23 Mayıs 2011 Pazartesi

“ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN ESAS İŞİ ARAŞTIRMA YAPMAK VE KLİNİK ÇALIŞMALAR YÜRÜTMEKTİR”

Geleneksel hale gelen “Ankara Tıp Biyokimya Günleri”nin bu yıl 4’üncüsü yapıldı. Her sene farklı konuların ele alındığı toplantıda, bu sene “laboratuar çalışmalarının klinik önemi” üzerinde duruldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, “Üniversite hastanelerinin esas işi araştırma yapmak ve klinik çalışmalar yürütmek” dedi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı’nın her yıl geleneksel olarak düzenlenen “Ankara Tıp Biyokimya Günleri”nin 4’üncüsü 21 Nisan tarihinde gerçekleştirildi. Toplantıya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, Tıbbi Biyokimya Ana bilim Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, öğretim üyeleri ve hemşireler katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Ökten, bu yıl dördüncüsü düzenlenen Biyokimya Günlerinin 3’üne dekan olarak katıldığını belirterek “Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki her sene katılım daha da yoğunlaşıyor. Üniversite hastanelerinin esas işi araştırma yapmak ve klinik çalışmalar yürütmek. Her ne kadar üniversite hastaneleri son zamanlarda, ekonomik konularla, işletmecilik sorunlarıyla ilgilenmek zorunda kalıyorsa da bu tür araştırma ve incelemeye yönelik bilimsel toplantı ve konferansları çok önemsiyorum” dedi.

Toplantının açılışında konuşan Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu ise, “ Bugün 4. Biyokimya Günleri Toplantısında laboratuar çalışmalarının klinik önemi başta olmak üzere biyokimya alanında çok önemli konular konuşulacaktır” diye konuştu.

“Bazı Ülkelerde Sabah Vizitlerine Biyokimya Uzmanlarında Katılıyor”
Prof. Dr. Sunguroğlu Sağlık Dergisi’ne şunları söyledi: “Sabah oturumlarını biraz daha klinik branşlara ayırdık, hastalık tanısını koymada laboratuar bulgularının çok büyük önemi var. Önce hasta dikkatle sorgulanmalı, fizik muayenesi yapılmalı ve gerekli testler istenmeli. Gereksiz testler isteniyor, milli servet boşa giden para. Reaktif kitlerin, testlerin büyük bir kısmı Türkiye’de yapılabilecekken ne yazık ki yerli üretime yeterince önem vermediğimiz için yurt dışından satın alıyoruz. Her sene milyar dolarımız yurtdışına ödeniyor. Gelecek sene konumuz, sağlık alanındaki ve laboratuvar alanındaki buluşlar ve yenilikler olacak. İstenen tetkikleri biyokimya uzmanlarının denetiminde olmalı. Bazı ülkelerde sabah vizitlerine biyokimya uzmanlarında katılıyor, hasta başında gereken tetkikler ve sonuçlar tartışılıyor. Gerçekleşmesi çok kolay değil. Her gün binlerce hastanın başvurduğu hastanelerimizde sınırlı sayıdaki biyokimya uzmanlarımızın bu binlerce hastanın muayene ve teşhisi sırasında denetimi çok zor. Kritik vakalarda görüş alınırsa son derece iyi olur.”

“Teknolojilerin Çok Gelişmesi Hekim-Hasta İlişkisinde Muayeneyi Geri Plana Attı”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Prof. Dr. Semih Baskan şunları söyledi: “Binlerce yıldır uygulanan hekimlik sanatının temelinde önce hastanın şikayetlerini dinleyerek anamnez almak, daha sonra da hastayı inspeksiyon, palpasyon, oskültasyon ve perküsyon ile muayene etmek gelir. Özellikle son 25–30 yıldır bilgisayar teknolojilerinin çok gelişmesinin hekim-hasta ilişkisinde muayeneyi geri plana attığı ve bunun sonucunda da hekimin hastasından uzaklaştığını ve tanıya giderken önemli bulguları göz ardı ettiği bugün bilim dünyasında yoğun bir şekilde tartışılıyor. Hekim-hasta iletişiminde işlerin düzgün gittiğini söylemek çok zor. Dr. Jerome Groopman “Doktorlar Nasıl Düşünür“ adlı kitabında “Bir Doktor şikayetlerini anlatan bir hastanın sözünü ortalama olarak her 18 saniyede bir keser” diyerek bu açmazı çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.”


“Tedavi ve Takipte, Biyokimya ve Nükleer Tıp Çok Önemli”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Prof. Dr. Erkan İbiş, “Tiroid bezi hastalıklarına toplumda çok sık rastlanıyor. Nodüler guatr, tiroid hastalıklı olguların yaklaşık yüzde 30-40’ını teşkil eder. Tiroid nodülleri kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Ancak erkeklerde görülen nodüllerde kanser görülme sıklığı kadınlardan daha fazla. Tiroid kanserlerinin toplumda görülme sıklığı yüzde 3–4 olarak bildiriliyor. Hayat boyunca kadınlarda tiroid kanseri riski yaklaşık yüzde 0,7, erkeklerde ise yüzde 0.25. Tanıda kullanılan ileri teknolojilere bağlı olarak diğer kanser türlerinde olduğu gibi tiroid kanserleri oldukça erken dönemde yakalanabilmekte ve buna bağlı olarak da tedavide yüksek başarılar elde edilebiliyor. Medüller tiroid kanserleri tedavisinde cerrahi sonrası radyoterapi, kemoterapi ve MIBG tedavisi uygulanmaktadır. Özellikle diferansiye tiroid kanserleri tanısında, tedavisinde ve tedavi sonrası takipte çok yüksek oranda başarılı sonuçların elde edilmesinde Biyokimya ve Nükleer Tıp çok önemli rol oynuyor” dedi.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...