12 Mayıs 2015 Salı

İLK TÜRK HEMŞİRE SAFİYE HÜSEYİN ELBİ

12-18 Mayıs  Hemsireler Haftası nedeniyle Hemşire Melek Çelik ile ilk Türk hemşire Safiye Hüseyin Elbi hakkında bilinmeyenleri konuştuk.

Besim Ömer Akalın’ın kurduğu Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin İstanbullu kadınlar için açtığı hemşirelik kursunun ilk mezunlarındandı. Çanakkale savaşı çıktığında cephe gerisinde hemşire olmak için gönüllü olur ve Reşit Paşa hastane gemisi ile savaşa gider. Gitmeden önce kendisini vazgeçirmeye çalışanlara “Her sardığım, iyileştirdiğim yara benim için küçük madalya olacak” diyen Safiye Hüseyin yüzlerce madalya ve iyileştirdiği gencecik delikanlıların şükranları ile savaştan sonra İstanbul’a döner ve Türkiye’de hemşirelik mesleğinin yayılması ve tanınması için çalışır.

Hemşire Melek Çelik, Safiye Hüseyin Elbi ile ilgili şunları söyledi: “Safiye Hüseyin Elbi, bu isim size hiçbir şey ifade etmiyor olabilir. Kurtuluş Savaşı döneminde Doktor Besim Ömer Paşa’nın yanında kısa bir dönem eğitimden geçip hemşire olmaya hak kazanan ilk Türk hemşirelerimizden biri öyle bir kadın ki gözünü kırpmadan Çanakkale Savaşı’nın en hareketli döneminde cephe de yaralılarımıza yardım etmiş bir hemşire. Birçok ölüm tehlikesi atlatmasına rağmen Balkan Harbinde ve Çanakkale Savaşında cesurca çalışmıştır.
Savaş bittikten sonra kendisini hemşireliğe adamıştır. Birçok hemşirelik okulunun kurulmasında öncülük yapmış, birçok hemşire yetiştirmiştir. Birçok nişanı bulunan Hüseyin Elbi, bu dönemde kadınların medarı iftiharı olmuştur. Çok sevdiği değer verdiği umutlarını bağladığı hemşirelerin kucağında hayata gözlerini yumdu.”
 
Safiye Hüseyin Elbinin Ağzından Anısı
“Herkes son anlarında hep “anne” diye sayıkladı. İster İngiliz, ister Fransız, isterse Alman, Türk olsun hepsi “anne” diye can verdiler, der… O arada bir İngiliz gencinden bahseder. O İngiliz genci gözlerini kaybetmiştir. Aldığı yaralar sebebiyle de çok yaşamayacağı bellidir. Safiye Hüseyin onu teselli eder: Dayanması gerektiğini, nişanlısına er ya da geç kavuşacağını söyler. Yalnızca bu İngiliz erinin nişanlısının ismini sayıklayarak can verdiğini belirtir.
 
Bir gün yaralanan Bekir Çavuşu vapura getirirler. Bekir Çavuşun ayağı kesilir. Daha sonra Alman hemşirelerden birisi Safiye Hüseyin’in yanına gelir. Telaş içinde şöyle der:
         -Hani ayağını kestiğimiz yaralı yok mu?
         -Bekir Çavuş mu?
         -Evet.
         -Ne oldu peki?
         -Kendisine bir hal oldu hemşire. Tek bacağı ile odanın içinde dolaşmak istiyor.
         Bundan sonrasını Safiye Hüseyin şöyle anlatıyor:
         “Hemen koştum. Bekir Çavuş yarasından kanlar aka aka ayağa kalkmıştı. Bileğinden tuttum. Müthiş bir ateşi vardı.
          -Aman Bekir Çavuş! Ne yapıyorsun bu hal ile ayağa kalkılır mı? dedim.
          Bekir Çavuş ise kendini kaybetmiş bir halde idi:
          -Elbette kalkılır! dedi. Sen ne diyorsun! Emir geldi. Emri yerine getirmek lazım! Tabi kalkacağım!
 
Sabaha karşı Bekir Çavuş kollarımızın arasında dünyaya gözlerini büsbütün kapadı. Bu adamcağız, son dakikasına kadar kumandanının emrini kendine verilen vatan vazifesini yapmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Son dakikasında bile ne annesini ne de sevdiğini düşünüyordu. Kansız dudaklarından çıkan son cümleler: “Emrini yapamadım.” oldu. Fakat ben şuna kani idim ki, Bekir Çavuş vazifesini en güzel şekilde yapmış idi.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...