2 Nisan 2010 Cuma

ANTİFUNGAL TEDAVİDE YENİ YÖNTEMLER

9. Febril Nötropeni Sempozyumu kapsamında fungal infeksiyonlar ve antifungal ajanların tedavisi ile ilgili gelişmeler hakkında basın toplantısı düzenlendi. Sistemik mantar infeksiyonlarında invazivin, bütün organları tutabildiği üzerinde durularak, Candida, Aspergillus ve Mucor türlerinin en sık görülen mantarlar olduğu söylendi. Ayrıca toplantıda, yeni tedavi yöntemleri anlatıldı.

9. Febril Nötropeni Sempozyumu kapsamında Febril Nötropeni Derneği tarafından düzenlenen toplantıda, enfeksiyon hastalıkları ile ilgili tıptaki son gelişmeler anlatıldı. Düzenlenen basın toplantısında fungal infeksiyonlar ve antifungal ajanların tedavisi ile ilgili gelişmeler, özellikle kök hücre naklinde infeksiyon profilaksisinde yayınlanan yeni CDC kılavuzu, pandemik H1N1 influenza ve toplumdaki immünsüpresif hasta grubu üzerindeki etkileri gibi birçok konu hakkında bilgi verildi. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Taşova ve Dresden Üniversitesi Kliniği Hematoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ulrich Schuler “Sistemik mantar infeksiyonlarında empirik tedavinin önemi ve maliyet-etkin antifungal ajan seçimi” konusundaki gelişmeleri aktarıldı.

“Nötrofil Sayısı 500’ün Altına Düştüğü Zaman, Önemli Sorunlar Ortaya Çıkıyor”
Sistemik mantar infeksiyonlarında invazivin, bütün organları tutabilen infeksiyonlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Taşova şunları söyledi: “Kanser hastaları, organ nakli yapılan hastalar dahil birçok bağışıklık sistemi baskılanmış hastayı takip ettik. Direnç gelişmesi bakterilerde çok önemli bir sorun olmakla birlikte, mantarlarda da giderek önem kazanmaya başladı. Özellikle kanser hastalarında beyaz küre sayısının düşmesi hastalık ve tedaviye bağlı olarak birçok infeksiyona duyarlılığı artırıyor ve tabii ki mantar infeksiyonlarına da duyarlılık artıyor. Özellikle nötrofil sayısı dediğimiz beyaz küre sayısı 500’ün altına düştüğü zaman, önemli bir sorun ortaya çıkıyor. Mantar infeksiyonları bugün sadece bağışıklığı baskılanmış hasta grubunda değil, aynı zamanda yoğun bakımda yatan diğer hasta grupları için de giderek önem kazanmaya başladı.”


“Aspergillus’ta Zamanında Tanı Konmaz Ve Tedavi Başlanmazsa, Ölüm Görülebiliyor”
Mantar infeksiyonlarının tanı yöntemlerinde önemli gelişmeler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Taşova, “Eskiden bu hastalıklara otopsi yapılarak tanı konulurdu. Fakat bu infeksiyonların hastalarda görülme sıklığı arttıkça, artık daha fazla hasta görmeye başladık ve tanı olanaklarının artmasıyla birlikte eskiden isimlendiremediğimiz infeksiyonları isimlendirmeye, dolayısıyla mantarları daha fazla izole etmeye veya tanımlamaya başladık. Bunları tanımlamaya başladığımızda ise, mortalite oranlarının çok fazla olduğunu gördük. Özellikle Aspergillus’ta oldukça fazla kişide eğer zamanında tanı konmaz ve tedavi başlanmazsa, ölüm görülebiliyor” dedi.

“Candida, Aspergillus ve Mucor Türleri Arttı”
İnvaziv mantar infeksiyonlarında, tedaviye hastalığın ilk gününden başlandığında mortalite oranının yüzde 15 olacağını kaydeden Prof. Dr. Taşova eğer tedavi 3-4 gün gecikirse bu oranın yüzde 40 ve üzerine kadar çıkabildiğini belirtti. Prof. Dr. Taşova, “Genel olarak sağkalıma baktığımızda, Candida’da 2 yıllık sağkalımda yüzde 40, Aspergillus’ta yüzde 10, Mucor grubunda yüzde 5 oranlarını görüyoruz. Bu üç tür en sık görülen mantarlar. Dolayısı ile Türkiye’de birçok hastanede özellikle Candida türleri ile gelişen infeksiyonları tedavi etmemiz biraz daha zor hale geldi. Özellikle Candida nonalbicans bizim hastanemizde de çok arttı. Dolayısıyla isabetli tedavi yapmak dediğimiz zaman bu tür hastalarda mümkün olduğunca geniş spektrum ve ucuz ilaç gerekiyor. Bu anlamda bu tür ilaçlar bizim elimizi rahatlatan tedaviler oluyor. Geniş etki spektrumu, artan dirençli mantarları ve adını yeni yeni koyduğumuz diğer mantarları da kapsaması gerekiyor. Güvenli ve uygun olması ve bu tür hastalarda özellikle en önemli noktalardan birisi, acil gerektiğinde intravenöz verebileceğimiz, durumu kontrol altına aldığımızda ise oral kullanıma geçebilmek bizim için çok önemli. Çünkü bir intravenöz girişim ne kadar uzun sürerse, o da ayrı bir enfeksiyon kaynağı oluyor” ” bilgisini verdi.

“İtrakonazol Geniş Spektrum ve Ucuz Olması Açısından Tercih Edilebilir”
İtrakonazol’ün yenilenmiş formunu 7 ay 32 hasta üzerinde denediklerini belirten Prof. Dr. Taşova, “Bu tedaviyi, 32 hastalık deneyimimiz şöyle; yarısı hematolojik ve onkolojik hastalar, yaklaşık yüzde 40’ı yoğun bakım hastaları ve bunların önemli bir kısmı da empirik tedavi denilen yani, yaygın invaziv mantar infeksiyonu öngörülen hastalardır. 32 hastanın hiçbirinde tedaviyi kesmemizi gerektirecek bir yan etki olmadı. İtrakonazol’ü geniş spektrum ve ucuz olması açısından tercih edilebilir bir ilaç olarak görüyoruz” şeklinde konuştu.

“İtrakonazol Yüzde 47, Konvansiyonel Amfoterisin B Yüzde 38 Etkin”
Febril nötropeni hastalarında empirik olarak, itrakonazolün intravenöz formunun ve ardışık olarak oral solüsyon formunun kullanıldığı çok sayıda başarılı çalışma olduğunu kaydeden Dresden Üniversitesi Kliniği Hematoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ulrich Schuler, “2001 yılında Boogaerts ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada itrakonazol yüzde 47, konvansiyonel Amfoterisin B yüzde 38 etkinlik gösterdi. Almanya’da da bu çalışmayı tekrar ettik. 2007 yılında yayınlanan çalışmada itrakonazol grubu ile yüzde 70.4, konvansiyonel Amfoterisin B ile yüzde 49.3’lük istatistiksel olarak anlamlı bir tedavi başarısı elde ettik. Bu çalışmaya hematolojik malignitesi olan ağır immün yetmezlikli hastalar dahil edildi. Başka bir ajan, febril nötropenik hastalarda empirik tedavide konvansiyonel Amfoterisin B’ye istatiksel olarak anlamlı bir üstünlük elde edemedi” dedi.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...