26 Haziran 2016 Pazar

ÇOCUĞUNU PİREDEN KORUYAYIM DERKEN ZEHİRLEYEN ANNE!

Sağlıklı yaşamak için, günümüzde öncelikle bilgi kirliliğinden kendimizi korumalıyız. Konu sağlık olunca herkes kendini uzman kabul ettiği için, daha da dikkatli olmamız gerekiyor. Medyada gördüğümüz haberler, sağlık alanında yanlışların artmasına neden olurken, neyin doğru olduğu konusunda da insanlar ne yapacağını bilemez duruma geliyor. 

Doğal kelimesi denildiğinde sağlıklı yaşamak şeklinde yanlış bir algı oluşuyor. Bu nedenle de çok daha dikkatli olmak ve kelime oyunları arasında kaybolmamak gerekiyor. Bunlardan kendimizi korumak için sağlık okuryazarı olmamız gerekiyor. Sağlık okuryazarı olmanın önemini konuştuğumuz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, hastalarından karşılaştığı olaylardan örnekler vererek konunun önemini anlattı. 

Sağlık okuryazarlığı nedir?
Sağlık okuryazarlığının birçok tanımı yapılsa da;  kişinin sağlığını koruma, geliştirme, hastalandığında ise tedavi edici hizmetleri edinebilme, tüm bu konularda doğru bilgilere ulaşabilme, seçebilme, anlama, yorumlayabilme ve kullanabilme yeteneği, becerisi ya da gücüdür şeklinde tanımlanabilir. 

Sağlık hizmeti alanların; bu alandaki sorumluluk ve haklarını bilmeleri önemlidir. Doğru bilgi kaynaklarına ulaşma, bu bilgileri yorumlama, analiz edebilme ve kendi sağlıklarına ilişkin karar verme sorumlulukları vardır. Kişilerin bütün bu sorumluluklarını hem hatırlatan hem de gereğini yerine getirme yeteneği veren sağlık okuryazarlığıdır. Bu nedenle de sağlık okuryazarlığı düzeyi gerek kişi ve gerekse toplum sağlığı için çok önemlidir.

Yetersiz sağlık okuryazarlığı, bilgi kaynaklarından dağıtılan bilgilerin yanlış yorumlanarak,  hizmet ve tedavinin aksaması yanında yanlış bilgi ve kaynaklara yönelme açısından da önemli sonuçlara neden olur.

Sağlık okuryazarlığı ile ilgili birçok şey oturmuş değil. Bu konuyu en anlaşılır şekilde nasıl anlatabilirsiniz?
Hekimliğe 1975’li yıllarda Anadolu kırsalında başladım. Gelen hastalara, hoş geldin  “ne şikayetiniz var” diye sorduğumda;  “doktor sensin; sen bileceksin” diye kestirip atmalarına çok şaşırıyordum. “Veteriner hekimlik ile beşeri hekimlik arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu” düşünmekten kendimi alamazdım. Aradan kırk yıl geçti, beşeri hekimlik ile veteriner hekimlik arasındaki farkı belirleyen etmenin kişinin ya da toplumun sağlık okuryazarlık düzeyi olduğunu anladım. Sağlık okuryazarlığı düzeyi düşüşüne paralel olarak, beşeri hekimlik ile veteriner hekimlik arasındaki fark da azalıyor.

Böyle düşünmenize neden olan olay nedir?  
Hizmete başladıktan kısa bir süre sonra Sağlık Merkezine 11 ve 13 yaşlarında iki kız kardeşin bedenlerini getirdiler. Ölmüş olduklarını anlamak için doktor olmaya, başka bir anlatımla muayene yapmaya bile gerek yoktu. Ölüm raporunu yazmak için, bu çocuklara ne olduğunu sorduğumda, “evlerde pire çok,  rahatça uyusunlar diye dün gece, anneleri tüm vücutlarına elmi (elma) yağı sürmüş, öylece yatağa sokmuş, sabah böyle bulmuşlar” yanıtını aldım. 

“Elmi yağı nedir?” diye sordum. Bu soruyu büyük bir hayretle karşıladıkları beden dillerinden anlaşılıyordu.  

Kısaca “Elmi yağı işte doktor bey” deyip sustular. 

“Siz kutusu ile içindeki kağıtları bana getirin bir bakayım” dedim. 

Öğleden sonra bir teneke kutu getirdiler. Üzerindeki etiketinden meyve ağaçlarındaki parazitlere ve iç kurtlanmaya karşı kullanılan bir ensektisit olduğu anlaşılıyordu. Bu etikette bir kuru kafa resminin yanında “Zehirli olduğu, çocuklardan uzak tutulması gerektiği gibi uyarılar rahatlıkla okunuyordu”.

Sonra ne oldu?
Kasabadaki ziraat teknisyeninden, yörede elma yetiştiriciliği yapıldığını ve iç kurtlanmayı önlemek için yaygın olarak bu ensektisit kullanıldığını, yağ bazlı bir emülsiyon olması nedeniyle de köylülerce elmi(elma) yağı olarak adlandırıldığını öğrendim. 

Bu ensektisit onların günlük yaşamının bir parçasıydı. Ne olduğunu bilmememden şaşırmalarının nedeni de bundandı. Ancak şaşıran yalnızca onlar değildi. Bu etiket bilgi ve uyarılarına rağmen annenin kızlarının bedenine sürmesi de beni çok şaşırtmıştı.  

Etiketteki tüm bu uyarılara rağmen, pireden korumak için kızlarının tüm bedenine sürmüş ve öylece yatırmıştı. “Pire için yorgan yakmak ya da kaş yapayım derken göz çıkarmak” sözleri ne kadar hafif kalıyor diye düşündüm.

Bu konuda karşılaştığınız başka bir olay oldu mu?
1977’li yıllar, Ankara’da o zamanki adı ile toplum hekimliğinde çalışıyorum. Çalışkan, sevilen ve bizlerle iyi iletişim kurabilen bir şoförümüz var. O günlerde beş kız çocuktan sonra bir erkek evlat yakalamanın sevincini yaşıyordu. Bir gün bu çocuğu bana muayeneye getirdi. Kızamık geçiriyordu ve komplikasyon olarak ağır bir zatürresi vardı. Aralarında geniş spekturumlu bir antibiyotiğin de bulunduğu reçetesini yazdım. İlaçların nasıl kullanılacağını ayrıntılı bir şekilde anlattım. Hastalığının ciddi olduğunu söyleyerek, özenle ve bitirinceye dek kullanması gerektiğini ve ilaçlar bittiğinde de mutlaka kontrole getirmesini tembihledim.

Kontrol süresine göre uzunca bir süre geçmesine karşın çocuğu getirmemişti. Arkadaşlarına nerelerde olduğunu ve çocuğunun nasıl olduğunu sordum. Sizlere ömür, çocuk Allah’ın rahmetine kavuştu dediler. Hem çok üzülmüş hem de çok sinirlenmiştim. Benim için anlaşılabilir bir durum değil. 

Beş kızdan sonra bir erkek çocuk yakalayacaksın onu da tedavisi olan basit bir hastalıktan kaybedeceksin. Hem de Ankara gibi hizmete ulaşma olanağı çok yüksek bir yerde. Onun da ötesinde tıp fakültesi gibi bir kurumun çalışanı olmana rağmen. Derhal beni görmesini söyledim. 

Benden reçetesini alıp mahallesine döndüğünde, komşuları  “Antibiyotik kullanılır ise kızamığın içe batacağını bu nedenle de ilaçları kullanmaması gerektiğini” söylemişler. Bu nedenle de benim yazdığım reçeteyi kullanmadığını, izleyen günlerde çocuğun daha da ağırlaştığını ve öldüğünü anlattı. Oldukça sert bir şekilde kızdım ve bağırdım. Bunun bir ihmal ölümü olduğunu söyledim.

Sağlıkla ilgili bilgiler arasında boğuluyoruz. Doğruyu bulmak için ne yapmalıyız?
Sağlık okuryazarlığı, hizmet alan ve sunanların birbirini anlayabilmesi için olduğu kadar, kaynak ve bilgi seçimi açısından da çok önemlidir. Bu önem her geçen gün daha da artmaktadır. Özellikle hizmet alanlar için, bugünkü liberal sistemde ve iletişim ortamında, kendisine sunulan, adeta içinde boğulduğu bilgiler arasından doğruyu başka bir anlatımla uzman kaynaklı bilgiyi seçebilmesi hem çok zor hem de çok önemlidir. 

Karmaşık bilimsel ya da bilimsel olmayan tanı ve tedavi yöntemlerinin serbestçe pazarlandığı, ağzı olan herkesin konuştuğu bir ortamda insanların tek şansı var o da bunlar arasından doğru seçim yapabilmektir. 

İnsanlar kanıta dayalı tıptan çok şifacılardan medet ummaya başladılar. Bu konuda farklı hastalarla karşılaştınız mı?
1983’lü yıllar Sağlık Bakanlığı’nda çalışıyordum. Ablası hekim, üstelik Sağlık Bakanlığında üst düzey bir yönetici olan, ünlü olma basamaklarını hızla tırmanan bir opera sanatçısı vardı. Ağır sigara bağımlısı olan bu sanatçının solunumu ile ilgili çeşitli yakınmaları varmış. Ablası benden sordu, alanında iyi olan bir hekime yönlendirdim. Akciğer kanseri tanısı kondu. Sevindirici olan tarafı çok erken bir evrede olması. Sıkı bir tedavi ile tamamen iyileşme şansı vardı. İyileşmese bile uzunca bir süre yaşama olasılığı çok yüksek diyerekten derhal tedaviye başladılar. Bir süre sonra hastanın kontrollerine gelmediğini haber aldım. Meğerse tedavi kesmiş ve doktor abla ile birlikte zakkumcu doktora gitmişler. Çok yaşamadı bir yıl içinde kaybettik.

Ülkemizdeki sağlık okuryazarlığı düzeyi ne durumda?
Türkiye’de yapılan araştırmalar sağlık okuryazarlığı düzeyinin yetersiz olduğunu gösteriyor. Bunlardan birine göre; toplumumuzun %24,5 yetersiz %40,1 sorunlu buna karşılık  %27,8 yeterli  %7,6 ise mükemmel sağlık okuryazarlığı düzeyine sahip. Yani, yaklaşık 53 milyonu bulan erişkin nüfusun 35 milyonu  “yetersiz” veya “sorunlu”  düzeyde sağlık okuryazarlığına sahip. 

Bu durum sonucunda neler oluyor?
Yetersiz sağlık okuryazarlığı ise, doğru bilgilere ulaşamama, ulaşılanları da yanlış anlama ve yorumlama nedeniyle koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin aksaması, kaynakların boşa harcanması bir yana;  yanlış bilgi kaynakları seçme dolayısı ile de yanlış korunma ve tedavi yöntemlerine başvurma gibi çok daha vahim sonuçlara yol açabilmektedir. Bir yandan ölüm ve sakatlanmalara neden olurken, öte yandan da sağlığa ayrılan kaynakların faydalı ve etkili kullanılamaması, tedavi maliyetlerinin artması gibi birçok sorunu beraberinde getirmektedir.

Durum ortada, bir anne kızlarına ensektisit sürebilmekte, bir baba çocuğunun reçetesini kullanmamakta, bir opera sanatçısı Zakkumcu Ziya’dan çare ummaktadır. Bu rolü, halkla beraber hekimler de dahil tüm sağlık çalışanları da kabul etmektedir. 

Prof. Dr. Recep Akdur kimdir?
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan  1992 yılında Profesör unvanını aldı. 1983 - 1986  yılları arasında Sağlık Bakanlığı TSH Genel Müdürlüğünde Uzman olarak çalıştı. 1986 - 1991 yıllarında Sağlık Bakanlığı Sıtma Savaş Daire Başkanı olarak görev yaptı. 1991'de bu yana Ankara Üniversitesi'ndeki görevini halen sürdürmektedir.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi, Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü, Dikimevi Sağlık Meslek Yüksek Okulu, Ankara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde mezuniyet öncesi ve sonrası eğitim programlarına, eğitici olarak katılmaktadır. Birçok ulusal ve uluslararası kurs, sempozyum ve workshop benzeri çalışmaya katıldı. Bunlardan bazılarının düzenleyiciliğini bizzat yaptı. Sağlık sektörünün her aşamasında her kademesinde çalışmış, en uçtaki sağlık ocağı hekimliğinden genel müdür vekilliğine üniversite profesörlüğüne kadar bütün kademelerinde çalışmıştır. 

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...