26 Şubat 2012 Pazar

BEYNİN SAĞI SOLU BELLİ OLMAZ

Beynin gizemli dünyasında özellikle sağ ve sol loblar arasındaki bağlantılar uzun yıllardır araştırılmaya devam ediyor. Bu konu üzerine yapılan araştırmalarda sol lobun sözel işlevlerde özelleşmişken, sağ yarım kürenin uzaysal ve emosyonel işlevlerde etkin olduğunu belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Yankı Yazgan, sağ ve sol lobun farkları, köprü görevi gören “corpus callosum” ve tehlike anlarının çanı olan “amigdala” hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.



Geçmişte yapılan incelemeler hastalık nedeniyle hasarlanan beynin bir yarımküresinde görülen sonuçların, beynin diğer yarımküresinin hasarlanması sonucunda aynı durumun ortaya çıkmadığını gösterince, beynin yarımkürelerinin “ayrı dünyalara” ait olduğu bulundu. Yapılan araştırmalar da beyin yarım kürelerinin özellikle “ihtisaslaştığı” işlevler olduğunu ortaya konduğunu belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Yankı Yazgan şu bilgileri verdi: “Sol yarımküre özellikle iletişime ilişkin, karmaşık sentaksları çözümleme, yakın sözel bellek, fonetik dile çevirme gibi üst düzey sözel işlevlerde özelleşmişken, sağ yarımküre uzaysal ve emosyonel (duygulanımla ilgili) işlevlerde özelleşmiştir. Burada, emosyonel işlevler cinsellik ve saldırganlık olgularını da içerir. Yani sağ yarımküre, sol yarımküre gibi dille ilgili işlevlerde çok fazla etkili olmasa bile, dille ilgili olmayan pek çok süreçte özellikle görsel ve uzaysal değerlendirme ve ödevlerde etkilidir. Ancak, her iki yarımküreye ait bu görev bölümünün yanı sıra beyne ait diğer bazı özelliklerin de yarımküreler arasında farklı ve eşit olmayan dağılımı görülmektedir. Beyindeki kimyasal iletici maddelerden serotoninin daha çok sağ yarımkürede bulunması, sağ yarımkürenin emosyonel işlevlerle ilişkili olmasının neden olarak görülebilir. Ancak, serotoninin etki gösterme biçiminin, bulunduğu yerlerdeki azalış ve artışının her iki yarımkürenin ortak işlevi olduğu da biliniyor.”

“Hangi Yarımküre Egemense, Ona Uygun Hayat”

Beynin her iki yarımküresinin farklı işlevleri olmasının yanında sağ ve sol beyin yarımkürelerindeki nöron yapılarının da birbirinden oldukça farklı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yazgan, “NMDA adlı iletici kimyasalı salgılayan reseptörler, sağ yarımküredeki nöronların ucunda yer alırken, sol yarımküredeki nöronların köküne yakın yerdedirler. NMDA öğrenme ve bellek işlevlerinde rol oynar. Sağ ve sol beyin yarımkürelerindeki bilgiyi algılayış ve depolayış tarzları da birbirinden farklıdır. Kişide hangi yarımküre egemense, ona uygun düşünce, duygu ve davranış biçimlerinin o kişinin hayatına egemen olacağı gibi bir düşünce vardır. Ancak kimi kişilerin bir yarımküresinin diğerine göre daha aktif olması, o yarımkürenin uzman olduğu alanlarda daha aktif olmayı getirebilir, ama unutulmaması gereken bir nokta beyindeki aktiflikle bunun yaşantıya yansıması arasında doğrudan bir ilişki olmadığıdır çünkü, yaşantılarımızı belirleyen ya da etkileyen başka pek çok öğe vardır” dedi.

Travma veya Tümörlerden Dolayı Beyin Lobları Hasar Gördüğünde Durum Ne Oluyor?

Sol beyin yarımküresi hasarlanan kişilerde şiddetli konuşma bozuklukları gözlemlendiğini dile getiren Prof. Dr. Yazgan, bu durumun sağ beyin yarımküresi hasarlanan hastalar için geçerli olmadığını kaydetti. Sağ tarafı hasarlanan hastaların çizim yapmakta, renkli küplerle şekil ve cisimler oluşturmakta zorlandıklarını, yüzleri ayırt edemediklerine dikkat çeken Prof. Dr. Yazgan, “Bu sorunlar ise sol yarımküresi hasarlanan hastalarda daha az ciddi bir biçimde mevcuttur. 1960’larda yapılan iki önemli çalışmada, beynin iki yarımküresini bağlayan “corpus callosum” cerrahi bir işlem ile kesilerek, iki yarımküre arasındaki iletişim ortadan kaldırılmıştır. Bu kişiler, sağ elle (sol yarım kürenin kontrol alanı) verilen bir cismi kolaylıkla adlandırabiliyorlarken, sol elle (sağ yarım kürenin kontrol alanı) verilen bir cismi ne adlandırabiliyor, ne de tarif edebiliyorlardı. Kişi sol eliyle tuttuğu cismi, kendisine gösterilen diğer resimlerden ayırt edebiliyordu ama bunu sözle ifade edemiyordu. Yine de, her iki yarımkürenin birbiriyle ilişkisi koparılmış durumdaki bu kişiler, dış dünyada normal bir yaşantı sürebiliyorlar, her iki yarımküre de algılama, düşünme ve yönetme işlevlerini birbiriyle temas olan temasları kopmuş olsa bile yürütebiliyorlardı” şeklinde konuştu.

Tehlike Çanlarını Amigdala Çaldırır

Amigdala korku uyandıran tehlikeli durumlarda en çok çalışan beyin bölgesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yazgan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yani tehlike çanlarını amigdala çaldırır. Ventromedial prefrontal alan amigdaladan gelen “saldır, yok et” sinyalini süzerek, bu sinyallerin doğuracağı refleksleri frenlemekle görevlidir. Eğer ventromedial prefrontal alan amigdaladan gelen saldır sinyalinin doğurduğu refleksi durduramazsa, saldırı gerçekleşir. Ancak ventromedial prefrontal alan kendimize ve yakınlarımıza ilişkin kararları verirken aktifleşir. Yani kendimizle ilgili durumlarda kaygı ve korkunun etkileri ile rasyonel kararlar almamızı zorlaştırır. Bu alanın en önemli özelliklerinden biri kendimizi kontrol becerimizle paralel olarak değişebilme potansiyeli taşımasıdır. Yani, eğitim, kültür ya da görgü ile kendimizi kontrol becerimizi geliştirerek bu alanı da eğitebiliriz. Fakat, geniş kitlelere bir kişiyi ya da kurumu kitlelerin temel değerlerine kastedenler olarak gösterdiğimiz zaman, ventromedial prefrontal alan kontrol görevini yapamaz ve amigdaladan gelen saldır sinyalini durduramaz, böylece kendisi gibi olmayan “öteki”nin düşman olduğuna ikna olur. Ve bunun etkileri de pek kolay tersine çevrilemez.”

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...