28 Ağustos 2015 Cuma

ANNELER UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE İÇİN "ALO 191" DİYOR

Uyuşturucu ile Mücadele Kurulu, Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı'nın (UMAEP) 13 aylık faaliyet raporunu açıkladı. Kurul, Temmuz’da hizmete açılan ALO 191 Uyuşturucuyla Mücadele Hattını günde 700 kişinin aradığını ve çoğunluğunun annelerden oluştuğu belirtti.
 
Ulusal Uyuşturucu ile Mücadele ve Strateji Belgesi’ne dayanarak oluşturulan “2015 Yılı Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı” çerçevesinde yürütülüyor.

 
Uyuşturucu ile Mücadele Kurulu, Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı'nın (UMAEP) 13 aylık faaliyet raporunu açıkladı. Uyuşturucu ile Mücadele Kurulu Başkanı Necdet Ünüvar, UMAEP faaliyet raporunu, ilgili Adalet, Aile ve Sosyal Politikalar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Gençlik ve Spor, Gümrük ve Ticaret, İçişleri, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları olmak üzere 8 bakanlıktan paydaşların katılımıyla düzenlenen basın toplantısında anlattı.

 
Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda Ünüvar yaptığı konuşmada, uyuşturucu kullanım oranı rakamlarına bakıldığında Türkiye'nin "vahim" bir tabloyla karşı karşıya olmadığını belirtti. Ünüvar, "Uyuşturucu hem bugünü hem yarını etkileyen sosyal bir terördür, Başbakanımızın ifadesiyle. Kaldı ki, Anayasamızın 58'inci maddesi gereğince de bir devlet politikası olmak durumundadır" diye konuştu.

 
15-24 yaş arasında uyuşturucu maddeyi en az bir kez deneme itibarıyla bakıldığında Türkiye'nin yüzde 2.7'lik bir oranla batıdan düşük bir rakamda olduğunu kaydeden Ünüvar, uyuşturucuyla mücadelede kısa, orta ve uzun vadede stratejik yol haritasını anlattı. Sınır kapılarında x-ray cihazları ve teknik ekipmanların yaygınlaştırılması sürecinin başladığını, cezaevlerindeki hükümlü ve tutuklular için çeşitli projeler ile sokak çocuklarına yönelik koruyucu önleyici hizmetler ve ailelere yönelik psiko sosyal destek, bilinçlendirme çalışmaları yapıldığını söyleyen Ünüvar, konuya ilişkin çeşitli çalıştaylar ve sempozyumlar düzenlediklerini de anlattı.
 
 
2. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası
Ünüvar, 2015'in Kasım ayında "2. Uyuşturucu ile Mücadele Şurası"nın düzenleneceğini, uyuşturucu ile ilgili mevzuatı bütüncül bir şekilde ele alacak çalışmanın gerçekleştirileceğini, 2016-2018 dönemi uyuşturucu ile mücadele eylem planının her yıl güncellenecek şekilde yapılacağını bildirdi.
 
Aile Hekimlerine Bağımlılıkla Mücadele Eğitimi Verildi
Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı Aile Hekimliği Eğitim Modülü oluşturulduğunu ifade eden Ünüvar, aile hekimlerine eğitim vermek için 16 ilden 50 aile hekimine eğitici eğitimi verildiğini söyledi. Ünüvar, uzaktan eğitim modülü kapsamında madde bağımlılığı modülünü 17 bin 83 aile hekiminin tamamladığını kaydetti. 10 adet yeni AMATEM ve ÇEMATEM kurulması için ön izinlerin verildiğini dile getiren Ünüvar, bağımlılık tedavisinin genel psikiyatri polikliniklerinde sürdürülebilmesi için 30 psikiyatriste hizmet içi eğitim düzenlendiğini belirtti.

 
Narkotimler 29 İlde Görev Başında
Sokaklardaki uyuşturucu maddelerin dolaşımıyla ilgili eleştiri aldıklarını anlatan Ünüvar, bu eleştiriyi gidermek adına İçişleri Bakanlığı tarafından narkotim projesinin hayata geçirildiğini söyledi. Ünüvar, 29 ilde uyuşturucu kaçakçılığı, üretimi, kullanımı, ve dağıtımının engellenmesi amacıyla sokak sokak mücadele yürütüldüğünü dile getirdi.

 
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye Temsilciliğince yabancı dile tercüme edilen Türkiye'nin Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planı, diğer ülkelere örnek olarak sunulacağını anlatan Ünüvar, 13 aylık dönemde 250 milyon lira civarında bir bütçeyle çalışmaların yürütüldüğünü de dile getirdi.

 
ALO 191 Hattı
Temmuz ayında hizmete başlayan ALO 191 hattı hakkında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hüseyin Çelik de hattın hizmete sunulduğu ilk gün bin 300'e yakın arama yapıldığını belirtti. Çelik şöyle konuştu: "Daha sonraki aramaların gün ortalamasına baktığımızda 700 civarında bir arama gerçekleşiyor. Bunun yaklaşık yüzde 60'ı danışma amaçlı, sorunların çözümüyle ilgili uzman kişilerin danışmanlık faaliyetini kapsıyor. Yüzde 30'u da randevu talebi. Diğer yüzde 10'luk kısmı da diğer diyebileceğimiz kısım, bazen gereksiz aramalar da olabiliyor. Arayanların önemli bir kısmı aileler, özellikle de anneler arıyor. Uyuşturucu kullanan kişilerin kendilerinin arama oranı daha düşük yüzde 10-15 civarında. Çoğunlukla anneler sahipleniyor."

 
Annelerin şüpheleri üzerine ya da çocuklarının madde kullandıklarını bildikleri halde nasıl yöneteceklerini bilemedikleri için kendilerini aradıklarını belirterek, randevu talepleriyle ilgili şunları kaydetti: "Sağlık Bakanlığı olarak, kendi içinde kademeli bir uygulamaya geçtik. Bir tanesi 23 bine yakın aile hekiminin uyuşturucuyla mücadele konusundaki yetkinliklerini, farkındalıklarını arttırdık. Sadece AMATEM, ÇEMATEM değil, psikiyatri uzmanı olduğu bütün hekimlerin bağımlılıkla mücadelede rol almaları için hem özel eğitimlere başladık hem de onlara bağımlılık poliklinikleri açmaları konusunda uygulamayı başlattık. Eğer burada poliklinik tedavisi, sonrasında kısa süreli gözlem gerekiyorsa bütün hastanelerimiz, sayın bakanımızın talimatıyla, 10-15, büyüklüğüne göre 20 yataklı, kısa dönemli yataklar ayrılıyor. Hemen arkasında daha ağır vakaları AMATEM, ÇEMATEM'e yönlendiriyoruz. Üniversitelerimizle iş birliği çalışmaları başlattık. 360 derece anlayışıyla mücadelenin bütün boyutlarını yapılandırılmış olarak 8 bakanlığın katkısıyla devam ediyoruz."

 
İletişim Stratejisi Uygulama Rehberi
Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Celalettin Haşimi, kamu kurumlarının uyuşturucuyla mücadelede bağımlıları nasıl tasvir etmesi gerektiği, mücadele sürecinin nasıl anlatılması gerektiği ve toplumun bağımlı bireylere karşı tavrı ve benzeri hususlardaki tespitleri yayınladıkları Uyuşturucu ile Mücadele Eylem Planı'na yönelik İletişim Stratejisi Uygulama Rehberinde dile getirdiklerini bildirdi.

 
Sağlık muhabirlerinin uyuşturucuyla mücadele konusundaki önemini dikkat çeken Haşimi, haberlerde uyuşturucuyla mücadelede başarı hikayelerine de yer vermelerini istedi.
 

 

26 Ağustos 2015 Çarşamba

DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİĞİ HAYAT KURTARIR!


İş sağlığı ve güvenliği alanında kuralların sürekli değişerek geliştiğini belirten Wellpoint CEO'su Dr. Özgür Turgay, bu alanda yapılan tüm çalışmaların temelinde bir davranış değişikliği oluşturmak ve öyle ilerlemek gerektiğini söyledi.

İş sağlığı ve güvenliği hizmeti yarı zamanlı bir iş gibi düşünülüyor. Ancak tüm dünyadaki analizlere baktığımızda aslında hayatımızın çok büyük bir kısmı işyerlerinde geçiyor. İşyerlerinde sağlık ve güvenlik tedbirini doğru almazsanız büyük sorunlarla karşı karşıya kalmanız mümkün. Çalışanınızın sağlık sorunu yaşaması iş gücü kaybına, bu da mali kayıplara neden oluyor. Sigorta primlerin de ciddi artışlara sebep oluyor. Çalışanın tanısı ve sonrasında tedavisi takip edilmediği için iyileşemiyor. Daha da önemlisi, şirketlerde koruyucu hekimlik, çalışan sağlığı güvenliği uygulamaları iyi yapılmadığı için devamlı beli ağrıyan ve bileği tutulan bir ekiple iş gücü kaybı kaçınılmaz oluyor, çalışanların verimleri düşüyor. 

İngiltere’de yapılan bir araştırmada iş gücü kaybına neden olan hastalıkların yüzde 50’sinin önlem ve eğitimle kolayca çözülebilecek ergonomik nedenlerin oluşturduğunu belirten Wellpoint CEO'su Dr. Özgür Turgay, “Grup şirketlerimizden Platform OSGB ile Türkiye çapında 12 bölge müdürlüğüyle 64 kentte iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri sunuyoruz. Ciddi bir alt yapımız ve birikimimiz var. Tüm kurumsal sağlık verilerini bir sistem içerisinde kaydediyoruz ve işyeri doktoruna liste halinde sunuyoruz. Böylece hem yapılması gereken koruyucu müdahaleler, hem de aktüel veriler kayıt altında ve düzenli şekilde ilerliyor” dedi.

İş yeri hekiminden memnun olduğunu beyan eden kurumlarla ilgili önemli bir gözlemini de paylaşan Turgay, “doktordan memnunum” denilen durumda gerçekte neler olduğuna baktıklarını söyledi. Turgay konu hakkında şunları söyledi: “Doktorun iletişimi iyi ancak sevk oranları çok yüksek. Her 100 hastanın 60’ını sevk etmiş. Şirketin hem iş gücü kaybı hem de sağlık sigortasına bağlı masrafları çok yükselmiş. Sistemde şöyle bir değişiklik yapılıyor. Hekime durum anlatılarak, aslında herkesin memnun olduğunu düşündüğü yanlış sistem değiştiriliyor. Sonuç olarak, sevk oranları yüzde 12 oranına gerilerken, memnuniyet yüzde 20 artıyor. Grip olduğunuzda hastaneye gitmenize gerek yok, iş yeri hekimi de bunun için gerekli müdahaleleri yapabilir. Hekiminiz iyiyse, tıbbi olarak güven verebiliyorsa, karşınızdakini anlıyorsa bunu yapabilir.”

Önlemenin Maliyeti Ödemenin Maliyetinden Çok Daha Düşük
Tehlike sınıfına göre değişmekle beraber yaklaşık bin çalışanın olduğu bir iş yerine tam zamanlı bir iş yeri hekimi gerekiyor, 500 çalışanlı yerde haftada 5 yarım gün gelmesi yeterli. Çalıştıkları kurumlarda işi sözde değil özde yaptıklarını ve gerçek prosedürü uyguladıklarını söyleyen Turgay, “Örneğin, yüksekte çalışanların görme problemi varsa o kişinin görme kusuruna bağlı kazası olabilir. Bizim uygulamamızda göz muayenesini göz doktoru yapıyor, işyeri hekimi yapmıyor. Bu aslında bir maliyet değil, çünkü önlemenin maliyeti ödemenin maliyetinden çok daha düşük” diye konuştu. 
 
 

Lokal İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezleri Kuruyoruz
Sektöre lokal iş sağlığı ve güvenliği merkezleri kurarak bir farklılık getirdiklerini belirten Turgay, şunları ekledi: “Büyük iş merkezlerinde bir İSG birimi oluşturuyoruz, orada bulunan tüm şirketler bu hizmetten faydalanabiliyor. Günlük 1 saat doktor hizmeti alacaklarına her daim hizmet alacakları bir iş yeri hekimleri olmuş oluyor. Büyük iş merkezleri artık bu şekilde hizmet üretmeyi müşterilerine avantaj olarak sunuyor. Doktor ise farklı yerleri gezerek ve sadece 1 saat uğrayıp reçete yazacağına, sabit bir yerde daha etkili hizmet veriyor. Öte yandan iş yeri hekimi sadece odasında reçete yazmamalı, merkezdeki tüm işyerlerini gezip ergonomik ve termal konfor açısından değerlendirmeli ve etkilerini izlemeli. İş yerlerinde mola vermeyi bile öğretmek gerekiyor. Su içmeyi hatırlatmak için bile bilgilendirme yapıyoruz.”

Davranış Değişikliği Hayat Kurtarır
İş güvenliği açısından farklı eğitim modülleri geliştiren Turgay, “Şirketler iş kazası ile tanışınca hizmet almaya karar veriyorlar. Oysaki bunun kök nedenine bakıldığında davranış değişikliği yapılmadığı sürece kazalar devam ediyor. İşçiye baret tak demekle olmuyor, senin de takman gerekiyor. Anne, baba ve çocuk ilişkisi gibi düşünün. Ebeveynler, “televizyon izleme” derken elinde kumanda olursa, o çocuk denileni yapmaz. Davranış değişikliğini oluşturmak için bir akademi kurduk. İlk yardım, yangın gibi temel eğitim hizmetleri verirken, yeni spesifik eğitimler de geliştiriyoruz. Ayrıca yakında e-learning hizmeti de vereceğiz” şeklinde konuştu.
 
Maliyet Kaybı Olarak Görülmüyor, Verimlilik Olarak Yorumlanıyor
İşe bağlı hastalıkların iş gücü kaybı harcamalarının yüzde 60-70’ini oluşturduğunu belirten Turgay, konu ile ilgili araştırmalar hakkında bilgi verdi: “Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre; 1997 yılında kas-iskelet sistemi (KİS) hastalıklarının endüstriye getirdiği doğrudan ve dolaylı maliyetler toplamının 13-14 milyar Dolar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Meslek hastalıklarının yüzde 42 gibi büyük bir oranını da kas-iskelet sistemi hastalıkları oluşturmuştur. İngiltere’de yapılan bir araştırmada bir milyon 20 bin kişinin KİS rahatsızlığından yakındığı ve kişilerin bu şikâyetlerine neden olarak işlerini belirttiği bildirilmiş. İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri, maliyet kaybı olarak görülmüyor, verimlilik olarak yorumlanıyor.”
 
 

21 Ağustos 2015 Cuma

“TIP EĞİTİMİNDE İLETİŞİM TEKNİKLERİ İLE FARK YARATACAĞIZ”

Doktor, hasta ve hasta yakını arasındaki iletişimi önemseyen Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, birinci sınıftan itibaren iletişim ve mesleki beceri eğitimi, bilimsel ve etik yaklaşım kazandıran programı ile fark yaratmayı hedefliyor.

Son yıllarda yaşanan iletişim sorunlarına çözüm aranıyor. Tıp fakültelerinde iletişim tekniklerinin teorik ve uygulamalı olarak derslerinin verilmesi durumu sık sık gündeme geliyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde de iletişim teknikleri dersi birinci sınıftan itibaren müfredatta yer alıyor. Ayrıca hekimlerin, bilgi teknolojilerini iyi kullanabilmeleri ve uygulamalarına taşıyabilmeleri için bir programda yer alıyor.  Çekirdek eğitim programı uygulanıyor. Klinik simülasyon eğitimi, profesyonellik eğitimi, klinik beceri eğitimi, araştırmacı hekim rolü olarak bakıldığında en güçlü oldukları alanlardan bazıları…

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Nadi Bakırcı, eğitim sistemleri ve yenilikleri hakkında sorularımı yanıtladı.
 



Tıp fakültesine kontenjanınız kaç ve burslu öğrenci var mı?
Bu yıl Tıp Fakültesine 70 öğrenci aldık, bunların 40’ı yüzde 100 burslu, 30’u yüzde 50 burslu idi. Bu sene burssuz öğrencimiz yok.

Tıp eğitiminde nelere dikkat ediyorsunuz?
Hem teorik bilgisi hem de pratik becerileri yüksek hekimler yetiştirmek istiyoruz. Mezunlarımızın bilimsel düşünen, kanıtları eleştirel değerlendirebilen, etik değerlere sahip, iyi iletişim kurabilen ve teknolojiyi uygun şekilde kullanabilen hekimler olması da bizim eğitim programını tasarlarken ve uygularken dikkate aldığımız konular oldu. Sağlığı bir hak olarak algılaması ve toplumun sağlık sorunlarını anlayıp çözüm üretmesi de önemli. Bu anlamda programda temel bilimler, klinik tıp, sosyal bilimleri entegre ettik.  Öğrenme ortamlarını da bu anlamda çeşitlendiriyoruz; uygulamaları sadece hastanelerde değil toplumda, birinci basamakta, klinik simülasyon merkezinde de ağırlıklı olarak öğrenme ortamları yaratmaya dikkat ediyoruz. Programımızı her aşamasında değerlendiriyoruz. Bu da bizim için çok önemli. Her yıl burada elde ettiğimiz veriler doğrultusunda programda iyileştirmeler yapıyoruz.



Klinik simülasyon merkeziniz çok farklı imkanlar sunuyor. Merkez hakkında bilgi verir misiniz?
Klinik ve mesleki beceriler için ilk yıllardan itibaren, gerçeğe yakın ortamlarda özellikle ilk yıllarda simüle ortamlarda çalışmaya başlıyoruz. Bir klinik simülasyon merkezimiz var. Bu merkez gerçek anlamda bize çok farklı ve geniş olanaklar sunuyor. Öğrenciler birinci yıldan itibaren burada eğitim almaya başlıyorlar. Hastalarla karşılaşmadan önce bunun simülasyonlarını yapıyoruz. Öğrenciler staj döneminde hastalarla karşılaştıkları zaman, becerilerini bir düzeye kadar getirmiş oluyorlar ve daha güvenli bir klinik uygulama şansına sahip oluyorlar.

İletişim becerileri eğitimi adında farklı bir program uyguluyorsunuz. Neden böyle bir eğitim hazırladınız?
İletişim becerileri alanında programımızda, hasta görüşmeleri simüle ediliyor. Temel ve ileri iletişim becerileri dersleri veriliyor. Mesela zor durumda hasta ile iletişim kurmak,  kötü haber vermek gibi zor ve karmaşık durumlarda iletişim kurulması için çalışmalar yapılıyor. Bunun hekimlik uygulamalarında çok önemli bir yeri var ve programda bunun için önemli bir yer ayırmış durumdayız.
 
 
Her hekim bilim insanı olarak yetişmeli mi?
Her hekim adayını bilim insanı olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz. Araştırma konusuna çok önem veriyoruz. Öğrenciler bir araştırmayı başından sonuna kadar ilk yıllardan itibaren, planlayıp, uygulayıp, sonuçlarını paylaşabilecek duruma geliyorlar. Kanıta dayalı tıp eğitimine önem veriyoruz. Yayınları eleştirel okuma becerileri ediniyorlar. Programı başarıyla tamamlayan öğrencilerimiz için bilimsel araştırmalardaki hata kaynaklarını anlamak, bu gözle bir bilimsel araştırmayı eleştirel değerlendirmek sorun değil
.

Toplum sağlığı konusunda eğitimlerinizde ne gibi farklılıklar var?
Hastalık ve sağlığın toplumsal boyutlarını kavrama ve açıklayabilme becerileri ediniyorlar. Toplumun sağlık sorunlarını yakından inceleme ve çözüm üretme için çalışmalar yapıyorlar ve birinci basamakta hekimlik uygulamalarına katılma olanağı buluyorlar özellikle eğitimlerinin ileri aşamalarında. İlk yıllarda da toplumdaki sağlık hizmetlerini görme ve değerlendirme olanakları var. Halk Sağlığı Müdürlüğü ile yaptığımız bir protokol kapsamında Gaziosmanpaşa ve Ümraniye bölgeleri bizim eğitim ve araştırma bölgelerimiz oldu. Öğrencilerimiz buralarda hem birinci basamakta hem de halk sağlığı uygulamalarında eğitim alıyorlar.

Tıbbi etik konusuna önem veriyoruz. İnsan haklarından başlayarak, insan onuru ve tıp etiğinin özellikli konularına uzanan bir koridorumuz var. Yani birinci sınıfta başlayan eğitim, ileri sınıflarda bu alanda daha karmaşık durumlarla ilişkilenerek devam ediyor. Örneğin araştırma etiği, ötenazi gibi konuların dışında tıbbi teknolojinin kullanımı gibi konular da yer alıyor.

20 Ağustos 2015 Perşembe

GENÇ TÜRK BİLİM KADINININ GURUR VEREN BAŞARISI

Başarılı çalışmalarıyla adından sıkça söz ettiren Stanford Üniversitesi’nde araştırmacı olarak çalışan Gözde Durmuş, MIT Technology Review dergisinin "35 Yaş Altı Yenilikçiler Listesi (Innovators Under 35, TR35)’ne seçildi. 
 
MİT Technology Review dergisi editörleri, 1999 yılından beri her yıl tüm dünyadan “öncü”, “vizyon sahibi”, “girişimci”, “yenilikçi” ve “insanlara fayda sağlamayı amaçlayan” kategorilerinde en yetenekli gençleri seçiyor. Çalışmalarıyla bilim dünyasında adından söz ettiren Dr. Gözde Durmuş, “öncü” kategorisinde “tıpta ve biyolojide çığır açan liderlerden birisi” olarak "35 Yaş Altı Yenilikçiler Listesi’nde” yer aldı. 
 
MIT Technology Review Dergisi, dünyayı değiştirecek liderlerin tespit edilmesinde bir dünya lideri konumunda. Listenin önceki kazananları arasında Google’un kurucuları Sergey Brin ve Larry Page, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, Apple'ın baş tasarımcısı Jonathan Ive bulunuyor.
 
Daha önce bu ödüle seçilmiş insanların ortak noktası, ilerleyen yıllarda da kariyerlerinde büyük başarılara imza atmış olmaları. Google’ın ve Facebook’un kurucularıyla aynı listede yer alan Dr. Durmuş, bu ödüle yıllar boyunca layık görülmüş olan ve Türkiye’den seçilmiş çok az sayıdaki başarılı isimden birisi.
 
“Hücrelerin Ayağını Yerden Kesti”
Gözde Durmuş  2007 yılında ODTU Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü bitirdikten sonra Fulbright bursunu kazanarak yüksek öğrenimi için Amerika’ya gitti. 2013 yılında Brown Üniversitesi’nde biyomedikal mühendisliği doktorasını bitirdikten sonra Stanford’da doktora sonrası çalışmalarına başladı. Dr. Gözde Durmuş bu listeye seçilmesini sağlayan çalışmasını şöyle özetliyor: “Hücreler herhangi bir biyolojik değişime girdiğinde; kanserli hücreler çoğalırken, ölürken ya da ilaçlara yanıt verirken, fiziksel değişikliklere de uğrarlar. Örneğin, kanser hücreleri yumuşar ya da yoğunlukları değişerek hafif ya da daha ağır hale gelirler. Bu değişikleri çok hızlı, basit ve düşük maliyetli şekilde tespit etmek için, mıknatıslar arasında tek bir canlı hücreyi yerçekimsiz ortamda “uçurabilen” ve yoğunluğunu çok hassas şekilde ölçebilen bir teknoloji geliştirdik. Bu aletle her hücrenin kendine has bir manyetik özelliği olduğunu gösterdik. Kırmızı kan hücresi, beyaz kan hücresi, kanser hücresi ve bakteri hücresi; hepsinin kendine özgü bir manyetik hassasiyeti var. Çok ucuz ve kullanımı çok basit teknoloji, biyoloji ve tıp dünyasında farklı birçok alanda kullanım potansiyeline sahip.”
 
 
“Antibiyotik Direnciyle Savaşmak için Çok Hızlı ve Ucuz Antibiyotik Duyarlılık Testi”
Bu teknolojinin en heyecan verici kullanım alanı, antibiyotik duyarlılık testinin süresini birkaç günden bir saate düşürmesi. Başka bir deyişle, hasta olup doktora gittiğimizde, doktor önce hastanın şikayetlerini hafifletir ve ne tür bir antibiyotiğe ihtiyacı olduğunu anlamak için idrar veya kan örneği alır ve laboratuvara gönderir. Birkaç gün süren bu laboratuvar taramaları sonucunda, enfeksiyona sebebiyet veren bakteri bulunup antibiyotik duyarlılığı ölçülür ve hastanın kullanması gereken antibiyotik tespit edilir. Hastanelerde geleneksel tekniklerle doğru antibiyotiğin bulunması birkaç gün sürüyor, bu süre zarfında da hastalar geniş spektrumlu antibiyotiklerle tedavi ediliyor. Ancak, literatüre göre bu antibiyotiklerin yanlış ve de gereksiz olma riski ya da ihtimali ise yüzde 50. Bu durum ne yazık ki son yıllarda herkesin korkulu rüyası haline gelen antibiyotik direncinin ve tedavi edilmez hastalıkların yayılmasında en büyük etkenlerden biri.
 
Enfeksiyon Tedavisi için En Doğru Antibiyotiği En Kısa Zamanda Bulabilme İmkanı Sunulacak
Enfeksiyonların tedavisi için en doğru antibiyotiği en kısa zamanda bulabilmek için, Dr. Durmuş yeni bir teknik geliştirdi. Beyaz kan hücreleri, kırmızı kan hücreleri, kanser hücreleri gibi, bakteri hücrelerinin de yerçekimsiz ortama koyulduğunda farklı bir yüksekliğe “uçtuğunu” gösterdi. Aynı bakteri hücreleri belli bir antibiyotiğe tabi tutulduğunda ise hücrelerin çok hızlı yoğunluk değişiminden dolayı aynı yüksekliğe çıkamadığını gözlemledi. Bu değişimler, 1 saatten kısa bir sürede tespit edilebiliyor. Bu sayede, enfeksiyonun tedavisi için en doğru antibiyotik günler süren laboratuvar tekniklerini kullanmaksızın yaklaşık bir saat içinde hızlıca bulunabiliyor.
 
 
Kanserin Erken Teşhisi için Ucuz, Hızlı, Taşınabilir ve Cep Telefonuyla Uyumlu Test 
Bu ölçümler ayrıca basit bir kan testiyle çok nadir olan kanser hücrelerinin tespitinde ve diğer sağlıklı hücrelerin ayrıştırılmasında kullanılıyor. Milyarlarca kan hücresi arasından çok nadir görülen kanserli hücreleri çok hızlı bir şekilde (20 dakikadan az bir sürede) tespit edebiliyor. Gözde Durmuş, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan en son çalışmasında kandan ayrıştırılan hücrelerin farklı ilaçlara karşı nasıl davrandıklarını da bu “sıvı biyopsi” teknolojisi sayesinde hızlıca tespitinin mümkün olduğunu göstermişti. “Sıvı biyopsi” sıklıkla yapılabilir, gerektikçe tekrarlanabilen daha hızlı ve ağrısız bir yöntem. Durmuş, böylelikle, hastaların ve hastalığının seyrinin sürekli takibini kolaylaştırıp; doğru ilaçla tedavi edilme sansını arttıracağını düşünüyor. Geliştirdiği bu teknolojinin, özellikle kanser tedavisinde hızla önem kazanan “kişiye özel tedavi (precision medicine)” uygulamalarını daha da ileriye taşıyacağını belirtiyor. Dr. Durmuş, “Buluşumuzun diğer büyük bir avantajı da ucuz, kullanımı kolay ve taşınabilir olması. Böylelikle ister hastanedeki klinik laboratuvarlarda ister hastanın evinde de kolayca kullanılabilen testler geliştirebiliyoruz“ diyor.
 
Bu Uygulamalar Amerika’da Rutinde de kullanılabiliyor mu ?
Bu uygulamalar şu anda Stanford Tıp Fakültesi hastaneleriyle ortaklaşa klinik çalışmalarla deneniyor.  Kanser hastalarından alınan örneklerden kanda dolaşan kanserli hücre sayısı tespit ediliyor. 
 
Gözde Durmuş ödülünü Kasım ayında Boston’da düzenlenecek özel bir ödül töreniyle alacak.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...