9 Ocak 2017 Pazartesi

TÜRK DİZİLERİNİ DÜNYA MARKASI YAPTI

İlham Veren Öyküler

Amerika’da üniversite okuyabilecekken 19 yaşında Uzak Doğu'ya ticaret yapmaya giden İzzet Pinto, bugün dünyaya Türk dizileri ve formatlarını pazarlıyor. İzzet Pinto, “Bizler sektörde fark yaratıyoruz çünkü denenmemişi denemekten hiç çekinmiyoruz” diyor. 

8 yaşında babası İzzet Pinto’yu karşısına alır ve “Oğlum para kazanmayı öğrenmen lazım” der. Bu yaşta nasıl para kazanacağını söyleyerek itiraz etse de, pazarda tezgâh açıp saat satmaya başlar. Ancak pazarda bağırması için bir arkadaşını da yanına alır. Arkadaşı bağırır, kendisi satar. Kazandığı parayı babasına götürdüğünde, yarısını babası alır, kalan yarısını da arkadaşıyla kendisine bölüştürür. İzzet Pinto, yine itiraz eder “Ben senin çocuğunum, bana daha çok vermelisin” diye ve babası, “Bak oğlum, hayatta paylaşmayı bilmezsen kazanamasın” der. 

Ticareti seven İzzet Pinto’nun dizi sektöründen önce denediği farklı alanlar vardır. Kuzeni Stella M. Trevez, “Ben 44 yaşındayım oğlum 53” isminde bir kitap yazar, ayıp olmasın diye okur sonrasında kitabı beğenir. Stella’yı arar ve “Seni dünya starı yapacağım” der. Kuzeni bu duruma güler ve bu konuşmadan sonra aradan biraz zaman geçer. Stella’ya bir özet yazdırır ve New York’ta kitap fuarına katılır. Tayvan’dan çok büyük bir ajansı ikna eder ve kitap 'çok satanlar listesi'ne girer. Pinto, “Yazar ajansı olacağım” der ve araştırmaya başlar. Solmaz Kamuran’ı “Kiraze” romanını pazarlamak için ikna eder. Kitabı, İspanya’dan İtalya’ya kadar 10 farklı ülkeye satar. Sonrasında da Ayşe Kulin ile tanışır.  Sektör değişikliği yapar, bu kez televizyon için format ve dizi satmaya başlar. Bin Bir Gece dizisini Bulgaristan’a satar. Asıl büyük başarısını ise Muhteşem Yüzyıl dizisi ile elde eder.  

Küçük yaşta iş hayatına atılıp, hep hayallerinin peşinden giden ve dünya çapında başarılı çalışmalara imza atan İzzet Pinto ile ilham veren öyküsünü konuştuk. 

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
1978 yılında İstanbul’da doğdum. Lise eğitimime İstanbul Bilgi’de başladım ve Houston Stratford High School’da tamamladım. 20 yaşında iken ticaret hayatına atılmak üzere Tayland’a yerleştim. Yaklaşık beş sene burada yaşadıktan sonra Türkiye’ye geri döndüm. 2004 ve 2006 yılları arasında, ünlü Türk yazarlarının en çok satanlar listelerinde yer alan birçok eserinin yurt dışı dağıtımını gerçekleştirdim. 2006 yılında ise Global Agency’ı kurdum ve şuanda şirketin CEO’su olarak görevime devam etmekteyim.

Nasıl fark yaratırsınız?
Bu soruya, ilk önce, iş hayatında yarattığımız farkları nasıl yarattığımızdan kısaca bahsederek yanıt vermek istiyorum. Global Agency olarak bizler sektörde fark yaratıyoruz çünkü denenmemişi denemekten hiç çekinmiyoruz. Kalıplardan çıkmayı seviyor ve bunu yaparken de ekip olarak çok eğleniyoruz.  Ayrıca yatırımlarımızı da buna göre yapıyoruz. Şirkette pazarlama bölümünün son derece önemli olduğuna inanıyorum ve pazarlama iletişimine yaptığımız yatırımın da karşılığını alıyorum. Ben, dünyayı dolaşıp farklı kültürler tanıyarak ufku genişletmenin de işimizde son derece belirleyici olduğuna inanıyorum. Keza yaratıcılığımızı arttırıyor ve bu pek çok safhasıyla işimize de olumlu olarak yansıyor. Tüm bunlarla birlikte gerek iş hayatım gerekse özel ve sosyal hayatımda sahip olduğum belli değerler doğrultusunda fark yarattığımı düşünüyorum. Bunlardan ilki şeffaf ve etik olma. İş ahlakına son derece önem veriyorum ve iş yerinde ise şeffaf olma konusunda çok hassas davranmaya çalışıyorum. Her bir ekip üyemiz dilediği zaman çekinmeden bana taleplerini, fikirlerini, önerilerini, şikayetlerini vs iletebiliyorlar. Bu her şirkette rahatlıkla olabilen bir durum değil maalesef. İnsanlara yardım etmeyi seviyorum. Gerek maddi gerekse manevi yardımın, dolayısıyla paylaşmanın her ortamda, her koşulda fark yaratacağına inancım sonsuz.

Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Geçmiş yıllarda özellikle maddi anlamda çok büyük riskler almış ve çokça sıkıntılı dönemler geçirmiştim. Örneğin, eğer cebimde 100 TL var ise hem bu miktarı işe yatırıp hem de 50 TL daha borç alarak onu da aynı işe yatırıyordum. Bunun ne kadar olumsuz sonuçlar doğurabileceğine şahit olduğum için öncelikle diyebilirim ki artık bu kadar büyük riskler almıyorum. Daha realistik riskler alıyorum, diyelim. Bununla birlikte, geçmişte çok zor dönemlerden geçip pek çok yenilgi aldıktan sonra bu pozisyona geldiğim için çok küçük şeylerden de mutlu olabilmeyi öğrendim. Yaşadığım yenilgilerin bana en büyük katkısı da bu olmuştur. Ek olarak pes etmemenin önemi. Hiçbir yenilgimin ardından pes etmedim, inat ettim, çok çalıştım ve çok uğraştım ki şimdi bu aşamaya geldim. Her yenilgim, savaşmanın, çok çalışmanın ve en önemlisi inanmanın ne kadar önemli olduğunu öğretti bana.


Sizin için para nedir?
Para, herkes için olduğu gibi benim için de bir güvencedir. Maddi anlamda problem yaşamayacağım garanti bir hayat vaadidir. Belki çok klasik olacak ancak para benim için kesinlikle bir araçtır ve paylaşıldığı sürece anlam kazanır. Paranın asla gücü ve başarıyı sembolize ettiğine inanmıyorum. Benim için sahip olduklarınızı paylaşmak, güçlü ilişkiler kurmak, doğru bir iletişim gücü ve ağına sahip olmak, sevilmek ve doğruluğunuzla isim yapmış olmak paradan çok daha önemli başarı ve güç değerleridir.

Kendinize hedef koydunuz mu?
Şirketimiz Global Agency’nin her yıl bir önceki yıla göre büyüme göstermesi, her sene koyduğum hedeflerden birisi elbette. Bu seneki iş hayatına yönelik hedeflerimden birisi de bu. Ben aynı zamanda bir format yazarıyım. Farklı türlerde televizyon formatları yazmayı seviyorum ve bu yıl da yeni formatlar yazma konusunda kendime hedefler belirledim. Bu minvalde hedefim, aslında bu yıldan dileğim ve beklentim, yazdığım formatların farklı ülkelerde yayına girmesi. Yarattığım projelerin ekranlarda milyonlara ulaşması son derece güzel bir duygu. Bunun dışında yeni yerler gezip yeni kültürler keşfetmeyi çok seviyorum ve bu yıl da dünyanın farklı yerlerine gitmeyi hedefliyorum. Kişisel gelişime önem veriyorum ve geçtiğimiz yıl, farklı kişisel gelişim programlarına katıldım. Bu yıl da bu seminerlere devam ederek ardından bu tarz eğitimlerde koçluk yapmayı hedefliyorum.

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
İşkolik bir insan değilim ve sosyal hayatımla özel hayatım her zaman önceliğim. Güvendiğim ve sorumluluklarının bilincinde olan güçlü bir ekibim var. Şirket içinde işler olması gerektiği sistemde ilerlerken, ben mümkün olduğunca hayatı kaçırmadan ailem ve dostlarımla zamanımı geçirmeye çalışıyorum. Aynı zamanda iş arkadaşlarımızla da bir aile gibiyiz. Onlarla da zaman geçirmeyi seviyorum ve birlikte etkinlikler yapmaktan keyif alıyoruz. Yapmış olduğumuz işe ek olarak farklı girişimlerde bulunabilecek güce sahipken daha fazla iş yükü yaratmamak ve şahsi zamanımdan çalmamak için böyle bir yatırıma yönelmiyorum. 

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Ben rekabetin kesinlikle pozitif bir kavram olduğuna inanıyorum. Kulağa ne kadar negatif bir durum gibi geliyor da olsa bunu pozitif olarak algılamak insanın elinde olan bir şey. Rekabet sizi her daim canlı ve tetikte tutan bir oluşum. İçinde heyecan ve hırs barındıran bu kavramın kesinlikle daha iyi sonuçlar almak ve daha iyi olmak adına beni ve ekibimi hep zinde tuttuğuna inanıyorum. Zirvede kalmak benim için çok önemli. Global Agency olarak yarattığımız marka imajı ve sektörde yarattığımız fark sebebiyle sahip olduğumuz konumu kaybetmemek ve rakiplerimizin bize yaklaşmaması adına daha çok çalışıyor ve daha çok işimize sarılıyoruz. 

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Yediklerim ve içtiklerime dikkat ederek bir denge yaratmaya çalışıyorum. Eğer gün içinde herhangi bir öğünde aşırıya kaçmışsam bir sonraki öğünde daha dikkatli ve hafif besleniyorum. Yahut hafta sonları aşırıya kaçmışsam hafta içi mutlaka daha sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorum. Spor ile ise pek aram olduğu söylenemez. Herhangi bir spor dalıyla uğraşmıyorum şuanda ancak bu yıl içinde planlıyorum.


Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Kaybetmek, evet, gerçekten zorlu bir süreç. Sizi her seferinde demotive eden ve bir daha sanki asla kazanamayacakmışsınız gibi hissettiren bir durum. Ben de her insan gibi her kaybımdan sonra üzüldüm, yıkıldım, bir süre inancımı ve kendime olan güvenimi yitirdim. Ancak hiçbir zaman pes etmedim. Kısa süreli yaşadığım bu buhranlardan her seferinde kendime olan inancımla kendi kendimi motive ederek çıktım. Çok erken bir yaşta iş hayatına atıldım ve dolayısıyla çok fazla da yenilgi yaşadım. Her kaybettiğimde bana olan inançlar azalmıştı ve bana hayalperest gözüyle bakılıyordu. Fakat ben kendime hep inandım ve hayallerimin peşinden gittim. Dediğim gibi yılmadım ve bana olan inançların azalması beni her seferinde daha da çok kamçıladı. İnanarak deneyerek yılmayarak hayallerimin peşinden gitmemin sonuncunda da şu an olduğum yerdeyim ve çok mutluyum.

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Hayal kırıklığı. Girişimlerimin ardından yaşadığım her bir kayıpta üstesinden gelmek zorunda olduğum en yoğun yaşadığım duygu hayal kırıklığıydı. Hem kendime olan güvenimi yitirmeme sebep olup kendimle yaşadığım hem de insanlarda yarattığım hayal kırıklığı duygusu. Ancak bahsettiğim gibi insanlara kendimi ispat etme ve bu hayal kırıklığını yok etme hırsım ve iç güdüm o kadar güçlüydü ki yılmadım, pes etmedim ve sonunda başardım.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...