31 Ocak 2012 Salı

Gribe karşı antibiyotik kullanılmamalı! / Çorum Haber

Çorum Haber

http://www.corumhaber.net/yonetim/resim/bresim/62282.pdf


Gribe karşı antibiyotik kullanılmamalı! tv 2023 haber ajansı



Gribe karşı antibiyotik kullanılmamalı!



HAYATI YENİDEN KEŞFEDİN


Kitapları yüz binlerce satan, pek çok dile çevrilen Dr. Jeffrey Young ve Janet Klosko’nun büyük ilgi gören kitabı “Hayatı Yeniden Keşfedin” PsikoNET yayınları tarafından uzman isimlerce Türkçeye kazandırıldı. Şema terapi yönteminin psikiyatrik birçok sorunun testleri ve çözüm yolları kitapta detaylı olarak ele alınıyor. Hayatı Yeniden Keşfedin” mutluluğa ulaşmanızı engelleyen girdaplardan nasıl kurtulabileceğimizi gösteriyor.

Şema Terapi yönteminin yaratıcılarından Dr. Jeffrey Young ve Janet Klosko, ilaçların yardımı ve uzun süren geleneksel terapiler olmadan, şemalarınızı testler aracılığıyla fark edip, bilişsel terapinin devrim niteliğindeki ilkeleri ile değiştirmenize yardımcı oluyor. Kendinizi sınayın, testleri yapın, kendinizi tanıyın! Young ve Klosko hem ilişkilerde hem de iş hayatında anlamlı değişiklikler yapabilmemiz için gerekli yolları basit bir dil ve okuyucunun kendi kendine yapabileceği testlerle ortaya koyuyor. Hayatı Yeniden Keşfedin, PsikoNET Yayınları tarafından okurlara sunuldu. Çeviri editörleri ise PsikoNET Psikoterapi ve Eğitim Merkezi yöneticisi Psikiyatrist Dr. Alp Karaosmanoğlu ve Klinik Psikolog Esra Tuncer.

11 “Şema” Kalıbı İnceleniyor

Sürekli size soğuk davranan kişilerle mi ilişkiler yaşıyorsunuz? En yakın hissettiğiniz kişilerin bile sizi umursamadığını ya da yeterince anlamadığını mı düşünüyorsunuz? Aslında bir şekilde kusurlu olduğunuzu ve sizi gerçekten tanıyan birinin sizi sevip kabullenmesinin olasılıklı olmadığını mı düşünüyorsunuz? Başkalarının ihtiyaçlarını kendinizinkilerden önde mi tutuyorsunuz? Böylece ihtiyaçlarınız hiç karşılanmıyor mu hatta ihtiyaçlarınızın neler olduğunu bile bilmiyor musunuz? Başınıza korkunç bir şey geleceğinden basit bir boğaz ağrısının bile ciddi bir hastalığın belirtisi olabileceğinden mi korkuyorsunuz? Çevrenizden ne kadar takdir ve onay alırsanız alın, hala bunu aslında haketmediğinizi düşünüyor ve mutsuz mu hissediyorsunuz? Bu kalıplara “şema” deniyor. Bu kitapta, en yaygın on bir şema tanımlanıp, onları nasıl tanıyacağınız, kökenlerini nasıl anlayacağınız ve onları nasıl değiştireceğiniz anlatılıyor.

“Şema, Çocukluktan Başlayan Ve Yaşam Boyunca Sürekli Tekrar Eden Bir Kalıp”

Dr. Alp Karaosmanoğlu, kitap hakkında: “Şema, çocukluktan başlayan ve yaşam boyunca sürekli tekrar eden bir kalıptır. Bize ailemiz ya da diğer çocuklar tarafından yapılan bir şeyle başlamıştır. Terk edilmiş, eleştirilmiş, aşırı korunmuş, istismar edilmiş, yok sayılmış ya da yoksun bırakılmışızdır, bir şekilde zarar görmüşüzdür. Sonunda şema hayatımızın bir parçası olur. Büyüdüğümüz evden ayrıldıktan yıllar sonra bile, bize kötü davranılan, ihmal edildiğimiz, aşağılandığımız ya da kontrol edildiğimiz ve istediğimiz hedeflere bir türlü ulaşamadığımız durumlar yaratmaya devam ederiz.

Şemalar düşünce, duygu, davranış ve ilişki kurma biçimlerimiz etkilerler. Öfke, üzüntü ve kaygı gibi bazı güçlü duyguları tetiklerler. Sosyal statü, ideal bir evlilik, yakınlarımızın takdiri, meslekte başarı dahil her şeye sahipmişiz gibi görünsek de, hayattan tat almayı ve başarılarımıza sevinmeyi beceremeyiz” diyor.



Psikiyatrist, PsikoNET Psikoterapi ve Eğitim Merkezi Kurucusu ve Uluslararası Şema Terapi Derneği’nce onaylı Şema Terapisti ve Eğitmeni Dr.Alp Karaosmanoğlu, sorularımızı yanıtladı.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, psikiyatri ihtisasını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tamamladım. Okan Üniversitesinde Klinik Master Bölümünde Şema Terapi Eğitimi ve CBT Süpervizyonu veriyorum. 2006 yılında Şema Terapi’nin kurucusu Jeffrey Young ile beraber düzenlediğimiz sempozyum ve ardından düzenleğimiz yurt içi eğitimleri ile bu terapi tekniğinin Türkiye’de yaygınlaşmasına aracılık ettim. Yurt içinde ve yurt dışında Şema Terapi Uluslararası Sertifikasyon eğitimleri veriyorum. Psikonet Yayıncılık bünyesinde meslektaşlarım ile beraber pek çok Bilişsel Davranışçı ve Şema Terapi kitaplarını Türkçe’ye kazandırıyoruz.

Kitabı çevirmenizdeki etken nedir?

Bu kitap aslında psikoterapilerimizde kullandığımız ve eğitimlerini verdiğimiz Şema Terapi’nin danışanlar için el kitabıdır. Kendi başına okunabileceği gibi, aynı zamanda terapiye yardımcı olarak da kullanılabilmektedir. Bu nedenle bu kitabın Türkçeye çevrilmesi bizim için önemliydi.

Kitapta verilmek istenen mesaj nedir?

Kitabın mesajı aslında adında gizli. Çevremizdeki olayları algılamamızda kalıp görevi gören şemalar, pek çok ruhsal şikayetlerimizin kökenidirler. Çocukluktan itibaren geliştikleri için kişi kendisi bu şemaları fark edemez. Hayatında devam eden sıkıntılar hep olmalıymış gibi hisseder ve yaşar. Bunların fark edilmesiyle kişi hayatını yeniden ve daha doyumlu yaşamaya başlar.

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Üretken, cesur ve yakınlık içinde bir yaşam için kendi şemalarınızı fark edip, değiştirebilirsiniz.

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?

Danışanlarımızdan çok iyi geribildirimler alıyoruz. Terapilerde konuştuğumuz pek çok konunun derli toplu bir yerde olması, kişilerin değişimin mantığını anlamasına çok yardım ettiğini söylüyorlar.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?

En önemlisi haber yapılan konu uzmanlar tarafından mı anlatılıyor diye bakıyorum. Çocuk psikolojisi ile ilgili bir konu bir nörolog tarafından anlatılıyorsa, buna güvenmiyorum. Ayrıca kişi hekim değil ise güvenim azalıyor.

Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Psikoterapi alanında güzel şeyler yapılıyor. Terapi okulları kendi eğitimlerini veriyorlar ve uluslararası sertifikasyon eğitimleri, ülkemizde verilen hizmetin kalitesini arttırıyor diye düşünüyorum.


ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!


- Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

- Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

- Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız ve mail adresi olmayan yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.

2 Şubat Perşembe günü saat 23:00'a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 3 Şubat Cuma sabahı buradan duyurulacaktır.


ÇEKİLİŞİ  Gökhan KAVUNCUOĞLU KAZANDI. ADRESİNİ İLETTİĞİNDE KİTABI GÖNDERECEĞİM

“TIBBİ CİHAZ SEKTÖRÜ YATIRIM, ÜRETİM, BÜYÜME SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ”


Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER) ortaklaşa yaptığı Çalıştay kapsamında gerçekleştirilen “Türkiye de Tıbbi Cihaz Sektörü Yatırım, Üretim, Büyüme Sorunları Ve Çözüm Önerileri” panelinde kamu yetkilileri ve sektör temsilcileri katıldı. Toplantıda sektörün yatırım, üretim ve büyüme sorunlarıyla çözüm önerileri ele alındı.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER) ortaklaşa yaptığı “Türkiye Tıbbi Cihaz Sektörü Yatırım Fırsatları ve Kamu Destekleri Çalıştayı”, Ankara Bilkent Otel’de gerçekleştirildi. Sektörün ülkemizdeki yatırım, üretim ve büyüme sorunlarıyla çözüm önerileri hakkında kamu yetkilileri ve sektör temsilcileri görüşlerini dile getirdi. “Türkiye de Tıbbi Cihaz Sektörü Yatırım, Üretim, Büyüme Sorunları Ve Çözüm Önerileri” isimli panelin yöneticiliğini Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hüseyin Rahmi Çetin yaptı. Çetin şunları söyledi: “Tıbbi cihaz sektörü dinamik yapısıyla özellikle son yıllarda sürekli büyüme göstererek en hızlı gelişen sektörler arasında yerini almıştır. Tıbbi cihaz sektörü yüksek teknolojili ürünler grubunda yer almaktadır. Bu nedenle teknolojik gelişmelere paralel olarak sürekli gelişme görmekteyiz. 200 milyar doların üzerinde ihracat potansiyeli ile teknolojik açıdan ileri düzeydeki ülkeleri yakalayıp dünyada ön sıralarda görmekteyiz. Diğer taraftan ülkemizde yerli üretimin Ar-Ge temelli olmaktan ziyade montaja yönelik olduğu ve düşük teknolojik içerikli ürünler yoğunlaştığı ve içinde yüzde 85’i aşan oranlarda ithalatla karşılandığı görülmektedir. Bakanlığımız destekleriyle ilgili olarak teknoloji geliştirme kapsamında bu bölgelerde bin 746 adet firmadan tıp sektöründe 40, biyomedikal sektöründe 45 ve biyoteknoloji sektöründe ise 30 adet firmanın yer aldığını görmekteyiz.”

Türkiye’nin 2011 Yılı Tıbbi Cihazlar İhracat Rakamı 180 Milyon Dolar

“Dış Ticarete İhracat Destekleri” isimli sunumu yapan Ekonomi Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Tarık Sönmez şu bilgileri verdi: “Türkiye’nin Tıbbi Cihazlar ihracatında 2010 tam yıl rakamı 138 milyon dolar civarında, 2011 yılı 10 aylık dönemde 150 milyon dolar bizim tahminlerimizde yaklaşık olarak yılsonu itibariyle de geçici rakamlar var, 180 milyon dolar ihracatla kapatabiliriz. Yüzde 37,5 bir artışa tekabül etmektedir. Almanya, Fransa, Irak ve Azerbaycan ülkemizin tıbbi cihaz ihracatı gerçekleştirdiği ilk dört ülkeyi oluşturmaktadır. Bu ülkelerin ardından ise önceki yıllarda bu alanda hiç ihracatımızın olmadığı Somali beşinci sıraya yerleşmiş bulunmaktadır. 2010 yılı ithalata değeri 1,5 milyon dolar, yüzde 15’lik bir artışla bir önceki yıla göre. 2011 yılının 10 aylık dönemine baktığımızda 1. 400 milyon dolar yaklaşık 1.7-1.8 milyon dolar kapatmış olacağız. ABD, Almanya ve Çin ülkemizin tıbbi cihaz İthalatı gerçekleştirdiği ilk dört ülkeyi oluşturmaktadır. Bu ülkelerin arasında 9. sırasında İrlanda görülüyor. 2010 yılı itibariyle 1.4 dolarlık bir açık cari açığa negatif anlamda katkı yapan sektörlerimizden bir tanesi, 1,5 milyon dolar civarında bir açık var 2011 kümülatif rakamları itibariyle.

Dünya tıbbi cihazlar ticaretinin gelişmiş ülkeler arasında gerçekleştiğini, diğer bir deyişle endüstri içi ticaret niteliğinde olduğunu göstermektedir. Dünyada 25. en çok ithalat gerçekleştiren İrlanda ihracatta altıncı sırada ve en önemli ithalatçı ülkelerin tedarikçileri arasında en üst sıralarda yer almaktadır. En çok ithalat gerçekleştiren 22. ülke olarak ülkemizin tedarikçileri arasında ise İrlanda onuncu sırada yer almaktadır.

Sektörel Derneklere Fuar Desteği

Firmaların fuarlarının şirketler, kurum ve kuruluşlar şeklinde istifade etmek mümkün. Sektörel derneklerde aynı şekilde fuarlara dernek olarak iştirak edebiliyorlar. Burada katılım bedellerini temsilcilerin ulaşım masraflarını, eğer yetkili organizatörler milli katılım tabir edilen katılımla gidiliyor ise iki gider kalemini, bireysel katılım ise o takdirde de boş stant kirası, standart stant donanım masraflar, nakliye, temsilci ulaşım masrafları gibi masrafları karşılıyoruz. 2011 yılında 231 adet fuar bu şekilde gerçekleşmiştir. 2011 yılında 2770 adet fuar bireysel katılımı desteklenen fuarlar listesinde yer almıştır. Genel fuarlarda azami 10 bin dolar sektörel fuarlarda azami 15 bin dolar ve yaklaşık harcamanın yüzde 50’si oranında bazı istisnalarımız var. Hedef ülkeler mesela yüzde 70’i belli sektörlerde olursa yüzde 75 veriliyor. Üretici dernekler bizleri davet ederlerse tüm devlet yardımlarını bütün detaylarıyla anlatmaktan memnun oluruz. 81 ilde 125 tanıtım yaptık.

UR-GE ile Yüzde 75’e Varan Destek

Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi (UR-GE) Tebliği, proje değerlendirme marifetiyle proje şeklinde destek var. Yüzde 75’e varan bir destek. TÜDER bu anlamda diğer üretici derneğin olduğu gibi müracaatını yapıp üyeleri adına kendileri üzerinden yapılacak olan tanıtımlarda bu bahsettiğim ihtiyaç analizi, eğitim danışmanlık, yurt dışı pazarlama alım heyeti, istihdam, bireysel danışmanlık gibi teşviklerden faydalanabilir. Yurtdışı pazar araştırması desteği, şirket çalışanı ya da ortağının yapacakları pazara girişle alakalı seyahatlerinin konaklamalarının ve tanıtım faaliyetlerinin desteklenmesi şeklinde. Şirket olduğunda harcama bedellerinin yüzde 60’ı, iş birliği kuruluşu tanımına giren kuruluşlarımızda da yüzde 75’i maksimum 200 bin dolar olmak üzere desteklenmektedir.

E-Ticaret Sitelerine Üyelik Desteği ile 10 Bin Dolara Kadar Yıllık Aidat Karşılanması

E-Ticaret sitelerine üyelik desteği üyelikte fayda görülen ve denetim ve incelemeler sonucunda ilgili sektörde o üyeliğe uygun olduğunu düşündüğümüz elektronik ticaret sitelerine üyelikte yüzde 70 maksimim azami olarak 10 bin dolara kadar yıllık üyelik aidatlarının karşılanması söz konusudur. “Çevre Desteği” malınızı, ürününüzü satarken yurt dışındaki akredite edilmiş kurum ve kuruluşlardan alınması gereken bir takım kalite ve çevre belgeleri söz konusu. Bunlar içinde harcama bedellerinin yüzde 50’si oranını geçmemek üzere her bir belge bazında da 25 bin doları geçmemek üzere desteğimiz vardır.

TURQUALITY® ve Marka Desteği ile 5 Yıl Süreyle Harcamalara Destek

TURQUALITY® ve Marka Desteği kapsam, ne yazık ki tıbbi cihaz firmamız şu an için mevcut değildir. Önümüzdeki günlerde TURQUALITY® veya MARKA Programında tıbbi cihaz firmasının bulunmasını arzu ediyoruz. Tamamen objektif kriterler çerçevesinde yapılan değerlendirme kuruluşlarından yapılan değerlendirmenin sonucunda değeri yetkinliği sağlayan firmaları bu kapsama alıyoruz. Bu kapsamdaki desteklerimi TURQUALITY® programında 5 yıl süreyle yüzde 50 oranında marka patent, tescil, marka tanıtım, kira gibi alanlardaki harcamaları destekliyoruz. Marka Programında ise, 4 yıl süreyle yüzde 50 karşılanıyor. TURQUALITY® programında harcamada sınır yok, harcamalarının yüzde 50’si karşılanıyor. Bu programdan en fazla faydalanan ve bizden en fazla devlet desteği alan firmalarımız bizim için en iyi firmalardır. TURQUALITY® programında 77 firma, 88 marka, Marka programında ise 33 firma, 36 markası mevcut. 185 firma müracat etmiş. Yurt dışında mağaza, ofis, depo, showroom ve franchise mağaza örgütlenme olduğunda desteklerimiz mümkün.

Samsun’da Medikal Tedarik ve Hizmetler İş Kümesi

KOBİ işbirliği ve kümelenme projesi, yer alan iller; Çorum, Samsun, Trabzon, Kahramanmaraş, Gaziantep. Samsun’da Medikal Tedarik ve Hizmetler İş Kümesi Yapılacak çalışmalar var. Kümede yer alan firmaların rekabetçiliğinin artırılması, pilot aktiviteler ile KOBİ’lerin verimliliğinin en az yüzde 20 artırılması. Samsun’da kurulan Küme Bilgi Ofisi ile kümede yer alan KOBİ’lerin ihracata yönelik faaliyetlerin desteklenmesi. Türkiye’de aynı sektörde yer alan BROP ve BROP dışı illerde işbirliklerinin geliştirilmesi. Medikal Tedarik ve Hizmetler İş Kümesi ile birlikte Uluslar arası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ kapsamında proje hazırlanarak küme firmalarının yurtdışı pazarlara açılımının sağlanması.”

“Yenilikçi Uygulamalar Mali Destek Programı” ile Projenin Toplam Bütçesinin Yüzde 30’u

“İç Pazarda Yerli Ürün Kullanım Destekleri”, Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Şencan sunumunda şunları söyledi: “Teknolojiyi geliştirecek tarafta üniversiteler, eğitim araştırma hastaneleri, sağlıkla ilgili taraflar, mühendisler, kimyacılar, biyologlar çalışacak.

Tıbbi malzeme yerli üretimi için Kalkınma Ajansları “Yenilikçi Uygulamalar Mali Destek Programı” çerçevesinde üretici firmalara hazırladıkları projelerinin toplam bütçesinin yüzde 30’ u kadar geri ödemesiz kredi verebiliyor. Sizin bu yüzde 30’u almanız ve bizimde size her türlü desteği vermemiz gerekiyor.

“Yerli Malı Teklif Eden Lehine Yüzde 15 Oranına Kadar Fiyat Avantajı”

Yerli malını teklif eden istekliler lehine fiyat avantajı uygulanması madde 61 yaklaşık maliyeti eşik değerin altında kalan mal alımı ihalelerine sadece yerli isteklilerin katılabileceğine ilişkin düzenleme yapılabilir. Ayrıca sadece yerli isteklilerin katılımına açık ihalelerde, yerli malı teklif eden yerli istekliler lehine yüzde 15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanabilir. Mal alımı ihalelerinde yaklaşık maliyetine bakılmaksızın, tüm isteklilerin katılabileceğine ilişkin düzenleme yapılabilir ve bu ihalelerde yerli malı teklif eden istekliler lehine yüzde 15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanabilir.

İki Önemli Eksik!

Yerli ürünlerin geliştirilmesine yönelik olarak, kamuda çalışan doktorların, “yerli üretici firmalara” Ar-Ge desteği sağlayarak ürün geliştirilmesine katkıda bulunmasının mevzuat anlamında önünün açılacak. İki eksiğimizden biri akademi sanayi ile birlikte iş yapmıyor. Bunun özendirici mevzuatı azdı ama hepsinden önce psikolojik faktörünü kırmamız lazım. Üniversitelerle ortak çalışmalar yapılsın. Bundan umutluyum yeni üniversiteler açıldı hem teknolojik hem eleman alt yapısı henüz zayıf olsa da kısa sürede artacağına ve üreticiye daha yakın noktaya gideceğini düşünüyorum. İkincisi branşlar arasında çalışma eksiğimiz var. Tıp fakültesindekiler oluşmuş veya satın almış biri ürünü kullanarak ameliyat metodunu geliştiriyor. Ama ameliyat metodunu farklılaştırmasına yarayacak el aletinin diğer tıbbi cihazın geliştirmesini yönelik kafa yormuyor. Ayrıca her türlü ürün geliştirirken sadece kullanıcı tarafından öneri getirilmemesi, diğer taraftan kimyacı, biyolog, fizikçi ve makinacı tarafından getirilecek önerilerle birleşirse bir ürüne dönüşüyor. Biz disiplinler arası ortak çalışmayı yapamıyoruz. Bu iki sorunu aşmamız lazım. Sağlık Bakanlığı tarafından potansiyelimizi sanayi ile birlikte kullanacak mevzuat düzenlemelerini 660 sayılı kanun KHK ile aştık. Yerli firmaların ürün desteği sağlamak için 209 sayılı kanunda değişiklik yaptık.

“Yetişkinler İçin En Önemli Motivasyon Aracı Paradır”

Bakanlık ve bağlı kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşları haricindeki kuruluş veya kişilerce, sağlık hizmetleri dışında, kurum içinde veya hizmetin gerektirdiği yerde, kurumdan istenecek bilimsel görüş, proje, araştırma ve benzeri hizmetler kurumca kabul edilecek esaslara bağlı olmak üzere yapılabilir. Karşınızdaki hastane veya üniversite hastanesi kurum olarak sizinle anlaşma yapabiliyor. Siz oradaki uzmanlarla belirlenen saatler içinde belirlenen mesai kadar hizmet alabiliyorsunuz. Size bu hizmeti veren insanlarda bir tüccarlarla gizli bir iş yapıyormuş halinden kurtuluyor. Bunun içinde kuruma para ödeyebiliyorsunuz. Ödediğiniz paranın yüzde 65’ine kadar olan tutarını buna katkıda bulunanlara ödenebiliyor. Üstelik üniversitelerden bir aşama daha ileri gittik ve tavanda koymadık. Sizin ödediğiniz para size bir-iki kişi çalışmışsa onlara verilebiliyor. Şunu biliyoruz ki yetişkinler için en önemli motivasyon aracı paradır.

“Alım Garantili Sözleşmeler Yapılabilir”

Bakanlık ve bağlı kuruluşları, sağlık hizmeti sunumunda ihtiyaç duyulan tıbbî cihaz, ilaç ve diğer ürün ve hizmetlerin alımında mümkün olduğunca yurtiçi sanayi imkanlarından faydalanır, bu amaçla yurtiçi firmalara araştırma, geliştirme, prototip ve seri üretim faaliyetlerini yaptırır. İhtiyaç halinde yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerle alım garantili sözleşmeler yapılabilir ve 7 yıla kadar, gelecek yıllara yaygın yüklenmeye girişilebilir.”

“Vücut Dışı Ortez ve Protezlerden Katılım Payı Alınacak”

“Tıbbi Malzemede Geri Ödeme Politikaları” sunumunda öncelikle Kurumu ve görevlerini tanımlayarak başlayan SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü Tıbbi Malzeme Daire Başkanı Dr. Hanefi Gök şu bilgileri verdi: “Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı,Sağlık Bakanlığı,Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı,Hazine Müsteşarlığı’nı temsilen birer üye ile,Sosyal Güvenlik Kurumu’nu temsilen iki üyeden toplam 7 üyeden oluşur. Komisyonca gerekli görülen hallerde sağlık hizmetlerinin türlerine göre birden fazla alt komisyon kurulabilir. Kurum, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının görüşlerini alabilir. Vücut dışı ortez ve protezlerden katılım payı alınacağı hükme bağlanmıştır.

TİTUBB kayıt/bildirim işlemi Yapılmalı

SUT’un “Tıbbi Malzeme Temini ve Ödeme Esasları" başlıklı 7. maddesine göre; tıbbi malzeme kapsamında değerlendirilir. Kurumla sözleşmeli sağlık kurumları tarafından temin edilen tıbbi malzemeler; SUT’ta belirtilen istisnalar hariç olmak üzere Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankasına (TİTUBB) kayıt/bildirim işlemi tamamlanmış olmalıdır. Bir malzemenin TİTUBB kayıt/bildirim işlemi tamamlanmış olması o malzemenin Kurumca ödenmesi için tek başına yeterli değildir.

Yatarak Tedavilerde Kullanılan Tıbbi Malzemeler Kurumla sözleşmeli sağlık kurumlarında yatarak tedavilerde kullanılan tıbbi malzemeler EK 5/C listesinde yer alan protez ve ortezler ve Kurumca iade alınan cihazlar hariç, sağlık kurumu tarafından temin edilmek zorundadır. SUT eki “Sağlık Kurumları Puan Listesi”nde yer alan birim puanlar “basit sıhhi sarf malzemeleri” dâhil olarak tespit edildiğinden, SUT eki “Bedeli Ödenmeyecek Basit Sıhhi Sarf Malzemesi Listesi”nde yer alan tıbbi malzemeler, hiçbir şekilde hastalara aldırılamaz ve sağlık kurumu faturalarında ayrıca gösterilemez. SUT ve eki listelerde yer alan malzemeler, SUT ve eki listelerde belirlenen birim fiyatlar üzerinden fatura tutarını aşmamak üzere ödenir. Yatarak tedavilerde temini zorunlu tıbbi malzemelerin, hastaya aldırılması durumunda; fatura tutarı hastaya ödenerek ilgili sağlık kurumunun alacağından mahsup edilir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi olmayan Resmi Sağlık Kurum ve Kuruluşları ile Özel Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında; SUT ve eki listelerde yer almayan tıbbi malzemeler; Kamu İhale Kurumu İhale Sonuç Formu Ekranında tespit edilen ve Kurum taşra teşkilatı inceleme birimlerince benzer nitelikte, aynı işlevsel özellikte ve aynı tıbbi sonucu verdiği kabul edilen malzeme tutarları esas alınarak ödenir. SUT ve eki listeleri ile Kamu İhale Kurumu İhale Sonuç Formu Ekranında fiyat tespit edilemeyen tıbbi malzeme bedelleri Kurumca karşılanmaz.

Kamu İhale Kurumu İhale Sonuç Formu Ekranı

SUT ve eki listelerde yer alan malzemeler, SUT eki listelerde yer alan fiyatlardan fatura tutarını aşmamak üzere ödenir. SUT ve eki listelerde yer almayan tıbbi malzemeler; Kamu İhale Kurumu “İhale Sonuç Formu Ekranı”nda tespit edilen ve Kurum taşra teşkilatı inceleme birimlerince benzer nitelikte, aynı işlevsel özellikte ve aynı tıbbi sonucu verdiği kabul edilen malzeme tutarları esas alınarak ödenir.

SUT ve eki listeleri ile Kamu İhale Kurumu İhale Sonuç Formu Ekranında fiyatı tespit edilemeyen tıbbi malzemeler, piyasa araştırması, her türlü fiyat araştırması yapılarak taşra teşkilatı inceleme birimlerince benzer nitelikte, aynı işlevsel özellikte ve aynı tıbbi sonucu verdiği kabul edilen en ucuz malzeme bedeli esas alınarak fatura tutarını aşmamak şartıyla ödenir. EK-5/A: fiyatlandırılmış tıbbi sarf malzemeleri listesi, EK-5/B: bedeli ödenmeyecek basit sıhhi sarf malzemeleri listesi, EK-5/C: protez ve ortez listesi, EK-5/D: yara bakım ürünleri, EK-5/E: kurumca bedeli karşılanacak omurga cerrahisi tıbbi malzeme listesi, EK-5/F: kurumca bedeli karşılanacak ortopedi ve travmatoloji branşında yer alan artroplasti alanı tıbbi malzeme listesi yer alır.

“Tıbbi Malzemede İlaç Gibi Ruhsatlandırmamız Yok”

Tıbbi malzemede ilaç gibi ruhsatlandırmamız yok. Sadece CE belgesi ile ülkemizde tıbbi malzeme girebiliyor. Bununla ilgili ciddi tedbirler almamız gerekiyor. Özellikle CE belgesi açısından çok ciddi sorunları aşılmalı. Pozitif ve negatif listeler tamamlanmalı. Özellikle pozitif listeleri tamamlarsak negatif listeleri gündemden kaldıracağız. Fiyatı tespit edilmemiş ürünler ayrıca bir sorun, özellikle ayaktan tedavide kullanılan ürünlerde. UBB kayıtları ve MEDULLA’ya sunulması ve en son yaşadığımız UBB kayıtta çok ciddi sorunlar, zaaflar var. Bununda güçlendirilmesi lazım.

“Akademisyenlerimiz Hiçbir Ücret Almadan Çalışıyorlar”

Kaliteli üretim ve kaliteli hizmetin ödenmesi asıl amacımız. Tıpta birinci kural, önce zarar vermedir. Özellikle hastaya zarar verebilecek defalarca revizyon ameliyatına gidecek. Hiçbir tedaviye etkin olmayan tıbbi malzemelerden, ortezlerden protezlerden uzak durmamız lazım. Bunu hep beraber birlikte yapacağız. Sektörün hepsi taşın altına elini koymazsa bizim için bu iş çok daha zor ve uzun bir süreç olacak. Ne kadar yardım alırsak o kadar hızlı tamamlamış olacağız. Pozitif listelerin tamamlanması bu anlamda akademisyenlere teşekkür ediyorum. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan bizim ülkemizde oluyor. Akademisyenlerimiz hiçbir ücret almadan çalışıyorlar.

UBB’de Yeni Versiyona Geçilecek

UBB’de yeni versiyona geçilmesi, çalışmalarımız var. Belki UBB’nin mantığını değiştireceğiz, bir bütüncül yaklaşımla 1 milyon 300 bin tane kayıtlı dağınık ürünler var. Beraber aynı anda kullanılan ürünlerin var. Birlikte kaydetmek gerektiğine inanıyorum. Buna ilişkin çalışmalarımız devam ediyor.

“Keşke Tüm Medikalcilere Ruhsat Verilse De Onlarla da Sözleşme Yapsak”

Tıbbi cihaz malzemelerin görev ve esas teşkil edecek sözleşme protokolleri görev ve tanımlanması şu ana kadar yaklaşık 3 tane protokol hazırladık. Özellikle ortez-protez merkezleri Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılanlara sözleşme hazırladık. İşitme merkezleri, optik ile ilgili sözleşme hazırladık. Keşke tüm medikalcilere ruhsat verilse de onlarla da sözleşme yapsak. Sağlık Bakanlığı’nın en azından belli bir standart getirmesini bekliyoruz. Çalışmalara başladıklarını biliyorum.

Tıbbi malzemelerin ödenmesine yönelik başvuru esas ve usullerine yönelik kılavuz ve yönergeler hazırladık. Nasıl başvurulacak, dosyada neler olacak, hangi belgeler bulunacak yakında sektöre de danışacağız. Onlardan da geri bildirim ve destek isteyeceğiz.”

2010 Yılındaki İhale Sayısı 120 Bin 451

“KİK Mevzuatında Yerli Üretime Sağlanan Avantajlar” hakkında konuşan Kamu İhale Kurumu Grup Başkanı Dr. Bülent Büber, Kamu İhale Kurumu istatistiklerine göre 2010 yılındaki ihale sayısı 120 bin 451 olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu ihalelerin 87 bin 976’sı Kanunda belirtilen ihale usulleri kapsamında gerçekleştirilirken, 32 bin 475’i istisna kapsamında gerçekleştirilmiştir. Kamu İhale Bülteninde yayımlanan ilan sayısı ise 68 bin 766’dir.

Türkiye’de Kamu Alımları

Türkiye’de kamu alımları ihalelerde imzalanan sözleşme sayısı toplamı 156 bin903 olurken, sözleşme bedeli toplamı 63 milyar TL’dir. Bu tutarın 54milyar TL’si Kanunda belirtilen ihale usulleri kapsamında yapılan alımlara ait olurken, 9 milyar TL’si ise istisna kapsamında gerçekleştirilen alımlardır. Doğrudan temin yöntemi ile yıllık alımların miktarı ise 6 milyara yakın bir tutar. 2009-2010 rakamlarını göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye’de kabaca 80 milyarı kamu idareleri alım yaparak geçiyor.

4734 sayılı Kanun kapsamında yapılan ihalelerin adet olarak yüzde 44.15’i mal alımı, yüzde 36.36’sı hizmet alımı, yüzde 19.48’i yapım işlerine aittir. Mal alımı 38 bini, hizmet alımı 31 bin, yapım işi 17 bini. Mal alımları açısından yüksek olmasına rağmen tutar olarak 3. sırada. Türkiye son 2 yıldır.

Tıbbi Cihaz Mal Alımlarında Klasik Şikayet, “Teknik Şartname"

2010 yılında toplam kamu alımı harcamalarının yüzde 26.46’sı mal alımı için, yüzde 39.07’si hizmet alımı için, yüzde 34.47’si yapım işleri için yapılmıştır. Mal alımı toplam tutarı 14 milyar TL, hizmet alımı toplam tutarı: 21 milyar TL, yapım işleri toplam tutarı 18 milyar TL’dir. 2010 yılında Kuruma yapılan itirazen şikayet başvurularının sayısı 4 bin 281 olurken, şikayetçi sayısı 3.052’dir. Kamu ihalelerine yapılan şikayetleri temizlik, özel güvenlik, yemek ihaleleri ve sağlık alımlarıdır. Son 3 yıldır tıbbi cihaz mal alımlarında klasik şikayet, teknik şartnamenin belli bir marka ve modeli esas alınarak hazırlanması iddiası, üzerine kalan ihalenin teknik şartnameyi karşılayamaması, teknik şartnameyi karşılamamıza rağmen ihalede değerlendirme dışı bırakıldık gibi oluyor.

5 bin 594 “Tıbbi Cihaz, İlaç ve Kişisel Bakamı ürünleri” İhalesi

1 Ocak 2011 ile 30 Eylül 2011 tarihleri arasında bin 151 idare tarafından “Tıbbi Cihaz, İlaç ve Kişisel Bakamı ürünlerine” ilişkin olarak 5 bin 594 ihale gerçekleştirilmiştir. Bu ihalelerden 25 bin sözleşme imzalanıyor. Bu ihaleler çerçevesinde imzalanan sözleşme sayısı 25 bin 381 olup sözleşme tutarı ise 2 milyar TL’dir. Tıbbi cihaz alımlarında fiyat avantajı tanınan ihale sayısı 1 Ocak 2011 ile 30 Eylül 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen tıbbi cihaz alımı ihalesinin sadece 35’inde yerli malı teklif eden yerli istekli lehine fiyat avantajı uygulanmıştır.

Kamu İhale Mevzuatında Yerli İstekli Lehine Düzenlemeler

Yerli istekli ve yerli malı teklif eden istekli lehine fiyat avantajına ilişkin yasal düzenleme, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 63. maddesinde yer almaktadır. 4734 sayılı Kanunun 63. maddesinde, 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikle eşik değerin altındaki mal alımı ihalelerinde de yerli malı teklif eden istekliler lehine fiyat avantajı tanınmasına imkan verilmiştir. Yerli malı ve yerli malı teklif eden istekliler lehine fiyat avantajı konusunda ayrıntılı açıklama, Kamu İhale Genel Tebliğinin 6.2. maddesinde yer almaktadır. Dünyada yerli malı ile ilgili en ayrıntılı çalışma Amerika’da bütün ürünleri sektör olarak hangisi yerli malına ait olduğuna ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Bizim 2002 yılındaki çalışmamız yerli malı konusundaki yetkileri esasları belirleyerek odalara bırakmışızdır. Teklif edilen malın yerli malı olduğu TOBB ve TESK’e bağlı odalar tarafından düzenlenen Yerli Malı Belgesi ile belgelendirilir.

Yerli Malı Teklif Eden İstekliye Yüzde 15 Oranında Fiyat Avantajı

İhaleye, yeterlik kriterlerini taşıyan tüm isteklilerin katılması ve yerli malı teklif eden istekliye yüzde 15 oranına kadar idarece belirlenecek bir oranda fiyat avantajı uygulanmasına yönelik düzenleme yapabilir. Yerli istekli olabilmek için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerçek kişiler, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiliklerdir. Başbakanlık Genelgesi 2011/13 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile ihalelerde yerli malı teklif edilmesini engelleyen düzenlemelerin yapılmaması istenmiştir. Geç ödeme direktifi ile ilgili olarak Başbakanlık Genelgesi 2011/6 sayılı Genelgede ise kamu alımlarında KOBİ’lerin iştirakinin sağlanmasına yönelik çalışmaların yapılması istenilmiştir. Tıbbi cihazlarla ilgili kamu alımlarında, yerli malının teşvik edilebilmesi için öncelikle durum analizi yapılmalıdır. Sağlık sektöründe alım gerçekleştiren idareler ve alım konusu mallar belirlenmeli; ihale sürecinde yerli malı teklif etmeyi zorlaştırıcı hususlar saptanmalıdır. Durum analizi çerçevesinde elde edilen veriler esas alınarak strateji geliştirilmelidir. Mevzuatta yapılan değişikliklerin uygulamaya geçirilmesi için sürekli etkin bir işbirliği ve karşılıklı eşgüdüm sağlanmalıdır. Hangi mallarda hangi ürünü alırsak fiyat avantajı sağlanır. İşbirliği Yapacak Kurumlar Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, YÖK, KİK, TOBB ve sivil toplum örgütleridir.

Bağlayıcı Bir Düzenleme Yapılmalı

Sağlık hizmetinin en kaliteli ve verimli şekilde yürütme isteği gibi pratik sebepler, teknolojik ve sektörel, hukuki ve uluslararası düzenlemelerden kaynaklanan zorluklardır. Sektörel analizler çerçevesinde fiyat avantajı tanınacak mallar ve fiyat avantajı oranı saptanmalı; alımları gerçekleştiren birimleri yönlendirecek şekilde bağlayıcı bir düzenleme yapılması uygun olacaktır. Yerli malına fiyat avantaj tanınması çalışmasıyla birlikte yerli malı teklif edilmesini engelleyen uygulamalarında belirlenmesi önem taşımaktadır. İdareler tarafından kamu ihale mevzuatına aykırı bir şekilde isteklilerin ithal ürün teklif etmesi ya da belirli bir ülkenin malının teklif etmesine yönelik düzenlemeler yapılması da yerli malı teklif eden yerli istekliler aleyhine sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Kamu Alım Politikalarında Önümüzdeki Dönem Alım Terimleri

İdarelerce teslim alınan malların teknik şartnameye ve ilgili teknik düzenlemeye uygunluğunun test ve muayene edilmesi için akredite muayene kuruluşları ile laboratuvarlar oluşturulması önem taşımaktadır. Kamu alım politikalarında önümüzdeki dönem duyabileceğimiz kamu alım terimleri, OFF –SET alımlar Pre-Commercial Procurement Kamu alımlarında KOBİ’lerin desteklenmesi, AR-GE yapan isteklilerin ihale sürecinde desteklenmesidir. AB temelinde son 2 yıldır tartışılan bir konu var. AR-Ge ve inovasyon yapan firmaları nasıl destekleyerek alım yapabiliriz. Biz Sanayi Bakanlığımızın önerileri çerçevesinde Kamu İhale Kanununda bir takım değişiklikler yapıyoruz. Bunlardan biri mal teslim eden arkadaşlarımızın garanti süresi içinde teminat mektuplarının yüzde 50’si bloke ediliyordu. Yerli üretim yapan arkadaşlarımızın teminat mektuplarımızın mal tesliminde iade edilmesi, garanti süreci boyunca teminat mektuplarının tutulmamasına ilişkin bir kanun değişikliği var. Ar-Ge yapan kuruluşların ihaleye katılımlarındaki iş bitirmelerinde ekonomik maliyet kriterlerinin istenmemesine yönelik ortak bir çalışmamız olacak.”

“Yüzde 85 İthalata Bağımlıyız”

“Tıbbi Cihaz Sektöründe Üretim ve Ar- Ge Sorunları” ile ilgili sunum yapan TOBB Medikal Meclis Başkanı Özgür İncekara ise şunları söyledi: “Hedefimiz, yurdumuzda ve yurtdışında talebi olan ürünü, dünya kalitesi ve dünya fiyatı ile üretmek. Türkiye tıbbi cihaz üretimi ve Ar-Ge’sinde bizdeki verilere göre 1,6 milyar dolar tıbbi cihaz pazarına sahiptir. 1,4 milyar dolar ithalata karşılık, 200 milyon dolar ihracat yapmaktadır. Yüzde 85 ithalata bağımlıyız. İthalatımızın yüzde 30’u ABD’den, yüzde 20’si Almanya’dan yapılmaktadır. İhracatımız Orta Doğu ülkeleri, Azerbaycan, Almanya ağırlıklıdır. Tıbbi Cihaz üretiminde istihdam 20 bin kişi dolayındadır. Yaklaşık 600 adet yerli üreticimiz vardır.

“50 Araştırmacı Personel Şartı, Yerli Firmalar İçin İmkânsız”

5746 sayılı Ar-Ge Kanunu, yeni girişimlere olanak sağlamaktan uzak ve gerçek hayatla ilgisi olmayan bir kanun durumundadır. Bu kanunla getirilen, 50 araştırmacı personel şartı, yerli firmalar için imkânsız manasındadır. Yeni kurulacak hiç bir işletmeye şans tanımamasını yanında orta ve küçük ölçekli şirketlere de teşvik sunmamaktadır. Bizce en az şartı kaldırımlıdır. Üniversite ve teknokentlerde bulunan teşvik imkanlarının fabrika yerinde uygulanması sağlanmalıdır.

“İthal Al Üretme, Üretme Satın Al”

Üretim teşvik edilmeli ürün değil. Proje getiriyoruz bu ürün için diyoruz, o ürün belki hayata geçemiyor. Desteği de alıyoruz ama üretimi gerçek hayatla orantılı olarak desteklemeliyiz. Yerli Malını Ar-Ge’ ye yönlendirecek basit, yalın bir vergi düzenlenmesi önemli bir adım olacaktır. Ara Malların ithalatında yüzde 18 KDV girdisiyle üretildikten sonra yüzde 8 ile satılırsa; bu “ithal al üretme, üretme satın al” anlamına gelmektedir.”

“Sağlıkta Dönüşüm Programında En Çok Zararı Sektörümüz Gördü”

“Yurt Dışı Pazarı ve İhracatı Sorunları” ile ilgili konuşan Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu (TÜMDEF) Başkanı Kemal Yaz sunumunda şunları söyledi: “Tıbbi cihazlar yaklaşık 300 bin çeşit ürünü içeren çok geniş bir yelpazeye sahiptir. 2003 yılından beri uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programının en büyük takipçisi ve destekçileri olmamıza rağmen, en çok zararı sektörümüz görmüştür. Tıbbi cihaz sektöründe mevcut durumumuz 2003 yılında yaklaşık 10.bin-12 bin olan firma iken, günümüzde 3-4 bin arasında olduğu düşünülürse sektörümüzün görmüş olduğu zarar daha iyi anlaşılacaktır. Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yıllardır sağlık harcamalarından tasarruf etmek amacıyla çeşitli uygulamalar yürütülmektedir. Ancak bu önlemler yetersiz kaldığı gibi hizmet kalitesini de düşürmektedir.

“Türkiye’de Kayıt Dışı İşlem Yapmayan Tek Sektörüz”

Oysa bilhassa alışverişimizin yüksek olduğu ülkelerde bize uygulanan prosedürler çok daha uzun ve yorucudur. Sektörümüz tüm Türkiye’de kayıt dışı işlem yapmayan tek sektördür. Tüm dış paydaşlarımızın 2014 gibi 2023 gibi hedef ve vizyonları varken sektörümüzün bir yıl sonrasını dahi öngörememesi firmalarımız için sıkıntı yaratmaktadır.663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat ve görevleri hakkında KHK’nin sektörümüze olan etkileri konusunda belirsizlikler sürmekte olup, yeni yatırımlar konusunda firmalarımız endişe duymaktadır. Örnek olarak Kamu Hastane Birliklerinin, entegre sağlık kampüsleri uygulamalarının hayata geçirilmesi halinde bunların sektörümüze yansımasının nasıl olabileceği kestirilememektedir.”

30 Ocak 2012 Pazartesi

Bakan Ergün: “BU TOPLANTI SAĞLIK SEKTÖRÜ İÇİN BİR MİLAT OLACAK”

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği'nin (TÜDER) işbirliği ile “Türkiye Tıbbi Cihaz Sektörü Yatırım Fırsatları ve Kamu Destekleri Çalıştayı” toplantısı yapıldı. “Çin’den daha pahalı ama Avrupa kadar kaliteli üretim yapıyoruz” diyen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün,"Bu toplantılar yanlış işlere dur deme toplantıları. Eminim bu toplantıda tıbbi cihaz üreticilerimiz ve sağlık sektörümüz için bir milat olacaktır" dedi. Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği Başkanı Mustafa Daşcı “Tıbbi cihaz sektörü için ‘2012 yılı yatırım ve üretim yılı’ olsun” diye konuştu.


Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği'nin (TÜDER) işbirliği ile Bilkent Otel'de “Türkiye Tıbbi Cihaz Sektörü Yatırım Fırsatları ve Kamu Destekleri Çalıştayı” düzenlendi. Sektör yöneticilerinin büyük ilgi gösterdiği toplantının açılış konuşmasında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, “Ülke olarak birçok sektörde ihtiyaçlarımızı aslında yerli üretimlerle karşılamamız mümkündür. Bu fotoğrafı net olarak görüyoruz, yalnız yapmamız gereken işler var, o yapmamız gereken işleri yaptığımızda hem teknolojiyi geliştirmek hem ihtiyaçlarımız kendi ülkemizdeki üretimle karşılamak o sanayi kolunu güçlendirme imkanına sahibiz. Sektörün yapması gerekenler var ve kamunun yapması gerekenler var. Biraz yöntemlerimizi değiştirmemiz alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Çok maliyetli işler değil bunlar. Bir kısmı hiç para gerektirmiyor. Bir kısmı hiç yatırım gerektirmiyor. Sadece usulü değiştirmek gerekiyor, iş yapma biçimimizi, usulümüzü değiştirsek büyük katkıları olacak. Şunu da söyleyelim birçok sektörde ihtiyaçlarımızı yerli üretimle karşılamanın aslında hem daha az maliyetli olduğunu hem de daha kaliteli ürünlerle bu ihtiyaçları karşılamanın mümkün olduğunu da görüyoruz. İşte o atmamız gereken adımları belirlemek üzere bu tür çalıştayları yapıyoruz. Çünkü Türkiye’de bugünkü üretim yapısıyla uzak doğudan biraz daha pahalı ama Avrupa kadar da kaliteli üretim yapabilen bir ülkedir” dedi.

“Bu Toplantılar Yanlış İşlere Dur Deme Toplantıları”

Alışkanlıklardan ya da başka teknik problemlerden iş yapma usulünden,vergi mevzuatında, kamu ihale mevzuatından bazı maddelerin ya da ihale usulünün yanlışlığından işlerin hareketlenmesine engel olduğundan kaynaklandığını belirten Bakan Ergün şunları söyledi: “İhale usulümüzün yanlışlığından kaynaklanıyor. Bunları da düzeltecek mekanizmaları bu toplantılarda belirliyor ve hayata geçiriyoruz. Bu toplantılar yanlış işlere dur deme toplantıları. Eminim bu toplantıda tıbbi cihaz üreticilerimiz ve sağlık sektörümüz için bir milat olacaktır. Bundan sonra ilişkiler daha farklı bir platformda seyredecek. Bu şekilde aynı zamanda hangi sektöre ne kadar destek sağlamamız gerektiğini de hem sektör temsilcileriyle hem de kullanıcılarla beraber belirlemiş oluyoruz. Yeni destek mekanizmaları gerekiyorsa o mekanizmaları da harekete geçiriyoruz.

“Tıbbi Cihaz Üreticilerinin Devletten Her Zaman Yüzde 10’luk Bir KDV Alacağı Birikiyor”

Fuar desteklerinden tutunda büyük ölçekli satın almaların sektörün gelişimine nasıl engel olduğuna kadar olan hususlar önemli. Vergi kanunlarımızın uygulamaları üretime ne etki yapıyor. Katma değer vergisi uygulaması mesela, tıbbi cihaz üreticileri hammadde alırken yüzde 18 KDV ödüyorlar, ama tıbbi cihaz üretip satarken yüzde 8 KDV tahsil ediyorlar. Devletten her zaman yüzde 10’luk bir KDV alacağı birikiyor. Tıbbi cihaz üreticilerinin büyük bir niteliği KOBİ niteliğindeki işletmeler. KOBİ niteliğindeki işletmenin sermaye birikimine ihtiyacı var. Yatırıma ihtiyacı var, tasarrufa ihtiyacı var. Biz firmanın KDV’sini uygulama nedeniyle sermayesinin büyük bir bölümünü KDV olarak kasamızda tutarsak o firma nasıl yatırım yapacak.

“Kamu Olarak Amacımız Sadece Ucuza Satın Almak Değil”

Her hangi bir vergi kaybına uğramadan da başka bir usulle yöntemi değiştirerek, bunu elde etmek mümkün. Bundan sonra vergi sisteminde veya ihale satın alma uygulamalarında hangi uygulama olumsuz etki meydana getiriyorsa, bunu detaylı bir şekilde masaya yatırmak ve o sıkıntıyı gidermek için çalışmak mecburiyetindeyiz. Mesela Hudut Sahillerinde niye büyük montanlı satın alma yapıyoruz. Ucuza satın alacağız, çok alırsak ucuza satın alırız. Bizim kamu olarak amacımız sadece ucuza satın almak değil.”

“Sağlık Bakanlığının Elinde Dünyayı Yerinden Oynatacak Kaldıraç Var”

Amaçlarından bir tanesinin ucuza satın almak olduğunu ve kamunun büyük bir satın alma gücü bulunduğunu kaydeden Bakan Ergün, “Bu büyük satın alma gücünü teknolojinin gelişmesi araştırma geliştirme faaliyetlerinin yapılması. Teknoloji transferi ve o sektörün ülkemizde inkişaf etmesi yönünde kullanmamız lazım. Amaçlarımızdan bazıları da bunlar olmalı. Yani Sağlık Bakanlığı veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu büyük montanlı satın almaları yaparken amacı sadece ucuza sağlık hizmeti vermek, sağlık hizmeti verirken gereken malzemeyi ucuza satın almak değil. Amaçlarından bir tanesi bu olmalı. Bir başka amacı da bu kadar büyük satın alma gücünü kaldıraç olarak kullanıp, tıbbi teknolojilerin gelişmesini nasıl sağlamak olmalı. Sektörde yerli üretimi artırmak, bunu gerçekleştirmek için bir kaldıraç olarak kullanmalı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın elinde Sağlık Bakanlığı’nın elinde dünyayı yerinden oynatacak kaldıraç var. İşte size dayanak noktası da verdim.

“Dünyanın 10 Büyük Ekonomisinden Birisi Olmak İstiyoruz”

2023’te 500 milyar dolar ihracat yapmayı hedefliyoruz ve dünyanın 10 büyük ekonomisinden birisi olmak istiyoruz. 500 milyar dolar ihracat yapmak tek başına hedef değil. 500 milyar dolar ihracat yaparsınız 1 trilyon dolar ithalat yaparsınız gene cari açık problemiyle boğuşursunuz. O zaman bizim bu ikisi arasında da bir denge oluşturmamız mümkünse cari fazla veren bir ülke haline gelmemiz lazım. Öylesine katma değerli ürünler üretelim ki bunu yapalım.

                         

“Teşvik Paketini Cari Açık Sorununu Çözen Bir Perspektifle Hazırlıyoruz”

Üretim ve teknolojideki kapasitemizi artırarak hem dışarıya daha fazla ürün ihraç edebilir. Hem de ithalatla karşıladığımız ihtiyaçları ürünleri yerli üretimle ikame edebiliriz. Şu an üzerinde çalıştığımız ve yakında açıklayacağımız teşvik paketini de cari açık sorununu çözen bir perspektifle hazırlıyoruz. Hükümet olarak geride bıraktığımız sürede kamunun büyük alım gücünü fiyatları düşürmek için ciddi manada kullandık. Bu konuda başarılı da olduk. Ama aynı gücü artık savunma sanayinde ofset uygulamalarında kullandığımız gibi diğer sektörlerde de ilaç sanayinde ve tıbbi cihazlar alanında da kullanmamız gerekiyor. 2002 yılında savunma sanayinde Türki silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının sadece yüzde 25’i yerli üretimle karşılanabiliyordu. Bugün yüzde 52’si yerli üretimle karşılanabilir hale geldi.

“50 Milyon Liranın Üzeri Yatırımlarda Büyük Yatırımlar Kapsamına Alındı”

Şu an uyguladığımız teşvik sisteminde tıbbi cihaz ve ilaç üretimi ülkemizin hemen hemen her yerinde destekliyoruz. Aynı şekilde tıbbi aletler hassas optik aletler alanında yapılacak 50 milyon liranın üzerindeki yatırımlarda büyük yatırımlar kapsamına alındı. Kamunun sağlayacağı bütün teşvikler bir yere kadar olacak ve bir yerde sınırlı kalacaktır. Türkiye’de büyüyen iç pazardır ve bu iç pazarda yerli ürünlerin ileri teknolojik ürünlerin tercih edilmesi meselesidir. En büyük destek budur. Bu konuda üreticilerimizin de atması gereken önemli adımlar var. 2 milyar doların üzerinde ithalat yaptığımız, 200 milyon dolar civarında ihracat yaptığımız bir sektör. Yani 10 kat fark var. Bu farkı kapatmamız lazım.

“Üretim Yapan Firmalar Tıp Alanındaki Gelişmeleri Yakından Takip Etmeleri Gerekiyor”

İhraç ürün grupları yüksek Ar-Ge mühendislik ve bilgi gerektirmeyen o nitelikte o yoğunlukta değil. Bu alanda üretim yapan firmalarımız artık basit ürünlerden daha nitelikli ürünlere doğru geçmeleri ve tıp alanındaki gelişmeleri yakından takip etmeleri gerekiyor. Onun için gerçekten tıp alanındaki Ar-Ge çalışmalarıyla sektörleri yan yana getirecek, mekansal beraberliklerin önemli olduğunu düşünüyorum. Üniversitelerimiz bünyesinde tıp alanındaki uzmanlarımız, biyomedikal alanındaki uzmanlarımız, mühendislerimiz ve firmalarımız birlikte Ar-Ge yapabilecekleri mekanlara ihtiyaç var

Her Bakanlığın Ar-Ge Payı Olacak

Önümüzdeki süreçte yeni kararların yansıması olarak bütün bakanlıklarımızın kendi alanlarıyla ilgili bütçelerinde önemli bir Ar-Ge payı olacak. Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı bu alandaki araştırma, geliştirme faaliyetleri destekleyen fonları da bir anlamda kendi bütçelerinde önemli bir miktarda oluşturacaklar. Üniversitelerde sanayiyle iş birliği içerisinde o fonlar o sektörlerdeki firmaların alıştırma geliştirmelerindeki ve teknolojilerin gelişmesi için kullanılacak. 2023 hedeflerimizden birisi de Türkiye’nin Ar-Ge’ye milli gelirden ayırdığı payı yüzde 3’e çıkartmak. Firmaların marka ve patent tescili gibi ulusal ve uluslararası standardizasyon kurumlarından alacakları kalite belgeleri bu açıdan büyük önem taşıyor. Mutlaka kalite belgesi konularına da önem verelim. Bu kalite belgelerini bir ilave yük olarak görmeyelim. Rekabet gücünün önemli bir unsuru olarak görelim. Bu konuda herkes sorumluluk duygusuyla hareket ederse zaman içerisinde sektörün büyüyerek dış ticaret dengesinin düzeleceğine inanıyorum. İç piyasadan güç alan firmalarımızın zaman içerisinde önemli markalar haline geleceklerine, üretim, istihdam ve ihracatımıza da büyük katkı yapacaklarına şüphe yoktur” diye konuştu.

                        

Tıbbi Cihaz Sektörü Ülkemizde 2015 Yılında 3.12 Milyar Dolara Ulaşacağı Öngörülüyor

Tıbbi cihaz sektörünün stratejik öneme sahip olduğunu fakat stratejilerinin belirlenmemesi ve üretim politikalarının oluşturulmaması nedeniyle tıbbi cihaz sektörünün diğer gelişmiş ülkelerden geri kalmasına neden olduğunu belirten Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER) Başkanı Mustafa Daşcı şunları söyledi: “2002 yılı itibariyle hem sektörümüz hem ülkemizde çok büyük gelişimler ve devrim niteliğinde çalışmalar başlamıştır. Bunu hepimiz fark ediyoruz ve hepimiz hep beraberde yaşıyoruz. Ülke ekonomisi açısından da son derece önemli olan ve hız kazanarak artan tıbbi cihaz sektörüne yönelik çalışmalarda bizleri ve elbette devlet yetkililerimizi mutlu etmektedir. Dünyada tıbbi cihaz sektörünün pazar değerinin 2014 yılında 368 milyar dolara çıkması tahmin ediliyor. Ülkemizde ise pazar büyüklüğünün 2015 yılında 3.12 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. 2010 yılı ihracatımız 200 milyon dolar olarak gerçekleşirken ithalatımız 2.1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Şuan ülkemizde UBB verilerine göre 610 üretici, 554 üretici ve ithalatçı, bin 535 ithalatçı firma faaliyetlerini sürdürmektedir. Dünya pazarından aldığımız pay ve ihracatımızın ithalatı karşılama oranı çok düşük. Sektörün ithalata bağımlılığı hala devam ediyor.

Ofset Yöntemi Tıbbı Cihaz Sektöründe de Kullanılmalı

Yüksek teknoloji ürünleri üretebilmek, üniversite sanayi işbirliğini sağlayabilmek, ihracatımızı arttırmak ve tıbbi cihaz sektörünün dinamik ve güçle bir yapıya kavuşturulabilmesi için sektör olarak talep ve önerilerimiz şunlar olacaktır. Savunma sanayi ve havacılık alanında uygulanan Ofset yöntemi tıbbı cihaz sektöründe de kullanılmalı. Kamu, özel ve üniversite hastanelerinde yerli ürün kullanımı özendirilmeli. Tıbbi cihaz organize sanayi bölgeleri oluşturulmalı. Tıbbi cihaz organize sanayi bölgeleri mutlaka 3. basamak sağlık hizmetleriyle mekan olarak aynı yerde oluşması, hekimlerin zaman kullanımı, tıbbi cihaz üreticileri de zamandan olumlu yaralanabilmeleri için son derece önemlidir. Tıbbi cihaz yatırımları öncelikli yatırımlar kapsamında değerlendirilmeli ve desteklenmeli. Bizim öncelikli bölge kalkınma kapsamında olan illerimize yatırım yapıldığı zaman desteklerimiz farklılaşıyor, işte o farklılık tıbbi cihazı nereye yatırım yaparsa yapsın kişi öncelikli bölge kapsamı içerisinde destekleri değerlendirerek yüksek bir desteklenmelidir. Komşu ülkelerde yerli ürün kullanım alışkanlığını arttırmak için bu ülkelerde düzenlenecek toplantı ve kurslar desteklenmeli. Pazar araştırması ve iş seyahatleri desteklenmeli. İhracatın gelişebilmesi için yurt dışı fuar ve kongrelere katılım tam desteklenmeli. Yüzde oran olmadan tam desteklediğinde ülke ekonomisine tekrar kat kat daha fazla döneceğine inanıyorum. Çünkü tıbbi cihaz katma değeri çok yüksek olan bir ürün olarak değerlendiriyoruz. En pahalı mücevherden çok daha değerli olarak görüyoruz. Paslanmaz bir çeliği alıp onu işleyip tıbbi cihaza dönüştürdüğümüz takdirde en pahalı mücevherin gram olarak fiyata çıkabilmesi mümkün görünmüyor.

                 

“Ar-Ge Merkezlerini Hastanelerin Bahçeleri Veya Kampusların İçerisinde Olmalı”

Şu anda hasta sayısına göre hekim sayısı çok yetersiz kalmakta hala son derece etkin planlamalar yapılmış olmasına rağmen hastalarımız hala kuyruk sırası bekleyebiliyor. Onun için hekimlerimize kapasitelerinin üzerinde çalışması nedeniyle bizlerle Ar-Ge çalışması yapabilecek yeterince zaman sahip değiller. Bu zamanı verimli kullanabilmek için öncelikle onlarla mekan birlikteliği yaparak tıbbi teknoloji, Ar-Ge merkezlerini hastanelerin bahçeleri veya kampusların içerisinde uygun olan alanlara yapılarak bizlere o imkanı sağlarsanız veri dönüşümünü de o şekilde çok daha kısa sürede almış, mevcut tıbbi teknolojiyi çok üst seviyelere taşımamız mümkün olabilecektir.

“Toplu Alımlardan Vazgeçilerek Yerinde Alımlara Geçilmeli”

Hudut sahilleri yerli alımlarıyla yerli üreticilerin o ihalelere katılmaları mümkün görünmemektedir. Ne bizim ona sermayemiz yeter ne de ihalelere katılabilmek için gerekli üretim kapasitesine sahibiz. Yıllık alımlarla bu şekilde 10 yıllık ihtiyaçlar gideriliyor. Dolayısıyla bir fabrika bir yıl çalışmadığında, çalışanın bütün tesisatı çöpe atması anlamına geliyor. Bu da milli sermayenin çöpe atılması anlamına geliyor. Bir an önce toplu alımlardan vazgeçilerek ihtiyaçların yerinde tespit edilerek yerinde alımlara geçilmeli.

2012 Yılı Yatırım ve Üretim Yılı

Tıbbi cihaz sektörü için “2012 yılı yatırım ve üretim yılı” olsun. Fırsatları yalnızca kendi lehimize değerlendirmeyelim, fırsatları üretime, milletimizin refahına, dolayısıyla ülke ekonomisinin lehine değerlendirelim, kalkınmaya katkıda bulunalım.”

“Yüzde 85 İthalata Dayalıyız”

TOBB Medikal Meclis Başkanı Özgür İncekara konuşmasında şunları dile getirdi: “Tıbbi cihaz sektörü Türkiye’de yürümeye başladı diyebiliriz ve gerek Sağlık Bakanlığı gerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı eş güdümünde bir araya gelmemiz bizim artık koşmaya başlayacağımız işareti olarak algılıyorum. ithalata dayalı bir sektörüz. Tam net veriler olmamakla birlikte yüzde 85 ithalata dayalıyız. İhracatımız 200 milyon dolar civarında, dünya pazarından büyük pazarda yerimizi almamız için Ar-Ge ve üretim çalışmalarına el birliğiyle destek verilmesi yerli malının desteklenmesi bizler için önem arz etmektedir”

                     

SGK 2011 Yılında Sağlık Harcaması 45 Milyar Lira

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Yadigar Gökalp ise şu bilgileri verdi: “Sosyal Güvenlik Kurumunun 2010 yılında 39.7 milyar liralık sağlık harcaması gerçekleştirilmiştir. 2011 yılında ise bu rakamın 45 milyar lira olacağı tahmin edilmektedir. Tıbbi malzeme harcamalarına baktığımızda 2010 yılında 1 milyar 133 milyon lira olarak gerçekleştiğini görmekteyiz. Bu da yaklaşık toplam sağlık harcamalarının kurumumuz tarafından karşılanan sağlık harcamalarının yüzde 3’ü nispetindedir. İlk 6 aya baktığımızda 2011 yılında ise tıbbi malzeme harcamasının 709 milyon lira olduğunu görmekteyiz.Bu rakamlar göz önüne alındığında tabi ki bu hizmetlerin daha etkin bir şekilde yürütülmesi açısından kurumumuzda çok çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Göz, kardiyoloji, KBB, baş-boyun cerrahisi gibi bir takım branşlarda pozitif listelerin yayınlanması çalışmaları yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu noktalarda ilgili kurumlardan görüş alma aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Protez, ortez üretici ve uygulayıcılarıyla işitme merkezleri ile sözleşme çalışmalarımız tamamlanmak üzeredir. Bunun dışında optisyenlik müessesleri ile yapılan anlaşmaların yenilenmesi çalışmalarına son şeklini vermiş bulunmaktayız. Bunun dışında güncellenerek yayınlanmaya hazır hale gelmiş Sağlık Uygulama Tebliği’nde yer alan diğer bazı malzeme listeleri de söz konusudur. Şahıs ödemelerinde faturaların teslimi değerlendirilmesi, ödemeleri aşamasındaki bir takım mevzuatın şu anda çok sistematik şekilde işlemeyen mevzuatın değiştirilmesi çalışmaları bugüne kadar çıkartmış olduğumuz bütün genelgelerin tekleştirilmesi daha kolay anlaşılır olması ve bütün müracaatların her ilde alınabilmesi çalışmaları da sağlanmıştır.

“Kalitesiz Ürünlerin Ülkemize Girmesinin Engellenmesi Muhakkaktır”

Uzak doğuda üretilen ve kalitesinden kuşku duyduğumuz bazı malzemelerinde piyasada kullanımda olduğuna maalesef rastlamaktayız. Sağlık hizmetlerinden taviz vermek tabi ki mümkün olmadığında iki unsuru bertaraf ederek yatırımların yapılması gerektiği kaçınılmaz bir hal almıştır. Kalitesiz ürünlerin ülkemize girmesinin ve kullanımının engellenmesini ve maliyetlerin aynı zamanda azalmasını, katma değerin getirisinin ülkemizde kalmasını sağlayacak yatırımlar yapmamız gerektiği muhakkaktır. Bu amaçlarla tıbbi malzeme ve cihaz üretiminin ülkemizde yapılabilmesi için kamu ve özel sektör iş birliği artırılmalı kaliteli ve aynı zamanda yerli üretiminde önü açılmalıdır diye düşünmekteyiz. Tüm bunlara ek olarak etkin denetim mekanizmaları güçlendirilmesi son derece önem arz etmektedir. Geçmişte vatandaşlarımıza ucuz stent takılmasından, her hangi bir sanayide sahte ortez üretilip vücuda yerleştirilmesi ve bunların orijinalleri veya pahalı olanların takılmış gibi devlete fatura edilmesine kadar maalesef çeşitli yanlışlıkların meydana geldiğini hepimiz biliyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu olarak önümüzdeki dönemlerde etkin ve bağımsız denetimlerle bu tip suiistimallerin önüne geçme noktasında kararlı olduğumuzu ve bu konuda sektörle iş birliğine hazır olduğumuzu burada beyan etmek istiyorum.”

29 Ocak 2012 Pazar

“TANEYE DÖNERSENİZ BU MÜKEMMEL SİSTEM ORTADAN KAYBOLMUŞ OLUR”


Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ilaçların tek tek satılmasına ilişkin olarak, "Türkiye gibi ilaç endüstrisi son derece gelişmiş, kutu çeşitliliği büyük ölçüde artmış bir ülkede ben bunun yararlı olacağını hiç düşünmüyorum. Taneye dönerseniz bu mükemmel sistem ortadan kaybolmuş olur" dedi.

5. Prevantif Onkoloji Sempozyumu’na katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakan Akdağ, ilaçların taneyle satılmasıyla ilgili tartışmalar hakkında görüşünün sorulması üzerine, bu yöntemin bazı Avrupa ülkelerinde uygulandığını ifade ederek, ''Ancak Türkiye gibi ilaç endüstrisi son derece gelişmiş olan ve kutu çeşitliliği büyük ölçüde artmış olan bir ülkede ben bunun yararlı olacağını hiç düşünmüyorum” dedi.

Türkiye'de geliştirilen ''ilaç takip sistemi''nin tüm dünyaya örnek olabilecek nitelikte çok başarılı bir çalışma olduğunu ve ilaçların tek tek satışının bu sisteme zarar vereceğini anlatan Akdağ, şöyle konuştu: ''Şu anda Türkiye'ye gerek dışarıdan ithal edilen ilaçlar olsun, gerekse Türkiye'de üretilen ilaçlar olsun her birinin bir parmak izi var kutuların üzerinde. Bu ilaçlar vatandaşa arz edilmek üzere eczanelere gönderilmeden önce ilgili firması tarafından Sağlık Bakanlığının veri tabanına kaydediliyor. Her bir kutu ilacın bir parmak izi var. Dolayısıyla biz ilaç nerede firmadan çıktı, hangi depoya gitti, depodan hangi eczaneye gitti, oradan kime satıldı bunları bilebilecek durumdayız. Taneye dönerseniz bu mükemmel sistem ortadan kaybolmuş olur. Peki bir kutunun içinde ihtiyaçtan daha fazla tane ilaç varsa, O zaman bunu nasıl halledeceğiz. Bunu halletmek çok zor değil. İhtiyaç duyduğumuz duruma göre kutu içerisine konan ilaçların sayısını değiştirebiliyoruz. Diyelim ki aynı ilaç, 5 tane, 10 tane, 20 tane şeklinde dizayn edilerek farklı kutularla piyasaya verilebiliyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) da bunu teşvik etmeyi arzu ediyor. Biz de bunun teşvik edilmesini arzu ediyoruz."

“Reçete Bedelinin Çalışanlar İçin Yüzde 20'si, Emekliler İçin Yüzde 10'u”

Akdağ, ilaç kutularından katkı payı alınmasıyla ilgili çalışmaların sorulması üzerine, ilaç katkı payları açısından ana prensibin 'vatandaşın her türlü ilaca, ilaç ne kadar pahalı olursa olsun ulaşabilmesi' olduğunu anlattı. Türkiye'de kronik hastalığı bulunanlardan ilaç parası talep edilmediğini belirten Akdağ, kanser tedavisinde vatandaşlardan katkı payı alınmadığını ifade etti. İlaçta katkı payının 'günübirlik hastalardan' alındığına dikkat çekerek, öngörülen düzenlemeyle ilgili şunları söyledi, "Böyle hastalar için doktorumuzun bize reçetelendiği ilaçlardan katkı payı alınabiliyor, bunlar reçete bedelinin çalışanlar için yüzde 20'si, yüzde 10'u kadar da emekliler içindir. Buna ilave olarak da her bir kutu için 3 lira pay alınıyor. İlaç israfını önlemek için belli bir kutu sayısının üzerinde olduğunda SGK buna küçük ilave daha yapmayı düşündü, henüz gerçekleşmiş bir şey yok. Kutu başına 3 lira gibi dendi böyle bir şey yok. Doğrusu üzerinde tartıştığımız husus, 3 kutudan sonrası için 1 lira eklenip eklenmeyeceği hususudur" dedi.

Amerika'da kanser aşısıyla ilgili yürütülen çalışmalar hakkında soruya da Akdağ, ''Umut verici bazı çalışmalar yapılıyor, ama bu çalışmalar kesinleşmeden bir aşı yapılacak dolayısıyla kanser tamamen önlenecek gibi iddialarda bulunmak biraz çok ileri iddialar olur. Bekleyip bilim adamlarımızı takip etmek lazım'' karşılığını verdi.

28 Ocak 2012 Cumartesi

“AİLE HEKİMLİĞİNDEN” HALK DA HEKİM DE MEMNUN


Vatandaşın sağlık hizmetinden memnuniyetinin yüzde 73'ten yüzde 90'lara çıktığını söyleyen Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Halil Ekinci, “Türkiye Ulusal Sağlık Kurumu tarafından yapılan ankete göre aile hekimlerinin, Türkiye'de hekim grupları içinde memnuniyet konusunda ikinci sırada olduğu ortaya çıktı” dedi


Tüm Türkiye'de Aile Hekimliği uygulaması birinci yılını geride bıraktı. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Halil Ekinci, aile hekimliği sayesinde vatandaşın sağlık hizmetinden memnuniyetinin yüzde 73'ten yüzde 90'lara çıktığını söyledi.

20 Bin 413 Aile Hekimi

Türkiye'de 20 bin 413 aile hekimi, 6 bin 500 civarında Aile Sağlığı Merkezi ve 920 tane de Toplum Sağlığı Merkezi bulunduğunu anlatan Ekinci, bu sayının önümüzdeki dönemde artacağını belirtti. Aile hekimleriyle sürekli sorunlarının çözümlerine ilişkin görüştüklerini ifade eden Ekinci, "Türkiye Ulusal Sağlık Kurumu (TUSAK) tarafından yapılan ankete göre aile hekimlerinin, Türkiye'de hekim grupları içinde memnuniyet konusunda ikinci sırada olduğu ortaya çıktı" dedi.

Aile Hekimleri 3 Liralık Katkı Payını Savundu

İstanbul Tabip Odası'nın aile hekimi olarak çalışanların sisteme ilişkin görüşlerini almak için yaptığı anketten ilginç sonuçlar çıktı. Ankete katılan 560 hekimin yüzde 59.55'i aile hekimliğini birinci basamağın özelleştirilmesi, çalışanların güvencesizleştirilmesi olarak gördüğünü ifade etti.

Ankete katılanların yüzde 60'ı hastalardan 3 lira katkı payı alınmasının gereksiz muayenelerin azaltacağını düşündüğünü belirtti. Aile hekimliğine geçişin birinci yılının ardından hastalarına daha iyi hizmet verdiğini düşünenlerin oranı ise yüzde 48 oldu.

Türk Tabipleri Birliği de yaptığı açıklamada aile hekimlerinin 5-7 günlük "uyum" eğitimi dışında bir eğitimi hala almadıklarını kaydetti.

TTB Pratisyenler Kolu Başkanı Mehmet Çakmak, aile hekimlerinin geleceklerine ilişkin ''kaygı'' içinde olduklarını ileri sürerek, ''Kıyasıya bir rekabet ortamı onları beklemektedir. Güvenceleri pamuk ipliğine bağlı hale getirilmiştir. Gelecek dönem sözleşmelerini kiminle, hangi koşullarda yapacakları belli değildir'' dedi.

27 Ocak 2012 Cuma

KANSERE ÇÖZÜM VAR!


13 akademisyenin bir araya gelerek hazırladığı “Kansere Çözüm Var!” isimli kitap, hem sağlıklı insanların kanserden korunmaları için rehber niteliği taşıyor hem de kanserle mücadele edenlerin sorularına yanıt veriyor.

Hayykitap tarafından yayımlanan “Kansere Çözüm Var” kitabı 13 akademisyen tarafından kaleme alındı. Kitap, vatandaşların kansere karşı farkındalığını artırmak ve doğru bilgi almasını sağlamak amacıyla hazırlandı. Nihal Doğan'ın editörlüğünde alanında uzman 13 akademisyen tarafından yazılan kitap, bir yandan sağlıklı insanların ve özellikle çocukların kanserden korunmaları için rehberlik ederken, diğer yandan da bir kanser hastasının tüm ihtiyaçlarına yanıt veriyor. En güncel bilimsel veriler, en son tedavi teknolojileri ışığında kansere çözüm bulmaya odaklanan kitap, gerek kanserden koruyucu yaşam tarzı, gerek tedavide izlenecek adımlar, gerekse de tedaviyle birlikte uygulanacak tamamlayıcı önlemlerle ilgili son derece somut ve uygulanabilir reçeteler sunuyor.

Türkiye Kanserle Nasıl Savaşıyor?

Kanser hastalığına yakalananların sayısında her geçen gün artış yaşandığını ifade eden Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi Başkanı Prof. Dr. A. Murat Tuncer şu bilgilere yer verdi: “Kanser önce beyinde başlıyor ve beyinde tedavi ediliyor. Öyle insanlar görüyorum ki, kanser oluyorlar ama öyle iyi davranıyorlar ki, yumuşak insanlar... Bu insanların çoğu kanseri yeniyor. Yani pozitif enerji galip geliyor. Bazen de öyle insanlar görüyorum ki, çok agresifler! Etraflarında her şeylere takılıyorlar. Ama onların kanserleri de onlara öyle bir ters bakıyor ki, neye uğradıklarını şaşırıyorlar ve ne yapsak durmuyor o kanser!”

Sigara Sizi Yok Etmeden Siz Onu Terk Edin!

“Kansere Çözüm Var” kitabında sigaranın kanserle olan ilişkisini ele alan göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “Sigara dumanında 4 binden fazla kimyasal madde var. Bunların en azından 40 tanesi kanserojen yani kanser yapıcı madde. İçilen sigara sayısı ve sigara içilen süre ne kadar fazla ise kanser riski de o kadar artıyor. Sigara içmiş olanların kansere yakalanma riskleri hiçbir zaman hiç sigara içmemişlerinki kadar olamıyor. Bundan dolayı da, en doğrusu hiç sigara içmemek! İçenlerin de kanser risklerini azaltmak için bir an önce sigara ile ilişkilerini kesmeleri şart.”

Kanser Çeşitlerine göre Tedavi Yöntemleri Ve Kanserden Korunma Yolları

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkan Topuz, “Bizler artık hastalık yoktur hasta vardır teorisiyle yol alıyoruz. Hastanın genetik ve moleküler seviyesine iniliyor ve her hastaya özel bir tedavi uygulanıyor. İşte en önemli olay bu! Bugün geldiğimiz noktada kanser hastalarını kurtarma şansımız yüzde 80-90 yani artık kanser tedavi edilebilir bir hastalık.”

Çocuklarda Kanser Nasıl Önlenir?

Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Alp Özkan : “Günümüzde çevresel faktörler ve çevre-gen etkileşimi, kanserden korunmak için en çok dikkat edeceğimiz alanı oluşturmaktadır. Tıbbi görüntüleme yöntemlerini çocuklarınıza mümkün olduğunca az uygulatın. Çocuklarımıza mümkünse cep telefonu kullandırmayalım. Çocuklarımızı, büyük alışveriş merkezlerinde uzun süreli gezdirmeyelim. Çocuğumuzu yüksek teknoloji ürünü televizyonlarımızın yakınında uzun süreli oturtmayalım.”



Hangi Kanserde Hangi Bitki Kullanılır?

“Hangi Kanserde Hangi Bitki Kullanılır?” bölümünde İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. V. Canfeza Sezgin şu bilgileri verdi: “Kansere karşı yararlı gıdaların başında sarımsak ve soğan, brokoli ve lahana, domates ve biber, portakal ve limon, kırmızı renkli meyveler, tam tahıl ve fasulye, bitki ve baharatlar, yeşil çay gelmektedir. Keklik otu meme, yumurtalık ve rahim kanserlerine karşı, zerdeçal prostat, kalınbağırsak ve cilt kanserine karşı, biberiye meme, akciğer ve cilt kanserine karşı koruyucu olabilir. Zencefil de antioksidan ve iltihap giderici özelliklere sahip yararlı gıdalar arasında ilk sırada yer almaktadır.”

Doğru Beslenme Kanserden Korur!

Kitapta “Doğru Beslenme Kanserden Korur” başlığı altında bir bölüme imza atan beslenme uzmanı Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Aydın,”Yiyeceklerimizde ya da diğer çevresel faktörlerde bulunan kanser ajanları DNA’larımıza bağlanarak hasara uğratıyorlar. Hasar kritik bir düzeye ulaşınca da normal hücreler kanserli hücreler haline dönüşüyor. Sağlıklı bir insan vücudunda bulunan DNA onarım enzimleri ve diğer gen koruyucu mekanizmalar 24 saat içinde hasarın yüzde 90’ını temizliyor. Her insan hücresinde günde yaklaşık 10 bin mutasyon oluyor. Eğer DNA onarım enzimleri yoksa ya da yetersiz çalışıyorsa bu mutasyonlar hızla kansere yol açıyorlar. Hücrelerin DNA onarım kapasiteleri sınırlı; sonsuz değil. Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar son derece önemli. Genlerin korunmasındaki en önemli faktör ise onları besleyen besin maddeleri ve vitaminler.”

Şeker Neden Tatlı Tatlı Zehirler?

İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Canan Efendigil Karatay , “Kanser hastalıklarının riskini daha fazla artırmak istemiyorsak, rafine şeker, mısır şurubu, glikoz ve yapay tatlandırıcılar gibi fabrikasyon işlemden geçmiş şekerleri, unlu ve nişastalı yiyecekleri, meyve, meyve suyu, bal, pekmez gibi doğal şekerleri aşırı miktarda tüketmemek için gayret sarf etmeliyiz. Hatta mümkünse yavaş yavaş azaltarak hayatımızdan çıkartmalıyız.”

Gıdalarımız Ne Durumda? GDO Kansere Sebep Olur mu?

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, “GDO’dan uzak duracağız çünkü kanser yapma olasılığı çok yüksek. Kesin veri var mı? Hayır yok ama bu kadar genetik anomaliye neden olan, düşük ve kısırlık yapan bir şeyin kanser yapmama olasılığı çok zayıf. Hangisi yapıyor bilinmiyor ama kanserler artıyor. GDO’ların dünyaya sunulması ile paralel bir artış var, bunu da kimse reddedemez. Cennet gibi verimli ülkemizde GDO’ya ihtiyaç yok. Hem kendimizi hem gelecek nesillerimizi hem de biyoçeşitliliğimizi korumak için, GDO’lu tohumların Türkiye’ye ithalatı bir an önce yasaklanmalı”.

Zehirli Kimyasalları Vücudunuza Almayın!

Kimya Mühendisi Mennan Aysan Kuzanlı, “Kimyasalları, detoks yöntemleriyle vücudumuzdan atarak ve yeni toksik maddeleri de vücudumuza almayarak hem kanserden korunabilir hem de ilerlemesini engelleyebiliriz. Çözünebilir elyaflar sebebiyle maruz kalınan kanser oluşumunu tetikleyebilecek toksik maddeleri de, alkali yapıdaki suyun da yardımıyla vücudumuzdan süpürüp atabiliriz. ‘Alkali su’ içmek hücre beslenmesi ve yenilenmesini sağlayarak hastalıklardan korunmamıza da yardımcı olur”.

Elektromanyetik Alanlar Ve Kanser

Biyofizik Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Daşdağ, “Elektrikle çalışan cihazları kullanmadığımız zaman, fişlerini prizden çekmeliyiz. Saçlarımızı kurutmak için yeterli zamanımız varsa, doğal yollarla kurutmalıyız. Bilgisayarların gereksiz yere kullanımından kaçınmalıyız. Bilgisayar kullanırken, bilgisayarlar ile aramızdaki mesafeyi, işimizi aksatmamak koşuluyla olabildiğince uzak tutmalı ve işimiz bittiğinde bilgisayarı kapatıp, fişini prizden çekmeliyiz. Yatak, koltuk vb oturma gruplarının yerlerini, manyetik alanların duvarlardan geçebileceğini göz önünde bulundurarak belirlemeliyiz. Böylece gereksiz manyetik alan oluşumunu önlemiş oluruz.”



Cep Ve Baz’dan Yayılan Dalgalarla Kanser İlişkisi

Elektrik ve Elektronik Mühendisi Prof. Dr. Selim Şeker, “Çocuklarımızın cep telefonuna bağlı kansere yakalanma riski, bir yetişkine oranla çok daha fazla. Çünkü çocuklar cep telefonlarının radyasyonuna çok daha uzun süreli maruz kalacak, sinsi tümörler erkenden işe başlayacak ve onların minik vücutlarında gelişebilmek için çok daha uzun zaman bulacak.”

Nükleer Tıp Ve Radyoloji Alanında Görüntüleme Yöntemlerini Kullanırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Nükleer Tıp Uzmanı Yard. Doç. Dr. Erol Ergüler, “Bugün e-posta veya cep telefonu mesajları aracılığıyla ‘check-up’ kampanyaları haberleri geliyor, özel sağlık sigortası şirketleri promosyon olarak ‘check-up’ paketleri sunuyor. Allah rızası için bir düşünün! Hasta veya sağlıklı olsun, insanları önce bir hekimin iyice dinlemesi, varsa eski tetkiklerine bakması ve muayene etmesi gerekir. Bu bir saate yakın muayene sonunda herkes için farklı tetkiklerin yapılması gerekecektir ya da hiç tetkik gerekmeyebilir. Öyleyse bu ‘paket’ler nedir? Neresi bilimseldir? Sonuçta rastgele ‘check-up’ yaptıran herkes kendisi için gereksiz tetkik yaptırıyor ve riski üstleniyor diyebiliriz.”

Kanser Tedavisine Manevi Ve Psikolojik Yaklaşım

Din Psikologu Doç. Dr. Öznur Özdoğan, “Hastaların şifa sürecinde manevi yaklaşıma yönelmelerinde, anahtar önemde olan bazı temel faktörler vardır. Bunlardan birincisi; bir insanın kendini Yaratıcısına bırakma isteği; ikincisi, ruhsal arınma isteği; üçüncüsü, tıp bilimi ile manevi inancın birlikte kullanılmasının iyi sonuç vereceğine duyulan güven; dördüncüsü, Yaradan’ın en iyiyi takdir edeceğine inanma; beşincisi, Yaradan’ın hastalığı iyileştireceğine yürekten inanmaktır.”


ÇEKİLİŞ BAŞLIYOR!


- Blogu izlemeye almak ( yan tarafta siteye katıl yazan yere tık)

- Facebook sayfamı beğenmek (kullanmayanlar için zorunlu değil)

- Bu yazının altına yorum yazmak

Adsız ve mail adresi olmayan yorumlar dikkate alınmayacak. Adınızı ve mail adresinizi yazarsanız memnun olurum.

29 Ocak Pazar günü saat 23:00'a kadar yorum bırakabilirsiniz. Çekiliş sonucu 30 Ocak Pazartesi sabahı buradan duyurulacaktır.




ÇEKİLİŞİ  BLACK DAİSY  KAZANDI. ADRESİNİ İLETTİĞİNDE KİTABI GÖNDERECEĞİM.


26 Ocak 2012 Perşembe

ERKEN UYARI VE YANIT SİSTEMİ 2012’DE


Türkiye’de Erken Uyarı ve Yanıtın Güçlendirilmesi Sempozyumu’nda Türkiye, bulaşıcı hastalıklara karşı erken uyarı sistemi ele alındı. Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi, kontrol altına alınması ve afet durumlarında koordinasyon ve çalışmaların yapılmasını öngören ”Erken Uyarı ve Yanıt Sistemi”nin Türkiye’de 2012 yılının Haziran ayında uygulamaya girmesi hedefleniyor.

Sağlık Bakanlığı, AB Türkiye Delegasyonu, Avrupa Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrolü Merkezi (ECDC), DSÖ’den temsilcilerinin yanı sıra Fransa ve İspanya’dan uzmanların katıldığı “Türkiye’de Erken Uyarı ve Yanıt Sisteminin Güçlendirilmesi” sempozyumu, Hilton Otel’de yapıldı.

Erken uyarı ve yanıt sisteminin sadece bulaşıcı hastalıklarla alakalı olmadığını belirten Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, bunun dışında nükleer, biyolojik, kimyasal riskleri, deprem gibi doğal afetleri de içerdiğini aktardı. Türkiye’deki salgınlara yönelik erken uyarı ve yanıt sisteminin AB müktesebatı ve Uluslararası Sağlık Tüzüğü 2005 gereklilikleriyle uyumlu hale getirilerek güçlendirilmesini hedeflediğini söyleyen Çom, sistemin bu tür durumlarda çok sayıda kurumun birbiri ile koordineli çalışması, ülkesindeki insan kaynaklarını en iyi şekilde kullanması, olaydan erken haberdar olması ve olayı çözme yolunda gayretlerinin güçlendirilmesinin prensiplerini taşıdığını ifade etti.



Düzenlenen sempozyumla Türkiye’nin bu alanda geldiği noktanın diğer ülke ve DSÖ ile paylaşılacağını, Türkiye’ye uygun modelin nasıl olacağının tartışılacağını aktaran Çom, bu kapsamda bir yol haritası çıkartılacağını dile getirdi. Çom, “2012 Temmuz ayına kadar geldiğimiz noktayı güçlendirmek istiyoruz.” şeklinde konuştu. Bulaşıcı hastalıkların herhangi bir ülkenin kendi özel derdi olmadığını ifade eden Çom, bütün dünyanın adeta tek bir ülke haline döndüğünü söyledi. Çom, “Dünyanın herhangi bir uç noktasında olan bir problemin, kısa sürede diğer ülkeleri de tehdit eder hale geldiği bir noktadayız. Bunun en yakın örneği birkaç sene önce yaşadığımız grip salgını.” ifadesini kullandı



“Başka Ülkelerin 2-3 Kat Sürede Kat Ettiği Yolu Türkiye, Büyük Bir Hızla Kat Etmiştir”

Sempozyumun, AB destekli Bulaşıcı Hastalıkların Sürveyansı ve Kontrolü Projesi kapsamında düzenlendiğini belirten Çom, “Sempozyum ile salgın durumunda erken uyarı ve yanıt vermeyi sağlayacak kurumlar arası koordinasyonun iyileştirilmesi amaçlanmaktadır” dedi. Bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve kontrolünde ilgili sistemleri kullanan ülkeler olduğunu ve sistemlerini daha da geliştirilmeye çalıştıklarını anlatan Çom, şunları kaydetti: ”Biz de ülkemizde uzun zamandan beri yürüttüğümüz Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde standartları yüksek bir sağlık hizmeti sunumuyla, erken reaksiyonu sağlama yolunda çok önemli yol almıştır. Ülkemizde aşı ile önlenebilen bulaşıcı hastalıklarla alakalı problem halledilmiş durumdadır. Gerek kızamık, gerek tifo gerekse enfeksiyon hastalıklarından, anne ve bebek ölümlerine kadar geldiği nokta çok önemlidir. Çok kısa süre içinde başka ülkelerin 2-3 kat sürede kat ettiği yolu Türkiye, büyük bir hızla kat etmiştir. Gerçi DSÖ’nün yayımladığı rakamlarda henüz ülkemizdeki son durum değil, birkaç yıl öncesinin rakamları gözükmektedir. Bunun da çözümü için DSÖ’nden uzmanlar var, ülkemizde veri toplama sistemi ile ilgili çalışmalar yürütülmektedir. Artık bulaşıcı hastalıklar, o ülkenin özel derdi olmaktan çıkmıştır. İnsanlar artık tüm dünya tek bir ülke tek bir şehirmiş gibi gezebilmektedir. Bu nedenle, dünyanın bir ucundaki problem başka bir ülkeyi de tehdit eder duruma gelebilmektedir. Bunun en yakın örneği, H1N1 salgınıdır ve kısa sürede pandemiye dönüşmüştür. Erken uyarı ve yanıt sistemi, sadece bulaşıcı hastalıklarla değil, bunun dışında nükleer, biyolojik ve kimyasal risklerde ve hatta deprem gibi afet durumunda da ülkenin Sağlık Bakanlığı dışında sistemin ülkemizde nasıl diğer Bakanlık ve kurumların koordineli çalışmasını güçlendirilmesi prensiplerini taşımaktadır. Biz de bu sempozyumda, ülkemiz için uygun bir modelin nasıl olacağını, sistemin ülkemizde nasıl uygulanmaya başlanacağını tartışacak ve diğer ülkelerdeki örnekleri göreceğiz.”


Uygulama Örnek Olarak 5-6 İlde Başlayacak

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Torunoğlu da, Türkiye’de erken uyarı ve yanıt sisteminin kurulması için eylem planının ve son adımların görüşülmesini, onaylanmasını hedeflediklerini dile getirdi.

Erken Uyarı ve Yanıt Sistemi ile ilgili olarak yapılan çok çalışma olduğunu ifade eden Torunoğlu, “Ancak, burada temel olarak iletişim koordinasyon mekanizmalarına ihtiyacımız var. Bizim de temel hedefimiz, Uluslararası Sağlık Tüzüğü’nün de istediği şekilde bu koordinasyonla iletişimi oluşturmak, mekanizmaları tanımlamaktır. Tarih olarak da 2012 Haziran ayı belirlenmiş durumda. O tarihe kadar Türkiye’de bu sistemi en azından genel mekanizma ve süreçleri tanımladıktan sonra örnek olarak da 5-6 ilimizde uygulamayı başlatmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

“Bulaşıcı Hastalıklar, Tüm Ölümlerin Yüzde 33′Ünden Sorumlu”

DSÖ Sağlık, Güvenlik ve Çevre Şubesi Bulaşıcı Hastalıklar Birim Müdürü Guenael Rodier, Türkiye’nin başta kuş gribi olmak üzere bulaşıcı hastalıklar açısından çok iyi bir müdahale ve kontrol kapasitesine sahip olduğunu gördüklerini söyledi.

Bu sistemin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Rodier, krizlerin erken tespit edilmesi, erken müdahale edilmesi ve hatta kriz yaşanmaması açısından önemli olduğuna işaret etti.

AB Türkiye Delegasyon Başkan Yardımcısı Tibor Varadi ise bulaşıcı hastalıkların tüm ölümlerinin yüzde 33′ünden sorumlu olduğunu, bu nedenle erken müdahale ve koruyucu önlemlerin çok önemli olduğunu vurguladı.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...