5 Şubat 2016 Cuma

BAĞLANAMAYAN ERKEKLER KULÜBÜ

Herkes gerçek sevginin peşine düşüyor. Gerçek sevgi bulunduğunda ise masalların sonundaki gibi bir hayat düşleniyor hep. Oysa gerçek sevginin anlamı herkes için farklı aslında. Mesela, Kaybedenler Kulübü filminde olduğu gibi, bazen amacı olmadan yaşayanların oltasına takılır aşk denilen pırıltı. O kadar ışık saçar ki gözleri kamaşır, midesinde kelebekler uçuşur. Kadın daha çok bağlandıkça korkar sevgilisini kaybetmekten, erkek ise amaçsızdır yaşarken ve hayatında diğer kadınlara da yer vardır. İlişkisinde hep fedakar davranır kadın, ileriye dönük adım atmak ister, oysa kopan iplerin ardından erkeğinden sadece “gitme” demesini bekler. Erkek ise aşık olduğunun farkına bile varmadan, yaşadığı girdabın sersemliğindedir. Yalnızlıktan kaçarken, arap saçına dönmüş hayatı daha çok çeker dibe kendini bilmeden.

Günümüzde kadınlara verilen öğütlerde, hep erkeğin haklılığı üzerinde mi duruluyor? Kadınlar fedakarken ve gerçekten sevdikleriyle birlikte gelecek hayalleri kurarken, erkekler ne düşünüyor? Reddedilme korkusu yaşayan erkekler “Kaçınan bağlanma” şeklinde mi davranıyor?  Sorumluluktan kaçış aslında bağlanamama sorununun göstergesi mi? Uzm. Psikolog Tarık Solmuş ile erkek ve kadın ilişkilerindeki bu karışık süreci konuştuk.

Kaybedenler kulübü filmindeki Kaan isimli karakter, sorumsuz erkek şeklinde mi tanımlanıyor?
“Karizmatik” erkek diye tanımlanıyor. Türkiye’de karizmatik erkek denilince hepimizin aklınıza ilk neler gelir? Mesela uzak, mesafeli, az konuşan, hani “ağır abi”, “olgun erkek”. Tamam da acaba bunlar onun gerçekten de karizmatik bir kişiliğe sahip olduğunu mu gösterir yoksa aslında birtakım kaygılarının, korkularının gayet iyi bir maskesi, kılıfı mıdır? Aslında bizim psikolojide kaçınan bağlanma stili dediğimiz gruba giriyor. Yani kısaca bebekliğinde annesi tarafından reddedilince, yeterli sevgiyi, ilgiyi, şefkati göremeyince yetişkinliğinde tüm sosyal ya da romantik ilişkilerden kaçan kişiyi temsil ediyor. Bir kaçınanın en önemli özelliği içinde aitlik, yakınlık, bağlılık yani bağlanmayı ifade eden her türlü sosyal ya da özel ilişkiden uzak durmasıdır. Bu nedenle de genelde tek gecelik ilişkiler kurar. Tabi bu açıdan bakıldığında dediğiniz de doğru. Yani bu kaygıları nedeniyle bir ilişkinin de sorumluluğunu almayacaktır. Mesela evlenebilir de ama bir eş olmanın getirdiği sorumluluklardan olabildiğince kaçmaya çalışacaktır. Eşiyle daha az vakit geçirip, sınırlı paylaşımlarda bulunup işini ya da kariyerini hayatının merkezine koyacaktır.

Kaçınan bağlanma şeklinde davranış temelindeki sorun ne? Neden böyle davranıyor? Amacı olmadan insan yaşayabilir mi?
Temel sorun anneyle sağlıklı ve güvenli bir bağlanma ilişkisi kuramamak ve bunu artık herkese genellemektir. Şöyle düşünün; ihtiyaçlarını gidermesi için annesiyle her yakınlaşma çabası sonuçsuz kalır. Her sevgi talebi, örneğin daha fazla kucağa alınıp sevilme arzusu reddedilmiş olur. Bu nedenle de canı yanar. Dolayısıyla da artık şunu öğrenir; “demek ki artık hayatım boyunca kimseye bağlanmamalıyım, bağlanmaya kalkışırsam reddedilirim”. Bu tabi hep bilinçaltına bağlı bir durumdur. Hayatı boyunca da hep bu algıyla, beklentiyle yaşar. İsteyip de reddedilmek yerine hiç istemez. Her şeyi tek başına halletmeye çabalar. İçinde yakınlık, aitlik, bağlanmışlık olan tüm ilişkilerden uzak durur. Diyelim ki kontrolünü kaybedip de bağlanmaya başladığı anda da kendisini geri çeker, uzaklaşır, duygularını soğutup bir anda ortadan kaybolur.

Bu tip erkeklerin gerçekten duyguları var mı? Yani üzülüp, sevinebiliyorlar mı? Neden tepki vermiyorlar?
Tabi ki var. Fakat sorunuzu ikiye ayırmak gerek. Bazı kaçınanlar bahsettiğim kaygıları, korkuları o kadar derin, yoğun yaşarlar ki hayatları boyunca hep bastırırlar. Bastıra bastıra da zamanla artık hiç yaşamamaya başlarlar. Mesela bir arkadaşını kaybeder ama tek damla gözyaşı dökmez, çünkü dökemez. Artık duyarsızlaşmıştır. Bazı kaçınanlar ise tüm duygularını yaşarlar ancak bunu kendilerine saklarlar. Mesela sevinci paylaşmak için birileri gerekir, yani birilerine bağlanmış olmak. Peki ama bağlanma korkusunu nereye koysundur? Bu yüzden de bazı kaçınanlar “tepkisizdir” ya da “ilgisizdir”.  Mesela neden empati kuramazlar? Çünkü empati her şeyden önce bir yakınlaşmayı gerektirir.

Flörtöz davranan her erkek böyledir diyebilir miyiz?
Diyemeyiz. Evet, flörtöz davranışlar kaçınanlarda sıklıkla görülür ama her flörtöz erkek kaçınandır ya da her kaçınan flörtözdür demek bir genelleme olur. Mesela düşünün; yakınlık kaygısı o kadar yoğun olabilir ki kişi hiç kimseyle flört bile etmeyebilir. Aseksüel dediğimiz bir hayat tarzıyla hiçbir cinsel deneyimde bulunmayabilir.

Tedavisi var mı? Uzun süreli ilişki yaşayıp, gelecek planları kurabilecek hale gelebilirler mi?
Tabiki mümkündür. Bazen mutlaka bir profesyonel terapi gerekirken bazen de çok güvenli bir romantik eşle çok güvenli bir ilişki de tüm sorunları çözülebilir. Tabi burada kritik nokta; kaçınanın tüm bu kaygılarını ne kadar derin, yoğun, ciddi biçimde yaşayıp yaşamadığıdır.

Uzm. Psikolog Tarık Solmuş kimdir?
Yazar, çift ve evlilik terapistiyim. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden lisans ve yüksek lisans derecelerimi aldım. Bugüne kadar 31 kitaba ve 130’dan fazla makaleye imza attım. Halen çalışmalarımı Ankara’da bir danışmanlık merkezinde çift / evlilik ilişkileri üzerine sürdürüyor ve özellikle bağlanma, romantik ilişkiler, aşk, evlilik ve aile ilişkileri konularında konferanslar veriyorum. Ayrıca sinema ve psikoloji ilişkisi bağlamında profesyonel senaryo danışmanlığı ve film analistliği yapıyorum. 



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...