22 Ekim 2010 Cuma

DÜNYA GIDA GÜNÜNDE GDO’YA DİKKAT

16 Ekim tarihini Dünya Gıda Günü kapsamında açıklama yapan Biyologlar Birliği Derneği Genel sekreter Gökhan Kavuncuoğlu, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) hakkında bilgi verdi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 1979 yılında aldığı bir kararla, kuruluş yıldönümü olan 16 Ekim tarihini Dünya Gıda Günü olarak belirlemiştir. Dünya Gıda Gününün amacı; dünyada yaşanan ve küresel boyut kazanan açlığı karşı insanlığın ilgisini uyandırmak, duyarlı olmasını sağlamak, bitkisel ve hayvansal kaynaklı gıdaların üretiminin ve verimliliğinin artırılmasına dikkat çekmektir.
Dünyada üretilen gıda maddeleri artan nüfusa tam olarak yeterli olmamaktadır. Dünyada yaklaşık 300 milyonu çocuk olmak üzere, 860 milyondan fazla insan açlık sınırında yaşamaktadır. Ayrıca dünyada 1,5 milyar insan da gizli açlık sorunu ile karşı karşıyadır.

Tarım sektörü ve gıda sanayi, tüm ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de stratejik öneme sahip bir sektördür. Biyologlar Birliği Derneği Genel sekreter Gökhan Kavuncuoğlu konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Ulusal bağımsızlığımız ancak; Tarım sektörümüzün bütün unsurlarıyla sürdürülebilirliğinin sağlanması, biyoçeşitliliğimiz dâhil doğal ve insan gücü kaynaklarımızın ülkemiz menfaati doğrultusunda kullanılarak gıda güvencemizin teminat altına alınması ile mümkündür.

“Besin Maddelerinin Onda Biri Çöplüklerde”
Büyük kentlerimizde yapılan bir araştırma sonucuna göre besin maddelerinin onda biri çöplüklere atılmaktadır. Atılan besin maddelerinin başında genelde tahıl ürünleri gelmektedir. Bu savurganlığın önlenmesi için üstümüze düşen görevleri yapmalı, savurganlığın bu türüne de karşı çıkmalıyız. İnsanlar, tarıma başladığından beri yetiştirdikleri bitki ve hayvanlara istedikleri özellikleri kazandırmaya çalışıyor. ’Yetiştirmek’, yapay bitkilerin özelliklerine müdahale ederek onları daha verimli hale sokmak olarak tanımlanıyor.
Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan başka bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor.

“GDO’yu Savunanlar, Bunun Dünyada Artan Gıda İhtiyacın Karşılayacağını Savunuyor”
İlk transgenik (genetiği değiştirilmiş) ürün olan, uzun raf ömrüne sahip Flavr Savr domatesi 1996 yılında raflardaki yerini aldı. Bunu, gen aktarılmış mısır, pamuk, kolza ve patates izledi. Bu yöntemle elde edilen bitkiler, ilaçlara ya da zararlılara karşı daha dirençli oluyor. Bu da kimyasal böcek ilaçlarının kullanılmasını azaltıyor. Ayrıca genetik müdahale ile daha bol ürün elde edilmesi de teorik olarak mümkün. Bu özelliklerinden dolayı, GDO’yu savunanlar, bunun dünyada artan gıda ihtiyacın karşılanması konusunda cevap olabileceğini savunuyor.

“GDO Tüketenlerde Risk Altında”
ABD Tarım Bakanlığı’nın yaptırdığı bir araştırma ise GDO’lu ürünlerin daha yüksek verim sağladığının genel bir doğru olarak kabul edilemeyeceğini ortaya koydu. Bu rapora göre verimin daha yüksek olduğu bölgeler olduğu gibi daha düşük olduğu bölgeler de bulunmakta. GDO içeren yiyeceklerin insan sağlığına zararlı olma ihtimali çok yüksektir. Gen bitkinin içine yerleştirildiği için, onu tüketenler de risk altında bulunmakta. GDO’ların hedef olan ürün hariç diğerlerinde ve ekosisteme nasıl bir etki yaptığı bilinmemekte. Bu gıdaların kansere dahi yol açma ihtimali bulunmakta. Özellikle, herbisitlere dayanıklı GDO’lu pamuk, soya, mısır ve kolza çeşitlerinde kullanılan bazı kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları bilinmektedir. Öte yandan, sindirim sisteminde tam olarak sindirilmeden dolaşım sistemine geçerek kan hücreleri aracılığı ile normal genoma katılabilen yabancı DNA parçalarının da hastalıklarda etkili olma ihtimali söz konusu olmakta.

“GDO İçeren Ürünlerinin Tohumları Çevreye Karışarak Doğal Ürünleri Etkileyip Yapısını Bozabilir"
GDO’lu bitkilerin doğal çevreye olan etkileri çok önemli. GDO içeren ürünlerinin tohumları çevreye karışarak doğal ürünleri etkileyip yapısını bozabilir. GDO’lu ürünlerin doğal ortama yayılıp yaygınlaşması sonucunda böcek nüfusunun olumsuz etkilenmesi ve tüm ekosistemin olumsuz etkilenmesi söz konusudur. GDO’lu ürünlerin biyoçeşitliliği tehlikeye sokacağı ve biyolojik kirliliğe ve ekosistemin doğal dengesinin ciddi oranda bozulmasına neden olması söz konusudur. Bugün GDO’lu gıda üretimi bir kaç şirketin tekeli altında. Geleneksel tarımda kullanılan bitkilerin tohumlarıyla bir sonraki yıl yenide ürün alınabiliyor. GDO’lu tarında ise bu mümkün değil; üreticiler, firmalardan her sene tohum alınmak zorunda.
GDO’lu bitkilerin patentinin neredeyse tamamı şirketlerin elinde bulunuyor. Tüm insanlığa ait olan bir materyal olan DNA’nın özelleştirilmesi endişe ve tartışma kaynağı.

“GDO’lu Bitkilerden ve Hayvanlardan Elde Edilen Ürünlerin Risklerinin Başında Alerji Geliyor”
GDO’lu bitkilerden ve hayvanlardan elde edilen ürünlerin meydana getirebileceği risklerin başında alerji gelmektedir. Genetik yapı değişiminde, verici kaynağın alerjen özelliklerinin transfer edilen bitkiye ya da hayvana geçmesi engellenemeyebilir. Nitekim 1996 yılında, Brezilya kestanesinden ve fındığından soya fasulyesine aktarılan geni içeren ürünler, alerji yapması nedeniyle, marketlerden toplatılmıştır. Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar, aktarılan yeni gen ürünlerini ve onlardan kaynaklanan sekonder metabolitleri içerdiğinden, potansiyel bir toksisiteye sahiptir. GDO’lu bitkilerde bulunan özellikle zararlı ot ve böcek öldürücü genler ile terminatör teknolojisi gereği aktarılmış olan genler de toksin üreterek çalıştıklarından, dokularda birikme durumunda, önemli riskler oluşturmaktadır. Bu toksinlerin uzun dönemde insan sağlığına olan etkilerine ilişkin yeterli bilgi bulunmamaktadır. GDO´lu tarım ürünleri Biyogüvenlik yasası ile denetlenmek. Bu konuda temel unsur olan biyologlara kanun söz hakkı vermemektedir. Bu sebeple Biyologlar Birliği Derneği olarak yasanın eksik olduğunu düşünmekteyiz.”

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...