16 Kasım 2012 Cuma

PATOLOJİ GÜNLÜKLERİ

SAĞLIK VE HOBİ

Yaşadığınız her günün hatıra kalmasını istediği için yıllardır hobi olarak günlük tutan Tampere Üniversitesi’nde hem hematopatolog olarak çalışıyorum hem de Yardımcı Profesör Dr. Mine Eray, patoloji alanında yaptığı çalışmalarda ve başarında günlük tutmanın çok büyük faydasının olduğunu söylüyor.
  
Sağlık alanında çalışanların hep farklı hobileri vardır. Tampere Üniversitesi’nde hem hematopatolog hem de Yardımcı Profesör Dr. Mine Eray bu konuda şunları söylüyor: “sağlıkçıların çok fazla sanat, edebiyat ya da müzik hobisi olduğu biliniyor. Bende onlardan biriyim. İlkokul cağlarımdan beri önce müzik ile uğraşmaya başladım. Sonra 10 yasından sonra her gün günlük yazma alışkanlığımı edindim. 20’li yaslardan sonra ise görsel sanatlara olan ilgim arttı.”
Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Hacettepe İngilizce Tıp Fakültesini 1989 yılında bitirdikten sonra ilk olarak Helsinki Üniversitesi Tıp Fakültesinde İmmünoloji doktorası yaptım, daha sonra patoloji ihtisasımı aynı fakültede bitirdim. Bu günlerde Finlandiya’nın ikinci büyük tıp fakültesi olan Tampere Üniversitesi’nde hem hematopatolog hem de yardımcı profesör olarak çalışıyorum.



Hobiniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz?
Günlük tutmak! 30 yılı aşkın zamandır hiç aksatmadan günlük tuttum. Sevgili annem, ben 3 yaşındayken  kitapçılara götürmeye başladı. Kitaplarımızı kendimiz seçtik. Sonra annem her gün sırayla bir kardeşimin, birde benim kitabımdan bize bölümler okudu. Kitap sevgimin temeli o olsa gerek. 10 yaş günümde halen çok yakın arkadaşlarımdan biri bana bir günlük hediye etti. İlk gün heves içinde doğum günümü yazdım, sonra ailecek gittiğimiz yaz tatillerini derken, günlük tutmanın bağımlısı haline geldim. Benim için kitap okumak ve günlük tutmak içice iki dünya.
Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?
Hobimin mesleğime katkısı çok büyük.  Benim konuşma, kendimi ifade edebilme yeteneğimi geliştirdi. Her zaman kendi talebelerime hatırlattığım bir konu var. Siz doktorsunuz. Her şeyden önce insan ilişkilerinde iyi olmak zorundasınız diye. Haksız olduğumu düşünmüyorum. Kitap okumak, ama baştan savma okumak değil. İyi olduğunu düşündüğünüz bir kitabın her cümlesini düşünerek, acele etmeden okumak, notlar almak ve sonra kendi duygularını ve yasadıklarını kağıda dökmek, insanın iç dünyasını, altıncı hissini ve her şeyden önce kendisini dile getirmesini kolaylaştırıyor. Diğer insanlar ile kurulan köprüleri sağlamlaştırıyor. Yani demek istediğim okuduğunuz ve yazdığınız satırlar, satır aralarını da anlamanıza yardım ediyor.

Zaman içinde kendime bir örnek kabul ettiğim bazı büyüklerimin de gunluk tuttuğunu öğrendim. Büyük devlet adamlarının, iş adamlarının,   sanatçıların otobiyografilerini okumaya başladım. Benim için kitap   okumak ve günlük tutmak içice iki dünya.


Neden bu hobiyi seçtiniz?
Tesadüf oldu.. Herkes kendi yapısına uygun hobiyi seçiyor herhalde. Benim için insan ilişkileri çok önemli. Mesela yazdığım günlüklerde her zaman yeni tanıştığım insanlara yer veriyorum. Sonra zaman içinde geçmişe dönüyorum ve buğun hayatımın önemli bir parçası olan insanlar hakkındaki ilk izlenimlerimi okuyorum.


Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?
Dün talebelerim ile paylaştığım gibi ´İnsan olduğumu. Duyma, hissetme ve kendimi ifade etme özelliğime sahip olduğumu! Birde bazen gece yarısı bile kendim ile baş başa olmak hakkını. İnsan gece saat 24’de tiyatro izlemeye gidemez, sergi salonuna hiç gidemez ama günlük yazar, yatağında kitap okur.

Biliyorsunuz ben vatanımdan, ailemden, çok sevgili arkadaşlarımdan binlerce kilometre uzakta yasıyorum. Bu günlükler onlar ile kurduğum köprüler. Yaptığınız telefon konuşmaları, yolladığınız e postalar yetmiyor. Daha çok paylaşmak istiyorsunuz. İste o zaman kağıt kaleme sarılıyorsunuz.


Tavsiye edeceğiniz kitap, film ve müzik nedir?
Türk meslektaşlarım ile paylaşacağım için, son yıllarda okuduğum kitaplardan birkaç isim vereyim. Zülfü Livaneli Mutluluk ve aynı ismi taşıyan film, Elif Şafak’ın Aşk, Can Dündar’ın “Benim gençliğim” kitapları.... “Babam ve Oğlum” filmini parça parça seyrettim. Çok etkilendim. Gözyaşlarım filmin tamamını seyretmemi engelledi. ´Issız adam´filmini izleyin ve  sakına duygularınızdan ve düşüncelerinizden açık ve net şekilde konuşmaktan   korkmayın. Müzik için ise, Türk Sanat Müziğini hatırlatmak istiyorum. Bizim kültürümüzün hassas ve duygusal yönlerini yansıtan bir müzik turu. Bu müzik turunun, bizim kültürümüzün ölmesine izin vermeyiniz. 1970’li yıllarda çekilmiş Emel Sayın, Zeki Müren kliplerini seyrediniz. Pişman olmayacaksınız. 

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...