28 Aralık 2015 Pazartesi

DİPLOMA VE YAYINA, “BOŞ VER” DİYENE GÜVENMEYİN!

Sözde Uzmanlardan Korunma Kılavuzu

Sağlık alanında sözde uzmanlardan korunmak için öncelikle kişinin diplomasına bakılması gerektiğini belirten Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, “Konuşmacıya “Diplomanız ve uzmanlığınız hangi alanda?” sorusunun ardından, “Konuyla ilgili kaç tane bilimsel makale yayımladınız?” sorusu yöneltilebilir. Bu soruya “Boş ver onu” diyenin uzman yorumlarından uzak durmak gerekir. Olsa olsa, bu kişi, “entelektüel” bir dinleti niyetine dinlenilebilir. Neticede herkesin konuşma özgürlüğü vardır” dedi. 

Sağlık alanında her geçen gün sözde uzmanlar çoğalırken,  bilim insanları bu durum ile mücadele ediyor. Konuştuğu alanda uzmanlığı olmadığı halde, sağlıkla ilgili tavsiyeler verenlerle sık sık karşılaşıyoruz. Uzmanlık alanı olmayanların konuşmalarının da yanıltıcı olabileceği konusunda uzmanlık dernekleri uyarıyor. “Uzman” olmak için önce diplomanın olması gerektiğini belirten Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, “sonra da konuyla ilgili ve bilimsel süzgeçlerden geçmiş yayınlarınız olmalıdır. Bunun, bilim üreten ülkelerde başka yolu da yoktur” dedi. 

Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, sözde uzmanlara karşı dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili soruları cevapladı.

Sözde uzman kimdir?
Merriam-Webster uzmanı, “having, involving, or displaying special skill or knowledge derived from training or experience” (bir özel yeteneğe veya eğitim ya da tecrübeden kaynaklanmış bilgiye sahip olmak, içermek veya göstermek) şeklinde tanımlamaktadır. Bu durumda, uzmanlık, bilginin konuyla ilgili eğitimden ya da tecrübeden kaynaklanması halinde “özde” uzmanlıktır. “Özde” uzman, bu tanımda belirtilen genel tanımın merkezinde ya da merkezine yakın bölgede yer alan tüm kişilere denilebilir. Akademik açıdan bakıldığında, uzmanlık; ölçülebilir ve belgelenebilir olmalıdır. Konuyla ilgili okul, yüksekokul, master, doktora gibi dereceniz ya da diplomanız yoksa, uzmanlığınız kelimenin tam karşılığıyla “sözde”dir. 

Uzmanlık alanında başka kriterler var mı?
Ölçülebilirlik, ilgili bilimsel veri tabanlarında konuyla ilgili yazılarınızın olmasına bağlıdır. Uzman, konuştuğu kadar değil yazdığı kadardır. Bir somut örnek olarak, Mehmet Öz, çok iyi kalp ve damar cerrahıdır ve uzmanlık alanı budur. Çünkü bu konuda çok sağlam bir eğitim almıştır. Öte yandan, programında işlediği konular, uzmanlık değil daha ziyade medyatik alanıdır. Dolayısıyla, konuştuğu konularda uzman değildir. Nitekim, arka planında kalabalık bir ekibi olmasına rağmen, bir hatasının ciddi sonuçları olmuş ve televizyon programı kariyerini tehlikeye atmıştır. 

Bilimsel niteliği ya da niceliği konusunda nelere bakılmalıdır? 
Bilimsel veri tabanları, bilim insanlarının uzmanlık alanlarında hazırlamış oldukları yazıların bulunduğu, bunların konularına göre indekslendiği ortamlardır. Bir kişinin, konu hakkındaki “spesifik” uzmanlığı buradan ölçülür. Çünkü, bilimsel veri tabanları, hazırlamış olduğunuz yazının bilimsel niteliği konusunda süzgeç özelliğine sahiptir yani, akademik ve bilimsel değeri bağımsız hakem sürecinden geçer. Bu süzgeçlerde yukarı doğru hareket, bilimsel değerin artışı ile orantılıdır. Kişisel blog, web sayfası gibi ortamlarda paylaşılan yazılar ve fikirler bilimsel veri tabanı süzgecinden geçmediği için, uzmanlık değerinin tayininde, kategori dışı kabul edilir. Bu gibi yerlerde paylaşılan yazılar daha ziyade kişinin entelektüel niteliğini gösterir. Bilimsel niteliği ya da niceliği konusunda bilgi vermez.

Uzmanlık konusunda sınıflandırmalar var mı? 
Size danışılan konuda bilimsel veri tabanlarında ne kadar fazla sayıda yazınız varsa (niteliksel), o kadar “spesifik uzman” olursunuz. Hele bir de bu bilimsel veri tabanlarından kıymetli olanlarında konuyla ilgili yazınız varsa (örneğin Nature gibi dergiler) bu “katmerli spesifik uzmanlık” olur. Bu noktada, “spesifik uzmanlık” ile “alt uzmanlık” ya da “üst ihtisas” anlaşılmalıdır. Bir konu hakkında, kişinin çok kafa yorduğu, çok düşündüğü ve çok çalıştığı ve çok ürettiği anlamına gelir. Zaten, Nobel ödülü gibi büyük prestijli ödüller de, tıpkı Aziz Sancar hocamızda olduğu gibi, böyle kişilere verilir. Tıp alanındaki gelişmeler günümüzde piramidal bir bilgi yapısını gerekli kılmaktadır. Amerikan standartlarında uzman, çok küçük bir alt bilim alanında hemen hemen her şeyi bilen, bilgi üretiminin tam merkezinde olan insan için kullanılır. Bu kişiler bilgi piramidinin tepesinde yer alırlar. Bu kişiler “knows everything about nothing” (-hemen hemen-hiçbir –olan- şey hakkında her şeyi bilen) şeklinde tanınır. Öte yandan bilgi piramidinin en altında yer alan kişiler, uzmanlaşmamış, özelleşmemiş, genele haiz bilgiyi kullanan kişiler olarak bilinir ve “knows nothing about everything” ” (her şey hakkında hiç bir şey bilmeyen-ya da bildiği şey çok sınırlı olan-)  olarak tanımlanır. Dolayısıyla, “serbest atış” ya da “desteksiz atış”, sonuçta bilimsel açıdan haklı çıksanız bile, kişiye sadece entelektüel saygınlığı kazandırır, uzmanlık saygınlığı kazandırmaz. Bazı konularda, “ben bunu aylar-yıllar önce böyle söylemiştim, bak haklı çıktım” diyenlere, “bu vakte kadar ne yaptın o zaman” diye sorulur. 

Bu iki noktadan hareketle, “uzman” olmanız için önce diplomanız olmalı (konu üzerinde eğitim aldığınızın ispatı için), sonra da konuyla ilgili ve bilimsel süzgeçlerden geçmiş yayınlarınız olmalıdır. Bunun, bilim üreten ülkelerde başka yolu da yoktur. 

Sözde uzman nasıl anlaşılır?
“Sözde uzmanın” anlaşılmasında bazı anahtar hususlar vardır. Birincisi, sağlık alanı, doğası gereği, gri bir alandır. Tababette iki kere iki pek çok kere dört etmez İki kere iki, muhtemelen 3.5 ile 4.5 arası bir yerlerdedir. Bu konuda, en güzel anekdotlardan birisi bir anatomi hocasının ağzından şöyle anlatılır. Anatomi, tıbbın en az değişen, dolayısıyla kesin bilgi içeren alanlarından birisidir. Anatomi hocası, tıp fakültesinde ilk dersine girer ve söze şöyle başlar. “Arkadaşlar bu yıl size anlatacağım bilgilerin yüzde 50’si 10 yıl sonra yanlış çıkacak. Hangi yüzde 50’lik dilim olduğunu bilmediğim için ben size hepsini anlatacağım”. Dolayısıyla, uzmanlık dereceniz yükseldikçe, ifadelerinizdeki kesin hükümlülük yerini bilimsel olasılık ve yanılma olasılığına dair ifadelere bırakır. Ayrıca, uzman kişi, uzmanlık alanıyla ilgili bilimsel araştırmalardan bahsederken, olumlu ve olumsuz yönlerini, çalışmanın eksikliklerini, artılarını ve eksilerini birlikte ele alır. Bilimsel araştırmanın sonuçlarından bahsederken, hangi kısımlarında kişisel yorumda bulunduğunu da belirtir. Biz buna “matematiksel olasılık dili” deriz. Bilimsel ifade matematiksel olasılık hesaplarına dayanır. Bilim kesinlik içermez, her zaman bir yanılma payı içerir. Sözde uzman ise, satışa sunduğu bilgi konusunda kesin hükümler içeren ifadeler (eyyamcı ifade tarzı) kullanmayı sever. 

Korunma yolları kolay değildir. Bilimsel ifadedeki olasılık dilinin aksine, popülarite kazanmanın dili kesinlik ifade etmekle eş değer hale gelmiştir. Bunda, “paternalistik” yetişme tarzımızın da rolü olabilir. Neticede, “o hoca ya, her şeyi bilir” şeklinde ifade edilen bu algı var oldukça ve matematiğin olasılık dilini okullarda benimsetmedikçe bunun da değişmesi zordur. Korunma için şöyle bir yol “mübah” kabul edilebilir. Konuşmacıya “diplomanız ve uzmanlığınız hangi alanda sorusunun ardından, konuyla ilgili kaç tane bilimsel makale yayımladınız?” sorusu yöneltilebilir. Bu soruya “boş ver onu” diyenin uzman yorumlarından uzak durmak gerekir. Olsa olsa, bu kişi, “entelektüel” bir dinleti niyetine dinlenilebilir. Neticede herkesin konuşma özgürlüğü vardır.

Sözde uzmanların ne gibi zararları olabilir?
Sözde uzmanların en önemli zararı, hüküm ifade etmeleri nedeniyle, bilimsel paradigmanın yıllara dayalı birikimini ve de önerilerini bir anda boşa çıkarması riskidir. Pek çok kişi, bu “sözde uzmanlar” yüzünden sağlığından olmuştur. Ancak, “su-i misal emsal teşkil etmediğinden”, olumsuz örnekler medyaya yansımamakta anekdotal olarak ya da yanlı olarak (çıkar ilişkisi) olumlu örnekler yansıtılmaktadır. Tıpta, yüzde 100 faydalı bir ilaç ya da tedavi yoktur. Her ilacın ya da tedavinin olumlu-gerekli-faydalı yanları, olumsuz-gereksiz-zararlı yanları vardır. “Bir tedavinin ya da ilacın, belirli bir hastalık için olumlu-gerekli-faydalı yanları, olumsuz-gereksiz-zararlı yanlarını geçtiği noktada uygulama kararı veren kişiye “uzman” denir. Örneğin, aspirinin kalp krizine karşı koruyucu bir ilaç olduğu bilinmektedir. Oysa, aynı aspirin ölümcül olabilen mide kanamasına da yol açmaktadır. Bu durumda aspirin, kimlere verilmelidir? Tabi ki, kalp krizi geçirme riski kanama riskinden yüksek olan hastalara… Bunu tartmak, kar-zarar dengesini ölçmek, riskleri hesaplamak, bunları hastayla paylaşmak “uzmanlık” işidir.

Diğer bir önemli zarar da, bu kişilerin yorumlarındaki “harbi” olma “inandırıcı” üsluba sahip olma durumudur. İşin ilginci, pek çoklarının farklı gruplarla (ilaç firması olması gerekmiyor), ticari unsurlarla çıkar ilişkisi olmasına karşın, bunların hiç birisi konuşma ya da açıklama öncesi deklare edilmemekte, dolayısıyla dinleyici açık bir biçimde sözde uzmanın çıkarı doğrultusunda kandırılmaktadır. Özde uzman, çıkar çatışması/çakışması deklarasyonunu konuşma öncesi bildiren kişidir. Ciddi bilimsel toplantılarda konuşmacı olmanın önemli koşullarından birisi de budur.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...