7 Haziran 2012 Perşembe

BEYNİ ETKİSİ ALTINA ALAN DUYU “KOKU”-2


Kokular, sadece alınan duyu olmakla mı sınırlı? Tedavide de etkili mi? Ter kokusu hakkında ne biliyoruz? İlişkilerde kokunun etkisi nedir? Koku alamama bir hastalık mıdır, hakkında neler biliniyor? Alanında uzman pek çok isimden koku hakkında merak edilenlerin yanıtını Sağlık Dergisi araştırdı.

Geçtiğimiz ay başladığımız beyin ve koku konusunda yaptığımız araştırmanın devamını ele alıyoruz. Koku beyini nasıl etkiliyor? Mekanizması nedir? Tedavide kullanılıyor mu? Bu konuda ne gibi çalışmalar yapılmış?

Bir kokunun beyinde oluşturduğu hafıza ile geçmişe götürmesi, aromaterapide kullanımı ve koku alamamanın nedenleri alanında uzman pek çok isim tarafından ilk kez bu kadar detaylı yanıtlandı.


Koku Duyusunun Fonksiyonel MR ile Gösterilmesi
Avrupa Nöroradyoloji Dernek Başkanı Prof. Dr. Turgut Tali koku ile ilgili şu bilgileri verdi: “Koku uyarısının etkilerini konu alan araştırmalarda fonksiyonel MR artan bir sıklıkta kullanılmaya başlanmıştır. Gönüllülere güzel (vanilin) ve kötü (bütirik asit) kokuların koklatıldığı bir fonksiyonel MR çalışmasında, güzel kokular sol orta frontal ve sol superior temporal giruslarda belirgin aktivasyon oluştururken, kötü kokular ile sol inferior frontal girusta, sol lingual girusta, sağ putamende, anterior singulat, sağ transvers temporal ve sağ parasentral giruslarda aktivasyon sinyalleri izlenmiştir. Beyine ulaşan koku bilgisi duygusal ve dürtüsel merkezlerle de etkileşmektedir. Kokuların hafıza için önemli bir uyaran olduğu düşünülmekte ve kokuların anıları canlandırdığı bilinmektedir.”



Suçlu Kokusundan Bulunuyor
Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı şunları söyledi: “Koku teşhis köpekleri, suçlunun kokusunu alarak, şüpheliler arasındaki suçluyu tespit edebiliyorlar. EGM Kopek eğitim merkezinin çok güzel bir çalışması var: Olay mahallinde kalan suçlunun kokusundan suçluyu yakalayacak dedektör kopekleri yetiştirdiler “


“Koku Duyusu Talamusta Süzülmeksizin Doğrudan Beyne Giren Tek Duyudur”
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat: “Koku duyusu ön beyin diyebileceğimiz talamusta süzülmeksizin doğrudan beyne giren tek duyudur. Bu evrimsel özelliği insan hâricindeki diğer hayvanlarda heyecanların düzenlenmesinden sorumlu koku beynini (rinensefalon) oluştururken, insanoğlunda bu bölgeye limbik sistem denir. Limbik sistem, en temel içgüdüsel tepkilerin beklenmeksizin karar verildiği amigdala denen badem şeklindeki bir derin nöron havuzunda değerlendirilerek, “savaş, dövüş, kaç, ye/yeme, cinsel ilişkiye gir/girme” kararı verilir ve buradan çıkan bağlantılar beynin bütün bölgelerine gider. İnsan hâricindeki diğer bütün memelilerde feromonlar dediğimiz kokular idrar, gaita veya cinsel salgılarla yaşama alanını işaretleme, eş bulma, çiftleşme gibi en temel davranışları düzenler. İnsanlarda frontal lobun (alın bölgesindeki beyin kısmı) evrimleşmesi, bu basit döngüyü kırmış ve çok daha gelişmiş karar verme mekanizmaları devreye girmiştir.

“Yumurtlama Günlerindeki Kadınlar Her Türlü Kokuya Karşı Aşırı Duyarlı Oluyor”
Genel de parfümeri sanayinin muazzam başarıları, bilhassa bazı kadınların ter kokusu ve cinsel salgı kokularından tahrik olabilmeleri gibi bulgular, kokuları ve feromonları bir kenara atamayacağımızı net olarak gösteriyor. İlginçtir, yumurtlama günlerindeki kadınlar (son âdet kanamasının bitmesinden sonraki 13. ila 15. gün) her türlü kokuya karşı aşırı duyarlı hale gelmektedir; benzeri bir fenomene göre adet öncesindeki 1 haftada da rastlanabilmektedir. Erkeklerde böyle bir şey yok. Muhtemeldir ki bu konu çok daha ileri araştırmalara öncülük edecek.”


“Beyinde Kokunun Algılanması Ve Yorumlanması Kadın Ve Erkekte Farklıdır”
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi KBB Klinik Şefi Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan şunları kaydetti: “Koku, yağda çözünebilen ve havada yayılan küçük moleküllerin burundaki koku epitelinde çözünüp koku sinirlerini uyararak oluşturduğu histir. Her koku hücresinin silyumları üzerindeki mukusta çözülmüş koku molekülü tarafından uyarılır. Silyum üzerindeki reseptörlere bağlanır, cAMP oluşur, bu da zar proteini olan sodyum iyon kanalını etkinleştirir. Bunun oluşturduğu hücre elektriksel potansiyel koku nöronunu uyarır. Bu ileti koku siniri yoluyla merkezi sinir sistemine aktarılır. Kokunun beyinde yorumlanması henüz tam anlaşılamamış, birçok sistemin entegre olması ile gerçekleşen bir işlevdir. Hayvanlarda daha hassastır. Beyinde kokunun algılanması ve yorumlanması kadın ve erkekte farklıdır. Limbik sistemde bu işlev yapıldığı için bu sistemde farklı cinsiyette farklılıklar gösterir.

“Her Koku Molekülü İçin Farklı Bir Reseptör Proteini Olduğu Tahmin Ediliyor”
Koku algılanması ile ilgili çeşitli teoriler vardır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda G proteini adı verilen Olfaktör mukozada, koku moleküllerini taşıyan bir protein bulundu. Her koku molekülü yani odorant için farklı bir reseptör proteini olduğu tahmin ediliyor. Kanıt olarak tek bir maddeye karşı koku körlüğü görülen kişilerde o reseptörün yokluğu suçlanıyor. Ama henüz kesinleşmedi. Koku duyuları koku sinirleri ile taşınarak limbik sistemdeki koku soğanı içindeki milyonlarca glomerül adı verilen yapılarda sonlanır. Farklı glomerüllerin farklı koku işaretlerini çözümlediği düşünülüyor.

“Feromon Kadınların Regl Dönemini Etkiliyor”
Salgıladığımız feromonlar ile çevremizdeki insanlara kimyevi sinyaller gönderiyoruz.Örneğin bu şekilde pek çok kadının birlikte yaşamaya başladığı ortamda bir süre sonra hepsinin regl dönemlerinin aynılaştığı görülmektedir.”



Koku Beyinde Nasıl Algılanır?
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Ceylan,şunları söyledi: “Olfaktor traktus, mezensefalon ve serebrumun birleşim yerinin anteriorundan beyine girer ve burada iki yol ayrılır. Birincisi medialden seyrederek beyin sapında medial olfaktor alanını oluşturur, diğeri ise lateral olfaktor alana gider. Medial olfaktor alan daha eski bir beyin bölgesidir. Medial olfaktor alan hipotalamusun önünde beynin midbazal bölümünde yer alan bir grup nükleustan oluşur. Limbik sistemle bağlantılıdır ve daha ilkel davranışları üstlenir. Kokuyla ilgili dudak yalama, salya üretimi gibi reflekslerden sorumludur. Lateral olfaktor alan prepriform, priform korteks ve ek olarak amigdaloid nükleusun kortikal kısımlarından oluşur. Bu alanların sinyal yolaklarının büyük bir kısmı limbik sistemle, az bir kısmı da daha ilkel bir bölge olan hipokampusla ilişkilidir. Sevilen ve sevilmeyen yiyeceklerin öğrenilmesinde rol oynar, ayrıca bulantı ve kusmadan da sorumlu bölgelerle ilişkilidir. Lateral olfaktor alanın diğer önemli özelliği de temporal lob anteriorunda yer alan beynin daha ilkel bir bölgesi olan paleokorteks ile ilişkisidir ve buradan geçen yollar talamusa uğramaz. Koku yollarının en gelişmiş kısmı ise, talamustan, dorsomedial talamik nükleustan geçen ve orbitofrontal korteksin lateroposterior kadranına gelen yollardır, bunlar kokuların karmaşık analizinden sorumludurlar. Aynı zamanda korteksten bulbusa gelen inhibitör yollarda koku algısının düzenlenmesinden sorumludur.

Koku Almanın Biyolojisi Nedir?
Olfaktor sistemin her seviyesinde sistemin çalışmasını bir çok farklı faktör etkiler. Hidrofilik olfaktor mukus içeri giren koku moleküllerini emilim konsantrasyonu, çözünürlük ve kimyasal reaktivite özelliklerine göre sunar. Koku molekülü olfaktor mukus içerisinde çözündükten sonra odorant-bağlayıcı-proteinlere bağlanarak, koku reseptörü çevresinde etrafındaki havaya oranla 100-10000 kat konsantrasyonunun arttığı saptanmış. Ek olarak bu bağlayıcı proteinler transdüksiyondan sonra koku moleküllerini reseptörlerden uzaklaştırırlar.

Koku Duyusu Neden Bozulur?
Koku duyusunun bozuklukları da iletim tipi ve sensörinöral olmak üzere ikiye ayrılır Koku partiküllerinin olfaktuar mukozaya ulaşmasını engelleyen patolojiler iletim tipi, olfaktuar sinir ve sonraki koku yollarının patolojileri ve sensörinöral tip koku bozukluğu oluşturur. Bu koku bozuklukları çeşitli nedenlere bağlı olabilir En sık görülen sebepler şu şekildedir:

Obstrüktif Burun ve Sinüs Hastalıkları: Hava akımının regio olfactoria'ya ulaşmasını engelleyen obstrüktif patolojiler koku duyusunun azalmasına veya kaybolmasına neden olabilir. Bu patolojiler arasında septum deviasyonu, nasal polip, ileri derecede ödemli mukoza, tümörler sayılabilir. Bu hastalarda olfaktuar epitelyum sağlam olduğu için, obstrüktif patolojiler düzeldiğinde koku duyusu geri döner. Burnun üst kısımlarını tutan polip ve ödem durumlarında burun muayenesi normal olmasına rağmen, koku duyusu bozulmuş olabilir. Ancak travmaya bağlı kemik ve kıkırdak anomalilerinin koku duyusunu tamamen bozması, çok nadirdir. Obstrüktif hastalıkların teşhisi genellikle anamnez ve fızik muayene ile konur. Ancak bazen CT gerekebilir. Bu hastalıkların tedavisi spesifik olarak yapılır.

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları: Üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında burun tıkanıklığı ve koku bozukluğu mevcuttur. Ancak nasal hava yolu açıldıktan sonra 1-3 gün içinde koku duyusu düzelir. Bazen nasal hava yolu açılsa da hastaların küçük bir yüzdesinde koku bozukluğu devam eder. Bunun kesin nedeni belli değildir. Ancak olfaktuar mukoza seviyesinde nöron hasarına bağlı olduğu düşünülmektedir.

ÜSYE sonrası koku bozuklukları devam eden hastalar genellikle 4 -6. dekattadırlar ve yüzde 70-80 oranında kadındırlar. Bu, kadınların daha çok ÜSYE geçirmelerine bağlanabilir: Hastaların endoskopik ve CT bulgulan genellikle normaldir. Koku testlerinde, hiposmi veya anosmi saptanır. Hastaların olfaktuar epitellerinin histolojik incelemesinde olfaktuar hücrelerin azaldığı veya kaybolduğu görülür.

Kafa Travması: Kafa travması geçiren hastaların yüzde 5-10'unda koku duyusu kaybı görülebilir. Bu kaybın derecesi genellikle travmanın şiddetiyle doğru orantılıdır. Ancak minör travmalar bile total anosmiye neden olabilir: Travma sonrası koku kaybının nedeni tam olarak anlaşılamamıştır ancak en çok olfaktor sinir liflerinin lamina cribrosa'da gerilmesi veya kopmasına bağlı olduğu düşünülür. Frontal travmalar koku kaybının en sık sebebidir. Bununla beraber oksipital travmalar daha çok total anosmi yapar: Koku bozukluğunun ortaya çıkışı genellikle travmadan sonra hemen ya da saatler içinde görülür. Olfaktuar hücreler yenilenebildiği için bazen düzelme görülür. Ancak bu çok nadirdir. Çünkü aksonlar bulbus olfactorius'a ulaşamazlar.

Yaşlanma: Yaşlı kişiler, koku bozukluğuna neden olan diğer sebeplere daha çok yakalanabildiği gibi sadece yaşlanma süreci ile ilgili olarak da koku bozukluğu görülebilir. Altıncı dekattan sonra koku alma yeteneği, erkeklerde daha hızlı olmak üzere azalır. Alzheimer Hastalığı ve Parkinson Hastalığı, yaşlılarda demansla ilgili olarak koku bozukluğu gösteren iki hastalıktır.

Toksinlere Maruz Kalma: Bazı kimyasal maddelerin olfaktuar mukozaya zarar verdiği bilinmektedir. Bunların bir kısmı geçici koku bozukluğuna yol açarken bir kısmı da kalıcı hasar yapar. Hasarın derecesi, toksinin konsantrasyonuna, toksisitesine ve maruz kalma süresine bağlıdır. Benzen, formaldehit, hidrazin, boya maddeleri bu tür hasara yol açabilir.

Konjenital Koku Bozuklukları: Konjenital koku bozukluğu olan kişiler 8 yaş civarında çevresindekilerin bir şeyler hissettiğini fark ederler ve bu şekilde koku bozukluğunun farkında olurlar. Seyrek görülen konjenital bozukluklar, olfaktuar epitel veya bulbus olfactoriusun dejenerasyon ya da atrofisine bağlı olabilir. Konjenital anomalilerin en iyi bilinen tipi Kallman Sendromudur Bu sendromda koku bozukluğu dışında renal anomaliler, kriptoşidizm, sağırlık, fasial anomaliler ve diabet bulunur.

Tümörler: Hem intranasal hem de intrakranyal tümörler koku bozukluğuna yol açabilir. İntranasal tümörler genellikle obstrüktif etki yaparlar. İntrakrariyal tümörlerden meningiom, hipofiz tümörleri, gliom olfaktuar yapılara zarar verebilirler. Tümöral lezyonlarda koku bozukluğu genellikle tek taraflıdır. Frontal lob tümörlerinde görülen ve ipsilateral optik atrofi, ipsilateral anosmi, kontralateral papil stazı ile karakterize sendroma Foster-Kennedy Sendromu denir.

Diğer Sebepler: Koku bozukluklarına yol açan diğer sebepler arasında depresyon, şizofreni, alkolizm gibi psikiyatrik hastalıklar, metronidazol, amfoterisin B, captopril, etakrinik asit, kodein gibi ilaçlar; rinoplasti, ön kafa tabanı cerrahisi, total larenjektomi gibi cerrahi müdahaleler sayılabilir. Total larenjektomideki koku bozukluğunün nedeni havanın burundan geçmemesidir

İdiopatik Koku Bozuklukları: Tüm araştırmalara rağmen hastaların önemli bir kısmında koku bozukluğunu nedeni bilinemez. Bunların genelde genç veya orta yaşlı erişkinler olduğu ileri sürülmüştür

Nasıl Teşhis Edilir?

Koku bozukluğu şikayeti ile başvuran bir hastanın değerlendirilmesinde en önemli yöntem anamnez ve fizik muayenedir. Anamnezde koku bozukluklarının ortaya çıkış zamanı, şiddeti, hangi kokulara karşı oluştuğu, travma, ÜSYE, ilaç kullanımı gibi etyolojik nedenler araştırılmalıdır Fizik muayenede obstrüktif nedenler araştınlır,nazal endoskopi mutlaka yaılmalıdır ve her iki taraf için koku testleri uygulanır. CT ve MRI; nasal kavite; paranasal sinüs ve koku yollarının incelenmesi için kullanılabilir. CT, paranazal sinüslerin, nazal anatomik bozuklukların teşhisinde ve koronal planda çekildiğinde ön kafa tabanı ve kribriform plateler hakkında detaylı bilgiler sunar. MRI, intrakranial kitlelerin ve nörodejeneratif süreçlerin teşhisinde kullanılabilir. Olfaktuar mukoza biopsisi nadiren uygulanır.

Koku Duyusunun Değerlendirilmesi
Koku duyusunun değerlendirilmesine yönelik yapılan testlerin çoğu subjektiftir: Bu testlerden bazıları şunlardır:
Dilüsyon testleri: Kokulu madde hava veya sıvı içeren bir tüp içine konarak hastaya koklatılır. Hasta kokuyu duymuyorsa kokulu madde oranı arttırılır Hastanın hangi miktardan itibaren kokuyu aldığı not edilir. Karşılaştırma amacıyla normal kişilerin koku alma eşikleri belirlenebilir. Her iki taraf ayrı ayn değerlendirilmelidir.
Olfaktuar Spektrogram: Genel olarak bilinen kokular sıvı içinde çözünmüş halde kaplara yerleştirilir. Enjektör ve burun ucuna yerleştirilen tüp aracılığı ile bu kokulu maddeyi içeren hava burun içine verilir. Hastanın kap içinde ne miktarda kokulu madde varken, hangi kokuyu alabildiği not edilir. Hem eşik belirleme hem kokuyu ayırt etme testidir.
Butanol Etil Testi: Bir şişeye su, bir şişeye de su içinde butanol konur. Hastadan hangisinin kokulu olduğunu ayırt etmesi istenir. Ayırt edemedikçe butanol miktarı artırılır. Kokulu şişeyi ayırt ettiği zaman, artırım yapılmadan tekrar sorulur. Yine bilirse eşik değer olarak belirlenir. Eşik değerler normal kişilerle karşılaştırılır. Bu koku testlerini uygularken buruna verilen havanın sabit basınç, sabit hız ve sabit ısıda olmasını sağlayan aletlerle daha güvenilir sonuçlar elde edilir.

Objektif Testler
Koku duyusunun değerlendirilmesinde bazı objektif testlerde geliştirilmiştir. Ancak bunların klinik uygulanabilirliği düşüktür. Bu testlerden elektroolfaktogram'da regio olfactoria üzerine bir elektrot yerleştirilir. Eğer reseptör hücreleri uyarılırsa negatif bir dalga oluşur. Elektroolfaktogram, olfaktuar mukoza hastalıklarını santral hastalıklardan ayırmaya yarayan tek yöntemdir. Bir diğer objektif testte, koku uyarılır beyin sapı potansiyelleridir Bu testte perkutanöz olarak yerleştirilen elektrotlar yardımı ile kokulu maddelere karşı beyin sapı potansiyelleri ölçülür Yapılan çalışmalarda kokulu uyarana karşı 150 ve 350 ms'de ortaya çıkan iki potansiyel elde edilmiştir. Ayrıca kokulu uyarana karşı elektroensefalografi sonuçlarındaki değişiklikler belirlenebilir. Koku testleri hastanın yaşından etkilenir. Çocuklarda ve yaşlılarda test sonuçları daha subjektif olur. Kokulu maddelere karşı adaptasyon da, bu testler sırasında sorun yaratabilir. Genellikle 1-5 dakika arasında kokuya karşı önemli bir adaptasyon gelişir. Kadınlarda ovulasyon döneminde daha iyi koku alınırken, menstrüasyon sırasında koku duyusu azalır.

Nasıl Tedavi Edilir?
Koku bozukluklarının tedavisi sebebe yönelik olarak yapılır. Obstrüktif nedenlerle oluşan koku bozuklukları, bu obstrüksiyonun düzelmesiyle ortadan kalkar. Antibiyotikler, nazal steroidler, alerji tedavileri bu obstrüksiyonun düzelmesinde kullanılır. ÜSYE sonucu 1-3 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelir. Ancak spontan düzelmeyenler için spesifik bir tedavi yöntemi yoktur. Kafa travmalarına bağlı vakaların yaklaşık yüzde 20'si 3 ay-1 yıl içinde düzelebilir ancak düzelmeyi sağlayacak bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Toksin ve ilaçlara bağlı koku bozukluklarının tedavisi bu ajanların kesilmesidir. Yaşlanma ve konjenital anomalilerle ilgili koku bozuklukları da tedavi edilemez. Koku bozukluklarının tedavisinde bazı vitaminler, çinko, aminofilin gibi ilaçlar denenmiş, bunların bazı çalışmalarda faydalı olduğu belirtilmiştir.

Kadın ve erkeklerin koku algısı farklı mıdır?
İnsanlar üzerinde birçok kimyasalla yapılan testlerin sonuçlarına göre kadınlar erkeklere oranla eşik ve tanımlama açısından daha iyi olfaktor yeteneğe sahiptir. Ek olarak, menstrüel siklus olfaktor eşik değerini etkilemektedir. Ovulasyon sırasında en iyi dereceye ulaşılırken, menstrüasyonda en kötü seviyeye inmektedir. Bunun nedeni sadece basit hormonal varyasyonlarla açıklanamaz, çünkü oral kontraseptif kullanan kadınlarda da hormon seviyeleri değişmemesine rağmen olfaktor bir siklus olduğu gösterilmiş.

“Olfaktor Bilgiler Sağ Hemisferde Ağırlıklı Olarak İşleniyor”
Yıllar içerisinde koku haritası için elde edilen kanıtlar çoğalmıştır. Daha önce anlatılan elektrofizyolojik kanıtların yanında son dekattaki genetik çalışmalar koku haritası konusundaki tartışmaları alevlendirmiştir. Farelerin olfaktor epitelleri kabaca dört bölgeye ayrılır. Her bölge farklı olfaktor reseptör alt gruplarının içermektedir. Özdeş olan olfaktor reseptör alt grubundan çıkan aksonlar her iki olfaktor bulbusta yer alan glomerüllerden sadece birkaçının mitral hücreleriyle sinaps yapar. Bundan dolayı belli bir koku daha önce belirlenmiş malum olfaktor reseptör tiplerini aktive edebilir. Belli bazı kokuları alamama(spesifik anosmi) spesifik genlerin yokluğu ile birliktedir. Bu da kokular için reseptör spesifitesinin olduğunun klinik kanıtıdır. Santral sinir sisteminin olfaktor kodlama ve çözümlemeye yaptığı katkı açık değildir. Olfaktor kodlama olfaktor bulbusu terk eder etmez sonlanıyor olabilir ya da kodlamanın tamamlanması için santral nöronal işlemlemeye tabi tutulması gerekiyor olabilir. Santral sinir sisteminin olfaktor bilgiyi nerede işleme tabi tuttuğu ve sakladığı halen açıklığa kavuşmamıştır. Yön üstünlüğü üzerine yapılan çalışmalarda sağ frontotemporal ve parietal lezyonu olanların kokuların yönünü saptamakta zorluk çektikleri görülmüş. Olfaktor bilgilerin sağ hemisferde ağırlıklı olarak işlendiği bulunmuş.”



Akıl Hastalarının Tedavisinde Gül
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş şu bilgileri verdi: “Kokunun insan üzerine çok önemli etkileri bulunuyor. Stres verici meslek dallarında çalışanlar ve uyku problemi olanlar lavanta kokusu, çörek otu ve üzerlik tohumu kokusu kullanabilir. Aynı kokular, sürekli ağlayan bebeklerin rahatlamasına yardımcı olur.

Koku Türk tıp tarihinde psikolojik tedavide uygulanıyor. Osmanlı tıp tarihinin yüzde 60’ının sağlıklı hayat hakkında. O dönemde insanların öncelikle hastalıktan korunmayı hedeflediklerini, hasta olmaları halinde şifa aramayı ilke edinmişler. Bitkilerin ve bitki esanslarının birçok hastalığı önleyici ve şifa verici etkisi olduğu anlaşıldı. Türk tıp tarihinde İbn-i Sina ve Biruni gibi ünlü tıp alimleri, birçok bitki ve kokusu gibi, gülün de birçok hastalığı önleyici ve giderici olduğunu söylemiş ve hastalar üzerinde uygulamışlardır. Bu alimler, gülü akıl hastalarının tedavisinde kullanmış ve hafızayı açtığını, belleği güçlendirdiğini görmüşlerdir. Nitekim, bir Alman araştırma grubu, denekleri gül kokulu bir odada uyuttuktan sonra zeka ve algılama seviyelerinin arttığını görmüş, daha sonra bir Türk araştırma grubu da gülle beslenen farelerin hafızalarının güçlendiğini ispatlamıştır.

Stresli Meslek Dallarında Çalışanlar ve Uyku Problemi Olanlara Lavanta
Osmanlı hekimlerinin, Mevlana’nın “Koku, gönül gözünü açar” tavsiyesiyle insanların tabiatlarını çok iyi tanıyarak, buna göre kokular belirlediler. Stres verici meslek dallarında çalışanlar ve uyku problemi olanlar lavanta kokusu, çörek otu ve üzerlik tohumu kokusu kullanabilir. Aynı kokular, sürekli ağlayan bebeklerin rahatlamasına yardımcı olur. Bebeklerin çok sıcak ve nemli vücutları olduğu için serin ve ferahlatıcı kokulardan doğal menekşe kokusu, ergenlik dönemindeki gençlerin hormonları yoğun ve yüksek olduğundan, hırçınlaşmalarını engellemek için serinletici kokulardan gül, menekşe, limon, bergamut esanslı kokular tavsiye edilirken, yaşlıların vücutları kuru ve soğuk olduğundan ısıtıcı kokulardan biberiye ve tarçın kokuları kullanılması önerilir.
Geçmişte örnekleri görülmesine rağmen günümüzde kokuların tıpta aroma terapi haricinde kullanılmıyor. Kokunun tedavideki önemi, ilerleyen yıllarda artacak.

Kraliçeler Çekicilikleri İçin Gül ve Zambak Tercih Etmiş
Tarihte koku, insanları etkileme konusunda o kadar önemlidir ki 12. yüzyılda Mısır Kraliçesi olan Cleopatra, güzel bir kadın olmamasına rağmen Mısır rahiplerine hazırlattığı kokularla döneminde nam salmış, gülün de içinde bulunduğu esanslarla büyük bir etki meydana getirmiştir. Babil ve Çin’de de kraliçeler çekici bulunmak için gül ve zambak kullanmışlardır.

Gülün Uzun Soluklu Tarihi
Osmanlılar için Gülsuyu çok şey ifade ediyordu. Gülsuyu olmadan bir hayat düşünülemezdi. Ferahlatıcı, rahatlatıcı, güzellik verici, tedavi edici. Gülsuyu her şeydi. Tatlılara katılan ve misafirlere her şeyden önce ikram edilen oydu. Kokusu dolayısıyla parfümleri de oydu. Eau de Cologne gibi kullanılanlar da. Gülden pek çok şekilde faydalanılabilir.

Gülün Tedavideki Yeri
Osmanlı hekimlerinin tıp kitaplarında yer alan tedavilerde özellikle Gül macunu, gülbeşeker, gül şurubu , gül şerbetinin mide ve karaciğer rahatsızlıklarında tavsiye edildiğini görüyoruz. Gül ve şekerle değişik formüllerde hazırlanan bu ilaçların mideyi güçlendirdiği, hazımsızlıkta çare olduğu bilgileri bütün hekimler tarafından kabul edilmiştir. Gülün zeytinyağı, susam yağı içinde bekletilmesi ile hazırlanan “Gül İksiri” ise bütün deri hastalıklarında özellikle kaşıntı, kabarcık, sivilcelerde ayrıca ağrı ve sızılarda tavsiye ediliyordu.

Gül Beyni ve Aklı Güçlendirir
Gül yağı ve gülsuyu özellikle parfümeri dünyasında çok önemli bir yeri vardır. Eski tıp kitaplarında gül kokusunun “Gözlere şifa ve ruhlara gıda” olduğu tekrar edilir ve hekimler tarafından tavsiye edilirdi. Gülsuyunu yani gülün kokusunun içinde saklandığı damıtılmış suyu koklamak; Ruhsal ve duygusal yapıları kuvvetlendirir, beyni ve aklı güçlendirir, beden ve yaşam kuvvetini arttırır, heyecandan oluşan kalp atışlarını düzenler, baş ağrısını geçirir, iğrenme, öğürmeyi ve kusmayı dindirir, göz kanlanmalarını ve ağrılarını geçirirdi. Bu sebeple Osmanlı Devletinde çok talep edilen ve kullanılan bir ilaçtı.

Bilimsel Araştırmalarda
Tarihte yoğun olarak kullanılan gülün etkisi son senelerde de incelenmeye alınmıştır. Bunlardan biri Kanada’da yayınlanan bir araştırma dergisindeki çalışma ( Biochem. Cell Biol. 83: 78-85, 2005). Burada gül çiçeği çözeltisi ile fareler üzerinde yapılan araştırmada antioksidan aktivitesini arttırdığı, lipid peroksidasyonunu düzenlediği ve farelerin yaşama süresinin uzadığını gösteren bir araştırma yayınlanmıştır. İkinci araştırma ise 2007 yılının ilk aylarında Science dergisinde yayınlanan Lübeck Üniversitesi araştırmacısı Björn Rasch’ın çalışmasıdır. İnsanlar üzerinde gül kokusunun belleğe etkisi konusunda Rasch ve ekibinin yaptığı çalışmada; gül kokusu yardımıyla beyindeki süreçler daha yakından incelenmiş ve hatırlamada etkisi gösterilmiş, manyetik rezonans görüntülerinde de gül kokulu odada uyuyan deneklerin hipokampüs bölgesinde daha yüksek etkinlik saptamıştır. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde gül ekstreleriyle yapılan bir araştırmada kan hücrelerinde ve deri hücrelerindeki antioksidan ve anti-ageing etkisi gösterilmiştir.”

Koku Duyusu Hafıza Üzerinde Etkili mi?
Doğu Akdeniz Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi Kurucu Dekanı Prof.Dr. İlkay Erdoğan Orhan şunları belirtti: “Koku duyusu (olfaction) havadaki koku moleküllerinin buruna taşınması ile oluşmaktadır. Aslında burun mukozasının koku duyusuna hassas olan kısmı, üstteki 1/3’lik bölümüdür. Bu bölgede koku alma görevi olan milyonlarca hücre mevcuttur. Solunum yolu ile alınan koku molekülleri bu bölgeye ulaştığında, koku hücrelerinin uyarılması ile bu hücrelerin oluşturduğu sinir lifleri aracılığıyla burnun üst kısmından kafatası içine girerek beynin ön kısmındaki primer koku merkezleri olan area prepriformis ve area periamygdaloideus’a ulaşır. Bu merkezler sekonder koku merkezi olan area entorrhinalis’e bağlıdır. Primer koku merkezleri beynin birçok merkezine sinir lifleri göndererek, koku duyusuna verilecek otonomik ve emosyonel yanıtları sağlar. Koku yolu iki nörondan oluşur. Talamus’a uğramadan doğrudan koku merkezine bağlanır ve böylece beyin tarafından koku algılanmış olur. Koku alma mekanizmasında görev alan diğer bir organ ise beynin ön bölümünde, koku bölgesinin ve kafatasını oluşturan kemiğin hemen üzerinde yer alan koku soğancığıdır. Burundaki iki koku bölgesine karşılık, beyinde de iki koku soğancığı bulunur ve her bir soğancığın büyüklüğü de bir bezelye tanesi kadardır. Koku alıcılarından gelen tüm impulslar önce bu merkezde toplanır, tekrar düzenlenir ve daha sonra, yorumlanması için özel koku sinirleri kanalıyla beyindeki bahsigeçen ilgili noktalara gönderilir.

“Kadınlarda Koku Duyusunun, Erkeklere Nazaran Daha Kuvvetli”
Beyindeki koku merkezi, beyindeki hafıza merkezinin yakınındadır ve dolayısıyla, koku algısı hafıza üzerinde önemlidir. Araştırmalara göre; koku duyusunu etkileyen ana faktörler olarak yaş ve cinsiyet ön plana çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda; 60 yaş üzerinde koku duyusunun azalmaya başladığı ve kadınlarda koku duyusunun, erkeklere nazaran daha kuvvetli olduğu bildirilmiştir.

“Tek Bir Koku Zihnimizde Birçok Görüntü Canlandırabilir”
Her insanın belleğinde kalıcı bir yer edinen ve unutulmayan birçok hoş koku bulunmaktadır. Hatta bu kokulardan bazılarını bir anlığına düşünmek bile, insanların o kokuyla bağlantılı anılarını tazelemeye yardımcı olur. Koku algısı, insanda hoş duygular uyandırmasının yanı sıra, bazen uyarıcı olarak da görev yapar. Örneğin; yangın habercisi olan duman kokusunun algılanması gibi. Koku algılamada bir diğer nokta ise “koku hafızası” denilen bir kavramdır. Algılanan her türlü koku, özel bir kodlamayla beynimizdeki koku belleğinde arşivlenmektedir. İyi bilinen bir gerçek ise kokuya ait bilgilerin görsel ve işitsel hafızaya göre daha kalıcı olmasıdır. Bu nedenle, tek bir kokunun algılanmasının sonucunda da, zihnimizde birçok görüntünün canlanabilmektedir.

“Lavanta ve Bergamot Beyinde Endorfin Salgısını 8-12 Kat Artırıyor”
Beyindeki koku merkezi, psikolojik durumumuzu belirleyen merkezle bağlantılı çalıştığı için, kokular ruhsal durumumuzu ve bütünsel şifamızı da oldukça yoğun bir şekilde etkilemektedir. Koku ve dokunma gibi iki güçlü duyu üzerine etkili bir yöntem olan aromaterapide kullanılan bitkisel yağların bileşiminde bulunan uçucu bileşenlerin burundaki koku sinirlerini uyarmasıyla beyne giden uyarılar, koku merkezi ile çok yakın ilişki içinde bulunan duygu merkezini (limbik sistem) harekete geçirir ve spesifik etkiler ortaya çıkar. Yapılan çalışmalarda, farklı aromaterapik kokuların beynin elektriksel aktivitesini farklı şekilde etkilediği EEG sonuçları ile gösterilmiştir. Örneğin; lavanta ve bergamot uçucu yağlarının beyinde “mutluluk hormonu” olarak bilinen endorfin salgısını 8-12 kat artırıp, uygulamadan birkaç dakika sonra ruhsal ve fiziksel bir gevşeme sağladığı bildirilmiştir.

“Koku 24 Saat Boyunca Çalışır Ve Hiçbir Zaman “Kapatılamayan” Tek Duyudur”
Koku alma duyusu en önemli duyularımızdan biridir ve beynimizin duygu, hafıza ve yaratıcılığı etkileyen kısmında yer alır. Koku alma duyusu 24 saat boyunca çalışır ve hiçbir zaman “kapatılamayan” tek duyudur. İnsanda koku duyusu, günlük duyguların yüzde 75’ini etkiler ve hafızada önemli bir rol oynar. Tüm kokuların algılanması nesneldir ve insanın kültürel yapısına veya duygusal haline bağlıdır.

“Kokularla Beyin Hastalıklarının Teşhisi Konabiliyor”
Avustralya'da bir üniversitede Alzheimer, Huntington ve Parkinson hastalıkları ile şizofreni ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi beyin hastalıklarının teşhisi kokular kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Japonya'da, kokuların ve uçucu yağların Alzheimer hastalığının tedavisi üzerindeki etkileri üzerine yoğun araştırılmalar yapılmaktadır.

Ülkemizde “tıbbi adaçayı” olarak bilinen ve keskin aromatik bir kokuya sahip olan Salvia officinalis bitkisinin uçucu yağının bileşiminde bulunan iki basit monoterpen olan alfa-pinen ve ökaliptol’ün (1,8-sineol) etkileşmesiyle, güçlü antikolinesteraz etki ortaya çıktığı gösterilmiştir. Ülkemizde yetişen ve “adaçayı” olarak adlandırılan 96 Salvia türünün 90 tanesi ise grubumuz tarafından kolinesteraz inhibitör etkileri açısından taranmış ve bulgular yayınlanmıştır.”


“Limbik Sistem, İnsan Vücudunun En Eski Parçalarından Biri”
Biyolog ve Kozmetolog Pervin Bulgak şu bilgileri verdi: “Kokular herkesi etkiliyor. Farkında olmasak bile, verdiğimiz bütün kararlar, kokular tarafından belirleniyor. Fırından yeni çıkmış kurabiye kokan bir ev bizi mutlu eder ama dişçi muayenehanesi gibi kokan bir evde rahat etme olasılığımız yoktur. Kokular, deneyimlerimizle bağlantılı olduğu için düşünmeden hareket etmemize de neden oluyorlar. Özel koku moleküllerini kendi kemoreseptörleri bağlamak. Süreç daha sonra bellek hoş, hoş olmayan eski, yeni veya son olarak kokuları tanıması ve sıralamak için kullanılan beynin limbik sistemine taşır. Limbik sistem, insan vücudunun en eski parçalarından biridir ve başlangıçta 'rhinencephalon' ya da 'koku beyni' olarak sevk edildi. Bu aromalar etkili yapımında hayati bir rol oynar kokusu beyindir..

Havada Aşk Kokusu Var
Aşk hayatımıza kimin gireceğine biz değil burnumuz karar veriyor. Sadece parfümler değil; ter, protein maddeleri ve feromonlardan oluşan vücudumuzunda çekiciliği üzerindedir. Kadınların 2/3'ü eşlerinin tişörtlerine sarılmayı seviyor. Ayrıca kadın kokusu erkeklerde cinsel isteği isteği artırabiliyor. Yumurtlama döneminde kadın kokusu değişiyor ve daha çekici geliyor. Ama unutulmaması gereken bir nokta var; kadının ten kokusu doğum, doğum kontrol hapı kullanıldığında değişiyor!

*Greyfurt içeren bir parfüm sürmüşse karşımızdaki altı yaş daha genç olduğunu düşünüyor beyin!
*Yaz geceleri bahçelerden yayılan çim kokusu kalp atışlarımızı hızlandırıp heyecanlanmamıza sebep oluyor.
*Biberiye gibi aromalar canlandırıyor, yasemin sakinleştiriyor...
*Limon, aroması canlandırır, konsantrasyon ve performans gücünü arttırır.
*Yasemin, sakinleştirir; korku ve uyku bozukluklarını giderir.
*Fesleğen, keyfi yerine getirir ve rahatlatır.
*Biberiye, acı hissini azaltır, Yorgunluğa karşı da etkilidir.
*Gül, tatlı gül kokusu, duyulan harekete geçirir,

Konsantrasyon için
Limon, fesleğen, limon otu, okaliptüs, kişniş, laden.
Mutluluk için
Portakal, gül, yasemin, kişniş, zencefil, ıtır.
Kabullenmek için
Servi, ölmez otu, melisa.
Kızgınlığa karşı
Paçuli, lavanta, bergamot.
Unutkanlığa karşı
Zencefil, biberiye, fesleğen, limon, greyfurt, kişniş.
Uykusuzluğa karşı
Lavanta, mandalina, kedi otu, sandalağacı, limon, ıhlamur.
Fobilere karşı
Lavanta, ylang ylang, sandal ağacı.
Zihin Dalgınlığına karşı
Zencefil, karabiber, biberiye
Yaratıcılık için
Bergamot, gül, yasemin, defne, karanfil, mimoza, sandal ağacı, servi, ardıç.

“Aromaterapi Tıbbi Bir Tedavi Değildir”
Bitkisel yağlar ilaç gibi spesifik bir organ veya sistemi etkilemez, bitkisel yağlar sorunlu bölgelere ulaşarak bir bütün olarak etki yaparlar. Yağ özleri bitkilerin hormonu sayılır ve bizim vücudumuzdaki hormonlara eş değerde bir görev üstlenir. Uçucu yağ özleri, elde edildikleri bitkilerin yapısına göre insan vücudunda iyileştirici etki yaratır. Aromaterapi tıbbi bir tedavi değildir ve hastalıkların tedavisi için kullanılmaz. Aromaterapi destekleyici etki yapar ve vücudun dengesine kavuşması için çalışır.”

Koku Deyip Geçmeyin Hele de Gebelikte
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökçen Erdoğan şu bilgileri verdi: “Bebekler doğduğunda hafızalarında gebelik döneminde depoladıkları bilgilerle karşımıza çıkıyor. Bu bilgiler hipnoz edilip, anne karnındaki bebek haline götürdüğümüz kişilerden ediniliyor. Anne karnındaki bebeklerde ilk olarak tat alma duyusu gelişir. Gebeliğin 28. haftasında bebeğin tam anlamıyla tat duyusu oluşur. Tat ve koku duyusu birbirlerinden ayrılamaz iki duyumuzdur, hatta birlikte gelişirler. Ve bir bebeğin koku hafızası o kadar gelişmiştir ki, kendi annesine ait kokuyu binlercesi arasından ayırıp tanıyabilir. Hatta yapılan bir çalışmada, bir meme ucuna bebeğin kendi gebelik sıvısından bir miktar sürülmüş, bebeğin o memeyi daha güçlü emdiği gözlenmiş ki bu da bebeğin henüz doğmadan bir koku ve tat hafızasının nasıl geliştirdiğinin göstergesidir.

Gebelikte 12 hafta kadar koku hassasiyeti yaşanır
İlk altı hafta önceki hayat nasılsa o şekilde devam edilirken, altıncı haftadan sonra her şey yavaş yavaş değişir. Gece rahat bir uyku geçirmiş olmanıza rağmen sabah kalktığınızda midenizde anlam veremediğiniz bir tuhaflık buna eşlik eden de bir tiksinme hissi olur. Mideniz bulanır ve önceden en sevdiğiniz yemeklerin kokuları artık size tiksinti vermeye başlar. Yeni aldığınız ve belki de birçok para verdiğiniz parfümünüzün aslında hiç de güzel olmadığını, balkondaki turşunun kapağının neden açık olduğu, buzdolabının içindeki kokunun neye bağlı olduğunu, içtiği suyun kokusunun değiştiğini hatta eşinin kokusunun değiştiğini söyler durursunuz. Gebelikte koku merkezi etkilenir, hassaslaşır, buna bağlı olarak da özellikle 12 hafta kadar koku hassasiyeti yaşanır. Bazı gebelerde bu hassasiyet rahatsız etmezken bazılarını da inanılmaz etkiler. Gebeyken gül suyu, kolonya, parfüm, deodorant kullanmanın sakıncası yoktur, yalnız kokulara karşı hassasiyet geliştiğinden bazı kokular tiksintinin yanında huzursuzluk, baş dönmesi, baş ağrısı, mide bulantısına sebep olabilir. Bu nedenle sadece yemek kokularından değil dış mekan kokularından da uzak durmak gerekebilir.

“Zencefil ve kakule gibi bazı bitki kokuları hem rahatsız etmez hem de bulantıları azaltır”
Genel manada, her gebeye iyi gelmemekle beraber rahatlatıcı kokular vardır. Bunların en önemli özelliği çok baskın koku olmamaları, hafif ve alkol miktarının az olması, özellikle de çiçek kokuları tercih edilebilir. Zencefil ve kakule gibi bazı bitki kokuları hem rahatsız etmez hem de bulantıları azaltmaya yardımcı olabilir. Yine turunç bitkilerinin esansları, portakal, nar ve mandalina çiçekleri tercih edilebilen bir koku olabilir. Papatya çayı da gebelere önerdiklerimizdendir. Çiçek olarak özellikle zambak ve gül kokusu tercih edilebilir ama lavanta biraz ağır olduğu için tiksinti duygusu yaratabileceğinden çok da fazla önerilmez.

“Bebeğin burnu, gebeliğin 11. - 15. haftaları arasında oluşur”
Bebeğin burnu, gebeliğin 11. - 15. haftaları arasında oluşur. Gebelik sıvısı, bebek anne karnındayken bebeğin ağız ve burunda sürekli dolaşır. Bu da bebeğin dış maddelerle tanışma yeridir ve bebeğe değişik tat ve kokuya sahip maddeleri taşır. Burada bebekler daha anne karnındayken değişik kokuları tanırlar. Kokuları spesifize edemeyebilirler ama kendilerine yakın, sevdikleri kokuyu hissettiklerinde daha fazla harekete geçerler. Önemli bir özelliği doğumdan sonra, bu kokuya aşina ise ve bu kokuyu seviyorsa ileride de bu kokuyu sevecektir. Eğer gebelik döneminde bir kokuyu hiç hissetmediyse doğum sonrası buna alışma dönemi yaşar.”


“Terin Kokusu Yoktur”
Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Demirsoy şu bilgileri verdi: “Hücrelerimizin hepsinde aynı DNA’nın bulunduğunu hatırlayın; tek fark, DNA’nın hangi parçasının etkin olduğudur. Koku alma duyusunda rol oynayan genler hücrelerimizin hepsinde vardır, ama sadece burun bölgesindekiler etkindir. Belirli bir süre sonra aynı kokuyu almamamız, evrimsel olarak bir ortamda sürekli bulunan bir molekülün varlığını beyne bildirerek onu yormanın önüne geçmek içindir. Ancak sıra dışı bir molekül ortama girince onu tanımak daha önemlidir. Terin kokusu yoktur. Ancak teri iki tür bakteri teri parçaladığı için ortaya kötü koku çıkar. Bu kokuların beğenilip beğenilmemesi de erkek ve dişilere göre farklı değerlendirilir.

2006 Yılı Nobel ödülü Koku Çalışmasına Verildi
1991’de Linda Buck ve Richard Axel, bize koku duyusunu kazandıran büyük bir gen soyu bularak, bu alanda önemli bir keşfe imza attı. Buck ve Axel, deneylerini tasarlarken üç temel varsayımda bulundular. Önce, koku reseptörlerini oluşturan genlerin neye benzediği konusunda başka laboratuarların yaptığı çalışmalara dayanarak, mantıksal bir varsayım oluşturdular. Bu deneylerle koku reseptörlerinin, bilgiyi hücreden hücreye taşımaya yarayan çok sayıda moleküler halka içeren, kendine özgü bir yapıda olduğu gösterilmişti. Bu önemli bir bulguydu; böylece Buck ve Axel artık, bir farenin genomunda bu yapıyı oluşturan genleri arayabilirdi. İkinci olarak, bu reseptörleri oluşturan genlerin kendine özgü bir etkinliğe sahip olması gerektiği varsayımında bulundular: Bu genler, sadece koku duyusuyla ile ilgili dokularda etkin olmalıydı. Bu da akla uygundu; koku duyusuyla ilgili bir yapı, sadece bu iş için özelleşmiş dokularda olmalıydı. Axel ve Buck son olarak bu genlerden bir ya da birkaç tane olmadığını, çok sayıda gen bulunması gerektiğini ileri sürdüler. Bu varsayım, farklı türden kimyasalların farklı koku uyarımları yarattığı gerçeğine dayanıyordu. Eğer her tip kimyasal madde için yalnızca kendisine özgü bir reseptör/gen varsa, o zaman muazzam sayıda gen olması gerekirdi. Ancak, deneyi tasarladıkları sırada eldeki verilere göre, bu doğru olmayabilirdi de.

Buck ve Axel’in varsayımlarının üçü de tam olarak doğrulandı. Aradıkları reseptörün yapısına uygun genlerin varlığını saptadıkları gibi, bu genlerin de sadece, koku alma ile ilgili dokularda, burun epitelinde etkin olduğunu buldular. Son olarak, buldukları genler gerçekten de büyük sayıdaydı. Deney büyük başarıydı. Buck ve Axel daha sonra, gerçekten hayret verici bir şey daha keşfettiler: Tüm insan genomunun yüzde 3’ü, farklı kokuları algılayabilecek genlere ayrılmıştı. Bu genlerin her biri, bir koku molekülüne duyarlı bir reseptör yapıyordu. Buck ve Axel, bu çalışmalarından ötürü 2006 yılında Nobel ödülüne layık görüldüler.

İki Tür Koku Alma Geni Var
İki tür koku alma geni vardır; biri sudaki, diğeri havadaki kimyasal kokuları almak için özelleşmiştir. Koku molekülleri ve reseptörler arasındaki kimyasal reaksiyonların suda ve havada farklı olması da, farklı türden reseptörlerin gerekliliğini açıklar. Tahmin edebileceğiniz gibi, balıkların koku almayla ilgili nöronlarında su esaslı reseptörler varken, memelilerde ve sürüngenlerde hava esaslı reseptörler bulunur.*”

* İçimizdeki Balık, Neil Shubin (NTV çeviri kitabı)• Evrende Yolculuk 1 ve 2, Ali Ant, Zambak Yayınları, 2004• Evrenin Çocukları, Ali Demirsoy, METEKSAN Yayınları, 2005•Yaşamın Temel Kuralları 1-8 ciltler, Ali Demirsoy, METEKSAN Yayınları

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Güzel bir röportaj. Teşekkürler.

Adsız dedi ki...

Harika, çok teşekkürler..

Adsız dedi ki...

Annemde sureklı havadan koku geldiğini söylüyor ve hatta öğürmeye başladı ara ara psıkolaga gotorduk ilaç kullandı ama hiç etki etmedi kulak burun boğaz da degerleri normal dıyor bana bi akıl verin lütfen teşekkurler

Adsız dedi ki...

Hoş olmayan kokulardan çok mutsuzum.Koku yazıları iyiydi ama bana çare yok gibi...

Google Blogger dedi ki...

sağlık haberlerinizi takip ediyorum...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...