30 Nisan 2016 Cumartesi

BİZE SUNULAN KADAR ALGILIYORUZ

Sağlık ve iletişim bir araya geldiğinde buraya eklenmesi gereken iki önemli nokta daha var; psikoloji ve nörobilim. Sağlık, bu üç paydaş ile yeni bir bakış açısı kazanıyor. Yıllardır üzerinde çalıştığım farklı tezlerim var ki, eğitimlerimde bunları anlattığımda genellikle şaşkınlıkla karşılanıyor. 

Algılarınızın nasıl yönetildiğinin farkında olmadan, sizin görmeniz istendiği kadar olayları görürsünüz. Dikkatiniz bir yöne çekilir ve siz o konuyla ilgilenirken aslında gerçekler tahmin dahi edemeyeceğiniz şekilde olabilir.
Bunun da farklı psikolojik taktikleri vardır. Sizlere bunlardan söz edeceğim.

İlk Olarak Algı ve Odak Noktası 
David Copperfield ismini duymuşsunuzdur, kendisi Emmy Ödüllü ABD'li illüzyonist.  Copperfield insanların algılarıyla harika bir şekilde oynuyor. 

Yaptığı inanılmak Showlarla ilgili olarak David Copperfield, şunları söylüyor: “Seyirciler, algılarını bana teslim ederler ve benim algılarını büküp ilginç şekillere sokacağımı, inançsızlıklarını askıya alacağımı ve 90 dakika boyunca kendilerine mucizevi görünen bir şeyler sunacağımı bilirler. İzleyicinin zihninde duyguları harekete geçirmek ve hayret uyandırmak için hikaye anlatma sanatını, müziği ve psikolojiyi kullanan illüzyonlar yaratırım. 

Sahne bizim laboratuvarımızdır; deneme yanılmayla beynin işleyişi hakkında birçok şey öğrendik. Biraz beceri ve yanlış yönlendirme sayesinde seyircinin dikkatini doğru yere doğru anda odaklayabileceğimizi ve bir sihir illüzyonu yaratabileceğimizi anladık.”
Aslında hayatta mucizeler olmaz, ancak insanlar mucizelere inanmak isterler. Bu istekleri doğrultusunda da istenen doğrultuda algılarının yönetilmesine izin verirler. Bu işler keskin zekanın yanı sıra, psikoloji ve tabii ki nörobilimin detaylarını bilmenin çok büyük katkısı var. Nereye odaklandığınıza dikkat edin.  Çünkü, bu yöntemi sadece ilizyonistiler değil pazarlama sektörü ve haberciler de kullanırlar. 

Algı ve Biçilen Roller 
İnsanların bizlere biçtikleri rollerle hayatımızı şekillendirdiğimizi söylesem sanırım buna itiraz edersiniz. Aslında durum aynen böyle. 

Stanford Hapishane Deneyi’ni duydunuz mu?

Sosyal psikolog Philip Zimbardo 1971 yılında, insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenlemeye kararı verdi. Stanford Üniversitesi'nin Psikoloji Departmanı'nın bodrum katına inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkumlar olarak davranmalarını sağlayacak şekilde, 2 hafta sürecek olan deneyi için 24 kişiden oluşan bir grup erkek, üniversite öğrencisini deneyinde kullandı. 

Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını, onların haberi olmaksızın belirledi. Deneklere, önceden bunun 2 haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edileceği ve gün başına 85 dolar alacakları bildirildi. 

Mahkumlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu yükledi. Gardiyanlara ise mahkumlara sözlerini geçirebilmek için olabildiğince sert davranmalarını; ancak şiddete kesinlikle başvurmamalarını tembihledi. 

Gardiyanlar, tıpkı gerçek gardiyanlar gibi giydirildi, ellerine tahta sopalar verildi ve tamamen gerçek bir hapishane ortamı oluşturuldu. Göz temasına engel olması amacıyla aynalı gözlükler verildi. Mahkumlara ise, tıpkı gerçekte olduğu gibi, oldukça rahatsız edici bir mahkum kıyafeti giydirildi ve bileklerine birer zincir vuruldu. 

Mahkum konumunda olacakları kendi evleri önünde ansızın, beklenmedik bir zamanda tutuklayarak deneye dahil etti. Tutuklamaları Palo Alto polisi, Zimbardo ile anlaşmalı olarak yaptı ve mahkumları silahlı soygun suçuyla suçladı. Mahkumlar, tüm gerçek tutuklanma prosedürlerinden geçirildi, parmak izleri alındı ve profil fotoğrafları çekildi. Polis karakolundan sonra, sahte hapishaneye gerçek bir mahkum taşıma aracıyla transfer edildiler.

Deney bu şekilde başladı ve göreceli olarak sorunsuz bir ilk günden sonra, daha ikinci günden ortalık karışmaya başladı. İkinci gün, birinci hücre'de kalan mahkumlar kapılarını yataklarla bloke ederek, kıyafetlerini çıkardılar ve gardiyanları dinlemeyeceklerini söyleyerek emirleri reddettiler. Olaylar bu şekilde başladı ve sonuçlar oldukça rahatsız edici düzeydeydi. 


Sıradan ve normal sayılacak üniversite öğrencileri sadece birkaç gün içerisinde vahşi düzeyde sadist gardiyanlar ve gitgide korkaklaşan mahkumlara dönüştüler. Her geçen gün, her biri, rollerine daha da bağlı hale geldiler. Günler geçtikçe, gardiyanlar giderek şiddetlenen psikolojik kontrol taktikleri geliştirmeye başladılar. Örneğin isyanlara katılmayanları aldıkları özel bir hücre yarattılar ve burada onları ödüllendirmeye başladılar. Benzer şekilde, mahkumların yatak çarşaflarını ve süngerlerini alarak onları metal yataklarda uyumaya zorladılar. Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkumlara önce gizli, sonrasında ise açık şiddet uygulamaya başladı. Yemeklerini yemeyenler için gardiyanlar tarafından karanlık bir oda yaratıldı ve oraya hapsedilme cezası uygulanmaya başlandı. Sadece 36 saat içerisinde, 8612 numaralı "mahkum", Zimbardo'nun tanımıyla "çılgın" tavırlar sergilemeye başladı. Onun gerçekten bu psikolojik durumda olduğunu kabullenen Zimbardo, sonunda onu salma kararı verdi. 

Zimbardo'nun 6 günlük kısa deney süresi içinde istemdışı olarak bir araştırmacıdan ziyade hapishane müdürü gibi düşündüğünü ve davrandığını, o zaman asistanı, şu an karısı olan kişi tarafından uyarıldıktan sonra fark etti. Deneyin ilk günlerinden itibaren gardiyan konumundaki öğrenciler, sözlerini mahkumlara dinletebilmek için giderek şiddetli hale gelen yöntemler uygulamışlardır. Başlangıçta birkaç hafta süreceği bildirilen deney, işler iyice çığırından çıkmak üzere olduğundan bir haftayı doldurmadan sona erdirilince mahkum rolündeki denekler alacakları ekstra maaştan oldukları halde mutluyken, gardiyanların çoğunun deneyin erken bitmesinden dolayı rahatsız olmaları bu deneyin şaşırtan sonuçlarındandır.

Bu deney, toplumun onlara biçtikleri rolleri farkında olmadan nasıl sahiplendiğini ve o rolün etkisinden çıkamadan, kontrolsüz bir şekilde yerine getirdiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. 
Deneyle ilgili birçok tartışma ve karşıt bilimsel makale yayınlanmıştır. Ancak yine de, Stanford Hapishane Deneyi, psikolojik deneylerin en meşhurlarından biridir. Bu deney hem film olmuştur hem de belgeseli çekilmiştir. 

Kısaca, bize biçilen rollere göre davranmıyoruz desek de, aslında bu deneyin de gösterdiği gibi durum çok farklı. Onun için algılarımızı yönetmesini bilirsek, kendi istediğimiz hayatı yaşamış oluruz. 

Algı ve Eğlenceli Uğraşlar 
Bir yerlere giderken, yürüyen merdivenleri mi yoksa normal merdivenleri mi seçersiniz? Genellikle yürüyen merdivenler tercih ediliyor. Bunu değiştirmek için bir  tabela yerleştiriliyor. Bu tabelanın yürüyen merdiven tarafına obez figürü yerleştirilirken, diğer tarafa fit bir insan figürü bulunuyor. Bu tabela bazı insanları etkilemesine karşın istenen başarı elde edilmiyor. 

İşi eğlenceli ve renkli bir hale getiriyorlar. Normal merdiven basamakları hem renklendiriliyor hem de basamaklara çıktıkça müzik yapıyorlar. Davranış değişikliği konusunda çok güzel sonuç veren bu çalışma ile insanlar eğlenmek için daha çok enerji harcamayı göze alıyorlar. Ayrıca sosyalleşiyorlar. 

İnsanların algılarını nasıl kontrol edeceğinizi bilirseniz, sizin algılarınızla da nasıl oynandığını anlarsınız. Önemli olan bir başkasının açtığı yoldan gitmek değildir, kendi yolumuzu açmak en doğrusudur. Başkasının açtığı yoldan gidersek sadece başkalarının izini süreriz. Kendi yolumuzu açarsak kendi istediğimiz hayatı yaşarız. Böylece algımız da iletişimimiz de hayatımız da kendi elimizde olur. 

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...