10 Eylül 2018 Pazartesi

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 25. GÜN

Bugün uzun zamandır görüşmediğim arkadaşlarımla konuştum. Neler yaptıklarını, nasıl olduklarını sordum. Geçmişten günümüze uzanan bazı arkadaşlıklar insanları mutlu ediyor. Peki mutlu olmak için başka neler yapılabilir diye düşündüm. İşte yanıtı:


Mutlu olmak için bunları yapın!

1. Kendinizi geliştirin.

2. Farklı bir dil öğrenin.
3. Ömür boyu öğrenme alışkanlığı kazanın.
4. Okuyun, farklı yazarlar, tarzlar okuyun hep kitap okuyun.
5. Dijital medyayı hedefleriniz için araç olarak kullanın.

Mesela dil öğrenme konusunda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yabancı arkadaşlarımla konuşmaya başladım, Onlarla Türkçe konuşma şansım olmadığı için kendimi zorluyorum.

Sonra kitap okumamı destekleyecek mobil uygulamalara üye oluyor. Onlar kendimi geliştirmeme destek oluyor.

O zaman mutlu bir güne hızla başlayalım mı? :)

9 Eylül 2018 Pazar

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 24. GÜN



Miskinlik, mutluluk depolamak için kendimizi şarj olmak için çok iyi geliyor. Miskinliğe uyku eşlik etmeli, kaliteli sohbet edecek arkadaşlar, sıcak kahve, bol süt ve yoğurt, taze meyve ve sebze eşlik edince çok güzel oluyor. 


Tüm bunları uyku ile mayalıyoruz, bol bol uyuyoruz. 
Üstüne de Harry Potter ve Felsefe Taşı filmini açıp, sütlü kahvemi de alınca tam pazar gibi pazar oluyor. Pazarlar harika olmasını böyle süslemeliyiz. 


6 Eylül 2018 Perşembe

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 21. GÜN

Helllooooo :)
Güzel bir güne uyandım, sabah erkenden güzel bir toplantı için hazırlandım. Akşam ana haberde  TGRT Haber'de zorbalıkla ilgili konuştum. Karşısındakini ezen ve bu şekilde tatmin olan iletişim sorunu yaşayan çocukların, ailelerinden ve uzmanlardan destek alması gerektiğini anlattım.

İletişimin önemini her geçen gün daha çok anlıyoruz. Ülkemizde her 4 kişiden 1'i zorbalığa uğruyor. Bu nedenle karşımızdakiyle sağlıklı iletişim kurmalıyız.

Günün devamında daha çok araştırma inceleme gerektiğini de hatırladım.

Gün bitmediğine göre, tekrar görüşmek üzere...









5 Eylül 2018 Çarşamba

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 20. GÜN

Mutlu olmak için bazen başımıza gelen aksilikleri de yenebilmek önemli. Dün parmağımı kapıya sıkıştırdığım için buzlarla dolaşıp durdum. Bu nedenle de hala parmağım acıyor. Klavyeye basmak bile insanı zorlarmış. En önemli mutluluk kaynağımız sağlığımız. En çok şefkati de kendimiz hak ediyoruz. 

Şimdi bugünün konusuna gelelim. Bugünlerde etkili ve kaliteli iletişimle ilgili detayları düşünüyorum. Daha ince detayları bilirsem önce kendime sonra çevreme faydalı olurum. Zaten bizler yaptıklarımızı diğer insanlar mutlu olsun diye yapmaz mıyız? Bizim mutluluğumuzun artması diğer insanları mutlu etmemizle ilişkilidir. 

İletişim kurarken, kendimizle ya da çevremizle mutlaka bazı inceliklere dikkat etmeliyiz. Mesela susmak bile bir iletişim şeklidir. Bu konuda uzun yıllar araştırmalar yapanlar var. Karşımızdakini ikna etmek için sözlerimiz etkili olmadığında sessizliğimin etkisini kullanmaya başlarız. Susmak, çok güçlü bir silahtır. Çünkü, sessizlik insanları çekilmez ve dayanılmaz bir duruma sokar. 

Şimdilik kaçıyorum, tekrar geldiğimde yazmaya devam edeceğim. Parmağımın acısı geçince daha güzel olacak. 

4 Eylül 2018 Salı

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 19. GÜN

Mutlu olmak sanki amaç gibi algılanıyor. Bu zincire başladığım günden bu yana, inanılmaz değişimler yaşadım hayatımda. Mesela, suratımı asıp dibe vurduğumda çıkmak için seçeneklerden birine başvuruyorum. Bunlar arasında iyi ve güvenilir bir arkadaş ile sohbet etmek, kitap okumak ya da dinlemek, stresimi indirecek filmler izlemek, müzik dinlemek, dışarı çıkıp nefes almak gibi birçok seçenek var. Bu seçenekleri o an ki ruh halim belirliyor.

Güne uyandığımda eğer moral bozukluğu da olsa, gülümsemeye çalışıyorum. Çünkü, belli bir süre sonra gülümsediğimizde kendimizi daha iyi hissediyoruz. Sonra oturduğum yerde daha dik duruyorum. Böylece vücudum omuzları çökmüş, moralin bozuk sinyalini değiştiriyor ve hemen enerjimde artış hissediyorum.

Yeni bilgiler öğrenmek beni en çok motive eden şeylerden biridir. Bu konuda kesinlikle her gün yeni bir şeyler yapıyorum. Kitap okumadığım günün, boşa gittiğini düşündüğüm gibi... Sabahları kahvaltımı yapıp, üstüne kahvemi elime aldığımda hemen bir şeyler okuyorum. Mümkünse de bilimsel gelişmelerin olduğu sayfalarla başlıyorum. Yeni çalışmalar bize nelerin müjdesini veriyor diye merak ediyorum.

Jet Sosyete dizisinin ilk sezonunu çok sevdiğim için, bölümlerdeki replikleri ezberleyecek kıvama geldim. Bunun gibi bir dizi daha bulmayı umut ediyorum.

Birkaç gün toplantılarım olduğu için, günün bitimini henüz bilmiyorum. ancak buraya detaylı şekilde her günümü yazmaya devam edeceğim. Instagramda her şeyi yazma şansım olmuyordu. Gönlümce uzun uzun yazıp, öğrendiklerimin linklerini de ekleme şansım var.

Blog günlüğüne hazırsanız, bugünden itibaren uzun yazılara hazır olun. Ayrıca bol edit olacak, çünkü gün bitmeden eklemeler de yapacağım. Yazı yazmak insanı mutlu ediyor. Parmakların beyinde kapladıkları bölgeyi düşününce, neden sonuç ilişkisi de mantıklı geliyor. Şimdilik kaçtım ben.

17 Ağustos 2018 Cuma

45 GÜN MUTLU ALIŞKANLIKLAR

Günaydıııın 🙋🏻‍♀️ kahvemizi çamların arasında içmek gibisi yok. Mutlu olmak için nedenlerimiz çok olsun. 🤗 Beynimiz her ne kadar olumsuzlukları derinleştirileştirse de biz mutlu anlara odaklanalım. 45 gün uygulamasını başlattık. Bugünden sonra her gün bunu yapacağız. @barisozcan’ın zincirleri gibi bir zincir başlatalım. 

#45günmutlualışkanlıklar Hayal kurmayı bırak, harekete geç! Küçük başarıları kutlamak değerli bir beceridir, çünkü büyük şeyler küçük adımlarla gerçekleşir. En son büyük başarınızda takılıp kalırsanız bu adımları atamazsınız. Zamanınızı somut eyleme harcayın. Pratik gerçeklerle meşgul olun. Her gün hedefiniz için 10 dakika çalışmaya başlayarak, 45 gün boyunca bunu sürdürün. Sonrasında hayatınızda neler değiştiğini konuşalım. Kahveler benden 🙋🏻‍♀️☕️ Tabii bol bol endorfin için gülmeyi unutmayın. 😊 Bu ara hormonlar sarmış dört bir yanımı ne tarafa baksam serotonin, dopamin, oksitosin ve endorfinnnn 😂😂😂 şarkılar yazıyorum hormonlara öyle böyle değil. 😂🙈 #45günmutlualışkanlıklar

3 Mayıs 2018 Perşembe

SAĞLIKLI BESLENMENİN GİZEMLİ İPUÇLARI

Türkiye’de ilk defa, uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilinci oluşturmak için kitap yayınlandı.  “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin ilk kitabını yazan Bilim ve Sağlık Habercisi Esra Öz, bilgi kirliliğinden kurtulmak için sorgulayan, eleştiren ve çözüm üreten toplum için bu kitabı hazırladı. Kitap, “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” başlığıyla raflardaki yerini aldı. 11 yaş ve üzeri çocuklar için yazılan Dedektif Duru, her kitapta başka bir sorunun çözümünü arayacak.     

Sağlıklı beslenmek ister misiniz? Peki bunu nasıl yapacağınızı bilmiyor musunuz? Size bu konuda Dedektif Duru yardımcı olacak. Bu serüvende bilimsel ve eleştirel düşünce ile problemleri nasıl çözeceğinizi öğreneceksiniz. Medyadaki bilgi kirliliğinden kendinizi ve sevdiklerinizi korumanın eğlenceli yollarını labirentteki doğru yönleri seçerek bulacaksınız. Dedektif Duru, daha önce bilmediğiniz yerlere gidip ipuçlarını toplayacak ve ilk kez duyacağınız birçok konuyu mercek altına alacak. Duru ile gerçeğin peşinde koşmaya hazırsanız, kemerlerinizi bağlayın. Macera başlıyor… 

Türkiye’de çocuk kitapları alanında ilk olan, “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin birinci kitabı “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” yayınlandı. Uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilincini kazandırmak için hazırlanan kitapta, çocuklara eleştirel düşünce yöntemleri eğlenceli bir dille anlatılıyor. 



Bilinçli Çocuklar Yetiştirmek İsteyenlere Rehber
Bilim ve Sağlık Habercisi, Biyolog Esra Öz, “Özellikle beslenme konusunda tartışmaların bitmediği, ailelerin kafasının sürekli karıştığı bir hal almaya başladı. Medyada oluşan bilgi kirliliği kitaplara da sıçrayınca, buna bir çözüm üretmem gerektiğini düşündüm.   Bu konuda çocuk kitaplarının önemini fark ettim ve karakterler kurgulayarak uzmanları gerçek hayattan seçtim. Yaşananlar hayal ürünü de olsa mesajların gerçek olduğu ve bilimsel temellere dayandığı bu çalışmayı hazırladım.” dedi. 
Bu kitabı, bilim ve sağlık iletişiminin geliştirilerek, medya okuryazarlığı konusunda toplumun bilinçlendirilmesi için hazırlayan Öz, hayatımızın temel taşı olan sağlığın medyadaki yerini belirlemek için yazdığını dile getirdi. Bilimsel ve eleştirel düşünce ile yaklaşarak problem çözen çocukların yetişmesinin önemini vurgulayan Öz, kitabı bilinçli ebeveyn ve toplumu doğru yönlendiren öğretmenler için hazırladığını söyledi. 


Dünyaca Ünlü Uzmanlar da Kitapta Yer Alıyor
Kitapta yer alan uzmanlar hakkında bilgi veren Öz, şunları söyledi: “Beslenme konusunda araştırmaları Nature gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde yayımlanan Harvard Üniversitesi’nden Dr. Semir Beyaz, çocukların dilinden konuşmam için en tepkili eleştirileri yaptı ve kitap onun önerileriyle şekillendi. Çocuk sağlığı ve diyabet konusunda çalışmalarıyla tanınan Yale Üniversitesi’nden Dr. Eda Cengiz, çocuklar için hassasiyetle yaklaşarak, gelecek nesillerin sağlıklı yaşaması ve obezite ile gelen hastalıklardan korunması için olması gerekenlere dikkat çekti. Sağlıklı beslenmenin bir ekip işi olduğunu sürekli vurgulayan Diyetisyen Dr. Banu Salman, kitaptaki tüm beslenme önerilerini ve detaylarını bilimsel çerçevede belirlememde destek oldu. Klinik Psikolog Efsun Tatar, çocuk psikolojisi açısından değerlendirdi.  Bilimsel düşünce ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konularında doğru yönlendirmek için her kelimeyi dikkatle okuyup seçmeme yardım eden Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, hem kurgu hem de psikolojik çerçeveden incelikle yaklaştı. Pupa Yayınları'ndan çıkan kitabın çizimlerini Almanya’dan Burcu Yıldız hazırladı.”

Esra Öz Hakkında…
12 yıldır bilim ve sağlık haberciliği yapan Esra Öz, Türkiye’deki ilk sağlık blog yazarlarından biridir. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji ve Anadolu Üniversitesi Radyo TV bölümlerini bitirdi. Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümünde yüksek lisans yapıyor. 

Farklı dergi ve sitelerde yayın yönetmenliği ve editörlük görevleri yürüttü. Sağlık Bakanlığı sosyal medya hesaplarının kurulumu ve yönetiminde danışmanlık yaptı. Farklı AB projelerinde kıdemli iletişim koordinatörü olarak görev aldı, medya çalıştayları düzenledi. Bu zamana kadar sekiz kez basın ödülü aldı. 

Kokuyla Keşfet ve Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitapları ayrıca Sağlık Okuryazarlığı, Adli Koku, Çocukları Sanal Dünyada(N) Koruma Kılavuzu kitaplarında bölüm yazdı. CNNTÜRK.com, Digital Age ve Medikal News dergilerinde köşe yazıyor. Farklı eğitimler ve projelere imza atmaya devam ediyor. 

20 Nisan 2018 Cuma

BEYİNE MÜHENDİSLİK YAKLAŞIMIYLA KEŞİFLER YAPIYOR


Doktora eğitimi sırasında katkıda bulunduğu dünyanın manyetik alanını algılayan sinir hücresi ve iyon kanallarını bulduğu araştırmasıyla tanınmaya başlayan ABD’de dünyanın en iyi üniversitelerinden birinden olan California Teknoloji Enstitüsü (Caltech)’nden Türk bilim insanı Dr. Sertan Kutal Gökçe, başka bir çalışması ile de susuzluğu düzenleyen beyindeki bölgeyi haritaladı. Bu araştırmayla beyindeki su içmemizi tetikleyen ya da durduran kompleks sinirsel devre yapısı çözüldü. Bu sinirsel devre muhtemelen insanlar da dahil olmak üzere memelilerde beyindeki susuzluk hissini ve su içmemizi kontrol eden yapı hakkında önemli bilgiler veriyor.

Bilim dünyasında çok ses getiren bu araştırma dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden Nature'da yayınlandı. Dr. Sertan Kutal Gökçenin hikayesi çalışmalarının ve azminin etkisiyle değişiyor ve ilklere imza atmaya devam ediyor.

1985 yılında Adana’da doğan Dr. Sertan Kutal Gökçe, ortaokul ve liseyi Adana’da okudu. Ailenin tek çocuğu olan Gökçe, bilime yönelmesinde ve hayallerinin peşinden koşmasında ailesinin, özellikle annesinin etkisi büyük olur.

İlk tercihi olan ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünde okurken, üçüncü sınıfta yaz stajını Drexel Üniversitesi’nde Dr. Barış Taşkın ile birlikte yaptı. Staj yaptığı 3 aylık süreç hayata bakışını ve kariyerini nasıl çizeceği konusunda belirleyici oldu. Özellikle akademiyi seçip, ABD’de doktora eğitimini sürdürmesinde büyük etkisi oldu.  ODTÜ’de aldığı eğitimin akademik hayatında her zaman yardım ettiğini ve hocalarına çok şey borçlu olduğunu söyleyen Gökçe, ODTÜ’den mezun olduktan sonra Koç Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı.

Koç Üniversitesinde Dr. Hakan Ürey’in Optik Mikro Sistemler Laboratuvarı (OML)’nda yüksek lisansını tamamladı. Yüksek lisansında MOEMS (Mikro Opto Elektro Mekanik Sistemler) üzerine çalıştı. 2 yıllık yüksek lisans eğitiminin 6 ayını İsviçre’de bulunan EPFL’de (Swiss Federal Ecole Polytechnique Lausanne) dizaynını yaptığı küçük optik tarayıcıların fabrikasyonunu gerçekleştirdi. OML’de Dr. Hakan Ürey ile geçirdiği iki sene takım çalışmasının önemini öğrenme ve iyi bir mühendis olma konusunda çok yardımcı oldu.

Koç Üniversitesi’ndeki eğitiminden sonra Amerika’nın en iyi 10 mühendislik okulundan biri olan UT Austin (Teksas Üniversitesi Austin)’de tam burslu olarak Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği bölümünde doktoraya başladı. Doktora çalışmalarını Dr. Adela Ben-Yakar danışmanlığında gerçekleştirdi. Doktora çalışmalarında çok heyecan verici disiplinler arası mühendislik projelerinde çalıştı. Kendi doktora projesi sinir hücrelerinin yenilenmesinin altındaki moleküler yapıları anlamaktı.


Bunu nasıl yaptı?
Bunun için transparan bir yapıya sahip olan küçük kurtçukların (Caenorhabditis elegans), yaklaşık 1 mm boyunda, tek bir sinir hücresini güdümlü lazerle kesti.  Yaptığı ilk projede bu işlemler küçük mikroakışkan çipler içerisinde lab-otomasyonu kullanarak, ameliyat başı süresini yaklaşık 17 saniyeye kadar indirdi. Bunun önemi ise ameliyat yapılan deneklerin sayısı ne kadar fazla olursa, daha güvenilir ve sağlam biyolojik sonuçlar elde edilebilmesiydi. Dr. Gökçe, lazerle küçük kurtçukların üzerinde sinir hücrelerini keserek sinir onarımı ve yıkımının moleküler altyapısını anlamaya çalıştı.

Kendi projelerinin yanında başka projelerde çalışma fırsatı bulan Gökçe, en dikkat çekici çalışmalarından birinde ilk defa çok hücreli bir hayvanda (Caenorhabditis elegans) dünyanın manyetik alanını algılayan sinir hücresi ve iyon kanallarını bulduğu çalışmaydı. Bu çalışma önde gelen dergilerden Elife’da yayınlandı.

Doktorasının son iki senesinde sinir bilimine (neuroscience) olan merakı giderek arttı ve doktora sonrası çalışmaları için ABD’de dünyanın en iyi üniversitelerinden biri olan California Teknoloji Enstitüsü (Caltech)’nde devam ediyor. Caltech’de katkıda bulunduğu çalışma çok büyük bir etki yarattı. Beyindeki su içme kontrolü mekanizmasının anlaşılmasında yaptığı çalışma Nature’da yayınlandı.


15 Nisan 2018 Pazar

HENRY'NİN KİTABI İYİLİĞİ YAYACAK


The Book of Henry, Gregg Hurwitz'in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmde Henry karakteri üstün zekalı bir çocuğun etrafını nasıl etkilediğini konu alıyor. Henry, sadece zeki değil, aynı zamanda çok düşünceli. 

Filmin bazı sahnelerinde ağlamaktan duramayacağınız için, rahat olacağınız kişilerle izleyin. Çünkü, çok ağlayacaksınız. 

Çocukların, etraflarında olan kötü olaylara karşı tepki verdiğini ancak yetişkinlerin görmezden geldiğini işliyor. Henry, annesinin parasını yönetmekten kardeşinin ihtiyacı olanları planlıyor. Komşu kızının yaşadıklarını değiştirmek  için çaba sarf ediyor. 

Yazdığı bir kitap annesinin yolunu belirliyor. 

Bu filmi mutlaka izleyin. 

8 Nisan 2018 Pazar

MUCİZE İNSANLARI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEKTİR

Hayatımızda mucizeler olsun isteriz. Bu süreçte de çevremizdeki sevdiklerimizin bize birer mucize olduğunu hemen anlamayız. 

Dünyaya gelirken, herkesin farklı zorlukları olur. Kimi fiziksel kimi psikolojik kimi farklı şekilde zorluklar yaşar. İşte bu sorunları aklımıza takıp, insanlardan uzaklaşmak yerine daha çok insanla tanışmalıyız. 

2012’de R. J. Palacio’nun yazdığı romandan uyarlanan Mucize filminde fiziksel sorunlarla dünyaya gelen August Pullman’ın hikayesi anlatılıyor. Yıllarca geçirdiği ameliyatlar ve bu süreçte insanlardan uzak bir hayat yaşamasına neden olur. Beşinci sınıfa başladığında, yüz farklılıkları nedeniyle arkadaşları tarafından dışlanmasının ve bu zorlu süreci atlatmasını konu alır. 

Çocuklara, farklılıklar ya da hastalıklar nedeniyle kimseye kötü davranılmaması gerektiği öğretilmeli. Bu nedenle de bu filmi çocuklar mutlaka izlemeli. 

Auggie'nin, sessiz ve içe kapanık halleri insanın içini burkuyor. Böyle tepkilerle karşılaşan insanların nasıl bir ruh halinde olduğunu gösteriyor. Empati kurabilen her bireyin karşısındakini anlamaya çalışması gerekir. 

Ders niteliğindeki diyaloglar ve öğrenmek için nasıl gayret ettiğini izleyeceğiniz film, insanları olduğu gibi kabul etmenin güzelliğini anlatıyor. 

Çocuklarınızın hayallerini onları olduğu gibi kabul ederek ve cesaret vererek destekleyebilirsiniz. 

7 Nisan 2018 Cumartesi

THE POST FİLMİ GAZETECİLİĞİN KURALLARINI HATIRLATIYOR

Günümüz gazeteciliği gün geçtikçe yara alıyor. Gerek yeni medya ile herkesin kendini gazeteci sanması,  gerek uzman gazetecilerin kadrolarının azalması da buna tuz biber ekiyor. Ancak, bu süreç The New York Times gazetesinin yeni girişimleriyle değişmeye başladı. 

Geçmişte de gazetelerin ve gazetecilerin yaşadıkları hiç kolay olmadı. The Post filminde 1971'de Pentagon belgeleri etrafında dönen yasal süreç işleniyor. Film, Washington Post editörü Ben Bradlee  ve gazetenin sahibi Katharine Graham, ordu analisti Daniel Ellsberg tarafından yazılan ve sızdırılan Pentagon belgelerinin yayınlanmasındaki sancılı süreci konu alıyor. 

Belgeleri ilk yayınlayan The New York Times oluyor, o süreçte gazeteye yayın yasağı geliyor. Bu sırada belgeler Post ekibine de ulaşıyor, sonrasında yeni belgelerin ellerine geçmesiyle Post ekibi ikilemde kalıyor. 

Tabii gazetenin sahibinin kadın olması da erkeklerin hüküm sürdüğü bir alanda göze batıyor. 

Maddi zorluklar yaşayan gazetenin, bu süreçte destekleyicilerinin olmayacağı düşünülüyor. Gazetecilerin hapse girme riski gündeme geliyor.  Gazetecilerin gerçekleri söylemesi, en dikkat çeken hususlardan biri oluyor. Filmde gerçekler ve dürüstlük örneklerini sık sık görüyorsunuz. Korkularına yenik düşmeyen gazeteciler, halka gerçekleri yazmayı savunuyorlar. 

Sonunda haber yayınlanıyor. 

Sonraki süreçte de belgelerin yayınlanabilmesi ve özgür basının korunabilmesi için gazete ile hükumet arasında büyük bir hukuk mücadelesi başlıyor. 



Yargıç Black şu kararı veriyor:   

Amerika'nın kurucuları özgür basına, demokrasimizdeki asıl görevlerini yerine getirmeleri için gereken korumayı sağlamıştır. Basının görevi halka hizmet etmektir, halkı yönetenlere değil. 

Medya rekabeti bu olayla dayanışmaya dönüşüyor. 

Filmin sonundaki söz de kulaklara küpe oluyor: 

Haberler tarihin ilk taslağıdır. 

Şimdi günümüze dönelim ve Channel 4 kanalının Cambridge Analytica’nın maskesini düşüren araştırmacı gazetecilik örneğini hatırlayalım. Facebook üzerinden insanların korkuları ve umutları öğrenildi. Sonra bu bilgiler de başkalarının kullanması ve insanları yönetmesi için satıldı. 

İşte bu noktada, siz bilinçli medya okuryazarı ve dijital medya okuryazarı olursanız bu sistematik sömürüden kurtulabilirsiniz. Medyayı da desteklemeyi unutmayın! 


Nitelikli gazeteci, gelişen toplum demektir. 

6 Nisan 2018 Cuma

ROBOT HEMŞİRELER GELİYOR! HAZIR MISINIZ?


Robotlar gün geçtikçe hayatımızda yer ediniyorlar. Sağlık sektöründe de çok farklı alanlarda robotlara iş düşüyor ve avantajlarıyla birlikte 30 yılı aşkın bir süredir medyada yer alıyor. Geçmişten günümüze kısa bir tur yapmaya hazırsanız başlayalım.

İlk robotlardan biri, 1985 yılında PUMA 560 cerrahi robot kolun nöroşirürjik biyopside kullanıldı. O zamandan bu yana, tıp robotları, cerrahi robotlar, teletıp hayatımızı değiştiriyor. Sağlık sektöründeki masrafların yüksek olması, zamandan ve bütçeden kısıtlama yapılması gerektiğini gösteriyor.

Japonya ve Amerika’da hemşire ihtiyacı çok fazla ve diplomalı hemşire olmadığı için yeterli bakımı robot hemşireler karşılamaya başlayacak.

Japon Sağlık, Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı’nın Temmuz 2015 tarihli bir tahmini, nüfusun yaşlanmasının gelecek 10 yıl zarfında hızlanmasıyla Japonya’nın hemşirelik alanında büyük bir açıkla karşılaşacağını gösteriyor. 2025 yılı itibariyle ulus 2,53 milyon hemşireye ihtiyaç duyacak. Bu hedefi karşılamak 2025 yılı itibariyle 800 bin ile 1 milyon hemşireye daha ihtiyaç olacak. Ancak artışın şimdiki temposu hızlanmadığı sürece, hemşirelik alanında çalışanların sayısı en az 380 bin açık vererek talebi karşılayamayacak.

Yaşlı bakımında da etkili olacaklar
Dünyadaki en yüksek yaşam beklentisiyle, Japonya bugün bu sorundan başka herhangi bir ülkeden daha fazla acı çekiyor. Japonya nüfusunun yaklaşık yüzde 30'u 65 yaşın üzerinde ve kadın başına yaklaşık 1.2 doğumla birlikte, iş gücüne yetişmek için yeterli sayıda insan yok.

Japonya'nın nüfus piramidi daha uzun yaşam beklentisi ve daha küçük doğum oranlarını yansıtacak şekilde eğiliyor.

1950'lerde doğal bir zirveye gelen nüfus piramidi, şimdi çok daha ağırdır. Bu, sadece yaşlıların bakımı için yeterli insan olmadığı için değil, aynı zamanda emeklilikteki nüfusun böylesine büyük bir kısmının ve ekonomiyi boşalttığı için de sorun oluşturuyor. 65 yaş ve üstü nüfusun 2030 yılında 72 milyona ulaşması öngörülüyor.

Robot hemşirelerde etik sorunsalı
Robotik hemşirelerin oluşturulmasındaki ana zorluk, bir makineyi güvenilir ve etik programlama problemi olduğu belirtiliyor. Robot hemşire günlük olarak hastaları ile ilgili karmaşık kararlar vermek zorunda kalacak. Örneğin, bir robot hastalarını ilacı almasını hatırlatmak için programlanmışsa, hasta reddederse ne yapması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Bir yandan ilacı reddetmek hastaya zarar verir. Öte yandan hasta, robotun farkında olmadığı bazı meşru nedenleri reddediyor olabilir. Örneğin, ilacı kullandıktan sonra hasta kendini hasta hissederse, o zaman ilacın uygulanmasında ısrar etmek zararlı olabilir. Bir hatırlatmadan vazgeçmek ve herhangi bir cevabı göz ardı etmek de pratik değil. Çünkü robot, hastanın uygun şekilde bakım aldığından emin olmak için bir insan hemşirenin yerini alacak. Dahası, hasta ilacı almayı kabul edip sonra unuttuysa? Robot ilaç alınana kadar hastayı takip edip izlemeli mi, yoksa mahremiyet ihlali mi? Bir şey ters giderse robot ne zaman ve nasıl doktoru bilgilendirmelidir?

Bu senaryo, insan hemşirelerin sık sık karşılaştığı bir durum.  Bir karar vermek için yeterli veri yoksa, insanlar daha fazla bilgi almak için hangi soruların sorulacağını belirleyebilir. Robotlar böyle bir seviyede karar veremiyor.

Karar almada güçlükler var
Robotlar karar vermeden önce, belirsiz koşulların üstesinden gelebilmeleri gerekiyor. 
Bir hastaya ilacını almasını ve olumsuz bir cevap almasını isteyen robot hemşire, olumsuz yanıtı kabul etmek veya yeni bir talepte bulunmak için yeterli bilgi olmadığını tespit ederse, bir karar verebilir. Örneğin, robot hastanın ateşinin yükseldiği bilgisini doktora iletirse, daha iyi bir karar vereceğini bildirebilir.

İnsanlar belirsiz kararlarla karşı karşıya kaldıklarında, bunu düşünebilir ve daha fazla bilgi ihtiyacını kabul edebilirler. Ancak robotlar, önceden programlanmış protokollere dayanan koşullardan bağımsız olarak karar verme eğilimindedir. 


Japon Hemşire Robotları
Bugün itibariyle, robot hemşireler henüz bu gelişmişlik seviyesine sahip değiller. Robot hemşireler için mevcut prototipler yardımcılar olarak tasarlanmış ve tam olarak entegre otonom sistem yok.

Robot hemşire üretiminin şu anki lideri olan Japonya, tıbbi topluluktaki farklı ihtiyaçları ele alan çeşitli robotlara sahip.

RIBA robot hemşire hasta taşıyor. Bu robota “Etkileşimli Vücut Yardımı için Robot” anlamına gelen RIBA deniyor. RIBA, bir kişiyi yatar pozisyonda ya da oturma pozisyonundan 60 kiloya kadar kaldırabiliyor ve başka bir yere taşıyabiliyor. RIBA, kaymayı önleyen gelişmiş dokunsal sensörlere ve güçlü kollara sahip. Ayrıca iki kamera ve iki mikrofon ile bir operatörden ipuçlarını takip edebiliyor. RIBA hastaları yatıştırmak için kullanılan büyük bir oyuncak ayı gibi görünüyor, ama aynı zamanda bazılarını rahatsız edebiliyor.

Actroid-F DEMO
Japonya merkezli robot üreticisi Kokoro, Actroid-F ile farklı bir araştırma alanına odaklandı. Bu robot, gözlerini, kaşlarını, ağzını, başını ve boynunu hareket ettirebiliyor. Actroid-F, bir uzaktan operatör tarafından kontrol edilebilen, ifadeleri ve konuşması çok doğru bir şekilde taklit edebilen bir tele-robot. Bu robot aynı zamanda özerk değil, ama insan olarak hastalarla bakarak ve etkileşim kurabiliyor. Actroid-F henüz otonom olmadığı için, etik sorunları kendi başına kararlaştırmaya gerek duymayacak. Ancak, operatörlerin gözetiminin gizlilik sınırlarının neresinden geçtiğine karar vermek zorunda kalacaklar.


Pearl
ABD'de, Michigan Üniversitesi, Pittsburg Üniversitesi ve Carnegie Mellon Üniversitesi'nden araştırmacılar, Pearl adında bir Nursebot üzerinde çalışıyorlar. Pearl, Japon meslektaşları gibi bir asistan robotu ve insanlara rutin faaliyetler hakkında hatırlatmaya ve yaşlılara rehberlik ediyor. Pearl, sesli ve görüntülü girişin yanı sıra bir dokunmatik ekran arayüzü ve yapabildiği çeşitli görevler için yazılımın navigasyon ve tanıma ile yardımcı olan birçok sensöre sahip. Bilişsel ya da bedensel engelli bireylerin günlük görevlerden geçmelerine yardımcı olmak için iyi bir teknolojik araç. Pearl ayrıca çevresinin haritasını ve müşterinin ne kadar hızlı hareket ettiğine bağlı olarak hızını değiştirmenin bir yolunu da hesaba katan sofistike navigasyon algoritmalarına sahip.



Mabu
San Francisco merkezli dijital sağlık firması tarafından üretilen Mabu, kişilik ve tedavi ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş günlük konuşmalar yapıyor ve sağlık uzmanına sizin hakkınızda geri bildirim gönderiyor. Size, hatırlatıyor ve sürecinizi takip ediyor. Yüz takip sistemi ile de sizi takip edebiliyor ve bu sayede göz teması kurulduğunda iletişime geçiyor.

Kaynaklar
https://twcroboticsurgery.weebly.com/past.html
https://www.bls.gov/news.release/archives/ecopro_12192013.pdf
https://www.bls.gov/opub/mlr/2013/article/occupational-employment-projections-to-2022.htm
https://www.japantimes.co.jp/opinion/2015/07/07/editorials/shortage-of-nursing-care-workers-2#.WrazUohuZPY
https://cs.stanford.edu/people/eroberts/cs201/projects/2010-11/ComputersMakingDecisions/robotic-nurses/index.html
https://www.youtube.com/watch?v=Ulw2Z1qZJOI
https://www.youtube.com/watch?v=7lLP5hGqKB8
https://mashable.com/2017/10/07/mabu-health-care-robot/#gW83kK682kqM
https://www.youtube.com/watch?v=bQak--i5U3A





31 Mart 2018 Cumartesi

BARSELONA'DA KISA BİR GEZİNTİYE NE DERSİNİZ?

Hadi gelin bir Barselona turu yapalım. 



Sanatın her dokunun içine işlediği, sakin bir ortama gitmiş gibi hissediyordunuz.


  Barselona'da parklar sanat eserleri ile süslenirken, doğa da çok güzel. 


Parkları çok güzel. 


Merkezdeki ünlü bulvarı...


Sabun köpükleri bile anı olabiliyor. 



Patron diye mekana gittik. Canlı müzik yapılan mekandaki yemekler gerçekten çok ilginçti. 


Barselona'da domatesli ekmek çok ünlü. Ekmek biraz sert olsa da üzerine domates sosu ile farklı bir lezzetti, özellikle peynir tabakları ile çok güzel oluyor. Zeytinlerini de çok sevdim. 


Ballı patlıcan yediniz mi hiç? İşte karşınızda ince ince kesilip kızartılıp balla tatlandırılmış patlıcanlar. Farklı bir tat. 


Bu da tatlı, benim yiyecek çok halim kalmadığı için tadına baktım. 


Sabah sahil kenarında yürüyüş iyi geliyor. Sabahın o saatinde yürüyenlerle doluydu. 


Kahvaltılarına bakalım mı?


Peynir çeşitlerini gerçekten beğendim. 


Tatlı çeşitleri çok olsa da ben pek tadına bakmadım. 


Gezmeye devam edelim. Barselona'daki dar sokaklar çok sevimli. Yürürken zamanda yolculuk yapmış gibi hissediyorsunuz. 



Her yerden sanat ve tarih fışkırıyor. 


Tabii bu yerlerde bizim de bir anımız olmasın mı :)


Bu bina çok önemliymiş, gösteri yapılmaya başlandı biz dönerken çok kalabalıktı. 




Her yerinde başka bir sanat eseri var demiştim... Sokaklar hep böyle... 



Geleneksel İspanyol yemeği:Paella yapmayı da ihmal etmedik. 


Malzemeler aslında bildiğimiz domates, soğan, biber ancak tabii deniz ürünleri çok çeşitli. 


İtiraf edeyim, çok eğlenceliydi. 


Sonuç işte karşınızda tabii ben vejetaryen tercih ettim.





Barselona’nın en ünlü mimari eserlerini yapan Antoni Gaudí, İspanya’da Art Nouveau akımının öncüsü. İşte onun eserlerinden biri: La Sagrada Familia!





1882 yılında halkın yardımlarıyla yapımına başlanan mimarinin bitmemesinin nedeni hala sembolik olarak halkın yardımlarıyla yapımına devam edilmesi ve Gaudi'nin karmaşık mimari tarzının çözülmesinin güçlüğü.






La Sagrada Familia’da hiçbir duvar dik, hiçbir kolon düz değil.





2026’da bitmesi tahmin ediliyor. 





İspanya’yı anlatan küçük köy: Poble


Barselona'da 1929'da bir sergi için tasarlanmış İspanyol Köyü, zamanla şehrin en çok turist çeken yerlerinden biri olmuş.





Bu köy, Barselona’nın Montjuick Tepesi’nde bulunan, kocaman duvarların arasında, küçücük sokaklarıyla dikkat çeken, içinde turistik her şeyi bulabileceğiniz ve lezzetli yemekler deneyebileceğiniz bir yer. 



Flamenko izledik ki, açıkcası çok güzeldi. 


Çok eğlenceli bir yerdi, her köşesinde farklı bir sürpriz vardı. Barselona'ya giderseniz mutlaka ziyaret edin.  








Park Güell, Barselona’nın dünyaca ünlü sıra dışı parkı. Park, Gaudi’nin ünlü Sagrada Familia eserinden sonraki en iddialı yapısı.






Şirinler köyünde gibi hissettiğiniz bir yer yapılmış. Her şeye sanat katılmış. Sanat ne kadar önemliymiş ve ayrıcalıklı yaparmış öğrenmiş oldum. Bundan sonra sanat her şeyde olacak...



Bukelamunlara karşı derin sevgisi varmış sanırım.



Parkın her köşesi farklı detaylarla süslü. 


Kendinizi Alis Harikalar Diyarında gibi hissediyorsunuz. 


İlginç mimarisi sizi her an şaşırtıyor. 


Filmlerdeki gibi bir ortam düşlüyorsanız, doğru yerdesiniz. 






Antoni Gaudí'nin evine de gittik. Sade ve şık bir evi varmış.



Evinin girişindeki bu süs çok hoş.





Parktan ayrılma zamanı geldi...




Sanat toplumun ilerlemesi için çalışıyor. Özellikle de nitelikli her iş bir sanat eserine dönüşüyor. Çünkü, içinde ilham veren ışıltılar bulunuyor, emek oluyor, yapılan işe duyulan aşk aydınlatıyor, kalitesiyle fark yaratıyor. Sanat, ne kadar nitelikli ve incelikli olursa o kadar topluma ışık tutuyor. Günümüzde herkes her işi yaptığını iddia etse de aslında birçok kişi nitelikli uzmanın neler yapabileceğinin farkını biliyor. Tabii ayrımı bilmeyenler de kısa bir rüyanın etkisinde kalıyorlar ve mutlaka o rüyadan uyanıyorlar. 




Bizler de nitelikli işlere imza atmak ve sonraki nesillere iz bırakmak için çalışmaya devam etmeliyiz. İçine bilim, sanat, emek ve ruhumuzu da katarak. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...