20 Temmuz 2010 Salı

“2025 YILINDA 1.5 MİLYAR ERİŞKİN HİPERTANSİYONDAN ETKİLEYECEK”

2. Hipertansiyon ve Adrenal Bez Hastalıkları Sempozyumu’nun bu yıl, Prof. Dr. Nuri Kamel'in anısına yapıldığını kaydeden Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Prof Dr. Nilgün Başkal, “2025 yılında 1.5 milyar erişkin Hipertansiyondan etkileyecek” dedi.

2. Hipertansiyon ve Adrenal Bez Hastalıkları Sempozyumu bu yıl, Prof. Dr. Nuri Kamel'in anısına yapıldı. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği tarafından düzenlenen toplantıda, 21. yüzyılda doğrudan veya dolaylı etkileri sonunda ölüm nedenleri arasında en ön sıralarda yer alan hipertansiyon ele alındı. 2025 yılında 1.5 milyar erişkini etkileyeceği öngörülen ve günümüzde etyoloji ve sonuçları ile tıbbın çeşitli branşlarını ilgilendirmesi nedeniyle sürekli gündemde olan ve tartışılan hipertansiyon alanında son gelişmeler işlendi. Ayrıca son yıllarda giderek artan oranda görülmekte olan adrenal bezler ile ilgili fonksiyonel fazlalık veya eksiklikle ilişkili klinik tablolar veya fonksiyon göstermeyen, rastlantısal olarak tespit edilen adrenal kitleler, konjenital adrenal patolojiler ve hipertansiyon ilişkisi ele alındı.


Birinci Basamak Hekimleri Tanıyı İyi Koyabilmeli
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Prof Dr. Nilgün Başkal, Adrenal Bez ve Surrenal Bez hastalıkları hakkında bilgi verdi.
Prof Dr. Başkal, “Endokrin bezleri ilgilendiren hastalıklar ‘orkestra şefi’ diye adlandırabileceğimiz hipofizden kaynaklanıyor. Bunlar bütün sistemin etkilenebileceği biraz titiz incelemelerin gerektiği koşullar. Yani biz bir sürrenal ve adrenal bez hastalıklar dediğimizde birinci basamak hekimi hastalıkları görüp düşünebilmeliler. Temel muayene de kan basıncı ölçümü doğru yapmalı. Hastanın hiçbir şikayeti olmasa da tansiyonu mutlaka ölçülmeli. Hastanın posturu farklı şekillerde bu ölçümleri tekrarlanmalı ki çok farklı hastalıklar erken teşhis edilebilsin. Obezitenin dağılımına göre hipertansiyon ile ilişkisi bu zeminde çıkabileceği düşünülmeli. Hastanın tanısı iyi konmalı sonrasında metabolik etkiler incelenmeli. Endokrinolog sayısı ülkemizde çok az, bu nedenle birinci basamak hekimi temel tetikleri iyi yapması gerekir. Araştırma gerektiğinde hastayı yönlendirebilmeli” diye konuştu.

“Birçok İnsanın Gizli Hipertansiyon Olduğunu Bilmeden Yaşamını Sürdürüyor”
Prof Dr. Başkal şu bilgileri verdi: “Böbrek üstü bezinde ve adrenal glandlarda büyüme durumu gözlenebiliyor. Kortexte salgılanan kortizon denilen stres hormonu kitle olduğunda hormon düzeyi yükseliyor. Bu durumda Cushing sendromu gözleniyor. Cushing sendromu dediğimiz böbreküstü bezinin fazla çalışması hastalığı şüphesi varsa 24 saatlik idrarda serbest kortizol veya kanda kortizol ve ACTH hormonlarına bakılır. Böbrek üstü bezinin az çalıştığı durumlar, seks siteroidleri ve hipertansiyon durumu var.”
Gizli hipertansiyonun ne derece önemli olduğu ve birçok insanın gizli hipertansiyon olduğunu bilmeden yaşamını sürdüğünü belirten Prof Dr. Başkal, bu durumun ciddi organ hasarlanmasına neden olabildiğine dikkat çekti.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

TÜRK BİLİMADAMININ BÜYÜK BAŞARISI

Amerikan Nöroradyoloji Derneği tarafından “Onursal Üyelik” ödülü verilen Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Nöroradyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. E. Turgut Tali, Türk Nöroradyologlarının çalışmaları ve düzenledikleri uluslar arası Nöroradyoloji Kursları hakkında bilgi verdi.

Amerikan Nöroradyoloji Derneği tarafından, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Nöroradyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. E. Turgut Tali’ya, “Onursal Üyelik” ödülü verildi. Amerikan Nöroradyoloji Derneği’nin 48 yıllık geçmişinde sadece 37 kişiye layık görülen bu ödülü alanlar arasında Bilgisayarlı tomografinin tıpta kullanımına önemli katkıları olan Nobel ödüllü Godfrey F. Hounsfield, manyetik rezonans görüntülemenin tıpta kullanımını başlatanlardan biri olan gene Nobel ödüllü Paul C. Lauterbur yanı sıra anjiografilerde kendi ismi ile anılan tekniği olan Sven I. Seldinger ve Gazi Yaşargil hocamız gibi birçok ünlü bilim insanı yer alıyor. Bu onur listesinde 37’nci olarak yer alan Prof. Dr. Tali, aynı zamanda bu onura layık görülen en genç ikinci bilim adamı oldu.

Prof. Dr. Tali, 20. Dünya Nöroradyoloji Kongre'si Başkanı
Prof. Dr. Tali, Amerika’nın Boston kentine davet edilerek burada yapılan Amerikan Nöroradyoloji Derneği Kongresi'nin Genel Kurulu'nda ABD ve dünyadan katılan yaklaşık 3 bin katılımcının huzurunda ve Kongre Öğretim Üyeleri özel ödül toplantısında yapılan törenler ile ödülünü aldı.

Prof. Dr. Tali, birkaç yıldır verilmeyen bu ödülün, Amerikan, Avrupa ve Dünya Nöroradyoloji’si ve kurucularından olduğu Amerikan Omurga Radyolojisi Derneğine olan katkıları nedeniyle komite üyelerinin oybirliğiyle bu yıl kendisine verilmesine karar verilmesinin ve Amerikan Nöroradyoloji Derneğinin halen hayatta kalan üç kurucu üyesinden birisi olan Onursal Üyelikler Komitesi başkanı Prof. Dr. Leeds’den ödülünü almanın kendisi için ayrıca bir gurur kaynağı olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Tali, 2006 yılında da iki binin üzerinde nöroradyoloğun, nörolojik bilimler ile uğraşan nörolog, beyin cerrahı ve diğer branşlardaki tüm doktorların katılması beklenen 20. Dünya Nöroradyoloji Kongre'si başkanlığına seçilmişti.

“Türk Nöroradyologları, bir çok konuda danışman, en yetkili bilim adamı olarak kabul edilmekte”
Türk Nöroradyologlarının dünyadaki başarılarının önemli göstergelerinden biri olan bu ödüle layık olmanın büyük bir onur olduğunu belirten Prof. Dr. E. Turgut Tali, Türk Nöroradyologlarının dünyada artık önemli ve saygın bir konuma geldiklerini, birçok konuda son sözü söyleyen otörler olarak kabul edildiklerini söyledi. Özellikle klinik araştırmalar ve girişimsel nöroradyoloji alanında dünyada ilk sıralarda yer almaya başlayan Türk Nöroradyologları, birçok konuda danışman, en yetkili bilim adamı olarak kabul edilmekte, çalıştıkları kliniklere tüm dünyadan bilim insanlarının eğitim almak üzere başvuruda bulunmakta olduğunu ve hatta kabul edilmek için sırada beklediklerini ekledi.

Girişimsel Nöroradyolojide Kullanılan Cihaz ve Malzeme Üreticileri
Prof. Dr. Tali, “Bu eğitim ve araştırma faaliyetlerini değerlendiren birçok önemli tıbbi cihaz ve girişimsel nöroradyolojide kullanılan malzemelerin üretici firmaları, Türkiye’de de araştırma geliştirme ve eğitim merkezleri açtı. Bu yeni cihazların denemeleri, bu cihazlarla yapılan uygulamalar, yeni malzemelerin geliştirilmeleri, uygulamaları ülkemizdeki bu merkezlerde yapıldıktan sonra dünyaya tanıtılmaya başlanmakta, bu yeni cihazların, malzeme ve yöntemlerin kullanılma-uygulamaları ile ilgili eğitimleri de ya ülkemizde yapılmakta ya da bizzat gidilmek suretiyle yerinde gene Türk nöroradyologlar tarafından verilmekte” dedi.

Avrupa İleri Düzey Nöroradyoloji Kursları Ülkemizde Yapılacak
Prof. Dr. Tali, Türk Nöroradyologları ve Türk Nöroradyoloji Derneği tarafından düzenlenen Anatolian Course of Interventional Neuroradiology (ACINR) gibi kursların artık dünyada en prestijli ve mutlaka gidilmesi gereken kurslar olarak kabul edilmekte olduğunu kaydederek, bunların yanı sıra birçok uluslararası kuruluş ve kurumdan kurs düzenleme talepleri geldiğini belirtti. 2011 yılında Anatolian MRG, Erasmus Nöroradyoloji kurslarının ve 2012-2014 yılları arasında da Avrupa Radyoloji ve Nöroradyoloji Okulu kapsamındaki Avrupa İleri Düzey Nöroradyoloji Kurslarının ülkemizde kendisi tarafından düzenleneceğini dile getiren Prof. Dr. Tali, Avrupa ve diğer tüm ülkelerden katılacak nörobilim insanlarına ülkemizde eğitim vereceklerini söyledi.

“Türk Nöroradyologların Ülkemizde Gereken Saygı ve İlgiyi Görmüyor”
Türk Nöroradyologların, dünyadaki bu başarılarına, uluslararası kuruluşların gösterdikleri ilgi ve desteğe rağmen ülkemizde gereken saygı, ilgi ve desteği görmediğini söyleyen Prof. Dr. Tali, eski uzmanlık tüzüğünde yer alan Nöroradyoloji üst ihtisasına, tüm uyarı ve çabalara rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya koyulan yeni uzmanlık tüzüğünde yer verilmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tali, dolayısıyla da nöroradyoloji alanında bir uzmanlık, yetki ve uygulama karmaşasına yol açıldığını da belirtti.

Prof. Dr. Leeds, Prof. Dr. Tali, Prof. Dr. Hesselink (ASNR Başkanı)

18 Temmuz 2010 Pazar

"SAĞLIK TURİZMİ AÇISINDAN ÜLKEMİZİN GELECEĞİ PARLAK"

Uzmanlar zaman ve mesafe parametreleri dışında bir hastanın kendi ülkesindeki tedavi maliyetinin 15 bin ila 20 binden daha yüksek olduğu durumlarda hastaların seyahat kararı almaya değer bulduğunu kaydediyorlar. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semih Baskan konu ile ilgili şunları söyledi: “Türkiye’de sadece 1 milyon 750 bin yabancı hastaya sağlık hizmeti sunarak 2007 yılında 23.3 milyon geleneksel turistten elde ettiği gelirin aynısını sağlık turizminden elde edilmesi mümkün.

Başkan Prof. Dr. Semih Baskan, turistin gittiği yerde hem tatil hem de uygun fiyatla tedavi olma imkanını da yakaladığını kaydetti. Özellikle Sağlık Turizmi son 10 yıl içerisinde çok hızlı bir büyüme ile dünya çapında bir endüstri haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Baskan, “Tüm dünyada insanlar başta göz, diş veya cerrahi tedavi olmak istiyor. Aynı zamanda turistler, gezmek görmek, gittikleri ülkelerin tüm etkinliklerini tanımak için diğer ülkelere seyahat ediyorlar. Bir başka değişte sağlık turizmini geliştiriyorlar. Sağlık turizmi denildiğinde Hindistan, Tayland, Singapur, Tayvan ve Türkiye ilk akla gelen ülkeler oluyor. Burada özellikle çarpıcı rakamlar dikkat çekiyor. Tedavi için 100 dolar ödeyen bir hasta için tedavi maliyeti, bu ülkelerde 7-8 dolara kadar düşebiliyor” diye konuştu. .

“ABD’de 40-60 Bin Dolarlık Kalça Ameliyatı, Türkiye’de 8-18 Bin Dolar”
Bu gelişmenin altında internetin kullanılmasıyla daha uygun ve ucuz merkezlerin aranması gibi bir takım olanakların artmasının da etkin rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Baskan şunları söyledi: ”Burada en başta Amerika sağlık turizmini uyguluyor. ABD’de tedavi çok pahalı, özellikle kozmetik ve diş tedavilerinin sağlık sigortası kapsamında olmaması veya pahalı olması nedeniyle insanlar daha çok güney ülkelerine seyahat ediyorlar. Tercihen ortopedi ve kardiyovasküler cerrahi, ABD’de bütün tedaviler çok pahalı bu nedenle örnek vermek gerekirse bir kalça ameliyatı ABD’de 40 bin ile 60 bin dolar civarında dolaşırken, sayılan bu ülkelerde bu işlemlerin 8 bin ila 18 bin dolar arasında değişiyor”

Sağlık Turizmi Tersine Göçü Arttırıyor
Sağlık turizminin faydaları arasında özellikle Güney Asya’daki bazı ülkelerdeki şehirlerin medikal turizmden elde ettikleri geliri bütün hastaneleri finanse etmek için kullandıklarını belirten Prof. Dr. Baskan, “Bir başka değişle iç alana bu parayı aktararak şehirde oturanlara da daha yüksek kalitede hizmet verme olanaklarını gelişiyor. Bu durumda Sağlık Turizminde evde iyi maaş imkanı, iyi eğitimli ve tıbbi bakım gerektiren profesyonellerin kendi ülkelerine dönmesine neden oluyor. Bu ülkelerden ABD başta olmak üzere pek çok ülkede bulunanlar gerisin geri kendi ülkelerine dönüyorlar. Dolayısıyla bu defa tersine göç başlıyor” dedi.

“Ülkemizde Termal Tesislerin 3’te Biri Kullanıma Açık”
Türkiye’nin sahip olduğu 1800 termal kaynak iyi planlandığı takdirde, 10 milyar dolar gelir elde etme potansiyeline sahip olunduğunu belirten Prof. Dr. Baskan, “Tüm termal kaynakların sadece 600’ü açık durumda bulunuyor. Sadece 3’te biri kullanıma açık bu kaynakların, tam kullanımı halinde 60 bin yatak kapasitesi gerekiyor. Şu anda termal tesislerin 15 bin yatak kapasitesi var. 15 bin yatağın sadece 1500 yatak kapasitesi nitelikli sayısı arttırılmalıdır. ABD’de Kasım 2008 yılında Başkan olan Obama’nın en önemli çabası 47 milyon civarındaki sosyal güvenceden yoksun insanların sigorta kapsamı içerisine alınmasıydı. Amerika’da akıl, vücut ve ruh sağlığı da bu sağlık turizmi içerisinde önemli olarak yer tutuyor. Dolayısıyla tüm dünyada 4 yıl içerisinde boyutlarının 100 milyar dolara ulaşabileceği hesaplanıyor. Bundan iyi bir pay alabilmemiz için, önemli adımlar atılmalı” şeklinde konuştu.

“Türkiye’ye Gelen Bir Tıp Turisti Ortalama 8 Bin Dolar Para Harcıyor”
Avrupa’da yaşlanan nüfus ve küçülen iş gücü sebebiyle emekli aylığı, yaşlıların bakımı gibi konularında, ekonomik güçlükle karşı karşıya kalındığını vurgulayan Prof. Dr. Baskan, özellikle bu konuda da yapılabilecek çok sayıda çalışmanın olduğunu ifade etti. İsveç’in bu konuda ön plana çıkmış çalışmaları olduğuna değinen Prof. Dr. Baskan, “Yaşlılara düşkünleşmeden veya yatalak olmadan, henüz 60-70 yaşlarında iken bakıma ve bilgilendirmeye değer bulunuyor. Bugün dünyada 600 milyondan fazla insan fiziki veya zihinsel engelle yaşamak zorunda kalıyor. Gelişmekte olan toplumlarda kendi ülkemizde bunun bir örneği; engellilerin durumunun gelişmiş toplumlara göre daha zor olduğunu biliyoruz. Toplumun içerisinde bulunan engelli insanların, yürümesi ve toplu taşıma araçlarına binmesinin sorun olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye, bu konuda hedef ülke olarak kendisine Avrupa, Ortadoğu Afrika ülkeleri, Orta Asya ve komşu ülkelerini seçebilir. Bizim bu 4 bölgeyi hedef almamız gerekiyor, buralardan bize turist gelebilmesi için. Yapılan araştırmalarda yabancı hastalara tedavi sunan hastanelerden elde edilen verilere göre Türkiye’ye gelen bir tıp turisti ortalama 8 bin dolar para harcıyor. Bu bağlamda sağlık turistinin sadece cerrahi müdahalesi ile geleneksel turistten 30 kat daha fazla KDV yaratması mümkün.

“Ülkemiz Dünyada 7. Avrupa’da 1.”
Termal kaynakları açısından ülkemizin Dünyada 7. Avrupa’da 1. sırada yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Baskan, ancak yapılacakların çok olduğunu kaydetti. Sağlık turizminin başkenti olarak İstanbul’u düşündüklerini, bu konuda önemli merkez olduğunu dile getiren Prof. Dr. Baskan, “200’ü aşkın özel hastane 10’u aşkın üniversite bunların en az 50 tanesi çok lüks ve modern, uluslararası akreditasyon kurumlarından onaylanmış hastaneler. Dolayısıyla bu merkezlerde, sağlık turizmi hizmeti verilebilir. Bunun yanı sıra son 10 yıldır sadece İstanbul değil, Ankara ve İzmir’de de hastanelerin hem teknolojik alt yapısı hem de konfor ve kalitesi Avrupa’dakilerle eşit düzeye geldi. Bilgili ve yetenekli doktor ve personelinde sağlık hizmeti verebiliyor. Buna karşın 2007 yılının verilerine göre bir turist ortalama 600 dolar bırakıyor.”

17 Temmuz 2010 Cumartesi

GENEL CERRAHİ KONGRESİNDE İLKLER YAŞANDI

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nin bilimsel program zenginliği, katılımcılara yurt içi ve yurt dışından meslektaşları ile bilgilerini paylaşma, gelişmelerden haberdar olma ve sorunlarını tartışma imkanı sağlandı. İki yılda bir yapılan kongre hakkında TCD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulundu.

Türk Cerrahi Derneği (TCD) tarafından düzenlenen 17. Ulusal Cerrahi Kongresi, Ankara’da gerçekleştirildi. Bir yıla yakın bir sürede hazırlık döneminin ardından kongre, 26-29 Mayıs 2010 tarihleri arasında yaklaşık 3 bin kişilik katılımla yapıldı. Bu kongrede ilk defa kongre Başkanı Türk cerrahi derneği başkanı olmadı. Düzenleme kurulu Dernek yönetiminden oluşmayan 17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nin Başkanlığını ise İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Dursun Buğra üstlendi. Kongre konuları belirlenirken yapılan anket sonucunda oluşturulan program sonucunda yenilikler yapıldı. Özellikle ön plana çıkan konulara daha fazla yer verildi. 20’den fazla bilimsel kurul toplantısı yapılarak hazırlanan program. Bu zamana kadar yapılan kongreler içerisinde rekor sayılara ulaştıklarını kaydeden TCD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, toplantının 3 bin katılım, 86 stand ve 48 firma tarafından desteklediğini kaydetti. İki yılda bir gerçekleştirilen kongrede tüm genle cerrahi konularını kapsadığını dile getiren Prof. Dr. Terzi, cerrahların günlük hayatlarında en sık karşılaştıkları sorunlar, probleme dayalı çözüm yöntemi ile yani günümüzün çağdaş öğrenme yöntemlerini kullanarak olguların çeşitli bilim insanları tarafından tartışılması üzerine vurgulandı. Prof. Dr. Terzi, konferans yerine olgu üzerine tartışmalı paneller düzenlediklerini ifade etti.

“Sanal Akademi”den Azerbaycanlı Cerrahları Faydalanacak
17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde TCD’nin Türkiye’de ilk defa kullanıma açtığı elektronik öğrenme platformu “Sanal Akademi”den Azerbaycanlı cerrahların da faydalanabilmesi için TCD ile Azerbaycan Sağlık Bakanlığı arasında bir protokol imzalandı.


“Cerrahlar İşsizlik Tehlikesi ile Karşı Karşıya”
Türkiye’de genel cerrahi alanında hazırlanan Türk Cerrahi Derneği (TCD) “İnsan Gücü ve İş Yükü Raporu” kongrede, katılımcılara sunuldu. Çalışma ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Terzi, ilerleyen yıllarda Türkiye’de işsiz cerrah sayısının artacağı görüşünde. Yürütülen çalışma sonrasında oluşturulan raporun hızla artan cerrah oranını gözler önüne serdiğini söyleyen Prof. Dr. Terzi, “Artış bu hızla devam eder ve Sağlık Bakanlığı’nın istihdam politikaları değişmezse yakın bir gelecekte işsiz kalma sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz” dedi.
İlgili tespit konusunda gerekli mercileri uyardıklarını anlatan Terzi, “Sorunu Sağlık Bakanlığı ve ilgili genel müdürlükler ve müsteşara ilettik. Çalışmamız değerli bulundular ve önemle karşıladılar” bilgisini verdi. Türkiye’deki hekim dağılımı konusunda da önemli veriler içeren raporla ilgili Prof. Dr. Terzi, “Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde nüfusa bağlı değerler göz önünde bulundurulduğunda aşırı bir yığılma olduğunu tespit ettik. Bu yığılma mecburi hizmete rağmen var. Sorunun çözümü için ciddi önlemler alınması gerekiyor. Yetkilileri bu konuda da uyardık” diye konuştu. Prof. Dr. Terzi, raporun yüz sayfalık bir kitapta derlenerek yayınlandığını ve bu paylaşım sayesinde mesleğin geleceği ile ilgili kaygılarını meslektaşlarıyla paylaştıklarını sözlerine ekledi.

“İdeallerimize Ulaştık”
İki yıldır Türk Cerrahi Derneği (TCD)Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Terzi, “Ekibimizle birlikte daha önceden başlatılmış çalışmaları ileri noktalara taşımanın yanı sıra yeni alanlarda da çalışmalar yürüttük. Uyum içerisinde yoğun çalışmalar yürüten bir ekip olarak çok verimli iki yılı geride bıraktık diye düşünüyorum” dedi.


“Ankara’da Bilimsel İçerik Ağırlıktaydı”
Prof. Dr. Terzi, “TCD tarafından genellikle tatil yörelerinde düzenlenen Ulusal Cerrahi Kongresinin Ankara’da yapılması Yönetim Kurulunun en büyük hayallerinden biriydi ve bu yıl hayalimize ulaştık. TCD’nin ilk kongresi yıllar önce yine Başkent’te yapılmıştı. Kongreyi yeniden Ankara’ya almak konusunda çok kararlıydık. Bu kararın ne kadar doğru olduğunu gördük” dedi.

“İlk sanal akademiye katılım 4 bin givi rekor sayıya ulaştı”
Yapılan çalışmalar ile ilgili de bilgi veren Terzi, yenilik anlamındaki en önemli çalışmalardan biri olan “Türk Cerrahi Derneği Sanal Akademisi” hakkında, “Bu bir elektronik öğrenme programı ve Türkiye’de bir ilk. Yaklaşık altı aydır web üzerinden sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim programı anlamında uzmanlara ve asistanlara yönelik bir eğitim programı başlattık. Katılım 4 bin gibi rekor bir sayıya ulaştı. Bizden sonra diğer uzmanlık dernekleri de bu alanla ilgilenmeye başladı” açıklamasında bulundu.

Cleveland Klinik’te Burs Müjdesi
TCD’ye ilk onursal üye olarak kabul edilen ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Dr. Feza Remzi, yurt dışındaki çalışmalarını Türk meslektaşları ile paylaştığı kongrede; TCD yönetiminin koyacağı kriterlerle belirlenecek olan bir hekime, Cleveland Kliniği bursu sağlayacaklarını bildirerek, “Dernek Yönetim Kurulunun koyacağı kriterler ile belirlenecek bir hekim meslektaşım, görev aldığım klinikte kendisine sağlanacak burs ile iki ay boyunca çalışmalar yürütme imkanı bulacak. Böylesi bir imkanı sağlayabilmekten ve ülkemin bana verdiklerine bir parça olsun cevap verebilmekten son derece mutluyum” dedi.
Kongreye, kanser cerrahisinde çığır açmış olan bir otör Balck Cady ve Amerika, İngiltere’den 12 konuşmacı katıldı.


“Etik Kurallar”
Kongrelerde uyulması gereken “Etik Kurallar” denilen ilkeleri yayınladıklarını kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Buna göre bütün konuşmacılar konuşmaya başlamadan önce ilaç firmalarıyla ya da biyomedikal endüstri firmalarıyla her hangi bir finansal ilişkisi olup olmadığını konuşmacılara duyurmak zorundalar. Bu bir etik kural olarak uzun yıllardır yurt dışında uygulanıyor, bizde de dinleyiciye şeffaf davranmış oluyoruz” dedi.

Asistan Komisyonu
Türk Cerrahi Derneğine bağlı bir asistan komisyonu kurduklarını ve bunun da bir ilk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Türkiye’deki bütün cerrahi kliniklerinden asistan temsilcileri seçtik. Onlar kendilerine bir çalışma yönergesi oluşturdular” dedi.

Asistanlar sorunlarını düzenlenen forumda paylaştı
Gerçekleştirilen kongrede TCD tarafından hazırlanan “İnsan Gücü ve İş Yükü Raporu” katılımcılara sunuldu. Oturumda, “Ankara, İstanbul ve İzmir’de mecburi hizmete rağmen aşırı bir cerrah yığılması olduğu; gerekli önlemler alınmadığı takdirde işsiz cerrah sayısında artış yaşanacağı” uyarısında bulunuldu.

Genel Cerrahi Yeterlilik Sınavı
Yeterlilik sınavının 2000 yılında uygulama başlandığını söyleyen Prof. Dr. Terzi, derneğin sınavlarına girip yeterlilik sertifikası alan genel cerrahların, kamuoyunda güncel bilgilerle donatılmış olduğunu belgelerle sunabildiğini belirtti. Prof. Dr. Terzi, iki aşamalı yapılan sınava 112 cerrahın katıldığını ve içlerinde doçent olan cerrahların da yer aldığını kaydetti.

Hemşire Programı
Gerçekleştirilen kongre, hemşirelere de kendi sorunlarını ve çalışmalarını paylaşma imkanı sağladı. Cerrahi hemşireleri dört gün süren kongre boyunca, hazırladıkları bilimsel program kapsamında oturumlar düzenledi.

15 Temmuz 2010 Perşembe

OTTO BOCK ANKARA OFİSİ AÇILDI

Otto Bock firmasının Ankara Ofisi görkemli bir tören ile açıldı. Törene katılan Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt, Sağlık Dergisi’ne çarpıcı açıklamalarda bulundu ve Protez- Ortez alanında lisans eğitimi hazırlıklarının yapıldığının müjdesini verdi.

Otto Bock firmasının Ankara Ofisi görkemli bir tören ile açıldı. Törene, Otto Bock Türkiye Genel Müdürü Hasan Ürey, Özürlüler İdaresi Başkanı Abdullah Güven, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı Yusuf Çelebi, ISPO Türkiye ve Türkiye Protez-Ortez Bilim Derneği Derneği Başkanı Profesör Doktor Serap Alsancak, Ortopedik Protez ve Ortezciler Derneği Başkanı Mustafa Gültekin, Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt ve Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Dr. Eckart Cuntz katıldı.
Otto Bock Türkiye Genel Müdürü Hasan Ürey, servis hizmetleri gibi tüm faaliyetlerin yürütülmesinde kullanıcıya daha iyi hizmet verebilmek amacıyla Ankara’da ofis açtıklarını belirtti. Ürey, bu ofiste mesleki eğitim, mezuniyet sonrası eğitim ve yeni ürünlerde teknik bilgilerle ilgili sürekli seminerlerin düzenleneceğini dile getirdi.


91 Yıldır Sektörde…
Otto Bock Doğu Avrupa, Ortadoğu Afrika Başkanı Karl Heinz Burghardt Sağlık Dergisi’ne özel açıklamalarda bulundu. 91 yıl önce kurulan firmanın kurucusu olan Otto Bock’un ismini taşıdığını söyleyen Burghardt, Otto Bock’un seri üretime geçen ve ortopedi endüstrisini ilk kuran kişi olduğunu belirtti. Firmanın kuruluşundan bu yana bilgi ve gelişmelerini hastaya en iyi hizmeti sunacak şekilde oluşturmaya çalıştıklarını kaydeden Burghardt, araştırmaların devam ettiğini söyledi. Burghardt, ürünlerini uzvunu kaybeden bir kişinin ihtiyacını sağlayacak şekilden doğala yakın olarak üretildiğini ifade etti.


“Protez Ortez Lisans Eğitimi Hazırlıkları Yapılıyor”
Türkiye ile işbirliğinin yıllar öncesine dayandığını dile getiren Burghardt, amaçlarının sadece ürün satmak olmadığını, aynı zamanda bilgi ve birikimlerini işbirliği yaptıkları kurumlara aktarmak olduğunu vurguladı. Burghardt, “Amacımız alt yapı hazırlayarak, birlikte Protez ve Ortez endüstrisini bir anlamda geliştirmek, kalkındırmak ve eğitime katkıda bulundurmak. Eğitim alanında da çalışmalarımız var. Örneğin önde gelen bütün üniversitelerle işbirliğimiz var. Protez ve Ortez teknikerliğini, kurumsallaştırmak ve geliştirmek istiyoruz. Bu mesleğe daha yüksek bir diploma derecesi kazandırmak üzere çalışmalarımız sürüyor. Protez- Ortez teknikerliği üzerine gelişmeler ve Protez- Ortez Teknik Lisesi de bizim katkılarımızla kuruldu. Şimdi de 4 yıllık lisans programı hedefliyoruz. Almanya’da Protez ve Ortez teknikerliği üzerinde bir unvan var, sonrasında ustalık eğitimi alınabiliyor. Ustalık eğitimi bitirme projesiyle tamamlanıyor. Bir de lisans tamamlayıp Protez- Ortez üzerine mühendislik eğitimi alınabiliyor. Ancak, Türkiye’de bu mümkün değil ve mevcut olan konsepti uyarlamaya çalışıyoruz. Tabii bu çok kolay olmuyor. Alınan diploma ile uluslararası kurumlarca tanınmasını hedefliyoruz. Böylece Türkiye’deki okullardan mezun olanlar, farklı ülkelerde çalışabilmeli” dedi.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

AVİCENNA İLE PERFORMANS TAKİBİ

Datasel ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ortak çalışması sonucunda, Avicenna Hastane Bilgi Yönetim Sistemi kapsamında geliştirilen Performans Sistemi sayesinde adil performans değerlendirilmesi sağlanıyor.

Datasel Bilgi Sistemleri A.Ş. tarafından Gazi Üniversitesi ile birlikte geliştirilen Performans Sistemi bilgilendirme toplantısı kullanıcılar tarafından büyük ilgi gördü. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları anabilimdalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. M. Orhun Çamurdan ve Datasel Bilgi Sistemleri Yazılım Geliştirme Grup Lideri Özden Güven, Gazi Üniversitesinde uygulanmakta olan performans sistemi hakkında bilgi verdi. Sistem mevzuat bağlamında, 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun 58. maddesini ve Maliye Bakanlığının 18 no’lu Tebliğ’ini esas alıyor.

“Dağıtılacak Meblağ ve Katkı Payları Dağılımı Her Ay Dinamik Olmalı”
Bu çalışmaya başladıklarında sistemle ilgili yeterli kaynağın olmadığını kaydeden Doç. Dr. Çamurdan şu bilgileri verdi: “Üniversitede performans sistemine aktarılan meblağ, hastanenin o ayki gelir ve giderine göre belirleniyor. Sabit dağıtım sistemleri, hastane zarardayken bile ödeme yapılmasını gerekli kıldığı için riskli olabiliyor. Sistemin, her ay dağıtılacak katkı paylarının dinamik olarak belirlenmesi ve dağıtmasını sağlayacak nitelikte olması gerekiyor.

“Havuz Sistemi Performans Mevzuatına Uygun Değil”
Gazi Üniversitesi’nde, dağıtılacak meblağdan doktorların alacakları payların belirlenmesinde katsayı sistemi uygulanıyor. Doktorların alacağı paylar saat 14.00 sonrasında bizzat bilfiil yapılan işlemlerin belli prensipler çerçevesinde hesaplamalara tabi tutulmaları yoluyla bulunan doktor bazlı katsayıyla belirleniyor. Hakedişler kişisel performans üzerinden hesaplanıyor. Havuz sistemi mevzuata uygun değil.


Döngü Sistemi
Performans sisteminin genel algoritması; işlem bazında kazanç katsayısı, doktor kazanç katsayısı ve doktor hakediş katsayısının hesaplanması sonucunda dağıtılacak katkı paylarının belirlenmesi şeklinde kurgulanmış. Performans uygulamasında hastaların doktorlara adil ve iş barışını bozmayacak şekilde dağıtılmasını sağlamak üzere otomatik bir döngü sistemi tasarlanmış. Polikliniğe başvuran veya yatışı verilen hastalar genel hastaysa bölümde çalışan tüm öğretim üyeleri, bölümün alt departmanına ait bir hastaysa ilgili departmana ait öğretim üyeleri arasında döngüsel tarzda otomatik olarak dağıtılıyor. Hastanın muayene olmak istediği doktoru beyan etmesi veya herhangi bir öğretim üyesinin bir hastaya kendisinin göreceğini söylemesi halinde, sekreterya ilgili doktoru sisteme kaydediyor ve döngü sistemi devreden çıkıyor. Hasta, sistem tarafından atanan doktor değil, başka bir doktor tarafından görüldüğünde, atanan doktoru değiştirme yetkisi de sekreteryaya ait oluyor. Atanan doktor ve diğer doktorun imzalayacakları bir pusula ile bu değişim gerçekleşiyor, bu müdahale istendiğinde kayıtlar dökümante edilebiliyor.

Hizmeti Gerçekleştirebilir Doktor
Hastanede verilen tüm hizmetler için, “Hizmeti gerçekleştirebilir doktor” listesi sisteme tanıtılmış durumda. Örneğin; “MR, sadece radyoloji doktorları tarafından ve hatta radyoloji bölümü içinde belli radyologlar tarafından yapılabilir” şeklinde. Hastanın konsültanı doktor söz konusu hizmeti yapabiliyorsa, döngü sistemi çalışmıyor ve hastanın sahibi doktor hizmeti gerçekleştirmek/konsülte etmekle görevlendiriliyor. Hastanın sahibi olarak belirlenmiş doktor, bu hizmeti gerçekleştirebilir olarak sisteme tanıtılmamışsa, ilgili bölümde hizmeti verebilecek doktorlardan sırası gelen doktor, döngü sistemi vasıtasıyla hizmete atanıyor.

“Her Doktorun Sistemden Faydalanma Şansı Eşit”
Döngü sisteminin yararları; her doktorun sistemden faydalanma şansı eşit oluyor ve kullanıcıları, doktor bilgisini sisteme kaydetme zahmetinden kurtarıyor. Döngü sistemi; hastaya/hizmete ataması yapılan doktorun bu hizmeti gerçekleştirmek/konsülte etmekle yükümlü olması klişesine dayanıyor. Yine, hastayı karşılayan asistanın görevi de sistemde hastanın konsültanının kim olduğunu saptayarak o konsültana danışmak olarak kurgulanmış.


Neden Gider Hesabı Yapılıyor?
Fakültedeki hakedişler, gelir gider farkından hesaplanıyor. Amaç, gider kalemlerinin karşılanması için kaynak oluşturmak değil. Bu giderlerin karşılığı, performans yönetim sistemine kaynak aktarımı yapılırken zaten hesaba katılıyor. Burada amaç, sistemin içinde yer alan doktorlar arasında performans açısından bir kıyas unsurunun oluşturulması.

Hangi Muayene Daha Değerli?
Performans sistemlerine dahil edilecek parametreler objektif ve ölçülebilir olmalı. İşlemin zorluğu, süresi, riski, sorumluluk yüklenme düzeyi, hasta memnuniyeti; bu tür parametrelerin belirlenmesi ve farklı parametrelerin farklı işlemler içerisindeki payının hesaplanması uzun vadede ve geniş katılımlı bir ekiple çözümlenmesi gereken bir konudur. Mesela bir göz muayenesi mi, yoksa nörolojik muayene mi daha değerli? Hangi girişim daha değerli sayılacak? Apandisit ameliyatı mı, tiroidektomi mi, yoksa kateter ile stent konması mı? Bu tür parametrelerin sisteme tanımlanması ve bu verinin doğruluğunun denetlenmesi süreci oldukça sıkıntılı bir süreçtir. Riskli girişimler yapılan ve sonucun rölatif olarak kötü olduğu bir bölüm ile yüz güldürücü sonuçlar alınan bir bölümün kıyaslaması nasıl yapılacak? Bu verinin bu hasta için veritabanına doğru kaydedildiği nasıl denetlenecek? O nedenle sistem kabul edilebilir parametreler ile performans ölçümü ve değerlendirmesi yapmalıdır.

SUT Fiyatları Kullanılıyor
Gazi Üniversitesinde uygulanan performans sistemi için gelir tanımlamasında Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatları kullanılıyor. Gider hesabına yönelik olarak; hastanenin giderleri, işlem bazına yansıtılabilir giderler ve işlem bazına yansıtılmayacak genel giderler olarak ikiye ayrılıyor. İşlem bazında maliyet hesabında kullanılacak giderler içinde; faturaya yansıyan ve işlemler için kullanılan ilaçlar ve sarf malzemelerinin alış bedelleri, laboratuvar kit-kimyasal bedelleri veya laboratuvar hizmet alımı giderleri, cihaz/demirbaş giderleri (amortisman, bakım-onarım, malzeme) yer alıyor. İşlem bazına yansıtılmayacak gider kalemleri arasında; faturaya yansıtılamayan sarflar ve ilaçlar, akademik ve idari personelin döner sermayeleri, sözleşmeli idari personelin maaşları, elektrik, ısıtma, su, hizmet alımı giderleri (yemek, temizlik, güvenlik, asansör, vb.) bulunuyor.

Performans nasıl pay ediliyor?
Sistemde işlemler: Yatan hastada yatak ücreti; ilaçlar; sarf malzemeleri; anestetik maddeler; radyofarmasötikler; raporlama sırasında yorum gerektirmeyen laboratuvar işlemleri; saat 14:00 öncesi yapılan gelir getirici işlemler ve saat 14:00 sonrası yapılan gelir getirici işlemler olarak gruplandırılıyor.

İşlem bazında gelir; yani tüm hizmetlerin SUT karşılığı bedelleri, gelir hanesine yazılıyor.

Paket Hesabı
Fakülte hastanesinde, tanıya dayalı işlemler için paket hesabı yapılıyor. Paket işlem ile paket dahilinde hastaya verilen hizmetler birbirleriyle mukayese edilerek, paket içi hesap algoritması çalıştırılıyor ve buna göre gelir ve giderler tekrar düzenleniyor. Hastaya uygulanan ameliyatın, iki doktor tarafından yapıldığını varsayalım. O halde işlem kazancı, doktorlar arasında nasıl pay edilecek? Bu tip hizmetler, katkısı olan her doktor için ayrı hesaplamalara dahil ediliyor ve hizmetin gelirinden tüm doktorlar belirli oranlar nispetinde faydalandırılıyor.”

Datasel ile Eğitimler Devam Edecek
Datasel Yönetim Kurulu Murahhas üyesi ve Genel Müdürü Andonis Filippidis toplantı ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bu toplantı bizim için çok önemliydi ve performans ile ilgili çalışmaların teorikten uzak, pratik olarak izlenmesi için imkan sunuldu. İlk defa böyle bir çalışma oldu. Oturmuş bir çalışma olduğu için bu toplantıda, sektördeki çalışanların bir araya gelerek paylaşım sağlanmasını hedeflendi. Böyle performans sistemlerinin hastanelerde kurulması yeni gelişmelerle birlikte gereklilik haline gelmiştir. Amacımız mevcut deneyimlerimizin sektör çalışanları ile paylaşılması idi, bunu da başardığımıza inanıyoruz.”

13 Temmuz 2010 Salı

MİNİVAL İNVAZİVDE SON NOKTA: TEK PORTTAN LAPAROSKOPİK CERRAHİ

Altı aylık bir gebede sadece göbekten girilen tek bir port ile kolesistektomi ameliyatı uyguladıklarını belirten Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Topgül, Tek Port Laparoskopik Cerrahisi üzerine Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Minimal İnvaziv Cerrahi son 20 yılda cerrahinin rotasını büyük ölçüde değiştirdi. Daha küçük kesiler ve daha az cerrahi travma hastaların ameliyat sonrası konforlarını, normal yaşam ve işe dönüş sürelerini olumlu şekilde düzeltti. Bu özelliklerle beraber açık olarak yapılan birçok ameliyat aynı cerrahi prensiplere sadık kalınarak uygulanabilir düzeye geldiğini hatırlatan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Topgül, hatta kolesistektomi ve reflü ameliyatı gibi bazı işlemlerde laparoskopik cerrahinin altın standart olduğunu ifade etti.

Tek Porttan Laparoskopik Cerrahi
Laparoskopik cerrahideki gelişmeler hem kullanılan el aleti ve cihazlarda gelişmeleri tetiklerken bir yandan da nasıl daha da az invaziv olunacağını gündeme getirdiğini belirten Doç. Dr. Topgül, “Bu arayışlar laparoskopik cerrahide yeni bir halka olan tek porttan laparoskopik cerrahinin (Single İncision Laparoscopic Surgery) doğuşuna neden oldu. Dünyada yeni yeni uygulanan bu teknik ülkemizde de hemen gündeme girdi. Literatürdeki ilk seriler ve olgu sunumlarında da Türk cerrahlar hemen yerlerini aldı” diye konuştu.

“Altı Aylık Bir Gebede Sadece Göbekten Girilen Tek Bir Port İle Kolesistektomi Ameliyatı”
Laparoskopik cerrahiyi yakından takip ettiklerini ve kliniklerinde uygulamaya başladıklarını bildiren Doç. Dr. Topgül, “Bu uygulamalardan biri de yine dünyada bir ilk oldu. Altı aylık bir gebede sadece göbekten girilen tek bir port ile kolesistektomi ameliyatı uyguladık. Hastamız 27 yaşında 6 aylık bir gebe idi. Yakın aralıklarla iki kez bilier akut pankreatit atağı geçirdi ve her ikisinde de tıbbi tedavi uyguladık. Hastamıza hastalığı ve olası komplikasyonları anlatıldı ve ameliyat önerildi. Ameliyat öncesi yapılan tetkikleri ve konsültasyonları da sorunsuz olan hastamıza, tek porttan kolesistektomi ameliyatı uyguladık. Ameliyat 85 dakika sürdü. Ameliyat sonrası, sorun yaşamayan hastamız ilk günün sonunda onstetrik konsültasyonları da yapılarak taburcu edildi. Özellikle hastanın 6 aylık gebe oluşu ve el aletlerinin ters açılı olarak çalışılması teknik yönden zorluk yaratabilirdi. Ancak özellikle az koter kullanımı ve uterusa çok az temas ederek sabırlı bir süreç sonunda ameliyatı sorunsuz tamamladık. Tek port laparoskopik cerrahi konvansiyonel laparoskopik cerrahiden daha güç bir teknik. Sadece göbekten girilen özel yapılmış bir port içine 3 trokar girilerek yapılıyor. Safra kesesi karın duvarına dikiş ya da zımba ile asılarak dördüncü bir alet kullanımı gereksinimi ortadan kaldırılıyor. Biz bu hastada safra kesesini de asmadan sadece bir kamera ve iki el aleti ile tekniği uyguladık. Ayrıca kullandığımız portun özelliği olan sol eli dominant yapma karakteri de ilk olgularda zorlayıcı faktör oluyor. Yani sol elinizle diseksiyon yapıyorsunuz. Solaksanız sorun olmayabilir ama sağ el kullanıcıları için her iki elinizi de aynı özellikte kullanmanızı gerektiriyor” dedi.

“Sektör Yenilikler Üzerine Ciddi Şekilde Eğilmiş Durumda”
Önümüzdeki yıllarda laparoskopik cerrahide çok daha yeni gelişmeler yaşanacağını söyleyen Doç. Dr. Topgül şunları söyledi: “Sektör de bunun üzerine ciddi şekilde eğilmiş durumda. Özellikle cerrahların öneri ve eleştirilerini çok dikkate alarak kullanılan malzemelere yeni özellikler ekleyerek olumlu bir yarış içine giriyorlar. Türk cerrahları da bu ve benzeri yeni teknikleri yakından takip ediyor zaman zamanda lokomotifi konumuna geliyor, dünya literatürüne katkıda bulunuyor.”


Resim 1: Göbek insizyonundan uterus görülmekte.


Resim2: Tek porttan girilmiş bir kamera ve iki el aleti görülmekte.


Resim 3: Safra kesesi diseksiyonu sırasında sol altta uterus görülmekte.


Resim 4: Safra kesesi ‘endobag’e yerleştirilirken uterus görülmekte.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

EKMUD İLE ENFEKSİYONLAR KONTROL ALTINDA

Ankara da gerçekleştirilen 3. Türkiye EKMUD Kongresi’nde enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji alanında son bilgilerin paylaşıldığını belirten Dernek Başkanı Prof. Dr. Gaye Usluer, H1N1 pandemisinde Türkiye’nin büyük bir sınav verdiğini söyledi.

2006 yılında kurulan Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği
(EKMUD) her 2 yılda bir düzenlenen ulusal kongre ve bilimsel platform düzenleniyor. Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen Türkiye EKMUD Kongresi 2010 Sheraton Hotel & Convention Center’da yapıldı. Kongrede ülkemiz ve dünya için önemli güncel enfeksiyonlarla ilgili gelişmeler, yeniden önem kazanan enfeksiyon hastalıkları, viral enfeksiyonlar, güncel rehber ve literatürler eşliğinde paylaşıldı. Uzm. Dr. Mustafa Aydın Çevik anısına en iyi üç sözel bildiri ve en iyi üç postere "Uzm. Dr. Mustafa Aydın Çevik Bildiri Ödülü" verildi.

İki Farklı Kurs Yapıldı
Kongrenin ilk gününde katılımın ücretsiz olduğu iki farklı kurs düzenlendi. "TÜBİTAK/EKMUD Proje Teklifi Hazırlama Kursu" ve GATA ile birlikte gerçekleştirilen "Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyolojide Hayvan Deneyleri Kursu". Daha önce düzenlenen kurslarda olduğu gibi interaktif çalışmanın sağlanabilmesi için bu kurslara da sınırlı sayıda katılımcı kabul edildi.

"H1N1’den yaşananlar ve öğrendiklerimiz”
Türkiye EKMUD ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Gaye Usluer, bu yıl ki kongreye 500’e yakın katılım olduğunu ve katılımcıların tüm oturumlara büyük ilgi göstermesinden memnuniyet duyduklarını ifade etti. Ortalama yaşam süresinin uzadığını kaydeden Prof. Dr. Usluer, bu nedenle yaşlılıkta sık karşılaşılan enfeksiyonlarda da artış olduğuna dikkat çekti. Doğru Antibiyotik kullanımının güncelliğini koruduğunu, bu nedenle kongre sırasında enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde hem eski hem de yeni antibiyotiklerin kullanımının tartışıldığını dile getiren Prof. Dr. Usluer, “Yoğun bakım ünitelerinde gelişen enfeksiyonlar ile hastane enfeksiyonları kongrenin önemli konuları arasındaydı. Geçtiğimiz yıl yaşadığımız H1N1 pandemisi herkes adına çok eğitici oldu” dedi.

20. yy da dünyada 3 büyük influenza pandemisinin kayıtlarda olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Usluer, “1918 yılında çok sayıda kişinin ölümüne neden olan İspanyol gribi, 1957 ve 1968’de görülen daha az sayıda kişinin yaşamını kaybettiği pandemiler olmak üzere, bu süreçte ‘Pandemi nedir?’ sorusunun cevabı herkes tarafından öğrenildi. Öncesinde Pandemi sanki var olan bir durumun ciddiyeti gibi algılanıyordu. Bu noktada var olan durumun yaygınlığı anlamına geldiği öğrenildi. Bir pandeminin öyküsü ancak pandemi bittiğinde yazılabiliyor. Bu nedenle başlangıçta yapılan varsayımlar, geçmiş pandemiler üzerinden yapılan matematiksel modellere dayanıyordu. 2010 yılı grip döneminde ne ile karşılaşılacağımızı bilmiyoruz. Dünyada 16 bin ülkemizde yaklaşık 700 kişi pandemi sırasında yaşamını kaybetti. Bu süreçte genel olarak medya olumsuz etkileşim yarattı. Özetleyecek olursak influenza infeksiyonlarından korunmada ve salgının kontrolünde esasın aşılama olduğunu ve özellikle risk gruplarının aşılanmasının çok önemli olduğunun hatırlanması ve vurgulanması gerekiyor” şeklinde konuştu.


EKMUD Kongresinde başlıca şu Konular İşlendi:
“1970’li Yıllarından Günümüze Türkiye’de ve Dünyada Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlarının Artan Önemi”, “ Hepatit B Enfeksiyonu ”, “Pandeminin Ardından
Yaşadıklarımız ve Öğrendiklerimiz”, “Hepatit C Enfeksiyonu ”, “Menenjit Hastalığının Önemi ve Önlenmesi ”, “Seyahat Enfeksiyonları”, “Endüstri- Hekim İlişkileri”, “Hastane Enfeksiyonları İzlemi ve Kontrolünde Yenilikler”, “Toplum Kökenli Enfeksiyonlar”, “Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji de Sorunlar”

Not: 3. Türkiye EKMUD Kongresi’nde yapılan Genel Kurul sonucunda yeni başkan Prof. Dr. Haluk Vahapoğlu seçildi.

11 Temmuz 2010 Pazar

ANKARA TIP’A MODERN HEMODİYALİZ ÜNİTESİ

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesi, Periton Diyaliz Ünitesi ile birlikte yenilenerek hizmete açıldı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı bünyesinde 1974 yılında kurulan, 1985 yılında da İbn-i Sina Hastanesi’ne taşınan Hemodiyaliz Ünitesi, Periton Diyaliz Ünitesi ile birlikte yenilenerek hizmete açıldı. Yenilenen Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz Ünitelerinin açılışı için, 21 Haziran tarihinde Ünitelerin İbn-i Sina Hastanesi 6’ıncı katındaki yerlerinde bir tören gerçekleştirildi. Açılışa Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Yasemin Oğuz ile Prof. Dr. Nilgün Halloran, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Dekan Yardımcıları, Prof. Dr. T. Murat Özsan, Doç. Dr. Murat Törüner, Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Karatan’ın yanı sıra çok sayıda öğretim üyesi, hemşire ve idari personel katıldı. Ayrıca Ünitelerin bugünlere gelmesinde katkısı bulunan Prof. Dr. Nusret Aras, Prof. Dr. Semih Başkan, Hemodiyaliz Ünitesi Kurucusu Prof. Dr. Ergün Ertuğ ile Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Bülent Erbay açılıştaki diğer davetlilerdi.

Katkı Sağlayan Firmalara Plaket Verildi
Hemodiyaliz Ünitesi’nin yenilenmesinde emeği geçen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Roche, Eczacıbaşı Baxter, Santa Farma ilaç, Ece Tıbbi Ürünler ve Sistemleri ve Sasan Sağlık Malzemeleri Üretim ve Pazarlama Genel Müdürü Mustafa Sayın’a plaketleri takdim edildi.


Verilen Desteklerle Hemodiyaliz Ve Periton Diyaliz Üniteleri Yepyeni Hale Geldi
Yenilenen Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz Üniteleri ile ilgili Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Karatan ile Bilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Sim Kutlay, Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi. Hemodiyaliz Ünitesinin 1974 yılından itibaren Türk insanına önemli hizmetler verdiğini dile getiren Prof. Dr. Karatan, bu ünitede böbrek yetmezliği çeken hastalara hizmet verildiğini belirtti. Böbrek yetmezliği hastalığının hayat boyu tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Karatan şu açıklamaları yaptı: “Hemodiyaliz ve Periton Diyaliz yöntemleri ile böbrek tedavisi yapan, kuruluşundan bu yana Türk Tıbbına ve insanımıza hizmet veren bu ünitemiz, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projesi kapsamında verilen kredi, Fakültemiz Dekanlığının katkıları, birçok ilaç ve medikal firmanın destekleriyle günümüz şartlarına göre yeniden dizayn edildi.”


“Hastalar Evden Alınıyor, Tedavileri Yapılıyor ve Yine Evlerine Bırakılıyorlar”
Ünitedeki mevcut 35 yatağın 21’inin yenilendiğini dile getiren Prof. Dr. Karatan şunları söyledi: “Fakültemiz Dekanlığının teminiyle Ünitedeki tüm hasta yataklarına TV koyduk. Ünitede Ultrapur (çok arıtık) su kullanılıyor. Tüm Üniteyi sıfır cihazlarla ve modern bir alt yapıyla donattık. Yine Fakülte Dekanlığının taşımacılık projesiyle, diyalize girecek böbrek hastalarını evlerinden alıyor, diyalize sokuyor, diyaliz işlemi bittikten sonra da yine evlerine bırakıyoruz.”

Sürekli Ayaktan Periton Diyaliz
Periton Diyaliz Ünitesi hakkında da bilgiler aktaran Prof. Dr. Karatan, sürekli Ayaktan Periton Diyaliz (SAPD) Ünitemizde böbrek hastalarının, karın zarlarını, kendi kendine su geçirmek vasıtasıyla, kirli kanın temizlenmesi yöntemine Periton Diyaliz dendiğini, Sürekli Ayaktan Periton Diyaliz (SAPD) Ünitemizde de hastalara bu konuda eğitim verildiğini belirtti.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

"TÜRK SAĞLIK SİSTEMİNDE KALİTEDEN AKREDİTASYONA GİDEN YOL"

2. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresinde "Türk Sağlık Sisteminde Kaliteden Akreditasyona Giden Yol" konulu bir sunum yapan Sağlık Bakanlığı Performans Yönetimi Ve Kalite Geliştirme Daire Başkanlığından Kalite Standartları Geliştirme Şube Müdürü Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Serap Süzük, sunumunda Türkiye'de tüm hastalara hizmet eden kamu, özel ve üniversite hastaneleri için ortak bir hastane hizmet kalite standardı belirlendiğini ifade etti.

Sağlıkta kaliteli hizmet anlayışı dünyada büyük bir ivme kazanıyor. Bu konuda ülkeler farklı politikalar ve çalışmalar yürütüyor. 2. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresinde "Türk Sağlık Sisteminde Kaliteden Akreditasyona Giden Yol" konulu bir sunum yapan Sağlık Bakanlığı Performans Yönetimi Ve Kalite Geliştirme Daire Başkanlığından Kalite Standartları Geliştirme Şube Müdürü Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Serap Süzük, konu hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi. Süzük, “Dünyada sağlık hizmetlerinin kalitesinin arttırılmasına yönelik yapılan çalışmalar artık daha çok ulusal akreditasyon sistemleri üzerinden yürütülüyor. Ülkelerin de böyle bir sisteme yönelmeleri aslında doğal bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Çünkü ülkelerin, sağlık sistemlerinin ihtiyaçları, öncelikleri ve beklentileri farklı boyutlarda olabiliyor. Ayrıca ulusların kendi anadilinde oluşturulan standart seti tüm çalışanlar için anlaşılabilir olmasını da sağlanıyor. Diğer bir önemli nokta ise uluslararası akreditasyon sistemlerinin maddi boyutunun, o ülkeye getirdiği mali yük. Tüm bu nedenlerden dolayı ulusal akreditasyon sistemlerinin oluşturulması tüm dünyada büyük bir hız kazanıyor. Günümüzde ulusal akredite standartlara sahip ülkeler arasında İngiltere, Kanada, Avustralya, Fransa Tayland, Malezya, Kırgızistan, Hong Kong, Dubai, Danimarka, Hollanda Mısır, Hindistan, Polonya ve Japonya gibi ülkeler yer alıyor” dedi.

“Ülkemizde 3 Bin 500 Sağlık Kurumunda Vatandaşa Sağlık Hizmeti Sunuluyor”
Türkiye’de sağlık sisteminde kalite ve güvenlik kavramlarının kullanımının ilk olarak özel sektördeki birkaç kurum aracılığıyla gündeme geldiğini kaydeden Süzük, “Özel sektörle birlikte kamu ve üniversite hastanelerinde de kalite çalışmaları başlatıldı. Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) ile kamu hastanelerinde hizmetin kalite açısından değerlendirilmesi, kurumsal bir yapı kazandı. Dünyada olduğu gibi SDP kapsamında da Türkiye sağlık sisteminde kalite, hasta ve çalışan güvenliği kavramları birlikte değerlendirilir hale geldi. Türkiye’de yaklaşık olarak 3 bin 500 sağlık kurumunda sağlık hizmeti sunuluyor ve SDP’de hedeflenen kalite anlayışı bu kurumların tümünü kapsıyor” şeklinde konuştu.

Sağlık Bakanlığı Kaliteli Sağlık Hizmeti Çalışmaları
Süzük, Sağlık Bakanlığı bünyesinde sistemin oluşturulmasındaki alt yapı çalışmalarını şu şekilde özetledi: “Türkiye sağlık sisteminde, sağlık hizmetlerinde kalite, hasta ve çalışan güvenliği kapsamındaki yapılan çalışmaların koordinasyonu, yönetimi ve geliştirilmesi Bakanlık bünyesindeki Performans Yönetimi ve Kalite Geliştirme Daire Başkanlığı kurumsal yapısı içinde yürütülüyor. Daire Başkanlığı çalışmalarını illerde il sağlık müdürlükleri bünyesinde, İl Performans Kalite Koordinatörlükleri ve tüm kamu hastanelerinde kurulu olan performans ve kalite birimleriyle birlikte yürütüyor.

“Standartlar Uzmanlık Dernekleri ve Sektör Çalışanlarının Deneyimlerinden Faydalanılarak Hazırlanıyor”
Sağlık sisteminde hizmetin kalitesinin ölçüldüğü standart seti Daire Başkanlığı tarafından hazırlanıyor. Bu standartların en önemli özelliği; ulusal sorunlarımızla ilişkili, kendi uygulamalarımızı yansıtan ama elbette ki uluslararası uygulamalarla da uyumlu, uzmanlık derneklerinden görüş alınarak ve sağlık sektörü çalışanlarının deneyimlerinden faydalanılarak hazırlanıyor. Bu kapsamda hazırladığımız hizmet kalite standartları öncelikle kamu hastaneleri hizmet kalite standartları ve özel hastaneler için hazırlanmış özel hastaneler hizmet kalite standartları yer alıyor. Daire başkanlığı tarafından ayrıca ağız-diş sağlığı merkezleri, 112 acil sağlık hizmetleri ve KETEM merkezleri için hazırlanmış hizmet kalite standartları da yer alıyor.

Örnek Uygulama Rehberi
Hazırladığımmız standartlar uygulayıcı taraftarı standartlardır. Yani standartların hastanelerde nasıl uygulanması noktasında uygulayıcılar için örnek uygulama rehberi hazırlandı. Yani kamu ve özel hastanelerimizin herhangi bir danışmanlık hizmeti almadan standartları doğru bir şekilde uygulamaları sağlanabiliyor. Ancak tüm çalışmalarımız sonucunda vardığımız nokta, kamu ve özel hastaneler için ayrı değil ortak bir standart setinin kullanılmasıdır. Çünkü amacımız tüm hastanelerde standart bir hizmet kalite seviyesine erişmektir.

Dikey ve Yatay Boyutlar
Türkiye’de tüm hastalara hizmet eden kamu, özel ve üniversite hastaneleri için ortak bir hastane hizmet kalite standardı hazırlandı. Hazırlanan bu hastane hizmet kalite standartlarında bir boyutlandırma çalışması yapıldı. Boyutlandırma çalışmasında; dikey ve yatay boyutlar yer alıyor. Dikey boyutlarda hastanede hizmet veren tüm bölümleri ele aldık. Bunlar arasında; sağlık hizmeti sunulan bölümler, birebir sağlık hizmet sunumu yapmayan ancak sağlık hizmeti sunan bölümlere destek olan destek hizmet bölümleri ve bunların her ikisine birden kurumsal olarak hizmet eden kurumsal hizmet yönetimi yer alıyor. Üç dikey boyuta ilave olarak hasta-çalışan güvenliği, hasta-çalışan memnuniyeti olarak da yatay bir boyutlandırma çalışması yaparak kendi standart modelimizi oluşturduk.

Şekil 2. Dikey boyutlarda yer alan birimler



Şekil 3. Yatay boyutta yer alan konular

“Pilot Uygulama 29 Hastanede Yapıldı”
Hazırladığımız hizmet kalite standartlarının hastanelerde geçerlilik testi çalışıldı. Bu pilot çalışmada 29 kamu, özel ve üniversite hastanesinde değerlendirme yapıldı. Bu yolla standartlar aracılığı ile ortak bir dil oluşturuldu. Sahadan alınan geri bildirimler ile “Hastane Hizmet Kalite Standartları”nın son şekli verildi. Standart setimiz üç ciltten oluşuyor. Bir tanesi değerlendirmede kullanılacak olan standart seti, uygulamaya yönelik hazırlanan “Uygulama Rehberi” ve değerlendiricilere yönelik “Değerlendirme Rehberi”dir.
“Hastane Hizmet Kalite Standartları”, “Uygulama Rehberi” ve“Değerlendirme Rehberi”
Rehberlerin özellikleri; Uygulama rehberinde standart setindeki tüm standartların içeriğinde ne istendiği ve uygulamaların nasıl yapılması gerektiği anlatıldı. Böylelikle uygulayıcıların herhangi birine ihtiyaç duymadan bu standartları uygulayabileceği bir zemin hazırladık. Ancak standartların sadece standart bir şekilde uygulanmasını değil standart değerlendirilmesine de inanıyoruz. Değerlendiriciler için oluşturduğumuz değerlendirme rehberi, hastanelerde yapılacak değerlendirmelerde aynı somut kanıtların elde edilmesi amacıyla hazırlanmış bir rehber niteliği taşıyor.


Şekil 4.

“Yeni Modelde Hastanelerimizi Çapraz Değerlendirdik”
Değerlendirmeyi, kurumlarımızda hizmet kalite standartlarının karşılanma derecesini belirleme süreci olarak tanımlıyoruz. 2007 yılından beri 835 kamu hastanesinde yaklaşık olarak 5 bin değerlendirme yapıldı. Bu değerlendirmeler ile çok ciddi bir deneyim, çok ciddi bir bilgi birikimi kazandık. Bunun doğrultusunda yaptığımız yeni modelde hastanelerimizi çapraz değerlendirmeye tabi tuttuk. Çapraz değerlendirmeler, üzerinde çalıştığımız sistemin değerlendirme modelinin temelini oluşturuyor. Bu modele göre A şehrindeki değerlendiricilerimiz Z şehrindeki hastaneleri, Z şehrindeki değerlendiricilerimiz ise F şehrindeki hastaneleri değerlendiriyor. Bu modelde başarılı olduğumuzu söylemek mümkün hale geldi.

Değerlendirme ekipleri en az 3 kişiden oluşuyor. Ekip liderinin bünyesinde oluşturulan ekipte en az bir de hekim yer alıyor. Eğitimin gücüne inanan bir ekip, Sistem içinde farklı amaçları içeren farklı eğitim programları hazırladı. Bu noktada oluşturduğumuz hastane hizmet kalite standartlarını uygulayacak olan hastaneler için “Uygulayıcı Eğitim Programı”, Değerlendiriciler için “Değerlendirici Eğitim Programı”, Ekip liderleri için “Ekip Lideri Eğitim Programı” ve sistemdeki tüm eğitimleri verecek olan eğitimcilere yönelik “Eğitici Eğitimi Programı” hazırlandı.

Hasta ve Çalışan Güvenliği Sempozyumları
Bunun dışında sağlık çalışanlarının tümüne ulaşmak ve onlara eğitim vermek amacıyla Hasta ve Çalışan Güvenliği Sempozyumları düzenliyoruz. Standart modelimizin yatay boyutunda yer alan konulara yönelik olarak il sağlık müdürlüklerimiz işbirliğinde ücretsiz olarak düzenlediğimiz sempozyumlarda sağlık çalışanlarının ve o ilde varsa tıp fakültesinde ve hemşirelik okullarında okuyan öğrencilerin katılımı sağlanıyor. Hedefimiz 81 ilde sağlık çalışanlarının yanına gitmek. Bizzat hazırladığımız standartları anlatmak, hangi noktada uygulamada eksiklikleri varsa eksikliklerini gidermek, aldığımız geri bildirimlerle daha iyiye, daha güzele ve daha doğruya ulaşmak.

Birçok ülkenin oluşturduğu gibi Türkiye’de de belgelendirme sistemi için tüm alt yapı oluşturulmuş durumda. Neden Türkiye’de ulusal sistemini kurmuş ülkeler arasında da yer almasın?”

Şekil 5. Modelimizle ulaşmak istediğimiz yol.

9 Temmuz 2010 Cuma

“BU ZAMANA KADAR HELİKOPTERLER İLE 4 BİN 385 HASTA TAŞINDI”

Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen '1. Hava Ambulans Sempozyumu' hakkında Sağlık Dergisi’ne konuşan, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, “Helikopterler ile 4 bin 385 hasta taşınarak toplam 8 bin 440 saat, uçaklarla 160 hasta taşınarak 474 saat uçuldu” bilgisini verdi.

Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen ve hava ambulanslarının kullanım ilkeleri ile Türkiye'ye kazandırdıklarının ele alındığı '1. Hava Ambulans Sempozyumu' Bursa'da gerçekleştirildi. Türkiye'de hizmete girdiğinden bu güne, acil olaylara anında başarıyla müdahale eden hava ambulansları, artı ve eksileri ile Bursa'da tartışıldı. Sempozyum, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom'un başkanlığında yapıldı. Üç gün süren sempozyumda, alanlarında uzmanlaşmış konuşmacılar ile sektör temsilcileri bir araya gelerek bilgilerini paylaştı.

‘Hava Ambulansı ve Kara Ambulansında Neredeydik, Nereye Geldik ve Neler Yapacağız?’
Sağlık Dergisi’ne sempozyumla ilgili açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, sivil havacılık ile tüm resmi kurum temsilcileri ve sektörle ilgili bilim adamlarının katıldığı sempozyumda ‘hava ambulansı ve kara ambulansında nerede idik, nereye geldik ve neler yapacağız?’ sorularına cevap arandığını söyledi. Çom, “Bu süreçte hangi sıkıntılarla karşılaşıyoruz ve önümüzdeki süreçte hava ambulansı hizmeti kalitesini yükseltmek için neler yapabileceğimizi konuşacağız. Ayrıca bilim adamları havacılık esas ve prensiplerinin ne olduğunu bize aktardı. Yine havacılık tıbbı fizyolojisi ile hasta naklederken nasıl müdahale edileceği üzerinde duruldu. Böylece her kesimden her biri kendi alanında uzman kişilerle fikir alışverişinde bulunuldu” dedi.


“17 Hava Ambulans Helikopteri Bir Buçuk Yılda 8 Bin 440 Saat Havada Kaldı”
Çom, “Şu anda 17 asil, 1 yedek olmak üzere 18 hava ambulans helikopteri ile biri pervaneli, biri jet uçak olmak üzere 2 uçak ambulans ile hava ambulans hizmetlerini veriyoruz. Acil durumlarda otoyollar dahil sahalara dahi inilerek hastaya ilk müdahale yapılıyor. Bir buçuk yılda yaklaşık 8 bin 500 saat havada kalarak, 4 bin 500 civarında hastayı bu şekilde naklettik. Ayrıca acil organ nakillerinde de hava ambulanslarını kullanıyoruz.” şeklinde konuştu.

“Personel Sıkıntımız Yok”
Personel sıkıntısı yaşamadıklarını vurgulayan Çom, her ne kadar sağlık personeli konusunda AB ülkelerine kıyasla çok az kadro ile hizmet verilmesine rağmen nitelikli personelin eğitimi ile hava ambulansı hizmetlerinde sıkıntı yaşamadıklarını belirtti.

“Hava Ambulansı İçin Torpil Yapmaya Gerek Yok”
Uçak ve helikopterler ile ihtiyacı olan tüm vatandaşların ücretsiz bir şekilde taşındığına dikkat çeken Çom, “Müdahale eden ilgili doktorun bildirmesi durumunda bakanlık merkezinde kurduğumuz komuta kontrol merkezimiz ile irtibat kuruluyor ve hava ambulans hizmeti verilmesine komuta kontrol merkezimiz karar veriyor. Burada uçuş güvenliği en önemli kıstastır. Çünkü hava şartlarının, yol güzergahının uçuş planında etkisi olup bunun kendine has düzenlemeleri var. Vatandaşlarımız şahıs olarak uçak veya helikopter talebinde bulunduğunda her hangi bir yolla birilerine bizi aratmasına gerek yok. Çünkü bir kişinin uçak veya helikopter ile uçup uçmayacağına hekim karar veriyor. Zaten her hasta uçakla uçamaz. Uçakla yüksekten gideceği için hastalığın cinsi ve yaralanmasına göre doktorun kararından sonra buna karar verilir” dedi.


Uçuş Kuralları Paylaşıldı
Çom,“Sivil havacılığın kendilerine ait bir takım önemli kuralları varmış. Hava alanına istediğin zaman girilememesi, uçuş için ciddi bir hazırlık yapılması, uçuş planı yapılması, havaalanlarından bazılarının gece açık olmaması, pilotların uçuş süreleri olması gibi bilmediğimiz birçok şey karşımıza çıktı. Sivil havacılığın tüm kurallarını öğrenmek bizim işimizi daha da kolaylaştırdı” şeklinde konuştu.

“Helikopterler ile 4 Bin 385 Hasta Taşınarak Toplam 8 Bin 440 Saat, Uçaklarla 160 Hasta 474 Saat Uçuldu”
Çom konuşmasının son bölümünde acil sağlık hizmetlerinin geçmişi hakkında bilgi verdi. 1994 yılında sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’de kurulan acil sağlık hizmetleri biriminin, 2009 yılı sonu itibariyle 1317 istasyon, 2235 kara ambulansı, 114 kar paletli ambulans, 18 snow tract ambulansı, 4 deniz ambulansı, 18 helikopter ambulans, 2 uçak ambulans ve motosiklet ambulanslarla büyük bir atılım yaptığını ifade eden Çom, “ geçen yıl 1 milyon 727 bin 477 hasta taşındı, vakaların yüzde 90’nından fazlasına ilk 10 dakika içinde ulaşıldı.Helikopterler ile 4 bin 385 hasta taşınarak toplam 8 bin 440 saat, uçaklarla 160 hasta taşınarak 474 saat uçuldu” dedi.

8 Temmuz 2010 Perşembe

SAKOM İLE HER ŞEY KONTROL ALTINDA

Sağlık Afet Koordinasyon Merkezi (SAKOM) sayesinde “ambulans geç kaldı” tabiri artık tarih oluyor. SAKOM, bünyesinde modern iletişim teknolojilerine sahip bir merkez olup aynı zamanda salgınlar ve afetler konusunda da 7 gün 24 saat çalışılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı, deprem ve sel gibi doğa olaylarında acil sağlık hizmetlerini Sağlık Afet Koordinasyon Merkezi (SAKOM) ile yönetiyor. 81 ildeki 112 komuta kontrol merkezlerine online bağlı olan sistem, tüm ülkeyi kapsaması noktasında dünyada bir ilk. Proje üç aşamadan oluşuyor. Sistem altyapısının kurulması, merkez ve 81 ile haberleşme altyapısının tesisi (video konferans dahil), Sağlık Afet Yönetim Yazılımının (SAKOM Yazılımı) kurulması ve işletilmesidir. SAKOM’un yazılımı, çağrı karşılama ve veri girişi bölümü, istatistiksel bilgiler, analiz ve raporlama bölümü, Lojistik Yönetimi ise; personel lojistiği, tıbbi lojistik, teknik lojistik, operasyon yönetimi bölümü olarak tanımlanıyor.


“Türkiye Dünya İçin Bir Örnek”
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, merkez sayesinde büyük kazalar, sel ve deprem gibi olaylarda iller arası koordinasyonun sağlandığını, deprem monitorlerinin online izlenebildiğini kaydetti. SAKOM'un 81 ilde bulunan 112 komuta kontrol merkezlerine online bağlı olduğunu belirten Çom, "İllerdeki komuta kontrol merkezleri, yalnızca kendi bölgeleri ile sınırlı. Kendi illerindeki ambulans ve hastanelere online bağlı. Büyük kazalar, afet, sel gibi olaylarda burası koordinasyon merkezi haline geliyor. Komşu illerin yardımı gerekiyorsa, buradan diğer illeri uyararak, o illeri harekete geçiriyoruz. Seyyar hastaneler kurulması gerekiyorsa, onların sevkini ve koordinasyonunu online olarak yapabiliyoruz." diye konuştu.
Dünyada farklı kriz yönetim merkezleri bulunduğunu söyleyen Çom, Türkiye'nin dünya için bir örnek olduğunu dile getirdi.

“Koordinasyonlar Noktasal Olarak Tespit Ediliyor”
Merkez aracılığı ile tüm ambulansların, plaka numarasından, hızına ve olay yerine ulaşım süresine kadar online takip edilebildiğini söyleyen Çom, Türkiye genelindeki hastanelerin mevcut ve boş yatak kapasitelerinin de görülebildiğini belirtti.

“112'ye Gelen Tüm Çağrılar Merkezde Kayıt Altına Alınıyor”
7 gün 24 saat hizmet verilen SAKOM'da, mobil uydu telefonu ve kıtalar arası telsiz görüşmesi yapılabilen telsiz sistemi bulunduğunu dile getiren Çom, acil çağrı sinyali veren tüm cihazların koordinasyonlarının da noktasal olarak tespit edilebildiğini aktardı. 112'ye gelen tüm çağrıların merkezde kayıt altına alındığını dile getiren Çom, vaka sayıları gibi istatistiki bilgilerin de kaydedildiğini belirtti.
Çom, “Kriz merkezisağlık hizmetlerinin kesintiye uğramaması ve zamanında yapılabilmesi, diğer krize müdahale eden kurum ve kuruluşlarla koordinasyonun ve haberleşmenin kurulabilmesi, krizle ilgili her türlü olayı karar vericilerin süratle ve doğru bir şekilde yönetebilmeleri amacıyla kuruldu” dedi.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

ASİSTANLAR SORUNLARINA FORUMDA ÇÖZÜM ARADI

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Asistanı Dr. Fatih Mutlu; asistanların sorunlarının dile getirilmesi ve olası çözüm yollarının hep birlikte aranması açısından 17inci Ulusal Cerrahi Kongresi’nde Asistan Forumuna yer verilmesinin çok sevindirici olduğunu söyledi.

Türkiye’de hizmet veren tüm cerrahi kliniklerinden seçilen asistanların katılımıyla Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu tarafından oluşturulan asistan komisyonu 17inci Ulusal Cerrahi Kongresi’nde, oluşturdukları gündem doğrultusunda çalışmalarını bir forumda değerlendirdiler. Komisyon üyeleri, asistanların özlük sorunları ve eğitimlerine ait sıkıntıları kapsayan anket çalışmasından elde ettikleri sonucu, düzenlenen Asistan Forumu’nda katılımcılarla paylaştı. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi veren TCD Asistan Komisyonu Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Fatih Mutlu, asistanların kendilerini ifade etmeleri ve sorunlarının çözümleri konusunda hem diğer asistanlarla hem de böylesi bir ortamda Hocalarıyla tartışma şansı bulmaları açısından Asistan Forumu’nun önemli olduğunu ve çok verimli geçtiğini aktardı. Dr. Mutlu, “Kongre kapsamında asistanlarla yapılan forumun sonucunda, eğitimlerini programlamaları için asistanlara da fırsat verilmesi gerektiği ortaya çıktı. Forumun en güzel sonucu bence bu oldu. Dernek Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi önderliğinde çok güzel bir girişim başlattık. Böyle bir platformda sosyal haklarımız ve eğitim planlamaları için konuşup tartışabiliyoruz, sorunlarımızı paylaşıp aktarabiliyoruz. Bunun devamı da artarak gelecektir. Unutmayalım ki kimse emeklemeden yürümez, yürümeden koşamaz” dedi.


Asistan Komisyonu Yürütme Kurulu Seçimleri
5inci Deneysel Araştırma Kongresi’nde komisyonun yürütme kurulu üyeleri seçimi yapıldı. Yürütme kurulu gerçekleştirdiği ilk toplantıda başkan, yardımcı ve genel sekreterini seçti. Komisyonun taslak yönergesi oylandı ve katılımcıların oy birliği ile kabul edildi.
Asistan Komisyon Yürütme Kurulu başkanlığına seçilen Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Asistanı Dr. Fatih Mutlu, “Asistan faaliyetlerinin legal bir sesi yok. Günümüz şartları değişiyor. Bu şartlarda iyi genel cerrah yetiştirilmelidir. Asgari müşterekler belirlenmelidir. Çekirdek eğitim programı ile tüm asistanların aynı eğitimi alması sağlanmalıdır. En basitinden farklı kurumlar arasındaki cerrahi asistanların sadece sahip olduğu eğitim imkânları değil, çalışma saatleri ile aldığı ücretler arasında da çok büyük bir ters orantı vardır. Üniversite ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde çalışan asistanlar aynı özlük haklarına sahip olmalıdır ” dedi.


Asistan Forumu
17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde bu yıl ilk kez düzenlenen Asistan forumu gerçekleştirildi. Forumda asistanların kongre öncesinde katıldığı anket sonuçları tartışıldı. Dr. Mutlu, akademik ve cerrahi yaptıkları çalışmalarla ilgili anket sonuçları ile ilgili şöyle konuştu: “Anket sonuçlarına göre yüzde 92 asistan arkadaşımız Genel Cerrahi’ye isteyerek başlıyor. Sonrasındaki ağır çalışma koşulları asistanları hem yoruyor hem de özel hayatı ile ilgili ciddi sorunlar yaşamasına sebep oluyor. Biz bu forumda asistanların çalışma koşullarının ne derece ağır olduğu üzerinde duracağız. 24 saat durmadan çalışmış ve hiç uyumamış bir cerrahi asistanı bundan sonraki çalışma saatlerinde ne kadar verimli olabilir ve ne öğrenebilir? Ayrıca yine aynı anket sonuçlarına göre asistanlık sırasında yapılan vaka sayılarının bir standardı yok. Katılımcıların yüzde86’sı eğiticinin kendisine ayırdığı süreden memnun olmadığını ifade ediyor ve yüzde47’si kliniklerinde eğitim toplantılarının yapılmadığını belirmektedirler. Toplantı yapılan kliniklerde ise bu toplantılar için ayrılan sürenin yeterli olmadığını yüzde77 asistan arkadaşımız belirtmektedir. Eğitim süresinin tamamını memnun olarak geçirdiğini belirten asistan oranı yüzde6’dır. Ve bu çok düşündürücüdür. Bir başka önemli sorun da Eğitim Araştırma Hastanelerinde bir klinikte başlayan asistanın eğitimini aynı klinikte tamamlamasıdır. Buna bağlı olarak ta diğer alanlardaki bilgi beceri deneyimi acil olgulara ve nöbetlere kalmasıdır. Bu da müfredata uygun eğitimi zorlaştırmaktadır. Her cerrahi kliniğinin çekirdek eğitim müfredatını hayata geçirecek biçimde cerrahi klinikler arasında rotasyonu gündemine alması gerekmektedir” dedi.


Asistanların Sorunları
Asistanlara sorunlarını aktarmak ve kendilerini ifade etmek açısından bu forumun çok önemli olduğuna değinen Dr. Mutlu, kongrelere katılım konusunda da asistanların yaşadığı sıkıntıları dile getirdi. Çoğu zaman asistanların kongre ücretleri, konaklama yerleri gibi konularda çok büyük zorluklar yaşadığını belirten Dr. Mutlu şunları söyledi: “Asistanlar kongrelere daha yoğun bir katılım sağlayabilirler ancak bizim birtakım sıkıntılarımız var. Asistanlar kongrelere maddi sorunları aşamadıkları için aktif olarak katılamıyorlar. Bir şekilde katılımlarını karşılasalar, bu kez de kongre otelinde ya da yakınlarda konaklayamıyorlar. Asistan Komisyonu Temsilcileri için son iki Ulusal Kongrede, Türk Cerrahi Derneğinin bu noktada çok büyük destek olduğunu kaydeden Mutlu çok yakın bir zamanda Türk Cerrahi Derneğinin düzenleyeceği kongrelerde bilimsel katkısı olan asistanlar için maddi destek verebileceğin inde altını çizdi.

6 Temmuz 2010 Salı

GENÇ DOKTORUN CERRAHİ EKARTÖR İCADI

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde kendi keşfi olan Özberk Ekartör Sistemi’ni tanıtan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında Çalışan Dr. Kadir Dicle, keşfi olan ekartör hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde kendi keşfi olan Özberk Ekartör Sistemi’ni tanıtan Dr. Kadir Dicle, ekartörün üst, orta ve alt karın ameliyatlarında ekartasyonu sağlayan yardımcı ekipmanın görevini üstlendiğini ve bu konuda büyük kolaylık sağladığını belirtti.
Ekartörler, cerrahi işlem sırasında, operasyon alanının yeterli olması için karın duvarının optimum ekartasyonunu sağlamak ve operatörü engellememesi açısından önem arz ettiğini kaydeden Dr. Dicle, ekartörün kullanımının son derece kolay olduğunu belirtti. Şu ana kadar karın ameliyatlarında kullanılan ekartörlerin ya yeterli ekartasyonu sağlamadığı ya operatörü engellediği ya da kurulumunun karmaşıklığından dolayı kullanımının zor olduğunun dile getiren Dr. Dicle Bu boşluğun kendi tasarımıyla doldurulabileceğini bildirdi.

“Operatörün Yardımcı Tıbbi Personele Olan İhtiyacını Ortadan Kaldırır”
Özel bir tasarım olan Özberk ekartörünün kurulum ve kullanımını Dr. Dicle şu şekilde anlattı: “Yapılacak ameliyata uygun insizyon açıldıktan sonra ekartör ayağı hasta prone pozisyonunda üst abdomen cerrahilerinde sol üst tarafa, Alt abdomen cerrahilerinde veya semi litotomi pozisyonunda masanın sağ alt tarafına monte edilir. Yükseklik ayar kılavuzu ile ekartörün yükseklik seviyesi belirlenir. Ayrı bir yerde ekartör C kolları ve ekartörün sapı monte edilir. C kollarının tahmini açıları ayarlanır. Ardından ekartör gövdesi masaya kurulmuş olan ayağına monte edilir. Sabit C kolunun insizyona uzaklığı ayarlanır ve ekartör ara bağlantı aparatı sıkılır. Hareketli C kolunun insizyona uzaklığı kremayer dişli üzerindeki dişli kayıcı mekanizma ile ayarlanır. Ardından ana ve yardımcı C kollarına richardsonlar takılarak batın duvarına yerleştirilir ve gerdirilir. İnsizyonun üst uç noktasında batın duvarının yukarı ve üste çekilmesi gerektiğinde veya pelvik bölgede uterus ve mesanenin ekartasyonunun gerekli olduğu durumda kremayer dişli, üzerindeki tek yönlü dönen dişli mekanizmaya deaver veya richardson takılarak organ ekartasyonu ya da karın duvarı ekartasyonu yapılabilir. Bundan sonra cerrahi işlem yapılır. Ameliyat bittikten sonra richardsonlar boşa alınarak ekartör sökülür ve ekartasyon işlemi sonlandırılmış olur. Elde edilen ekartasyon sabit ve dengelidir. Böylelikle cerrahi müdahalede bulunan operatörün yardımcı tıbbi personele olan ihtiyacını ortadan kaldırır. Bunun doğal sonucu olarak insan hatası faktörü asgari düzeye indirilmiş olur” dedi.


Ekartasyon ile İhtiyaçlar Karşılanacak
Dr. Dicle, Özberk Ekartör Sistemi adı verilen bu ekartör sistemi kurulum şekli, yönü ve üzerindeki enstrümanlarının değiştirilmesi sayesinde bu ana kadar üretilen tüm ekartörlerin işlevini yerine getirebildiğini ve kullanımının son derece kolay olduğunu kaydetti. Dr. Dicle, bu özel tasarımın karın ameliyatlarında ekartasyon ihtiyacını karşılayabileceğini söyledi.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

ŞEVKET YILMAZ’DA BİR İLK GERÇEKLEŞİYOR

Hekimlerin sadece hastaları tedavi etmediğini, tüm bireylerin sağlıklı yaşaması için halkı bilinçlendirmenin önemli olduğunu vurgulayan Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, halkı bilgilendirmek amacıyla yeniliklerin devam edeceğini söyledi.

Kısa bir süre önce göreve başlayan Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, hastanede yaptığı yeniliklerle dikkat çekiyor. Hastane yönetiminde birçok ilke imza atan Prof. Dr. Karadağ tarafından, hastaların yanı sıra refakatçilerin de sağlığının korunması için hastane bahçesinde sigara içilmesi için bir bölge tahsis edildi. Belirlenen bölgede sigara içenlere sigaranın zararlarını hatırlatmak amacıyla çeşitli yazı ve posterler asıldı.

“Eğitim Alanı”
Sigara tüketenleri, sigara içicisi ya da tiryaki yerine sigara bağımlısı olarak adlandırdıklarını ifade eden Prof. Dr. Karadağ, bu terimin sigara içenlerde farkındalık oluşturmak için seçildiğini, sigara kullanmanın bir hastalık olduğu ve bundan kurtulmak gerektiği uyarısını yapmak için Sigara Bağımlıları Eğitim Alanını oluşturduklarını ifade etti.
Hastane bahçesini sigara izmaritlerinden arındırmayı, hastaları ve refakatçileri pasif sigara içiciliğinden korumayı ve sigara bağımlılarına, sigaranın gerçek yüzünü hatırlatmayı amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Karadağ, hastane bahçesinde “Sigara Bağımlıları Eğitim Alanı” açtıklarının bilgisini verdi. Prof. Dr. Karadağ, “18 yaşından küçüklerin girmesinin yasak olduğu alanın, üstü kapalı, etrafı açık ve tek duvarının üstünde de eğitim dökümanları mevcut bulunuyor. Afiş ve posterlerle süslenen alana bir de istek ve şikayet kutusu yerleştirildi. Sigara bağımlılarının sigara içebildiği bu alan, sigaradan kurtulmak için bağımlıların bakış açısını geliştirmek ve bu konuda doğru bilgilerin paylaşılmasına imkan sağlamak açısından, bir ilk olma özelliği taşıyor” dedi.

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 1987’den bu yana her yıl farklı temalarla “31 Mayıs Sigarasız Dünya Günü” etkinlikleri gerçekleştirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Karadağ, her yıl tütün salgınının farklı bir boyutuna dikkat çekildiğini söyledi. Prof. Dr. Karadağ, “2010 yılı “Sigarasız Dünya Günü” etkinliklerinin amacı ise “tütün endüstrisinin kadınlarda sigara içiciliğini arttırmaya yönelik pazarlama taktiklerine vurgu yaparak kadınları sigara konusunda uyarmak” şeklinde bilgi verdi.


“21. Yüzyılda 1 Milyar Birey Ölme Riski Taşıyor”
Tütün salgının, ulusal kaynakların; eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe değil de ölüme sebep olan sigaraya harcanmasının yol açtığını ve ülkeleri yoksullaştırdığını dile getiren Prof. Dr. Karadağ, “Tütün kullanımı, tüm dünyada en sık ikinci ölüm nedeni ve günümüzde her 10 yetişkinden birinin ölümünden sorumlu tutuluyor. Ayrıca tütün kullanımı, 20.yüzyılda 100 milyon kişini ölümüne neden olurken 21.yüzyılda 1 milyar bireyin öldürme riskine sahip bulunuyor.
Kadınlar Daha Özgür Değil!
Bu yıl tütün endüstrisinin, kazançlarına kazanç katmak için kadınları hedef seçtiğine dikkat çeken Prof. Dr. Karadağ şunları söyledi: “Kadınlarımızın sigara konusunda uyarılması hedefleniyor. Tütün endüstrisi tarafından, sigara içen kadını daha özgür, daha sosyal, başarılı, seksi ya da cazibeli gösterecek şekilde sigara reklâmı yapılıyor. Kadınlarda sigara içiciliğini arttırmaya yönelik yeni pazarlama taktikleri geliştiriliyor. Dünya genelinde her 5 sigara içicisinden birisi kadın. Her geçen yıl, daha çok sayıda kadın sigara bağımlısı oluyor. Türkiye’de halen 18 yaş üstü, 6 kadından biri sigara içiyor. Sigara içiciliğinin ve nikotin bağımlılığının kadınlardaki etkileri, erkeklere göre çok daha yıkıcı ve yok edicidir.”



Gebe Annelerin Uyarılması Şart
Gebe iken sigara içen annelerin kanındaki nikotin ve karbonmonoksid gazının göbek kordonu yolu ile anne karnındaki bebeğe kolayca geçtiğini dile getiren Prof. Dr. Karadağ, “Yani anne karnındaki bebek, anne her sigara içtiğinde tütünün zararlı etkilerine doğrudan maruz kalıyor. Bu durum erken düşüklere ve anne karnında ölümlere, erken doğum ya da düşük doğum ağırlıklı bebek ve ani bebek ölümlerine yol açabiliyor. Gebe iken sigara içen annelerin çocuklarının; doğumda normal görülmelerine karşın ileri hayatlarında “öğrenme ve kavrama yeteneklerinin daha az geliştiği” yapılan çalışmalar sonucunda görülüyor.”

4 Temmuz 2010 Pazar

CLEVELAND KLİNİK’DEKİ BAŞARILI TÜRK CERRAH

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’ne katılarak birçok konuda sunum yapan ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, ülkemizdeki meslektaşları ile ilgili düşüncelerini Sağlık Dergisi’ne anlattı.

17. Ulusal Cerrahi Kongresi’ne katılan ABD Cleveland Klinik Kolorektal Departman Şefi Prof. Dr. Feza Remzi, toplantıda birçok konuda sunum yaptı. Prof. Dr. Remzi, sunumları arasında ameliyat sonrası yapışıklıkların cerrahi tedavisi, divertükülüt ve tek porttan ameliyat yer aldı.

“Dünya’da İlk Kez Tek Porttan Ameliyat”
Tek porttan ameliyat hakkında yaptığı sunumu ilgi ile izlenen Prof. Dr. Remzi konu hakkında şunları söyledi: “Dünyada ilk kez tek porttan ameliyatı yapan departman bizim hastanemizdir. Konvensiyonel yolla yapılan laparoskopiler yerine sadece bir noktadan yapılan ameliyat teknikleri ve hastaya laparoskopik olarak farklı insizyon olacağına, sadece 2-3 cm ile bütün ameliyatın yapıldığı bir teknik. Bu işlemlere sağ kolondan başladık artık bunlara total proktektomi C. por yani bu alanda en zor ameliyatları bile yapabiliyoruz. Bunlar genelde bening hastalıklarda, erken ya da geç kolon kanserlerinde, inflamatuar hastalıklardan özellikle ülseratif kolitte ve değişik indikasyonlarda kullanılabiliyor. Bu yönteme minival invaziv tekniğinin daha üst seviyesi diyebiliriz. İlk başlarda öğrenme safhasındaydık, şimdi yöntemi geliştiriyoruz. Sunumda ilk 60 vakadan söz edeceğim, şu zamana kadar 80 vaka gerçekleştirdik.”
Sağlık sektöründe fikirleri hekimlerin oluşturduğunu, cihazları endüstrinin yaptığını dile getiren Prof. Dr. Remzi, sektör ile hekim ilişkisinin son derece önemli olduğunu kaydetti.

Cerrahi Yapışıklık Operasyonları
Cerrahi yapışıklık operasyonlarında karına cerrahi olarak girmenin zor bir olay olmadığını ancak operasyonun tekrarlanmasının zor bir durum olduğunu belirten Prof. Dr. Remzi, “Bu durum hastaya çok ciddi şekilde zarar verebiliyor. Giriş ve çıkış stratejisini yapıp, proses oriyantini düşünüp hastaya yaklaşabilmek son derece önemli. Hekim, hastaya ne zaman müdahale edilmesi gerektiğini bilmeli. Yapışıklık çok zor bir olay ve evreleri var. Ameliyat yapıldıktan 10-12 gün sonra hastanın yapışıklığı, pulun zarfa yapışması gibi bir durumla ortaya çıkıyor. Yarada dokuların reaksiyonunun getirdiği yapışıklıklar oluyor. Yaranın iyileşmesindeki ilk reaksiyon, yapışıklık oluyor. Ciddi bağırsak yaralanması ve zedelenmesi sonucunda hastaya yıllarca uğraşacağı komplikasyon olabiliyor. Bunların başında fistül denilen bağırsağın dışa akması gibi komplikasyonlarla ile karşılaşılabiliyor” diye konuştu.

Divertikülit
Divertikülit’ün, sol kolonda oluşan keseleşme olayına neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Remzi şu bilgileri verdi: “Lifli gıdalardan az yeme durumunda gaita sol kolonda birikiyor. Orada baskı yaparak keseleri patlatıyor, divertükülit denilen keselerin infekte olması durumuna neden oluyor. Bu durum et ağırlıklı beslenen bireylerden ziyade, gelişmemiş ülkelerde yaşayan bireylerde daha sık rastlanıyor. Presentasyonuna bağlı olarak morbidiltesi ve mortalitesi yüksek bir hastalık.”

Türkiye’deki Genel Cerrahlar
Cerrahlar olarak üniter davranılırsa aşılamayacak sorun olmadığını söyleyen Prof. Dr. Remzi ülkemizdeki meslektaşları ile ilgili şunları söyledi: “Hekimler sağlık politikasından uzak kalmamalı. Politikacılarla sorunları beraber çözmek zorundalar. Bu sadece ülkemiz için değil ABD’de aynı sorunlar var. Başkan Obama’nın getirdiği yenilikler bugünlerde tartışılıyor. Sistemin değişmesine bağlı yeni bir durum gerçekleşti. Politik sebeplerden dolayı ne kadar cerrah yetiştireceğimize siyasetçilerin karışmamalıdır. Sadece 4-5 yıl yetişmiş cerrahın kalifiye bir hastaneye gitmesi gerekir yoksa o cerrahtan hiçbir verim alınamaz. Ulusal Cerrahi Derneği’nin Sağlık Bakanlığı bir araya gelerek yenilikler planlanmalı. Hekimler sağlık politikasından uzak kalamayız. Çözümünde bunun parçası olmalıyız. Sadece ülkemizde değil, ABD’de de bununla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ulusal Cerrahi Derneği inanılmaz çağ atlayarak ve liderlik ilkesi ile adım atıyor. Katıldığım toplantılar içerisinde akademik olarak en kaliteli olanlardan biri.”
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...