27 Mayıs 2014 Salı

CAMBRİDGE’DE NÖROBİLİM ÜZERİNE DOKTORA YAPAN DR. MUZAFFER KASER

DÜNYA’DA TÜRK HEKİMLER VE BAŞARI ÖYKÜLERİ 

İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde Nörobilim alanında araştırmalarını sürdüren Dr. Muzaffer Kaser, araştırmaları ve eğitimdeki yaşadıkları ile ilgili meslektaşlarına rehber olacak bilgiler verdi.

Cambridge Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde Nörobilim Doktorası yapan Dr. Muzaffer Kaser, temel bilimde geliştirilen bir modeli sağlıklı kişilerde test ederek, beyin fonksiyonları ile ilgili elde edilen verileri hastalar üzerinde uygulayabildiklerini belirtti. Hastaların hangi işlevlerinde sorun olduğunu görebildiklerini ve bu şekilde uyarlama çalışmaları yapabildiklerini dile getiren Kaser, Cambridge Üniversitesi’ndeki çalışmaları ve tıp eğitimi hakkındaki görüşlerini anlattı.

Ne üzerine çalışıyorsunuz?
İngiltere Cambridge Üniversitesi Psikiyatri Kliniğinde Nörobilim Doktorası yapıyorum. Psikiyatrik hastalıklarda bilişsel işlevler üzerine çalışıyorum. Daha önce Türkiye’de ve burada Obsesif Kompulsif hastalıkla ilgili çalışmıştım. Yine şizofreni ile ilgili bir araştırmamız oldu geçen yıl, şu anda doktora süreci boyunca depresyondaki bilişsel bozukluklar üzerinde yoğunlaşmayı planlıyorum. Depresyonda bilişsel bozukluklar uzun zamandır, tanımlanmış durumda fakat depresyonda bu boyuta yönelik tedaviler açısından iyi durumda değiliz. Depresyonda olan bilişsel bozuklukları daha iyi tanımlamak ve bunlara yönelik alternatif tedaviler geliştirmek üzerine araştırma yapacağım. 
Bu anlamda özellikle bilişsel işlevleri değiştirebileceğini düşündüğümüz veya bununla ilgili verileri olan ilaçlarla ilgili araştırmalar var. Yine depresyondaki kişilerin beyin fonksiyonlarını nöropsikolojik testler ve  beyin görüntüleme yöntemleri ile değerlendirerek bilişsel sorunların beyindeki karşılıklarını araştıracağız.  Diğer araştırma alanım Obsesif Kompulsif Bozukluk ile ilgili çalışmalarda  hastaların klinik değerlendirmelerini yapıyorum. 

Obsesif Kompulsif Bozukluk Araştırmaları Klinik Temele Dayalı
Araştırmalarımız daha çok klinik temeline dayalı. Bunun yanı sıra laboratuvar araştırmalarıyla birlikte translasyonel yani temel bilimde geliştirilen bir modeli, sağlıklı kişilerde test ederek beyin fonksiyonları ile ilgili elde edilen verileri, hastalar üzerinde uygulayıp hastaların hangi işlevlerinde sorun olduğunu saptama olanağı elde ediyoruz. Bu şekilde uyarlama çalışmaları yapılıyor. 

OKB’lerin Karar Vermedeki Zorlukları
İlk olarak ziyaretçi araştırmacı olarak gelmiştim. Ziyaretçi araştırmacı iken yaptığımız araştırma zamanında yayınlandı. Pişmanlık duygusu ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hastalarının karar verme süreçlerine etkilerini  araştırdık. Geliştirdiğimiz test modeli, OKB hastalarında sağlıklı kişilere göre farklılık gösterdi. OKB’si olan kişiler sağlıklı kişilerle karşılaştırıldığında daha fazla pişmanlık yaşamıyorlar fakat yaptıkları bir hareketten sonra yaşadıkları olumsuz duyguları bir sonraki hareketlerine transfer etmekte zorluk yaşıyorlar. Bu da OKB’de gördüğümüz bir kısır döngünün oluşmasına etkisi oluyor. OKB hastalarında en fazla gördüğümüz şeylerden bir tanesi, bir seri kompulsif davranışa takılıp kalmak ve bunu bir sonraki aşamaya götürememek. Yani bir davranıştan sonra  başka bir eyleme yönelememek i. Bununla ilgili başka araştırmalarda devam ediyor. 
Bu araştırmada hastaları bazı testlerle belirledik. Araştırmaya 22 hasta ve 22 sağlıklı kontrol katıldı.  Bazı nöropsikolojik testleri bir takım bilgisayar modellemeleri ile destekleyerek daha rafine veriler elde edebildiğimiz için bilimsel anlamda geçerliliği olan bir model oldu. 



 Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde psikiyatri ihtisasımı tamamladım. İhtisasım sırasında kısa bir süre Cambridge Üniversitesi Psikiyatri bölümüne geldim. Şu an  çalıştığım hocam ile bir çalışmaya katıldım. O zaman OKB üzerine araştırmayı yürüttük. Bakırköy’deki araştırmamda da karar verme süreçleri üzerine tez yaptım. Uzmanlık bittikten sonra Cambridge’ye başvurdum ve master programına kabul aldım. Master programını geçen yıl tamamladıktan sonra bu yıl doktoraya kabul aldım. PHD’ye devam ediyorum. Klinik psikiyatri ve nöropsikiyatri alanında dünyaca ünlü Profesör Barbara Sahakian ile çalışıyorum. 

Bugüne kadar eğitim aldığınız ve çalıştığınız kurumlar hakkında bilgi verebilir misiniz? Halen pratiğini yaptığınız branşın Türkiye ve Cambridge 'deki durumunu karşılaştırabilir misiniz?
Çok istisnai bir yerdeyim. Cambridge Üniversitesini başka yerlerle kıyaslamak çok zor. Buradaki çalışmalara katkıda bulunmak heyecan verici. Burada devam etmeyi isterim ancak, çağımız uluslararası iş birliklerinin çağı, hiçbir proje ve araştırma tek başına bir kurumdan çıkmıyor. Yaptığımız araştırmaları Avrupa’nın farklı ülkelerinden bilim insanları ile birlikte yürütüyoruz. 

Türkiye’deki daha önce çalıştığım iletişimde olduğum kişilerle birlikte araştırma ve daha fazla üretim yapmak istiyorum. Bahçeşehir Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olduğum için orada da nörobilim araştırmalarına devam etmeyi planlıyoruz . Cambridge’de bilimsel araştırmalara destek vermek çok önemli bir kültürün ürünüdür. Burada araştırmalara devam etmek çok keyif verici ve çok zenginleştirici. Doktora öğrencileri çok önemli yer tutuyor, araştırmaların bir anlamda lokomotifini oluşturuyor. Ana araştırmacılar doktora öğrencileriyle beraber üretimde bulunuyorlar ve çok fazla doktora öğrencisi var. Değişik alanlarda büyük bir bilgi birikimine neden oluyor. En ilgi çekici taraflarından bir tanesi de sadece kendi uzmanlık alanlarınızda değil,   farklı alanlardan aynı olgulara değişik boyutlarda bakan kişilerle de bir araya gelme şansının olması.  Onlarla da iş birliği halinde onların bakış açılarını da ekleyerek yeni ürünler verme şansınız oluyor. O yönden burası önemli bir merkez. 

Türkiye’de psikiyatri alanında çok fazla çalışan bilim insanları var ancak ürün verebilmek  kendi kişisel zamanlarından çok fazla fedakarlık yaparak mümkün olabiliyor. 



Halen çalışmakta olduğunuz kurumu, ya da çalışmış olduğunuz kurumları eğitim, tıbbi pratik ve sağlık hizmetleri konuları açısından Türkiye'de kurumlar ile karşılaştırabilir misiniz? Türkiye'de halen eğitim almakta olan tıp öğrencilerine ya da genç hekimlere neler önerirsiniz?
Meraklarının peşinden gitsinler. Bazı kongrelerde tanıştığımız tıp öğrencileri oluyor. Onları görünce, eski halimi görmüş gibi oluyorum. Bilimsel araştırmaya katılmak için katılmasınlar, neyi merak ettiklerini kendilerine sorsunlar. Beyinin işleyişi mi kalp mi veya başka bir soru mu? Önce kendi ilgi alanlarını belirlesinler. Kendilerini teşvik edecek kişilerle irtibata geçsinler, bu isim çok önemli. Kendilerini ketleyecek kişi ile birlikte olurlarsa  bilimsel merak ve üretim potansiyeli yitirilebiliyor. 

Türkiye’deki akademik ortamların çoğunda özellikle tıp fakültelerinde belli bir dereceyi alana kadar bir üretim söz konusu oluyor. Hatta üniversitede konuşan bir tıp profesörünü görmüştüm. Televizyonda bir programda konuşurken şöyle demişti: “İnsan tıp profesörü olunca araştırma için motivasyonu kalmıyor.” Bilime bakış açısı ya da kemikleşmiş sistemden de kaynaklanıyor olabilir. Eğer tıp fakültesindeki hocanın merakı yoksa o öğrencinin merakını nasıl canlı tutacak? Özellikle meraklı öğrenciler yılmasın. 

 Hangi bilimsel dergileri takip ediyorsunuz?
Biological Psychiatry / British Journal of Psychiatry / Psychological Medicine / JAMA Psychiatry

Mesleğinizle ilgili en çok ziyaret ettiğiniz 3 internet sitesi nedir?
Pubmed, Google Scholar, Medscape

Alanınızda araştırma yapanlara mutlaka okumalarını tavsiye ettiğiniz kitaplar hangileri?
Oliver Sacks, “Mars’ta Bir Antropolog” kitabını okumalarını öneririm. 

Bilim ile uğraşan veya ilgilenen herkese mutlaka okumalarını tavsiye ettiğiniz kitaplar hangileri? 
Charles Darwin’in, “Türlerin Kökeni” kitabını tavsiye ederim.  

Cambridge’de hekimlik ve araştırma yapmanın sıkıntıları nelerdir?
Standartların yüksek olduğu bir yer.  Araştırmalarınızın ne kadar atıf aldığı gibi standartlar önemli. Ama bir taraftan da herkesin kendini öncelikli olarak yaptığı iş ile tanımladığı yerdesiniz. Bu çok önemli bir farktır. İnsanlar kendilerini isimlerinden sonra hangi araştırmayı yaptıkları ya da hangi alanda çalıştıklarıyla tanımlıyorlar. Bu özellikle Türkiye’de pek sık gözlemlemediğimiz bir durum. 

Cambridge bir proje merkezi ve 800 yıllık bir geçmişi var. Üniversite şehrindeyim. Dolayısıyla yaşam şartları, üniversitenin örgütlenmesi ve bütün kurumsal yapı araştırmayı artırmak üzerine kurulu. Alt yapının sağlam olduğu ve araştırma kültürünün yerleşmiş olduğu noktada her şey daha düzenli gidiyor. Beklenmedik sorunlarla ve keyfi durumlarla çok fazla uğraşmıyorsunuz. Halen tam zamanlı araştırma yapıyorum. Aktif hasta görmüyorum sadece araştırma bağlamında klnik değerlendirme için hasta görüyorum. 



Türkiye'de tıbbın durumu nedir? Ülke dışında tahsil almak gerekli midir? Kimler için daha uygundur?
Türkiye’de şu andaki sağlık durumunun iyi gittiğini düşünmüyorum. Özellikle sağlık hizmetinin kalitesi ikinci planda kaldı. Tıp eğitimi ile ilgili de şu anda tıp fakültesinde doğrudan bulunmadığım için bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak tıp fakültelerinin sayısının arttığı ve kalitesinin giderek düştüğüne dair bir takım bilgiler geliyor. Öncelikle Türkiye’de belki kaliteyi gündeme getirmemiz gerekiyor. Nitelikten çok niceliğe odaklanmış sağlık sistemi var. Bunun ürettiği insanlar olacak. Dolayısıyla bu çok büyük bir zorluk getiriyor. 
Psikiyatri ihtisasımı Türkiye’nin en yoğun hastanelerinden birinde yaptım. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, benim için çok zenginleştirici bir deneyimdi. Psikiyatride neredeyse görülebilecek her tür durumu görme şansı yakaladım. Kriz çözme becerilerini de beraberinde getirdi. Sorunlar arasında uzmanlık eğitimi süresi 4 ya da 5 yıl diye sürekli değişmesi yer alıyor. 4 yıllık uzmanlık eğitimi süresinde, sorunları çözme yollarını öğretmek gerekiyor. 
8 dakikada bir hasta görme üzerine eğitim alıyorlar. Fakat bu insanlar 4 yıllık uzmanlık eğitiminden sonra nereden baksanız 30-35 yıllık uzmanlık dönemi yaşayacaklar. Siz eğitim döneminde bu insanlara 8-9 dakikada hasta görmenin eğitimini verirseniz daha sonraki hayatlarında yeterli kalitede hasta değerlendirme yapmaları mümkün olamıyor. 

Eğitim programında siz kaliteyi ön plana almazsanız, nicelik ön planda olursa, eğitim sisteminizi de buna göre kurgulamazsanız, daha sonra eğiteceğiniz kişilerde bu kaliteyi artırma yetisinden uzak kişiler olacak. Dolayısıyla bunun tekrardan ele alınması gerekiyor. 

Cambridge’de hasta popülasyonunun karakteristik özellikleri nelerdir? Türkiye'ye göre ne gibi farkları vardır? Cambridge’de kurumların yabancı doktorlara ve özellikle Türklere karşı özel bir tutumu var mı?
Dünyanın her yerinden insanlar var. Burada geldikleri ülke, derisinin rengi ya da başka özelliklerinin çok etkisi yok. Çünkü o kadar farklı milletlerden o kadar farklı yerlerden gelen insanlar var ki, nereden olduğunuz çok fazla dile gelen bir durum değil. 

Üniversitenin kendi içinde ötekileştirme, mobbing (yıldırma) ve etnik kökenden dolayı olan ayrımcılığa yönelik bir politikası var. Gerek işe alımlarda gerekse de çalışma ortamında bunun koruyucusu ve sağlayıcısı üniversite. Bununla ilgili her hangi bir sorun yaşandığında üniversite hemen devreye girebiliyor. 

Belki bu durum İngiltere’nin kültürü ile ilgili olabilir. Bu konu ciddiye alınıyor ve üzeri ört bas edilmiyor, ciddi bir şekilde üzerinde duruluyor. Bir kişiye etnik kökeninden veya vatandaş olduğu ülkeden dolayı her hangi bir olumsuz muamele yapılırsa, bu yapan kişi açısından çok büyük bir sorun oluyor. Üniversitenin kurumsal yapısı ile güven altına alınması önemli 

Cambridge’e eğitim amaçlı olarak girebilmek mümkün mü?
PHD, bilim doktorası. Hangi bilim dalında olursanız olun, branşınızdan bağımsız olarak aldığınız bilimsel unvan anlamına geliyor. Örneğin klinik çalışmalar yaparken, biyoinformatik ile ilgili daha çok istatistiksel yöntemlerle veya modellemelerle uğraşan bir kişi de gelip psikiyatride doktorasını yapabiliyor. Buradaki araştırma grubunun ihtiyaçları ve süpervizörün kararı ile şekilleniyor. 

Ziyaretçi araştırmacı olarak geldiğim dönem benim için belirleyici oldu. İlk hedefim bir bağlantı kurmak ve araştırmalarımı yaparken ufkumu genişletecek bir ortamdı. Burada daha uzun süre kalmanın bilimsel çalışmalarım açısından çok daha iyi olacağını düşündüm. Supervizörüm ve çalışma arkadaşlarım da destek verdiler. Başvurularda bulundum. 
Burada kabulde bir takım standartlar var. O standartları sağlanması için referanslarınız, araştırma projeniz ve daha önceki deneyimleriniz  önemli rol oynuyor. 
Kabul edilme zamanındaki o bekleme aşaması en zor olan kısmı. Yeterince kararlı olurlarsa ve ne istediklerini net olarak ortaya koyarlarsa girilmeyecek hiçbir üniversite yok. 



 Cambridge’de Türk hekimler arası dayanışma ne durumdadır?
Avrupa’da çalışan Türk Sağlık Elemanları Derneği var. 

Cambridge’deki Türk hekimlerin diğer yabancı hekimlerle karşılaştırıldığında ne durumda?
Psikiyatri alanında dünya çapında tanınan ve araştırmaları saygı gören bilim insanlarımız var. Burada araştırma kültürünün getirdikleri var. Bunu kişilere atfetmek çok doğru değil. Elbette buradaki kişiler de fark yaratıyorlar. Aslında bir ekip işi olarak ortaya çıkıyor. Bireysel karşılaştırma yapmak çok uygun olmayabilir. Türkiye’de psikiyatri ve nörobilim alanında en üst düzey bilimsel dergilerde yayın sayısı çok fazla değil. Bu belki bir ölçüt olabilir. Bunun tek bir nedeni yoktur. Bir kurumun saygınlığı üst düzey dergilerde yayın yapma konusunda kolaylıkta sağlıyor olabilir ama bireysel bir farklılık değil kurumsal bir farklılık. Buradan bir kişi bir ürün ortaya koyduğu zaman o ürün kurumun ürünü oluyor. Yönetimsel aşamasındaki elemanlarından tutun da bilimsel hipotezi üreten, teknik işleri yapanlara kadar hepsinin ürünü oluyor. Dolayısıyla karşılaştırırken bilim insanları değil de bilimsel üretimleri karşılaştırmak daha doğru olabilir.   

Araştırma ekibinizin bir rutin gününü anlatabilir misiniz?
Bürokrasi önemli kısmı kaplıyor hatta Türkiye’den daha fazla bürokratik işlem var. Özellikle etik kurul onayları araştırmanın planlanması ve bütçelendirilmesi  uzun süreç gerektiriyor. Daha sonra araştırmanın bütün önerileri, yöntemi daha önceden planlanıyor, kayıt altına alınıyor ve ona göre yol çiziliyor. Araştırma aşaması klinik aşaması ile ilgili, klinik üniversitenin kendisine bağlı olan, üniversite ile ilişkili olan ruh sağlığı hizmeti veren kurumlar var. Oradaki klinik alanda çalışan ve bağlantısı olan kişiler araştırma ekipleri sadece araştırma yapanlardan oluşmuyor aynı zamanda zamanının bir kısmını klinikte bir kısmını araştırmada geçirenler de var. Klinik araştırmada depresyonu olan, OKB’si olan bir hasta klinikte görüldüğü zaman bir araştırmacı da klinisyene eşlik ediyor ve araştırması hakkında bilgilendiriyor. Hasta bu araştırmaya katılma konusunda kararını belli bir süre sonra bildiriyor. Araştırmacı bu kişi ile görüşme yapıyor daha sonra ve hangi yöntemini kullanacaksa bir seans ayrılıyor. Daha sonra elde edilen verileri değerlendiriyoruz. 

Şöyle özetleyebiliriz: 3 ana aşama var, ilki bürokratik ve yönetimsel kısmı, ikincisi daha çok alanda klinikten araştırmaya hasta sağlama ve son olarak da verileri istatistiksel değerlendirme ve bilimsel yayın haline getirme Günlerim bu üç aşamanın içinde geçiyor. 
Ayrıca bilimsel etkinliklere katılıyorum, hem görüş alışverişi hem de dünyaca ünlü isimleri dinlemek için fırsat oluyor. 

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...