25 Mart 2016 Cuma

İDEALLERİNE TUTKUYLA BAĞLI ÇOCUKLARIN YOLLARINDAN ÇEKİLİN!

Bir çocuk yaşadıklarını anlatıyordu. Kendi ağzından kendi hayat hikayesiydi. Daha minicik parmakları, düşünceli bakışları arasında hesaplarla ve bilime olan tutkusunu dile getiriyordu. Kahraman Çocuk (The Young and Prodigious T.S. Spivet) ismiyle  yayınlanan T.S. Spivet filminde kahramanımızın yaşadıklarını izliyoruz. 

Filmi özellikle farklı bir gözle seyretmenizi isteyeceğim. Neden mi?

Biyolog bir anne ile kovboy bir babanın, üçüncü ve en küçük çocuğu olan 12 yaşındaki T.S. Montana'daki bir çiftlikte yaşamaktadır. Manken olmak isteyen bir ablası ile filmin ilerleyen dakikalarında bir kaza sonucu kaybettiği diğer kardeşi kendisini anlamaz. 

Annesi zooloji ve botanik alanında yeni türler keşfetmeye çalışırken, babası doldurulmuş hayvanlardan oluşan bir odayı müze olarak kurgular. Bu süreçte küçük Spivet, bir bilimsel toplantıya katılır. Orada yapılan konuşmaya coşkuyla eşlik eder. Kendisini keşif yapmak için adayacağının sözünü verir. Gün geçtikte de harita yapımı ve keşifler konusunda daha da yetenekli hale gelir.
Ancak, Spivet’in yaptığı çalışmaları anlayacak kapasiteye sahip olmayan öğretmeni tarafından kendisiyle alay edilir. Hatta çalışmalarına kusurlar bulan öğretmenine, yazısının ünlü bir dergide yayınlandığını gösterince sınıfta küçük düşürücü cümlelere maruz kalır. Öğretmeni, bilimsel yeteneği olmadığını resmen baskı yaparak dile getirir. İşte burada dayanamayıp içimden şunları geçirdim: Böyle kişiler dünyanın neresinde olursa olsun öğretmenlik yapmamalı. Kendi küçük beyinleri içinde sıkışıp kalırken, çocuklara zarar vermemeli. Yeniliklere açık, üreten, düşünen ve en önemlisi öğrencilerini değer vererek dinleyen öğretmenler olmalı. 

Bir gün Smithsonian müzesinden beklenmedik bir telefon gelir. Son yaptığı keşif prestijli Bair Ödülü'ne layık görüldüğü söylenir. Spivet ödül törenine gitmesi ve bir konuşma yapması için davet edilir. Hiç kimseye haber vermeden valizini hazırlar, yanına annesinin günlüğünü de alır.  Washington'a giden bir trene binmek için büyük tehlikeler atlatır. Küçükcük bedeniyle oradan oraya kocaman valizini taşır. Sonunda trendeki bir karavana yerleşir, aç ve susuz bir yolculuk sürer. Yalnızdır, kendisini kimsesiz hisseder. 

Washington’a gittiğinde de bir polis ile karşılaşır. Çocuğa hesap soran bir yaklaşımla resmen egosunu tatmin etmek için yaklaşır. Spivet’in kaçmasıyla da kovalamaca başlar.  Kaçmayı başarırken ancak, polis yaralanmasına ve kaburgalarının kırılmasına neden olana kadar kovalar. Filmin bu sahnesinde polislere karşı da bir kızgınlık oluşuyor. “İnsanlara yardım etmek için yaklaşmak yerine, neden ego tatmini yapar gibi davranırlar?” sorusu akıllara takılıyor.

Yolun devamını gitmek için otostop yapan Spivet, kamyon şoförünün dostane yaklaşımı ile hedefine ulaşır. Ödülünü almak için çabaları, davet edenlerin onu bir yem gibi görüşü ve sonunda ailesinin sahip çıkması ile biten filmden alınacak çok ders var. 

İlgisiz anne ve babaların, kendi dünyalarında yaşamadan önce çocuklarına zaman ayırmaları gerektiği vurgusu yapılıyor. Ne kadar kendi hayatını yaşasa da herkes, çocuklara zaman ayırmak gerekiyor. Onları dinlemek, sorunlarına çözüm bulmak ve yollarındaki engelleri kaldırmalarına yardım etmek çok önem taşıyor. 

Çocuklarınızın okulda yaşadığı zorluklar olduğunda mutlaka kulak verin. Öğretmeninden memnun değilse, değiştirin. Hedefleriyle sakın dalga geçmeyin ve sizin için değerli olduğunu hatırlayın. İdeallerine tutkuyla bağlı çocuğunuza yapacağınız en büyük iyilik, yanında olup destek vermektir. Gerisini o başarır zaten… 

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...