4 Temmuz 2017 Salı

BİLİM HABERLERİ NEDEN ANLAŞILMIYOR?

Medyada, “bilim insanları tarafından yapılan araştırmalara göre” şeklinde gördüğünüz haber kalıplarına daha farklı bir gözle bakmak ister misiniz? Bilimsel araştırmaların yer aldığı haberlere güveniyor musunuz? Aslında nitelikli gazetecilerin yaptığı bilimsel haberler ufkumuzu açıp, geleceğe dair bakış açımızı geliştirir. Yani doğru ellerde yapılmış haberler insanları her anlamda geliştirirken, hatalı içeriklerle hazırlanmış boş haberler hem zaman kaybıdır hem de toplumu cahilleştirir. 

“Bu bilimsel çalışmalarda da ne dendiği belli olmuyor” düşüncesi içinde olan bazı gazetecilerin de olduğunu bilmenizi isterim. Oysa bu medya mensuplarının bile bilmediği bir nokta var, “bilimsel çalışmaların niteliklerini sorgulamak.” 

Bilim ve sağlık haberciliğinde uzmanlaşma desteklenmediği için, maalesef bilim dünyasının incelikleri bilinmiyor. Durum böyle olunca da, gazeteciler bilim insanlarının söylediklerini teyit etmeden habere çevirebiliyorlar. Değişen koşullar, zamanla yarışan gazeteciler, imkanların kısıtlanması ve uzmanlaşamayan medya, bilgi kirliliğini önleme görevi olan süzgeç vazifesini yerine getiremiyor. Bu nedenle şu anda üzerinde durulmayan ancak, güvenilir, nitelikli ve gerçek bilgilere ulaşmak ilerleyen yıllarda daha da kıymetli olacak. 
Günümüzde önemi anlaşılmayan bu durum, zamanı geldiğinde yerini nitelikli gazetecilere bırakacak. Çünkü, dünya bu yönde ilerliyor, zamanla Türkiye’de buna uyum sağlamak durumunda kalacak.  Haber sütunlarını laf salatasıyla geçiştirmeye çalışan laf cambazları, gerçek olsun ya da olmasın, yalnızca sansasyonel haber peşinde koşan hızlı muhabirlerin dönemi yakında bitecek. 

Son dönemlerde iki günlük, seminerlerle kendini uzman ilan eden kişilerin aslında medyada yer almaması gerektiğini hatta medya okuryazarlığı eğitimi olmayan gazetecilerin bu ince ayrımları yapmaları zorunlu hale gelecek. Çünkü, insanlar bilgi yoğunluğundan sıkılacak ve süzgeç görevi gören yayınları takip edecek. Çağımız, bilgi fazlalığı nedeniyle kaliteli içeriğe uğraşmadan ulaşmayı isteyen bir hale dönüşecek. Bu nedenle titizlikle yapılmış araştırmalar, yalın bir üslup ve toplumu aydınlatacak şekilde haberler hazırlanacak.    

Wolf Schneider ve Paul-Josef Raue’nin “Gazetecinin El Kitabı”ında söyledikleri şu sınıflandırma haberlerin ele alınışında gerçekten önem taşıyor: Gazeteci sıfatını hak etmiş olanlar arasında da kaygılanmamıza neden olan dört etkinlik türüne rastlamaktayız. 
1. Curcuna Haberciliği: Genelde  sayısal verilerin yayınlandığı, abartışı başlıklar, magazinleştirilmiş konular . 
2. Boş Habercilik:  Gereksiz bilgilerle, ümitsizlik içeren anketler ve infografiklerden elde edilen verilerin yayınlanması. 
3. Fosilleşmiş Habercilik: Dünden kalma bir yöntem olan ve zor zamanlar için bir kenara atılmış bayat haberler. 
4. Misyonerlik Haberciliği: Belli bir partinin görüşünü benimseyip bunu yayan haberler yapılması olarak tanımlanıyor. 

Halkın bilimsel içerikli haberleri doğru şekilde alabilmeleri, çok önem taşıyor. Bilim İletişimi alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Çiler Dursun’un verdiği bir örnek bu konuda gerçekten çok çarpıcı: “Halkın Bilimi Kavraması (PUS), konusundaki hükümet çalışmaları ve açıklamaları, popüler bilim denen olgunun gelişmesinde varılan bir başka önemli aşamayı temsil etmektedir. İngiltere’de Oxford Üniversitesi ile Londra Imperial College’da halkın bilimi anlaması konusuna ayrılmış iki kürsü açılmıştır.” 

Yani yurt dışında halkın bilimi anlaması için özel olarak kürsüler açılıyor. Bilim okuryazarlığı konusu resmiyet kazanıyor. Ülkemizde de böyle çalışmaların yapılmasını bekliyorum. Çünkü, anlaşılmayan konular insanları korkutup, kaçırır. Eğer anlarlarsa, sever ve ilgi gösterirler sonrasında da araştırmalar başlar ve üreten bir topluma dönüşürüz. 

Bilimsel çalışmaların medyada yer alırken özellikle dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de bilim insanlarıdır. Bu nedenle medyada gördüğümüz bilim insanlarının nasıl araştırmalar yaptığını anlamamız gerekir. Prof. Dr. Erhan Erkut’un dediği gibi; “Yayın sayısı bir akademisyenin akademik çıktısını ölçer, atıf sayısı ise bu çıktının akademik dünyada yarattığı etkiyi ölçer. " 

İşte bu iki değeri en kapsamlı şekilde ölçen yönteme ise H-endeksi deniyor. "H‐endeksinin yüksek olabilmesi için, bir akademisyenin hem çok sayıda makale yayınlaması, hem de yayınlarına çok sayıda atıf alması gerekir" diyen Prof. Dr. Erhan Erkut, “Türkiye'deki öğretim üyesi sayısı 2012 yılında 55,965 iken, 2015 yılında yüzde 33 artarak 74,506’ya çıkmıştır.” diyor. 

 H-endeksi, Web of Science (Thomson Reuters), Scopus (Elsevier)  ve Google Scholar (Google) gibi veri tabanları tarafından hesaplanıyor. 

Yakında adını sıkça duyacağımız Altmetric ile bu sistemin değişeceğini söyleyen Prof. Dr. Metin Akgün ise şunları söylüyor:  “Altmetric’te yapılan çalışmaların gazetelerde, sosyal medyada ve özellikle profesyonel platformlarda Mendeley gibi ne kadar bahsedildiği, bloglarda yer verilip verilmediği gibi birçok faktör göz önüne alınarak değerlendiriliyor. Yayının eş zamanlı çıkan yayınlar arasındaki yeri, kendi alanındaki değeri ile ilgili etki değerleri hesaplanıyor.”

Bilim dünyasında olan gelişmeleri, nitelikli çalışmaların değer bulup haber yapılarak topluma taşınması çok önem taşıyor. Bu nedenle habercilik anlayışı, basın bültenlerinden oluşan, basma kalıp şekillerden çıkmalı. Gazetecilerin görevi ile ilgili Johannes Gross, şunları söylüyor: “Gazetecinin görevi, kanaatleri pazarlamak ya da inançlar uğruna kargaşa yaratmak değildir; onun görevi haberi formüle etmek ve araştırma yapmaktır. Gazetecilik etiki, bir hizmet ahlakıdır.” 

Toplumu geliştiren bilim haberlerinin artması için, gazetecilerin çalışma koşulları düzeltilmesi başta olmak üzere gelişmeleri için destek verilmelidir. Yani bilimsel içeriğin doğru şekilde halka aktarılması için öncelikle medyada uzmanlaşma desteklenmelidir. 

https://metinakgun.wordpress.com/2017/01/02/bilimsel-degerlendirme-olcutu-olarak-h-indeks/ 
http://erhanerkut.com/wp-content/uploads/2017/06/H-Endeksi-2017.pdf 

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...