15 Ocak 2018 Pazartesi

HİÇ HAYALLERİNİZİ ÇALDILAR MI?

Hayal kurmak ne kadar güzeldir, sınırsızdır, sonsuzdur. Hayallerde çoğunlukla huzur vardır, kimi zaman da kendi kavgalarımızı hayallerimizde sürdürürüz, galibi biz oluruz her defasında. Hayal kurarken, mutlu oluruz. Hani gerçekleştiğinde sanki dünya dururmuş gibi düşünürüz. Bu düşüncelerle de her şey güzel olur. Etrafınız sevdiklerinizle doludur, başarıdan başarıya koşarsınız, elini tuttuğunuz sevdiceğiniz her daim yanınızdadır. İçiniz huzurlu, hayalleriniz bir bir gerçekleşir, rüyalarınızda…

Peki sizin hiç hayalleriniz çalındı mı?

“Şu konuda kitap yazacağım” diye heyecanla hayallerinizi paylaştığınız arkadaşınız, aylar sonra sizin hayallerinizi kendisinin gibi kullandığını gördünüz mü? Birçok kişinin bunu yaşadığından eminim. Çünkü, tüm iyi niyetinizle anlattıklarınız, karşınızda  kendinden emin bir şekilde “bu benim fikrimdi” diye karşılık verileri de gördünüz.

Hayal hırsızlarından korunmak için ne yapmalı?

Hayaller, kişiye özeldir. Sizin hayallerinizi çalsalar bile aynısını yapamazlar. Kendi kapasiteleri kadarını gerçekleştirebilirler. Bundan da çekinmeyin. Siz aynısını yaptığınızda, emin olun hayallerinizin ruhunu katacaksınız, sevginizi ve güzel duygularınızı katacaksınız. Bu güzellikleri sizinle paylaşanlar bu hayalin, ne kadar farklı olduğunu da anlayacaklardır.
Hayallerinizi anlatmayın. Sadece çok güvendiklerinize anlatın. Çünkü, bazen de sizin hayalinizi çok saçma bulup, moralinizi bozanlarla karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle, gerçekten anlatmaya değecek kişilere anlatın.

Hayal defteri tutun. Yapmak istediklerinizi sıra ile deftere yazın. Hadi şimdi bir deftere ki, ajandanız olursa harika olur.

Hayalleriniz neler?
Gelecek sene kendinizi nerede görüyorsunuz?
Gelecek 6 ay içerisinde neler yapacaksınız?
Hedefinizde değişiklikler olacak mı?
Dünyayı gezmeyi istiyorsanız, nereler gideceksiniz?
Bu yıl kaç tane ağaç dikeceksiniz?
Mutluluk için her ay kendinizi nelerle ödüllendireceksiniz?


Hayallerinizi sınırsız tutun, gerçekleşirse mutluluk olur. Gerçekleşmezse de içinizi ısıtan bir mutluluk olur. Hayalleriniz, gerçekleştikçe, kendinize olan inancınız ve güveniniz artacaktır. Hayallerinizle ve sevgiyle kalın. 

11 Ocak 2018 Perşembe

NETWORK HIRSIZLARINA KARŞI DİKKAT EDİN

Sosyal medya kullanımı arttıkça, insanlarda farklı davranış modelleri gelişmeye başladı. Doğru da olsa yanlış da olsa insanlarda çoğunluğa uyma dürtüsü nedeniyle “herkes yapıyor” davranış modeli ile hareket ediliyor. Nedeni bilinmeden paylaşılanlar, aslında deneme yanılma yöntemi ile sosyal medyayı ilk kullananların yaptıklarıyla şekilleniyor. 

Paylaşımlar dikkat çekme odaklı olunca, hedef daha çok beğeni ve yorum almak ile sınırlıyken zamanla iletim daha çok paylaşınsın yarışına girildi. 

Beğeni ve yorum hırsının daha çok arkadaş ve takipçi peşinde koşma hırsına geçmesiyle, bu kez sosyal medyada network hırsızlıkları başladı. Nasıl mı?

Sizin arkadaşlarınız birden sayfanızdaki birçok kişinin arkadaşı oluveriyor. Herkes tanımadığı, ancak listesindeki ortak isimlere güvenerek eklemeye başlıyor. Sonra bir bakıyorsunuz, birçok kişi ile inanılmaz derecede çok ortak arkadaşlarınız olmuş. Ne ilginç değil mi?

Hatta birisiyle 375 ortak arkadaşım olduğunu gördüğümde işin içinde yanlışlık olduğunu fark ettim. Sonra bu kişiyi takibe aldım, yeni paylaşımlarımdan sonra ortak arkadaş sayımızın  artışında son paylaşımlardaki isimler olduğunu  fark ettiğimde bu kişiyi engelledim. Çünkü, bu tek kelimeyle network hırsızlığına giriyordu. Sizin etiketlediğiniz herkesi eklemesi, sizce ne anlama geliyor?

Sonrasında bu kişiyle karşılaştığımızda kendisini neden engellediğimin hesabını da sordu.  İşte böyle durumlarla karşılaştığınızda yapmanız gerekenler:

Network hırsızlığı yapanları takibe alın, baktınız ortak arkadaş sayınız artıyor engelleyin ya da kısıtlı şekilde sizi görmesini sağlayın.
Tanımadığınız kişilerin arkadaşlık isteğini kabul etmeyin.
Ortak arkadaşınızın olması, o kişinin güvenilir biri olduğunu göstermez.
Sizi başkasının hesabından ekleyen, sizin hesabınızdan kimleri ekler?
Üstüne sizi referans gösterip, neler yapabilir?
Network hırsızlığı yapanlar, başka şeyler de yapabilir. Siz bu kişilerden uzak durun.


Temiz hava, temiz besin deniyor temiz network yaşam kalitesini yükselten unsurlardan biri. Siz siz olun bu kişilerden uzak durun. 

10 Ocak 2018 Çarşamba

YAŞAMADIĞIMIZ İÇİN YAŞLANMAKTAN KORKUYORUZ!

Mış gibi hayatlar yaşıyoruz. Seviyormuş gibi ilişkilerle, gülüyormuş gibi neşeli görünüyoruz. Böyle olunca da sevmekten de yaşlanmaktan da korkuyoruz. Yalnızlıktan korktuğumuz halde birbirimizle konuşmuyoruz, iletişimi ekranlar aracılığıyla yapıp, sınırlarımızı çizemiyoruz. Çoğunluk ne yaparsa düşünmeden sürünün bir parçası olmayı hemen kabul ediyoruz.

Kendimiz olmayı unuttuğumuz için biri ne yaparsa peşinden koşturuyoruz. Aynısı olmayı, onun gibi giyinmeyi, onun gibi konuşmayı istiyoruz. Oysa biz öyle düşünmüyorsak, neden kendimiz olmayı seçmiyoruz.

Eğer birileri çok başarılıysa hemen bacağından çekip aşağı indiriyoruz. Nitelikli iş yapanları istemiyoruz. Önemli olan mış gibi iş yapanlar olsun istiyoruz. Çünkü, nitelikli olursa bu kez eksikliklerimiz daha çok ortaya çıkar diye korkuyoruz. Aslında her şeyden korkuyoruz.
İşte bu savaş meydanında fark etmeden her gün savaşıyoruz. Savaşmaktan yaşayamıyoruz. Yaşayamadığımız için de her alınan yaş, her beyaz tel saç, yüzdeki her çizgi hüzünlendiriyor. Sevgiyi yapay olarak elde etmeye çalışıyoruz. Çünkü, sevmesini de sevilmesini de bilmiyoruz.

Eğer genç kalmazsak, sevgilimiz başkasına gider diye korkuyoruz. Zaten kimi hedefsiz gençlerin derdi para olunca bu kez hiç tanımadığımız gençlerle savaşıyoruz. Yorgun düştüğümüz hayatta güvenecek omuz ararken, her defasında sırtımızdan darbe alıyoruz. En güvendiklerimizin aslında en çok kıskananlarımız olduğunu fark etmiyoruz.

Kendimizle savaşıyoruz. Genç kalmak, her şeye yetmek, etrafa sürekli olumlu görünmek için savaşıp duruyoruz.

Aslında hayat çok basit, biz zorlaştırıyoruz.
Yaşımızı sevmek için önce yaşadığımızı hissetmeliyiz.
Yaşadığımızı hissetmek için önce kendimizi sevmeliyiz.
Kendimizi sevmek için önce sevdiğimiz şeylere zaman ayırmalıyız.
Sevdiğimiz şeylere zaman ayırmak için çevremizde temizlik yapmalıyız.
Çevremizdeki temizliğe başlamak için önce kıskanç, iftiracı ve kötü niyetlileri çıkartmalıyız.
Kötüleri çıkartmak için önce kendi maskemizden kurtulmalıyız.

Sonra her anımızı planlarken, günlük yürüyüşlerimiz, kitaplarımızın arasında geçirdiğimiz süre, tuttuğumuz günlük, yarışarak değil yaşayarak her anın tadını çıkartarak günlerimizi geçirmeliyiz.


İşte o zaman doğum günlerinin gerçekten anlamı olacak. Bağımlılıklardan kurtulup, çevremizi saran sürünün parçası olmaktan kurtularak, şu anda kendimiz için bir şeyler yapmalıyız. Kahve mi seviyoruz yoksa çay mı? Müziklerden latin mi severiz pop mu caz mı? Filmlerin hangisi gerçekten bizim en sevdiğimiz? Şımartalım kendimizi, o zaman dünya da yaşam da başka güzel gelecek. İşte o zaman yaşayacağız. Korkularımızın üzerine gitmekten sakın korkmayalım. Çünkü kazananı şimdiden belli, biz! 

9 Ocak 2018 Salı

SAĞLIĞA ROBOT ELİ DEĞECEK

Japonya merkezli Nagoya Üniversite Hastanesi'nde medikal işler için Toyota tarafından geliştirilen robotları kullanmaya hazırlanıyor.

Kullanılmaya başlanacak olan dört robot gece vardiyasında çalışacak. Şubat ayında işe başlayacak olan robotlar, bir yıl boyunca ilaçların getirilip götürülmesi ve testlerin katlar arasında taşınması işinde kullanılacak.

Hastane görevlileri ise tablet kullanarak robotları çağırabilecek ve medikal taşıma işlemleri için robotları görevlendirebilecek. Eğer denemelerde başarı elde edilirse hastane daha çok robot istihdam etmeyi tercih edebilir.



Terleyen Robot Ürettiler
Tokyo Üniversitesi JSK Laboratuvarı‘nda çalışanaraştırmacılar 1,7 metre uzunluğunda ve 56 kilogram ağırlığındaki insansı robot Kengero’ya bir soğutma sistemi eklemenin yollarını arıyordu. Araştırmacılar, Kengero’nun motorlarının etrafından su sızmasını sağlayarak suyun buharlaşmasına imkan sağladı. Yani, Kengero’yu ‘terlettiler’.  Başını bir taraftan öteki tarafa kadar çevirebilen Kengero 11 dakika boyunca motorları yanmadan mekik çekebiliyor.

Robot Cerrahinin Başarısı
Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, 2003-2015 yılları arasında ABD’deki 416 hastaneden alınan verileri inceledi. The Journal of American Medicine'daki araştırmaya göre robot cerrahlar, üç boyutlu görüntü, daha geniş bir hareket alanı ve doktorlar için daha iyi bir ortam sağlıyor. Sonuç olarak, robot kullanılan böbrek ameliyatlarının yüzde 46,3’ünde ameliyat süresi dört saatten fazla olarak belirlendi. Kalın bağırsak kanseri ameliyatında ise robotlar işin içine girince ameliyat süresi 37,5 dakika uzarken maliyet bin 132 Dolar arttı.

DNA Nano-Robotu Geliştirildi
Kaliforniya Teknoloji Üniversitesi’ndeki (Caltech) bilim insanları, DNA nano-robotu geliştirdi. Robot, belirli molekülleri toplayıp önceden belirlenmiş noktalara bırakıyor. Basit DNA araçlarının önemli görevleri yerine getirmek için kullanılabilmesinin yanında, bir ilacı moleküler bir fabrikada sentezlemek ya da ilacı sadece kan akışında belirli sinyaller mevcutken teslim etmek yer alıyor.

Robotlarla Duygusal Bağ Kuruluyor
BBC’nin haberine göre; Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'ne bağlı multimedya ve teknoloji araştırma birimi Media Lab'de görevli Kate Darling, düzenlediği bir atölye çalışmasında, katılımcılardan sevimli bir dinozor olan Pleo adlı oyuncağa işkence yapmalarını istedi. Darling çalışmasındaki deneyimlerini şöyle anlatıyor: "İnsanlar işkence yapmayı reddediyorlardı. Eğer yapmazlarsa dinozorları yok edeceğimiz tehdidinde bulunmak zorunda kaldık."

Darling bir sadist değil. Atölye çalışması, insanların neden makinelere olan bağımlılığının giderek arttığını anlamaya çalışmak için yapılan bir deney. Geçen yıl da bu tip deneyler yapan Darling, laboratuvarda katılımcılardan çekiçlerle robotlara vurmalarını istediğinde yine benzer bir direnişle karşılaşmış.

BBC'ye konuşan Darling, "İnsan niteliklerini her şeye atfetme (antropomorfizm) huyumuz var. Canlı gibi görünen hareketlerle bütünleşiyoruz. Buna ve hareketlerimizi, sesimizi taklit eden sosyal robotlara niyetimizi gösteriyor ve bilinçaltında duygularımızı ve hislerimizi ilişkilendiriyoruz" diyor.
  

8 Ocak 2018 Pazartesi

HER GÜNÜNÜZÜ DOLU DOLU YAŞAMAK İSTER MİSİNİZ?

Ufak Tefek Cinayetler dizisini izliyor musunuz? Dizi, çeteleşmiş kötülerin, iyileri öğüterek yok etmek için canla başla çalışmasını konu alıyor.  İyiler ise, iyilik saçmak için uğraşıyorlar etraflarındaki çamurlara inat.

Dizide unutulmuş bir kelime vurgulanıyor: Erdem! Şu replik ise çok şey anlatıyor aslında: “İyi hep iyi, kötü de hep kötüdür belki de. Erdem sizi ilgilendiren bir şey mi ona bakmak lazım. Kötüler hiç etkilenmez çünkü, erdemden. Bir tek menfaat dengesi vardır onlarda. Herhangi bir şeyin kendilerine dokunduğu zaman değeri vardır sadece.”

Erdemli olmak nedir?
Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı olarak tanımlanıyor. Hani gün geçtikçe yitirilen değerlerin yerini, hastalıklı bir kıskançlığın aldığı günümüzde iyiliklerle cezalandırın kötülükleri.

Yolunuzu değiştirin, kötülerle irtibat kurmayın. Çünkü, onlar sadece çalarlar, zarar verirler ve hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah görürler.

Hayatımızı erdemli şekilde, dolu dolu yaşamak için neler yapılabilir?
  •         Birbirimizle sohbet edelim, dinleyelim.
  •         Hayatımızı medyanın yönetmesinden çıkartıp, kendimiz seçim yapalım.
  •         Sosyal medyada hayat yarıştırmak yerine, kendimiz olup özelimizi saklayalım.
  •         Mahremiyet, unutulsa da günümüzde sakınalım kem gözlerden sevdiklerimizi.
  •   Mutluluğumuzu, acımızı, heyecanımızı paylaşalım gözlerinin içine bakarak sevdiklerimizin.
  •         Kitaplara ayıralım günün bir kısmını.
  •         Yürüyelim, sağlığımız el verdiğince.
  •        Gülümseyelim her şeye inat hayata.
  •          Koruyalım sevdiklerimizi tehlikelerden, uzak duralım kötü niyetlilerden.
  •         Bir çiçek yetiştirelim, kokusu sarsın evimizin dört bir yanını.
  •         Hediyeler alalım, sürprizlerle renklendirelim günlerimizi.
  •         Şakalaşmanın, gülüşlerle şenlenmesini sağlayalım.
  •         Bazen ağlayalım, içten gelince tutmayalım.
  •         Yaslarımızı, hedeflerimizle sınırlayalım. Heyecanlandıran bir amacımız olsun.
  •         Birilerinin hedefi için çalışırken, kendi amacımızdan şaşmayalım.


Sağlığınız yerinde mi? Sevdikleriniz yanınızda mı? İşiniz var mı? O zaman bir durup düşünün. İyiliklerle günlerinizi doldurun. 

2 Ocak 2018 Salı

PARKİNSON'U KOKLAYARAK TEŞHİS EDİYOR

Fotoğraf: The Telegraph

Parkinson hastalığını kokladığını keşfeden Joy Milne, bilim insanlarının ön tanı testi geliştirmesine yardımcı oluyor.

Parkinson hastalığı Türkiye’de 150 bin, dünya genelinde ise 7.5 milyon insanı etkiliyor. Birçok hasta hareket etme zorlukları, titreme, depresyon, bilişsel sorunlar ve uyku bozuklukları ile mücadele ediyor. Parkinson hastalığını koklayan İngiliz kadın, bilim insanlarının hastalık daha kendini göstermeden tanı koyduracak testlerin geliştirilmesi için yardımcı olabilecek 10 ayrı molekülü keşfetmelerine yardımcı oldu. Bu araştırma dünyaca ünlü tıp dergilerinden Lancet’te yayınlandı.

İskoçya'nın Perth şehrinde yaşayan Joy Milne, Parkinson hastalığı teşhisi almadan altı yıl önce, kocası Les'in kokusunda bir değişiklik bulduğunu iddia ettiğinde Manchester Üniversitesi'ndeki araştırmacılar hastalığın belirgin bir kokuya sahip olabileceğini düşünmeye başladı.

67 yaşındaki Joy Milne, kocasının kokusunun, hastalık belirti vermeden birkaç yıl önce değiştiğini ileri sürdü. Kocası Milne, 2015'te Parkinson hastalığı nedeniyle 65 yaşında vefat etti.

Araştırmacılar Joy Milne ile yaptıkları testler sonucunda, cilt bezlerini koklayarak Parkinsonlu kişileri diğerlerinden ayırabildiğini tespit ettiler. Hiçbir belirtisi olmayan bir kişinin Parkinson hastası olduğunu öngören Joy Milne, kocasının kokusunda tanıdan altı yıl önce duyduğu "odunsu, misk kokusu"nu hastalarda da algıladı.  Misk erkek ceylan, keçi gibi çeşitli hayvanlarda bulunan ‘misk bezi’nin çıkardığı güzel kokulu bir maddedir. Joy Milne, yapılan kontrollü bir deneyde Parkinson hastalığı olan ve olmayan gönüllüler tarafından giyilen 12 tişört arasından Parkinson hastalarına ait olanları doğru olarak tespit etti.

Dr Tilo Kunath ve ekibi Edinburgh Üniversitesi'nde yaptıkları çalışmalar sonucunda Milne’nin Parkinson hastalığını yalnızca kokudan algılama yeteneğini doğruladı.

Michael J Fox Vakfı ve Parkinson UK tarafından finanse edilen ortak bir programda, Manchester Biyoteknoloji Enstitüsü'nden araştırmacılar, sebumdan (ciltte bulunan yağlı bir madde) yeni bir küçük molekül tanımlamak için araştırmalar yapıyorlar. Araştırmacılar, Parkinson hastalarının erken safhalarında ince fakat benzersiz bir koku yaydıklarını tespit ettiler. Bilim insanlarına göre moleküller doğru tanımlanırsa, kütle spektrometresi gibi yöntemlerle hastalığın erken teşhisi sağlanabilir. Alternatif olarak koku alma yeteneği keskin olan köpekler hastalığı koklamak için eğitilebilir.

Not: Haberi ileten ve hazırlanmasında destek olan Dr. Gürdal Şahin'e teşekkür ederim. 

Kaynaklar


1 Ocak 2018 Pazartesi

VAZGEÇMEDEN ZİRVEYE TIRMANDI

20 yıllık iş tecrübesiyle birçok yeniliğe imza atan Takeda Türkiye Genel Müdürü Gamze Yüceland, "hayatın değerini bil, doğru ve iyiyi sahiplen" mottosu ile hedeflerine ulaşıyor. 

“Gelişime açık genç yetenekler aranıyor” şeklindeki bir ilan ile ilaç sektörüne adım atan Yüceland, pek çok farklı konumda görev aldıktan sonra ülke lideri oldu.

İlaç firmalarında ilaç mümessilliğinden  satış pazarlama direktörlüğüne birçok farklı pozisyonlarda çalışan Yüceland, 6 ülkeden sorumlu bir pozisyonda çalıştıktan sonra Türkiye’ye genel müdür olarak döndü. 

Başarının emek istediğini söyleyen Yüceland, artık iş hayatında başarının sadece eğitim hayatıyla sınırlı olmadığını, hobileri olan, eğlenmesini bilen, öğrenmesini seven insanlarla beraber olmanın bu yolda renk katan, fark yaratacak özellikler haline geldiğine dikkat çekiyor.

“Gelişime açık olun, dürüst yaşayın, kendiniz gibi olun, kendiniz için çalışın, ilgi alanlarınızı belirleyip onların üzerine gidin, hobileriniz olsun ve bu yolda karşınıza çıkacak engelleri “pozitif” olarak görün.” diyen Takeda Türkiye Genel Müdürü Gamze Yüceland ile ilham veren öyküsünü konuştuk.

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun olduktan sonra, iş hayatıma adımımı bir ilaç firması ile 1998 yılında attım ve 20 yılı aşkın süredir de bu sektörde çalışıyorum. Bu süreç boyunca çeşitli rollerde görev aldım. 2008-2010 yılları arasında, Güney Avrupa Bölgesi Ticari Direktörü ve 2010-2012 yılları arasında, Avrupa Bölgesi Ticari Direktörü olarak İlaç Divizyonunda, Paris ve Basel’de farklı uluslararası görevler aldıktan sonra, Temel İlaç Divizyonu Türkiye Genel Müdürü ve Türkiye Temsilcisi olarak görev yaptım.  

1 Nisan 2015 tarihinde Takeda ailesine katıldım. O tarihten bu yana Takeda Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapmaktayım. Takeda, Merkezi Osaka, Japonya’da bulunan araştırmacı, global bir ilaç firması. Takeda-izm felsefesi adı verilen Dürüstlük, Azim, Adalet ve Bütünlük değerleriyle, 1781 yılında kurulmuş bir şirket Takeda. Yani 236 yıllık bir geçmişe sahip. İnsanı merkeze alan çalışma yapısıyla bu şirkette çalışmaktan çok mutluyum. 

İki çocuk annesiyim. Ece ve Kaan, ikizler hayatımın odak noktalarından biri. Çocuklarım yurtdışında okumaya karar verdi ve kendi ayakları üzerinde duran iki yetişkin oldular. Onlar ve benim için yeni bir dönem başlamış oldu. Bu süreçte onları her zaman motive edip, hayallerine her geçen gün daha da yaklaşmaları için yol göstermek benim en büyük önceliklerimden biri. Çalışan bir anne olarak, 20 yılı aşkın süren ilaç şirketi kariyerim onlar için güzel bir örnek; başarının emek istediğini biliyorlar, çünkü onlar da aslında bu uzun sürecin tanıkları. Onlara hep söylediğim; gelişime açık olun, dürüst yaşayın, kendiniz gibi olun, kendiniz için çalışın, ilgi alanlarınızı belirleyip onların üzerine gidin, hobileriniz olsun ve bu yolda karşılarına çıkacak engelleri “pozitif” olarak görün şeklinde oluyor. Artık iş hayatında başarı sadece eğitim hayatıyla sınırlı değil, hobileri olan, eğlenmesini bilen, öğrenmesini seven insanlarla beraber olmak bu yolda renk katan, fark yaratacak özellikler haline geldi.


Nasıl fark yaratırsınız?
“Doğallık” ve “İçtenlik”. Bu ikisinin beni tanımladığını düşünüyorum. Her şey etkileşimden ibaret ve söylediğimiz şeylerden çok, hareketlerimizin bizi biz yaptığını düşünüyorum. Kendimizi ifade etme şeklimizin, hem iş hem de sosyal yaşantıda diyaloglarımızı zenginleştirdiği yadsınamaz. Aslında her şey kendimize dürüst, hoşgörülü olmakla başlıyor ve insanları daha kolay kabullenmekle, değer vermekle bir üst noktaya taşınıyor. Her zaman için karşımdaki insanlara bir şey katabilmeyi, değer alışverişinde bulunmayı ve bu duyguyu hiç kaybetmemeyi isterim. 

Profesyonel hayatımda dönüm noktası olan anlardan biri; kariyerimin başındayken genel müdürün beni insan kaynakları yerine daha commercial bir yöne teşvik etmesiydi. İnsanları bu açıdan daha vizyoner bir şekilde değerlendirmek, onları nasıl desteklerim düşüncesi de fark yaratır, özellikle iş hayatında kendisini anlayan bir yöneticiye sahip olmak büyük bir lüks.  “Kendim gibi olmak”, “daha az önemli ya da daha çok önemli olmaya çalışmamak” ve her aşamada “çözüm üreten” taraf olmayı ilke edindim. 

Bir yandan da kendini doğru alanda geliştirmek fark yaratmak da çok önemli. Aklıma hep bu konuda Antik Yunan’ın ünlü politik lideri, hatip ve avukat Demosthenes gelir. İnsanlar üzerinde etki oluşturabilmek için de sadece hukuk değil, kendini farklı alanlarda geliştirmesi gerektiğini fark etmesi ve o zamanlar mahkemeler çok gürültülü olduğundan bu gürültülü ortama alışmak için deniz kenarında dalga seslerinin yanında ses çalışması yapması beni çok etkiler. 


Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Her insan yenilgiyle baş etmenin yollarını elbette arar. Bana göre, dünyayla buluşmamızdan itibaren hayat bir döngü içerisinde ilerliyor ve birer zaman tüketicisi halinde, yeni deneyimlere, değişik yaşantılara ister istemez açık hale geliyoruz. Her şeyin irade ile başlaması söz konusu olsaydı, çok ütopik bir yaşam alanımız olurdu. İnişleri ve çıkışlarıyla, hayatı iyisiyle kötüsüyle kabullenmek en güzeli ve doğrusu diye düşünüyorum. Mükemmellik arayışında olmaktan uzak, yenilgiyi yenilgi olarak görmektense kabullenmeyi; bu zorlu süreci nasıl fırsata çevirebilirim diye kendime soruyorum. Olaylara pozitif yönden bakmak, vazgeçmemek, yargıları bir tarafa bırakıp, doğru yerlerde esneyebilmek o durumdan alabileceklerimi kolaylaştırıyor.  

Sizin için para nedir?
Hayalleri gerçekleştirmek ve yaşamak istenilen hayatı yaşamak için gerekli güvence araçlarından yalnızca biri.

Kendinize hedef koydunuz mu?
İç sesim her zaman şunu söyledi: sahip olduklarının değerini bil, doğru ve iyiyi sahiplen. Bu iç sesimi hep dinledim ve kutsallığına inanıyorum. Aile yaşantısından, iş yaşantısına, sosyal aktivitelerimden, entelektüel olarak beslendiğim kavramlara kadar sınırsız olarak ele alınca görüyorum ki, en iyisine ulaşma arzusu her zaman insanı kendini yaşamaya iten, hayatı seyretmektense, hayatın ta kendisini simgeleyen bir olgu. Sokrates’in ders verdiği akademinin kapısında "Kendini bil" yazar. Aslında insanın kendini geliştirebilmesi ve hedeflerine ulaşması için, yoğun ve disiplinli bir çalışmanın yanında bazı ekstra çabalar da gerekir, kendinin ve çevrenin sınırlarını anlama ve benimseme gibi..  

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Günlük hayatımda önceliklendirmeler eşliğinde; doğru aksiyona doğru zamanda doğru eforu göstererek dengeyi elimde tutmaya çalışıyorum. Ofisteysem aklım tamamen işte, çocuklarımlaysam ise onlarla o andaki eşsiz paylaşımlarımdan keyif alıyorum. Bir diğer yandan, ruhsal ve bedensel sağlığın kesinlikle birbirini tamamlayan şeyler olduğuna inancım tam. İkisinin dengesini spor yaparak, sağlıklı yaşamın gerekliliklerini uygulayarak ve sosyal hayatımı da besleyerek sağlıyorum. 

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Rekabet çok hoşlandığım ve büyük ölçüde sahip olduğum bir kavram değil. Genellikle, herkesin kendi alanında, kendi yetenek ve yetkinliklerince var olmasını ve hayatına yön vermesi gerektiği inancındayım. 


Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Her gün yeni bir şey öğreniyoruz, sağlıklı yaşamanın altın kuralları hakkında. Bunları güncel olarak takip etmeyi alışkanlık haline getirdim. Sözlerine ve çalışmalarına çok güvendiğim isimler var Türkiye’de. (Ayşegül Çoruhlu gibi). Güzel ve sağlıklı yaşlanmak hepimizin isteği. Ailemden gelen yeme alışkanlıkları bir ölçüde benim için büyük şans oldu diyebilirim. Babam bundan 30 sene önce bana nasihat ederdi “yediklerimiz çok önemli”. Beslenmeyle ilgili disiplinli bir tarafımız olmuştur hep. Sebzeler, detokslar, zararlı-zararsız ayrımları son yıllarda çok göz önüne gelmeye başladıysa bile bunlar benim hayatımda aslında hep var olan şeylerdi ve çocukluğumdan gelen sağlıklı beslenme benim rutinim ve yaşam stilim diyebilirim. 

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
O an ordan ne öğreniceksem öğrenip, yaşantıma bunun doğrultusunda devam etmeyi tercih ediyorum. Gelecek odaklı, realist yaklaşımlar beni daha mutlu ediyor. Sürecin bireysel ve çevresel boyutta doğru yönetimi önem kazanıyor.  

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
İşte bu noktada “ben neyi farklı yapabilirdim” duygusu bende ağır basıyor. Sorgulamak gerçekten hiç bitmiyor, tüm bunlar içsel bir yolculuğa davet eden öğretici ve eyleme geçirici bir hal alıyor. Kendi sorumluluklarımı, yeri geldiğinde hata olduğunu düşündüklerimi, yaşanmışlıklarımı değerlendirmemin en iyi yolu bu diye düşünüyorum. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...