7 Aralık 2018 Cuma

42

Efsanevi beyzbol oyuncusu Jackie Robinson’un etkileyici hikayesi konu alınıyor. 
🔹Robinson Brooklyn Dodgers’a katıldıktan sonra Amerikan Beyzbol Ligi’nin renk engelini aştı.

🔹Büyük liglerdeki renk engelini aşan ilk siyahi adam.
🔹Öfkeni kontrol et ve işinde en iyisi ol! 
🔹Farklı olmak, iyi iş yapmaya engel değildir.
🔹Engeller aşılmak için vardır.
🔹Sevdiklerimizin yanında olursak, aşamayacakları engel kalmaz.
🔹Gazetecileri bu kadar irrite edici kurgulamasalar süper olur. Nitelikli ve işini aşkla yapan gazeteciler gösterilmeli. 
🔹Hedefine ulaşmak için her türlü engelle mücadele etmenin ve tarih yazmanın gerçek hikayesini izlemek için bu film kaçmaz!

2 Aralık 2018 Pazar

ANILARINIZIN AYARLARIYLA OYNAYANLARA KARŞI DİKKAT EDİN

görsel kaynağı
İlginç çalışmalar yapan Psikolog Elizabeth Loftus ile tanışmaya hazır mısınız? Kendisi  doğru ve  yanlış anılar üzerine çalışıyor.  

Loftus insanların unuttukları konular üzerinde değil tam tersine, insanların hatırladıkları konular üzerinde çalışan Loftus, sahte anılar üzerinde çalışıyor.

Ne yazık ki, Steve Titus birinin sahte anısı yüzünden hapse giren tek kişi değil. Amerika'da bir projede, 300 masum kişiden bilgi toplandı. İşlemedikleri bir suç yüzünden hapis yatan 300 kişi Bu suçlar yüzünden 10,20,30 yıl boyunca hapiste yattılar ve şimdi DNA testi onların masum olduğunu kanıtladı. Bu davalar incelendiğinde, dörtte üçü görgü tanıklarının sahte anıları yüzünden kaynaklanıyordu.

Kurgulayıcı bellek sürecini incelemeye 1970'lerde başlayan Loftus, yaptığı deneylerde insanlara kurgulanmış sahte suç ve kazalar göstererek onlara bu konuda neler hatırladıklarını sordu. Bir araştırmada insanlara kurgulanmış bir kaza gösterdi arabaların çarpıştığı esnada ne kadar hızlı gittiğini sordu. Bazı insanlara da arabaların birbirine girdiği anda ne kadar hızlı gittiğini sordu. Birbirine girdiği anda dediği zaman, görgü tanıkları arabaların daha hızlı gittiklerini söylediler, dahası, soruyu bu şekilde sormak kaza mahallinde kırık cam olmamasına rağmen insanları kırık cam gördüklerini söylemeye yöneltti. 

Psikolog Elizabeth Loftus, ilginç çalışmalar yapıyor ve şunu söylüyor: “Gerçek hayatta yanlış bilgilendirme her yerde. Yanlış bilgiyi sadece sadece bize imalı bir şekilde sorulduğunda değil, kasten veya bilinçsizce bize yalan yanlış bilgi veren diğer görgü tanıklarıyla konuştuğumuzda veya medyada daha önce yaşamış olabileceğimiz bir olayın yer aldığını gördüğümüzde de edinebiliriz. Bütün bunlar anılarımızın bozulmasına yol açar.” 

Kendisinin yayınlanmış birçok kitabı var. Henüz dilimize çevrilmemiş olsa da farklı kaynaklarda araştırmaları yer alıyor. Dönem dönem diğer çalışmalarına da değineceğim. Loftus, işini çok severek yapıyor, bu uğurda da büyük mücadeleler veriyor. 




29 Kasım 2018 Perşembe

PSİKOPAT BEYNİNİ SEVGİYLE EĞİTEN NÖROBİLİMCİ


Bugün sizlere sevginin insanların beynini nasıl değiştirdiğini anlatacağım. California Üniversitesi'nde 35 yılı aşkın bir zamandır davranış üzerinde çalışan nörobilimci profesör Jim Fallon, bir gün bir meslektaşı psikopat katillere ait bir grup beyni incelemesini istedi.

2005 yılında seri katillerin beyin taramalarını inceleyerek "Nasıl psikopat bir katile dönüşür?" sorusunun peşine düşen Fallon, insan beyinlerinden yaklaşık 70 tanesine baktı ve birtakım verilerle karşılaştı. 

Şizofreni, depresif insanlar, katillerin PET taramalarının yanı sıra Alzheimer ile ilgili başka bir araştırma için ailesinin ve kendisinin olduğu beyin görüntüleri masanın diğer tarafında duruyordu. Bir beyin taramasına baktığında Fallon, empati, ahlak ve irade ile alakalı olan beyin bölgelerinin faaliyetinin çok düşük olduğunu tespit etti. Görüntüden emin olamadığı için ilk olarak PET makinesinde bir problem olduğunu düşündü. Teknisyenle birlikte kontrol ettiğinde bir sorun olmadığını anladı. 

Devamında ise bu görüntünün kime ait olduğunu anlamak için baktığında ise, hayatının şokunu yaşadı. Psikopat beyin kendisine aitti!   

Bu süreçte hayatının şokunu yaşayan Fallon, bu durumu daha da yakından araştırmaya başladı.
Beyin hasarı ve çevresel koşullar ile bunların nasıl birbiriyle bağlantılı olduğuna bakarken, bir psikopat ve de bir katil haline gelmek hasarın tam olarak ne zaman oluştuğuna bağlıdır. Farklı türden beyin hasarları vardı. Burada önemli olan şey majör şiddet genleri, MAO-A geni olarak bilinir.
Bu gen toplumda çeşitlilik gösterir. 

Aranızdan bazılarında bu var ve bu cinsiyetle bağlantılı X kromozomunda yer alıyor ve bu yüzden bunu yalnızca annenizden alabiliyorsunuz. Aslında muhtemelen psikopat katillerin çoğunlukla erkeklerden oluşmasının ve oldukça agresif olmalarının sebebi bu. Çünkü bir kız çocuğu hem babadan bir X kromozomu hem de anneden bir X kromozomu alır, böylece nötrleşir. Ancak erkek çocuk yalnızca annesinden X kromozomunu alır.

Böylece anneden oğula geçmiş olur. Bu gelişim sırasında aşırı serotonin salınımı ile bağlantılıdır ki bu da oldukça ilginç çünkü serotonin normalde sakinleştirip rahatlatmayı gerekir. Ancak eğer bu gene sahipseniz, ana rahminde beyniniz bununla yıkanıyor. Böylece tüm beyniniz serotonine karşı duyarsızlaşıyor. Bu yüzden daha sonraları bir işe yaramıyor.

Bu gene sahipseniz ve oldukça fazla şiddet görmüşseniz belirli bir durumda, bu tam anlamıyla felakete davetiye çıkartabiliyor.

Fallon, bilimsel araştırmaların yanı sıra ailesinin soyağacı New York’a ilk yerleşenlerden ünlü Cornell ailesine kadar uzandığını öğrendi. 1892 yılında anne ve babasını balta ile öldüren Lizzie Borden’da dahil olmak üzere toplam yedi katil bulunduğunu annesi ile şu konuşmada öğrendi.

Annesi ona, "Etrafta psikopat katillerle ilgili konuşmalar yaptığını duydum ve kendinden sanki normal bir ailedenmiş gibi bahsediyormuşsun." dedi.

Buna yanıt olarak, "Sen neden bahsediyorsun?"

"Hem iyi hem de kötü haberlerim var. Kuzenlerinden biri Cornell Üniversitesi'nin kurucusu olan Ezra Cornell. Kötü haberse; Lizzi Borden da kuzenlerinden biri.” diye yanıtladı annesi.

  "İyi, hoş bizim de bir Lizzi'miz varmış. Ne olmuş?" dedi.

O da " Hayır" dedi, "Daha kötü. Şu kitabı oku."

Bu kitap; "Tuhaf bir şekilde Öldü", tarihi bir kitaptı ve annesini öldüren ilk adam Fallon’ın büyük-büyük-büyük-büyük-büyük-büyükbabasıydı. Bu ilk anne cinayeti vakasıydı ve kitap oldukça ilginçti çünkü cadı avlarından ve insanların o zamanlar nasıl eğitildiğinden bahsediyordu.

Ama burada bitmiyor tabi. Babasının tarafında 7 erkek daha vardı, o zamandan itibaren, Cornell'ların hepsi katil olmuşlardı. Babasının kendisi ve üç kardeşi II. Dünya Savaşı'nda savaşa katılmaya karşıydılar.

Mutlu ve sevgi dolu bir çocukluk dönemi yaşayan Fallon,  psikopat olmak yerine kendisini geliştirmişti. Yaşadıklarını saklamak yerine her yerde anlatan Fallon, “İçimdeki Psikopat” (The Psychopath Inside) isimli bir de kitap yazdı.

28 Kasım 2018 Çarşamba

BEYİN ARAŞTIRMACISININ BAŞINA GELEN İLGİNÇ OLAY NEYDİ?


Görsel kaynağı 

Bugün sizlere çok farklı bir hikaye anlatacağım. Şizofreni hastası olan kardeşi nedeniyle beyin araştırmacısı olan nöroanatomist Dr. Jill Bolte Taylor, beyin ile ilgili akademik çalışmaları yapıyordu. 

10 Aralık 1996 sabahı uyandığında kendine ait bir beyin hastalığı olduğunu keşfetti. Beyninin sol yarısındaki bir kan damarı patlamıştı. Ve takip eden dört saat içinde beyninin bilgi işleme yeteneğinin bütünüyle tükenmesini izledi. Kanama sabahı yürüyemiyor, konuşamıyor, okuyamıyor, yazamıyor, hayatına dair hiçbir şey hatırlayamıyordu. 

İnme sabahı, sol gözünün arkasında zonklayan bir sancıyla uyandı. Bu delici bir sancıydı. Hani dondurmayı ısırdığınızda saplanan o sancı gibi.

Böylece kalktı ve kardiyo makinasına, tüm bedeni çalıştıran egzersiz aletine oturdu. Ve onun üzerinde yürürken baktı ki barı tutan elleri gözüne ilkel pençeler gibi görünüyorlar. 
"Çok acayip," dedi kendi kendine. Sonra aşağıya, bedenine baktı ve "Haydaa, amma garip görünüşlü bir şeyim ben böyle," diye düşündü. 

Sanki bilinci, egzersiz aletinin ve üstündeki bulunduğu normal gerçeklikten ayrılmış, kendini egzersiz yaparken izlediği bir başka gizemli aleme geçmiş gibi hissediyordu.

Bütün bunlar çok garipti ve başının ağrısı da giderek kötüleşiyordu. O yüzden makinadan kalktı ve oturma odasında yürürken bedeninin içindeki her şeyin, çok ama çok yavaşladığını fark etti. 

Ve kendine sordu, "Neyim var benim? Neler oluyor böyle?"

Tam o anda sağ kolun yan tarafında tamamen felç oldu. O zaman fark etti: "Aman yarabbi! İnme geçiriyorum! İnme geçiriyorum!"


Ve hemen ardından beyni şöyle diyordu: "Vaaay! Bu harika bir şey! Bu harika bir şey! Kaç tane beyin araştırmacısının kendi beyinlerini böyle içten dışa inceleme fırsatı olmuştur ki?" 

Sonra birden aklına geliyordu: "Ama ben çok meşgul bir kadınım! İnmeye zamanım yok benim!"

Sonra kendi kedine "Tamam!" diyordum, "İnme inişini durduramam, o halde bir iki hafta bununla uğraşırım ve sonra eski düzenime geri dönerim. Tamam. Öyleyse yardım çağırmalıyım. İşi aramalıyım." 

Sonunda telefon etmek için büyük çaba harcayarak başarır ve sesi dinlemeye başladı; iş arkadaşı telefonu açtı ve ona şöyle dedi: "Voo voo voo voo"

Şöyle düşündü kendi kendine: "Allah Allah, aynen bir Golden Retriever köpek gibi çıkıyor sesi!"

Arkadaşı yardıma ihtiyacı olduğunu anladı ve ona yardım sağladı.

Kısa bir süre sonra, bir ambulansın içinde Boston'daki bir hastaneden Massachusetts Genel Hastanesine doğru gidiyordu. 

O öğleden sonra geç vakit kendine geldiğimde, hâlâ hayatta olduğunu keşfetmek onu şoke etti.   

Kanamadan iki buçuk hafta sonra, cerrahlar müdahale edip beynindeki konuşma merkezlerine baskı yapan golf topu büyüklüğünde bir pıhtı çıkardılar. 

Annesi ona destek oldu ve tam olarak iyileşmek sekiz yılını aldı.

My Stroke of Insight kitabında yaşam felsefesini anlatıyor, henüz Türkçe’ye çevrilmiş değil. Keşke çevrilse de okuyabilsek…

  

27 Kasım 2018 Salı

BEYİN ALIŞKANLIKLARI SEVER Mİ?

Alışkanlıklarla ilgili size ilginç bir örnekten söz edeceğim, tıp literatürüne girmiş "E.P." ile tanıştıracağım. 

Nörobilimciler, beyninin önemli bölümlerine zarar verdikten sonra derin hafıza kaybından muzdarip bir amnezik vakasının temel nörobiyolojisini, ayrıntılı olarak ilk kez açıklamışlardır. 

1993 yılında Eugene Pauly adlı yaşlı bir adam, mide krampları, kusma ve  yüksek ateş şikayetleriyle  San Diego yakınlarındaki acil servise götürüldü. Eugene'nin beynini etkileyen ensefalitten muzdarip olduğu ortaya çıktı. 

On gün boyunca komada kaldı ve Eugene  uyandığında karısı Beverly'nin artık onun olmadığı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kaldı. Hala konuşabilse de, haftanın hangi günü olduğunu hatırlayamıyordu, konuşmaları hatırlamakta zorlanıyordu.

Bir taramada, virüsün medial temporal lobunu neredeyse tamamen tahrip ettiğini, bu da geçmişin ve duygusal düzenlemenin hatırlanması gibi tüm hayati işlevlerden sorumlu olduğunu ortaya çıkardı.

Eugene ve Beverly, kızlarının yanında olmak için yeni bir bölgeye taşındılar ve günlük rutininin önemli kısımlarından biri de evin etrafında yürüyüş oldu. Doktorlar Beverly'ye kocasını sürekli olarak izlemesi gerektiğini söyledi. 

Bir sabah, Beverley her zamanki gibi sabah yürüyüşlerinden önce giyindi ve Eugene'yi bulmaya gitti.

Eugene evde yoktu.

O ortadan kayboldu.

Dehşete kapılan, Beverley mahallede dolaşıp adını seslendi, ancak onu bulamıyordu. 

Perişan ve ne yapacağını bilmez şekilde eve döndü.

Kocasını televizyon izlerken buldu. Masada kocasının yürüyüşünde topladığı bir yığın çam kozalağı da vardı.


Bunu nasıl yapmıştı? Tekrarlama sayesinde! 

Bir eylemi yeterli sayıda tekrarlayın ve “yığınlama” olarak bilinen bir süreç gerçekleşir, burada beyin bir dizi bilinçli eylemi otomatik bir rutine dönüştürür. 

Beynin kısayolları sevmesinin sebebi, hayatta kalmak için iyi olduklarını bilmesidir.


Neyi tekrar ederseniz, bu beyinde otomatik hale gelir. Beyin işlevini aşırı derecede bozan bir adam için bile çalışır.

Eugene Pauly nörobilimciler tarafından yoğun bir araştırmaya konu oldu, çünkü bu seviyede bir beyin hasarı geçirmiş olan kimsede beklemedikleri potansiyelin çok üstünde gördüler. Alışkanlıkların gerçekten zahmetsiz ve otomatik hale geldiğini gösteren ilginç bir vakaydı. 

Ne dersiniz, beyin alışkanlıkları sever mi?

Kaynaklar:
https://medium.com/@PRHDigital/the-power-of-habit-64e8a3d42abd
http://www.theshiftinside.com/pauly/
https://sites.google.com/a/janesville.k12.wi.us/janesville-free-press/articles/habit-loop 


26 Kasım 2018 Pazartesi

ELON MUSK KİMDİR?


Bugünlerde benden @elonmusk’ı çok duyacaksınız. Farklı mecralarda paylaşıyorum. Burada da bulunsun istedim. 🌏Geçtiğimiz günlerde Elon Musk 2023’te Space X ile aya gidecek ilk özel yolcuyu duyurdu. İlk Ay turisti olacak olan Japon girişimci Yusaku Maezawa, BFR roketindeki tüm koltuk biletlerini satın alarak yanında sanatçıları götürecek. Japonya'nın 14. en zengin girişimcilerinden olan Maezawa, sanatın dünya barışını sağlayabilecek güçte olduğuna inanıyor.https://www.youtube.com/watch?v=2FwpRn-jaSo☄️Elon Musk, yüzde 70 ihtimalle Mars'a yerleşeceğini söyledi.
Mars araştırmalarının öncülerinden olan ve yakın zamanda gezegene bir roket göndermeyi amaçlayan Elon Musk, yüzde 70 ihtimalle oraya yerleşeceğini söyledi.

Elon Musk’ın kızıl gezegen sevgisi tükenmek bilmiyor. Her fırsatta Mars hakkında konuşan girişimci, daha önce Mars’ta ölmek istediğini söylemişti. Şimdi de oraya taşınma ihtimalinin yüzde 70 olduğunu açıkladı.

HBO’nun belgesel serisi Axios’a konuk olan ve yakın zamanda gerçekleşen pek çok atılımın sayesinde Mars’a yolculuğun mümkün hale geldiğini söyleyen Musk, daha önce de belirttiği gibi oraya gideceğini söyledi.

“Mars’a gitmenin zenginler için bir kaçış planı” olduğu yönündeki iddialara da karşı çıkan Musk, Mars’a giden kişilerin sürekli olarak üssün kurulmasında çalışacağını ve zorlu doğa koşullarıyla mücadele edeceğini hatırlattı. Geri dönüşün de mümkün olduğunu ancak kesin olmadığını belirten girişimci, Mars yolculuğunun zenginlikle değil mücadelecilikle ilgili olduğunu söylüyor.
🌟Musk’ın optimist tavrının altında ise roketlerine olan güveni ve son gelişmeler sonucunda Mars’ta barınma, gıda gibi ihtiyaçları karşılamanın mümkün olmasını sağlayacak teknolojilerin ortaya çıkması var.
https://www.axios.com/elon-musk-mars-space-x-14c01761-d045-4da0-924b-322fb6a109ce.html?fbclid=IwAR3DZg2PphZ7mISAOMPHN25z7wpTki_knCukqJbLjnFDN5y9NuN0rxIwnachttps://www.youtube.com/watch?time_continue=4&v=Dfg1n7Lh62Q 
🌘Elon Musk bakın ne söylüyor: 

“Deliklerle dolu bir gemideyiz ve bu gemi su alıyor. Biz Tesla’yla bu suyu boşaltan bir kova yaptık. Siz olsanız kovanın tasarımını paylaşmaz mısınız?”
🌚Elon Musk @elonmusk işe alımla ilgili şöyle konuşuyor: 
"Bana çalıştığın pozisyonu söyleme, bana çözebildiğin sorunları söyle."

3 Ekim 2018 Çarşamba

İNTİHAL KOKAN ARAŞTIRMALARDAN ÖZGÜN VE NİTELİKLİ ÇALIŞMALARA GEÇİŞ MÜMKÜN MÜ?

Akademik dünyada bilimsel çalışmalar yaptığınız sürece yükselebilirsiniz. Bu yükselme sırasında etik ve ahlaklı bir yol izleyerek, özgün ve nitelikli çalışmalara imza atanların yanında intihal yapanlarla da karşılaşmak mümkün. 

İntihal ile sadece akademide değil, her alanda karşılaşılıyor. Bir kişinin üzerinde çalışıp, emek verdiği ve özgün şekilde ortaya koyduğu araştırmayı, çalmaya intihal diyoruz. Herkes hayatında emek hırsızlarıyla karşılaşabilir. Bu intihaller küçük ya da büyük çaplı olabilir. 

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Politikaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (BEPAM), 2007-2016 yılları arasında yazılmış 470’i yüksek lisans ve 130’u doktora tezi olmak üzere toplam 600 tezi inceleyerek, "Türkiye’de Akademik Yazı: İntihal ve Özgünlük" başlığıyla yayınladı. Araştırma sonucuna göre; yüksek lisans ve doktora tezlerinin yüzde 34’ünde ‘ağır intihal’ yapıldığını ortaya koydu.

Benzerlik indeksinde  dünya ortalaması yüzde 15 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 28.5. Yani Türkiye’de yapılan çalışmaların yaklaşık üçte birinde yeni bir bilgi ortaya koyma ya da yeni bilgi üretme noktasında yetersiz kalıyor. 

Hemen akıllara efsane tez olarak gelen doktora tezini de hatırlatmakta fayda var, bakınız. 

Özgün içerik üretmek zordur. Ancak eğer bir alanda çalışıyorsanız, ortaya yeni bir şeyler koymanız gerekir. Yoksa, akademik çalışmaların bir anlamı kalmaz. Sadece akademide değil her iş alanında durum böyledir. 

İntihallerle hiçbir şekilde ilerleyemeyiz, kuramsal teorilere sıkışıp kalan akademik hayatla da bir yere varamayız. Teorik ile pratiğin birleştiği bir ortak payda da buluşmalıyız. Ayrıca her konuda konuşanlar değil de belli konularda kendini geliştiren, özgün ve nitelikli çalışmalar ortaya koyan akademisyen ve bilim insanlarına ihtiyacımız var. 

1 Ekim 2018 Pazartesi

BİLİMSEL TOPLANTILAR SÖZDE BİLİME Mİ DÖNÜŞÜYOR?

Bilim insanı olmak için biyoloji eğitimi almaya başladığım öğrencilik yıllarımda, bilimsel toplantılara katılmaya başladım. Heyecanla oturumları dinledim, poster hazırlamak için nasıl bir yol izleyeceğimi araştırdım. Bilimsel toplantılardaki sosyal etkinliklerde de yeni insanlarla tanışma fırsatı yakaladım, birçok güzel ve eğlenceli gösteri oldu. 

Ülkemizdeki bilimsel toplantılara yıllardır katılırım. Birçoğunda bir iki konser ve doktorlara yönelik bilimsel ve eğlenceli yarışmalar yapıldığını gözlemledim. Bazen gazetecilerin konuşmalarının ilgiyle dinlendiğini gördüm, bende birçok kez konuşma yaptım. Bu konuşmaların çoğu alanı daha nitelikli hale getirmek, hekim, hasta, medya iletişimi ve sağlık okuryazarlığıyla ilgiliydi. 

Alanında başarılı, yeni çalışmalarla vizyon katan yurt dışından bilim insanları gelirdi. JAMA, Nature, Science gibi bilim camiası için önemli dergilerde makale yayınlamak için nasıl yol izleyeceklerini öğrenmek için çalışırlardı. Kongreler zamanla değişti, medyada sık görünen isimlerle karşılaşmaya başladık. Bilimsellikten uzaklaşıp, sözde bilim kokması ve şarlatanların medyatik diye bu toplantılarda yer alması toplantıların niteliğini düşürdü. 

Bilimsel kongrelerin amacı bilimsel gelişmeleri paylaşmaktır. Bu toplantılar da o camianın vizyonunu ve donanımını gösterir. Sosyal etkinlik adı altında yaşam koçlarından bilimi, oyunculardan sağlıklı yaşamı dinlerseniz, bu toplantıların anlamı kalmaz. 

Bilimsel toplantılarda tabii ki sosyal etkinlikler olmalı. Ancak siz bunu sözde bilimi yayanlarla yaparsanız, gazeteciler sizi ciddi almayı bırakır. Tabii bilimin ne olduğunu bilen gazeteciler...

Meslektaşlarının vizyonunu geliştirmek yerine sadece eğlendirmeyi hedefleyen toplantıları bundan sonra bu gözde ele alın. Gerçek bilim olduğu kadar sözde bilim de vardır. Etik ve nitelikli bilim insanı olduğu kadar, bilim insanı görünümlü şarlatanlar da vardır. İşte bu ayrımlara çok dikkat edin. 

Ülkenin gelişmesi ve ilerlemesi için, gerçek bilime, etik ve nitelikli bilim insanlarına ihtiyacımız var. Şarlatanlar her gün medyayı yeterince kaplıyor. Bilgi kirliliğinden uzak, gerçek bilimin anlatıldığı toplantılara hasret kaldık...

10 Eylül 2018 Pazartesi

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 25. GÜN

Bugün uzun zamandır görüşmediğim arkadaşlarımla konuştum. Neler yaptıklarını, nasıl olduklarını sordum. Geçmişten günümüze uzanan bazı arkadaşlıklar insanları mutlu ediyor. Peki mutlu olmak için başka neler yapılabilir diye düşündüm. İşte yanıtı:


Mutlu olmak için bunları yapın!

1. Kendinizi geliştirin.

2. Farklı bir dil öğrenin.
3. Ömür boyu öğrenme alışkanlığı kazanın.
4. Okuyun, farklı yazarlar, tarzlar okuyun hep kitap okuyun.
5. Dijital medyayı hedefleriniz için araç olarak kullanın.

Mesela dil öğrenme konusunda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yabancı arkadaşlarımla konuşmaya başladım, Onlarla Türkçe konuşma şansım olmadığı için kendimi zorluyorum.

Sonra kitap okumamı destekleyecek mobil uygulamalara üye oluyor. Onlar kendimi geliştirmeme destek oluyor.

O zaman mutlu bir güne hızla başlayalım mı? :)

9 Eylül 2018 Pazar

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 24. GÜN



Miskinlik, mutluluk depolamak için kendimizi şarj olmak için çok iyi geliyor. Miskinliğe uyku eşlik etmeli, kaliteli sohbet edecek arkadaşlar, sıcak kahve, bol süt ve yoğurt, taze meyve ve sebze eşlik edince çok güzel oluyor. 


Tüm bunları uyku ile mayalıyoruz, bol bol uyuyoruz. 
Üstüne de Harry Potter ve Felsefe Taşı filmini açıp, sütlü kahvemi de alınca tam pazar gibi pazar oluyor. Pazarlar harika olmasını böyle süslemeliyiz. 


6 Eylül 2018 Perşembe

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 21. GÜN

Helllooooo :)
Güzel bir güne uyandım, sabah erkenden güzel bir toplantı için hazırlandım. Akşam ana haberde  TGRT Haber'de zorbalıkla ilgili konuştum. Karşısındakini ezen ve bu şekilde tatmin olan iletişim sorunu yaşayan çocukların, ailelerinden ve uzmanlardan destek alması gerektiğini anlattım.

İletişimin önemini her geçen gün daha çok anlıyoruz. Ülkemizde her 4 kişiden 1'i zorbalığa uğruyor. Bu nedenle karşımızdakiyle sağlıklı iletişim kurmalıyız.

Günün devamında daha çok araştırma inceleme gerektiğini de hatırladım.

Gün bitmediğine göre, tekrar görüşmek üzere...









5 Eylül 2018 Çarşamba

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 20. GÜN

Mutlu olmak için bazen başımıza gelen aksilikleri de yenebilmek önemli. Dün parmağımı kapıya sıkıştırdığım için buzlarla dolaşıp durdum. Bu nedenle de hala parmağım acıyor. Klavyeye basmak bile insanı zorlarmış. En önemli mutluluk kaynağımız sağlığımız. En çok şefkati de kendimiz hak ediyoruz. 

Şimdi bugünün konusuna gelelim. Bugünlerde etkili ve kaliteli iletişimle ilgili detayları düşünüyorum. Daha ince detayları bilirsem önce kendime sonra çevreme faydalı olurum. Zaten bizler yaptıklarımızı diğer insanlar mutlu olsun diye yapmaz mıyız? Bizim mutluluğumuzun artması diğer insanları mutlu etmemizle ilişkilidir. 

İletişim kurarken, kendimizle ya da çevremizle mutlaka bazı inceliklere dikkat etmeliyiz. Mesela susmak bile bir iletişim şeklidir. Bu konuda uzun yıllar araştırmalar yapanlar var. Karşımızdakini ikna etmek için sözlerimiz etkili olmadığında sessizliğimin etkisini kullanmaya başlarız. Susmak, çok güçlü bir silahtır. Çünkü, sessizlik insanları çekilmez ve dayanılmaz bir duruma sokar. 

Şimdilik kaçıyorum, tekrar geldiğimde yazmaya devam edeceğim. Parmağımın acısı geçince daha güzel olacak. 

4 Eylül 2018 Salı

45 GÜNDE MUTLU ALIŞKANLIKLAR 19. GÜN

Mutlu olmak sanki amaç gibi algılanıyor. Bu zincire başladığım günden bu yana, inanılmaz değişimler yaşadım hayatımda. Mesela, suratımı asıp dibe vurduğumda çıkmak için seçeneklerden birine başvuruyorum. Bunlar arasında iyi ve güvenilir bir arkadaş ile sohbet etmek, kitap okumak ya da dinlemek, stresimi indirecek filmler izlemek, müzik dinlemek, dışarı çıkıp nefes almak gibi birçok seçenek var. Bu seçenekleri o an ki ruh halim belirliyor.

Güne uyandığımda eğer moral bozukluğu da olsa, gülümsemeye çalışıyorum. Çünkü, belli bir süre sonra gülümsediğimizde kendimizi daha iyi hissediyoruz. Sonra oturduğum yerde daha dik duruyorum. Böylece vücudum omuzları çökmüş, moralin bozuk sinyalini değiştiriyor ve hemen enerjimde artış hissediyorum.

Yeni bilgiler öğrenmek beni en çok motive eden şeylerden biridir. Bu konuda kesinlikle her gün yeni bir şeyler yapıyorum. Kitap okumadığım günün, boşa gittiğini düşündüğüm gibi... Sabahları kahvaltımı yapıp, üstüne kahvemi elime aldığımda hemen bir şeyler okuyorum. Mümkünse de bilimsel gelişmelerin olduğu sayfalarla başlıyorum. Yeni çalışmalar bize nelerin müjdesini veriyor diye merak ediyorum.

Jet Sosyete dizisinin ilk sezonunu çok sevdiğim için, bölümlerdeki replikleri ezberleyecek kıvama geldim. Bunun gibi bir dizi daha bulmayı umut ediyorum.

Birkaç gün toplantılarım olduğu için, günün bitimini henüz bilmiyorum. ancak buraya detaylı şekilde her günümü yazmaya devam edeceğim. Instagramda her şeyi yazma şansım olmuyordu. Gönlümce uzun uzun yazıp, öğrendiklerimin linklerini de ekleme şansım var.

Blog günlüğüne hazırsanız, bugünden itibaren uzun yazılara hazır olun. Ayrıca bol edit olacak, çünkü gün bitmeden eklemeler de yapacağım. Yazı yazmak insanı mutlu ediyor. Parmakların beyinde kapladıkları bölgeyi düşününce, neden sonuç ilişkisi de mantıklı geliyor. Şimdilik kaçtım ben.

17 Ağustos 2018 Cuma

45 GÜN MUTLU ALIŞKANLIKLAR

Günaydıııın 🙋🏻‍♀️ kahvemizi çamların arasında içmek gibisi yok. Mutlu olmak için nedenlerimiz çok olsun. 🤗 Beynimiz her ne kadar olumsuzlukları derinleştirileştirse de biz mutlu anlara odaklanalım. 45 gün uygulamasını başlattık. Bugünden sonra her gün bunu yapacağız. @barisozcan’ın zincirleri gibi bir zincir başlatalım. 

#45günmutlualışkanlıklar Hayal kurmayı bırak, harekete geç! Küçük başarıları kutlamak değerli bir beceridir, çünkü büyük şeyler küçük adımlarla gerçekleşir. En son büyük başarınızda takılıp kalırsanız bu adımları atamazsınız. Zamanınızı somut eyleme harcayın. Pratik gerçeklerle meşgul olun. Her gün hedefiniz için 10 dakika çalışmaya başlayarak, 45 gün boyunca bunu sürdürün. Sonrasında hayatınızda neler değiştiğini konuşalım. Kahveler benden 🙋🏻‍♀️☕️ Tabii bol bol endorfin için gülmeyi unutmayın. 😊 Bu ara hormonlar sarmış dört bir yanımı ne tarafa baksam serotonin, dopamin, oksitosin ve endorfinnnn 😂😂😂 şarkılar yazıyorum hormonlara öyle böyle değil. 😂🙈 #45günmutlualışkanlıklar

3 Mayıs 2018 Perşembe

SAĞLIKLI BESLENMENİN GİZEMLİ İPUÇLARI

Türkiye’de ilk defa, uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilinci oluşturmak için kitap yayınlandı.  “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin ilk kitabını yazan Bilim ve Sağlık Habercisi Esra Öz, bilgi kirliliğinden kurtulmak için sorgulayan, eleştiren ve çözüm üreten toplum için bu kitabı hazırladı. Kitap, “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” başlığıyla raflardaki yerini aldı. 11 yaş ve üzeri çocuklar için yazılan Dedektif Duru, her kitapta başka bir sorunun çözümünü arayacak.     

Sağlıklı beslenmek ister misiniz? Peki bunu nasıl yapacağınızı bilmiyor musunuz? Size bu konuda Dedektif Duru yardımcı olacak. Bu serüvende bilimsel ve eleştirel düşünce ile problemleri nasıl çözeceğinizi öğreneceksiniz. Medyadaki bilgi kirliliğinden kendinizi ve sevdiklerinizi korumanın eğlenceli yollarını labirentteki doğru yönleri seçerek bulacaksınız. Dedektif Duru, daha önce bilmediğiniz yerlere gidip ipuçlarını toplayacak ve ilk kez duyacağınız birçok konuyu mercek altına alacak. Duru ile gerçeğin peşinde koşmaya hazırsanız, kemerlerinizi bağlayın. Macera başlıyor… 

Türkiye’de çocuk kitapları alanında ilk olan, “Dedektif Duru Gerçeğin Peşinde” serisinin birinci kitabı “Sağlıklı Beslenmenin Gizemli İpuçları” yayınlandı. Uzmanların eşliğinde sağlıklı beslenme ve medya okuryazarlığı bilincini kazandırmak için hazırlanan kitapta, çocuklara eleştirel düşünce yöntemleri eğlenceli bir dille anlatılıyor. 



Bilinçli Çocuklar Yetiştirmek İsteyenlere Rehber
Bilim ve Sağlık Habercisi, Biyolog Esra Öz, “Özellikle beslenme konusunda tartışmaların bitmediği, ailelerin kafasının sürekli karıştığı bir hal almaya başladı. Medyada oluşan bilgi kirliliği kitaplara da sıçrayınca, buna bir çözüm üretmem gerektiğini düşündüm.   Bu konuda çocuk kitaplarının önemini fark ettim ve karakterler kurgulayarak uzmanları gerçek hayattan seçtim. Yaşananlar hayal ürünü de olsa mesajların gerçek olduğu ve bilimsel temellere dayandığı bu çalışmayı hazırladım.” dedi. 
Bu kitabı, bilim ve sağlık iletişiminin geliştirilerek, medya okuryazarlığı konusunda toplumun bilinçlendirilmesi için hazırlayan Öz, hayatımızın temel taşı olan sağlığın medyadaki yerini belirlemek için yazdığını dile getirdi. Bilimsel ve eleştirel düşünce ile yaklaşarak problem çözen çocukların yetişmesinin önemini vurgulayan Öz, kitabı bilinçli ebeveyn ve toplumu doğru yönlendiren öğretmenler için hazırladığını söyledi. 


Dünyaca Ünlü Uzmanlar da Kitapta Yer Alıyor
Kitapta yer alan uzmanlar hakkında bilgi veren Öz, şunları söyledi: “Beslenme konusunda araştırmaları Nature gibi dünyaca ünlü bilimsel dergilerde yayımlanan Harvard Üniversitesi’nden Dr. Semir Beyaz, çocukların dilinden konuşmam için en tepkili eleştirileri yaptı ve kitap onun önerileriyle şekillendi. Çocuk sağlığı ve diyabet konusunda çalışmalarıyla tanınan Yale Üniversitesi’nden Dr. Eda Cengiz, çocuklar için hassasiyetle yaklaşarak, gelecek nesillerin sağlıklı yaşaması ve obezite ile gelen hastalıklardan korunması için olması gerekenlere dikkat çekti. Sağlıklı beslenmenin bir ekip işi olduğunu sürekli vurgulayan Diyetisyen Dr. Banu Salman, kitaptaki tüm beslenme önerilerini ve detaylarını bilimsel çerçevede belirlememde destek oldu. Klinik Psikolog Efsun Tatar, çocuk psikolojisi açısından değerlendirdi.  Bilimsel düşünce ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları konularında doğru yönlendirmek için her kelimeyi dikkatle okuyup seçmeme yardım eden Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil, hem kurgu hem de psikolojik çerçeveden incelikle yaklaştı. Pupa Yayınları'ndan çıkan kitabın çizimlerini Almanya’dan Burcu Yıldız hazırladı.”

Esra Öz Hakkında…
12 yıldır bilim ve sağlık haberciliği yapan Esra Öz, Türkiye’deki ilk sağlık blog yazarlarından biridir. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji ve Anadolu Üniversitesi Radyo TV bölümlerini bitirdi. Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümünde yüksek lisans yapıyor. 

Farklı dergi ve sitelerde yayın yönetmenliği ve editörlük görevleri yürüttü. Sağlık Bakanlığı sosyal medya hesaplarının kurulumu ve yönetiminde danışmanlık yaptı. Farklı AB projelerinde kıdemli iletişim koordinatörü olarak görev aldı, medya çalıştayları düzenledi. Bu zamana kadar sekiz kez basın ödülü aldı. 

Kokuyla Keşfet ve Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitapları ayrıca Sağlık Okuryazarlığı, Adli Koku, Çocukları Sanal Dünyada(N) Koruma Kılavuzu kitaplarında bölüm yazdı. CNNTÜRK.com, Digital Age ve Medikal News dergilerinde köşe yazıyor. Farklı eğitimler ve projelere imza atmaya devam ediyor. 

20 Nisan 2018 Cuma

BEYİNE MÜHENDİSLİK YAKLAŞIMIYLA KEŞİFLER YAPIYOR


Doktora eğitimi sırasında katkıda bulunduğu dünyanın manyetik alanını algılayan sinir hücresi ve iyon kanallarını bulduğu araştırmasıyla tanınmaya başlayan ABD’de dünyanın en iyi üniversitelerinden birinden olan California Teknoloji Enstitüsü (Caltech)’nden Türk bilim insanı Dr. Sertan Kutal Gökçe, başka bir çalışması ile de susuzluğu düzenleyen beyindeki bölgeyi haritaladı. Bu araştırmayla beyindeki su içmemizi tetikleyen ya da durduran kompleks sinirsel devre yapısı çözüldü. Bu sinirsel devre muhtemelen insanlar da dahil olmak üzere memelilerde beyindeki susuzluk hissini ve su içmemizi kontrol eden yapı hakkında önemli bilgiler veriyor.

Bilim dünyasında çok ses getiren bu araştırma dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden Nature'da yayınlandı. Dr. Sertan Kutal Gökçenin hikayesi çalışmalarının ve azminin etkisiyle değişiyor ve ilklere imza atmaya devam ediyor.

1985 yılında Adana’da doğan Dr. Sertan Kutal Gökçe, ortaokul ve liseyi Adana’da okudu. Ailenin tek çocuğu olan Gökçe, bilime yönelmesinde ve hayallerinin peşinden koşmasında ailesinin, özellikle annesinin etkisi büyük olur.

İlk tercihi olan ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünde okurken, üçüncü sınıfta yaz stajını Drexel Üniversitesi’nde Dr. Barış Taşkın ile birlikte yaptı. Staj yaptığı 3 aylık süreç hayata bakışını ve kariyerini nasıl çizeceği konusunda belirleyici oldu. Özellikle akademiyi seçip, ABD’de doktora eğitimini sürdürmesinde büyük etkisi oldu.  ODTÜ’de aldığı eğitimin akademik hayatında her zaman yardım ettiğini ve hocalarına çok şey borçlu olduğunu söyleyen Gökçe, ODTÜ’den mezun olduktan sonra Koç Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı.

Koç Üniversitesinde Dr. Hakan Ürey’in Optik Mikro Sistemler Laboratuvarı (OML)’nda yüksek lisansını tamamladı. Yüksek lisansında MOEMS (Mikro Opto Elektro Mekanik Sistemler) üzerine çalıştı. 2 yıllık yüksek lisans eğitiminin 6 ayını İsviçre’de bulunan EPFL’de (Swiss Federal Ecole Polytechnique Lausanne) dizaynını yaptığı küçük optik tarayıcıların fabrikasyonunu gerçekleştirdi. OML’de Dr. Hakan Ürey ile geçirdiği iki sene takım çalışmasının önemini öğrenme ve iyi bir mühendis olma konusunda çok yardımcı oldu.

Koç Üniversitesi’ndeki eğitiminden sonra Amerika’nın en iyi 10 mühendislik okulundan biri olan UT Austin (Teksas Üniversitesi Austin)’de tam burslu olarak Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği bölümünde doktoraya başladı. Doktora çalışmalarını Dr. Adela Ben-Yakar danışmanlığında gerçekleştirdi. Doktora çalışmalarında çok heyecan verici disiplinler arası mühendislik projelerinde çalıştı. Kendi doktora projesi sinir hücrelerinin yenilenmesinin altındaki moleküler yapıları anlamaktı.


Bunu nasıl yaptı?
Bunun için transparan bir yapıya sahip olan küçük kurtçukların (Caenorhabditis elegans), yaklaşık 1 mm boyunda, tek bir sinir hücresini güdümlü lazerle kesti.  Yaptığı ilk projede bu işlemler küçük mikroakışkan çipler içerisinde lab-otomasyonu kullanarak, ameliyat başı süresini yaklaşık 17 saniyeye kadar indirdi. Bunun önemi ise ameliyat yapılan deneklerin sayısı ne kadar fazla olursa, daha güvenilir ve sağlam biyolojik sonuçlar elde edilebilmesiydi. Dr. Gökçe, lazerle küçük kurtçukların üzerinde sinir hücrelerini keserek sinir onarımı ve yıkımının moleküler altyapısını anlamaya çalıştı.

Kendi projelerinin yanında başka projelerde çalışma fırsatı bulan Gökçe, en dikkat çekici çalışmalarından birinde ilk defa çok hücreli bir hayvanda (Caenorhabditis elegans) dünyanın manyetik alanını algılayan sinir hücresi ve iyon kanallarını bulduğu çalışmaydı. Bu çalışma önde gelen dergilerden Elife’da yayınlandı.

Doktorasının son iki senesinde sinir bilimine (neuroscience) olan merakı giderek arttı ve doktora sonrası çalışmaları için ABD’de dünyanın en iyi üniversitelerinden biri olan California Teknoloji Enstitüsü (Caltech)’nde devam ediyor. Caltech’de katkıda bulunduğu çalışma çok büyük bir etki yarattı. Beyindeki su içme kontrolü mekanizmasının anlaşılmasında yaptığı çalışma Nature’da yayınlandı.


15 Nisan 2018 Pazar

HENRY'NİN KİTABI İYİLİĞİ YAYACAK


The Book of Henry, Gregg Hurwitz'in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmde Henry karakteri üstün zekalı bir çocuğun etrafını nasıl etkilediğini konu alıyor. Henry, sadece zeki değil, aynı zamanda çok düşünceli. 

Filmin bazı sahnelerinde ağlamaktan duramayacağınız için, rahat olacağınız kişilerle izleyin. Çünkü, çok ağlayacaksınız. 

Çocukların, etraflarında olan kötü olaylara karşı tepki verdiğini ancak yetişkinlerin görmezden geldiğini işliyor. Henry, annesinin parasını yönetmekten kardeşinin ihtiyacı olanları planlıyor. Komşu kızının yaşadıklarını değiştirmek  için çaba sarf ediyor. 

Yazdığı bir kitap annesinin yolunu belirliyor. 

Bu filmi mutlaka izleyin. 

8 Nisan 2018 Pazar

MUCİZE İNSANLARI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEKTİR

Hayatımızda mucizeler olsun isteriz. Bu süreçte de çevremizdeki sevdiklerimizin bize birer mucize olduğunu hemen anlamayız. 

Dünyaya gelirken, herkesin farklı zorlukları olur. Kimi fiziksel kimi psikolojik kimi farklı şekilde zorluklar yaşar. İşte bu sorunları aklımıza takıp, insanlardan uzaklaşmak yerine daha çok insanla tanışmalıyız. 

2012’de R. J. Palacio’nun yazdığı romandan uyarlanan Mucize filminde fiziksel sorunlarla dünyaya gelen August Pullman’ın hikayesi anlatılıyor. Yıllarca geçirdiği ameliyatlar ve bu süreçte insanlardan uzak bir hayat yaşamasına neden olur. Beşinci sınıfa başladığında, yüz farklılıkları nedeniyle arkadaşları tarafından dışlanmasının ve bu zorlu süreci atlatmasını konu alır. 

Çocuklara, farklılıklar ya da hastalıklar nedeniyle kimseye kötü davranılmaması gerektiği öğretilmeli. Bu nedenle de bu filmi çocuklar mutlaka izlemeli. 

Auggie'nin, sessiz ve içe kapanık halleri insanın içini burkuyor. Böyle tepkilerle karşılaşan insanların nasıl bir ruh halinde olduğunu gösteriyor. Empati kurabilen her bireyin karşısındakini anlamaya çalışması gerekir. 

Ders niteliğindeki diyaloglar ve öğrenmek için nasıl gayret ettiğini izleyeceğiniz film, insanları olduğu gibi kabul etmenin güzelliğini anlatıyor. 

Çocuklarınızın hayallerini onları olduğu gibi kabul ederek ve cesaret vererek destekleyebilirsiniz. 

7 Nisan 2018 Cumartesi

THE POST FİLMİ GAZETECİLİĞİN KURALLARINI HATIRLATIYOR

Günümüz gazeteciliği gün geçtikçe yara alıyor. Gerek yeni medya ile herkesin kendini gazeteci sanması,  gerek uzman gazetecilerin kadrolarının azalması da buna tuz biber ekiyor. Ancak, bu süreç The New York Times gazetesinin yeni girişimleriyle değişmeye başladı. 

Geçmişte de gazetelerin ve gazetecilerin yaşadıkları hiç kolay olmadı. The Post filminde 1971'de Pentagon belgeleri etrafında dönen yasal süreç işleniyor. Film, Washington Post editörü Ben Bradlee  ve gazetenin sahibi Katharine Graham, ordu analisti Daniel Ellsberg tarafından yazılan ve sızdırılan Pentagon belgelerinin yayınlanmasındaki sancılı süreci konu alıyor. 

Belgeleri ilk yayınlayan The New York Times oluyor, o süreçte gazeteye yayın yasağı geliyor. Bu sırada belgeler Post ekibine de ulaşıyor, sonrasında yeni belgelerin ellerine geçmesiyle Post ekibi ikilemde kalıyor. 

Tabii gazetenin sahibinin kadın olması da erkeklerin hüküm sürdüğü bir alanda göze batıyor. 

Maddi zorluklar yaşayan gazetenin, bu süreçte destekleyicilerinin olmayacağı düşünülüyor. Gazetecilerin hapse girme riski gündeme geliyor.  Gazetecilerin gerçekleri söylemesi, en dikkat çeken hususlardan biri oluyor. Filmde gerçekler ve dürüstlük örneklerini sık sık görüyorsunuz. Korkularına yenik düşmeyen gazeteciler, halka gerçekleri yazmayı savunuyorlar. 

Sonunda haber yayınlanıyor. 

Sonraki süreçte de belgelerin yayınlanabilmesi ve özgür basının korunabilmesi için gazete ile hükumet arasında büyük bir hukuk mücadelesi başlıyor. 



Yargıç Black şu kararı veriyor:   

Amerika'nın kurucuları özgür basına, demokrasimizdeki asıl görevlerini yerine getirmeleri için gereken korumayı sağlamıştır. Basının görevi halka hizmet etmektir, halkı yönetenlere değil. 

Medya rekabeti bu olayla dayanışmaya dönüşüyor. 

Filmin sonundaki söz de kulaklara küpe oluyor: 

Haberler tarihin ilk taslağıdır. 

Şimdi günümüze dönelim ve Channel 4 kanalının Cambridge Analytica’nın maskesini düşüren araştırmacı gazetecilik örneğini hatırlayalım. Facebook üzerinden insanların korkuları ve umutları öğrenildi. Sonra bu bilgiler de başkalarının kullanması ve insanları yönetmesi için satıldı. 

İşte bu noktada, siz bilinçli medya okuryazarı ve dijital medya okuryazarı olursanız bu sistematik sömürüden kurtulabilirsiniz. Medyayı da desteklemeyi unutmayın! 


Nitelikli gazeteci, gelişen toplum demektir. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...