13 Eylül 2011 Salı

ÜNİVERSİTELERDEKİ KRİZ NASIL ÇÖZÜLMELİ?


Son dönemlerde üniversitelerin girdiği mali kriz sonrası yaşananları Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e değerlendiren Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, bu durumun düzeltilmesi için profesyonel bir bakış açısı kazanılması gerektiğini söyledi.

Son günlerde üniversitelerde yaşanan mali krizlerin nedenini araştıran ve bu konuda çözüm yolu sunan Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, “Üniversiteyi yöneten kişi senfoni orkestrasının şefidir. Dünyanın en iyi keman sanatçısı, dünyanın en iyi piyano sanatçısını siz yönetiyorsunuz. Sizin yapmanız gereken senkronizasyonu sağlamaktır. Ancak bugün üniversiteleri yönetenler arada gidip piyano çalışıyor, arada gidip keman çalıyor. Bundan bir senfoni çıkmıyor tam bir kakafoni çıkıyor” dedi.

Prof. Dr. Tuncer, göreve geldiği ilk günden itibaren “Kanserle Savaş” ile ilgili olarak kaynakların son derece verimli olarak kullanılmasını hedeflediklerini , sağlığa ayrılan miktarın çok ciddi artış gösterdiğini dile getirdi. Tedaviden daha çok, önleyici hekimliğe yönelmenin gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tuncer şunları söyledi: “Hastanelerin daha verimli çalıştırılması, sağlık sistemindeki iyileşmeyle olur. Sağlık Bakanlığının yürüttüğü sağlık hizmet sunumunda veya fonksiyonlarında ana hedef hasta memnuniyeti ve yaygınlaşma merkezli. Bu fonksiyonun ve sistemin üniversite hastanelerine yaygınlaşırken geçişte biraz format hatası oldu. Sağlık Bakanlığı geçişte değişik aşamalardan sonra buraya geldi. Üniversite hastaneleri buna ayak uyduramadılar.

Üniversiteler Yeni Sisteme Niye Ayak Uydurmakta Zorlandı?
Üniversite hastanelerinin birkaç tane fonksiyonu var. Sadece hizmet değil. Aslında bizim ana fonksiyonlarımız, eğitim ve araştırma. Sunduğumuz hizmet bize ana fonksiyonlarımız gerçekleştirmede yardımcı oluyor. Hastalarımızı biz aslında öğrencilerimize eğitim vermek amacıyla görüyoruz. Bu ana fonksiyonlarımızı maalesef son zamanlarda kaybettik. Biz yeniliğe hiç kimsenin yapamadığı konulara ve gerçekten “niş” noktaları denilen Türkiye’de ve dünyada rekabet edilecek noktalara hedeflenmeli, yönelmeliydik. Bunu yapamadık. Genel gidişe kapıldık. Hatta öyle bir noktaya geldik ki özel hastanelerle rekabet etmeye kalktık. Halbuki özel hastaneler rekabet konusunda bizim kulvarımızdan çok farklı bir yerde bulunuyor.

“Üniversiteler Günü Kurtarma Derdindeler”
Norm kadro, fonksiyonlara bağlı dinamik bir süreçtir, kaç öğrenciniz var. Kaç lisans lisans üstü program yürütüyorsunuz? Yaptığınız işlerin artış hızı 10’ar yıllık projeksiyonunuz neler, buna bağlı olarak kadrolarınız ne olmalı? Asistan kadronuz ne olmalı, sabitlerseniz norm kadro anlayışını “önünüze bir put koyar ona tapar gibi” olursunuz. Aslında hedefimizi öğrenci memnuniyeti, asistan memnuniyeti, hasta memnuniyeti ve akademisyenlerin memnun olduğu bir ortam olarak hedeflemeliyiz. Bu açıdan projeksiyonlar yapmalıyız. Ancak maalesef üniversiteler günü kurtarma derdindeler.

Ankara Sağlık Üssü Olacak ve Merkezi Acil Servis Kurulacak
Ankara’daki üniversite hastanelerini daha büyük bir risk bekliyor. Sağlık Bakanlığı Ankara’yı sağlık üssü yaptı. 2 tane büyük kampus oluşuyor ve 2012’de devreye giriyor. 2012 yılında devreye girecek olan iki büyük kampus dünya çapında sağlık hizmeti sunan merkez olacak. Merkezi Acil Servis yapılacak ve bununla rekabet etmek cidden çok önemli bir vizyon gerektirir. Üniversite olarak bir master plan çıkartıp adım adım ilerlemeniz gerekiyor. Merkezi acilde üniversitenin yapması gereken ve merkezi acilde yapılamayan şeyleri bulmanız lazım. Sizin multidisipliner çalışarak hiç kimsenin yapamadığını yapar hale gelmeniz lazım. Biyomedikal mühendisliği gibi hem mühendislik bilimleri hem biyolojik bilimleri hem sağlık bilimlerinin hem de fen fakültesinin bir arada çalışarak hiç kimsenin yapamadığı yaklaşımları tedavi imkanlarını sağlamanız mümkün. Bu size yanık tedavisinde çok yeni gelişmeler sağlayabilir. Travma acilinde çok büyük açık var. Bu alana yaklaşılmalı, çok uç vakalar kimsenin yapmadığı yaklaşımları sunmak önemli. Bu hedefleri kendinize belirleyemezseniz, 2012’den sonra üniversite hastaneleri acilleri ve diğer anabilim dalları maalesef hasta bulamazlar.

“Biz Bilim İnsanıyız”
Akademik alanda farklı hedefler vardır. Çok para kazanalım derdinde değiliz. Çok hasta görelim gibi bir endişemiz yok. Biz görmemiz gereken hastaları görelim, öğrencilerimizi yetiştirelim, asistanlarımızı yetiştirelim ve bilim üretelim. Biz bilim insanıyız. Tabii bu ürettiğimiz bilimden yararlanacak olan hastalardır. Ürettiğimiz şeyi sadece ürettiğimiz alanda değil bütün dünyanın kullanımına sunmak durumundayız. Evrensel bir hizmet görüyoruz. Bir anlamda da evrensel çalışıyor herkes, işletme farklı akademi farklı. Üniversiteler eğer bu dönüşüm programına ayak uyduramazlarsa ayakta kalmakta zorlanacaklar.

İki Milyar TL’yi Kim Yönetiyor?
Üniversitelerin öz kaynaklarını hazine yardımlarını, bütçemizi bilimsel araştırma fonumuzu ve diğer kazanımlarımızı, döner sermayelerimizi bir araya getirirseniz bu mali miktar aşağı yukarı 1-1-5 milyar TL dan biraz daha fazla . Düşününki bu miktar 2001 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin İMF’nin kapısında almak için beklediği miktar. Bu parayı bir üniversite yönetiyor. Peki, bu parayı Üniversitede kim yönetiyor? Bir Bankasının başına bir hekim koysak yönetebilir mi? Bir bankanın başına nasıl profesyonel biri geliyorsa üniversitenin başına da mali yönetimi, işletme bilgisi olan profesyonel ekip getirilmeli. Varlık içinde yokluk çekiyoruz, mali yönetimi, işletmeyi bilen arkadaşlarımız var ve dışarıya danışmanlık veriyorlar . Biz onlardan yararlanmıyoruz. Birkaç kişi bu parayı yönetmeye çalışıyorlar ve batırıyor. İkinci önemli konu, insan kaynakları, beşeri sermayemiz. Öğrencilerimiz dahil aşağı yukarı 30 bin kişiyi el yordamı ile yönetmeye çalışıyoruz. Özlük hakları, öğrencilerimizin barınma, ulaşım sorunlarıyla ilgilenen eğitim, mezuniyet sonrasında iş bulmada yardımcı olacak insan kaynakları departmanı olması gerekiyor.
Üniversite yönetiminde beşeri ve mali sermayelerin yönetimi büyük önem taşıyor. İkisi de profesyoneller tarafından yönetilmiyor. Bizim insan kaynaklarımızı personel dairesi başkanlığında çekirdekten yetişme arkadaşlar yönetiyorlar. İş o kadar büyüdü ki bu alt yapı desteği hem idari anlamda hem mali anlamda üniversiteyi götüremiyor, bu değişimi siz yapmazsanız başkaları size rağmen yapmaya başlarlar ve söz söylemeye hakkınız kalmaz. Sizin batmanız Türkiye’nin batması demek oluyor. Bu kadar büyük bir kaynak batırılamaz.

Her Şey Belirsiz
Bugün akademisyenlerden birçoğu yardımcı doçentler ne zaman doçent olacaklarını bilmiyor. Doçentler ne zaman profesör olacağını bilmiyor, hiçbir düzen yok, sürekli değişiyor. Bu durum sürekli motivasyon kaybına neden oluyor.

“YÖK Sistemi Yeniden Yapılandırılmalı”
Geçtiğimiz dönemlerde Sağlık Bakanının, üniversitelere devlet hastanelerinin akademik yönden işletilmesini teklif ettiğini biliyorum. Oysa bugün konuşulan konu Sağlık Bakanlığının Üniversite Hastanelerine el koyma iddiası. Nereden nereye gelindiğine bakılınca büyük bir çelişki var. Bence durum iyi analiz edilmeli ve Üniversiteler kendilerine çeki düzen vermeli daha sonra başkalarını eleştirmelidir. Üniversitelerin ciddi reforma ihtiyacı var. Bunu kendileri yapamıyorsa YÖK sistemi içinde yapılmalıdır. YÖK’ün kurulduğu tarihe bakın belli sayıda ve sınırlı fonksiyonları olan üniversiteler var. O günkü YÖK sistemi ve içeriği bugünkü sisteme ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek yapıda değil.
Hacettepe Üniversitesi bir akademi ve sadece Türkiye’nin değil dünyanın sayılı akademilerinden bir tanesidir. Bunu böyle görmeliyiz. Çözüm önerilerini de böyle görmeliyiz. Tali sorunlar bizi yıpratıyor. Hacettepe Üniversitesi ancak akademi kültürüyle yönetilebilir. Böyle yönetilemediğimiz için her şey aksıyor.

Kanser Savaş Dairesinde Neler Yaptık?
2002 yılından itibaren Kanser Savaş Dairesinde ilk önce Türkiye’de kanserin ne durumda olduğunu belirlemekle başladık. Göreve geldiğimde bu konuda her hangi bir veri yoktu. Önce Türkiye’deki kanser sorununu bilimsel analizlerle ortaya koyduk. Şu anda 170 bin kanser hastamız var. İnsidansımız erkekte yüz binde 275 kadınlarda yüz binde 168 durumda. Kanser profiline ve nedenlerine bakıldığında sigara ile ilişkili kanserlerin Avrupa ve Amerika ile kıyaslandığında çok daha yüksek olduğunu gördük. Bizde kanser demek sigara demektir. En fazla akciğer-bronş kanseri görülüyor. Yutak kanseri de çok fazla. Diğerleri dünyaya göre daha az. Demek ki konsantre olacağımız alan çok farklı. Bu da yetmez kanserin trendini ölçmeye başladık. Kanser trendini analiz ettik. 2030 yılına gelindiğinde ne olacak. Kanserin Türkiye’ye mali yükü nedir?yılda 2.3 milyar Euro tedavi için para harcanıyor. 2030 projeksiyonu çıkarttık. 2030 da böyle giderse Türkiye’nin nasıl bir kanser tablosu olacağını belirledik. 2030 yılına gelindiğinde eğer kanser hızı böyle devam ederse her yıl yarım milyon vatandaşımız kansere yakalanacak. 1.5 milyon insan kanser ile yaşıyor olacak. 10 milyon Euro kanser yatırımı gerekiyor. Bütün bunlar çok ciddi rakamlar. Bütün bunlarla nasıl mücadele ederiz diye program ortaya koyduk. Türkiye’nin ulusal kanser programını ortaya koyduk. Son beş yılda yedi uluslararası kitap yazmışız ve Türkiye’de kanser politikaları açısından neler yapıldığını Dünyaya göstermişiz. Bunun sonunda bu yıl 22. Ülke olarak IARC a (International Agency for Research on Cancer) üye olduk. Bugün kanserde yılda 2.000’den fazla hastada daha klinik bulgu vermeden taramalar ile tanı koyup hayat kurtarıyoruz.

2030 Yılına Kadar Neler Yapılacak?
2030 yılına kadar 300-350 kanser tarama merkezi olmak durumundadır. 900’den fazla medikal onkologa ihtiyacımız var. Bundan çok daha fazla onkoloji hemşiresine ihtiyacımız var. Çok az sayıda onkoloji hemşiresi var. 54 tane kapsamlı kanser merkezi gerekiyor, bunların projeleri yapıldı. Ara meslek grupları tarif ettik, mamografer, sitoteknolog gerekiyor. Ne kadar uzman ne kadar patolog gerekiyor, ne kadar sitolog gerekiyor elimizde var. Cihaz parkında ihtiyacımız olacak cihazları belirledik. Kaç radyoterapi cihazına ihtiyacımız var. Bütün bunlar 2030 rakamları olarak elimizde bellidir. Bunları ortaya koyamadan kanser kontrol programı yapamazsınız. Bizim bütün hedefimiz bu kanser artışını aşağı yukarı 2015-2020’den sonra durağanlığa getirmek.

2030 Yılı Hedefleri Belirlenmeli
Kanser politikaları konusunda yapılanları ve benzer projeksiyonu üniversitelerimiz için yapmalıyız. Durumu iyi analiz etmeli, değişim projesini oluşturmalıyız. 2030 hedefleri konulmalı. Yol haritası belirlenmeli. Yapılacak işleri ortak akılla üniversitedeki arkadaşlarınızla paylaşarak şeffaf bir şekilde master programı olarak ortaya koymanız gerekiyor. Herkesin önünü görmesi gerekiyor. Bunu idari alt yapıda takip edebiliyor olabilmeliyiz. Asistanınız, yardımcı doçent olduğunda ne zaman doçent ne zaman profesör olacağını aşağı yukarı bilmeli. Bir yardımcı doçent 10 yıl geçiyor 15 yıl geçiyor hala doçent olamazken, bazı yardımcı doçentleriniz dışarıdan doçentlik alıp direk profesör olabiliyor. Aynı durumdaki kişiler arasındaki farklılıklardan dolayı kurum içi barış sağlanamıyor, motivasyon kırılıyor.

Üniversiteler Kendi Performans Sistemini Neden Yapamadı?
Performans sistemi, Sağlık Bakanlığında 2005 yılında konuşulmaya, 2007 yılında birçok hastanesinde uygulanmaya başlandı. 2011 Ocak ayı sonunda her yere yaygınlaşacağı biliniyordu. 2007 yılından sonra üniversiteler performans konusunda kendi sistemlerini çizebilirlerdi, niye böyle bir çalışma yapılamadı? Neden YÖK böyle bir çalışmaya hız vermedi? Sağlık Bakanlığı bunu yaparken her türlü donanıma sahip üniversiteler kendi sistemlerini oluşturamadı ! Döner sermaye gelirlerinin yaklaşık yüzde10 unu oluşturan özel hasta gelirleri üniversitelere üçer aylık periyotlarla peşin ödeniyor. Ancak acaba gereken yere harcanıyor mu? Eskiden özel hasta bakan arkadaşlarımız bu ödemeden yararlanabiliyorlar mı? Hacettepe Hastanesi 262 milyon TL’lik bir borç altında iken 144 milyon TL Devlet yardımından sonra Mayıs başında halen borcumuz 211 milyon TL. Bu borcun nedenlerinden sadece biri SGK’nın tek alıcı olması. Ancak sizin fatura takip sisteminizin olmaması, verimlilik analizi yapmamanız, akılcı yatırımlar yapılamaması, plansız harcamalar, yerli yersiz ihaleler , yüksek finans maliyetiniz hiç bir katkı yapmıyorlar mı bu borca?

Bir Döner Sermaye Neden Çöker?
Bir döner sermaye neden çöker? Mali disiplin yok, faturalarımızın çok büyük çoğunluğu geri dönüyor. Yatırımlar planlı değil, gelir gider hızı birbirine eşit değil. Öz kaynaklarımız verimli kullanılamıyor. Döner sermayeye aslında bütçemizden yapılacak operasyon harcamalarımızı yüklenmiş durumda. Borç gelir oranımız yüzde 102 yani borcumuz gelirimizin üzerinde, çok fazla sözleşmeli eleman alınmış. Hiçbir üniversite sözleşmeli elemanda yüzde 30’u geçmemiş, bizde yüzde47. Sonuçta döner sermayeyi üreten arkadaşlarımız kazandırdıkları döner sermeyenin ancak yüzde9 unu alabiliyorlar. Oysa bunun üç katını alabilirler. Bütün bu tablo gösteriyor ki, üniversiteyi işi iyi bilen arkadaşlarımızdan yardım alarak yönetmiyoruz. Yatırımlarınızı gelir getirici alanlara kaydırmanız lazım. Kemik iliği nakli bekleyen 100 tane hastam var, pediatride bu hastaları 1 yılda bitirseniz sizin borcunuzun 4’te birini ödüyor. Neden yapılamıyor? 2 yatak fazladan koyamıyorsunuz, 1 hemşire fazladan veremiyorsunuz. Basit çözümlerde aksaklıklar giderilebilir. Kişisel ilişkilerle gidiyor işler, profesyonellerle işletme planlamasının yapılması gerekiyor.

“Hacettepe’nin halen 211 Milyon TL Borcu Var”
262 milyon borcumuz olan Kasım 2010 tarihinden sonra , Devlet 144 milyon TL destek verdi. Mayıs ayı başı itibariyle borç oranı 211 milyon TL ! Önümüzde ekonomik kriz dönemi var ve biz bu krize 200 milyon TL’nin üzerinde borç ile giriyoruz. Bundan daha fazla bir yardım da isteyecek durumumuz yok. Üniversitemiz ortak akılla, genç dinamik profesyonel akademi ruhuna sahip bir kadro ile yönetilmelidir. Her şeyi akademi ruhu ile çözebileceğine inanan genç bir kan değişimi gerekiyor.”

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...