20 Mayıs 2009 Çarşamba

ACİL VAKALARDA EMBOLİ TEŞHİSİ KONMUYOR

Uzun süreli operasyonlardan sonra hastalarda sıklıkla karşılaşılan emboliye önlem olarak antikoagulan kullanılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Savaş, ülkemizde 10-15 bin civarında emboli hastası olduğunu belirtti.

Acil servislerde sıklıkla karşılaşılan ve genellikle ilk etapta kalp krizi düşünüldüğü ancak akla gelmeyen emboli, ihmal edildiğinde ölümle sonuçlanıyor. Hekimlerin teşhis koymada ihmal ettiği embolinin akla geç geldiğini belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Savaş, pıhtının genellikle bacaklardaki derin venlerden kaynaklandığını kaydetti. Bacaklarda yüzeyel ve derin ven olmak üzere iki tip ven olduğunu, pıhtının özellikle derin venlerde oluştuğunu belirten Prof. Dr. Savaş, “Cerrahi operasyonlardan sonra uzun süre yatak istirahatı alan hastalarda cerrahi bölgelerde pıhtı oluşmaya başlıyor, bu pıhtı zamanla büyüyor bir süre sonra büyük damarlarla kalbin sağ tarafından sağ atrium, sağ ventrikul’den pulmoner arter içerisinden akciğer içine atılıyor, akciğerde damar içerisinde tıkanık meydana gelmesiyle, tromboemboli denilen durum ortaya çıkıyor.” dedi.

Risk Taşıyan Hastalar
Hareketsizlik (staz) ve aşırı pıhtılaşmaya eğilimli durumlar nedeniyle kanın pıhtılaşma durumu damar duvarında harabiyet meydana getirmektedir. Prof. Dr. Savaş risk altındaki hastaları şöyle sıraladı: “Uzun süreli ameliyatlar özellikle diz, kalça eklemi operasyonları, ortopedik ameliyatlardan ve özellikle alt abdominal operasyonlardan sonra hem anestetik ajanın kendisine bağlı olarak hem de hareketsiz yatmaya bağlı olarak 3 saatin üzerindeki ameliyatlarda alt ekstremite derin venlerinde pıhtı oluşmaya başlar ve bu olay ortaya çıkar. Felçli hastalarda, kalp yetmezliği, uzun süre yatak istirahati yapması gereken hastalarda risk vardır. Diğer bir risk grubunda 5 saatten uzun süren uçak yolculuklarında, hem oksijen düşüklüğü basınç nedeniyle hem de uzun süre hareketsiz kalması nedeniyle seyahatlerde pulmoner tromboemboli riski çok artar. Ekonomik sınıf hastalığı adı verilen bu durumdan dolayı yılda 10-11 kişi kaybedilir.”

“Ülkemizde de Beklenen Rakam 10-15 Bin Civarında”
Protein C-S, faktör V Leiden mutasyonu denilen genetik bazı hastalık durumlarında kanda hiperkoagulabilite ( kanda aşırı pıhtılaşmaya yol açan durumlar ) gerçekleştiğini ifade eden Prof. Dr. Savaş, pulmoner tromboembolinin oral kontraseptif kullanan genç bayanlarda eskiden sık görüldüğünü bunun nedeninin östrojen ağırlığından kaynaklandığı bilgisini verdi. Prof. Dr. Savaş , “Dünyada çok sık görülen bir ölüm nedenlerinden birini tutan emboli hastalarının yüzde 10’u olayın gerçekleştiği ilk saatlerde kaybediliyor. Pulmoner emboliden Amerika Birleşik Devletlerinde yılda 60 bin kişinin öldüğü biliniyor, ülkemizde de beklenen rakam 10-15 bin civarında ama Bakanlığa bildirilen 350 vaka civarında oluyor. Tanıda sıkıntılar yaşandığı için rakamlar eksik bildiriliyor” dedi.

Kanda D-Dimer 500’ün Üzerinde ise Emboli
Acil servise başvuran hastalarda göğüs, nefes darlığı ve yan ağrıları spesifik görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Savaş, “Nefes alıp vermekle artan ağrı, çarpıntı, nefes darlığı bu hastalarda görülen şikayetlerin dışında trombüs bacaklarda olduğu için bacak şişlikleri görülür. Genelde kalp hastalıklarıyla karıştırılır, miyokard infarktüsüne benzer. Acil servise bu şikayetlerle gelen hastalarda infarktüs düşünülür sonra da pulmoner emboli mutlaka akla gelmelidir. Müdahale edilmezse hastaların ilk bir saatte yüzde 10’u kaybediliyor. Nefes darlığının nedeni açıklanamıyorsa pulmoner emboli düşünülmelidir. Bu tip hastalarda akciğer filmi, kalp grafisi çekilir. Kanda D-Dimer 500’ün üzerinde ise emboli olma ihtimali yüksek diyoruz. Hastanın böbrek problemi yoksa bilgisayarlı tomografik anjio çekilir. Böbrek problemi varsa, ventilasyon perfüzyon sintigrafisi ile teşhis konulabilir. Altın standart anjiografidir. Ayrıca Ekokardiyografi çok önemli, özellikle etkili oluyor” şeklinde konuştu.

INR 2-2,5 Civarında Tutulmalı
Embolinin ağır tiplerinin kalbi zorladığını, trombolitik tedavi denilen ürokinaz, streptokinaz gibi tedaviler uygulanabildiğini ifade eden Prof. Dr. Savaş, heparinin faktör Xa denilen faktörü inhibe ederek antikoagulan etki sağladığını kaydetti. Bu tip hastalarda uzun süreli tedavide oral antikoagülanlar ( warfarin) kullanılmaktadır. Warfarin dozu INR denilen değerin 2-2,5 civarında tutulmasıyla ayarlandığına dikkat çekti . Yeni bazı ilaçlar üzerinde çalışmaların sürdüğü bilgisini veren Prof. Dr. Savaş, haftalık tek bir enjeksiyonla hastanın antikoagulasyonunu sağlanabileceğini kaydetti.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...