4 Şubat 2011 Cuma

ATRİYAL FİBRİLASYON: ESKİ HASTALIK, YENİ TEDAVİLER

Atriyal fibrilasyonun en sık tansiyon yüksekliği durumunda gözlemlendiğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Direktörü Doç. Dr. Erdem Diker, tüm inmelerin 2/3’nün nedenin atriyal fibrilasyon olduğunu söyledi.

Medicana International Ankara Hastanesi ve Türk Kardiyoloji Derneği’nin ortak düzenlediği “Kalp Sağlığı ” konulu sempozyum, Ankara Ramada Plaza Hotel’de gerçekleştirildi. Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji uzmanları ve Türk Kardiyoloji Derneği yetkilileri tarafından özellikle son dönemde ülkemizde ve dünyada en önemli ölüm nedeni olan kalp hastalıklarında erken teşhis ve etkin tedavisi konusundaki son gelişmeler, yeni tedavi seçenekleri değerlendirildi.

“Tüm İnmelerin 2/3’nün Nedeni Atriyal Fibrilasyon”
Atriyal fibrilasyon(AF) en sık gözlenen sürekli ritm bozukluğu, genellikle kalp hastalarında ve ileri yaşlarda gözlenir. Atriyumların titreşimlerinde oluşan bozukluk sonucunda, çok hızlı ve düzensiz kasılmalar olur. Atriyal fibrilasyon en sık tansiyon yüksekliği durumunda gözlenir. Türkiye’de hala çok sık görülen romatizmaya bağlı kalp kapağı hastalarında da çok sık gözlendiğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Direktörü Doç. Dr. Erdem Diker, “Atriyal Fibrilasyon toplumda en sık görülen “sustaıned” (uzamış- kalıcı) aritmidir. Atriyal fibrilasyon, nadiren bazı hastalarda hiçbir yakınmaya neden olmamakla birlikte genellikle çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, halsizlik ve yorgunluk gibi yakınmalara neden olur. Kalbin performansını önemli oranda düşürerek kalp yetersizliğine yol açabilen bu ritm bozukluğu, aynı zamanda kalbin içinde pıhtı oluşmasına neden olarak felç ve damar tıkanıklıklarına yol açabilir. Tüm inmelerin 2/3’nün nedeni atriyal fibrilasyondur” dedi.

“Atriyal Fibrilasyon, Tüm Kardivasküler Nedenli Hastane Yatışlarının Yüzde 10’u”
Atriyal fibrilasyonun her yaşta görüldüğünü dile getiren Doç. Dr. Diker şunları kaydetti: “60 yaş altında her bin kişide ortalama 2 – 3 kişide gözlenirken, 60 ve 70’li yaşlarda bu oran yüzde 2’ye, 80’li yaşlarda ise oran yüzde 10 – 20’lere çıkıyor. Kalp hastalıkları dışında akciğer hastalıkları ve bazı hormonal bozukluklar da atriyal fibrilasyona yol açabilir. Özellikle yaşlılarda her 10 kişiden birinde görülen ve ciddi felç riski taşıyan hastalığın . 60 yaşının üzerindeki her 25 kişiden 1’inde, 80 yaşının üzerindeki her 10 kişiden 1’inde görülür. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülüyor. Atriyal fibrilasyon nedeniyle yatışlar, tüm kardivasküler nedenli hastane yatışlarının yüzde 10’nu oluşturur.”

“İnmeli Her 6 Hastadan Birinde Neden, Atriyal Fibrilasyondur”
Her çarpıntı şikayetiyle gelen hastanın atrial fibrilasyon olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Diker, “Hastaların her kalbinde oluşan tekleme önemli ritim bozukluğu değil. Çarpıntıların yüzde 80-90’ı önemli değil. Yüzde 10’luk kısım önemli, bu da atrial fibrilasyondur. Bütün toplum değerlendirildiğinde atriyal fibrilasyonu olan hastalar, atriyal fibrilasyonu olmayan hastalardan daha erken ölür. Atriyal fibrilasyon sırasında kanın atriyumlar içinde hareketsiz kalması içinde pıhtı oluşmasına neden olur. Bu pıhtılar vücudun değişik yerlerine giderek damar tıkanıklıklarına neden olabilir. Atriyal fibrilasyonda damar tıkanıklığı en sık beyin damarlarında olur. Özel kan sulandırıcı ilaç almayan atriyal fibrilasyonlu hastaların yüzde 5’inde hayatları boyunca en az bir kez damar tıkanıklığı yaşar. İnme ve felç atriyal fibrilasyonlu hastalarda normale göre 6 kat daha sık gözlenir. İnmeli her 6 hastadan birinde neden, atriyal fibrilasyondur” diye konuştu.

“Atriyal Fibrilasyonda Çoğunlukla Vaughan-Williams Sınıflaması Tercih Edilir”
Atriyal fibrilasyonlu hastalarda 3 temel tedavi prensibi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Diker, “Atriyal fibrilasyonu sonlandırarak normal ritmin sağlanması ve normal ritmin sürekli olarak devam ettirilmesi, atriyal fibrilasyon sırasında kalbin normal hızlarda çalışmasını sağlamak ve pıhtı oluşumunun engellenmesidir. Atriyal fibrilasyon tedavisinin belkemiğini ilaç tedavileri oluşturmaktadır. Yan etkileri az ve kullanımı kolay ilaçlar çıkmaya başladı. Normal kalp ritmini yeniden düzenleyen ilaçlar antiaritmik ilaçlar olarak bilinir. Antiaritmik ilaçlar farklı mekanizmaları kullanarak etki ettiği için farklı ilaç grupları altında sınıflanırlar. Bazı sınıflar ve bazı sınıftaki ilaçlar belirli bazı ritim bozukluklarının tedavisinde etkilidir. Antiaritmik ilaç sınıflamasında birden fazla şema olmasına rağmen hekimlerin çoğunluğunca kullanılan sınıflama Vaughan-Williams sınıflamasıdır” diye konuştu.
Doç. Dr. Diker, atriyal fibrilasyonda ilaç dışı tedaviler içerisinde kalıcı kalp pilleri, atriyal fibrilasyon ablasyonu ve atriyoventriküler düğüm ablasyonu olduğunu da sözlerine ekledi. Doç. Dr. Diker, “İlaç dışı tedavi teknikleri geliştirilmeye başlandı. Ablasyon denilen veya sol atrial kapama denilen bir takım yöntemlerle felç riski azaltılıyor hem de hastanın şikayetleri ortadan kaldırılıyor. Son dönemlerde hastaların tam olarak tedavi edilmesi mümkün olmaya başladı. “Kalp pili ve ablasyon gibi ilaç dışı tedaviler genellikle ilaç tedavisine yanıt alınamayan hastalarda uygulanır” dedi.

Sempozyumda İşlenen Diğer Konular
Sempozyumda, kalp krizi tanılı hastalara, tanının ilk saatlerinde yapılacak tedavinin standartları, tedavi yöntemlerinin tekniği ve eşlik eden ilaç kullanımı konuları, ani kalp ölümü konusunda yeni gelişmeler ve güncel tedavi yöntemleri, koroner arter hastalığından korunma yöntemleri, atriyal fibrilasyon ritm bozukluğunun tedavisinde son yıllarda ortaya çıkan yeni açılımlar, kardiyak görüntüleme yöntemleri ve girişimsel kardiyolojideki gelişmeler, “kalp ve damar sağlığı için beslenme” önerileri uzmanları tarafından değerlendirildi.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...