14 Mart 2016 Pazartesi

HARVARDLI TÜRK BİLİM İNSANLARI “BİLİM KAZANI”NI KAYNATIYOR


Sizce bilim eğlenceli midir? Genelde verilen cevap, “hayır” olur. Ancak, aslında bilim eğlencelidir. Sizleri Genetik, Viroloji ve Fizik bölümlerinde doktora çalışmalarını yapmış Harvard Üniversitesi’nden, enerji dolu ve bilimi eğlenceli hale getiren bilim insanları ile tanıştırmak istiyorum. Çünkü iştahlarını açan ve kepçelerine takılan bilimsel konuları önce kendileri araştırıp biraz baharatladıktan sonra “Bilim Kazanı”ndan servis ediyorlar. 

Harvard Üniversitesi’nde çalışmalar yapan üç Türk bilim insanı, Bilim Kazanı isimli bir kitap yayınladılar. “Bilim kazan, biz kepçe” sloganıyla bilimi eğlenceli şekilde anlatan Aysu Uygur, İlker Öztop ve Alp Sipahigil, kitapta çok farklı konulara değiniyorlar.  

Kendilerini bilim camiasının Robin Hood’ları olarak tanımlayan bilim insanları, bilgiyi akademinin zengin fildişi kulesinden alıp halka sunuyorlar. Popüler Bilimin Esnaf Lokantası’nda Bilim Kazanı’nda nelerin piştiğini ve sunulduğunu öğrenmeye hazır mısınız?  

Bilim Kazanı nedir? Bu projenin oluşma hikayesini anlatır mısınız?
Bilim Kazanı projesi aslında yayın hayatına 3 sene önce bir cep yayını olarak başladı. Genetik, Viroloji ve Fizik alanlarında doktora yapan 3 arkadaş olarak Türkiye’de popüler bilim adına birşeyler yapmak istiyorduk, bunu da en yenilikçi şekilde yapmak için bir cep yayını (podcast) yapmaya karar verdik. Bugüne kadar olan zaman zarfında Bilim Kazanı’nı bir proje olarak epey büyüttük, önce Açık Radyo’da bir radyo programına, daha sonra da bir kitaba dönüştürdük. Geçtiğimiz yaz çıkan ve şu anda ikinci baskısında olan kitap, cepyayınlarımız içerisinde en sevdiğimiz bölümlerin yazıya dökülmüş halinden oluşuyor. 

Kitabınızda bilimsel çalışmaları eğlenceli bir dille ele almışsınız. Bunu yaparken nasıl bir  yol izlediniz? 
Anlatacağımız konuyu önce yazıya döküp sonra okumaktansa, kendimize bir plan belirleyip bu plan çerçevesinde birbirimizle konuşup tartışırken kaydetmeyi tercih ediyoruz, hem daha doğal ve spontane, hem de dinlemesi kolay oluyor. Komiklik şakalar yaptığımız için de daha eğlenceli oluyor diyebiliriz, gerçi bir defa ‘size ve yaptığınız işe saygı duyuyorum ama espirileriniz çok kötü’ diye bir yorum da almıştık. Biz kaydı yazı üzerinden okuyarak değil masaya oturduğumuzda kayıt düğmesine basarak yaptığımız için bazen konunun nereye gittiğini de kontrol edemeyebiliyoruz tabii. 

Sohbetlerin doğal ve provasız olmasına özen gösteriyoruz ama kayıt öncesi yaptığımız araştırmalara epey vakit ayırıyoruz ve bunu da göstermekten çekinmiyoruz. Uzmanlık alanımız dışındaki konuları tartışmadan önce çok okuma ve araştırma yapmamız gerekmesi çekinilecek bir durum değil, tersine bilim programı yapan herkesin yapmasını bekleyeceğimiz bir hazırlık. 

Bilim eğlenceli midir? Eğlenceli hale getirmek için ne yapmak gerekir? Biz bilimi seversek o da bizi sever mi?
İletişimde üslup çok önemli ve birçok konuda olduğu gibi bilim de eğlenceli bir üslup ile anlatılabilir tabi ki. Burada sanırım vurgulamam gereken nokta, popüler bilimde üslubun merak uyandırıcı ve eğlenceli olması gerektiği. Bilim yapanların bunu nasıl yaptığı, kişisel tercih meselesi. Popüler bilim ve bilimin halka anlatılışı, bilim yapmakla eşdeğer değil. Bilim yapmak için kullanacağım anahtar kelimeler, entelektüel merak, heyecan, analitik kuvvet ve gözlem olurdu. Bunu eğlenerek ya da ağlayarak yapabilirsiniz, sıkıcı bir insan olabilirsiniz ama harika bilim yapıyorsunuzdur. Akademik anlatım zaten oldukça standart ve veri odaklı. Süslemek ve üslubu değiştirmek çok mümkün olmuyor.

Halbuki popüler bilimde önemli olan, bilimsel bulguyu doğru aktarmak ve bunu ilgi çekici, tercihen eğlenceli bir şekilde yapabilmek. Doğru aktarım yazının kalitesini, eğlenceli anlatım da okunurluk oranını artırır. Bence bilimciler için bu kadar heyecan verici olan bilimsel bulgular, insanların ömürlerini üzerine harcadıkları veriler, şimdikinden çok daha heyecanlı ve eğlenceli bir şekilde anlatılabilir.


Bilimsel adı altında sürekli yanlış bilgiler ortada dolaşıyor. Eğitim almadıkları konularda uzman gibi konuşanlardan korunmak için ne yapmalıyız?
Ne yapmalıyız, bilemiyorum. Ama kimse belirli bir konuda ahkam keserken ‘ben aslında uzman değilim ama konuşuyorum’ diye düşünmez. O konuda konuşuyorsa, bunu o konu hakkında ehil olduğunu düşünerek yapıyordur. Halbuki doktoranın benim gibi öğrencilere öğrettiği en önemli şey, 6 sene üzerinde çalışıp deneyler yaptığım konu hakkında bile konuşmadan önce temkinli olmam gerektiği. Bir insan sadece doktor olduğu için bütün biyolojik bilimlere hakim olmaz, olamaz. Dolayısıyla gazetelere röportaj veren kişilerin ehil olduğuna kanaat getirmek için doktor sıfatına bakmak bile yeterli değil. 

Daha da korkunç olanı, doktor olmadan sağlık tavsiyeleri verenlerin de zaman zaman gazete sayfalarında kendilerine yer edinmesi. Orada bir okur olarak yazıyı ciddiye almamak uzman enflasyonundan korunmak için atabileceğiniz ilk adım. Yine de bence en önemli görev gazetecilere düşüyor. Haberi hazırlayan gazetecinin ‘ben sadece bana aktarılanı yayınladım’ dememesi lazım, çünkü aldığım gazetenin içinde sağlık üzerine bir beyanat varsa, bunun ehil bir kişi tarafından dile getirildiğini farzederim. Benim bunu beklemem, gazetecinin de işini bu alanda titizlikle yapması gerekir. 

Bilim insanlarına ulaşmak ve doğru bilgi almak için ne yapmamızı önerirsiniz?
Bildiğim kadarıyla Türkiye’de akademisyenler ve hem akademik hem klinik çalışan doktorlar basınla iletişim konusuna sıcak bakıyorlar, kendilerine soru yönetildiği sürece. Bir hastalığımız olduğunda sorup soruşturarak doktor bulduğumuz gibi, bir haber yaparken de benzer şekilde ‘akademisyen ağını’ kullanarak uzman bulmamız çok zor olmamalı. 

Kısaca sizleri tanıyabilir miyiz? 
Aysu Uygur, 2014 yılında Harvard Tıp Fakültesi Genetik departmanından doktorasını aldı, bugünlerde yine Harvard Tıp Fakültesi Brigham and Women's Hastanesi’nde kalp rejenerasyonu üzerine çalışıyor. Bilim Kazanı cep yayını dışında Bilim Bilmiyim adlı bir sitede kötü yazılmış bilim haberlerini ifşa ediyor.

İlker Öztop, 2014 yılında Harvard Üniversitesi Viroloji programından doktorasını aldı, HIV virüsü üzerindeki tez çalışmasının tamamladıktan sonra Boston Consulting Group bünyesinde biyoteknoloji şirketlerine danışmanlık yapmaya başladı.

Alp Sipagihil,  halen doktora çalışmalarını Harvard Üniversitesi Fizik Departmanı’nda Mikhail Lukin’in grubunda sürdürüyor. Burada kuantum bilgisayarları ve iletişim sistemlerinde kullanılabilecek fiziksel sistemler üzerine araştırmalarını sürdürüyor, günlerini tekil atomlar üzerindeki kontrol yöntemlerini geliştirerek geçiriyor.


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...