13 Ocak 2017 Cuma

BİLİŞİMİN KAYBETMEYEN KADIN LİDERİ

İlham Veren Öyküler

Bankacılık sektöründeki işini, müşteri ilişkileri ve satış odaklı bir rolde sürdürmek istediği için sektör değiştiren ve şu anda Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü olan Didem Duru, “Kendine özgü olmakla birlikte farkın, çözüm üreten ve pozitif yaklaşımla geldiğine inanıyorum” diyor. 

En güçlü iş kadınları arasında yer alan Didem Duru,  kaybı kayıp olarak değil de tecrübe olarak görmeye başlamasının, kendisiyle çok daha barışık ve özgür hissetmesini sağladığını söylüyor.

Kadınlara liderlik alanında gelişmeleri için fırsatlar sunan Didem Duru, “İş hayatım devam ederken daha fazla sosyal sorumluluk projelerinde yer almak, çevremde ihtiyacı olanlara çok daha fazla katkıda bulunmak ise en büyük hedeflerim arasında yer alıyor” şeklinde konuşuyor.  

Bilişim alanında büyük başarılara imza atan  Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü Didem Duru ile ilham veren öyküsünü konuştuk. 

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
1973 yılında İstanbul’da doğdum. 22 yaşında üniversiteden mezun olduğum yaz evlendim ve 14 yaşında Selin adında bir kızım var. İstanbul Üniversite İngilizce İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra Finansbank Hazine Bölümü’nde iş hayatıma başladım. 

3 yıl çalıştıktan sonra kariyerimi daha fazla müşteri ilişkileri ve satış odaklı bir rolde sürdürmek istediğime karar verdim. Bu kararın ardından 1998 yılında, IBM’de çalışmaya başladım ve yaklaşık 19 senedir Bilgi Teknolojileri sektöründeyim. IBM’de farklı yönetici pozisyonlarında 15 sene çalıştıktan sonra, 2013 yılında Dell Türkiye’de iş hayatıma devam etme kararı aldım. 

Dell’de 1 sene kadar Çözüm Grubu Direktörü olarak görev yaptım. Ağustos 2014 tarihinden beri Dell Türkiye Ülke Müdürlüğü görevini sürdürüyorum. Şubat itibarıyla da şirketin dünya çapında duyurduğu uçtan uca müşteri deneyimini farklılaştıracak strateji ve programlarının Avrupa, Orta Doğu, Türkiye ve Afrika bölgelerinden sorumlu olarak devam edeceğim.

Nasıl fark yaratırsınız?
Kendine özgü olmakla birlikte farkın, çözüm üreten ve pozitif yaklaşımla geldiğine inanıyorum. Bu yaklaşımda en önemlisi de güvene dayalı ilişki kurmak. Kendi iş ve özel hayatımda da karşılıklı güven üzerine kurulmuş ilişkilerle konulara nasıl çözüm sağlarım, nasıl kısa ve uzun vadede sürdürülebilir bir yapı oluşturabiliriz diye bakıyorum.


Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Sanırım yenilgiyi “yenilgi” olarak görmüyorum. Hep bir şeyler öğreniyorum. Çok uğraştığım bir şey gerçekleşmediğinde olayı tekrar baştan ele alarak; “ne oldu, nasıl farklı bir sonuç olabilirdi, bundan sonrasında ne yapılmalı” gibi üzerinde düşünüp, bunu kendime öğrenim olarak alırım. 

Nelson Mandela’nın çok sevdiğim sözü de benim bu konuya bakışımı özetliyor: “Hiçbir zaman kaybetmem. Ya kazanırım ya da öğrenirim” 

Sizin için para nedir?
Para benim için yapmak istediklerimi yaşayabilmek için bir araç. 

Kendinize hedef koydunuz mu?
Hayatıma ilişkin yapmak istediklerim var dolayısıyla da hedeflerim var. Hedeflerimi çok fazla iş ve özel diye ayırmıyorum. Tabii ki zaman içinde revizyon olabiliyor ancak hayal ediyorum, bu da hedefler konusunda beslenmemi sağlıyor. 

Çalışmayı ve işimi çok seviyorum. İş hayatım devam ederken daha fazla sosyal sorumluluk projelerinde yer almak, çevremde ihtiyacı olanlara çok daha fazla katkıda bulunmak ise en büyük hedeflerim arasında yer alıyor.


Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Ailem, arkadaşlarım, işim, sosyal faaliyetler ve kendim için yapmak istediklerim her birinin yeri ayrı. Hayatın akışı içinde her birine zaman ayırarak planlıyorum. Daha sonra da bu planları hayata geçirmeye çalışıyorum. Artık istemediğim, bana keyif vermeyen işlere çok da kendimi vermiyorum, zamanımı ayırmıyorum. 

Kızım dünyadaki en önemli varlık benim için. Kızımla geçirdiğim keyifli zaman hem iç dengem hem de hayat dengem açısından benim için çok kıymetli. Sanırım tecrübelendikçe sadece iş, sadece spor, sadece aile yaklaşımından daha fazla her birinden dengede olacak şeklinde yaşamaya başladım.

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Rekabet hayatın her alanında var. Rekabetten kaçınmanın imkanı yok. Ve de rekabeti karşındakine zarar vermeden gerçekleştirmek de mümkün. Kendini ve tüm paydaşları yukarı çekerek rekabette olmak en önemlisi.

Bilgi Teknolojileri sektörü çok dinamik ve de rekabetin çok yoğun olduğu bir sektör. Rekabet her yerde ve her zaman var. Dell EMC olarak bizler, hep çözüm ve ürünlerimizin güçlü yanlarını öne çıkartarak mücadele ediyoruz.

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Sporu hayatımın içinde tutarak, hareketli bir hayat sürdürerek ve de yemeklerime dikkat ederek sağlığıma dikkat ediyorum. 


Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Sanırım kişiselleştirmeden çıkartarak ve de kaybetmek gibi görmemeye çalışarak. Neyin iyi gitmediğini analiz ederken, “nerede farklı bir yaklaşım olsa farklı sonuç elde edilebilir” diye odaklanıyorum. Tüm şartları göz önünde bulundurarak olayın bütününe bakmaya çalışıyorum. 

Her seferinde şunu fark ediyorum ki hayat devam ediyor. Bir sonrakine odaklanmayı sürdürüyorum. Bir kere kazanmamak sonrakilerin kazanılamayacağı anlamına gelmiyor. Kazanamadığımdan edindiğim tecrübelerle bir sonrakinde daha net plan yapabiliyorum.

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Sanırım “bende ne eksik” ve “hep kaybedecek miyim” sorularını kendime sorduğumda hissettiklerimi sayabilirim. Ancak, artık kişiselleştirmeden çıkartıp kaybı kayıp olarak değil de tecrübe olarak görmeye başlayınca, kendimle çok daha barışık olduğumu ve özgürleştiğimi görüyorum.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...