekillenir. Bir hikayenin sözle anlatılması, sahnede oynanması, bir radyodan aktarılması veya televizyonda sergilenmesi o hikayenin ilettiği mesajı alan kişi tarafından farklı anlamlar kazanır.

İlk defa 1967 yılında yayımlanan ‘Medya Mesajı, Medya Masajıdır’ isimli kitabı ile geleceğin iletişim araçlarını ve yöntemlerini yıllar öncesinden öngörmüş. Bu kitap ile vermek istediği mesaj, medyanın ve iletişim araçlarının çevremizdeki alan üzerinde çok güçlü bir etkisi bulunduğudur. 

McLuhan, iletişim araçlarının sonuçlarına odaklanmak yerine onların iletişim araçlarının psikolojik organizasyonu ve düşünceyi etkileme biçimleri bağlamında değerlendirmesi geleceği yorumlamasını sağlıyor. Özellikle, iletişim araçlarının bireydeki, toplumdaki ya da sistemdeki rolüne yönelik oluşturduğu bakış açısı, bu bağlamda yaşananlar hakkında daha fazla düşünmeyi gerekli kılıyor. Medyayı kimlerin kullandığına, medya çalışanlarının içinde hareket ettikleri örgütsel yapılara ve medyanın hangi amaçlarla kullanıldığına bakmaksızın medyanın özgül niteliklerini tanımlayarak ve bu niteliklerin izini sürerek medyanın merkezciliğini savunuyor. 

İletişimin içeriğinin aldığı biçim kadar önemli olmadığını savunan McLuhan, bir iletişim aracının özgül içeriğiyle olduğu kadar biçim aracılığıyla da mesajlarını iletebilmesinin olası olduğunu savunuyor. 

‘Medya Mesajı, Medya Masajıdır’ isimli kitabı yeni öğrendim ve yayınevi dahil birçok yere sordum, tükenmiş. Bulabilmem için önerisi olan var mı? 

Hatta medya ve iletişim ile ilgili önereceğiniz kitaplar varsa duymaktan mutlu olurum. Sonra bulması zor oluyor. 


Kaynaklar:


26 Temmuz 2016 Salı

HANGİ BLOGLARI TAKİP ETMELİYİZ?

Blog yazarlığına 2005 yılında başladım. O dönemlerde Türkiye’de çok fazla blog yazarı yoktu. Bilgisayarın başında kodlar arasına kaybolup, “Hangi kod ile neyi değiştiririm?”, “Blog dilimi ve tarzımı nasıl oluştururum?” diye çok uğraşırdım. 

Zamanla her şey kolaylaştı ve kodlar olmadan seçeneklerle bloglarımızı hazırlar olduk. Yıllardır sağlık bloğu tuttuğum içinde gazeteci arkadaşlarıma sürekli blog yazmalarını söylerim. Size bundan sonra blog analizleri yaparak, takip etmenizi önereceğim blogları listeleyeceğim. 

Blog nedir?
Bu kadar “blog” kelimesi geçerken, hemen ne anlama geldiğini konuşalım. Blog, İngilizce’deki "web" ve "log" kelimelerinin birleşmesinden yani “ağ” ve “kütük” oluşan weblog kavramının zamanla yaygınlaşması ile oluştu. Güncelden eskiye doğru sıralanmış yazı ve yorumların yayınlandığı, web tabanlı ücretsiz bir yayın. Online günlük gibidir ve dili samimidir. Blog yazarının ilgisi dahilinde sayfasını belli bir alanda tutabilir. Kitap, film, yemek, teknoloji, sosyal medya gibi çeşitli alanlarda uzmanlaşabilir. 

Önceden etik, güvenilir ve objektif olduğu için takip edilirdi, şimdi bastır parayı yazdır istediğini haline dönüştü. Reklam için av peşine düşen çeteler gibi, yolumuzu tıkamaya çalışanlara kadar her türlü saldırıyı mubah gören bir grup var. O nedenle blogların güvenilirliği azaldı. Çok dikkatli ve seçerek takip etmek gerekiyor. 

İlk blog yazarlarından biri olarak, özellikle bu işi sadece ticari amaç için yapanlardan uzak durmanızı öneririm. Böylece bilgi kirliliği içerisinde nefes almak için bazı sayfalara güvenle uğramak sizi rahatlatacak ve vizyon katacaktır. 

Takip etmenizi önereceğim 5 blog daha çok teknoloji ve dijital ile ilgili olacak, işte adresler:

  • M. Serdar Kuzuloğlu

Sosyal medya denildiğinde akla gelen ilk isimlerdendir. Blogunda güzel bilgiler ve çarpıcı başlıklar yer alıyor. Özellikle sosyal medya için kullanabileceğiniz taktiklere de yer veriliyor. Nefes almak için uğrayıp, okuyabileceğiniz adres: https://www.mserdark.com/ 
https://www.dunyahalleri.com/

  • Okan Yüksel

Gazetecilerin blog yazarı olması benim için çok önemli. Hem de bu işi çok profesyonel hale getirip, sosyal medya ile ilgili olmazsa olmazları yazan bir adres. Ayrıca bu konuda “İnternet Gazeteciliği ve Blog Yazarlığı” isimli kitabın da sahibi olan adres mutlaka sık tıklananlar arasında olmalı: http://okanyuksel.com/
  • Kozan Demircan

Bilim ve teknoloji yazarından yeni gelişmeleri anında okuma fırsatı sunan bir blog. Çok sık güncelleniyor, bilimsel gelişmelerden teknoloji alanındaki yeniliklere kadar detaylı yazılar yer alıyor. Bu konuya ilgisi olanların uğrayacağı bir adres : http://khosann.com

  • Süleyman Sönmez

Teknolojiden eğitime, kültürden yaşama kadar uzanan çok geniş içerikli bir blog. İçerikle çok kaliteli ve detaylı hazırlandığı için kendinize yenilikle katabileceğiniz bir adres : https://www.gunesintamicinde.com/ 

  • Hamza Şamlıoğlu

Teknoloji ve dijital dünya ile ilgili yeni ve dolu içeriklerin olduğu bir blog. Yeniliklerden haberiniz olması için takip edeceğiniz dolu dolu bir adres:  http://www.teakolik.com/

Sizin önereceğiniz adresler  var mı? 


21 Temmuz 2016 Perşembe

BİLGİLERİ BULUTLARA SAKLIYOR

Zorlu günlerden geçerken, artık daha çok üretmemiz ve daha çok çalışmamız gerekiyor. Onun için bundan sonra ilham verecek hayatları yazacağım. Çünkü hiçbir başarı hiç kimseye altın tepside sunulmuyor. 

Tembellik son yılların trendi olsa da hatta çevresindeki çalışanların yolunu tıkayanlara inat, daha çok çalışmaya ne dersiniz? 

Ülkemizde teknolojik gelişmeleri kullanıcı bazında sürdürdüğümüz ve hala kadınların bir şeyleri başaramadığı kanısı devam ededursun, yurt dışında neler oluyor bir bakalım. 

Bugün ilham veren hayatların ilki, Google’ın rekabet gücünü artıran Diane Greene olacak!
Bu ismi daha önce duydunuz mu bilmiyorum ancak, kendisi Silikon Vadisindeki bulut bilişimin öncülerinden. 

Diane Greene, inandığı ve heyecan duyduğu işleri yapıyor. İş hayatında sıkça karşılaştığımız vizyon yoksunu ve asalak tiplerden kendimizi korumak içinde zamanı iyi değerlendirmenin önemini ve inandığınız yolu izlememizin önemini vurguluyor. Eğer çıkış yolunuz yoksa da o işten ayrılmanın en doğru karar olduğunu da ekliyor. 

Sadece istediği şeyi yapıp, çocuksu merakının izni sürdüğümüzde aslında işlerin maceraya dönüştüğünü söyleyen Diane Greene, kadınların da teknoloji alanında büyük başarılara imza atabileceğinin en güzel örneklerinden biri.

Bulut teknolojisi de ne?
Bulut teknolojisinden söz ediyoruz, bilmeyenler için kısaca açıklayalım. Cloud (Bulut), internet üzerinde kendimize ait bir depolama alanı ve dosyalarımızı burada saklayabiliyoruz.

Hiçbir kurulum gerektirmeyen web tabanlı uygulama, farklı yerlerden erişim sağlayabiliyor. Çoklu yedekleme alanları da kullanılabiliyor böylece güvenilirlik de artmış oluyor. 

Dezavantajı yok mu?
İnternet ortamında saklamış olduğumuz verilerimize internet bağlantımızın olduğu her yerden erişebiliyoruz. İnternet yoksa veri de yok!

Güvenlik açısından da 2. kişiler tarafından erişim sağlanarak verilerimizin ele geçirilme olasılığı da var. Bunun için şifrelerimizin gücü adına diyerek çok dikkat etmemiz gerekiyor. 

Birkaç örnek verelim
iCloud
Google Drive
SkyDrive
Dropbox
Yandex.Disk

Siz bu teknolojiyi kullanıyor musunuz? Bu konuda görüşünüz nedir?

11 Temmuz 2016 Pazartesi

HASTALANDIĞIMIZDA NE YAPACAĞIMIZI BİLMİYORUZ!

Hastalandığımızda ne yapıyoruz?  Hiç düşündünüz mü? Yıllardır sağlık haberciliği alanında çalıştığım için sadece haber yapmak için değil, sağlıkla ilgili bilgi almak içinde insanlar bana ulaşırlar. Yakın zamanda yine bir anne bana ulaşıp, çocuğunun durumu ile ilgili çaresiz kaldığını ve nereye başvurması gerektiğini sordu. 

İnsanlar hastalandıkları zaman ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çünkü o psikoloji, insanı neredeyse çaresiz hissettirdiği için yönlendirmeye gerek duyuyorlar. Üstüne birde, her yerde farklı bilgiler içerisinde doğrusunu bulması konusunda zorluk yaşayınca kafalar iyice karışıyor. 

Tedavi için hangi hekime gitmeli? Hangi hastaneye gitse yeterli olur? Muayene olunca verilen ilaçlara güvenip içmeli mi? Yoksa ikinci bir doktora sormak için başka bir hastanenin mi yolu tutulmalı? Kısacası bilgi kirliliği içerisinde insanlar kaybolduğu için acil servisler bu kadar dolu, aile hekimliği sisteminde sorun yaşanıyor ve 2-3. basamak hastanelerde muayene olmak için sıra bekleniyor. Bunların üstüne medyada her gün gördüğümüz bazı hekimler ve kendilerini uzman olarak tanıtanların söylediği önerilerle ortalık iyice kirlenmiş durumda. 

Peki çözüm ne?
Sağlık iletişimi alanında önemli adımlar atmak gerekiyor. İnsanlar hastalandıklarında yakınlarına sormanın yanında internete bakıyor. Bu konuda da güvenilir kaynakların eksikliği insanları bilinmeze ve kaosa itiyor. Bunun için öncelikle sağlık iletişimi alanında gerçekten uzman olan isimlerle bir araya gelip, iletişim stratejisi geliştirmek gerekiyor. Ancak ülkemizde herkes her şeyin uzmanı olduğunu iddia ettiği için burada uzman seçimi projenin sürekliliği için çok önem taşıyor. 

Yıllar önce Sağlık Bakanlığında danışmanlık yaptığım dönemlerde, böyle bir proje üzerinde çalışmıştım. O zamanlar bürokrasinin basamaklarından yukarı çıkamadığı için çalışmalar hazırlandı ancak öylece kaldı. O çalışma hayata geçirilmiş olsaydı, şimdi birçok alandaki bilgi kirliliği son bulmuş olacaktı. 

Kamu ve Dernekler Bir Araya Gelmeli!
Burada ilk iş tüm uzmanlık dernekleri ile bir araya gelerek, birlikte halka doğru bilginin verilmesi çok önem taşıyor. Sürekli birbirini suçlayan kurumların arasında kafası karışmış hasta ve hasta yakınları mağdur oluyor. Sağlık ekonomisinin zarar görmesinin yanında, insanların sağlık hizmeti denildiğinde korkmasına da neden oluyor. 

İnsanlara hastalandıklarında izlemeleri gereken yol haritaları anlatılmalı. Anlatılmakla kalmayıp, sorun yaşadıklarında ulaşabilecekleri hatlar, internet adresleri ve sosyal medya hesapları olmalı. Bu sitelerin oluşturulması ve devamlılığı için mutlaka farklı sivil toplum kuruluşları ve işin profesyonelleri ile birlikte ortak çalışılmalı. Medyadaki bilgi kirliliği ve uzman olmayan muhabirlerin yaptığı işlerin cezasını insanlar sağlıklarını kaybederek ödememeliler. 

Hastalanan ne yapmalı?
İnsanlar hastalandıklarında öncelikle nereye gideceklerini bilemez hissediyorlar. Aile hekimleri hemen bu devrede işe başlamalı. “Hastalanınca ilk olarak aile hekiminize gitmelisiniz” denmeli. 

Sonraki adım, uzman seçimine geldiğinde kafalar işte burada çok karışıyor. Çünkü, insanlar hastalandıklarında hangi uzmana gideceklerini bilmiyor. Gittikleri uzmanların verdiği ilaca, koyduğu teşhise güvenmiyor. İkinci kez muayene olmayı düşünüyor. İşte burada iletişim stratejisinin ve insanların akıllarındaki soru işaretlerinin cevaplanması için başka bir çözüm gerekiyor. 

Özellikli Hastalıklar Uzman Seçimini Zorlaştırıyor
Şimdi gelelim, kompleks, kronik veya nadir görülen hastalıklarla ilgili konuya ki bu özellikle insanların hastane hastane, şehir şehir dolaşmasına neden oluyor. İnsanlar hasta olunca her kapıyı çalıyor ve çare arıyorlar. Hasta psikolojisini iyi anlamak ve empati kurabilmek gerekiyor. 

Doktorların hangi alanda uzman olduğu ve özellikli olarak hangi tip hastalıklar üzerinde çalıştığı konusu tamamen karışık. Ülke çapında öyle bir sistem olmalı ki, böylece insanlar bir şeyi araştırdığı zaman bulmak için 40 kapı çalmak, rica minnet bir şekilde kendini borçlu hissederek yaşamamalı. 

İnsanlar hastalığın yükünü çekerken, omuzlarına birde minnet borcu eklenip ezilmemeli. Bu sistem sayesinde doktorlar gerekirse artı performans ya da döner sermayeden ek ödeme almalı ve böylece hastalarla gerekirse online sistem üzerinden de görüşebilmeli. 

Günümüz iletişim çağında doğru iletişim stratejileri hazırlanmazsa, harcanan zaman ve maddi giderlerin hepsi çöp olur. Bu nedenle doğru sağlık iletişimi stratejisi ile hem hekimlerin hem hastaların memnuniyeti sağlanırken hem sistem hem de ekonomi doğru şekilde yönetilmiş olur. 

Sağlık Medyasındaki Kirlilik Giderilmeli!
Bir diğer önemli noktada sağlık haberciliğinin uzmanlaşması. Para karşılığında televizyona çıkan, gazetelerde yazan doktor ya da sözde uzmanların, istediği gibi açıklama yapıp medyatik olma uğruna insan sağlığıyla oynamasına karşı önlem alınmalı. Bu önlemler hem sağlık muhabirleri hem alanında uzman hekimler hem de hukukçularla birlikte yapılmalı. 

Her alanda olduğu gibi bizim alanımızda da gerçekten yapan değil de yapmış gibi görünenler var. Bu ayrımın da yapılması bu konuda atılacak adımların doğru olmasını sağlayacaktır. Bu amaçla uzman sağlık muhabirleri ile tek tek görüşülmeli. Bu konuda geçtiğimiz yıl çıkarttığım Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitabımda meslektaşlarımla yaptığım röportajlarda görüşlerinin yer aldığı tek kaynak. 

Medyanın temizlenmesi için, öncelikle paralı yayınların kaldırılması gerekiyor. Bu hem etik değil hem de halk sağlığını tehlikeye sokuyor. Uzmanlaşma desteklenmeli. Uzman sağlık muhabiri olmak için, önemli adımlar atılırsa medya kuruluşları da buna uymak durumunda kalırlar. 

Bu adımlar doğru şekilde atıldığında hem sağlığın geliştirilmesi hem sağlık ekonomisi hem de sağlık medyası açısında önemli oranda sistem işler hale gelecek. Bu da insanların hastalandığında sağlık çalışanları tarafından azar işitmesini ya da sağlıkta şiddete başvurma oranlarını aşağı çekecektir. Böylece güler yüzlü sağlık çalışanları olacak, çünkü gereksiz başvurular azaltılmış olacak. Sağlık çalışanları da belli oranda hastaya bakarken, gerekli zamanı ayırabilecek. Böylece hasta, kendini insan yerine konulduğunu ve önemli olduğunu düşünüp doktoruna güvenecek. Şaşkınlık ve kafa karışıklığından kurtulmuş olacak. Hasta ve hasta yakınlarını da sağlık çalışanlarını da yakından takip ettiğim için, iyi çalışan bir sağlık iletişimi planı ile bu sorunların çözüleceğine inanıyorum. 

23 Haziran 2016 Perşembe

MEDYADA DOĞRU ŞEKİLDE KENDİNİZİ İFADE ETMEK İÇİN SEÇİMLERİNİZE DİKKAT EDİN!

Sağlığımızla ilgili her gün yeni bir haber ile karşılaşıyoruz. “Bu haberlerin ne kadarı doğru?” sorusu akla gelirken, bunların arasında kaybolabiliyoruz da. Çünkü sağlıklı yaşam için farklı seçenekler sunulduğu gibi hastalıklarla ilgili de çok fazla seçenekle karşılaşıyoruz. 

Medya ile ilişkilerinizi düzenlemek ve doğru iletişim kurmak ister misiniz?
Bunu çok kolay bir şekilde elektrik devre sistemi ile anlatabilirim. Bilim insanı ve sağlık çalışanı bilgi kaynağı olarak elektrik devresinin pil görevini görür. Çünkü, yakıta ihtiyaç vardır ve yakıt için bilgi gerekir. Gelen bilgi anahtar görevi gören gazetecinin sayesinde habere dönüşür ve lamba yanar. Lambanın ışığı ile etraf aydınlanır. Aslında medya tam olarak bunu yapar, bilgi ile dünyayı aydınlatır. 

Medya İlişkileri Nasıl Olmalı?
Bilim insanları ve doktorlar basın mensupları ile iletişim kurarken zorluk yaşarlar. Bilimsel araştırmalar, bilimsel düşünce ve sağlıkla ilgili çalışmalarının medyada nasıl yer alması gerektiği konusunda kararsızdırlar. Ülkemizde birçok insan yeni araştırmalar, yeni olgular ve mevcut bilgiden medya sayesinde bilgi sahibi olurlar. Hatta sağlık çalışanları ve bilim insanları da medyadan yenilikleri takip eder. 

Gazetecilerle Barış İmzalayın
Birçok bilim insanı ve hekim, gazeteci ile konuşmaktan korkar ve isteksizdir. Çünkü, bilim camiasında yıllarca emek vererek kazandığı itibarını, medyada çıkacak kötü bir haber ile yok edilmesinden korkar. O nedenle fazla ihtiyatlı davranırlar. Oysa medya iletişiminin incelikleri öğrenilse, işler bu kadar da zor olmayacaktır. Burada önemli noktalardan biri de seçim yapmaktır. 

Hayatımız tercihlerden oluşur aslında. Biz seçenekler arasında kaybolurken, mantıklı seçim yapıp yapmadığınızın kuşkusu içinde dolaşır dururuz. Çok fazla seçeneğin olması aslında doğru seçeneği bulmamızı zorlaştırır ve bu durumda da geri adım atabilir ya da çok daha kolay yönlendirmeye açık olabiliriz. 

“Seçme Sanatı”nı Öğrenelim
Seçme Sanatı kitabının yazarı Sheena Iyengar , Stanford Üniversitesi'nde doktora öğrencisiyken bir süpermarkete gider, mağaza müdürünü ziyaret eder ve kendisine şu soruyu sorar: "İnsanlara bu kadar çok seçenek sunmak gerçekten işe yarıyor mu?" 

Sonrasında da bir araştırma için mağaza müdürü ile konuşur.  Sheena Iyengar  seçimlerimizle ilgili yaptığı çalışmalar hakkında şunları söylüyor:  “Mağazada küçük bir deney yapmaya karar verdik, bunun için reçelleri seçtik. 

348 çeşit reçelleri vardı. Tadım için, mağazanın girişine yakın küçük bir stand kurduk. Buraya 6 veya 24 farklı aromada reçeller koyduk ve iki şeyi gözlemledik. 

Birincisi, hangi durumda insanlar daha çok duruyor ve reçel tadıyorlar? 

24 aroma varken daha fazla insan durdu, gelenlerin yaklaşık yüzde 60'ı, 6 aroma varken ise gelenlerin yaklaşık yüzde 40'ı. 

Gözlemlediğimiz diğer şey şuydu, hangi durumlarda daha çok insan reçel satın alıyor? 

O zaman tam ters etkiyi görüyoruz. 24 aroma varken duranlardan yalnızca yüzde 3'ü reçel satın aldı. 6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı. Hesaplamayı yaparsanız 24 değil 6 aroma sunulduğunda 6 kat daha fazla sayıda insan reçel satın alıyor.
Reçel almamayı seçmek muhtemelen iyi bir seçim ama öyle görünüyor ki bu çok fazla seçenek problemi önemli sonuçları olan kararlarımızı da etkiliyor. Seçim yapmamayı seçiyoruz, bu bizim zararımıza olsa bile.”

Medyada Çok Seçenek Olması Ürkütüyor mu?
Bilim insanları ve sağlık çalışanlarının medya ile ilişkilerinde çok seçenek olması kafalarını karıştırıp, haber olmak yerine sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Utangaç olmak, çekinmek ya da korkmak yerine doğru şekilde medyada yer almayı öğrenmek gerekiyor. Çünkü, çalışmalarınız ve birikiminiz sadece iş arkadaşlarınız ya da yakın çevrenizle paylaşılmayacak kadar önemli. 

Her röportaj, basın bülten ya da fotoğraf tüm dünyaya ilettiğiniz bir mesaj olur. Bu mesaj çoğaldıkça, insanlar tarafından bilimsel anlayışı destekleyen bir ilkeler temelini oluşturacaktır. Bu durumda da insanların bilinç düzeyi artacaktır. 

Seçeneklere Dönersek
Sheena Iyengar’ın çalışmasında dünyada artan seçeneklerin fazlalığı aslında üç olumsuz sonucu ortaya çıkardığını söylüyor. Üç olumsuz sonuç şunlar:
İnsanlar seçim yapmayı erteliyorlar, kendi çıkarlarına ters düşse bile oyalanıyorlar. 
Daha kötü tercihler yapıyorlar, daha kötü mali seçimler, tıbbi seçimler. 
Objektif olarak daha iyi seçimler yaptıklarında bile kendilerini daha az tatmin eden seçimler yapıyorlar. 

Peki Çözüm Ne?
Olumsuz sonuçları tespit eden Sheena Iyengar, çözüm olarak dört madde sunuyor. 
Azaltın, gereksiz seçenekleri atın. 
Somutlaştırma, gerçek gibi hissettirin 
Kategorilere ayırın, kategorilerle baş etmek seçeneklerden daha kolay
Zorluğa hazırlamak. düşündüğümüzden çok daha fazla bilgiyle , sadece biraz ağırdan alarak ilerlemektir. 

Seçimlerimiz medyada nasıl uygulayacağız?
Medyada konuşmak için zamanı ayarlamak, doğru gazeteci ile hedef kitlemize uygun mecrada açıklama yapmamızı sağlamak için kendimize bir kılavuz belirlememiz gerekiyor. Bunun için de Sağlık Medya Lab adı altında yeni bir eğitim şekli geliştirdim. Medya aslında bir bilimdir ve laboratuvarda çalışır gibi pratik yaparak öğrenilir. 

Medya bilimi nasıl gelişir? 
“İlk önce kendine ne olacağını sor; Sonra ne yapmak gerekiyorsa yap.”  der Epiktetos, insanlara, sağlık, yatırım ve diğer kritik alanlarda on veya daha fazla seçim sunarsak, onların seçimleri zayıflıyor. Doğru seçimler yapabilmek ve medyada istediğimiz mesajı hedef kitlemize ulaştırmak için bu eğitimin faydasını görenlerden aldığım geri bildirimler ise, yeni modüller oluşturmam yönünde. Eğlenirken öğrenmek için sağlık haberciliğinde yeni bir bakış açısı geliştiriyoruz. Sizi de bekleriz. 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...