4 Şubat 2017 Cumartesi

SOĞUK ALGINLIĞI BİLE ÖLDÜRECEK

Bakteriyel enfeksiyonlara karşı en önemli silahımız olan antibiyotiklere direnç gelişimini önlemek için antibiyotikleri doğru kullanma çok önemli bir sorumluluk. Antibiyotik direnci tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Antibiyotik direnci nedeniyle yakın gelecekte basit enfeksiyonlar ve küçük yaralanmalar bile ölümle sonuçlanabilecek.

Hekimlerin reçetelerinin izlenmesine, değerlendirilmesine ve kendi reçeteleri ile ilgili bilgilendirmenin yapılabilmesine imkân sağlayan Reçete Bilgi Sistemi (RBS) aracılığıyla elde edilen 2015 yılına ait verilere göre; Türkiye’deki aile hekimlerinin düzenlediği reçetelerde “antibiyotik bulunan reçete yüzdesi” değeri yüzde 31,71 iken; uzman hekimlerin düzenlediği reçetelerde bu değer yüzde 36,06’dır. Aile hekimlerinin aynı parametreye göre 2011 ve 2015 yıllarındaki karşılaştırılması yapıldığında; aile hekimlerinin reçetelerinin 2011 yılında yüzde 34,94’unda antibiyotik bulunurken, 2015 yılında yüzde 31,07’inde antibiyotik yer aldığı tespit edildi. Aile hekimlerimizin 2015 yılında 2011 yılına kıyasla antibiyotik reçeteleme tercihinde yüzde 11,08’lik bir azalma olduğu görülüyor.

Sadece bakteriyel enfeksiyonlara karşı etkili olan antibiyotiklerin yaygın olarak yanlış kullanımı gözleniyor. Soğuk algınlığı veya grip gibi virüslerin neden olduğu enfeksiyonlar için çözüm olmamakla birlikte virüsün diğer insanlara bulaşmasını önlemiyor. Bakteriler için antibiyotik direnci, bakterilerin herhangi bir antibiyotiğin varlığına rağmen üreyebilmesi ve enfeksiyon yapabilmesidir. Bunun sonucunda ise, daha sonra antibiyotiğe ihtiyaç duyulduğunda işe yaramazlar. Bu yalnızca antibiyotiği uygun olmayan biçimde kullanan kişi açısından değil, sonradan dirençli bakteriyle enfekte olma riski olan herkes için tehlike oluşturuyor.

Tüm antibiyotik reçetelerinin çoğunlukla solunum yolu enfeksiyonları
Yapılan çalışmalarda birinci basamak tedavi hizmetlerinde tüm antibiyotik reçetelerinin çoğunlukla solunum yolu enfeksiyonları için düzenlendiği gösterilmiş. Birçok solunum yolu enfeksiyonu vakasında antibiyotiklerin gerekli olmadığına ve hastanın bağışıklık sisteminin basit enfeksiyonlarla mücadele edebilecek yeterlilikte olduğuna ilişkin kanıtlar mevcut.

En yüksek antibiyotik tüketim değeri Akdeniz Bölgesi
Türkiye genelinde ayaktan tedavi olan hastaların antibakteriyel ilaç kullanımı, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği, ulusal ve uluslararası platformlarda veriler arası kıyaslamanın yapılabileceği bir yöntem olan ATC/DDD (“Anatomik, Terapötik ve Kimyasal sınıflandırma sistemi / Günlük Tanımlanmış Doz) metodolojisi kullanılarak hesaplanabiliyor. Türkiye’nin 2014 yılı sistemik olarak kullanılan antibakteriyel ilaç tüketim değeri 39,82 birim olarak hesaplandı. Aynı yıl verilerine bölgesel düzeyde bakıldığında ise; Akdeniz Bölgesi 44,81 birim ile en yüksek tüketim değerine sahipken, Doğu Anadolu Bölgesi 30,05 birim ile en düşük tüketime sahip bölge. Yine 2014 yılı verilerine göre Hatay 49,12 birimle en yüksek tüketime sahip il iken Hakkari’nin 19,49 birim ile en düşük tüketime sahip il olduğu tespit edildi.

Sağlık okuryazarlığı nedir?
Akılcı ilaç kullanımı sürecine katkı sağlayan diğer bir konu da sağlık okuryazarlığı. Dünya Sağlık Örgütü sağlık okuryazarlığını; bireylerin iyi sağlık halinin sürdürülmesi ve geliştirilmesi amacıyla sağlıkla ilgili bilgiye ulaşması, anlaması ve kullanması için gerekli olan bilişsel ve sosyal beceri kapasitesi olarak tanımlanıyor.

Sağlık okuryazarlığı bireylerin; kendi hastalıklarını tanıyabilmelerini, bulgularını belirleyebilmeleri ve kendileri için iyi olduğunu düşündükleri kararları alabilmeleri olarak tanımlanıyor. Sağlık hizmetlerinin etkinliği, etkililiği ve kalitesi de, sağlık hizmetini alan bireylerin kendi sağlıkları konusunda verdikleri bu kararlara bağlı.

Sağlık okuryazarlığının faydaları
• Sağlıklı yaşam yılını ve kalitesini artırır.
• Sağlık eşitsizliklerini giderir.
• Sağlık profesyonelleri için mesleki tatmin, doğru iletişim ve klinik becerileri kullanabilmeyi sağlar.
• Sağlık hizmeti alanlar için anlaşılır olabilmeyi, karara katılımda daha fazla aktif rol almayı ve daha kaliteli sağlık hizmeti alabilmeyi sağlar.

Sağlık okuryazarlığı bilinci ne durumda?
Amerika’da yetişkin bireylerin yüzde 50’sinin temel sağlık okuryazarlığına sahip olmadığı belirtiliyor.  UNESCO 2009 raporuna göre; Dünya’da 776 milyon yetişkin temel sağlık okuryazarı değil. Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, İspanya, İrlanda, Polonya ve Yunanistan olmak üzere 8 Avrupa ülkesinde  yapılan bir çalışmada; ülkeler toplam olarak değerlendirildiğinde, çalışmaya katılanların yüzde 12’sinin bu konuda yetersiz, yüzde 35’inin ise problemli düzeyde bilgi ve yeteneğe sahip olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de 2009-2012 yılları arasında, 12 bölge 23 farklı ilde yapılan bir çalışmaya göre, Türkiye’nin genel sağlık okuryazarlık indeksi 30,4 olarak bulundu. Değerlendirme sonucunda, toplumun yüzde 24’ünün yetersiz, yüzde 40,1’inin sınırlı sağlık okuryazarlık düzeyine sahip olduğu görüldü.

Sağlık okuryazarlığının üç ayrı boyutu
Fonksiyonel sağlık okuryazarlığı, sağlık bilgilerini anlama ve kullanmaya yönelik okuma ve yazma becerilerine sahip olmak. İletişimsel sağlık okuryazarlığı, sağlık sunucuları ile iletişim kurabilme konusunda bilişsel becerilere sahip olmak. Eleştirel sağlık okuryazarlığı ise, ileri düzeyde bilişsel, sosyal becerilere ve eleştirel düşünebilme kabiliyetine sahip olmayı ele alıyor.

Yetersiz sağlık okuryazarlığı sağlık ekonomisine etkisi büyük
Kronik hastalıklarla ilgili bilgi eksikliği, verilen eğitimleri anlamada güçlük, sağlıklı kalma ve koruyucu sağlık hizmetleri ile ilgili bilgi eksikliği ve bu hizmetleri kullanmada sorunlar yaşanıyor. Verilen tedaviye uymada güçlük, ilaç uygulama hatalarında ve hastaneye yatış hızında artmaya neden olurken, bunların sonucunda sağlık harcamalarında artış gözleniyor.

Sağlık okuryazarlığı yetersiz olan kişilerin acil servisleri kullanımlarının daha fazla olduğu bildiriliyor. Sağlık okuryazarlığının düşük olması durumunda, bireylerin sağlık durumları kötüleşirken, hastalar koruyucu sağlık hizmetlerini daha az, tıbbi hizmetleri daha fazla kullanıyor. Ayrıca bu kişiler tedavilerini daha az anlıyor ve tedaviye uyumları daha düşük düzeyde oluyor.

Sağlık yöneticileri ve politika yapıcılar açısından da, maliyetleri ve sağlık hizmeti kullanımını arttırdığından dolayı, sağlık hizmetlerinin yeniden organize edilebilmesi ve yapılandırılmasında bu kavram büyük önem taşıyor. Sağlıklı yaşam bilinci, sağlık okuryazarlığı ile artırılabilir. Bunun içinde medya başta olmak üzere,  bu konuda eğitimler verilmeli ve çalışmalar yapılmalı.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...