27 Aralık 2014 Cumartesi

GEBELİK ŞEKER ÖLÇÜMÜ YAPILMALI MI?

Gestasyonel gebelik ile ilgili son dönemlerde tartışmalar yapılıyor. Peki, Amerika’da durum ne? Hangi durumlarda bu test yapılıyor? Amerika Mayo Clinic Tıp Fakültesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Bölümü öğretim üyesi Dr. Halis Kaan Aktürk, merak edilen soruları yanıtladı.

Son dönemlerde çok fazla tartışmaya yol açan bazı açıklamaların ardından, gebelerin yaşadığı kafa karışıklığını alanında uzmanlardan bilimsel açıklamalarla aydınlatacağız. Amerika Mayo Clinic Tıp Fakültesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Bölümü öğretim üyesi Dr. Halis Kaan Aktürk, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Gestasyonel Diyabet (Gebelik şekeri)  tanısı için dünya genelinde kabul edilen ortak bir görüş bulunmamaktadır. Bu konuda farklı ülkelerde uygulanan farklı ancak benzer testler bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ACOG, ADA, Endocrine Society ve Uluslararası Diyabet ve gebelik çalışma grubu ( IADPSG) farklı zamanlarda benzer kılavuzlar yayınlamış ve gebelik sürecindeki yüksek kan şekerinin anne ve bebek üzerindeki etkilerini araştırmıştır.

“Gebelikte Oluşan Her Diyabet, Gestasyonel Diyabet Olarak Adlandırılmaz”
Amerika Kadın Hastalıkları ve Doğum Doktorları Derneği (American College of Obstetricians and Gynecologists, ACOG),  ve Amerika Diyabet Derneği (American Diyabetes Association, ADA) gestasyonel diyabet için farklı testler ve tanı kriterleri önermektelerdir.

Diyabet tanısı için şu anda uluslararası kullanılmakta olan, ADA’nın tavsiyeleri:
1-HbA1c’nin yüzde 6.5 ya da daha fazla olması
2-Açlık kan şekerinin 125 mg/dl ya da daha fazla olması
3-Herhangi bir zamandaki kan şekerinin 200 mg/dl ya da daha fazla olması

Bu tanı kriterlerinden herhangi birinin en az 2 kere farklı zamanlarda pozitif olması yada bu kriterlerin birden fazlasının pozitif olması ile diyabet tanısı konulur. Bu kriterler tüm gebelik sürecinde de geçerlidir. Gebelikte oluşan her diyabet, gestasyonel diyabet olarak adlandırılmaz. Gestasyonel Diyabet tanısı önceden diyabet tanısı almamış hastalarda şeker yükleme testi sonucu, ölçü alınan kriterlere göre pozitif olan hastalar için kullanılır. Eğer gebelikteki herhangi bir zamanda bu tanı kriterlerine uyan hasta olursa gestasyonel diyabet değil, diyabet tanısı alır.

ADA, 24. ve 28. Haftalar Arasında Glikoz Yükleme Testini Öneriyor
Gestasyonel diyabet tanısı için 24. ve 28. haftalar arasında;
ADA 75 gram glukoz yükleme testini önermektedir.
Aşağıdaki tanı kriterlerinden herhangi birinin pozitif olması halinde tanı konulur.
1- Açlık kan şekerinin 92 mg/dl yada daha fazla olması
2. 1. saatte kan şekerinin 180 mg/dl yada daha fazla olması
3- 2. Saatte kan şekerinin 153 yada daha fazla olması
ADA tüm gebelere 24. ve 28. haftalar arasında 75 gram glikoz yükleme testini öneriyor.

ACOG, 24. ve 28. Haftalar Arasında Glikoz Yükleme Testi Öneriyor
Amerika Kadın Hastalıkları ve Doğum Doktorları Derneği (ACOG) ise gestasyonel diyabet tanısı için 24. ve 28. haftalar arasında 100 gram glikoz yükleme testi önermektedir.
ACOG göre ise bu tanı kriterlerinden herhangi ikisinin pozitif olması halinde tanı konulur.
1- Açlık kan şekerinin 95 mg/dl yada daha fazla olması
2. 1. saatte kan şekerinin 180 mg/dl yada daha fazla olması
3- 2. saatte kan şekerinin 155  mg/dl yada daha fazla olması
4- 3. saatte kan şekerinin 140 mg/dl yada daha fazla olması

ACOG, eğer gebelerde şu şartların tümü varsa, bu testin gerekli olmadığını tavsiye etmektedir:
1- 25 yaşın altında olmak
2 -Gebelikten önce normal kiloda olmak
3 -Gestasyonel gebelik riskinin düşük olduğu bir etnik gruba dahil olmak
4 -Birinci derece akrabalarında diyabet bulunmamak
5 -Önceden anormal kan şekeri saptanmamış olmak
6 -Önceki gebeliklerinde sorun yaşamamış olmak
7 -Önceki gebeliklerinde yaşına göre büyük bebek doğurmamış olmak

Endocrine Society, ADA Kılavuzundaki Tavsiyeleri Destekliyor
Amerika’nın önde gelen Endokrin otoritesi olan, Endocrine Society ( Endokrin Derneği) 2013 yılında doktorlara yönelik tavsiye niteliğinde yayınladığı diyabet ve gebelik kılavuzunda gebelikte kan şekeri kontrolünün önemini vurgulamış, ADA kılavuzundaki tavsiyeleri desteklemiştir.

“Glikoz Yükleme Testinin Anneye ya da Bebeğe Zarar Verdiğine Dair En Ufak Bir Bilimsel Kanıt Bulunmamaktadır”
Gebelikte diyabet ve artan kan şekerinin anne ve bebek üzerindeki etkilerini araştıran en büyük bilimsel çalışma 25 binin üzerinde gebe kadın ile 9 ülkede yapılan HAPO (Hyperglycemia and Adverse Pregnancy Outcomes- Yüksek kan şekerinin gebelikteki olumsuz etkileri) çalışmasıdır. 2008 yılında en saygın tıp dergilerinden biri olan NEJM ( New England Journal of Medicine)’da yayınlanmıştır. Bu çalışmada kan şekerinin 92 mg/dl ya da daha fazla olduğu gebeliklerde gestasyonel yaşa göre, bebek büyüklüğünün (LGA) 1.75 kat daha fazla olduğu gösterilmiştir.

75 gram ya da 100 gram glikoz yükleme testinin anneye ya da bebeğe zarar verdiğine dair en ufak bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Gestasyonel diyabet sezaryen doğum riskini, erken doğum riskini, gebelikte tehlikeli bir durum olan yüksek tansiyon ( preeclampsia) riskini artırmaktadır.”

26 Aralık 2014 Cuma

GİZLİ KAPAKLI ŞEYLERİ ÖĞRENMEK İSTER MİSİNİZ?

Gizli Kapaklı Şeyler kitabının yazarı Jinekolog Terapist Op. Dr. Gökçen Erdoğan, Kadınların gizli kapaklı dünyasına bir uzman gözüyle dokunduruyor, ikili ilişkilerin en gizli ve en konuşulmayan cinselliğe dair sırlarını gerçek hikayelere tanıklık ederek anlatıyor. 

Yalnız olduğunuzu düşündüğünüz bir konuda aslında hemen herkesin sorunları olduğunu fark edip kendinize yeni bir yol çizebilme imkanı sunan Gizli Kapaklı Şeyler kitabı ile bakış açınız değişecek.  Bir ilişkinin ana damarlarından birini oluşturan cinselliğin konuşulmayan ve mahrem olarak kabul edilen  konuları kapsayan bu kitapta, başka insanların hayatında nasıl yenilikler olduğunu örneklerle anlatan Jinekolog Terapist Op. Dr. Gökçen Erdoğan,  “Kişileri ve olayları kınamadan, kendi koşulları içinde değerlendirerek ve elbette anlamaya odaklanarak yaklaşılmalı. Ve size bir şey söyleyeyim mi; işin uzmanı değilseniz bir yere kadar yaklaşılmalı. Bazen ne çekiyorsak yanlış akıl hocalarından çekiyoruz. Dertleşmek paylaşmak ve destek olmakla doktor olmayı karıştırmamak gerek” dedi. 

Jinekolog Terapist Op. Dr. Gökçen Erdoğan, Gizli Kapaklı Şeyler kitabı ile ilgili soruları yanıtladı.

Gizli kapaklı şeyler nelerdir?
Her hayatta, her kişinin yaşamında, herkese anlatılması mümkün olmayan, bazen kendi isteğimizle kendimize sakladığımız, bazen mecbur hissedip içimize attığımız şeyler vardır. Şanslıyım ki anlatmak, paylaşmak için beni seçen insanlar var, ben onların öykülerine, yaşanmışlıklarına dokunmaktan keyif alıyorum. Yaralarını sarıyoruz, derine iniyoruz. İşte Gizli Kapaklı Şeyler, o gerçek öyküler daha fazla kalbe ulaşsın dokunsun diye yazılanlar. Hüzün, mutluluk ve gerçeklik karışımıdır.

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Herkes kendini yalnız sanıyor. Yalnızca kendi başına geldi, dünyada bir örneği daha yok, acısı büyük ve baş edilmez sanıyor. Oysa tüm acılarla baş edilir, tüm sırlar saklanırken de paylaşılabilir. Çaresizlik boyunu aşacak sanıyor herkes. Aşmadığını görsünler diye var oldu Gizli Kapaklı Şeyler.


Sağlıklı cinsel yaşamın rehberi var mı?
Elbette var. Genel kuralların ve bilinmesi gerekenlerin yanında bir de kişiye özel rehberi var üstelik. Çünkü cinsel yaşamın sağlığı, keyfini de barındırır, bunlar bir bütün. Eşe dosta, konuya komşuya sormakla, bin nasihat işitip bin yol bulmakla yoluna girmez işler. Bilene sormalı, bileni okumalı herkes.

Kitapta anlattıklarınız çok üzücü ancak yaşanmış olaylar, peki bu insanlara nasıl yaklaşılmalı?
Kınamadan, kendi koşulları içinde değerlendirerek ve elbette anlamaya odaklanarak yaklaşılmalı. Ve size bir şey söyleyeyim mi; işin uzmanı değilseniz bir yere kadar yaklaşılmalı. Bazen ne çekiyorsak yanlış akıl hocalarından çekiyoruz. Dertleşmek paylaşmak ve destek olmakla doktor olmayı karıştırmamak gerek.

Cinsellik, gizli kapaklı mı kalmalı yoksa konuşulmalı mı?
Konuşulmalı. Ancak mesele şu ki cinselliği de böbrek üstü bezleri gibi konuşmalıyız, göz muayenemiz gibi, hafta sonu planı gibi. Sürekli gülüşerek konuştuğumuz bir şeyin ciddiyetine ve dahası normalliğine hangi ölçüde inanmış olabiliriz ki? Ama inanmalıyız.


Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
İlk günden beri çok iyi tepkiler alıyorum. Herkesin etrafındaki ya da içindeki biri var o kitapta. Gerçek insanlar var, değişik gelen ama bizden olan insanlar. Gerçek ve samimi olan her şeyin olumlu tepkiler alacağından emindim zaten, öyle de oldu. Bir sürü kadın, o kitapta içini açtı. Karşılığını da ilgiyle aldılar.

Mutlaka herkesin okuması gereken kitap, müzik ve film sizce hangisi?
Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı okunmazsa büyük kayıp olur. Rembetiko da filmini izlerken bir yandan da müziğine vurulacağınız bir kadın hikayesi, kaçmamalı. Müjde Ar'ın hemen bütün filmleri ama özellikle Teyzem. O kadar çoklar ki aklıma gelen birer örnek vereyim istedim.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
Sağlık haberlerinde yalınlığa ve umuda önem veriyorum. Çözümü işaret etmeyen bir sağlık haberi, ne kadar şaşırtıcı olursa olsun havada kalıyor. Çünkü ihtiyacımız olan şey, daha iyi olacağımıza inanarak yola çıkmak. Halkın anlayacağı dilde yapılmayan haber ve programları da amacına ulaşmamış sayıyorum.


Türkiye’deki bu alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kadın hastalıkları, insanlığın daima ilgisini çekmiştir, keza doğum da öyle. İlgimiz yüksek ama bilincimiz düşük diyelim. Fakat her geçen gün daha iyiye gitmesi için çabalıyoruz elbette. Cinsel terapi alanına gelince, sanki iki adım ileri bir adım geri gidiyor gibiyiz. İlerleme her alandakinden zorlu oluyor. Ancak birkaç yıl öncesine göre, hatta bırakın düne göre bile daha iyi durumdayız. Cesaret, istek, bilinç ve çaba aşılıyoruz. Her şey daha güzel olacak, eminim.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Geride kalan 9 sorudaki gibiyim. Mesleğine sevdalı bir doktor, daima yeniyi ve iyiyi arayan bir insan, gelişmekten vazgeçmeyen bir anne ve eşine aşık bir kadın. Eğitimim tıp fakültesi mezuniyetimden sonra da hız kesmeden devam etti, ediyor. Farklı alanlarda yetkinlik sahibi oldum, ticari faaliyetlerimle iş dünyasında var oldum ve belki de en önemlisi çözüm odaklı ve umut dolu bir insan oldum. Gözümü kulağımı dünya ve ülke meselelerine kapatmadım, söyleyecek sözümü içime atmadım. Diva Klinik benim laboratuvarım, orada ekibimle gelişiyorum. Çünkü hayatta hep bir yarın var. Yarın kalmayana dek değişip gelişmeli ve insana faydalı olmalı insan.

25 Aralık 2014 Perşembe

HEALTH EXPO FUARI VE KONGRESİ İSTANBUL’DA YAPILDI

Health Expo Sağlık Turizmi, Medikal Teknolojiler, Tıbbi Uzmanlık Fuarı ve Kongresi'nin açılış konuşmasını yapan Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, Türkiye'nin sağlık turizminde önemli bir merkez olacağını belirterek, "Bütün bu coğrafyaya bakıldığında Türkiye'nin sağlık hizmeti sunumunda bölgenin merkezi olabilecek tecrübe birikimi var" dedi.

İstanbul'da, 10-13 Aralık'ta düzenlenen ''Health Expo Sağlık Turizmi, Medikal Teknolojiler, Tıbbi Uzmanlık Fuarı ve Kongresi''nin tanıtım toplantısı yapıldı.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen “İstanbul Health Expo-Sağlık Turizmi, Medikal Teknolojileri Tıbbi Uzmanlık Fuarı ve Kongresi”nin açılışını yaptı.

Bakan Dr. Mehmet Müezzinoğlu yaptığı konuşmada, Türkiye’de son 10 yılda sağlık alanında yaşanan gelişmelere değinerek, sağlık hizmetlerini gelişimin merkezine aldığını belirterek, sağlığa ulaşımın önünün açıldığını söyledi.

Sağlığın sadece hizmet sunumu olmadığını hatırlatan Müezzinoğlu, "Bu sunumu daha iyi noktaya getirmek için de bilimsel gelişmeleri takip etmek, yeni teknolojileri sağlık hizmeti sunumuna katmak gerekir. Bu da daha çok teknoloji, laboratuvar, ilaç, tedavi için yeni yeni argümanlar demektir. Yalnız hizmeti sunma anlayışıyla devam etme, başarıyı bir noktada sınırlandırıyor" diye konuştu.

Müezzinoğlu, sağlık turizminde yeni vizyon belirlenmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade ederek, ileriki süreçte en çok önem verilecek konulardan birinin de sağlık turizmi olduğunu söyledi.


Sağlık turizminin Türkiye'nin güçlenebileceği alanlardan biri olduğuna işaret eden Müezzinoğlu, şöyle devam etti: "77 milyon ülke insanına dünya standartlarında tecrübe birikimi olan hekimlerimizle sağlık hizmeti sunuyoruz. Şimdi bunu yakın coğrafyamızdaki 1,5 milyar insana, yani 3 saatlik bir uçuş mesafesinde Türkiye'nin hitap ettiği coğrafya 1,5 milyar nüfusu kapsıyor. Bütün bu coğrafyaya bakıldığında Türkiye'nin sağlık hizmeti sunumunda bölgenin merkezi olabilecek tecrübe birikimi var. İnsan altyapısı ve organizasyon kabiliyeti var. Fiziki mekan altyapısı imkanları var. Önümüzdeki süreçte 2017-2018'e kadar fiziki mekanlardaki altyapımızı ve tıbbi teknolojilerdeki altyapımızı çok daha iyi noktalara taşıyacağız. 2018'den sonraki süreçte de inanıyorum ki dünyada marka değeri olan sağlık hizmeti sunumu yapan güçlü merkezlerimiz olacak."


Şehir Hastaneleri
Müezzinoğlu, kamu özel işbirliğiyle yapılan 26 bin kapasiteli şehir hastanelerinin tamamına yakınının 2016-2017'de hizmete girmiş olacağını söyledi. Gelecek yıl yapılacak yaklaşık 24 bin yatak kapasiteli şehir hastanelerinin en geç 2018'de hizmete açılacağını dile getiren Müezzinoğlu, şunları söyledi: "Özel sektör bir taraftan, üniversitelerimiz bir taraftan yaklaşık 90 bin yatak kapasiteli hastaneler ve bunların altyapısını önümüzdeki 4 yılda sıfırdan çok ileri teknolojiyle yapacak ve donatacağız. Türkiye, dünyanın bu anlamda fiziki mekanlarını ve tıbbi teknolojilerini son 5 yılda yenilemiş tek ülkesi olacak. Bu bize farklı avantajlar ve sunum zenginlikleri sağlayacak."
Müezzinoğlu, sağlık endüstrilerinde yasal altyapıların tamamlandığını anlatarak, önümüzdeki dönemde de kurumsal altyapıların tamamlanacağını kaydetti. 

Bakan Sayın Dr. Müezzinoğlu, konuşmasının ardından fuarın açılışını gerçekleştirerek, stantları gezdi.

Fuarın açılışına, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Uzm.Dr. Zafer Çukurova ile Sağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Yard.Doç.Dr. Ömer Tontuş’ da katıldı.

Kongrede Sağlıkla İlgili Birçok Konu Ele Alındı
İstanbul Health Expo; Medikal Ürün, Hastane Donanımları, Sağlık Bilişim ve Teknolojileri, Laboratuvar Sistemleri, Evde Bakım Ürünleri ve Sağlık Turizmi Fuarı, sağlıkta uygulanan yeni teknolojileri tanıtmayı amaçlıyor.

Fuar kapsamında düzenlenen Sağlık Turizmi, Medikal Teknolojiler, Tıbbi Uzmanlık Kongresi'nde, küresel sağlık turizmi ve Türkiye'nin sağlık turizmi politikaları, Türkiye'de yaşlı ve engelli turizmi, estetik cerrahisi, saç ekiminin püf noktaları gibi konular ele alındı. 

23 Aralık 2014 Salı

“ŞİDDET UYGULAYANLARI DIŞLAYAN YAYINLAR YAPILMALI”

Sağlıkta şiddet haberlerinin medyanın duyarlılık ve sorumlulukla ele alması gerektiğini dile getiren Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, “Şiddet uygulayanları dışlayan alçaltan yayınlar yapılırsa ve sağlık çalışanları açısından olaylar değerlendirilirse, pozitif etkiler oluşturulabilir” dedi.

Şiddet haberlerinin her alanda mutlaka sorgulanması ve etkilerinin incelenmesi gerektiğini  kaydeden  Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, “Çünkü haberlerin veriliş tarzı insanların üzerinde farklı etkiler meydana getirmekte ve bu işin olabilirliğini akıllara getirmektedir. Şiddet haberleri verilirken bunun sonuçları sorgulanmalı, ayrıca şiddet haberlerinin ne amaçla verildiği irdelenmelidir. Haber ve reyting kaygısıyla verilen şiddet haberlerinin toplum üzerinde olumsuz etki yaptıkları aşikardır. Ayrıca bu haberler neden verilmektedir? Bu haberlere yer verince, “şiddetin nasıl bir haber değeri vardır” konusu araştırılmalıdır. İnsaflı olan “medya bu haberi verirken ne elde ediyorum veya toplumun değerlerine ne katıyorum” sorusunu sorabilmelidir? Sağlıkta bu konunun gündeme gelmesi son derece olumsuz etkiler yapmış ve demek ki bu şekilde şiddet uygulanabiliyor örneğini ortaya koymuştur. Bu da sağlıkta şiddeti giderek arttırmıştır. Oysa şiddet uygulayanları dışlayan alçaltan yayınlar yapılırsa ve sağlık çalışanları açısından olaylar değerlendirilirse, pozitif etkiler oluşturulabilir. Ancak sorumsuz medya anlayışıyla, sürekli sağlık çalışanlarının hataları varmış gibi ön yargıyla haberler verildiği için toplumda güvensizlik oluşturulmakta ve adeta şiddet teşvik edilmektedir. Olayın gerçek nedeni ve gerçek oluş şekli üzerinde durulmadan maalesef sansasyon yapabilmek için çalışanları suçlayıcı bir dille haberler yapılmaktadır” dedi.

“Sağlık Çalışanlarına Karşı Güvensizlik Duygusu Aşılanmıştır”
Haberlerin yayınlanmasının şiddet oranlarını arttırdığını kaydeden Cander, “Bu şekilde sağlık çalışanlarına güvensizlik duygusu aşılanmıştır” diye konuştu. Cander, ayrıca bu işin olabilirliğinin topluma gösterildiğini ve “doktorlar böyle yapıyor ve bu durumda onlara şiddet uygulanıyor” algısının sinsice topluma yayıldığını dile getirdi.

Şiddetin Hele Çalışan Birine Şiddetin Hiçbir Meşruiyeti Yok
Şiddetin nedeni ve olayın iç yüzünün gerçekten verilerek haber yapılmasının öneminin olduğunu söyleyen Cander, çalışanları itham eden yargılar kullanılmazsa ve şiddet uygulayanların her şekilde haksız olduğu, bununla ilgili müeyyidelere maruz kalacakları haberler de vurgulanması gerektiğini belirtti. Cander, şiddetin hele çalışan birine şiddetin hiçbir meşruiyeti olmadığı dile getirdi.

Kriz Anında Basında Hedef Nasıl Zararı Azaltabilirim Kaygısı Olmalıdır
Kriz anlarında basının yapıcı olmasının önemli olduğunu kaydeden Cander, şunları söyledi: “Ancak maalesef basında yaygın tutum toplum değerlerini yıkan, bundan rant sağlayan bir tutumdur. Oysa olayın zararlarını azaltacak yapıcı haberler çok rahatlıkla yapılabilir. Tabii bunun için insanın iyi niyetli olması gerekir. Ancak basında haberlerin amacı reyting olmaktadır. Olayın nasıl değerlendirilmesi gerektiğinden çok, nasıl reyting elde edebilirim kaygısıyla haber yapılması en önemli temel basın ahlakı problemidir. Oysa milletini ve vatanının seven kişilerin tutumu bu konuda kriz anında nasıl zararı azaltabilirim kaygısı olmalıdır.”

22 Aralık 2014 Pazartesi

SAĞLIKTA ŞİDDET BÜYÜK BİR SUÇTUR!

Sağlıkta Şiddet Haberi Nasıl İşlenmeli?


Şiddet haberi, maruz kalan sağlık personelini incitmeyecek biçimde, şiddetin büyük bir suç olduğu vurgulanarak haberin işlenmesi gerektiğini belirten Avukat Emel Özbek, “Saldırganın tutuklanmadığı, savcılıktan salıverildiği, mahkemece verilen cezanın paraya çevrildiği veya ertelendiğine yönelik negatif eleştiriler veya yakınmalar asla şiddet haberiyle birlikte verilmemeli” dedi. 

Sağlık personeline şiddet haberlerinde; saldırganlarca alınan veya alınabilecek cezaların alt ve üst sınırının azlığı veya mahkeme kararlarına yönelik az ceza verildiği, saldırganın tutuklanmadığı, savcılıktan salıverildiği, mahkemece verilen cezanın paraya çevrildiği veya ertelendiğine yönelik negatif eleştiriler veya yakınmalar asla şiddet haberiyle birlikte verilmemesi gerektiğini belirten Avukat Emel Özbek, “Bu haberler caydırıcılığı azaltacağı gibi hatta suça özendirici olabilmektedir. Şiddet haberi, maruz kalan sağlık personelini incitmeyecek biçimde, şiddetin büyük bir suç olduğu, kamu görevlisine görevinden dolayı işlenen sözel veya fiziksel şiddetin ağırlaştırıcı bir neden teşkil ettiği, daha önceki benzer örneklerle ilişkilendirerek o kişiyi bekleyen cezanın üst sınırları belirtilerek ve çalışanın iş göremez hale gelmesinin hizmet bekleyen diğer hastalara olan negatif sonuçları vurgulanarak işlenmesi gereklidir.  Çünkü şiddeti sorun çözme yolu olarak gören bireyler için haberlerde kullanılan cümleler çok önemlidir.  Haber de örneğin “Derhal beyaz kod verildi ve güvenlik sistemi çalıştı. Saldırgan yakalandı, gözaltına alındı. Hekime saldıran şahsı, daha önce diğer saldırganın olduğu gibi cezaevi bekliyor.” şeklinde verilmelidir. Çünkü şiddet içererek yapılan eylemlerin normalmiş veya hassas dönemlerde böyle şeyler olabilir, doktor da ilgilenseymiş gibi yayınlanması “bak o yapmış ben de yaparım” algısı yaratabilir, aynı zamanda şiddeti normalleştirebilir” dedi. 

Kullanılan Dil Çok Önemli
Şiddet haberlerinin yayınlanmasının bu oranı artırdığını söyleyen Özbek, şiddet haberlerinin şiddeti özendiren bir yanı olduğunu dile getirdi. Özbek, şu örnek ile açıkladı: “Örneğin sağlık çalışanlarının olası bir ihmal veya hataları eşliğinde  verilecek şiddet haberi ile izleyenlerde; “bak annenizi acile getirdiğinizde doktor ve hemşire 5 dakika gecikmişse onları döversiniz, dövmezseniz annenize bakmaz onlar, adam iyi yapmış, bende olsam döverdim” şeklinde bir algı yaratılmış olur. Aynı “namusunu kurtardı, erkekliğine laf etti, töre gibi suçu kutsayan veya mazur gösteren cümlelerle işlenen kadın cinayetlerinde olduğu gibi.”      

Şiddet Sıklıkla Acil ve Psikiyatri Servislerinde Oluyor
Araştırmalara göre, şiddetin sıklıkla acil ve psikiyatri servislerinde olduğunu belirten Özbek, “Özellikle gece mesailerinde ve hastanın başvurduğu ilk bir saat içinde ve daha çok da kadın çalışanlara uygulanıyor. Örneğin acil serviste gergin ve hassas bir ruh hali ile sağlık çalışanın karşısına çıkan şiddet eğilimli kişiler suça verilen cezanın da önemli olmadığını düşündüklerinden ve örneğini medyada gördükleri şekilde şiddet fiilini göstererek hem medyatik olma fırsatını yakalamış olur hem de “ gereğini yapma “ hazzını yaşamak isteyebilirler” diye konuştu.   

Haberde Cezaya ve Sağlık Hizmeti Almasının Kesintiye Uğramasına Özel Vurgu Yapılmalı
Şiddetin uygulanma biçimi ve verilen zarar sunulmadan, şiddet haberinin işlenebileceğini kaydeden Özbek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aksi haberler saldırganlara, şiddetin hangi hallerde, kime uygulanacağı, zaten güvenliğin de olmadığı, konusunda yol gösterici ve özendirici olmaktadır. En azından “aklında yoksa bile  haberlerde adamın biri, şu durumda doktora vurmuştu, benim durumda aynı” diye  aklına getirip, benzer bir olayda şiddet gösterebilir. Bu nedenle şiddet haberi verilirken, mutlaka alınacak cezaya ve diğer bireylerin sağlık hizmeti almasının kesintiye uğramasına özel bir vurgu yapılmalı. Saldırıya karşı diğer bireylerin nefretle bakmaları  en azından ne olursa olsun  meşru görmemeleri amaçlanmalı ve sağlanmalıdır.”

Şiddeti Oluşturan Nedenin Sağlık Çalışanı Olmadığı Vurgulanmalı
Kriz anlarında bir sağlık çalışanının şiddete uğradığı durumda, basının koşulsuz biçimde sağlık çalışanından yana tavır sergilemesi gerektiğini dile getiren Özbek, kişinin sağlık hizmeti sunumu gibi onurlu bir işi yaparken şiddete uğramasının kabul edilemez olduğunu ifade etmesi gerektiğini kaydetti. Özbek, şunları söyledi: “Şiddeti oluşturan nedenin sağlık çalışanı olmadığını vurgulamalı. Aynı zamanda şiddete uğrayan çalışanın vereceği hizmetten şiddeti uygulayanın kendisi, çocukları, eşinin de yararlanamayacağını ve sağlık hizmeti sunumunda bir anın dahi geri dönüşü olamayacağını belirtmeli.”

4 Aralık 2014 Perşembe

"İNSANLAR HASTALIKLARINA İNTERNET ÜZERİNDEN ÇÖZÜM ARIYOR"

Anadolu Üniversitesi öğrencilerine Sosyal Medya Kulübü tarafından, sosyal medya kullanımı hakkında bilgi vermek amacıyla bir etkinlik gerçekleştirildi.

Sosyal Medya Kulübü (SMK) tarafından Anadolu Üniversitesi (AÜ) Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Sosyal Söyleşi” etkinliğinde alanında uzman kişilerle sosyal medya kullanımı hakkında konuşuldu. Google Eski Hukuk Danışmanı Burçak Ünsal ve Sosyal Medya Uzmanı Esra Öz’ün katıldığı ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte sosyal medya kullanımı, sosyal medya hakları ve sosyal medya haberciliği konuları üzerinde duruldu. sağlık haberciliği ve internetin sağlık üzerinde etkisi üzerine konuşan Sosyal Medya Uzmanı Esra Öz, sağlık haberciliğinin gelişmesi gerektiğini söyledi. Öz, “Sağlık haberciliği ülkemizde henüz uzmanlaşmamış ama uzmanlaşması için çalışmaların sürdüğü bir alan. Acemilik günlerinin gazeteciliği değil de, daha çok bu alana emek vermiş eğitimini alarak uzmanlaşmış gazetecilerin çalışması gerekiyor. Hatta bu alanda branşlaşmaya gidilmesi gerekiyor. Vatandaşlar sosyal medya ya da internette gördüğü sağlık haberlerine çok fazla güveniyor. Özellikle alternatif tıp ve bitkisel tedavi gibi haberlere ilgileri yoğun. Hatta sağlık uzmanları bu konudaki yanılgıyı yıkmak için uğraşıyorlar ama çokta başarılı olamıyorlar. Çünkü insanlar ilaç kullanmak yerine alnernatif tedaviyi daha çok tercih ediyor. Bitkisel tedavi ile hastalıklarını yenmeye çalışıyorlar. Bu anlamda yanlış algının değiştirilmesi ve zaten hedeflerden biri olan sağlık haberciliğinin yaygınlaştırılması gerekiyor” şeklinde konuştu.


“İNSANLAR HASTALIKLARINA İNTERNET ÜZERİNDEN ÇÖZÜM ARAMA YOLUNA GİRİYOR”
İnsanların hastalandıkları zaman öncelikle internete başvurduklarını belirten Esra Öz, “İnsanlar hastalıklarına internet üzerinden çözüm arama yoluna giriyorlar. Ve genelde internette hastalıklar abartılı bir şekilde anlatılıyor. Yanlış bir bilgi varsa bilginin doğruluğu araştırılmadan, hemen ona inanılıyor. Bununla ilgili bir eksiklik var aslında. İngiltere’de tüm hastalıkların bütün bilgileriyle yazıldığı, insanın hastalandığı zaman girip tüm bilgilerini alabildiği bir sistem var. Hastayı korkutmadan bilgilendirme yapılıyor. İnsanlar internette okuduklarıyla korkarak, travmatik bir şekilde gidiyorlar doktora. Bu yüzden gerçekten doğru bilginin verildiği, hastaları korkutmadan ve doğru uzmana yönelmesini sağlayan sitelerin olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.



Etkinlikte konuşan Google Eski Hukuk Danışmanı Burçak Ünsal da, sosyal medyada ahlak ve sosyal değerler üzerine konuştu. Toplumun sadece sosyal medya haklarını değil genel olarak haklarını bilmesi gerektiğini ifade eden Ünsal, aklımızdaki bazı soruların peşine düşmediğimizi, bunların arkasında durmamız gerektiğini söyledi. Medyanın artık 4. kuvvet olarak adlandırılmaya başlandığını ifade eden Ünsal, “Yasama, yürütme ve yargıdan sonra medya 4. kuvvet oldu. Kabul edilen çok etkin, çok büyük bir güç. Artık bu güç dijital alanda kullanılıyor. Artık insanlar gitgide basılı medyada, televizyonda yani başkaları tarafından seçilerek sunulan şeylerden ziyade, kendi tercih ettikleri içeriğe ulaşmak açısından dijital medyayı takip ediyorlar ve interaksiyonda bulunuyorlar. Kendileri de o haberin ya da içeriğin oluşturulmasında katkıda bulunuyorlar. Bu yüzden bu dijital medyanın gücü ve avantajı oldukça fazla. Diğer bir avantajı bilgi ulaşımında eşitlik, fırsat eşitliği gibi bir takım imkanlar sağlıyor. Düşünün ki İstanbul’a yada Amerika’ya hiç gidememiş bir öğrenci, internetteki bilgilerden, sosyal medyadaki paylaşımlardan her türlü profesyonele ulaşabiliyor. Her türlü bilgi ve içeriğe ulaşabilmek gibi bir imkanı oluyor” dedi.


“HAYATLARIN BİR BÖLÜMÜ ARTIK SOSYAL MEDYA ÜZERİNDE YAŞANIYOR”
Sosyal medyanın artık kişiliğin bir parçası olduğuna dikkat çeken Google Eski Hukuk Danışmanı Ünsal, “Hayatların bir bölümü artık sosyal medyada yaşanıyor. İnsanların bir oldukları kimliği var, bir algılanan kimliği var bir de kendini göstermeye çalıştıkları kimliği var. Artık 10 yaşından itibaren herkesin elinde akıllı telefonlar, kameralar var. Her anımız bizim isteğimiz dışında kaydedilebilir. Teknoloji temyiz kuvveti gelişmemiş, iyiyi kötüden ayıramayacak olan çocukların elinde bile telefon, tablet var. Bu doğal bir şeydir, olacak ve olmaya devam edecek çünkü bunun önüne geçmek mümkün değil. Artık eğitim bile tablet dağıtımından geçiyor. Eskiden nasıl kara tahta ve tebeşir varsa bugün gelişen teknoloji ile olması gereken bunlar. Bu normal bir gidişat ben bunu iyi olarak görüyorum. Çünkü eğitimin etkinliğini, ulaşılabilecek olan birinin daha fazla olmasını ve buna erişim imkanını arttırarak bunu yorumlama imkanı veriyor. Şu anda dijitalize edilmiş tüm kütüphanelere ulaşabilirsiniz. Belki riski var ama mücadele etme yöntemi de var. Sağladığı fayda ve avantaj riskine göre çok daha fazladır. Zaten o yüzden normal ülkelerde kamu politikası olarak destekleniyor” diye konuştu.

Düzenlenen etkinlikten duyduğu memnuniyeti de dile getiren Ünsal şunları söyledi:
“Etkinlik gerçekten çok başarılı geçti. Çok güzel sorular aldık. Alımızdakileri arkadaşlarımıza bütün açıklığıyla paylaşma imkanımız oldu. Gerçekten çok geniş bir çerçevede önemli konuları çok verimli bir biçimde ele almış olduk. Öğrencilerin katılımından, soruların güzelliğinden ve interaktif bir çalışma olduğu için çok memnunum. Bu fırsatı sağladığınız için hem kulübe hem de dinlemeye gelen arkadaşlara çok teşekkür ederim.”

Kadir Arslan'ın  yaptığı röportaj.

2 Aralık 2014 Salı

1. UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE ŞURASI SONUÇ BİLDİRGESİ AÇIKLANDI

TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyon Başkanı Necdet Ünüvar, "Uyuşturucu ile mücadelenin yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşlar ile tam bir işbirliği içerisinde yürütülmesi gerekmektedir" dedi.

"1. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası" kapsamında, ATO Congresium'da yapılan 15 ayrı çalıştay tamamlandı. Uyuşturucu ile mücadele konusundaki yasal mevzuatın, bütünleşik bir anlayışla gözden geçirilerek gerekli düzenlemelerin yapılması ve Ruh Sağlığı Kanunu çalışmalarının hayata geçirilmesi gerektiği bildirildi. 

TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Necdet Ünüvar, çalıştayların ardından hazırlanan "1. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası Sonuç Bildirgesi"ni açıkladı. 

Çalıştaylarda 625 katılımcının görev aldığını, katılımcılar arasında ailelerin, daha önce madde kullanıp bırakmış olanların, muhtarların, yerel yöneticilerin, medya mensuplarının, 27 ayrı dernek ve sivil toplum kuruluşlarından uzmanların, 11 spor federasyonundan temsilcilerin ve üniversitelerden akademisyenlerin yer aldığını anlatan Ünüvar, katılımcılardan şura ve çalıştaylara ilişkin olumlu geri bildirimler aldıklarını vurguladı.

Ünüvar, sorunun sosyal boyutu da dikkate alınarak oluşturulan "Narkotimler"in, yerinde bir uygulama olduğunun belirterek, bu timlerin arka planda psikolog, sosyolog ve diğer meslek mensuplarının katılımıyla desteklenmesi gerektiğini ifade etti.


Kurumların ulusal ve uluslararası bilgi ve istihbarat paylaşımlarının önemli olduğuna işaret eden Ünüvar, şunları kaydetti: "Kara, hava, deniz, demiryolları, gümrük kapıları ile genel sınırların güvenliğinin gerekli teknolojilerle desteklenmesi gerektiği belirtildi. 

Hedef gruplara yönelik eğitimlerde, materyallerinin, yöntemlerini ve uygulama süreçlerinin bütünleşik bir anlayış ile yürütülmesi gerektiği, tanı, tedavi ve rehabilitasyon algoritmalarının genişletilmesi ve bunların aileleri de kapsaması gerektiği, ayrıca acil servislerdeki uygulamalara önem ve öncelik verilmesi gerektiği dile getirildi.


Rehabilitasyon aşamasının önemi ve uygulamaya geçirilmesi gerektiği; tıbbi ve rehabilitasyonunun birbiri ile işbirliği içerisinde yürütülmesi ve buna ilişkin mevzuat düzenlemelerinin hazırlanması gerektiği aktarıldı.
Rehabilitasyon merkezlerinin, kamu kurumları yanında yerel yönetimler ve kriterlere uygun özel kuruluşlar tarafından da açılabilmesi gerektiği belirtildi."


İletişim Kılavuzları Hazırlanacak
Bağımlılık danışmanlığı mesleğinin oluşturulması, bu amaçla meslek kriterlerinin belirlenmesi ve uluslararası örnekler çerçevesinde uygulamaya geçilmesi gerektiğine işaret eden Ünüvar, bildirgede yer alan diğer tavsiye kararlarını şöyle sıraladı: "Riskli bölgelerde gençlik merkezlerinin yaygınlaştırılmasına öncelik verilmeli. İletişim stratejisinde kullanılacak dil, yöntem ve uygulamalara ilişkin bir kılavuz hazırlanmalı, bu kılavuzların hazırlanan eğitimlerde ve toplum ile iletişimde kullanılması sağlanmalı, haberlerde uyuşturucunun isminin kullanılmaması konusunda özen gösterilmeli. Bağımlılıkla mücadelede geçiş süreçleri iyi planlanarak, Bağımlılık Psikiyatrisi yan dal uzmanlığı oluşturulmalı. Hedef kitlelere uygun olarak, iş/okul ve ev dışındaki üçüncü yaşam alanına ilişkin yöntem ve uygulamalar geliştirilmeli.


Sanal Mecralarda da Aktivasyonlar Geliştirilecek
Sanal mecralarda başta gençler olmak üzere, tüm topluma yönelik olumlu davranış alışkanlıkları kazandıracak aktivasyonlar geliştirilmeli; uygulanacak politikaların etkin bir şekilde yönetilmesi için yapılan çalışmaların toplanacağı ortak veri tabanı kurulmalı. Uyuşturucu maddenin tespitini hızlandırmaya yönelik yapılan 'jenerik sınıflandırma' çalışmasının yerinde bir uygulama olacağı ve sorunun çözümüne önemli bir katkı sağlayacağı, uygulamanın başarısı için laboratuvar altyapıları güçlendirilmeli."

Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezleri
Ünüvar, uyuşturucu tedavisi amacıyla sağlık kurumlarına başvuran kişilerin, sağlık personeli tarafından ihbar yükümlülüğünün gözden geçirilmesi gerektiğinin de tavsiye kararları arasında yer aldığına dikkati çekerek, sonuç bildirgesinde, "Danışma ve Destek Hattı" kurulmasının yerinde bir uygulama olduğu, ayrıca yüz yüze danışma birimlerinin de planlaması gerektiğinin altının çizildiğini kaydetti.

Ünüvar'ın verdiği bilgiye göre, sonuç bildirgesinde yer alan diğer maddeler şöyle: "Üniversiteler, Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezleri kurması için teşvik edilmeli. Uyuşturucu ile mücadele konusuna yönelik değerler seti oluşturulmalı. Sosyal Sorumluluk Projeleri teşvik edilmeli, bu sorunla mücadeleye yönelik öğrenci kulüpleri yaygınlaştırılmalı, bu faaliyetlerde görev alan öğrencilerin başarılarında kriter olarak ele alınmalı. Uyuşturucudan kazanılan gelirlerin ve mal varlıklarının hukuki süreçle müsadere edilmesi, şüphelilere söz konusu gelir ve mal varlığının kaynağını ispat yükümlülüğü getirilmesi konusunda çalışmalar yapılmalı. Uyuşturucu ile mücadelede kullanılacak kamu kaynakları arttırılmalı, görev alan kişilere ödenen ödül mekanizması gözden geçirilmeli. Denetimli serbestlik kapsamındaki rehabilitasyon uygulamasının bütünleşik bir anlayışla ilgili kamu kurumları ile birlikte yürütülmeli, alternatif olarak sportif faaliyetler de eklenmeli. Ar-Ge amacıyla, 6569 sayılı Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bünyesinde Türkiye Uyuşturucu ile Mücadele Enstitüsü kurulması için hukuki sürecin başlatılmalı. Uyuşturucu ile Mücadelede tanı koyma ve izleme aşamaları için Laboratuvar süreçleri ve teknolojileri gözden geçirilerek, referans Laboratuvarları yaygınlaştırılmalı. Uyuşturucu ile mücadele konusunda var olan yasal mevzuat, bütünleşik bir anlayışla gözden geçirilerek, gerekli düzenlemeler yapılmalı ve Ruh Sağlığı Kanunu çalışmaları hayata geçirilmeli."

Uyuşturucu ile mücadele de metruk binaların yıkılmasının, sorunun çözümünde önemli bir katkı sağlayacağının vurgulandığını belirten Ünüvar, "Bildirgede, uyuşturucu ile mücadelenin yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşlar ile tam bir işbirliği içerisinde yürütülmesi gerektiği ifade edilmiş ve önerilmiştir" dedi.

Şura Sonrası Uygulama Süreci
Şura sonrasındaki süreç hakkında da bilgi veren Ünüvar, bu önerilerin Uyuşturucu İle Mücadele Kurulu'nda tartışıldıktan sonra, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç başkanlığında oluşturulan, Uyuşturucu İle Mücadele Yüksek Kurulu'na sunulacağını bildirdi.
Ünüvar, "Yüksek Kurul'da alınan kararlar, Sayın Başbakanımıza arz edilerek uygun görülmesi halinde, Başbakanlık Genelgesi ile 2015-2023 Strateji Belgesi, her yıl güncellenecek 3'er yıllık 2015-2017 Eylem Planı, 2015 yılı Uyuşturucu İle Mücadele Acil Eylem Planı çerçevesinde Resmi Gazete'de yayımlanması takip edilecek. Uygulama, devletimiz ve tüm toplum kesimlerinin katkı ve sahiplenmesi ile en yakın şekilde takip edilecektir."

1 Aralık 2014 Pazartesi

UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE ŞURASI GENİŞ KATILIMLA GERÇEKLEŞTİ

1. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası'na katılan Başbakan Davutoğlu, açılış konuşmasında önemli açıklamalarda bulundu. 

Ankara'da 1. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası toplandı. Toplantıda, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu başta olmak üzere, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Necdet Ünüvar, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Türkiye'nin uyuşturu ile eylem planına dair bilgileri açıkladı. 

Davutoğlu, ATO Congressium'daki 1. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası'nda yaptığı konuşmada, bazı sorunların bir mekan, nesil veya alanla sınırlı olduğunu, bir mekanla sınırlı olan sorunların çözümü için oralarda alınacak tedbirlerin yeterli olabileceğini, bir nesille sınırlı olan sorunlar için de o tarihi kesitte üretilecek çözümlerle neticeye ulaşılabileceğini ifade etti. 

Mekan aşan, belli bir alanla sınırlandırılamayan ve birçok nesli ilgilendiren sorunlarla mücadele içinse çok kapsamlı bir mücadele gerekeceğine, uyuşturucunun da böyle bir sorun olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şu değerlendirmeleri yaptı: "Karşı karşıya kaldığımız sorun sadece ülkemize ait bir sorun değil, sadece ülkemiz içinde alınacak tedbirlerle tek başına çözülebilecek bir sorun da değil. Sınır, mekan aşıyor. Sadece bir nesille ilgili bir sorun değil. Eğer tedbir alınmazsa bir neslin aklını ve sağlığını tehdit etmekle birlikte gelecek nesillerin de akıl ve beden sağlığını tümüyle tahrip edecek özellikler taşıyor. Sadece bir alanla sınırlı değil çünkü bu sorundan beslenen uyuşturucu tacirleri üzerinde ortaya çıkan bir sektör var. O zaman çok kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç olduğu çok aşikar. Bugün dünyada, yaklaşık 243 milyon uyuşturucu bağımlısı var ve 2012 yılında 243 bin kişi sadece uyuşturucuyla ilgili sebeplerle hayatını kaybetmiş durumda."
Türkiye'de, 15-24 yaş arasında uyuşturucuyu ilk kez deneyen nüfus oranının Avrupa'ya göre düşük olduğunu dile getiren Davutoğlu, tedbir alınmadığı ve bu konuda ciddi bir strateji belirlenmediği takdirde gelecek nesillerde çok daha yoğun problemlerin yaşanabileceğini söyledi. 



“2014’te Uyuşturucu Suçlarıyla İlgili Cezalar Artırıldı”
Bu çerçevede Türkiye'de son 12 yılda yapılan çalışmaları anlatan Davutoğlu, uluslararası sözleşmelerin kabul edildiğini ve onaylandığını, ulusal politika belirlendiğini, il uyuşturucuyla mücadele koordinasyon kurullarının oluşturulduğunu, 2008'de TBMM'de araştırma komisyonu kurulduğunu, 2014'te de uyuşturucu suçlarıyla ilgili cezaların artırıldığını anımsattı. 

“Uyuşturucu İle Mücadele Danışma Hattı Kuruyoruz”
"Uyuşturucu ile mücadele danışma hattı kuruyoruz 24 saat çalışacak" diyen Davutoğlu, "Uyuşturucu sorunu ile karşı karşıya kalan her bir vatandaşımızla ilgilenmeye kararlıyız. Bu çerçevede narkotimler önem taşıyor. Önümüzdeki haftadan itibaren narkotimler devreye girecek, 11 ilde başlamak üzere narkotimler alanda mücadelede önemli bir görev üstlenecekler. Kurumlarımızda kapasiteyi artırıyoruz. 30 Yatak kapasiteli merkezimizde 763 yatak kapasitemiz var, bunları daha da artırmaya kararlıyız. 2017'ye kadar da 20 merkezimiz daha açılacak. Bakanlar Kurulundaki toplantıda ve Sağlık Bakanlığı ile yaptığımız geniş istişarede yeni bir yapıya ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Yapısal bir reforma da ihtiyaç var. Bu çerçevede tam bir organik ilişki içinde altı aşamalı yeni bir çerçeve planlıyoruz" açıklamasında bulundu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bütün toplumumuza seslenmek istiyorum; sanmayın ki uyuşturucu meselesi sizden çok uzakta, sizin ailenize, çevrenize yaklaşamayacak bir sorundur. Her an yanı başınızda çıkabilecek bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu bilmek durumundayız" dedi. 

“Türkiye Haritası Çıkarmak Durumundayız”
Uyuşturucunun mekan ve nesil aşan bir sorun olması nedeniyle bir süreç yönetimi gerektirdiğine, noktasal ve mekansal çalışmayla istenilen neticenin elde edilemeyeceğine vurgu yapan Başbakan Davutoğlu, süreç içerisinde tespitin önemine değindi. Sağlık Bakanlığındaki bilim insanları ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan görüşmelerde Türkiye'de hala sorunun tespiti ve "fotoğraf çekme" anlamında eksiklikler olduğunun görüldüğünü aktaran Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye sathında ve küresel alanda bu sorunun kapsamını, istatistiksel verilerinin sıhhatini de ele almak üzere bir değerlendirmeye tabi tutmak durumundayız. Elimizdeki istatistiksel veriler, Türkiye'de oranın yüzde 2,7 olduğunu gösteriyor. Acaba kültürel gerekçelerle bu sorunun varlığını reddeden veya istatistiklere yansımayan bir başka resim var mı? Bu konu önemlidir; eğer yüzde 2,7, Avrupa'daki yüzde 29'lara varan orana göre düşük görülür ve biz rehavete kapılırsak sorunu gerçek kapsamıyla göremezsek tedbir almakta da yetersiz kalabiliriz. Öncelikle çok ciddi bir şekilde sorunu ele alıp, alanda mahallelere kadar inecek şekilde resmini çekecek bir araştırma ve gözleme stratejisine ihtiyaç var. Onun için araştırma merkezlerinin sayısını artıracağız. Sağlık Bakanlığında ele aldığımızda bu konuda çok sınırlı faaliyet olduğunu gördük. İnşallah en kısa sürede bu çerçevedeki bilimsel çalışmaları, üniversitelerimizdeki enstitüleşmiş faaliyetleri Türkiye sathına yayarak ve özel ihtisas araştırma birimleri kurarak, sorunun bütün kapsamıyla anlaşılmasını, ortaya konmasını sağlayacağız. Bir anlamda, hoş bir tabir değil ama, Türkiye'nin uyuşturucu haritasını çıkartacağız. Keşke hiç olmasa ve haritamız hep güzellikler haritası olsa ama bir uyuşturucu haritamız da var. Gerek uyuşturucu trafiği anlamında gerekse uyuşturucunun kullanımı ve kullanım sonrasında alınması gereken rehabilitasyon tedbirleri açısından bir Türkiye haritası çıkarmak durumundayız."



“Bütün Sağlık Hizmetleri Tek Açı Altında Toplandı”
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, uyuşturucu ile mücadele etmenin büyük önem taşıdığını belirterek, illegal yapılar tarafından uyuşturucudan elde edilen gelirle, terörün finanse edildiğini söyledi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, insanlara daha nitelikli sağlık hizmeti vermek amacıyla sağlıkta dönüşüm programını başarıyla uyguladıklarını belirterek, “Bütün sağlık hizmetleri tek açı altında toplandı. Helikopter, uçak ambulans, hizmetleri devreye sokuldu. Mevcut tesislere ilave olarak 14 ilimizde şehir hastanelerinin inşasına başlandı” diye konuştu



Türkiye'de 1 Milyonun Üzerinde Çocuk ve Genç Var
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, konuşmada, uyuşturucunun hem bireyi, hem aileyi, hem toplumu hem de insanlığı birinci derece ilgilendiren, bireyin hayatını karartan, ailenin huzurunu, mutluluğunu dağıtan, ülkenin ise sosyal dinamiklerini bozan bir konu başlığı olduğunu söyledi.

Türkiye'de 1 milyonun üzerinde çocuk ve genç olduğuna işaret eden Müezzinoğlu, gençlerin ülkenin, milletin, ailenin geleceği olduğunu söyledi. Müezzinoğlu, şunları kaydetti: Toplumsal dinamiklerimiz, tarihten getirdiğimiz kültürel miraslarımız, inanç değerlerimizle bu konuda avantajlı yönlerimiz var. Bu avantajlı yönlerimizi çok hızla ve çok güçlü şekilde, daha güçlü hale getirerek biz nesillerimizi, gençlerimizi, ailelerimizi bu beladan koruyabilmek için her türlü tedbiri çok paydaşlı olarak alabilmeliyiz. O nedenle bu Şuranın çok paydaşlılık anlamında ve toplumsal sahiplenme anlamında çok büyük önemi var, çok büyük katkısı da olacağına inanıyorum. Merkeze önce insan, önce sağlık diyen bir anlayışla Sağlık Bakanlığının koordinasyonunda yaklaşık 5 aydır yoğun bir çalışmayı değerli bakanlarımızla; Sayın Başbakanımızın Bakanlar Kurulu'ndaki sunumumuzdan sonra Sayın Başbakan Yardımcımızı görevlendirmesiyle, bu dinamiklerimizi inanıyorum ki dünyaya örnek olacak çalışma boyutuna da taşıyacağız.''

4 Başlık: Koruyucu, Önleyici, Tedavi Edici, Rehabilite Edici
Uyuşturucuyla mücadele kapsamında “koruyucu, önleyici, tedavi edici, rehabilite edici” olmak üzere 4 başlık olduğunu belirten Müezzinoğlu, “Önce korunmalıyız, sonra önlemeliyiz, ikisini birlikte götürmeliyiz, koruma ve önlemedeki kaçakları güçlü tedavi ve güçlü rehabilitasyonla da mutlaka toplumun her kesiminde bu anlamda güven duygusunu güçlü hale getirebilmeliyiz” şeklinde konuştu.

Her anne, baba, her velinin ve yetişkinin bu anlamda mücadelenin dinamiklerine güvenmesi gerektiğini ifade eden Müezzinoğlu, kendilerinin de bu güvenin gücüyle her yanlış oluşan noktada müdahaleleri güçlü yapmaları gerektiğini söyledi.
Aile hekimlerinin de bu alandaki destek eğitimlerine başlayacaklarını bildiren Müezzinoğlu, aile sağlık merkezlerinde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının sosyal danışma uzmanlarının da her türlü desteğin verileceğini ifade etti.

Bağımlılık Poliklinikleri
Sigara poliklinikleri gibi artık bağımlılık polikliniklerinin de kendilerinin güçlü ayakları olacağını ifade eden Müezzinoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Çünkü sigaraya bağımlılık, alkol bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı ve korkarım ki önümüzdeki süreçte hepimize teknoloji bağımlılığı gibi bir problemi de gelmek üzere. Dolayısıyla bağımlılık poliklinikleri güçlü bir hale taşıyabilecek sonra da psikiyatri servisi olan tüm hastanelerimizde diğer hastalıklarımızda nasıl tedaviyi hemen servislerde yapabiliyorsak, buralarda da onları ilk andan itibaren güçlü bağımlılığa dönmeden onları koruyucu ve kurtarıcı tedavileri yapmalarını hedefliyoruz. Bütün hedefimiz AMATEM ve ÇEMATEM sürecine gelmeden kitleleri veya bu anlamdaki insanımızı erken yakalayabilmek ve bu beladan kurtarabilmek.”

Müezzinoğu, tüm sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin destekleri ile bu süreci başarı ile yürüteceklerine inandıklarını belirten Müezzinoğlu, dünyaya örnek bir çalışmayı da el birliğiyle başaracaklarını sözlerine ekledi.



Türkiye İki Açıdan Risk Altında
TBMM Sağlık, Aile Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Necdet Ünüvar da uyuşturucu madde kullanımının toplumun huzurunu, güvenliğini bozan çok önemli bir sorun olduğunu belirterek, uyuşturucuyla mücadele konusunun çok boyutlu yürütülmesi gerektiğini, hükümetin de uyuşturucuyla mücadeleyi çok önemsediğini söyledi.
Türkiye'nin iki açıdan risk altında olduğuna dikkati çeken Ünüvar, uyuşturucu kullanan kişilerin çoğunluğunu 30 yaş altındaki insanların oluştuğunu, ülke nüfusunun da büyük kısmının 30 yaşın altında olduğunu, ülkelerarası geçiş anlamında Balkan rotasının Türkiye üzerinden geçtiğini kaydetti.
Ünüvar, 2 bine yakın katılımcının olduğu Şurada, yaklaşık 600 katılımcının yer aldığı 15 ayrı çalıştay yapılacağını sözlerine ekledi.

30 Kasım 2014 Pazar

SAĞLIK HABERCİLİĞİNDE UZMANLAŞMA VE BRANŞLAŞMAYA GİDİLMELİ!

Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı tarafından düzenlenen "Sağlıkta Sektörlerarası İşbirliği Sempozyumu" bildirisinde, “Habercilikte uzmanlaşma ve branşlaşmaya gidilmeli, sağlık haberciliği de bir uzmanlaşma dalı olarak ele alınmalı” görüşünde birleşildi.

Sağlıkta doğru bilginin halka ulaşması ve kalitenin artırılması amacıyla, Sağlık Bakanlığı bürokratları ile alanda çalışan sektör temsilcileri bir araya geldi. Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı tarafından düzenlenen “Sağlıkta Sektörlerarası İşbirliği Sempozyumu”, Crown Plaza Otel’de gerçekleştirildi. 

Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı Başkanı Zafer Öztek, “Toplumda Sağlık Okuryazarlığı Düzeyinin Yükseltilmesinde Medyanın Rolü” temasının ele alındığı sempozyumun açılışında yaptığı konuşmasında, sağlık alanında yapılan her çalışmanın hayati önem taşıdığını belirtti.

Sağlık alanında medyanın üstlendiği rolün çok önemli olduğuna dikkat çeken Öztek, bu kapsamda iki yılda bir yapılacak sempozyumda bu yıl sağlık ve medya ilişkisini ele almak istediklerini söyledi. Öztek, sağlık ve medya ilişkisinin tüm paydaşlarla ele alınacağı sempozyumun sonunda bir bildiri açıklanacağını ve buna göre bir yol haritasının belirleneceğini bildirdi.


Vakfın kuruluşundan bu yana yaptığı faaliyetler hakkında da bilgi veren Öztek, vakfın aşılama programlarından, tıbbi cihaz sağlanması, farkındalık artırıcı organizasyonlardan, evde bakım gibi birçok alanda kaynak sağladığını ve eğitim faaliyetlerinde yer aldığını ifade etti. Sağlık Bakanlığını ve sağlık hizmetlerini desteklemek amacıyla çalıştıklarını dile getiren Öztek, yeni vizyon olarak bu yıldan itibaren farklı aktivitelerde de yer alacaklarını anlattı. Çalışmaların ilkinin bu programla başladığını vurgulayan Öztek, sağlık hizmetinde kalitenin artırılabilmesi için alandaki sektörlerin de işbirliği içinde çalışması gerektiğini belirtti.

Çok Sektörlü Sağlık Projesi
Çok Sektörlü Sağlık Sorumluluğu Projesi hazırlandığını, bunun için bir genelge yayımlanacağını dile getiren Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Seçil Özkan, “Bundan sonra önceliklediğimiz konuları ele alarak çalışmalara başlayacağız” dedi.
Sağlık alanında sektörlerle birlikte yürümek gerektiğini vurgulayan Özkan, Bakanlık olarak “Çok Sektörlü Sağlık Projesi” kapsamında birçok çalışma grubunun yer aldığını, koruyucu sağlık hizmetleri ile ilgili 46 başlıkta ayrı ayrı gruplar oluşturulduğunu söyledi. Bu alana ilişkin planlamaların yapıldığını anlatan Özkan, tedaviye ilişkin de çalışmaların devam ettiğini belirtti.

Özkan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na yapılan brifingde Çok Sektörlü Sağlık Projesi’nin sunumunun yapıldığını dile getirerek, şunları söyledi: “Başbakanımız, bu projeyi çok beğendi. Sağlığın çok sektörlü olarak yürümesi gerekiyor. Bundan sonraki süreçte de sektörle kol kola ilerlememiz gerekiyor. Şimdi, buna ilişkin bir Başbakanlık genelgesi yayımlayacağız. Genelge ile tamamen bir yapılanma planlandı. Üst bir yürütücü kurul olacak. Bunun içinde kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteleri temsilen üst yöneticiler bulunacak. Kurumumuz da bunun temel sorumlusu olacak.”

Sağlık alanında basının güvendiğine sorumluluğunun çok yüksek olduğunu dile getiren Özkan, toplumun medyada sağlıkla ilgili çıkan haberlere dikkati çekerek, bu nedenle halka doğru bilginin ulaşması için sağlık okuryazarlığına ağırlık verilmesi, basınla birlikte yürünmesi gerektiğini bildirdi.


Toplumda Sağlık Okuryazarlığı Düzeyinin Yükseltilmesinde Medyanın Rolü
"Toplumda Sağlık Okuryazarlığı Düzeyinin Yükseltilmesinde Medyanın Rolü" temalı sempozyumda, sağlık ve medya ilişkisini ele alan panel düzenlendi. Prof. Dr. İskender Sayek'in başkanlığını yaptığı panelde konuşan Sağlık İletişimi Derneği (SİLDER) Başkanı Dr. İbrahim Ersoy, "Hekim Hasta İlişkisinde Medyanın Rolü" başlıklı yaptığı konuşmada, yayımlanan haberlerin doğrudan bu ilişkiye olumlu ya da olumsuz etki ettiğini vurguladı. Medyada sıkça yer bulan sağlıkta şiddet olayların işleniş biçimini de eleştiren Ersoy, "Sağlıkta şiddet, hekim hasta ilişkisini bitirme noktasına getirmiştir. Basın yayın organları, şiddet haberlerini verirken, hekimleri ve diğer sağlık çalışanlarını hedef göstermemelidir. Bu nedenle haber dili doğru seçilmeli ve kurgu hasta-hekim ilişkisine olumsuz etki yapmayacak şekilde planlanmalı” dedi.

“Çelişkili Bilgiler Nedeniyle Birçok Hasta İlacını Bile Bırakabiliyor”
Bunun yanı sıra özellikle obezite, tuz kontrolü, fiziksel aktivite, ilacın doğru kullanımı gibi konularda basında halkın kafasını karıştıran çelişkili bilgilerin verildiğini ifade eden Ersoy, "Çelişkili bilgiler nedeniyle birçok hasta ilacını bile bırakabiliyor ve bunu hekimine bildirmiyor. Bu da hastaların sağlığı açısından ölümcül tehlikeye yol açabiliyor" diye konuştu.

Sağlık Habercileri Mutlaka Alanında Uzmanlaşmalı
"Bilginin doğru aktarılabilmesi için sağlık habercilerinin mutlaka alanında uzmanlaşmış kişiler olması gerektiğini" de vurgulayan Ersoy, "Özellikle yurt dışında sağlık muhabirleri, en az 10 yıldır alanda çalışan kişilerdir. Bu uygulamanın Türkiye'de böyle olması, sağlık haberciliğinin gazetecilik için ilk basamak olarak yaptırılmaması gerekir. Bu nedenle, yöneticilere görevler düşmektedir" değerlendirmesinde bulundu.

Sosyal Medya Sağlık Alanında da Etkili Olmaya Başladı
Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği (ESAM) Başkanı Ziyneti Kocabıyık da medya kavramının genişlemesi, sosyal medyanın sağlık alanında da etkili olmaya başlamasıyla birlikte, uzman sağlık habercisine düşen sorumluluğun daha da arttığını bildirdi.
Yayın kuruluşlarında sağlık haberlerini yapan habercilere uzmanlaşma fırsatı verilmesi gerektiğinin altını çizen Kocabıyık, "Sağlık bilgilerinin medyada haber olabilmesi için korkutucu, ürkütücü ya da mucize nitelikleri taşıması gerekiyor. İnsanlar genellikle bilgiyi kaynağından okuyarak elde etmeyi tercih ediyor. Okumayan bir toplumuz. Bu nedenle üç satırlık hap bilgilerle sağlık haberleri verilmeye çalışılıyor. Özellikle yazılı basında ve görüntülü medyada zaman ve yer darlığı da bunu gerektiriyor. Çarpıcı başlıklar ve kısaltılarak verilen bilgiler bazen gerçekten uzaklaşabiliyor. En çok kullanılan haberler kanser, obezite ve bitkisel tedaviler. Bu da toplumun kendisine fazla dikkat etmeden, bir hap ya da bir avuç bitki ile sağlığına kavuşma isteğinden kaynaklanıyor” dedi. 

Toplum Basın Yayın Organlarında Yer Alan Sağlık Haberlerine Güveniyor
Maltepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şahin Karasar, Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Yüksel'in "Türkiye'de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin Belirlenmesi" başlıklı yaptığı araştırmaya ilişkin verileri ele aldı. Araştırmaya göre, toplumun basın yayın organlarında yer alan sağlık haberlerine güvendiğini, ancak sağlık çalışanlarının medyada çıkan haberlere güvenmediğini ifade eden Karasar, sağlık haberlerindeki kalitenin artırılabilmesi için gazetecilere düşen rolün önemli olduğunu bildirdi.

Haberler "Mucize" Şeklinde Verilmemeli
Prof. Dr. Nükhet Örnek Büken de etik kavramı üzerinde durarak, bunun tıp alanında olduğu gibi medya alanında çok önemli olduğunu söyledi. Gazetecinin, özel yaşamın, kişisel verilerin gizliliğine dikkat etmesi gerektiğini belirten Büken, haberlerin "mucize" şeklinde verilmemesi gerektiğini vurguladı. Büken, profesyonel gazetecinin çocuk, kadına yönelik şiddet ve istismar haberleri verirken duyarlı olması, yol ya da hedef gösterici olmaması, kişisel haklara uygun bir haber içeriği kullanması gerektiğini kaydetti.
Büken, medyada etik değerlerin sadece kişisel çaba ile mümkün olmadığını ifade ederek, bunun için sistemin ve yönetimlerin de sorgulanması gerektiği değerlendirmesinde bulundu.

Nitelikli Bilgi İçin Sağlık Haberciliğinde Uzmanlaşılması Gerekli
Toplumda sağlık okuryazarlığı düzeyinin artırılmasında medyanın önemli rol üstlendiği ancak tek başına itici güç olamayacağı; nitelikli bilgi için sağlık haberciliğinde uzmanlaşılması gerektiği belirtildi. 


Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı tarafından düzenlenen “Toplumda Sağlık Okuryazarlığı Düzeyinin Yükseltilmesinde Medyanın Rolü” temalı “Sağlıkta Sektörler Arası İşbirliği Sempozyumu” sonuç bildirisi açıklandı. Alanda söz sahibi gazeteci, akademisyen ve Sağlık İletişimi Derneği (SİLDER) ile Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği’nin (ESAM) de bulunduğu sempozyumun sonuç bildirisinde, toplumda sağlık okuryazarlığı düzeyinin yükseltilmesinde medyanın daha etkili ve yararlı olabilmesi için önerilerde bulunuldu.

”Sağlık Okuryazarlığı Eğitimi Her Öğretim Kademesinde Yer Almalı”
Toplum sağlığının geliştirilmesinde bütün sektörlerin doğrudan ya da dolaylı rolleri ve sorumlulukları olduğu vurgulanan bildiride, sağlık okuryazarlığının sağlığın geliştirilmesinde vazgeçilmez bir unsur olduğuna dikkat çekildi. Bu konudaki çalışmalarda medya ile birlikte tüm sektörlerin işbirliği içinde ele alınması gerektiği ifade edildi.
Sağlık okuryazarlığında medyanın çok etkili olduğuna işaret edilen bildiride, şunlar kaydedildi: “Buna karşın, sağlık okuryazarlığının geliştirilmesinde medyaya gereğinden fazla sorumluluk yüklenmemeli ve bu konuda tek başına bir itici güç olamayacağının farkında olunmalı. Sağlık okuryazarlığı ile ilgili eğitim, okul öncesi dönemden başlayarak her öğretim kademesinde yer almalı. Halkın sağlık okuryazarlığı konusunda talepte bulunmasını sağlayıcı politika ve stratejiler geliştirilmeli. Eğitim durumu, cinsiyet, sosyo-ekonomik durum, yaşanılan yer gibi etmenler dikkate alınarak değişik gereksinimleri olan kişi ve gruplara ulaşmak üzere o gruplara uygun farklı yaklaşımlar geliştirilmeli.”


Bildiride, sosyal, ekonomik, politik, teknolojik ve kültürel bağlamda disiplinler arası işbirliği sağlanması gerektiği de belirtilerek, “Sağlık okuryazarlığı konusunda ortak bir yaklaşım oluşturmak, politikalar geliştirmek, çalışmaları izlemek, değerlendirmek ve denetlemek üzere bütün paydaşların (sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, medya kuruluşları, meslek örgütleri, TÜBİTAK, RTÜK gibi) aktif olarak katılacağı bir platform oluşturulmalı” ifadesine yer verildi.

Yeni Medya Teknolojilerinin Sağlık Okuryazarlığının Arttırılmasında Stratejiler Geliştirilmeli
Sağlık Bakanlığının, sağlık okuryazarlığı geliştirmek, izlemek ve paydaşlar arasındaki işbirliğini sağlamak üzere koordinatör görevi görmesi gerektiği vurgulanan bildiride, şu önerilerde bulunuldu: “Medya kuruluşları, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi ile Halkın Yararı İçin Sağlık Haberciliği Bildirgesi’nde yer aldığı gibi sorumluluk ve etik ilkeler çerçevesinde kişi ve hasta haklarını gözeten, politize edilmemiş, yalın, abartısız, kanıta dayalı, sansasyondan kaçınan, insanlara umutsuzluk ya da sahte umut vermeyen, toplumu bilim dışı uygulamalara özendirmeyen haber ve bilgi aktarımı yapmalı. Yeni medya teknolojilerinin sağlık okuryazarlığının arttırılmasında aktif kullanımına dair stratejiler geliştirilmeli. Medyanın sağlık okuryazarlığına dair hizmet kapasitesi ve kalitesi geliştirilmesi için Akademi medya ilişkisi arttırılmalı, bu amaçla lisans ve yüksek lisans eğitimleri yanı sıra bu kurumların işbirliği içinde çalışmalarını geliştirici mekanizmalar kurulmalı.”


Sağlık Haberciliğinde Uzmanlaşma Ve Branşlaşmaya Gidilmeli
Bildiride, akademi ile işbirliği içerisinde sağlık habercisi olarak görev yapanların kısa süreli hizmet içi eğitimleri ile niteliklerinin artırılması gerektiği vurgulanarak, “Habercilikte uzmanlaşma ve branşlaşmaya gidilmeli, sağlık haberciliği de bir uzmanlaşma dalı olarak ele alınmalı” görüşünde birleşildi.

Sağlık hizmeti sunucularının mezuniyet öncesi eğitim programlarına sağlık okuryazarlığının eklenmesi gerektiği aktarılan bildiride, sağlık eğitimcisi olarak öğrenimlerine katkı sağlayacak uygulamaların yapılması önerisinde bulunuldu.

Bildiride, her sektörde sağlık politikası yaklaşımı çerçevesinde, medya sektörü dahil, sağlık hizmetlerinde rolü olan bütün sektörlerin sağlık konusundaki girişim ve uygulamalarının periyodik olarak değerlendirilmesi ve hazırlanacak yıllık sağlık karnesinin kamuoyuna açıklayan bir mekanizmanın oluşturulması gerektiği kaydedildi.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...