24 Ocak 2014 Cuma

SAĞLIK PROFESYONELLERİNİN YAKLAŞIK ÜÇTE İKİSİ “SAĞLIK HABERLERİNE” İNANMIYOR

SAĞLIK HABERCİLİĞİNE YÖN VERENLER

Sağlık profesyonellerinin yüzde 21'inin, medya profesyonellerinin ise yüzde 12'sinin medyada yer alan sağlık konulu haber ve yazıları kesinlikle "güvenilmez" bulduğunu belirten Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erkan Yüksel, “Sağlık profesyonellerinin yaklaşık üçte ikisi, medyada doğru ve güvenilir sağlık bilgilerinin verilmediğine inanıyor.” dedi. 

Sağlık haberciliği gün geçtikçe önem kazanıyor. Bu alanda uzman sağlık muhabir sayısı çok az. Alana ilişkin ciddi bir bilgi kirliliği var. Sağlık haberlerinde doğru bilgi aktarabilmek için güvenilir mekanizmaların henüz kurulmaya çalışıldığını söyleyen Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erkan Yüksel, konu ile ilgili şunları söyledi: “Yayın ve içerik sayısı anlamında önemli bir artış söz konusu. Özellikle son 15 yıldır sağlık haberciliği alanında ciddi bir gelişme yaşanıyor. Medyada sağlık konusu artık daha çok önemseniyor. Gazetelerde sağlık konulu sayfalar, televizyonlarda programlardan söz edebiliyoruz. Sağlık muhabiri ve editörü kimliği benimsenmiş durumda. Bu alanda çalışanların sayısının da her geçen gün arttığını görüyoruz. Bakın siz de artık sağlık haberciliğini tartışmaya açmış bulunuyorsunuz. Sağlık haberciliği alanında üniversitelerde dersler verilmeye başlanmış. Bunlar olumlu gelişmeler… Öte yandan halkın da bu yayınlara yönelik yoğun bir ilgisi var. Bu yayınlar sayesinde sağlık bilgilerinin arttığını ve artık daha bilinçli davrandığını söylüyorlar. Doktorların verdiği bilgi, uyguladığı tedavi ve ilaçlar da medya aracılığıyla artık denetlenebiliyor. Tabi işin bir de ticari; yani reklam ve tanıtım yanı da var. Ancak bir diğer yandan da sağlık haberciliğine yönelik eleştiriler de giderek artıyor.

“Sağlık Konulu Yayıncılık Araştırması” Kitap Oluyor
Ayrıca, akademik anlamda da sağlık iletişimi ya da sağlık haberciliği alanında yapılan tezlerin sayısında ciddi bir artış var. 2009 yılına dek bu alanda toplam 13 tez yazılmışken, yalnızca 2010 yılında 6 tezin tamamlanması ve sayının giderek artması bu ilginin en büyük göstergesi. Ayrıca sağlık haberciliği alanında bir kilometre taşı olarak da yöneticisi olduğum araştırma projesinden söz etmem gerekiyor. Çünkü bu proje yalnızca sağlık haberciliği alanında değil; iletişim alanında ülkemizin en kapsamlı çalışmalarının başında geliyor. 2010 yılında başlayıp 2013’te sona eren “Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık İlkelerinin Belirlenmesi: Kaynak, İleti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların Analizi” başlıklı TÜBİTAK ve Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Destek Komisyonunca da desteklenen projemizin raporu; alana ilişkin literatürü özetlemekle birlikte, sağlık iletişiminin medya boyutunda kaynak, ileti ve hedef kitle analizlerini içeriyor. Bu çerçevede medya ve sağlık profesyonellerinden oluşan 150 kişiye; sizin bu söyleşide sorduğunuz soruları da içeren sağlık haberciliğinin değerlendirmesini amaçlayan sorular sorduk. 2010 yılında internet, televizyon, gazete ve dergilerdeki tüm sağlık konulu yayınları analiz ettik. Ülke çapında bir anket uygulayarak halkın da bu yayınlar karşısındaki tutum ve kanaatlerini, bu yayınları ne kadar önemsediğini öğrenmeye çalıştık. İki ayrı çalıştay düzenleyerek bulgularımızı konunun uzmanlarıyla tartışmaya açtık. Bu ay içinde de proje raporumuza dayanan ‘Check Up: Sağlık İletişimi’ adlı kitabımız yayımlanacak. Ancak gelişmiş ülkelerle kıyasladığımda sağlık haberciliği anlamında daha yolun daha başında olduğumuzu söyleyebilirim. Uzman sağlık muhabiri sayımız çok az. Bu alana ilişkin ciddi bir bilgi kirliliği var. Doğru bilgi aktarabilmek için güvenilir mekanizmalar henüz kurulmaya çalışılıyor. Kurumlar arasında iletişim ve koordinasyon sorunları dikkati çekiyor. Bir şeyler yapması beklenenler de ellerini taşın altına sokmakta yeteri kadar istekli ve cesaretli görünmüyorlar. Kimin ne yapması gerektiği noktasında zihinlerin karışık olduğu anlaşılıyor. Böyle bir ortamda da özellikle ticari amaçlar, her türlü tanıtım ve reklam ile popüler içerikler daha çok olarak göze batıyor. Yine de geçmişe göre daha olumlu gelişmeler mevcut ve daha iyi noktalara doğru gidileceği umudunu taşıyorum. 

Haberin Türünü Haberin Yayımlandığı Yayının Niteliği Belirler
Sağlık haberlerini diğer haber türlerinden ayıran unsurlar Pelin Öğüt’ün doktora tezinde ve araştırma raporumuzda ayrıntılı olarak açıklandı. Kitabımızda da bunun detaylarını bulabilirsiniz. Ancak özetle ifade edecek olursam; bir haberin sağlık haberi olarak değerlendirilip değerlendirilmemesinde önemli unsurlardan ilki haberin yayımlandığı yayının niteliği. Gazetede ya da ekte yayımlanmış olması onun sağlık haberi olarak değerlendirilmesinin ilk unsuru. Sonra klasik haber değerleri ve 5N1K formülü açısından değerlendirilmeli. Advertoryal ya da tanıtım mı değil mi, yazı türü nedir ona bakılmalı. Sonra haberde muhabirin imzasının olup olmaması, haberin genel konusu, alt konuları, haber kaynakları, adı geçen kurumlar, dil ve anlatım yapısı gibi unsurlar değerlendirilmeli. 

Bilgi Kaynaklarında İlk Sırayı Sağlık Görevlileri ve Tıp Doktorları Alıyor
Sağlık yayınlarının konularının neler olduğu sorulduğunda ise araştırma projemizin medya içerik analizi bulgularına bakmamız gerekiyor. Orada da 40 civarında ana kategori ve yüzlerce alt kategoride bir değerlendirmeye gidildi. Buna göre 2010 yılı medya içeriklerinde içerik sayısı itibarıyla beslenme, iç hastalıkları ve genel cerrahi, onkoloji/kanser, kardiyoloji/kalp damar cerrahisi, sağlık kurumları, güzellik, bakım, zayıflama ve sağlıklı yaşam konuları öne çıkıyor. Gazete ve dergiler açısında haber ya da bilgi kaynaklarının kim olduğuna bakıldığında ise ilk sırayı sağlık görevlileri ve tıp doktorları alıyor. Daha sonra sağlık alanındaki sivil toplum örgütü temsilcileri, Sağlık Bakanı ya da Bakanlık yetkilileri medya içeriklerinde en çok başvurulan kaynaklar. 

“Kararsız Kalırsan Haberden Vazgeç”
Sağlık haberlerinde dikkat edilmesi gereken unsurlara yönelik literatürde birbirine benzer pek çok açıklamaya rastlamak mümkün. Özellikle yurt dışında sağlık haberciliğine yönelik dernek ya da birliklerin bu anlamda önemli çalışmaları var. Doğru ve gerçeğe dayalı habercilik kuralları ile birlikte özellikle sağlık haberciliğine yönelik dikkat edilmesi gereken noktaların altı çiziliyor. Örneğin Gazetecilik Mesleğinin Kural ve İl¬keleri Sağlık Muhabirlerinin Moskova Rehberi’nde ilk madde “Öncelikle zarar verme” diyor. İkinci madde “Mutlaka araştır”; üçüncü madde “Özellikle mucize tedaviden söz etme, umut verme” diyor. Dördüncü maddede “Kendine bu haberden kim yararlanır sorusunu sor” diyor. “Vereceğiniz haberler hasta, sakat ve çocuklara aitse, bir kez daha düşün” diyor. “Özel hayatı ve acıları haber yapma” diyor. “Acıyı duygu sömürüsü için asla kullanma” diyor. En önemlisi belki de “Kararsız kalırsan haberden vazgeç” uyarısında bulunuyor. Sağlık Habercileri Birliğinin Etik İlkeler Beyannamesi ise küçük bir kitapçık boyutunda. Ayrıca İngiltere’de hazırlanmış Bilim ve Sağlık İletişimi Kılavuzu da önemli bir çalışma. Muhabirlerin haber yaparken dikkat etmesi gereken bir kontrol listesi de sunulmuş durumda. Bunun başka örnekleri de mevcut. Ülkemizde de Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneğinin etik ilkeleri ve kararları bulunuyor. Bu ilkelerin ilkinde de “ESAM üyesi gazeteciler, yalan, taraflı, kamuoyunu yanıltıcı, yönlendirici, umut tacirliğine yönelik haber yapamaz. Haberlerinde öğrenci, öğretmen, hasta, hekim haklarına saygı gösterir.” deniliyor. Araştırma projemizin raporunda bunlar ve daha fazlası mevcut durumda.

İdeal Sağlık Yayıncılığının İlk Şartı Halkı Bilgilendirici Olması
 Ayrıca ideal sağlık haberciliğinin nasıl olması gerektiğine ilişkin ortaya çıkan bulgular da yol gösterici nitelikte. İdeal sağlık haberinin halkı bilgilendirici, yol gösterici ve öğretici olması şartlardan ilki. Hastalık ve kişi özelinde konuşulmaması, koruyucu hekimliğe ağırlık verilmesi, hekim hatalarına karşı dikkatli olunması, bilimsel kanıt ve görüşlere yer verilmesi, güncel bilgilerin takip edilmesi, tıptaki yenilikleri içermesi, uzman kişilerin görüşlerine başvurulması, uzman olmayan kişilerin konuşturulmaması, konuk ya da haber kaynağı seçiminde meslek örgütlerine danışılması, halkın anlayacağı dilde yayın yapılması, üsluba dikkat edilmesi gerekiyor. Umut tacirliği yapılmaması, kullanılan görsel unsurların iyi seçilmesi, maddi kaygısı olmayan, çıkar ilişkisine dayanmayan, halkın yararına, pazarlama ve reklam içermeyen nitelikte olması, dürüst olunması, gerçeğin yansıtılması, yayın ilkelerinin belirlenmiş olması, bu ilkelere uyulması, etik ilkelere dikkat edilmesi, hasta haklarına saygılı olunması ve son olarak bu yayınların bir şekilde denetlenmesi ise sıralanan diğer unsurlar. Bu konuda daha fazla bilgi için Sağlık ve Medya adlı internet bloğumuz ziyaret edilebilir. 

En Önemli Eleştiri: Sağlık Haberciliğinin Hala Acemi Muhabirlerin İşi Olarak Görülmesi 
Araştırma kapsamında görüştüğümüz sağlık ve medya profesyonelleri ile akademisyen ve uzmanlar bu konuda muhabirlerin kendilerini geliştirmeleri gerektiğini, derdini anlatacak kadar bilgili olmalarını, etik kurallara bağlı kalmalarını, vicdanlı davranmalarını, hekimden aldığı bilgiyi halk diline dönüştürebilmelerini, uzmanlaşmaya önem vermelerini ve konuyu sevmelerini başlıca şartlar olarak ifade ediyorlar. Elbette genel anlamda habercilik ilkelerine olduğu kadar sağlık haberciliği ilkelerine de önem verilmesi bir başka nokta. Yani haberciliğin bilinmesi ve sağlık haberciliğinde de uzmanlaşılması gerekiyor. Öte yandan günümüzde sağlık haberciliğine yönelik en önemli eleştirilerin altında yatan nedenlerin başında sağlık haberciliğinin hala acemi muhabirlerin işi olarak görülmesi geliyor. Her ne kadar sağlık haberciliği alanında uzmanlaşma adına belirli birikime sahip muhabir ve yazar sayısı her geçen gün artsa da sağlık haberciliği hala acemi muhabirlerin mesleğe başlarken yazmaya başladığı haber türlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Dolayısıyla sağlık haberciliğine gereken önem ve özen en yazık ki medyanın geneli tarafından verilmiyor. İdeal sağlık muhabirinin yetişeceği ortam açısından bakıldığında da iletişim fakültelerinde bu yönde yeterli bir eğitim ne yazık ki yok. Bu alandaki sivil toplum örgütlerinin de düzenli ve devam eden çabalarından da söz edemiyoruz. Denetimsizlik ise başta da söylediğim gibi bir başka açıdan ayrı ve önemli bir eleştiri olarak duruyor. 

Haber Yazarken Ticari Kaygılar ve Bu Yöndeki Eleştiriler Gözden Uzak Tutulmamalı
Sağlık konulu haber yazarken öncelikle, insanlar insanlarla iletişim kurarken neye dikkat ediyorlarsa, ona dikkat edilmeli. Bunun dışında haberciliğin belli başlı ilkelerine dikkat edilmeli. Sonra da ideal sağlık haberciliğinin ilkeleri gözden uzak tutulmamalı. Bu ilkeler arasında da belki en önemlileri olarak haber yazarken ticari kaygıların ve bu yöndeki eleştirilerin gözden uzak tutulmamasını ve bu doğrultuda kamu yararının öne çıkarılması gerektiğini özellikle vurgulamak isterim. Çünkü sağlık haberciliği istismara oldukça açık bir alan ve insanların uğruna her şeylerini verebilecekleri en önemli sorunları sağlıkları… Özel sektörün bütün dünyadaki başlıca amacı da daha fazla kar elde edebilmek. Proje kapsamında görüştüğümüz sağlık profesyonellerinin yüzde 91'i sağlık içerikli yayınlarda, kaynak, konuk seçiminde reklam, sponsorluk baskısı ya da ticari kaygı hissettiklerini dile getiriyor. Medya profesyonellerinin de yüzde 58'i böyle bir baskı var mı sorusuna "kesinlikle evet" cevabını veriyor. Türkiye genelinde ise gazete okurlarının yüzde 48'i, televizyon izleyenlerin yüzde 45'i ve internet takip edenlerin yüzde 46'sı sağlık konulu yayınlarda daha çok kişi, doktor, ürün, ilaç ve hastanelerin reklamının yapıldığı görüşüne katıldığını ifade ediyor. Sanırım bu verilerin büyüklüğü durumu ortaya koymaya yetiyor ve daha fazla söze gerek kalmıyor.

Zarar Vermemek, Kaş Yapacağım Derken Göz Çıkarmamak Gerekli
Halkın okuyabileceği, yanlış anlamayacağı, eksik bilgilendirilmeyeceği, boş hayallere kapılmayacağı, kandırılmayacağı, fayda sağlayacağı dil ve anlatım yapısı öncelikli hedef olmalı. Görsel malzemelerin seçiminde de kamu yararına, kamuyu bilgilendirme potansiyeline dikkat edilmeli. Aynen haber içeriği gibi görsel malzemeler de toplumun geneli; yaşlısı, genci, hastası, sağlıklısı, evhamlısı, panik atak olanı, eğitimlisi, eğitimsizi, zengini, fakiri düşünülerek; onlar üzerinde olası etkileri hesaba katılarak yayınlanmalı. Zarar vermemek, kaş yapacağım derken göz çıkarmamak gerekli. Acı ve trajedilerin görüntülerini yayınlarken bir kez daha düşünülmeli. Görüntünün yanlış anlaşılmayacağından emin olunmalı. Bunlar da tabi sağlık haberciliğinde özel eğitim almakla, ustalaşmakla, uzmanlaşmakla olabilecek gibi görünüyor.

Artık Gazetelerde İntihar Haberlerinin Bile Yayımlanmasının Etik Bulunmadığı Bir Dönemde Yaşıyoruz
Sağlık konulu yayıncılığın en çok eleştirilen yönü televizyondaki sağlık programları. Dolayısıyla sağlık konulu yayıncılığa ilişkin eleştirilerin neredeyse tümü bu programlar için geçerli. Uzman olmayan kişilerin konuk alınması en çok eleştirilen noktaların başında geliyor. Teşhis ve tedaviye yönelik yapılan anlatımlar da önemli ölçüde eleştiriliyor. Yanlış ya da eksik bilgilendirmenin kötü sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. Medyadan öğrenilen bilgilerle hekimlere başvurulmasının da iyi ve kötü yanları mevcut; ancak sağlık haberciliğinde kar-zarar ya da az-çok hesabı yapmanın doğru olmadığına inanıyorum. Bir tek kişi bile medyadan öğrendiği eksik ya da yanlış bilgi nedeniyle yanlış bir uygulamanın içerisine girerek sağlığını kaybederse yapılan yayıncılığa olumlu bakmamız mümkün değil. Artık gazetelerde intihar haberlerinin bile yayımlanmasının etik bulunmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Sağlık haberciliğine yönelik daha özel ilkelerden söz ediyoruz. Ancak medya içeriklerine baktığımızda en temel ilkelerin bile uygulanmadığına şahit oluyoruz. Örneğin sağlık haberciliğinin “boş umut verme, mucize tedaviden söz etme” ilkesine yönelik özel bir araştırma gerçekleştirdik. Makalemizde ortaya çıkan bulgulara göre gazetelerimizde hala “mucize tedavi” konulu haberlerin yoğun bir şekilde yayımlandığı anlaşılıyor. Sağlık ve medya profesyonelleri de etik anlamda medya içeriklerini her boyutuyla eleştiriyorlar. İşin en önemli yönü ise şurası: Diğer haber türlerinde yanlış bir bilgi kişilik hakları ihlali doğurabilir, paranızı ya da prestijinizi kaybetmenize neden olabilir. Ancak sağlık haberciliğinde bir yanlış hayat kalitenizi etkiler ve belki de geri dönüşü olmayan bir şekilde sağlığınızı hatta hayatınızı tehlikeye atabilir. Parayı ya da prestiji belki yerine getirebilirsiniz ama sağlığınızı yerine getirmek o kadar kolay olmayabilir. 

Medyadan Öğrenilen Tedavileri Bir Şekilde Uyguladığını Söyleyenlerin Oranı Üçte Bir Seviyesinde
Yaptığımız araştırmada halkın medyadaki sağlık konulu içeriklere güveninin hangi düzeyde olduğunu ölçtük. “Kısmen (Bazen) güvenirim” diyenler çoğunlukta. Ancak “Hiçbir zaman güvenmem” diyen gazeteler için yüzde 7,4’lük, televizyonlar için yüzde 5,6’lık ve İnternet için yüzde 5,4’lük bir kesim. Dolayısıyla toplumun önemli bir kısmının bu tür yayın içeriklerine kesinlikle güvenmediğini söylüyor. Ancak bir başka soruda, medyadan öğrenilen tedavileri bir şekilde uyguladığını söyleyenlerin oranı ise üçte bir seviyesinde. Yüzde 1,6’lık bir kesim “hemen hepsini uyguladığını” dile getiriyor. Bu tedavileri uyguladığını söyleyenlere “fayda ya da zarar görüp görmedikleri” de sorduk. Türkiye genelinden aldığımız sonuç, halkın yüzde 1,5’inin “Birkaç kez zarar gördüğünü”, yüzde 0,5’inin de “Çoğunlukla zarar gördüğünü” ortaya koyuyor. Dolayısıyla düşünce ve kanaat olmanın dışında, bu ankette, halkın gördüğü zararın somut bir ifadesi mevcut. Ortaya çıkan rakamlar da zararın neresinde olduğumuzu gösteriyor. Öte yandan görüştüğümüz sağlık profesyonellerinin yüzde 21'i, medya profesyonellerinin de yüzde 12'si medyada yer alan sağlık konulu haber ve yazıları kesinlikle "güvenilmez" buluyor. Sağlık profesyonellerinin yaklaşık üçte ikisi, doğru ve güvenilir sağlık bilgileri verilmediğine inanıyor. Bu haliyle medyadan halka yansıyan sağlık konulu yayınların halkın her kesiminde bilinçli bir şekilde algılanmadığını, kişiye özel olması gereken teşhis ve tedaviye ilişkin görüş ve tavsiyelerin yanlış sonuçlar doğurabildiğini bir kez daha şapkayı önümüze koyarak düşünmemiz gerekiyor. “Konular nasıl seçilmeli” sorusuna gelince… Medyada hangi konuların öne çıktığını sıralamıştım. En çok işlenen konular belli. O halde bir de daha az işlenen ya da hiç işlenmeyen konulara bakmamız gerekiyor: Sağlığın ticarileşmesi, sağlık politikaları, sağlık sistemi, toplumda daha yaygın olarak görülen diğer hastalıklar, yaygın olmayan hastalıklar, hastalar ve yakınlarının sorunları, sağlık çalışanları ve sorunları… Dolayısıyla bir dengenin yakalanması gerektiğini ifade etmek istiyorum. 

İnternet Kullanıcıları Daha Bilinçli ve Eğitimli Kişiler
İnternet kullanıcıları sağlık konulu içeriklere daha çok güveniyorlar. Bunun başlıca nedeni internetteki bilgilerin hepsinin doğruluğu değil; İnternet kullanıcılarının daha bilinçli ve eğitimli kişiler olması ve buna bağlı olarak internetteki farklı siteleri ziyaret ederek o konuda en doğru olduğunu düşündükleri bilgiyi araştırabilecek ve ayırt edebilecek bilgi birikimine sahip olmaları. İnternette de elbette yanlış ya da eksik bilgiler mevcut; ancak gerek doğru ve yeterli bilgi veren sitelerin varlığı ve gerekse tartışma ortamlarının da takip edilebilmesi gazete, dergi ya da televizyona karşı büyük bir avantaj sağlıyor. İnternette pek çok içerik mevcut. Doktorların, hastanelerin ve sağlıkla ilgili sivil toplum örgütlerinin yayınlarının yanında reklam amaçlı ya da pazarlama amaçlı yayınlar da bulunuyor. Bu alanda yalnızca habercilik yapan yayın kuruluşlarının sayısı da her geçen gün artıyor. Blog haberciliğinin de arttığını görüyoruz. Araştırma projemiz çerçevesinde biz de üç ayrı blog açtık. “Sağlık Haberciliği”, “Sağlık ve Medya” ile “Sağlık ve İletişim” isimli bloglarımız var. Araştırma projemizin raporuna “Sağlık ve Medya” bloğumuzdan dileyen herkes erişebilir. 

Duyduğumuz Her Şeye İnanmıyorsak, Medyadan Duyduğumuz Her Şeye de İnanmamalıyız
Halka ne tavsiye ederim? Medya okuryazarlığı dersinde işlenen konulardan pek de farklı olmamakla birlikte halkın medyanın ne ve kim olduğunu bilmesi, amaç ve işlevlerini öğrenmesi, duyduğu ya da okuduğu her şeyi doğru kabul etmeden önce analiz edebilmesi, sonuçlarını değerlendirebilmesi yani bilinçlenmesi gerekiyor. Nasıl ki bir başkasından duyduğumuz her şeye inanmıyorsak, medyadan duyduğumuz her şeye de inanmamalıyız. Nasıl ki bir şey duyduğumuzda öncelikle onu kimin söylediğine bakarak bir değerlendirme yapıyorsak, medyadan duyduğumuz şeylerde de onu kimin söylediğine; ne niyetle, kime söylediğine ve bizim bu söylenilenleri üzerimize alıp almayacağımıza yani uygulayıp uygulamamız gerektiğine dikkat etmemiz gerekiyor. Ancak yine de halkın hangi bilginin doğru ve geçerli olduğuna, eksik ya da yanlış olmadığına ilişkin uzman düzeyinde değerlendirme yapabilmesi mümkün değil. Böyle bir şeyi bekleyemeyiz. Bu noktada ne yapılabilir? Yapılacaklar arasında bunu da düşünmek gerekiyor. Özellikle medya okuryazarlığı anlamında sağlık konulu yayıncılığa ilişkin okuryazarlık bilgisine de ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu da yapılabilecekler arasında yer alıyor. Öte yandan şüphesiz medyada çok olumlu ve çok doğru bilgiler de mevcut. Özellikle kamu sağlığı anlamında doğru yayıncılıkla mükemmel sonuçlara ulaşılabilir. Geçmişte dünyanın farklı ülkelerinde ve bizim ülkemizde de uygulanmış başarılı sağlık kampanyalarından söz etmemiz mümkün. Hala da yapılabilecek pek çok şey var. Sigarayla mücadele, temiz hava sahası, obezite karşıtı kampanya yakın zamanda hatırladığımız bilinen kampanyalar. Halkın sağlık alanında ve özellikle koruyucu hekimlik anlamında bilinçlendirilmesinde medyadan daha güçlü bir şekilde yararlanmak mümkün. 

Medya Profesyonellerinin Yüzde 24'ü Medyada Yer Alan Sağlık Konularının İçeriklerinin Denetlenmediğini Söylüyor
Sağlık konulu yayınlara ilişkin bir denetim, izleme, gözetim mekanizmasının oldukça sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. Araştırma kapsamında görüştüğümüz sağlık ve medya profesyonelleri denetim konusunda hemfikirler. Sağlık profesyonellerinin yüzde 38'i ve medya profesyonellerinin yüzde 24'ü medyada yer alan sağlık konularının içeriklerinin denetlenmediğini söylüyor. Ancak asıl sorun bu denetimin kimin tarafından ve nasıl yapılması gerektiği noktasında ortaya çıkıyor. Çünkü herkesin düşüncesi farklı. Denetim nasıl olacak, kim yapacak, yaptırımı ne olacak, hukuki boyutu neyi kapsayacak, ifade ve basın özgürlüğü ile çelişecek mi, bunlar tartışma konusu… Sorumlu olduğu düşünülen kurumlara bakıldığında onlar arasında da iletişim ve koordinasyon eksikliği, görev, yetki ve sorumluluk alanı belirsizliği ya da bilinmezliği gibi noktalar öne çıkıyor. Dolayısıyla bu yayınları bir şekilde denetleyen kurumların çabaları maalesef yeterli ve tatmin edici bulunmuyor. Bir diğer yandan ise görüştüğümüz Amerikalı sağlık habercileri ise medya içeriklerine yönelik bir denetimin doğru olmayacağını söylüyor. Asıl olanın doğru habercilik olduğunu ve iyi haberciliğin teşvik edilerek, örnek gösterilerek yanlışın kovulabileceğini belirtiyorlar. Etik ilkeler yerine de haber yazarken dikkat edilmesi gereken noktalara işaret ediyorlar. Ancak Türkiye’de görüştüğümüz kişilerden hiç birinin Amerikalı gazetecilerin verdiği yanıta yakın bir yanıt vermediğini de belirtmek isterim. Bunun da bize oldukça şaşırtıcı geldiğini söyleyebilirim.

İnternet Haberciliğinde Kaynak Gösterme Daha Kolay Yapılabiliyor
Habercilikte akademik yazılardaki gibi kaynak belirtmek yazı türü anlamında pek de alışıldık bir uygulama değil. Ancak yurt dışında kimi haberlerde kaynak belirtildiğini görüyoruz. Özellikle fikir ve sanat eserlerinin hak sahiplerinin hakkının teslim edilmesi, yazılanların doğruluk güvenilirliğinin denetimi, dolayısıyla okuyucunun güveninin kazanılması, meraklılarının daha fazla araştırma yapmalarına olanak tanınması gibi nedenlerle kaynak göstermenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte şimdilik ülkemizde popüler medyada böyle bir uygulamaya geçilebileceğini pek de tahmin etmiyorum. Çünkü ülkemizde muhabirin adının bile haberlere konulmasının kimi zaman lüks olarak görüldüğünü, ajanslardan geçilen haberlerde mahreç kullanılmadığını ve “kopyala-yapıştır” türü haber hırsızlığının mevcudiyetini dikkate alırsanız ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Ancak internet haberciliğinde kaynak gösterme daha kolay yapılabiliyor. İnternet teknolojisiyle kelimeler bile tıklandığında açıklamalarına erişmek mümkün. Kaynak göstermek ve hatta tıklayarak o kaynaklara ulaşmak da mümkün. Bu da internet haberciliğinin önemli bir artılarından biri.” 

Prof. Dr. Erkan Yüksel kimdir?
1972 yılında dünyaya geldi. 1994 yılında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Basım ve Yayımcılık Bölümünden birincilikle mezun oldu. Ardından yüksek lisans ve doktora tezlerinde ekonomi haberciliği üzerine tezler yazdı. Yerel bir gazetede ekonomi haberciliği yaptı. 1995 yılında Selçuk Üniversitesinde Araştırma Görevlisi oldu. Üç yıl sonra Anadolu Üniversitesine geçiş yaptı. 2002 yılında University of Texas at Austin’de misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Bir yıl sonra Uluslararası Kıbrıs Üniversitesinde Gazetecilik Bölüm Başkanı olarak görev yaptı. 2004 yılında doçent, 2010 yılında profesör oldu. 2005-2008 arasında fakültede dekan yardımcılığı görevini yürüttü. Yaklaşık üç yıldır da bölüm başkanlığı görevini yerine getiriyor. 2009 yılından bu yana sağlık haberciliği konusunda çalışmalar yürütüyor. Bu alanda Türkiye’nin en büyük araştırmasını Prof. Dr. Ahmet Yalçın Kaya, Prof. Dr. Abdullah Koçak ve Yard. Doç. Dr. Sinan Aydın ile birlikte 2010 yılında başlayarak üç yılda TÜBİTAK ve Anadolu Üniversitesinin desteğiyle tamamladı. Bu ay içerisinde de Check Up: Sağlık İletişimi adıyla proje kitabının yayımlanmasını bekliyor. Ayrıca sağlık haberciliği alanında “Sağlık ve Medya” ile “Sağlık ve İletişim” adlı blogları bulunuyor.


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...