28 Nisan 2017 Cuma

RAKİPLERİYLE DEĞİL KENDİYLE YARIŞIYOR

20 yıllık iş tecrübesiyle birçok yeniliğe imza atan Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü Şevket On, sağlık sektöründe insanların hayat kalitelerini artırmayı hedefliyor. 

1997 yılında bilgisayar sistemleri mühendisi olarak Siemens’te işe başlayan Şevket On, pek çok farklı konumda görev aldıktan sonra ülke lideri oldu.

Profesyonel hayatındaki en büyük hedefi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıldönümünde Türk sağlık sistemine sunduğu hizmetlerle 300 bin kişinin hayatına ulaşmak.

“’Rekabette rakipleri düşünmek yerine, önümdeki işi nasıl daha iyi yaparım’ diye düşünmenin her zaman daha iyi sonuçlar ürettiğine inanırım” diyen Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü Şevket On ile ilham veren öyküsünü konuştuk.

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Profesyonel hayatımdan çok kısaca bahsetmek gerekirse, İzmir Atatürk Lisesi’ni ve ODTÜ Elektronik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdim. Lisans eğitimimin ardından burs aldığım TRT’de çalışmaya başlayarak iş hayatına adım attım. TRT’nin yeniden yapılanma sürecinden geçtiği o dönemde çok heyecan verici projelere katkı sağlama ve ilk yurtdışı deneyimlerimi kazanma şansı buldum. İlk birkaç yılın ardından bir yandan TRT’de çalışırken bir yandan da ODTÜ’de MBA’imi tamamladım.

İş hayatımın ikinci dönüm noktası ise 1997’de Siemens A.Ş. Sağlık Bölümü’nde işe başlamam oldu. Böylece şirketin önce mühendislik, sonra satış ve pazarlama bölümlerinde sürecek yolculuğum başladı. Son olarak, Siemens’in tüm dünyada sağlık bölümünü ayrı bir şirket olarak yapılandırmaya karar vermesini takiben Türkiye’deki şirketin kuruluş aşamalarını tamamlayarak, son iki yıldır Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürlüğü ve ayrıca Siemens Türkiye'de de İcra Kurulu üyeliği görevlerini yürütüyorum.

Özel hayatıma gelince, yine bir İzmirli olan eşimle ODTÜ’de MBA yaparken tanıştık. Ardından 1996 yılında evlendik; hayatı onlarsız düşünemediğim, bir kız, bir de erkek olmak üzere iki çocuğumuz var.

Nasıl fark yaratırsınız?
Bence en önemli konu otantik ve samimi olabilmek. Gerek iş hayatındaki ilişkilerde gerekse özel hayatta kendin olabilmek, düşüncelerini ve kendini olduğu gibi ifade etmek, yapay olmamak başlı başına bir fark yaratıyor.

Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Yenilgiler hayatın bir parçası ve öğrenme fırsatları. Sonunda önemli olan, en kısa zamanda tekrar ayağa kalkmak ve olumsuz sonuca yol açan kök nedenleri doğru analiz etmektir.

Sizin için para nedir? 
Parayı, ihtiyaçlarımızın karşılanması için gerekli bir araç olarak değerlendiriyorum. Ne daha fazlası ne de daha azı...

Kendinize hedef koydunuz mu? 
Sağlık alanında çalışmak insana olağanüstü bir tatmin duygusu veriyor. Yaptığınız her doğru iş, insan hayatının kalitesini arttırmaya doğrudan etki yapıyor. Benim hedefim de Türkiye’de iyileşmesine katkıda bulunduğumuz insan hayatı sayısını mümkün olduğu kadar arttırmak. 

Bugünlerde her gün yaklaşık 200 bin kişinin hayatını, Türk sağlık sistemine sunduğumuz sistem ve testler ile etkiliyoruz. Profesyonel hayatta şu andaki en büyük hedefim, bu sayıyı Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıldönümünde 300 bin kişiye çıkarmak.

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Çok basit: Zaman planımı kendim yaparım, planımı yaparken de önem verdiğim ve yapmaktan keyif aldığım her şeye, birlikte olmaktan mutlu olduğum herkese yeterli zaman ayırmaya özen gösteririm.


Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz? 
Rekabeti ülkemize ve toplumumuza daha iyisini vermek için gerekli görüyorum. Önemli olan, eşit şartlarda ve adil rekabetin sağlanmasıdır. Rekabette rakipleri düşünmek yerine, önümdeki işi nasıl daha iyi yaparım diye düşünmenin her zaman daha iyi sonuçlar ürettiğine inanırım.

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz? 
Spor benim hayatımdaki en önemli desteklerden birisi. Seyahatte olayım olmayayım, her gün en az 4 km koşarım. Eğer benim için yeni bir yerdeysem özellikle dışarda koşmaya çalışırım. Hafta sonlarında ise çocuklar ile yapmaya çalıştığımız basketbol maçları hayatta en keyif aldığım anlardan.

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Kaybetmeyi de kazanmak kadar olgunlukla karşılarım. Yenilgiler de zaferler de hayatın kaçınılmazları. Önemli olan, kazanmak için en iyisini, elinizden gelenin en iyisini ortaya koyup koymadığınızdır. 

Yenilgiden sonra bunu değerlendiririm; elimden gelenin en iyisini yaptım mı, neyi daha iyi yapabilirdim ya da bugün olsa nasıl hareket ederdim, ona bakarım. Bunu yaptıktan sonra da o olayı arkamda bırakırım, beni daha fazla meşgul etmesine izin vermem.

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Kaybetmek tabii ki kazanmanın yerine geçmiyor ve bazı önemli projeler olumsuz sonuçlandığında kısa süreli de olsa bir tatminsizlik duygusu yaşıyorum. 

26 Nisan 2017 Çarşamba

ÖRNEK HEMŞİRE HASTALARA ŞİFA DAĞITIYOR

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2015 yılı verilerine göre, Türkiye genelinde hemşire başına 515 kişi düşüyor. Yıllara göre kişi sayısı azalsa da sistemde yaşanan sorunlar çözüm bekliyor. Sağlık hizmetlerinde tedavi başarı oranlarında anahtar rol oynayan hemşireler, birçok hayata dokunuyor.  

Hastalara ve hasta yakınlarına yaklaşımı ile Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde sevilen ve örnek alınan Merve Hemşire, empati kurarak hastalara müdahale ettiğini söylüyor.   

Mesleğin toplum tarafından “doktor yardımcısı” algısının düzeltilmesi için yazılı ve görsel basında hemşirenin sağlık ekibinin bir üyesi olduğunun vurgulanması gerektiğini söyleyen Merve Arslan ile hemşirelerin mesleki sorumlulukları ve sorunlarını konuştuk. 

İdeal hemşire sizce nasıl olmalıdır?
Bence ideal hemşire; hasta ve hasta yakınlarıyla sağlıklı iletişim kurabilen, hastaların yaşam kalitesini arttırılmasında kendini hastanın tedavisine odaklayabilendir. Alanında kendini sürekli geliştirirken kazandığı bilgi ve deneyimlerini uygulamaya yansıtabilen, ekibiyle iş birliği içinde çözüm odaklı çalışabilen ve en önemlisi de daima güler yüzlü olması gereken bir sağlık çalışanı olmalıdır.

Hemşireler hasta ve hasta yakınlarıyla iletişimde nelere dikkat etmelidir?
Öncelikle bir hemşire hasta ve hasta yakınlarıyla iletişimde anahtar konumunda olmalıdır. Hastanın kendini rahat ifade edebileceği ortam koşullarını sağlamalıdır. Hasta ve hasta yakınlarına karşı empati kurmalı ve kullandığı ifadelerde anlaşılabilir olmaya dikkat etmelidir.

Hemşirelerin yaşadığı sorunlar nelerdir?
Her meslek hayatında çeşitli sorunlar olduğu gibi hemşirelik mesleğinde de bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. İş yükünün fazla olması, çalışma saatlerinin uzun olması, nöbet usulü çalışma sistemi, risk faktörünün yüksek düzeyde olduğu çalışma ortamı ve mesleğin toplum tarafından doğru algılanamaması gibi sorunlar baş göstermektedir. 

Sizce hemşirelik alanında neler geliştirilmeli?
Mesleki statünün güçlenmesi için toplumun kaliteli hemşirelik bakımını talep etmesi, bakım ihtiyaçlarını sadece hemşirelerden karşılayabileceğini bilmesi gerekir. Mesleğin toplum tarafından “doktor yardımcısı” algısını düzeltmek için yazılı ve görsel basında hemşirenin sağlık ekibinin bir üyesi olduğu vurgulanmalıdır.

Sağlıkta şiddet konusunda sizce ne gibi önlemler alınmalıdır?
Öncelikle bu gibi olumsuz durumlara karşı verilen yaptırımların caydırıcı olması gerekmektedir. Hasta ve hasta yakınlarının haklarının yanı sıra sağlık çalışanlarının da haklarının gözetilmesi gerekmektedir. Şiddete maruz kalan sağlık personelini korumaya yönelik acil durum planları yapılmalı ve personeller şiddet konusunda eğitime tabi tutulmalıdır. Ayrıca, bana göre en önemli alınması gereken tedbirden biri de şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarının hangi yönde ve hangi nedenlerden dolayı şiddet gördüğünün tespit edilmesi ve bununla ilgili çalışmalar yapılarak bir sonraki şiddet olaylarının önüne geçilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.

25 Nisan 2017 Salı

ENGELLİ İSTİHDAMINDAKİ ENGELLER KALKIYOR

Türkiye nüfusunun yüzde 12'sinin engelli olduğunu, bunun da 9.6 milyon kişiye karşılık geldiğini belirten Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hülya Kayıhan, hedeflerinin engellileri istihdamda ihtiyaç duyulan personellere dönüştürmek olduğunu söyledi. 

Kayıhan, “Cezalar ve kotalar nedeniyle engelliler zorunlu olarak işe alınıyor, sonra da işyeri uygun olmadığı için ya da işe yaramayacakları  düşünülerek, ‘Evinden çıkma, maaşını ödeyelim' deniyor. Biz şimdi engelliyi ve işyerini inceleyeceğiz. İşyerinde de küçük değişiklikler yaparak uygun çalışma ortamı sağlayacağız” dedi.

AB desteğiyle yürütülen Engelli Bireylerin İstihdam Edilebilirliğinin Artırılması için Teknik Yardım Projesi ile Türkiye'de ilk kez engellilere iş hayatlarında psikolojik ve fizyolojik destek sağlanacak. Uluslararası Mesleki Rehabilitasyon Sempozyumu,  kamu ve özel sektör temsilcilerinin katılımı ile Antalya'da gerçekleştirildi. 

Türkiye'nin engelli istihdamındaki en önemli sorun
Mesleki Rehabilitasyon Merkezi’nin yurt dışında pek çok ülkede olduğunu ve diğer ülkelerdeki farklı mesleki rehabilitasyon merkezlerine ziyaretler aracılığıyla bu merkezin içeriğinin oluşturulduğunu dile getiren Kayıhan, Türkiye'nin engelli istihdamındaki en önemli sorunlarının çözümü için büyük adım atıldığını belirtti.  Rehabilitasyon merkezlerinde engellilerin kol ve zihin kasları çalışacakları işe uygun olarak güçlendirileceğini söyleyen Kayıhan, iş yerlerinde engellilere en uygun iş belirleneceğini, bu sayede üretim ve verimlilik sorununun ortadan kalkacağını dile getirdi.  

Engellilere balık tutmasını öğretecekler
Türkiye'de engelli istihdamı için kamu ve özel sektörde kotalar ayrıldığını kaydeden Kayıhan, ancak engellilerin işe önceden hazırlanmaması, fiziki ve psikolojik yönden güçlendirilmemeleri nedeniyle istihdam edilemediklerini, çalışanlardan ise verim alınamadığını söyledi. Türkiye'de ilk kez uygulayacakları yeni yöntemle engellilere sıkça kullanılan bir deyimdeki gibi “balık vermeyip, balık tutmalarını” öğreteceklerini belirten Kayıhan, şunları söyledi: “Engellilere çalışacakları iş ve meslekle ilgili ihtiyaç duyacakları fiziki gücü kazandıracağız. Örneğin seramik işi yapan engellinin güçlü kol kasına ve hafızaya ihtiyacı var. Merkezimizde teknik personelle bu donanımı sağlayacağız. Sonuçta verim artacak, patronlar için de ihtiyaç duyulan personele dönüşecek.” 

Engelli istihdamındaki önemli sorun
Projenin, engellilerin çalışma kapasitesini, öz yönetim ve toplumsal katılım becerilerini geliştirerek istihdam edilebilirliklerini artırmaya katkıda bulunmayı amaçladığını kaydeden Kayıhan, "Türkiye'de pek çok engelli çalışma kapasitesi olmadığı için değil bunları ortaya çıkarma konusunda gerekli öz yönetim becerilerini yeterince kullanamadığı için istihdamda sorun yaşıyor" diye konuştu.


24 Nisan 2017 Pazartesi

İLK 1000 GÜN HAYATIMIZI ŞEKİLLENDİRİYOR

İnsan yaşamında ilk 1000 günün önemine dikkat çekmek ve bu hayati konuda çok daha bilinçli bir toplum yaratmak amacıyla her yıl Nisan ayında gerçekleştirilen “Geleceğin Ayak İzleri – İlk 1000 Gün Zirvesi”nin 2’ncisi düzenlendi. Yoğun katılımla gerçekleşen zirvede, uzman konuşmacıların katılımıyla aşıların değeri, önemi ve aşı takvimi, anne sütünün önemi ve ek gıdalara geçiş süreci, anne bebek beslenmesi, bebek bakımı ve hijyen, ebeveynlerin fiziksel ve ruhsal sağlığı konularını ele alan geniş bir perspektifle anne ve bebek sağlığı mercek altına alındı.

Sosyal medyada 3 milyon etkileşim gerçekleştiren zirve, online canlı yayında 15bini aşkın kişi tarafından izlendi. Zirve Başkanı Şebnem Öğredik Çavuşoğlu, sorularımı yanıtladı.

İnsan yaşamında ilk 1000 günün önemi nedir?
Hamileliğin ilk gününden bebeğin 2 yaşına kadar olan dönemine “ilk 1000 gün” diyoruz. İlk 1000 günde bebekler hiçbir dönemde olmadığı kadar hızlı büyür ve zihinsel kapasitelerinin önemli bir kısmına ulaşır.  Hayatın ilk 1000 gününde, uzun dönemde çocuğun hatta erişkinin sağlığını etkileyen bazı durumları engellemek veya azaltmak mümkündür. Bu dönemde gebelik ve doğum sonrası bebeğin beslenmesi, bebeğin fiziksel, ruhsal, zihinsel ve motor gelişimi çok önemli. İlk 1000 Gün konusunda özellikle ebeveynlerin son derece bilinçli ve duyarlı olması gerekiyor. Çünkü İlk 1000 gün birçok bakımdan hayati önem taşıyor.

Mottomuz ‘gelecekten sorumluyum’. İnsan hayatının İlk 1000 gününde fayda yaratmayı misyon edinmiş olan, ulaşabildiğimiz, bize ulaşabilen her markayı, kurumu ve kuruluşu İlk 1000 Gün Zirvesi ile buluşturabilmek ve her geçen gün bu proje ile sesimizi daha çok kişiye duyurmak ve daha fazla yaşama dokunmak için çıktığımız bu yolda, amacımız İlk 1000 gün kavramının toplumsal olarak benimsenmesi. Çünkü inanıyoruz ki, daha güzel yarınlar ve sürdürülebilir sağlıklı bir gelecek için öncelikle insan hayatının bu döneminde bir bebeğin yaşamına dokunan herkesin üzerine düşen bir sorumluluğu var. Sağlıklı nesillerin geleceği için ben ‘gelecekten sorumluyum’. Hepimiz sorumluyuz.

Toplumumuzun mental ve bedensel refahı yüksek bireylerden oluşumuna katkıda bulunmak adına yola çıktığımız Gelecekten Sorumluyum Platformu olarak, çalışmalarımızı bu yönde sürdürürken, toplumun bu ihtiyacını farkeden gelecek vizyonu ve toplumsal sorumluluğu olan kişilerin, markaların, kurum ve sivil toplum kuruluşlarının ortaya koyduğu projelerin ve ayırdığı kaynakların çok ciddi bir potansiyel olduğunu keşfettik. En iyiyi ortaya koymak için bu platformda dünyadaki örneklerinden ilham aldık ve global markalar, vizyoner kişiler ve sosyal değişim bilinci olan kurumların katkılarını önemsedik ve önemsemeye devam edeceğiz.

Neden böyle bir toplantı yapıyorsunuz?
Anne olduğum ilk günden itibaren, farkında olduğum ve içimde burukluk yaratan en önemli şey, kendi küçük dünyam dışında, dokunamadığım yerlerde bir şeylerin hep ters gidiyor olduğuydu. Görmezden gelmek, şikayet etmek, bir şeyler yapmaktan vazgeçmek ya da kabullenmek yerine, bir deniz yıldızı yaratmak ve bu deniz yıldızını denize kavuşturmak gerekliliğinin benim için bir sorumluluk olduğunu ve bu sorumluluğu hayata geçirmek için derin bir tutku duyduğumu fark ettim.

Geleceğin Ayak İzleri - İlk 1000 Zirvesi böyle bir sorumluluğun tutkuya dönüşme hali aslında. Kendi iç yolculuğumda bunun yaşam amacım olduğunu keşfetmem, bu keşfimi projelendirmem ve bu projeyi hayata geçirmemle doğdu. Bir anne olarak kendi çocuğum için en iyisini düşünür, planlar ve hayata geçirirken, kızım Alara dışında dokunabildiğim her çocuğun hayatını değiştirmek için “İlk 1000 Gün”de yaşadığı her şeyin sonraki yaşantısında etkisi olduğunu ebeveynlere, günde birden fazla bebeğe ulaşan profesyonellere ve aslında toplumun tümüne anlatarak yola çıkmaya karar verdim.

Zirveyi annelere annelik serüveninde yalnız olmadıklarını hissettirmek ve daha bilinçli bir annelik dönemi yaşamalarına destek olmak. Alanında uzman kişilerden öğrenilmesi gereken bilgilerle, bireylerin ilk 1000 günü daha güvenli yaşamalarına olanak sağlamak. Ebeveynler, uzmanlar, markalar, kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek ilk 1000 gün dönemindeki anne ve bebek sağlığına dikkat çekmek. İlk 1000 günün önemi hakkında farkındalık yaratan kişi ve kurumları ödüllendirmek amacıyla düzenliyoruz.

Kimler katılıyor?
İlk 1000 Gün Zirvesi ebevenyler, meslekleri gereği anne ve bebeklerle ilgilenen profesyoneller, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, etkileşimi yüksek sosyal medya kullanıcıları ve medya mensuplarına yönelik bilgilendirme amaçlı bir sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçiriliyor. Zirvenin katılımcılarını da bu kesimler oluşturuyor.

Konuşmaları ve konuları neye göre belirliyorsunuz? Her yılın farklı konsepti var mı?
İçeriği her yıl daha geliştirerek ve zenginleştirerek oluşturuyoruz. Bu yılki zirvemizde uzman konuşmacıların katılımıyla aşıların değeri, önemi ve aşı takvimi, anne sütünün önemi ve ek gıdalara geçiş süreci, anne bebek beslenmesi, bebek bakımı ve hijyen, ebeveynlerin fiziksel ve ruhsal sağlığı konularını ele alan geniş bir perspektifle anne ve bebek sağlığı mercek altına alındı.

Toplantıda aşılar ve anne bebek beslenmesi ile ilgili özellikle dikkat çektiğiniz noktalar nelerdir?
Bu önemli konular hakkında uzmanların katılımıyla bilimsel oturumlar, paneller düzenledik. Uzmanlarımız program akışı içinde gün boyunca sunumlarını gerçekleştirerek bilgilendirme yaptılar.


23 Nisan 2017 Pazar

HABERLERİ “TEYİT” EDİN

Türkiye, haberi internet üzerinden alan ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer alıyor. İnternetin bilgi çöplüğüne dönüştüğü günümüzde okuduğunuz haberlerin doğruluğundan emin olmadan hayatınıza uygulamayın ve paylaşmayın. 

Gazeteci Mehmet Atakan Foça’nın öncülüğünde kurulan teyit.org sitesi, eleştirel düşünceyi yaymayı ve Türkiye’deki yalan haber sorununu çözmeye bir katkı sağlamayı hedefliyor. 

Öncelikli olarak yanlış haber yayılımını engelleyerek sosyal medya kullanıcılarının doğru bilgiye erişimini sağlayan Teyit.org ekibi ile çalışmaları ve hedeflerini konuştuk.  

Teyit.org nedir?
Teyit.org, haber kaynağı olarak interneti kullanan kişilerin, doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için kurulmuş bir platform. Sosyal medyayı tarıyor ve şüpheli gördüğümüz haberlerin doğruluğunu, yanlışlığını tespit etmeye çalışıyoruz. Mehmet Atakan Foça kendi çabalarıyla iki senedir bu işi yapmaya çalışıyordu ve sonrasında bir ekip çalışmasıyla teyit.org ortaya çıktı. Yayın hayatına 26 Ekim’de başladı. Ama site için toplantılar daha öncesinde başlamıştı.

Neden kuruldu?
Sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte, insanlar internet üzerinden haber alma alışkanlığı da edindi. Ama bundaki en önemli neden, insanların medya kuruluşlarına duyduğu güvenin azalması oldu. 

Türkiye, haberi internet üzerinden alan ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer alıyor. Medya kuruluşları sosyal medyanın hızına yetişmeye çalışırken okurların güvenini de yitiriyor. Ancak sosyal medyada herkes bir bilgi üretip bunu dolaşıma sokabiliyor. Bu yüzden de yanlış ya da yalan haber de çok fazla yayılabiliyor. Bunların bir kısmı bilinçli ve propaganda amaçlı olurken bazıları bilinçsiz bir şekilde yayılan haberler ve bilgiler oluyor. 

Medya kuruluşlarının ve sosyal medya kullanıcılarının bir yalanı ve yanlış bilgiyi daha fazla yaymasının önüne geçebilmek için kurulduk diyebiliriz özetle. Ama en önemlisi sosyal medya kullanıcılarının karşılarına çıkan her bilgiden şüphe etmelerini sağlamayı amaçlıyoruz. Eleştirel düşünceyi yaymak ve Türkiye’deki yalan haber sorununu çözmeye bir katkı sağlamak istiyoruz.

Haberlerin doğrulanması neyi sağlıyor?
Özellikle kriz anlarında insanlar duygusal hareket ederek haber paylaşabiliyorlar. Bu da yalanın daha çok yayılarak korku ve travmanın katlanarak artmasına neden oluyor. Bir yerde patlama yaşandığında sosyal medya kullanıcıları paylaşım yapmadan önce daha sakin kalmaları gerektiğini, bazı haberlerin yanlış olabileceğini görüyor. Bunun önemi de bir sonraki benzer kriz anında bir haberi paylaşırken yanlış olabileceğini düşünerek haberin doğrusuna ulaşmayı bekliyor diyebiliriz. 

Yanlış fotoğraf kullanımı nedeniyle masum insanların hedef gösterildiği durumlarda bu işi neden yapmamız gerektiğine olan inancımız artıyor. Ama en önemlisi yapmaya çalıştığımız iş, kutuplaşmış bir toplumda insanlara her gördüğü habere ve bilgiye inanmamasını sağlayıp bu kutuplaşmanın daha da derinleşmesini önlemeye yarıyor.

İnsanlar sizi neden takip etmeliler?
Herkesin takip ettiği, haberlerin doğruluğu için başvurduğu bir site olmak hedefimiz. Ama bizim öncelikli amacımız yanlış haber yayılımını engellemek. Sosyal medya kullanıcılarının doğru bilgiye erişimini sağlamak. Ayrıca insanları eleştirel düşünmeye, aldıkları haberleri, bilgileri, ellerine geçen belgeleri sorgulamaya yöneltmek. Yalan haberin yayılmasına dair bir kaygı taşıyan herkes bizi takip etmeli. Sitemizde yer alan “doğrula” başlığı altında da elimizden geldiğince yalan haber sorununa ilişkin yazılar, makaleler yayınlamaya ve bunların çevirisini yapmaya çalışıyoruz. Yalan haberlerin yaygınlaşmasını istemeyen, gerçekleri okumak isteyen ve medya kuruluşlarının yaptığı yanlış haberlerin gazeteciliğe verdiği zarardan rahatsızlık duyanlar bizi takip edebilirler.

Haberleri doğrularken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Gazeteler, internet siteleri ve sosyal medyada gündeme gelmiş konuları, haberlerin taramasını yapıyoruz. Aynı zamanda okurların gönderdiği şüpheli haberler ile yaygın olarak doğru bilinen yanlışlar ve şehir efsaneleri de bu taramanın kapsama alanı içerisinde. 

WhatsApp ihbar hattımız da bulunuyor. Virallik (yaygın olma), önem ve aciliyet diye üç kriterimiz var. Önümüze gelen şüpheli haberleri bu kriterlere göre sıralıyoruz. Şüpheli haber belirlendikten sonra ilk yaptığımız haberin kaynağına ulaşmaya çalışmak. Temel gazetecilik metotlarını kullanıyoruz. Bunun yanı sıra özellikle fotoğraf ve video doğrulaması yaparken dijital araçlardan ve yazılımımızdan faydalanıyoruz. 

Yaptığımız araştırma sonucunda somut verilerle bir analiz hazırlıyoruz. Analiz, verilerin gösterdiği kadarıyla iddiayı ne kadar doğrulayıp, ne kadar yanlışlayabildiğimizi anlatan bir metin. Bu metni mümkün olduğunca basit bir dilde, edindiğimiz tüm verileri ve olguları kapsayacak şeffaflıkta yazmaya özen gösteriyoruz.

Yalan haberlerin yapılmasının nedeni ve amacı nedir?
Ülkenin içerisinde bulunduğu kutuplaşma, yalan haberlerin yayılması için çok uygun. Aslında tüm dünyada yalan haber sorunu tartışılırken toplumların kutuplaştığı dönemler örnek gösterilebilir. 

Hakikat-sonrası dönem ve yalan haber sorunu öncelikle Brexit ve ardından Trump’ın kazandığı ABD Başkanlık seçimleriyle daha çok gündeme geldi. Bazı yanlış haberler bilinçli olarak yaygınlaştırılıyor. Buradaki amaç sosyal medya kullanıcılarının duygularını harekete geçirmek ve gerçeklerden uzaklaştırarak karar alma süreçlerine de etkide bulunabilmek.

Ancak bunu her sosyal medya kullanıcısı için söylemek doğru olmaz. Sosyal medya kullanan yurttaşlar bilmeden, o durumun heyecanıyla ya da kızgınlıkla bir bilginin doğru olup olmadığından emin olmadan da yalan haber paylaşabiliyor. Bunun önüne geçmek için bir paylaşım yapmadan önce sakin olmak, bilgiyi sorgulamak ve mümkünse başka kaynaklardan da teyit etmeye çalışmak gerekiyor.

Medya kuruluşları sizce doğru haber yapmak için nasıl bir yol izlemeli?
Gazeteciliğin en temel prensiplerinden biri olan kaynağa ulaşma konusuna biraz daha dikkat edildiğinde aslında yalan ve yanlış haber konusunun büyük oranda çözülebileceğini söylemek mümkün. Çünkü yanlış haberlerin çoğu büyük medya kuruluşları tarafından da paylaşılıyor. Bunun önüne geçebilmek öncelikli bir durum. İkincisi yanıltıcı başlıklar ve içerikler yayınlayarak sosyal medya kullanıcılarını yanlış yönlendirmemeleri gerekir.

Yabancı medya kuruluşları kendi bünyelerinde fact-checking yapan ayrı birimler kurdular belki yakın bir gelecekte olmasa da Türkiye’deki medya kuruluşları da böyle bir yöntem izleyebilir ve doğru bilginin yayılması konusunda harekete geçebilirler. Kısa vadede ise doğrulama konusunda bünyesinde çalışan muhabir ve gazetecilere eğitim vermeleri bir öneri olabilir.

Sizce gazeteciler medya okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi mi?
Büyük bir çoğunluğu iyi birer medya okuryazarı değil dersek yanlış olmaz sanıyorum ki. Bu konuda her gazetecinin ve her medya kuruluşunun eğitim alması gerekli. Belki de bu kadar yanlış bilgi yayılmasının nedenlerinden birisi de gazetecilerin iyi birer medya okuryazarı olamaması diyebiliriz.

Reyting uğruna yanlış haber yapılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Yanıltıcı ve son dakika başlıklarıyla haberlerin içeriğinden bağımsız bir şekilde sunulması en büyük sorunlarımızdan birisi. Haberin devamını okumayan birisi çoğunlukla konuyu atılan başlığıyla birlikte hatırlıyor ve bilginin yanlış yayılmasına neden oluyor. Bunlara clickbait haber deniliyor. Türkiye’de tüm haber sitelerinin bunu bir kere bile olsa yapmış olduğunu görmek mümkün. Ama herkesin zamanla yarışarak yaşadığı ve bulabildiği sınırlı zamanda sosyal medya platformlarından haber almaya çalıştığı bir ortamda bu tür başlıklar kullanıcıları yanıltıyor.

Bazen insanların hayatını riske sokacak, onları korku ve paniğe sürükleyebilecek haberlerin reyting için yapılması gazetecilik anlamında çok önemli bir etik tartışma zaten. Bu etik sorun bir de yalan haber sorunuyla birleştiğinde ciddi sorunlara neden oluyor ve insanların haber alma hakkının önüne geçilmiş oluyor. Basın ise kendi denetleme görevini unutmuş oluyor. Denetlenmesi gereken bir şeye dönüşüyor. Gazeteciliğin en temel prensiplerine geri dönmesi şu an haber okuyan kişilerin medyadan en asgari beklentisi.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...