Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Medya Eğitimi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ŞİDDETSİZ İLETİŞİMİN 5 YOLU

Yazıyı okumaya başlamadan önce şu müziğin eşlik etmesi için linki tıklayabilirsiniz.  Yeni bir kasabaya gelen genç bir kadın ve kızı çikolata dükkanı açarlar. Kasaba halkı, çikolatayı daha önce bilmediği için temkinli ve tepkili yaklaşır. Zamanla kasaba halkının bir kısmı, eğlencenin, neşenin, umudun ve çikolatanın olduğu yeni bir hayat ile tanışır. Bu yenilikten memnun olmayanların tepkisi ise, bir süre sonra sözlü ve sözsüz iletişim şiddetine dönüşür. Nefis çikolataların kokusu ve mutluluk veren lezzeti ile kadın, kasabalılara sevgiyle yaklaşarak iletişim engelini aşar. Sonunda çikolatanın kokusu tüm kasabayı sarar. Çikolata filminde izlediğimiz şiddet örneklerine benzer sorunlarla, günlük hayatımızda da karşılaşabiliyoruz. “Şiddetle hedefine ulaşılan zafer anlık olduğu için yenilgiye eşittir.” M Gandhi Şiddet gün geçtikçe hayatımızın merkezine yerleşiyor. Medyada şiddet ile ilgili haberlerin sayısı artıyor. Hatta şiddetin dozu da yükselirken, dehşet içer...

MEDYA OKURYAZARLIĞI EĞİTİMİ ALAN ÇOCUKLAR DAHA SEÇİCİ

Medya okuryazarlığı konusunda yıllardır haberler yapıyorum. Bu konunun önemin dikkat çekmek için uzmanların uyarılarını gündeme getiriyorum.  Medya okuryazarlığı alanındaki çalışmaları incelediğimde bir şeyi fark ettim. Medyanın içinde çalışan gazetecilere hiç söz hakkı verilmiyor. Sadece tek taraflı yapılan araştırmaların etkisinin olmayacağını, teorik ile pratik arasında kopukluk olacağını kimse sorgulamıyor. Yani iş, teorikte anlatıldığı gibi olmayabiliyor. Öyle örnekler çıkıyor ki, medya okuryazarlığı için uygulanacak adımlara uyuyor ancak bir noktada aslında hatalar gözden kaçabiliyor. Bu nedenle teorik ile pratik bir arada olmadıktan sonra yapılan çalışmaların anlamı yok.  Medyadan uzak medya okuryazarlığı çalışmalarının işler olması mümkün değil. Bu işlerin düzenlenmesi için, gazetecilerin özlük haklarının düzeltilmesi ve uzmanlaşmaları için imkan tanınması gerekiyor. Şunu da unutmamak gerekir, birçok gazeteci medya okuryazarlığının ne olduğunu bilmiyor....

MEDYA İLE İLGİLİ ÖĞRENDİĞİNİZDE HAYATINIZI DEĞİŞTİRECEK GERÇEKLER

Haberleri okurken ya da izlerken, "Söylenenler gerçek mi yoksa yalan mı?" diye düşünür müsünüz? Yalan olma ihtimalini düşünmeden hemen inanır mısınız? Hayatımızın merkezinde olan ve yöneten medya hakkında belkide farkında olmadığınız bazı gerçekler var. Medyayı anladığınızı düşünürken bardağın boş tarafına bakmayı öneriyorum. Çünkü, bildiğimizi düşünmek, öğrenmemizi engelleyecektir. Belli bir noktaya kadar bilebiliriz, belli noktayı yukarı çıkartmak için bilgi eklemeye devam etmemiz gerekir.  Kriptololji yani gizli şifreleri çözmek gibi, kelimelerin arkasında yatan gizli mesajı çözmektir medya okuryazarlığı. Gizli mesajı çözerek, medyanın bizi yönlendirmeye çalıştığı şeyi anlamış olacağız.          Medya Okuryazarlığı nedir? Medya okuryazarlığının çok farklı tanımları var. Bir tanımda; "toplum içinde medyanın nasıl bir rolü olduğunu anlayabilmek" olduğu söylenir. (Messaris,1998) Medya okuryazarı; medyada yeniden kurgulanan iletileri a...

Medya Lab

Medya Eğitim Tanıtım Stratejisi Eğitimin Konusu:   Basın Sözcüleri ve Basın Danışmanları İçin Medya Eğitimi   Eğitim Süresi:  09.00-17.00 arası tüm gün  Eğitim Yeri:  Belirlenecek bir kurumun toplantı salonu  Eğitim Tipi:  Birebir Uygulamalı Eğitim  Katılımcı Sayısı:  Eğitim maksimum 10 kişiye uygulanacaktır. Eğitim içeriği: • Türkiye’deki medyanın genel yapısı hakkında bilgilendirme   • Medyadaki işleyiş ile ilgili teorik bilgilerin verilmesi • Röportajın Yönetilmesi – Haber değeri olan konular oluşturma • Basın toplantısı ve gezisi düzenleme • Soru cevap modellemeleri • Görsel malzeme ve destek malzemesinin önemi • Yeni medyanın etkili kullanma yolları  • Beden Dilinin önemi Eğitimin Akışı • Eğitim teorik olarak başlayacak. Bu oturum öğleden sonraya kadar sürer. • Teori bittikten sonra, kursiyerler tam teçhizat kurulumu veya özel odada TV görüşmesi yapacaklardır. Görüş...

SADELİK AKIMINDAN NELERİ HAYATIMIZA KATMALIYIZ?

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım aradı ve bir kitap tavsiye etti. “Bu kitabı okumalısın, inanılmaz rahatladım ben” dedi. Ne olduğunu sorduğumda ise, sade yaşam felsefesini anlatan Fransız Blogger Francine Jay’ın  Azla Mutlu Olmak - Sade Yaşam Rehberi isimli kitap olduğunu söyledi.  Bu kitabı henüz okumasam da arkadaşım uzun uzun överek kitaptan söz edince, bende sade yaşam felsefesi ile ilgili biraz araştırma yaptım. Gördüklerim, kısaca alışveriş kolik olup, mutluluğu eşyalarda aramak yerine kendi içimizde bulmaya dayandığını anladım.  Sade bir hayat, az eşya, minimum alışveriş, huzurlu bir ortam ve dengeli bir ruh halinden söz ediyor. Hayatım boyunca kredi kartı kullanmaktan kaçmış, kullanmayacağım kıyafetleri almamış, alışveriş yapmayı sevmeyen tabii kitap sayılmaz biri olduğum için sade yaşam bana çok farklı gelmedi. Hatta son aylarda eşyalarımın hepsini düzenleyip daha efektif kullanırım diye odamı ve eşyalarımı düzenlemiştim. Yani anlayacağınız, bilmeden ...

ÇOCUĞUNUZ KÜÇÜK ALBERT GİBİ OLMASIN!

Sosyal medyayı mantıklı şekilde kullanmak gerekiyor. Aklımıza gelen her şeyi paylaşmamalıyız. Özellikle de annelerin bebeklerinin her halini paylaşmaları ne kadar doğru hiç düşündünüz mü? Çocuğunuzun özel hayatına müdahale ettiğinizin farkında mısınız? Paylaştığınız fotoğrafların çalınabileceğini ya da istemediğiniz yerlerde kullanılabileceği aklınıza geldi mi? Çocuğunuzu sevmek, öpmek yerine doğar doğmaz dijital kimliğini oluşturuyorsunuz. En kötüsü de gelecekte neler olacağını bilemezsiniz.  Paylaşımcı Ebeveynler “Sharenting” kelimesi share ve parenting kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Anlamı ise, sosyal medya ebeveynliği olarak tanımlanıyor. Çocuk, ebeveynlerinin yüzünü değil de ekrandan kalan kısımlarını görüyor.  Michigan Üniversitesi tarafından yapılan “Sosyal medyada Ebeveynler: Sharenting beğeniler ve beğenilmeyenler (Parents on social media: Likes and dislikes of sharenting)” isimli bir araştırmanın sonucuna göre; • Annelerin yarısı ve babalar...

İDEALLERİNE TUTKUYLA BAĞLI ÇOCUKLARIN YOLLARINDAN ÇEKİLİN!

Bir çocuk yaşadıklarını anlatıyordu. Kendi ağzından kendi hayat hikayesiydi. Daha minicik parmakları, düşünceli bakışları arasında hesaplarla ve bilime olan tutkusunu dile getiriyordu. Kahraman Çocuk (The Young and Prodigious T.S. Spivet) ismiyle  yayınlanan T.S. Spivet filminde kahramanımızın yaşadıklarını izliyoruz.  Filmi özellikle farklı bir gözle seyretmenizi isteyeceğim. Neden mi? Biyolog bir anne ile kovboy bir babanın, üçüncü ve en küçük çocuğu olan 12 yaşındaki T.S. Montana'daki bir çiftlikte yaşamaktadır. Manken olmak isteyen bir ablası ile filmin ilerleyen dakikalarında bir kaza sonucu kaybettiği diğer kardeşi kendisini anlamaz.  Annesi zooloji ve botanik alanında yeni türler keşfetmeye çalışırken, babası doldurulmuş hayvanlardan oluşan bir odayı müze olarak kurgular. Bu süreçte küçük Spivet, bir bilimsel toplantıya katılır. Orada yapılan konuşmaya coşkuyla eşlik eder. Kendisini keşif yapmak için adayacağının sözünü verir. Gün geçtikte de harita ...

ÇOCUKLAR BİLİM İNSANI GİBİ DÜŞÜNÜRSE NELER OLUR ?

Çocukken, bilim insanı olmak amacıyla biyoloji okumaya karar verdim. Laboratuvarda gece gündüz demeden araştırma yapıp, yeni keşiflere imza atacaktım. Aynı Marie Curie gibi! İnsanlık tarihini değiştirecek çalışmaların peşindeydim. Nobel ödülünü iki kez alan ve büyük keşiflere imza atarken çocuklarını da özveriyle yetiştiren örnek bir bilim kadını! Hayat hikayesini öğrendiğim gün bilim alanında kadınların da neler yapabileceğini anladım. Bilimin pırıltısının yayıldığı, mütevazi ve ilmek ilmek dokunan o harika çalışmaları ve bu büyük başarıların arkasında nasıl bir hayat hikayesi olduğunu hiç merak ettiniz mi? Eğitim hayatında yaşadığı zorluklarla mücadelesi sadece örnek alınabilir. Çünkü üniversite eğitimini alabilmek için eğitim hayatına ara verir. Önce ablasının masraflarını karşılayabilmek için çalışır  ve ablası mezun olduktan sonra matematik ve fizik eğitimine başlar. Üniversiteye gittiğinde de yine zorluklarla karşılaşır. Hem okur hem de masraflarını karşıla...

SOSYAL MEDYADAKİ YANLIŞ BİLGİLERLE ÇOCUĞUNUZA ZARAR VERMEYİN!

Yıllar önce internetin ülkemizde ilk kullanılmaya başlandığı dönemlerde web siteleri çok değerliydi. Herkes site açamazdı, bir sitede köşe yazmak çok zordu. Yazı yazmanız için bazı kriterler aranıyordu. O dönemlerde Biyotürk isimli bir sitede köşe yazmaya başlamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam yıl 2002 olmalıydı. İnternette bilgi aramak için çok az kaynak vardı.  Sonraki yıllarda blog diye bir açılım oldu. Ben de böylelikle Türkiye’deki ilk bloggerlardan biri oldum. Yazanların çoğunluğu yurt dışındandı. O dönemki bloğum durmuş olsaydı çok farklı içeriklerle paylaşımlarıma devam ediyor olacaktım. Günlük şeklindeki bloglar ilgi çekiyordu. Zamanla günlük yazmanın ötesinde bloglar içeriklerine göre ayrıldılar. O süreçte de gazeteciliğe adım atmakla birlikte yaptığım haberlerimi bloğuma eklemeye başladım. Böylece Türkiye’deki ilk sağlık blog yazarı oldum. Moda ve yemek blogları çok ilgi çektiği için sağlıkla ilgili özel olarak yazan bloglara rastlamak zordu. Sonra zamanlarda ise...

ÖRNEK OLMAK GEREKİR ÖRDEK DEĞİL!

Çocukken, çok çalışan bir öğrenci değildim. Hatta çalışmak yerine, çantayı fırlatıp, üstümü değiştirip yemeği aceleyle yedikten sonra oyun kaçmasın diye soluğu sokakta alırdım. Parkımız vardı, iki salıncaklı bir parktı. Arkadaşlarımla orada soluğu almakla kalmaz, tüm sokakları dolaşırdık. Hatta zillere basıp kaçan çocuklardandım ben. Yaramazlıklarımızın arasında, telefonla arayıp ki o zamanlar daha yeni yeni evlerde telefonlar yer alıyordu. Arayıp, teyzeeee diye abuk sabuk konuşur sonrada dakikalarca gülerdik. Evet biraz yaramazlık yapmışlığım vardır.  Bisikletimle sokak sokak gezerdim. Hatta annemlerle bir yere giderken, şurada şu var diye ben söylerdim. Annem tek kaşı kalkmış şekilde, “sen nereden biliyorsun” diye sorardı. Ne bilsin, ağaçlara tırmanıp, sokak sokak dolaşıp etrafı keşfetme merakımı. Çocukluk anılarım çok maceralıdır benim. Farklı yazılarda anlatırım. Dergi, televizyon ve gazete kurmuşluğumuz var. O zamanlardan geliyor bu medya meraklarım…  Çocukluk ...

ÇOCUKLARINIZA İNANDIĞINIZDA, NELER BAŞARIRLAR?

Yıllar önce Harry Potter adında bir roman çıktı. Herkes hevesle okuyordu, merak edip aldım ve okurken hayal gücüne hayret ettim. Bir insan nasıl bu kadar güçlü bir hayal gücüne sahip olabilirdi? İnternet bugünkü kadar yaygın olmadığı içinde, açıkçası merakımı gideremedim. Bir süre geçince de bu kez, Harry Potter sinemalarda boy göstermeye başladı. Sinemada soluksuz izlerken yine aynı sorular aklımda dönüyordu. Muhteşem bir hayal gücüne sahip bu yazar nasıl biri?  Yıllar geçti, yazar hakkında zaman zaman yazılar okusam da insan beğendiği çalışmaların sahiplerini daha yakından tanımak istiyor. Çalışma prensiplerinin neler olduğu, nasıl ilerlediğini kısaca örnek alınacak azimli yaşam hikayelerini öğrenerek hayatında yeni pencereler açabiliyor. Geçtiğimiz günlerde  “Magic Beyond Words: La historia de J.K. Rowling”  isimli filme rastladım. Hemen izledim,  çünkü dünyanın en ünlü kitaplarından birinin yazarının hayatını konu alıyordu!  Filmde çocuğunun isteğ...

KEŞFETMEK İÇİN BAKAN ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK İSTER MİSİNİZ?

Doğa ile baş başa olduğumuzda farklı bir ruh haline gireriz. Huzurlu, sakin ve dingin bir psikolojiye bürünürüz. Bu süreçte de etrafımızı inceleriz. Hayatımıza giren birçok yenilik doğadaki canlıları taklit edilmesiyle kazanılır. Size bununla ilgili çok ilginç bir hikaye anlatacağım.  George De Mestral ismini daha önce hiç duydunuz mu? Kendisi 1948 yılında İsviçre’de yaşamış bir elektrik mühendisi. Bir gün köpeğiyle birlikte ormanda yürüyüşe çıkar. Eve döndüğünde kıyafetlerinin ve köpeğinin tüylerinin Arctium lappa (pıtrak) ile kaplı olduğunu fark eder. Bitkilerin kıyafetine nasıl yapıştığı üzerine incelemelerde bulunur. Bu otun ufak kancalarla kaplı olduğunu ve bunlar sayesinde kumaşa tutunduğunu görür.  Bu fikre o kadar inanır ki, Velcro (cırt cırt bant) icat eder.  Fransızca bir kelime olan Velcro,  velours (kadife) ve Crochet (kanca) birleşimi ile oluşturulur.  Peki, cırt cırtı icat ettikten sonra hayatında neler olur?  İcat etmesi ve bunu ...