28 Mayıs 2008 Çarşamba

HEPATİT B ENFEKSİYONLARINA TÜBİTAK’TAN YENİ ÇÖZÜM

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü (GMBE) bilim adamları Hepatit B enfeksiyonunun tanısında serolojik ve moleküler yöntemler kullanılarak tanı kitlerinin geliştirilmesi projesi hakkında bilgi verdi. Bilim adamları Kronik HBV taşıyıcılarının toplumda temas ettikleri her insana HB virüsünü geçirme ve hastalığın yeni döngüsünü başlatma açısından en büyük risk grubu olduğu için bilinçli davranılması gerektiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yaklaşık 2 milyar kişinin HBV ile enfekte olduğu tahmin ediliyor. Tüm dünyada 350 – 500 milyon kişi HBV taşıyıcısı bulunuyor. Her yıl yaklaşık 2 milyon kişi Hepatit B virüsünün neden olduğu hastalıklar dolayısıyla ölüyor. Hepatit B virüsü (HBV) insanlarda akut ve kronik hepatite, siroza ve karaciğer kanserine neden oluyor ve günümüzde halen bir çok ülke için önemli sağlık sorunlarından biri olarak yerini alıyor. Hepatit B virüsünün, AIDS’e göre daha riskli hale gelmesinin asıl nedeni, vücut sıvıları ya da kanla, bulunduğu yüzeylerde bir hafta kadar canlılığını koruyor olmasıdır.Hepatit B virüsü, infekte kişilerin kan ya da vücut salgıları ile parenteral temas (perkutan bulaşma), cinsel temas, infekte anneden yeni doğan bebeğe bulaşma (perinatal – vertikal) ve infekte kişilerle yakın temas ile bulaşma (horizontal) olmak üzere 4 farklı şekilde bulaşıyor.

Ülkemizde orta risk grubu içerisinde olan HBV, yaklaşık 4 milyon taşıyıcı bulunuyor. Yeterli sağlık hizmetleri bulunmayan bölgelerde HBV yakalanma riski daha da artıyor. Böyle bölgelerde yaşayanlarda hem karaciğer kanserine yakalanmaları hem de HBV taşıyısı oluyorlar.

Kronik HBV taşıyıcılarının sağlıklı gibi görünmelerine rağmen toplumda temas ettikleri her insana HB virüsünü geçirme ve hastalığın yeni döngüsünü başlatma açısından en büyük risk grubunu oluşturuyorlar. HBV’nin erken tanısı toplum sağlığı açısından büyük önem arz ediyor. HBV tanı kitleri tamamen yurtdışından getirilerek önemli dış alım maliyetine yol açıyor.

HBV, HCV Ve HIV’in Ayni Kan Öğrneğinden Tesbit Edilecek
Hepatit B enfeksiyonunun erken tanısı için monoklonal antikorlara dayalı ELISA kitlerinin geliştirilmesi TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde (GMBE) yürütülen proje kapsamında hedefleniyor. Ayrıca aynı kan örneğinde HBV, HCV ve HIV’in tanımlanabilmesi için duyarlılığı daha yüksek moleküler tanı kitleri geliştiriliyor.

Enfeksiyon hastalıkları ülkemizde kalp-damar hastalıkları, diyabet, yüksek tansiyon ve kanser gibi kronik hastalıklarla birlikte yaygın gözlenen hastalıkların başında geliyor. Bu yaygınlığın başlıca nedenlerinden birisi de hastalık etmenlerinin erken tanısının etkin ve yaygın olarak gerçekleştirilememesi geliyor. Enfeksiyon hastalıklarında mücadele de patojenlerin moleküler yöntemlerle tiplendirilmesinin hızlı ve ulaşılabilir halde yapılıyor. HBV’nin tanısı ve tedavisine yönelik çalışmalarının başlatılması gerek toplum sağlığı açısından gerekse ekonomik açıdan büyük bir önem taşıyor.

HBV antijenleri üretilmek üzere klonlama yapılıyor
Hepatit B enfeksiyonunun serolojik tanısın da monoklonal antikorlar, ilgili antijenlerine özgünlüğü ve sürekli elde edilebilirliği nedeniyle tanı ve tedavide geniş bir kullanım alanı buluyor. Monoklonal antikor kullanımına dayalı ELISA testleri biyokimyasal ve mikrobiyolojik testlere göre daha güvenilir sonuçlar veriyor. Artık bu testler hemen her laboratuarda rutin uygulanan bir yöntem halinde bulunuyor. HBV’nin erken tanısına yönelik ELISA kiti geliştirilmesi çalışmalarında TÜBİTAK MAM GMBE’de önceki projeler kapsamında Hepatit B yüzey antijenine (HBsAg) karşı farelerde geliştirilmiş anti-HBsAg monoklonal antikorları kullanılıyor. Yine proje kapsamında bugüne kadar yapılan çalışmalarda HBV kor antijenine ve HBV’e antijenine karşı monoklonal antikorlar da elde edilmiştir. TÜBİTAK MAM GMBE Laboratuarında geliştirilen monoklonal antikorların karakterizasyonu tamamlanarak, HRPO enzimleriyle işaretlenmiş ve antikor-enzim konjugatının özgünlüğü hasta serumlarında ticari kitlerle karşılaştırılma çalışmaları başlatılmıştır. HBV ELİSA kit panelinde kullanmak üzere tavşanlarda hepatit B virüsü antijenlerine karşı poliklonal antikorlar da geliştirilmiştir. Ayrıca, proje kapsamında ELISA kitlerinde kullanılmak üzere rekombinant DNA teknikleriyle Hepatit B virüsü antijenleri üretilmek üzere klonlama çalışmaları da yapılıyor.

Plazma Fraksinasyon Endüstrisi Önümüzdeki Yıllarda Ülkemizde Olacak
Hepatit B enfeksiyonunun moleküler tanısında da kanla bulaşan enfeksiyon etkenleri arasında ilk sırada HBV yer alıyor. HBV bulaşmalarını önlemek amacıyla, yaklaşık 30 yıldan bu yana, HBsAg tarama testleri kan bankalarında rutin olarak kullanılıyor. Laboratuvarlarda yapılan bu taramalar son yıllarda ileri derecede özgül ve duyarlı ELISA testleriyle gerçekleştiriliyor. Böylece bulaşma oranları oldukça düşük oranlara indirilmiş oluyor. Ancak, özellikle “serolojik pencere dönemi” olarak tanımlanan dönemde bulunan kan vericilerinden bulaşmalar bu tür tarama testleriyle tamamen önlenememektedir. Öte yandan, günlük transfüzyon uygulamalarında taramaların moleküler testlerle yapılmaları, hem serolojik testlerle ulaşılan güvenlik düzeylerinin yeterliliği, hem de maliyetlere getireceği büyük artışlar yüzünden uygulamaya girmemektedir. Özellikle maliyetlerdeki artışlardan dolayı, ancak endüstriyel ürünlere dönüştürülerek rasyonalize edildiği durumlarda moleküler testler (nükleik asit testleri) rutin olarak taramalarda kullanılıyor. Bu nedenle, toplanan kanların plazma fraksinasyon endüstrisi aracılığıyla değerlendirildiği ülkelerde güvenlik oranını % 100’e çıkarmak amacıyla yapılan düzenlemelerle bir zorunluluk haline getirilmiştir. Kanların serolojik taramalarının yani, serolojik testlerle negatif bulunan örneklerde HBV, HCV ve HIV için ve NAT (Nucleic Acid Amplification Technology) testleriyle yapılması gerekiyor. Yakın bir gelecekte ülkemizde de kurulması için çalışmaların sürdürüldüğü plazma fraksinasyon endüstrisinin, kaçınılmaz bir şekilde benzer bir düzenlemeye yol açması bekleniyor.

Antijen ve antikorların ELISA tekniği ile bakılması en yaygın kullanılan tanı yöntemi. Bununla birlikte özellikle HBV-DNA PCR tetkiki kronik hastaların infektivitesinin belirlenmesinde etkili bir yöntem. HBV-DNA incelemesi ile HBV’nün gerçek replikasyon siklusunu saptayarak atipik serolojik sonuçların alındığı hastalarda gerçek durumu ortaya koymak hedefleniyor. Son yıllarda gündeme gelen ve “okült” HBV infeksiyonları olarak tanımlanan ve serolojik olarak negatif sonuç elde edilen HBV infeksiyonlarının tanısını gerçekleştirmek için çalışmalar sürüyor.Böylece tedavinin etkinliğini izlemek; ve mutant suşların rol oynadığı HBeAg (-) / Anti-HBe (+) bulunan olgulardaki virus replikasyonunu saptamak olası olacak. Bu dört farklı durumlar için kalitatif ve gerektiğinde kantitatif HBV-DNA tayinleri, tanı ve tedavinin izlenmesinde önemli ve gerekli testler.

HBV-DNA miktarı viral replikasyon işaretidir. Günümüzde moleküler hibridizasyon ve PCR teknikleri ile HBV-DNA varlığı spesifik olarak saptanmakta. Böylece nekahat dönemindeki tanıda ortaya çıkacak yanlış pozitif sonuçlar ortadan kaldırılmış olmakta. Aynı zamanda HBV-DNA’ya özgün prob ve floresan boyalar kullanarak Real-Time PCR sistemi kullanılabiliyor. Bu durumda HBV-DNA miktarı kantitatif olarak belirlenebiliyor. Bu da hastalığın derecesinin ve tedaviye verilen yanıtın izlenmesinde yararlı oluyor. TÜBİTAK MAM GMBE’de yürütülen proje kapsamında HBV’nin real time-PCR ile moleküler tanısı çalışmaları sürdürülmekte, geliştirilecek teknik, aynı örneklerde HCV ve HIV tanısı için de kullanılacak.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...