1 Mayıs 2015 Cuma

İLİŞKİNİZİN ANAHTARI ORTAK HAYALDE SAKLI

Çiftlerin ortak bir hayalinin olması ilişkinin verdiği tatmini korumak için altın değerinde olduğunu söyleyen Uzman Evlilik ve Aile Terapisti Özlem Köse,  “Bu, bazen beraber çocuk yetiştirmek de olabilir, birlikte bir proje üretmek, zengin olmaya çalışmak ya da bir sosyal yârdim kuruluşunda gönüllü olmak da” dedi.

İnsanlar aşık oluyorlar, ilişkileri başlıyor ancak yaşanan sorunların çözülmesinde yardım almaları gerekebiliyor.  Zorlu süreçlerde doğru uzmanlar tarafından yönlendirilen çiftler, mutlu birlikteliklerinin sürmesi sağlıyor. Her ilişkide sorun olabileceğini söyleyen Uzman Evlilik ve Aile Terapisti Özlem Köse, ilişkilerle ilgili soruları yanıtladı.


İkili ilişkilerde güven nasıl oluşur?
Güven, bir ilişkinin başlaması ve devam edebilmesi için en önemli yapıtaşı. Son yıllarda ilişkilerle ilgili yapılan pek çok araştırmada “Eşinizde ya da sevgilinizde aradığınız en önemli kişilik özelliği nedir?” sorusu katılımcıların “güvenilir” olması diye yanıtladığını görüyoruz. Daha güzel, daha zengin ya da daha çekici bir eş aramıyor kimse; sözüne güvenilebilen, sırtını ona yaslayabileceği bir eş istiyor. Amerika’nın ve dünyanın en ünlü evlilik araştırmacısı John Gottman’ın yaptığı araştırmaların sonuçlarına göre güveni oluşturmak için şunlar gerekli:


1. Eşimizin neler yaşadığının ve ne hissettiğinin farkında olmak
2. Eşimizin zor anında arkamızı dönmek yerine ona yanında olduğumuzu hissettirmek
3. Eşimizin bizden farklı bir bakış açısına sahip olabileceğini kabullenmek ve bu farklılığı hoş görmek
4.Eşimizin duruma nereden baktığını anlamaya çabalamak
5. Savunmacı bir yaklaşımla tepki vermekten kaçınmak
6. Empati yapmaya çalışarak duruma yaklaşmak


İlişkilerde güvenle ilgili sorunlar oluşmaya başladığında Gottman’ın bu önerilerini yapabilmek elbette zorlaşıyor. Çiftler güvenin kolayca ve kendiliğinden gelişebilen bir durum olduğunu düşünüp oluşması için yeterince çaba göstermiyor, güven kaybolunca onu aramaya başlıyor. Güven oldukça pahalı bir şey; milyonlarınız olsa satın alamazsınız kaybettikten sonra. Önemli olan, daha ilişkinin başındayken ve ilişkinin bulutsuz günlerinde biraz önce söylediğim önerileri uygulamaya çalışmak. Kaybettikten sonra yeniden kazanma sürecinde profesyonel desteğe ihtiyacınız olabilir.


Güven oluşurken iletişim becerilerimiz kadar hormonlarımız da oldukça önemli bir rol oynuyor. Cinsel ilişkideki orgazm sırasında kadınlar oksitosin, erkeklerse vasopressin dediğimiz hormonu salgılıyor. Gottman ve arkadaşlarının yaptığı araştırmalara göre bağlanma hormonu olarak da bilinen bu iki hormon hem kadında hem de erkekte fiziksel ve duygusal bağın orgazm yoluyla perçinlenmesine katkıda bulunuyor.

Güvenle ilgili daha geniş kapsamlı bilgi sahibi olmak isteyenler için Dr. Gottman ve Silver’in “What Makes Love Last?: How to Build Trust and Avoid Betrayal” adlı kitabını okumalarını öneririm.

Güven sorunu yaşayan kadın ya da erkekler neler yapmalı?
“Seni, uçurumun kenarında tutunduğum dal bileyim” diyor ya şair, iste eşimizden ya da partnerimizden aldığımız ve ona verdiğimiz en önemli mesaj bu, güvenle ilgili kaygılarımızı gidermek için. Eğer esimizin/partnerimizin ihtiyacımız olduğunda yanımızda olacağına inanıyorsak ve bunu davranışlarıyla gösteriyor olmasına rağmen hala kuşkulanıyor ve onu sadakatsiz olmakla ya da dürüst olmamakla suçluyorsak, bu durum bizim geçmişte yasadığımız ilişkilerimizden getirdiğimiz bir güven problemi ya da yine geçmişte tamir edemediğimiz olumsuz duygularla dolu bir bavulla yeni ilişkimize devam ettiğimiz için basımıza geliyor olabilir. Daha başka bir ifadeyle, karşılaştığımız durum hem bizim hem de partnerimizin bağlanma stili ve aramızda oluşan bağın güvenli olup olmaması ile yakından ilişkili olabilir. Bu durumda, mutlaka hem ilişkilerle ilgili travmalar hem de yetişkin terapisi konusunda uzmanlaşmış terapistlerden destek almak ve bağlanma stilimizle ilgili bilgilenmek çok önemli.  Bu konuda Uzm.  Psk. Tarik Solmuş’un her biri diğerinden faydalı olan pek çok kitabı var, ancak daha fazla bilgi sahibi olabilmek isterseniz “Kadınlar / Erkekler Farklılıklar / İlişkiler” adli kitabından başlamanızı öneririm.

İlişkilerin sürdürülebilir olması için neler yapılmalı?
“Kavgalar aşkın tuzu biberi” denir ya bizim kültürümüzde, aslında bu bize gösteriyor ki çatışmalar hayatımızın bir parçası. Bazen etrafınızdaki kişilerden duyarsınız  “kavga bile etmiyorduk ama ilişkimiz bitti” diye. Eğer hiç tartışmıyorsanız her iki tarafın da önemsediği ve uğruna savaş verdiği ortak cidarlarınız azalmış demektir. En mutlu ilişkilerdeki çiftler bile tartışıyor, ancak onları çatışmalı ve mutsuz çiftlerden ayıran en temel nokta kavga ettikten sonra çok geçmeden tamir etmeye ve sorunu düzeltmek için çaba sarf etmeye çalışmaları. Sorun yasayabilirsiniz; sorunu denediğiniz yöntemlerle çözemeseniz bile her iki tarafın da çözüm aradığını görmeniz ilişkiye olan inancınızı pekiştiriyor.

İlişkilerde zaman zaman ilgisizlik olduğunda ne yapmalı?
Çiftlerin ortak bir hayalinin olması ilişkinin verdiği tatmini korumak için altın değerinde. Bu, bazen beraber çocuk yetiştirmek de olabilir, birlikte bir proje üretmek, zengin olmaya çalışmak ya da bir sosyal yârdim kuruluşunda gönüllü olmak da. Düşünsenize; birlikte yürümek istediğiniz bir yola çıkmışsınız, el elesiniz ama bir sure sonra yol bitmiş, olduğunuz yerde sayıyorsunuz. Bu durumda kim aynı yerde sayarak hayatını geçirmek ister? Anlamlı bir ortak yolda atılan adımlarla birleştiremediğiniz yolun yerini, sudan sebeplerle çıkan kavgalar alıyor sonrasında; bir bakmışsınız ki hayatlarınızdaki boşluğu doldurmak için kullanmışsınız çatışmaları. Ne acı... Bazen bunu yaptığını gördüğüm çiftlere sorarım, “Bu çatışmaların hepsinden sizi kurtardığımızı varsaysak birlikte ilk yapacağınız şey ne olurdu?” diye, çoğunlukla donakalıyorlar. Anlıyorlar ki çatışmalarla baş etmeye çalışmak olmuş artık var olma cabalarının adı. O yokken sanki ne ben ve sen olabiliyorlar, ne de biz…

Neden ilişkiler uzun sürmüyor?
Pek çok sebebi var aslında ama bir çift terapisti ve araştırmacı olarak en sık karşılaştığım nedenlerden bahsetmek isterim.  Ülkemizde çatışmadan kaçınarak ilişkilerini yaşamaya çalışan büyük bir kitle var, bütün problemlerimizin yarattığı çatışmayı öteleyerek ve sorunların üstünü örterek üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Artık “kişilerarası nörobiyoloji”den bahsedebildiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Bu alanda yapılan çalışmalar bize gösteriyor ki yakın ilişkilerdeki tepkilerimizi belirleyen süreçler beynimizin “duygusal beyin” diye de tabir edebileceğimiz kısmı olan amigdalada saklanan duygusal geçmişimizle ilgili. Hiçbir ilişkiye sıfır kilometre başlamıyoruz; amigdalamız geçmişteki ilişki yaralarımızı, incinmişliklerimizi, travmalarımızı hatırlayıp işlemliyor. Bu bilgiyi, bir tehlikede olup olmadığımızı anlayabilmek için yaşadığımız çevredeki tehlikeyi taramak için kullanıyor. Tarasın ki “savaş, dona kal ya kaç” diyebilelim ve hayatta kalmamızı sağlayacak fiziksel tepkiyi gösterelim. Bazılarımız amigdalamızın emriyle donup kalıyor ve onarmak için adım atamıyor; bazılarımızsa kavganın ateşini yükseltip hararetiyle yanarak ateşin içinde kalıyor. Bir süre sonra bu çekilmez hale gelince ayrışma başlıyor ve yeni yollar yeni insanlarla deniyoruz. Unutmayın ki gittiğiniz her yeni ilişkiye amigdalanızı da götürüyorsunuz, hem de küllenmişlere eklenmiş yeni ve taze yaralarla…

Son dönemlerde artan boşanma oranlarına bakıldığında evliliklerin sürdürülebilir olmasında da sorun var. Bunun çözümünde ne önerirsiniz? Boşanmak çözüm müdür? Sürmek için ne yapılabilir?
Boşanmak elbette çözüm değil, her yeni gittiğimiz ilişkiye eski ve bize iyi gelmeyen ilişki kalıplarını taşıyarak gidiyoruz. Kimseyle olmayalım, yalnız kalalım gibi bir lüksümüz de yok çünkü insan diğer bütün memeliler gibi bu dünyaya bağ kurmak için gelmiş, bağ kurduğunda kendini tam ve varoluşunu tamamlamış hissediyor.  Yapmamız gereken en önemli şey bize her ilişkimizde kaybettiren hatalı ilişki kalıplarımız hakkında farkındalık kazanmak,  güvende hissedemediğimiz, mutlu olmasak da sırf bitirmek zor geliyor diye ittirerek götürmeye çalıştığımız ilişkilerimizi tamir etmek için ya uzman desteği almak, tamir edemiyorsak da ittirmekten vazgeçip vedalaşmanın yollarını aramak çok önemli. Mutlu olmak ve varoluşumuzu tamamlamak için evleniyor ya da ilişkiler sürdürüyoruz, her gün bizden götürdüğünü gördüğümüz ve her geçen gün biraz daha yarım hissettiren ilişkide kalmak için değil. İlişkiye yeni başlayanlar, ilişkisi devam edenler ya da yalnız olanlar için kısacası herkese 40 yıldır ilişki araştırmalarının yapıldığı Seatle’daki aşk laboratuvarından çıkmış John Gottman ve Nan Silver’in “ Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi” adlı kitabını mutlaka okumalarını tavsiye ederim.

Özlem Köse Kimdir?
Uzman evlilik ve aile terapistiyim. Purdue Üniversitesi’nden uzmanlık, Hacettepe Üniversitesi’nden lisans derecemi aldım.  İstanbul-Etiler’de Arkabahçe Danışmanlık’ta terapist olarak çalışmanın yanı sıra ODTU Kıbrıs ve Alman Araştırma Birliği’nin ortak yürüttüğü bir uzun kesitli araştırmada araştırmacı olarak çalışıyorum.  Çiftlerle, bireylerle ve çocuklarla yaptığım hem klinik hem de akademik çalışmaların yanı sıra travma ve bağımlılık tedavisi üzerine uzmanlaştım.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...