9 Şubat 2012 Perşembe

MECLİSİN SAĞLIK ELÇİLERİ CANDAN YÜCEER

Sağlıkta Dönüşüm’ün performans sistemi ile hekimlere adeta “Bak Kazan” sistemini getirdiğini belirten CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. Candan Yüceer, sağlıkta taşeronlaşmanın arttığı, yabancı hekimin ucuz iş gücü ve niteliği belli olmayan personel anlamına geldiğini, Ergene’nin kanser saçtığını, uygulanan sağlık politikalarındaki doğruları-yanlışları ve birçok konuyu Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendirdi.


Hükümetin uyguladığı politikalar sonucu sağlık hizmetindeki aksaklıkların sorumlusu olarak sağlık çalışanlarının gösterilip, hedef tahtasına oturtulduğunu dile getiren CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. Candan Yüceer, sağlık sistemi hakkındaki görüşlerini Sağlık Dergisi'ne anlatarak, şunları söyledi: “Sağlık hizmetinde kesinlikle kaliteden taviz verilmemesi gerekir. Sağlık bir toplumun geleceği açısından en önemli alanlardan biridir ve sağlık bir toplumun geleceğini etkiler ve belirler. Tam Gün 2009 yılında Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda kabul edildi. 2010 yılında da 5947 sayılı Kanun çıktı. Bu yasayla kamu kurumlarında çalışan tüm hekimlere tam gün çalışma zorunluluğu ve bunun dışında muayenehane, iş yeri hekimliği gibi meslek icrası yasağı, performansa dayalı ek ödeme, zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası gibi değişiklikler yapıldı. Partimiz 5947 sayılı yasanın 11 maddesinin bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa mahkemesine götürmüş ve Anayasa mahkemesi performansa dayalı ek ödeme sistemini anayasaya aykırı bulmuştur. Yürütmenin durdurulması için de Danıştay 5. dairesine dava açılmış, Danıştay 5. Dairesi kamuda görevli hekimlerin muayenehane açabileceğine hükmetmiştir. Sonrasında Bakanlık yargı kararlarına uymamış, yasa sağlık hizmetlerini aksatmış, birçok karışıklık ve sıkıntıya neden olmuş olmasına rağmen, 26 Ağustos tarihinde çıkarılan 650 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’nin içine ilişik “Tam Gün” uygulamaya girmiş oldu.

Tam Güne Karşı Değiliz

Ben hekim olarak “Tam Gün”e karşı değilim. Gerçekten sağlık hizmetini bir insan hakkı olarak görüyorum. Bir yaşam hakkı olarak görüyorum. Ama bu hak tabi ki herkesin kolayca ulaşabileceği, eşit bir şekilde alabileceği ücretsiz ve finansal sürdürülebilirliği sağlanmış ve kaliteli bir şekilde erişmesi gereken bir hak olarak verilmeli. Sağlık hizmeti veriyorsanız kesinlikle niteliği ve kalitesi çok yüksek olmalı. Bu şekilde uygulanan bir sağlık hizmetini; sağlık çalışanlarının emeğinin karşılığını alabildiği, uygun çalışma koşullarında hizmet verebildiği, insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşayabildiği bir tam günü sonuna kadar savunduk bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz.

Tam gün uygulamasının amacı nedir? Amaç daha iyi ve kaliteli hizmet, daha erişilebilir ve ucuz hizmet değil midir? Ancak Sağlıkta Dönüşüm Programıyla birlikte tam gün uygulamasında bu süreç böyle işlemedi. Bu uygulama ile hastalar mağdur edildi, tıp fakültelerinde eğitim durdu, asistanlar hocasız bırakıldı ve eğitim alamaz hale geldi. Sağlığın temel unsurlarından olan sağlık çalışanlarının sorunları top yekun görmezden gelindi. Hastanelerde doktorlar tam gün nedeniyle ameliyatlara giremedi, ameliyatlar durdu, hastalar günlerce sedyelerde ameliyat olmayı bekledi. Süreç içerisinde hem sağlık çalışanları hem de hastalar mağdur edildi.

Herkesin Hakkını Vererek Hizmet Kalitesini Artırabilirsiniz

Bu sistemde sağlık hizmetindeki aksaklıklar ve kalitedeki düşmenin tek nedeni olarak “sağlık çalışanları” gösterildi ve hedef tahtasına oturtuldu. Sağlık çalışanları “itibarsızlaştırıldı”, şiddete maruz kaldı ve çalışma şevkleri kırıldı. Hemen hemen her gün bir hekim, hemşire ya da bir sağlık çalışanı şiddete maruz kalıyor. Bakın 2009 yılında 23, 2010 yılında 27, 2011 yılında 49 sağlık çalışanı hasta ve hasta yakınları tarafından şiddet görmüş. Yıllar itibarıyla şiddet olaylarında ciddi bir artış var. Sağlık hizmeti hekimiyle, hemşiresiyle sağlık çalışanları ve hastalarla bir bütündür. Sağlık hizmetinde; hekimi de hastayı da sağlık personelini de kimseyi mağdur etmeden, herkesi mutlu ederek, insanlık onurunu koruyarak, hakkını vererek sunmak esastır. Ancak bu şekilde sağlık hizmetinin kalitesini yükseltebilirsiniz. Sağlık hizmetindeki sorunların tek sorumlusu bu sektörün çalışanlarıymış gibi gösteriliyor. Oysaki bu sorunların temel sebepleri meslek örgütleriyle, muhalefetle, ilgili kurum ve kuruluşlarla hiçbir istişare yapmadan kendi bildiğini okuyan ve sağlığı yap-boz tahtasına çeviren Sağlık Bakanlığıdır.


28 Kasım Tarihinde Tam Gün Delindi!

Sayın Başbakan’a geçmiş olsun, kendisine acil şifa diliyorum. Başbakan ülkesi için, ailesi için, tüm sevenleri için elbette çok kıymetlidir. Ancak size 3 yaşındaki Mehmet Arda’dan bahsetmek istiyorum. O’da annesinin, babasının, ailesinin biricik oğlu, torunu ve onların en kıymetlisi. Mehmet Arda’da, doğumsal olarak her iki kulakta koklear ve 7. kranial sinir bulunmaması nedeniyle total işitme kaybı var. Ve tek tedavi yolu beyin sapı implantasyonu. Ancak performansa girmeyen hocaların, hastaları muayene etmesine ve ameliyat yapmasına Kanun Hükmünde Kararname ile izin verilmediği için bu ameliyatı yaptıramıyorlar. Annesi çocuğunun ameliyatını yaptırabilmek için büyük bir çaresizlik içinde kapı kapı dolaşıyor ve henüz bir sonuca ulaşabilmiş değil. Sayın Başbakan için delinebilen bu yasa ile tedavi bekleyen hastalar, kanser hastaları ve Mehmet Arda gibi hastalar mağdur edildi. Acil yapılması gereken ameliyatlar yapılamadı. Aylardır birçok tıp fakültelerinde eylemler yapılıyor; İstanbul Tıp Fakültesi, Cerrah Paşa Tıp Fakültesi ve tüm Türkiye hastanelerinde yapılan grev ve eylemler hiçbir sorun olmadığı için yapılmadı. İşte yapılan eylemlerin asıl amacı; Sayın Başbakanın da yaşamak zorunda kaldığı bu mağduriyete dikkat çekmekti.

Sağlık Hizmet Kalitesinde Kayıp Var

Hastanelerde eğitim aksıyor. Eğitim verecek hocalar yok, eğitim alacak öğrenci ve asistanlar eğitim alamıyor. Asistanların eğitimi aksamakta ve üniversite hastaneleri gerçekten çalışamaz duruma geldi. Peki tam gündeki amacımız neydi bizim, yani sağlık kalitesini artırmak hekimi akşama kadar orada tutmak ve verdiği hizmet kalitesini artırmak değil mi? Şu anda hizmet kalitesinde bir artış yok. Tam tersi nitelikli kayıp var. Hani sağlık daha iyi ve herkese eşit olacaktı. Böyle bir eşitliği de göremiyorsunuz. Niteliksiz hizmet, eğitim için daha da azalan zaman, tıbbi araştırmaların zaman kaybı ve artı maliyet unsurları olarak değerlendirilmesi, hekimlere verilen döner sermayeler tedavi edici hizmetlere odaklandığı için tedavi merkezli sağlık hizmeti anlayışı, sağlık hizmetlerinin nitelik kazanmadığı tam tersine kaybettiği ve sağlık sunumunda eşitliğin olmadığı yaşanarak görülmüştür.

Şans Oyunlarında Kazı Kazanı Görmüştük, Sağlıkta Dönüşüm Programıyla da “Bak Kazan” ı Gördük

Performans Sistemi adı altında doğru tanı ve tedaviye bakılmadan ne kadar çok hasta bakarsanız o kadar çok kazanırsınız diyen, nitelikten ve kaliteden yoksun, hastaları müşteri gibi gösteren, doktora adeta bak kazan diyen bir sisteme kavuştuk. Bu sistemle ekip çalışması zedelenmiş iş barışı, çalışma barışı bozulmuş rekabete dönüşmüştür. Puanlama sisteminde adaletsizlik var. Biz hekimler, bilgi birikimi ve tecrübenin sonunda çıkan “hastalık yoktur hasta vardır” cümlesinin önemini baktığımız her hastada tekrar tekrar hatırlarız. Siz bunu 3 dakikalık tıpla sağlayamazsınız. Her hastanıza ayıracağınız zaman, uygulayacağınız tedavi ve yaklaşım farklı olacaktır. Dolayısıyla bunun bir paket programı yoktur. Şans oyunlarında kazı kazanı görmüştük, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile de “bak kazan”ı gördük. Ama sağlık hizmetleri bir oyun alanı değildir. Bu alanı oyun alanına çevirenler ne kadar tehlikeli bir oyun oynadıklarının hala farkında değiller. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmetindeki ihmalin telafisi yoktur. Performans sistemiyle istediğiniz tetkik, yaptığınız ameliyat oranında kazanç anlayışı getirilerek eğitim ve tıbbi araştırmalar zaman kaybı ve maliyet unsurları olarak değerlendirilmekte. Özellikle tıp fakülteleri öğrenci yetiştiren, bilimsel araştırma yapan, hastalara tanı ve tedavi hizmeti görevlerini denge içinde yürüten kurumlardır. Tıp fakültelerini sadece hasta hizmeti birimleri haline dönüştürmek eğitimi aksatır, kalitesini düşürür, bilimsel araştırmalar olmaz. Bu da gelecek nesil hekimlerin donanımsız yetişmesine neden olur. Sağlığın eğitim kısmı göz ardı edilirse 10 yıl sonra bu ülkenin sağlık hizmet sektörü çöker.


KHK ile Meclis By-pass Ediliyor

3 Mayıs-3 Kasım 2011 tarihleri arasında bizden önceki yasama yılında TBMM’ne Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verildi. Ve bu hakkın bitmesine bir gün kala 12 Kanun Hükmünde Kararname çıkarıldı bakın bu KHK’lar ile yepyeni bir yönetim anlayışı oluştu. İktidar yangından mal kaçırırcasına bildiğini okuyarak, meclisin yasama görevini görmezden gelerek hem yasa yapmaya hem de uygulamaya başlamıştır. İlgili komisyonlara gelmeden, konuşulup tartışılmadan, ilgili kurumlarca yeterince incelenmeden, sivil toplum kuruluşlarının fikri sorulmadan, kapalı kapılar arkasında bürokratlar ve bankanın dışında kimsenin bilmediği Kanun Hükmünde Kararnameler çıkarılıyor. Adalet Bakanlığı ile ilgili KHK’nın içine tam günle ilgili düzenleme konuluyor. TÜBA, IMKB gibi kurumların özerk yapısı ortadan kaldırılarak devletleştiriliyor. Düşman Polatlı’ya kadar geldiği zaman bile çalışan Milletin Meclisi artık çalıştırılmıyor, by-pass ediliyor. Tabi ülkemizde ileri demokrasi olduğu için artık hukuk devletine ihtiyaç yok.

Hastaneler Genel Sekreter Tarafından Yönetilecek

TBMM’nin yetkisi dolmadan çıkarılan KHK’lerden biri de 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri hakkında Kanun Hükmünde Kararnamedir. Kararname ile insancıl çalışma koşullarında hizmet üretmek için gerekli bütün yasal güvenceler ortadan kaldırılmıştır. Bu KHK’ye göre tüm illerde Kamu Hastane Birlikleri kurulacak ve bu birlikler genel sekreter tarafından yönetilecektir. 663 Sayılı KHK’ye göre 1. 2. ve 3. basamak hastaneler Kamu Hastane Birlikleri çatısı altında toplanacak. Hastaneler; tıbbi ve mali kriterler, kalite, hasta-çalışan güvenliği ve eğitim kriterleri çerçevesinde Kurumca belirlenecek usul ve esaslara göre 6 ayda bir ya da 1 yıllık süreyle değerlendirilmeye tabi tutulacak ve bu değerlendirme sonucunda hastaneler (A), (B), (C), (D) ve (E) şeklinde sınıflandırılacak. Genel Sekreter birliğin en üst karar ve yürütme organı olacak. Mevcut yapı kamu hizmetinin görüldüğü bir kurum olmaktan çok sağlık hizmetlerinin verildiği bir işletmeye dönüştürüldü. Böyle bir sistemde kaliteli hizmetten söz etmek çok zordur. Bu mantıkla hastaneler ancak ticari mantıkla yönetilerek özelleştirilecektir.



Yabancı Hekim Ucuz İş Gücü, Niteliği Belli Olmaya Personel

663 sayılı KHK ile yapılan önemli bir diğer değişiklik ise Türkiye’de görev yapan doktor ve hemşirelerde TC vatandaşı olma şartının kaldırılmasıdır. Böylelikle ucuz iş gücünün önü açılmıştır, bu da nitelikleri belli bile olmayan yabancı hekimlerin ülkemize gelerek hizmet vereceği anlamına gelmektedir. Bakanlık her ne kadar ülkemizdeki doktor ve hemşire açığını kapatmak adına böyle bir değişiklik yaptığını söylese de ülkemizdeki bu açığın kapatılması için başvurulan yöntem doğru değildir.

Asistanların Paraları Düşük İş Yükleri Fazla

Asistan hekimler çok zor şartlarda çalışıyorlar. Nöbet saatleri çok fazla, döner sermaye ödemelerindeki adaletsiz dağılım en büyük sorunlardan biri, maaş gelirleri çok düşük. Sonlarının ne olacağı belli değil ve yap-boza dönüşen sağlık sektörü nedeniyle gelecek kaygısı içindeler. Sağlıkta Dönüşüm sürecinde ortaya konulan uygulamalar nedeniyle ciddi anlamda eğitim boşlukları var. Ne aldıkları eğitim, ücret ne de çalışma koşulları beklentilerini karşılamıyor. Ciddi anlamda mağduriyet yaşarken psikolojik olarak da baskı altındalar. Büyük umutlarla çıktıkları bu yolun uygulanan sağlık politikalarıyla bu kadar engebeli hale getirilmesi onları umutsuzluğa sürüklemektedir.

Medikal Sektörün Sorunlarından En Önemlisi Ödemelerin Gecikmesi

Tıbbi malzeme, hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılan geniş bir ürün yelpazesinin tanımıdır. Sağlık sektörünün en önemli yan kuruluşları olan medikal sektörün hastanelere verdikleri hizmetin karşılığının ödenmemesi sonucu sektörün önü tıkanmış durumda. Üniversite hastanelerine yönelik tam gün, doktora getirilen kısıtlama ile hastane gelirindeki azalma, üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerle birleşmesi ve hastanelerin işletme güçlüğü içinde oluşu gibi nedenlerle alım yapılan medikallerin ödemesinde sorunlar yaşanıyor. SGK’na kesilen faturaların ortalama yüzde83 oranında geri gelmesi gerekirken ancak yüzde 55 i ödeniyor. Gelir azalımı ödemede güçlükler yaratıyor. Bütçe imkanı doğrultusunda medikal firmaların ödeme sırasını alıyor, fakat ödeme önceliği maliye bak tarafından belirlendiği için bu öncelik tabi ki yakıt, yiyecek gibi giderlere ayrılıyor. Medikal Sektörün sorunlarından en önemlisi ödemelerin gecikmesi.


Eczacıbaşı’nın İlaç Sektöründen Çekildiği Dönemi Bizzat Yaşadım

İlaç sektörünün durumu çok özel. İlaç pazarı çok büyük bir pazar ve bu sektörde rekabet çok fazla. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ilaç harcamaları yüzde 44 arttı ve Türkiye dünyanın en büyük 10 ilaç pazarı içinde. İlaç pazarındaki rekabet çok güçlü, bu sektör içinde 2 tane yerli firma kaldı ve bunlarında bu rekabete ne kadar dayanacağı belli değil. İlaç stratejik bir ürün bu yüzden de sektöre hizmet veren yerli ilaç sanayi desteklenmeli, Ar-Ge, hammadde ve teknoloji desteklenmeli, teşvikler sunulmalıdır. Ödemeler konusunda daha duyarlı olunmalıdır. Sağlıkta dönüşüm nedeniyle son 10 yıldır yerli ilaç firmalarına yabancı firmalarla rekabet edebilmeleri için teşvik sunulmadı, yapılan sadece ilacın fiyatını düşürmek oldu. Bu da yerli ilaç firmalarına çok büyük zarar verdi. Eczacıbaşı’nın ilaç sektöründen çekildiği dönemi bizzat yaşadım.

Ergene Kanser Saçıyor

798 bin nüfusa sahip Tekirdağ çok hızlı göç alan 2. il. Hızlı nüfus artışı, plansız-kontrolsüz sanayileşme ile beraber sorunlar da büyümektedir. Ergene eskiden çok fazla canlının yaşadığı bir nehirken şimdi içerisinde kurbağa bile yaşamamakta. Ergene nehrindeki kirlilik basit bir çevre sorunu değildir. Çünkü bölge insanını büyük ölçüde ilgilendiren, artık çevresinde yaşayan insanların sağlığını olumsuz etkiliyor olması nedeniyle Ergene Nehrindeki kirlilik yaşamsal bir sorun haline gelmiştir. Ergene şu an zehir saçmaktadır ve sanayi lağımına dönüşmüştür. Ergene’nin suyu, su kalitesi ve temizliği açısından artık tarımsal sulamaya kesinlikle elverişli değildir. Ne yazık ki artık o bölgede sulu tarım yapılamıyor. Bölgedeki kanser oranları tırmanmış durumda. Bölgede artan kanser vakaları artık üniversitelerin de gözünden kaçmıyor. Kanser vakalarına göre Trakya Namık Kemal Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı kanser vakalarının arttığını ve bir an önce kanser kayıt ve araştırma merkezinin kurulması gerektiğine dair saptamalarını dile getirdi. Konuyla ilgili üniversitelerin Onkoloji Bölümlerinde paneller düzenleniyor. Ayrıca Ergene artık yalnızca Trakya’nın sorunu değil, ulusal bir problem. Çünkü bu bölgede yetişen tarım ürünlerinden tüm ülkeye dağıtılıyor. Ergene nehrindeki kirlilik ve gelecek yıllarda yaşanacak sağlık sorunlarının önüne geçilmesi için acilen bu konuya çözüm bulunmalıdır.

Tekirdağ’da 2 Bin 751 Kişiye Bir Uzman, 5 Bin 561 Kişiye Bir Pratisyen Hekim Düşüyor

Tekirdağ merkezde 400 yataklı bir devlet hastanesi alanı kamulaştırıldı. Çerkezköy’de 200 yataklı devlet hastanesi ihtiyacı var. Çorlu’da 400 yataklı devlet hastanesi tamamlanmak üzere. 2 bin 751 kişiye bir uzman, 5 bin 561 kişiye bir pratisyen hekim, 7 bin 400 kişiye bir diş hekimi ve bin 8 kişiye bir hemşire düşüyor. 1 hasta yatağına düşüne hasta sayısı 617. Personel ve yatak sayısı gün geçtikçe artıyor. Tekirdağ ilimizin hızlı göç alması nedeniyle nüfusunun her geçen gün artması göz önünde tutularak gerekli yatırımların yapılması lazım.”

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...