24 Eylül 2017 Pazar

İDDİA: HAMİLEYKEN HAMİLE KALMAK MÜMKÜN

BBCTürkçe, Habertürk, Sabah, Milliyet gibi haber sitelerinde farklı tarihlerde farklı kadınların hamileyken yine hamile kaldıkları iddia edildi.

Haberlerde, iki hafta ve bir ay arasındaki gebeliklerde yeniden hamile kalmanın mümkün olabildiği iddia edildi.

BBC’nin “Süperfetasyon nedir?” isimli haberinde yorumuna yer verilen Jinekoloji Profesörü Simon Fishel, “İnsanlarda oldukça nadir görülen süperfetasyon olayı son 100 yıldır sadece 6 kez gerçekleşti. Bunun olmaması gerekir ama oluyor. İlk vaka 1865 yılında meydana gelmişti. Ondan bu yana ara sıra bu tür vakalara rastlandı" dedi.

Pek çoğumuz bir kadın hamile kalırsa bir daha hamile kalamayacağını düşünür. Prof. Fishel, kadınların anatomik yapısının hamileyken başka yumurtalama yapmalarını önlediğini belirtti. Ancak ender de olsa hamileyken hamile kalma vakaları yaşanıyor. İnsanlarda çok nadir görülen bu olayda mucizevi doğumlar da yaşanabiliyor." dedi. 

Gebe iken tekrar gebe kalmak mümkün müdür ?

Normalde insanlarda gebelik oluştuktan sonra “ovülasyon” denilen yumurtlamanın olmadığını ve gebelikte oluşan hormonal değişimlerin gebelik sırasında ikinci bir gebelik gelişmesine izin vermediğini dile getiren Jinekolojik Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Polat Dursun, “İnsanlarda pek görülmeyen bu durum  atlar, koyun, tavşan ve bazı kemiriciler, manda, vizon panterler  gibi bazı hayvan türlerinde görülür ve tıbbi olarak bu duruma Superfetasyon denir. Buna bir gebelik oluştuktan birkaç hafta sonra ikinci bir gebeliğin oluşması demektir.  Oluşan gebelikler arasında birkaç haftaya varan yaş farkı olabilir” dedi.

“Süperfetasyon bir gebelik devam ederken yeni bir ovülasyon (yumurtlama), fertilizasyon (döllenme) ve implantasyon (rahime tutunma) gerçekleşmesi ve ikinci bir gebeliğin de gelişmeye başlaması demektir” diyen Dursun, bu durumda gebelik haftaları farklı iki bebek geliştiğini söyledi.

Hamile kalma mekanizması nasıl gerçekleşir?

İnsan gebeliklerinin oluşumu hakkında Dursun, şu bilgileri verdi:

“Normalde gebelik sırasında oluşan korpus luteum ve plasentanın salgıladığı hormonlar yeniden yumurtlamayı önler, rahmin içinin kaplandığı doku ve rahim ağzında oluşan mukus spermin hareketine izin vermez. Dolayısıyla normalde bir gebelik devam ederken ikinci bir gebelik oluşmaz. İnsanlarda görülmesi çok çok nadirdir milyonda birkaç gebelikte görülmektedir. Bu durumda bebekler arasında büyüme ve gelişme farklılığı, kilo farkı olur. Çok nadiren literatürde aynı anda hem zenci hem de beyaz çocuğa gebe kalmış annelerde bildirilmiştir.”
Kadın Hastalıkları - Doğum ve Perinatoloji Uzman Prof. Dr. Süleyman Cansun Demir ise, bu olayın mümkün olduğunu ifade ederek Süperfetasyonun  insanlarda nadir olarak görüldüğünü ancak rastlanabildiğini söyledi.

Bu durum nasıl oluşuyor?

Bu tür gebeliklerin, daha çok, aynı anda çok sayıda yumurtlamayı sağlayan tüp bebek ilaçlarının etkisi ile oluştuğunu söyleyen Dursun “Süperfetasyona çok benzer diğer bir çok nadir durum ise Superfekundasyondur ki bu durum iki ayrı yumurtanın iki ayrı sperm tarafından farklı ilişki zamanlarında aynı menstrüel siklusda  (adet dönemi) döllenmesi durumudur.

Literatürde iki farklı kişi ile ilişki sonrası oluşan farklı renklerden ve ırklardan ikiz gebeliklerde çok nadirde olsa da bildirilmiştir . Tıbbi literatürde bu duruma heteropaternal süperfekondasyon denir. Bu tür gebeliklerde bebeklerden birisi hafta olarak, daha küçük, boyut ve gelişme olarak da daha geri kalacağı için doğum zamanlaması önemlidir.  Bu iki bebekten biri anne karnında gelişme geriliğinden ölürken, diğeri doğduktan sonra yoğun bakım ihtiyacı duyar” diye konuştu.


11 Eylül 2017 Pazartesi

MEDYA DENKLEMİ TEORİSİ VE İNSANLARIN MAKİNELERE KARŞI DUYGUSAL YAKLAŞIMI

Teknoloji hayatımızın bir parçası haline geldi. Bu süreçte de elimizden düşmeyen telefonlar başta olmak üzere, medya araçlarına karşı davranışlarımızın nasıl olduğunu hiç düşündünüz mü? 

1996 yılında Byron Reeves ve Clifford Nass, Medya Denklemi teorisinde, bilgisayarlar, televizyon ve yeni iletişim teknolojileri ile olan etkileşimlerin gerçek sosyal ilişkilerle  aynı olduğunu gösterdiler. Yani bilgisayara, insan gibi davranıyoruz. 

Medya Denklemi testini 22 kişiye uygulayan Reeves ve Nass, testte katılımcıları iki gruba ayırdılar. Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular sorulduktan sonra, kullandıkları bilgisayar hakkında bir de anket doldurmaları istendi. Birinci grup anketi  bilgisayarda  yanıtlarken diğer grup kağıtta yanıtladı.  

Test sonucunda birinci grup,  bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davrandı ve soruların iyi olduğunu söyledi. İkinci grup ise,  testin kötü olduğunu söyledi.

Reeves ve Nass, kullanıcıların bilgisayarlara kibar davrandıkları sonucuna vardılar. Deney, medyaya sosyal kurallar uygulandığını ve bilgisayarların toplumsal başlatıcılar olabileceğini kanıtladı. Katılımcılar bilerek bilgisayara kibar davrandıklarını reddetti, ancak sonuçlar farklı önermeler verdi.



Medya denklemi araştırmasından elde edilen sekiz önerme:  
1. Herkes medyaya toplumsal ve doğal olarak yanıt verir.
2. Medya farklıdan çok daha benzeri tercih eder.  
3. Medya denklemi otomatiktir.   
4. Ortam denklemini karakterize eden birçok farklı yanıt vardır.
5. Doğru gibi görünen şey gerçek olanlardan daha önemlidir.   
6. İnsanlar var olana tepki gösterir.  
7. İnsanlar sadelikten hoşlanır.
8. Sosyal ve doğal kolaydır.

Medya bizi etkisi altına alır, düşüncelerimizi etkiler ve yaşam şeklimize yön verir.  Bu olgu, medyanın insanlar üzerindeki etkilerinin genellikle derin olduğunu gösterdi. 

Medya, insanların davranışlarını ve olaylara karşı cevap verme şekillerini etkiler, ancak insanlar bunun farkında değildir.  Kısaca, medya hayatımızı yönetir. 

6 Eylül 2017 Çarşamba

ALKIŞLARLA DEĞİL LİKE'LARLA YAŞIYORUZ

Sosyal medya hayatımıza girdiğinden bu yana görsellik ön plana çıktı. İnsanlar, gerçek ve sanal kimlikleri arasında gelgitler yaşasa da, bu ayrımı sadece en yakınları bilebiliyor. Aynen televizyona çıkıp, konuşan uzmanların verdikleri akılların gerçekte kendilerinin ne kadar uyguladığını biz gazetecilerin bildiği gibi... 

İnsanlar sanal kimlikleri ile, daha zengin, daha başarılı, daha zayıf kısaca, çok mutlu olduğunun ispatını yapmaya çalışıyorlar. 1985 yılında kullanılmaya başlanan ve İngilizce, "kendi aralarında bağlantılı ağlar" anlamına gelen Interconnected Networks teriminin kısaltması olan Internet, yaklaşık 25 yıldır hayatımızda gelişerek ve değişerek yer alıyor. Ancak asıl sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile medyanın ve iletişimin tanımı neredeyse baştan yazıldı. Kişilerarası iletişimden ve geleneksel medyadan uzaklaşılmaya başlandı.

Hatırlayanlar olursa, internetin ilk kullanıldığı yıllarda rumuzlarla kimlikler gizlenirdi. Şimdilerde ise, insanlar isimlerini ve özel hayatlarını insanların gözüne sokmak için uğraşıyorlar. Takipçi ve like için... 

Böyle bir ortamda da sanal kimlikler ortaya çıktı. Televizyonda aslında olmadıkları kişiyi oynayanlar ve  insanlara akıl verirken, kendi hayatlarını yönetemeyen sözüm ona uzmanların yaptığını sanal dünyada birçok kişi uyguluyor. 

Sanal kimliklerde de olduğundan farklı görünme telaşı sarıyor. Bunun içinde daha çok kişi tarafından takip edilmek ve beğeni almak için kendileriyle yarışa giriyor. -mış gibi hayatların ortaya çıkmasıyla da insanların farkında olmadan psikolojileri bozulabiliyor. Sanal kimliğin etkisine kapılıp, gerçek kimliği yaşarken değersizlik ve yetersizlik hisleri de oluşabiliyor. 

Diğer insanlarla rekabete girip, olmadığı biri ve yaşamadığı hayatın oyununu sahnelemeye çalışmak ise yoruyor. Sosyal medyada trend olan ürünleri alıp sergilemek, herkes tatilde diye çoğunluğa uyma psikolojisinden uzak durmak önemli. Bu durumun psikolojik bilançosu henüz bilinmiyor. 

Sosyal medyayı ne için kullandığınızı mutlaka düşünün! Bu bir iletişim aracı, hayat amacınız değil! 

Sanal mutlulukların ve like'lık heyecanların hayatınıza dönüşmeden önce aklınızda olması gerekenler:

  • Sosyal medyayı, hedefleriniz ve idealleriniz için kullanabilirsiniz. Bunda da özellikle, özel hayatınızın mahremiyetini korumanız çok önem taşıyor.
  • Özel hayat ile sanal hayatın ayrımında olun. 
  • Motive olmak istediğiniz konu ile ilgili paylaşımlarınızı artırın. İletişimin sanal hali de işe yarar. 
  • Hedeflediğiniz konuda yapılan çalışmaları blogunuzda yazın. İlerleyen zamanda bilgi birikimiz sizi bile şaşırtacak. 
  • Sosyal medya kullanımınızın iş hayatınızı da etkilediğini unutmayın. İş görüşmelerinden önce sosyal medya profilleriniz inceleniyor. 
  • Takip ettiğiniz sayfalar, sizin nasıl biri olduğunuzla ilgili ipuçları veriyor. 
  • Sanal dünyaya molalar verin. Takip ettiğiniz sayfalar arasında zamanınız kaybolmasın. 
  • Bu hayat sizin, eksi ve artıları ile hayatınıza sahip çıkın. Sanal dünyada hayatınızı yok etmeyin. Sanal kimlikler, gerçeklerine yakın olsun. 
  • Medya okuryazarlığı konusunda  bilginizi artırmak, hayat kalitenizi artıracaktır. 




5 Eylül 2017 Salı

SAĞLIK İLETİŞİMİNİN OLMAZSA OLMAZI

Televizyonun babası olarak anılan İskoç mucit John Logie Baird, 1926 yılında televizyonu icat ederek, hayatımıza görsel medyanın yer almasını sağladı. Türkiye’de ilk televizyon yayını, 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi stüdyolarından yapılır. Bu yayın sırasında ülkemizde sadece 10 evde televizyon vardır. TRT'nin yayın hayatına başladığı 1968'de televizyon haberlerini sunan ilk kişi Zafer Cilasun olur.  Türkiye’nin ilk özel kanalı ise, 1990 yılında hayatımıza girer.

Televizyon İzlemede Dünya Rekoru Bizde
Medya takip kuruluşu Ajans Press tarafından, televizyon izleme alışkanlıklarıyla ilgili yapılan araştırma sonuçlarına göre; Türkiye, dünya genelinde günlük televizyon izleme oranlarında 330 dakika ile dünya rekoru kırdı.

Televizyonlar artık dijital dünyanın içine taşınmaya başladı. Dizileri, filmleri, haberleri yeni medyadan takip ediyor ve geri bildirimde bulunabiliyoruz. Youtube, videoları çekmek bir iş alanı olurken, yakında Facebook TV ile bu girişimler farklı boyutlar kazanacak.

Sağlık ile ilgili programlara ve haberlere baktığımızda ise, bilgi kirliliği ortalığı sarmış durumda. İşin uzmanı olanlar medyadan uzak durup, korkarken; bunun önemini anlayanlar kanal kanal geziyor. Televizyondan beslenen bir toplum olarak, basın mensupları ile iyi iletişim kurmanın ipuçlarını öğrenmek bilim insanları için, akademik dergilerde yayınlanan makaleleri çok daha geniş kitlelere ulaştırabilir.    

Medya dünyası çok bilinmeyenli denklem gibi, şifreleri her an değişse de temeli hep aynı işliyor. Gazeteciliği bu anlamda bilim olarak görmek yanlış olmaz. Çünkü temeli psikolojiye, nörobilime, felsefeye ve iletişim kuramlarına dayanıyor.

Medya ile İlişkiniz Ne Durumda?
Medyanın önemine değinmişken, Richard Hayes ve Daniel Grossman’ın yazdığı Bilim İnsanının Medya Rehberi kitabından eğlenceli bir örnek vermek istiyorum.

Evliliklerini kurtarmaya çalışan hayali bir çift, bir odada tartışıyor olsun:
Adam: "Sana bir türlü ulaşamıyorum"
Kadın: "Deniyorum ama beni anlamıyor gibisin"
Adam: "Bir de anlaşılır bir dilde konuşsan"
Kadın: "Her şeyi en basite indirgememi bekliyorsun."
Şimdi, zihninizde "adam"ı bir gazeteci, "kadın"ı bir bilim insanı yapın.

"Gençler, biriyle çıkmaya başlamadan önce, nasıl flört edileceğini öğrenmek gerektiğini bilirler. Aynı şekilde, gazetecilerle konuşmadan önce de onların ilgisini nasıl çekeceğinizi bilmelisiniz" diyen Richard Hayes ve Daniel Grossman, gazeteciler ve bilim insanlarının ilişkisinin bundan farklı olmadığını söylüyor.

Bu noktada bilim insanlarından verimli ve akıcı bilim haberleri almak isteyen biz gazetecilerin kullandığı yöntemlerin eğitimini almak hayati önem taşıyor.

Sağlık Medya Lab Neden Önemli?
Bilim insanları ile medya arasında köprü olan “Sağlık Medya Lab”, mesajlarınızın farkındalık oluşturması ve güncel konular içerisinde farklılık yaratmasını sağlıyor. Haber değeri taşıyan içeriklerle medyada doğru zamanda doğru mecrada yer almak için, iletişim stratejisi oluşturmak gerekiyor.  

Sadece yaptıklarınızın ya da görüşlerinizin medyada yer alma olasılığını yükseltmekle kalmayıp, aynı zamanda bu haberlerin içerik ve verdiği bilgiler açısından da doğru olmaları şansını artıracak kararlar almanız önemlidir. Bilim insanlarının vermek istedikleri mesajları, topluma en yalın ve daha da önemlisi en doğru nasıl aktarabileceklerini sade dille anlatmaları gerekiyor.

Bilimsel Çalışmaları Habere Dönüştürürken
Güçlü içerikle, etkili bir medya planı hazırlama süreçleri, içeriğin doğru mecrada yer alması stratejik plan ile yapılabilir. Sağlıkla ilgili bilgileri gazetecilere anlatırken, dikkat edilecek önemli noktalar:

  •        Medya kuruluşunun hedef kitlesini öğrenin.
  •       Düşüncelerinizi sıraya koyun
  •       Soruları sınıflandırın.
  •        Sorular için iki dakika zaman olduğunu düşünün.
  •       Konu hakkında ne bilmek istendiğini anlayın.
  •       Okuyucuları ilgilendiren konulara değinin.
  •       Önem sırasına göre bilgi verin.
  •       Okuyuculara neyi mutlaka iletmek istediğinizi iyi belirleyin.


Günümüzde televizyon kanallarında bilinçsizce işlenen sağlık konuları ve konukları nedeniyle,  uzmanlara duyulan güven azaldı. Eğitimi olmadığı halde sağlık programlarında yer alan sözde uzmanlar yerine, sağlık habercileri ve gerçek uzmanlar olmalı. Çünkü sağlık haberlerinde yapılan bir hata birçok hasta ve hasta yakınının hayatını etkileyebilir.


Bir bilimsel çalışma ya da bir konu hakkında, gazetecinin bilim insanlarından kısa, net ve anlaşılır bir dille öğrenmesi gerekir. Bunun içinde bilim insanları ve uzmanlar, medyayı korkulu rüya olarak değil de, toplumun ve bilimin faydasına bir araç olarak görmesi önemlidir. Sağlık iletişiminin olmazsa olmazlarından en önemli yanı medyadır. 

4 Eylül 2017 Pazartesi

BAŞARMAK İÇİN YAŞANMAZ

Başarı sizin için ne ifade ediyor? Yaşam amacınız başarı odaklı mı? Başarısız olduğunuzda dünya başınıza mı yıkılır? 

Hatalardan öğrenilen tecrübeleri başarı olarak görmek önemlidir aynen Cicero'nun söylediği gibi; "Hata yapmak insana dairdir. Ama sadece budalalar aynı hatayı tekrarlamakta ısrar eder." 

Bu kadar katı bakmamalı aslında, hataları tekrarlayabiliriz de, sonuçta insanız. Hatta patinaj da yapabiliriz. Başarısız olup, hatalarımızın üst üste geldiği dönemleri de yaşayabiliriz. Başarı odaklı hayat yaşanmaz ki. 

Bir amaç uğruna yaşanır. İçinde umutlar yeşerten, mutluluk veren ve sonunda güzellikler sunan amaçları olmalı insanın. 

Hata yaptığında ya da başarısız olduğunda "canın sağolsun" diyebilmektir başarı. İnsanın değerini belirlemez başarılı olmak. Çünkü, başarı yıldızlı ve taçlı ödüllerde aranmamalı. 

Dürüst olduğu için yavaş ilerlemek de başarıdır. Karakteri ve prensibiyle hayata karşı dik durmak da başarıdır. 

Üretmek için bazen düşmek de gerekir. Bazen her düşüşten kalkış da bir başarıdır. 

İnsanlara yardım elini uzatıp, yaralarına merhem olmak da başarıdır. 

Bazen kaybetmek de başarıdır. Çünkü, her kaybediş, daha güçlü çıkmasını da sağlayabilir. 

İnsan kıymeti bilmek de başarıdır. Makamına, mevkisine ya da etiketine takılmadan insan olduğu için değer verilmesidir başarı. 

Sınavlardan derece yapmak, fiyakalı okullardan diploma almakla değeri ölçülmez insanın. Çünkü, neler ürettiğidir başarı. Beynini ne kadar kullandığı, hayatı nasıl gözlemlediği, neleri güzelleştirdiğidir başarı.

Yapılan hataları tekrarlayanların omzuna sevgiyle dokunup, "Olsun bir daha ki sefere" diyebilmektir başarı. 

İyilikleri gizli yapıp, güzellikleri paylaşıp, vicdanlı olmayı insanlığın bir parçası görmektir başarı. 

İhtiyaç olduğunda telefonun ucunda da olsa, yanında hissettirmektir başarı. 

İnsanları kandıranlara karşı dimdik durup, bilinçlendirmektir başarı...

Başarı hayatı amacına uygun yaşayıp, sen mutlu oldukça çevreni de aydınlatmaktır. Sınav sonuçları, fiyakalı unvanlar ya da insanları uyutan hikayelere bağlı değildir. İnsan olabilmek, insan kalabilmek zaten başlı başına başarıdır. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...