28 Haziran 2013 Cuma

EMEKLİ HEKİMLER KALİTELİ SAĞLIK HİZMETİ İSTİYOR

Emekli hekimlerin yaşadıkları sorunları ileten Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Sühan Ayhan, “Emekli hocalarımız emekli maaşları dışında ek gelirleri olmasa, aldıkları maaşların, bırakın dört dörtlük yaşamak, basit bir yaşam sürmek için bile yeterli olmadığını söylüyorlar” dedi.

Hekimlerin emeklilik sürecinde yaşadığı sorunları gündeme getirmeye devam ediyoruz. Bu süreçte ne gibi sorunlar yaşandığı ve nasıl düzenlemeler yapılması gerektiği üzerine bilgi veren Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Sühan Ayhan şunları söyledi: “Görüşebildiğimiz emekli hocalarımızın emekli maaşları konusunda genel fikirleri, maaşların yeterli olmadığı şeklinde... Başka ek gelirleri olmasa, aldıkları maaşların, bırakın dört dörtlük yaşamak,basit bir yaşam sürmek için bile yeterli olmadığını söylüyorlar. 

Emekli Bir Hekimden Yüzde 15 Maaş Kesinti Uygulaması Var
Devletten emekli olup tekrar muayenehane açarak çalışan emekli bir hekimden yüzde 15 gibi bir maaş kesintisi yapılması yanlış bir uygulama... Çalışmak, üretmek isteyen ve üzerine vergisini veren bir emeklinin maaşından kesinti yapılması aslında bir ceza, hâlbukibunun teşvik edilmesi gerekiyor. 

“Emekli Hekimler Özele Gitmek Zorunda Kalıyorlar ve Yüksek Sağlık Giderleri Ödüyorlar”
Emekli hekimlerin genel görüşü; sağlık hizmetlerinden yararlanmada yaşanan sıkıntılar... Bazı emekli üyelerimiz, devlet ve üniversite hastanelerindeki yoğunluktan dolayı, emekli bir hekim olarak gerekli ilgi ve özeni görmedikleriniifade ediyorlar. Sıra beklemek veya bir tetkik için gün almak zorunda olduklarını ve yaşlı olmaları nedeniyle bunun mümkün olmadığını ve özel hastanelere giderek, daha fazla ücretlerle tetkik yaptırmak zorunda kaldıklarını belirtiyorlar.

Yine başka bir hocamız, devlet ve üniversite hastanelerine gidip muayene olamama nedeni olarak; üniversite ve devlet hastanelerindeki hizmetin hekimlik, araç ve gereç bakımından seviyesinin düşmesi olarak iletti. Üniversitelerden yetişmiş hocaların ayrılmak zorunda kalmaları ile hekimlik kalitesinin düştüğünü ve hekim olarak konuyu bilen kişilerin tatmin olmadıklarından, tedavileri için artık özele gitmek zorunda kaldıklarını ve buralarda da mecburen yüksek sağlık giderleri ödediklerini söylüyorlar. 

Hekimler için Kalabilecekleri Yaşlılar Evi Kurulmalı
Emekli üyelerimizin, emekli maaşının yanında yaşam biçimleri ile de ilgili sıkıntıları var. Çocuğu olmayan, eşi olmayan yada vefat etmiş, bakacak kimsesi olmayan hekimlerin ileride kalabilecekleri yaşlılar evi olması iyi bir fikir olabilir. Bu sıkıntıyı yaşayan veya yaşayacakpek çok hekim olduğuna eminim; bakıcı tutanlarmaaşlarının büyük bir bölümünü bakıcıya ödüyorlar. Emekli Sandığı’nın yaşlılar evine girebilmek için bazı şartlarıvar, sıragelse bile maaşlarının büyük bölümünü yine vermek zorunda kalıyorlar. Somut öneri olarak sağlık mensuplarının kendilerine özel bir yerinin olması çok iyi olur. TTB, hekimler için Darüşşafaka modeli gibi bir yaşlılar evi yaptırma konusunda öncülük yapabilir. 
Diğer çok önemli bir sorun da, halkımız üzerinde oluşan hekim düşmanlığı… Bunun giderilmesi ve bu anlayışın değişmesi, eğitim ve kültür seviyesinin artırılmasının gerekiyor.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

27 Haziran 2013 Perşembe

“AMELİYATLARDA DETAYLARLA FARK YARATIN”

Yüz nakli ameliyatı ile Türkiye’de üçüncü büyük operasyona imza atan Prof. Dr. Selahattin Özmen, “Detaylı ve özenli çalışmak lazım, yoksa farklı olamazsınız. Plastik ve rekonstrüktif cerrahların hepsi zeki ve becerikli, farkınızı detaylara verdiğiniz önemle ortaya koyabilirsiniz” dedi.

Hayati önem taşıyan ameliyathane kapıları aralanıyor; cerrahların neler yaptığı, nelere dikkat ettiği ve başarılı cerrah olmanın sırlarını araştırmaya devam ediyoruz. Türkiye’nin üçüncü yüz nakli operasyonunu başarıyla gerçekleştiren Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’ndan ayrılarak yakın zamanda Amerikan Hastanesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniğinde göreve başlayacak olan Prof. Dr. Selahattin Özmen, Med-Index Yayın Yönetmeni Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.

Yaptığınız operasyonlar hakkında bilgi verir misiniz?
Branşımız gereği çok geniş bir operasyon alanımız var, saçlı deriden ayak tırnağına kadar diyebiliriz. Ben birçok Plastik Cerrah meslektaşım gibi mikrocerrahi de yapıyorum. Bu yöntemi, tümör çıkartılan alanların onarımı ve yenilenmesi, iyileşmeyen yaraların kapatılması, meme kanseri sonrasında yeni meme yapılması ve kopan uzuvların yerine dikilmesi için kullanıyoruz. Temelde hem baş boyun cerrahisi hem de mikrocerrahiyi birlikte uygulayabildiğimi söyleyebilirim. Bu sayede burun, diş ve kemikleriyle birlikte yüz naklini başka bir branşa ihtiyaç duymadan gerçekleştirebildik.

Yaptığınız operasyonlardaki incelikleri anlatır mısınız? 
Burun ameliyatlarında mesela, detay çok fazladır. Çok ince çalışmak gerekir. Ameliyat sonrasında erken dönemde olacakları bilmek yetmez, 6 ay-1 yıl sonrasında olacak sonucu da öngörmeniz gerekir. Yapılan bir memenin, 6 ay ya da 3 yıl sonra ne duruma geleceğini tahmin edebilmelisiniz. Bir hocam buna, ‘cerrahinin dördüncü boyutu’ der, tabii bunların hepsi tecrübe istiyor. Sadece ameliyat yapmak yetmez, bir adım öne çıkmak istiyorsanız daha detaylı, daha özenli çalışmanız lazım, yoksa farklı olamazsınız. Sadece cerrah olursunuz, virtüöz olamazsınız. Bizim branşımızda çalışanların hepsi zeki ve becerikli insanlar, farkınızı detaylara verdiğiniz önemle ortaya koyabilirsiniz. 


Kimleri ameliyat etmiyorsunuz?
Ben cinsiyet değiştirme ameliyatları yapmıyorum.Psikolojik olarak dengeli olduğunu düşünmediğim, ne istediğini bilmeyen hastaları ameliyat etmekten kaçınıyorum. Çünkü bir grup hastada ne yaparsanız yapın hastanın mutlu olması mümkün değildir. Bu hastalara psikiyatride “vücut imge bozukluğu” olan hastalar denir ve temel tedavileri cerrahi değil psikiyatrik destektir.

Bu ameliyatları yapan hekimlere ne gibi tavsiyeleriniz olacak?
Tavsiye vermek benim haddim değil, ben sadece bu yolu seçmiş veya seçmeyi düşünen kendimden daha genç kardeşlerimle yaşadığım tecrübeleri paylaşabilirim. Hastayı yakınınız gibi görün, o zaman daha özenli oluyorsunuz. Hocalarımızdan öğrendiğimiz en önemli olan detay bu aslında. Yaptığınız her şeyi fotoğraflarla kaydedin, sunum yaparken ya da bilimsel yayın hazırlarken mutlaka ihtiyacınız olur. Bunları içeren çok geniş bir arşiviniz olsun. Hiçbir vakayı küçümsemeyin, mutlaka kaydedin. 


Alanınızda iyi bir cerrah olmak için neyi iyi bilmek gerekir?
Ben iyi olmak için kendime ait özen gösterdiğim konulardan bahsedeyim. Dikkatliyimdir, asistan iken hocalarımın yaptığı pansumanları dahi çok dikkatle gözlemlerdim, hastalarla nasıl konuştuklarını takip ederdim. Bugün asistan arkadaşlarıma da aynısını yapmalarını söylüyorum. Asistanlığımın ilk yılında teorik olarak burun ameliyatının nasıl yapıldığını öğrenmiştim. Basamak basamak ne yapıldığını çok iyi gözlemlemiştim ve bu birikimlerle korkmadan her ameliyatı yapabilecek seviyeye geldim. Baş asistan olarak ameliyatlar yapmaya başladığımda çok saygı duyduğum hocalarımın “Uzun yıllardır bu ameliyatı yapıyormuşsun gibi rahatsın” demesi benim için en büyük övgü olmuştu. 

Hekimlik mesleğinde çok okumak ve makale yazmak çok önemlidir. Örneğin bir makale yazmak için 100 tane makale okumanız gerekir. Böylece de inanılmaz bir bilgi birikimi oluyor. 20 tane makale yazıyorsanız 2 bin tane makale okumuşsunuzdur. Literatürde mevcut olan bilgiyi çok iyi bilmeniz gerekir, geçmişte olanı bilmezseniz yeni teknik geliştiremezsiniz. Yaptığınız her şeyi yeni sanırsınız ancak araştırdığınızda yeni sandığınız tekniğin iyi ve kötü yönlerinin yıllar önce tanımlandığını ve hatta bu tekniğin terk edilmiş olduğunu üzülerek fark edebilirsiniz. Kendi adıma burun cerrahisinde 4 tane yeni teknik tanımladığımı söyleyebilirim. Bunların olgunlaşmasıyla da yavaş yavaş uluslararası literatüre sunuyorum. Özetle var olan bilgiyi çok iyi öğrenirsen, ameliyat yaparken “Başka bir yönteme ihtiyaç var” diyorsun ve yeni bir teknik geliştirebiliyorsun. 

Alçak gönüllü olmak gerekiyor. Kendi kendinizi övmek sizi hiçbir şekilde geliştirmez, herkes ürettiğinize, yaptığınız işe bakarak sizi değerlendirir. Ben şahsen “Bir asistandan, bir öğrenciden bile ne öğrenebilirim” diye çaba gösterir, düşüncelerine saygı duyarım. Herkes farklı zeka ve bakış açısına sahiptir, sizin görmediğinizi bir başkası görebilir. Herkesten bir şeyler öğrenilebilir, hastadan da, öğrecidende. 


Ameliyathanelerde Verimlilik Maksimuma Nasıl Çıkarılabilir?
Aslında bunun en iyi örneği özel sektör. Özel hastaneler ameliyathaneleri çok efektif kullanıyorlar. Türkiye’de özellikle kamuda ameliyathanelerle ilgili sıkıntımız var. Örneğin Tayvan’da ameliyathaneler 24 saat vardiya usulü çalışabiliyor. Bizde saat 17’den sonra ameliyathane rutin ameliyatlar için kapanıyor. Yani burası özel bir kurum için gelir getiren bir yer, ancak kamuda gelir sağlamak son derece zor ve hatta bazı ameliyatları yapmak bölümünüze gelir değil zarar olarak yansıyabiliyor. Ancak kliniklerdeki yatak sayılarını arttırıp ameliyathaneyi 24 saat kullanabilirsiniz. Bu aslında çok önemli bizim gibi yoğun kliniklerde hastalara aylar sonrasına ameliyat randevusu verebiliyoruz. Ancak hasta aylar sonrasında bazen özel sebepler veya hastalık nedeniyle ameliyat olamıyor, yoğun randevu programında hastaya yeni bir randevu verebilmek de bizim için büyük sorun oluyor. Verimliliği arttırabilmek için çok iyi düzenlemeler yapılması gerekiyor. Yürürlükteki yasalar çıkmadan önce sadece Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda ayda 600 civarında ameliyat yapıyorduk. Dünya çapında ancak sayılı klinikler bu kadar ameliyat yapabilir. Ancak yeni düzenlemelerle bu sayılar azaldı.


Nasıl bir ortamda ameliyat etmeyi tercih ediyorsunuz?
Her ameliyat birbirinden farklı, bazen stres düzeyi çok yüksek ameliyatlar yapıyoruz, adrenalin tavan yapıyor, bungeejumping’e ihtiyaç duymuyoruz bu nedenle. 
Öncelikle iyi bir anestezi ekibi çok önemli,onlar en önemli parçamız. Anestezi iyi olmazsa iyi sonuç almanız çok güçleşebilir. Uygun olmayan anestezide hasta gereksiz şekilde kanayabilir, kanarsa da ameliyat sahasında yeterince özenli işlem yapamazsınız. Hasta konforlu olursa biz de mutlu oluruz, her şeyi iyi olur. Hastadan ameliyat bitiminde ilk andan itibaren ağrısı, bulantısı olduğuna dair şikayetler gelirse,bu hastanın ameliyat sonucundan da memnun olmasını beklememek gerekir. 
Ameliyathanede bazı cerrahlar sanat müziği, bazıları klasik müzik, bazısı da hareketli müzikler dinleyebiliyor. Ben müzik konusunda çok seçici değilim, zaten önemli bir ameliyat yapıyorsam ameliyata yoğunlaşırım ve çevremde, hastayla bağlantılı olmayan olaylarla ilgilenmem. 


Ameliyatlarınız ortalama ne kadar sürüyor?
Plastik cerrahi’de ameliyat süreleri çok farklı, 5 dakikada bitende var, saatlerce (10-15 saat) sürende.

Proflaktik antibiyotik kullanıyor musunuz?
Ameliyata göre değişiyor. Bilimsel verilere göre kullanmamız gerektiğinde kullanıyoruz, her ameliyatta kullanmak yararlı değil zararlı olur. 


Hastalarınızın demografik özellikleri hakkında bilgi verir misiniz? Geniş mi dar mı?
İlgilendiğim alan çok geniş olduğundan sosyokültürel düzeyi en düşük olan kişiyi de ameliyat ediyorum, üst düzey protokoldeki kişiyi de. Yüksek sosyoekonomik düzeyden gelen bir hasta geldiğinde kamu hastanelerinde hastanenin konforunu çok beğenemeyebiliyor. Devlet hastanelerinde otelcilik hizmetini çok iyi bir şekilde gerçekleştirmek çok daha zor oluyor. Çünkü hasta döngüsü çok fazla. Hastalarım arasında ayrım yapmıyorum, benim için hepsi insan ve hepsini bir yakınım gibi düşünüp elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Maalesef zamanım kısıtlı olduğundan bana ameliyat olmak isteyen her hastayı ben ameliyat edemiyorum.

Ameliyatlarınızda size en çok kim yardımcı oluyor?
Genellikle baş asistan ya da kıdemli asistan yardım ediyor. Asistanlar olmadan büyük ameliyatları gerçekleştirmek çok zor olur. İyi bir ameliyat hemşiresi de gerekiyor. İyi bir ameliyat hemşiresi özellikle özel hastanelerde bazen asistan ihtiyacını da ortadan kaldırabiliyor. Özetle iyi bir anestezist, hemşire ve asistan gerekiyor. 


En çok beklenen ve en korkulan komplikasyonlar nelerdir?
Çok değişken, yüzünde ben ya da damar anomalisi olan riskli bir hastanın kendi açısından iz kalıp kalmamasını sorması normal gözükebilir. Ancak çok riskli bir ameliyat planlarken, “Komplikasyon olmadan ameliyatını nasıl yaparım” diye düşünürken, hastanın olayın ciddiyetinin hiç farkına varmadan -verdiğim onca bilgiye rağmen- “iz kalır mı?” diye sorması, beni geriyor. Hasta bu ameliyat sırasında ölebileceğini hiç aklına getirmiyor. Yapılanın ameliyat olduğunu unutuyorlar, adımız “Estetik cerrah” olduğu için sanki makyaj yapıyoruz sanıyorlar. Ancak yaptığımız iş cerrahi ve cidden çok büyük cerrahiler yapıyoruz. 
Plastik Cerrahi’de iz çok ön plandadır. Ancak doğanın yasaları gereği kestiğiniz her yerde iz kalır. Biz bu izleri en aza indirmeyi ve saklamayı biliyoruz, ancak izi tamamen elimine eden bir yöntem dünyada yok. İz konusunda biz elimizden geleni yaparız, gerisi hastanın cildine kalmıştır. 


Ameliyat yaparken yardımcı materyal olarak neler kullanıyorsunuz?
Fotoğraf makinesi olmazsa olmazım. Her işlem öncesinde ve sonrasında mutlaka çekerim. Bilgisayar ve internet çok önemli. Farklı bir işlem yapacaksanız mutlaka araştırmalısınız. İyi bir ameliyat seti gerekiyor. İşlinizde virtüöz olabilirsiniz, ancak bazı durumlarda alet işler el övünür. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

26 Haziran 2013 Çarşamba

BEYİN MİTLERİNİ YIKIN ARTIK!

“Mozart dinleyenler daha zeki” diye yazan bilgilerin yanlış olduğunu biliyor musunuz? Bilimsel makaleye dönüşmeden basına sızan bir bilgi, yıllardır süren bir hurafe.

Yüzyıllardır en merak edilen mekanizmalardan biri olan beyin, üzerinde en fazla yanlış bilgilerin olduğu konu. Beyin ile ilgili “mit”ler yani doğru bilinen yanlışlar çok fazla. Beynin işleyişine mistik anlamlar katılıyor. Gizemli bir olay olarak tanımlandığı için hep beyin ile ilgili bir takım bilgilerin mit haline gelmesi daha kolay oluyor. Cambridge Üniversitesi Psikiyatri bölümünde Nörobilim üzerine Doktora yapan Dr. Muzaffer Kaşer, yaygın beyin mitleri hakkında Med-Index’e bilgi verdi. 

Mozart Dinlemek Zekanızı Açmaz!
Mozart etkisi ile ilgili Kaşer şunları söyledi: “Amerika’da bir grup araştırmacı deneklere Mozart dinletiyor ve başka bir gruba farklı müzikler dinletiyor. Sonrasında bir takım artimetik işlemler yapmalarını istiyorlar. Bu çalışmada Mozart dinleyen grupta o sırada olumlu bir değişim bulunuyor diğerlerine göre, fakat bu bulgu daha sonra tekrar edilemiyor. Yaygınlaştırılamıyor, dolayısıyla rastlantısal bir bulgu. Fakat bulgu bilimsel makale olmadan önce, basın bu araştırmayı alıp haber yapıyor. O kadar çok ilgi çekiyor ki, hala birçok kişi kendinden emin bir şekilde Mozart dinlemenin zekayı geliştirdiği “mit”ini paylaşıyor. Fakat kesinlikle tekrar edilemeyen bir bulgu.”

“Bilimsel Geçerliliğinden Ziyade İnsanlarda Yarattığı Duygu Daha Ön Plana Çıkıyor”
Bilimsel bulgunun, bilimsel geçerliliğinden ziyade insanlarda yarattığı duygunun daha ön plana çıktığını vurgulayan Kaşer, “Belki de müzik dinleyip zekamınızın daha yüksek seviyeye gelmesi konusunda bir arzumuz var. Bu arzu insanların bu tür mitleri daha çabuk sahiplenmesine neden oluyor. Bazen bilimsel geçerliliği tartışılmamış bir bilgi basın yoluyla o kadar popüler oluyor ki, yıllarca süren bir mit haline gelebiliyor” dedi. 

Şarlatanlara Kanmayın!
“Şarlatanlara Kanmayın” diyen Kaşer, “Bazı alanlarda tedavi yapma yetkisi olmayan kişiler yaptıkları bir takım yöntemlerin önüne nöro ya da beyin dalgalarını ekleyerek bir şekilde daha pazarlanabilir hale getiriyorlar. O tuzaklara düşmemek lazım. Yetkin kişiler tarafından yapılan tedavilere eğitimlere katılın” diye konuştu. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

25 Haziran 2013 Salı

SAĞLIK ÇALIŞANLARI SAĞLIKLI BESLENİYOR MU?


 
“Daha iyi beslen, daha iyi hisset, daha iyi yaşa ve daha iyi çalış” diyen Uzman Diyetisyen Banu Topalakcı, sağlık çalışanlarının beslenmelerinde dikkat etmesi gereken ip uçlarını Med-Index’e anlattı.


Sağlık çalışanları hastalara şifa dağıtırken, kendi sağlıklarını düşünmezler. Bu süreçte hastalarının sağlığını korumaya çalışırken, öğün atlarlar, su içmezler ve her sorun yaşandığında çok stres olurlar. Sağlıklı ve dengeli bir yaşam tarzını bir ömür boyu benimseyebilmeyi herkesin çok istediğini ettiğini dile getiren Uzman Diyetisyen Banu Topalakcı, “Hepimiz; sağlıklı yaşam seçeneklerinin neler olduğunu, sağlıklı beslenmeyi, sporun önemini, daha az alkol tüketmemiz, sigarayı bırakmamız ve zayıflamamız gerektiğini çok ama çok iyi biliyoruz. Ancak bütün bunları biliyor olmakla, harekete geçmek, bildiğimiz şeyleri uygulamak ve yaşam tarzı haline getirmek arasında çok fark var. Hayatımızda pozitif yaşam değişiklikleri yapmak kolay değildir. Yapılan değişiklikleri kalıcı hale getirmek ise daha da zordur. Kolay olsaydı; günümüzde moda diyetler, spor merkezlerine yapılan üyelikler, bireysel gelişim uzmanları, yaşam koçları ve medyanın konuya olan ilgisi her geçen gün artıyor olmazdı” dedi.

Hastanelerde sağlık çalışanlarının beslenmesine düzenli olarak dikkat edebilmesinin göründüğü kadar kolay olmadığına dikkat çeken Topalakcı, şunları söyledi: “Sağlıklı beslenebilmek için gerekli olan besinleri temin edebilmek ise büyük bir disiplin gerektiriyor. Hastanede çıkan yemekler ya da dışarıda yemek yenilen restoranlardaki alternatifler, kişinin diyetine ya da beslenme alışkanlıklarına uygun olamayabiliyor. Ara öğün alternatiflerinin nasıl çeşitlendirebileceği konusundaki karar verme süreci ise çoğu zaman çalışanlar ve yöneticiler için ekstra bir zaman kaybı olabiliyor. 

“Soğuk Algınlığına Bağlı Üretkenlik Kaybı 25 Milyon Dolar Civarında”
Unutmamak gerekir ki mutlu ve sağlıklı personel bir kurum için altın değerindedir. Çalışanların sürekli yorgun olmasının nedeni demir eksikliği veya uyku apnesi olabilir ya da çok sık baş ağrısı problemi yaşayanlar acaba gün içinde çok mu susuz kalıyor? Çok sık geçirilen gribal enfeksiyonlar ise iş verimini ciddi oranlarda düşürebilir. Unutmamak gerekir ki, beslenme ve yaşam tarzı, bağışıklık sistemi ve beden sağlığını doğrudan etkilemektedir. Yapılan bir araştırmaya göre soğuk algınlığına bağlı üretkenlik kaybının getirdiği ekstra maliyet ortalama 25 milyon dolar civarındadır. (USA , Bramley et al, 2002).

“Yorgunluğun Faturası Yılda Ortalama 136 Milyon Dolar”
İşyerlerinde yorgunluk son derece yaygın olarak görülmekte olup ciddi verim ve motivasyon düşüşlerine neden oluyor. Yine Amerika’da yapılan bir çalışma yorgunlukla gelen işgücü kaybının şirketlere faturasının yılda ortalama 136 milyon dolar civarında olduğunu göstermektedir (Ricci ve ark, 2007). 

“Sağlık Problemi Yaşayanlar, Sağlıklı Çalışanlara Oranla 3 Kat Daha Fazla İzin Alıyor”
Kötü uyku, stres, hastalık, hastalık kaygısı, şişmanlık, dengesiz ve yetersiz beslenme, fiziksel aktivite azlığı, az su tüketimi yorgunluğa ve baş ağrısana yol açan en önemli nedenlerdendir. Doğru beslenmeye teşvik edilen çalışanların yorgunluk düzeylerinde azalma olduğu yapılan çalışmalarca saptanmıştır. Sağlıklı beslenen çalışanların performans ve iş verim düzeyleri, sağlıksız beslenenlerden 3 kat daha fazla. Sağlık problemi yaşayan çalışanlar, sağlıklı çalışanlara oranla 3 kat daha fazla hastalık izni ya da rapor kullanıyor.”

İşyerinde Sağlıklı Yaşam ...
Sağlık çalışanlarının uzun çalışma saatleri, iş yemekleri gibi durumların kişinin günlük beslenme planını oldukça fazla etkilediğini hatırlatan Topalakcı, şu bilgileri verdi: Bu yoğunluk ve stres içinde ise sağlık çalışanları, çok hızlı ve hayati kararlar almak zorundalar. Sağlık çalışanlarının, proaktif olmak, hızlı ve doğru karar alabilmek, kriz yönetmek, problem çözmek gibi yetkinliklerin yönetilebilmesi ancak sağlıklı bir beden ve ruh hali içinde daha etkili ve mümkün olabilecektir. 

Bu anlamda sağlık çalışanları için sağlıklı beslenmeye ve beslenme yönetimine ilişkin verebileceğim ipuçlarından bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

Kahvaltı yapma alışkanlığını yaşam felsefesi haline getiriniz; protein ve karbonhidrattan dengeli bir kahvaltı örüntüsü ile güne daha zinde başlayabilir, öğleden sonra oluşabilecek yorgunluk hissini azaltabilirsiniz. Sabah sadece karbonhidrat içeren bir besinin tüketimi, yanında protein alınmadığı için öğlene doğru kişinin kan şekeri düşebilir ve kişi kendini son derece aç hissettiği için takip eden öğünde fazla yeme isteği doğurur.
Aslında ne yediğinizden çok nasıl ve ne kadar tükettiğiniz önemlidir. Örneğin kahvaltıda simit tüketmek istiyorsanız, bunu her gün yapmamak kaydıyla yanında bir iki dilim beyaz peynir , bol domates, maydanoz ve bir meyve ilavesiyle yapabilirsiniz.
Daha fazla hareket ediniz. 
Su içmeyi unutmayınız, masanızda size ait bir su şişesi bulundurarak günlük su tüketimini arttırınız,
Günde 3-4 fincandan fazla kahve tüketmeyiniz (tansiyon hastaları ise günde en fazla bir fincan içmeli), açık çay veya bitki çaylarına ağırlık veriniz. ,
Öğün atlamayınız. Uzun toplantılarda toplantı öncesinde en azından süt ve muz gibi pratik bir atıştırma yapabilir ya da toplantıda ikram olarak kuru meyve ve minik peynirli sandviçler ya da taze meyve ve az miktarda badem, ceviz sunulmasını sağlayabilirsiniz,
Öğün aralarında mutlaka ufak tüketimleriniz olmasını sağlayınız. Süt, sütlü kahve, 1 porsiyon kuru meyve, yoğurt, 10 adete kadar badem, 1 – 2 adet taze meyve, ayran, kefir gibi…
Yemek yemeyi ya da su içmeyi unutmamak adına uyarıcı mesaj içerikleri ile telefonunuz ya da bilgisayarınızdan destek alınız.
Hastanede fiziksel aktivite imkanlarını ve sağlıklı beslenme düzeyini arttırmak için bazı düzenlemeler getiriniz. Örneğin asansör kullanımını azaltmak, her çalışanın kendi işini kendisinin yapmasına teşvik etmek, sağlıklı yaşamı özendirici bilgilendirme duyuruları yapmak gibi.
Haftada bir iki kez mutlaka ızgara ya da buğulama balık tüketiniz. Balık içerdiği yağ asidi sayesinde konsantrasyonu arttırıcı ve stresi azaltıcı etki göstermektedir. Benzer etkileri gösteren muz, elma, badem ve bitter çikolatanın da günlük beslenmenizde yer almasına dikkat ediniz. Tabii ki ne yediğinizin değil, ne kadar yediğinizin önemli olduğunu unutmadan.
Diyelim ki dışarıda yemektesiniz. Yemeğe mutlaka sıcak ve bol limonlu bir çorba ile başlayınız (kremasız olanları tercih etmek doğru olacaktır). Ardından bol miktarda salata ve ızgara et tercih edebilirsiniz. Yemeğinizin yanında bir iki kadeh şarap ya da bir iki duble rakı alabilirsiniz (haftalık sıklığı bir-ikiyi geçmemelidir.) . Yemek uzun bir toplantıya dönüşürse maden suyu ile devam edebilir ya da meyve tercih edebilirsiniz. 
Yemeklerde mutlaka kompleks karbonhidrat alınız. Örneğin; çavdar ekmeği, az yağlı kuru fasulye pilaki ya da bulgur pilavı sizi hem daha iyi doyuracak hem de dengeli bir örüntü sağlayacaktır.
Salata tüketmek her zaman sağlıklı bir seçenek değildir. Bazen sağlıklı bir seçim yapmak isterken gereksiz fazla enerjiye maruz kalabilirsiniz. Salataların içeriği ve sosları bu anlamda bazen çok tehlikeli de olabilir. Örneğin sezar salata sosu son derece yağlı ve yüksek kalorilidir. Bu nedenle salatanızı sossuz sipariş edip masanıza zeytinyağı ve limon isteyebilirsiniz.


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


21 Haziran 2013 Cuma

"HEKİMLER ÖMÜR BOYU HEKİMLİK YAPMAK İSTEMİYOR"

Hekimlerin, emekli de olsa kronik bir rahatsızlığı da olsa iş hayatından ayrılamadığını belirten İstanbul KBB-BBC Uzmanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan, “Ülkemizde hekimler emekli olup hayatlarına özel zevkleri ve aileleri ile vakit geçirme şeklinde devam edemez. Bunun sebebi hekimlerin ömür boyu hekimlik yapmak istemeleri değil” dedi.

Hekimlerin emeklilik sürecinde yaşadığı sorunları gündeme getirmeye devam ediyoruz. Bu süreçte ne gibi sorunlar yaşandığı ve nasıl düzenlemeler yapılması gerektiği üzerine bilgi veren İstanbul KBB-BBC Uzmanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan şunları söyledi: “Ülkemizde çalışan ve emekli hekim ücretlendirmesinde ciddi problemler vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz.
1. Çalışan hekim maaşları diğer meslek gruplarıyla( ÖSS başarısı, akademik başarı, eğitim süresi ve zorluğu, iş hayatının zorluğu göz önüne alınarak) karşılaştırıldığında çok düşüktür.
2. Performans sisteminde adaletsizlikler ve yanlışlıklar var.
3. Döner sermaye güvencesiz ve belirsiz ücretlendirmeye neden oluyor.
4. Döner sermaye ve muayenehane gelirleri emekliliğimize yansıtılmıyor.
5. Emekli maaşları fakirlik sınırındadır. Bu maaşla hekimlerin emeklilik sürelerini geçirmeleri mümkün değil.
6. Kamu üniversitesinden emekli olan öğretim görevlisi hekim ile devlet hastanesinden emekli olan eğitim görevlilerinin aynı unvanı alsalar da maaşlarında büyük fark ve haksızlık var.
Ülkemizde hekimler emekli olup hayatlarına özel zevkleri ve aileleri ile vakit geçirme şeklinde devam edemez. Bunun sebebi hekimlerin ömür boyu hekimlik yapmak istemeleri değil.

“Yüzde 1 Oranında Hekimin Kazancı Hepsine Mal Ediliyor”
Maalesef ki Hekimlerin kazancı kamuoyunda çok konuşulduğu gibi çok kazançlı değil. Nerdeyse 100 bin doktorun yüzde 1’i çok özellikli bir tedavi şekli ile kendi kurduğu bir sistemde yüksek düzeyde gelir elde ediyor. Aslında bu hekimlerde kendilerine yatırım yapmışlar, kendilerini geliştirmişler veya çok riskli, az yapılan işlemler yapıyorlar. Ama genelde bu hekimlerin kazancı sanki tüm hekimlerin kazancı gibi konuşuluyor ve öyle biliniyor. Halkımız giyimine, kuşamına dışarıda yemeğine, güzellik masrafına hatta sigarasına verdiği parayı önemsemez fakat sağlık hizmetine ve doktoruna ödediği parayı çok görür. Böyle bir gerçeklik var. Canımız, sağlığımız en kıymetli varlığımızdır aslında.

“Hekim, Emekli de Olsa Kronik Bir Rahatsızlığı da Olsa İş Hayatından Ayrılamıyor”
Daha önceki dönemde hekim çalışırken de emekli olduğunda da asgari ücretin yaklaşık 2 misli bir maaş alıyordu. Bugünlerde çalışan hekim maaş olarak 2 bin -2 bin 500 TL arasında, emekli hekimde bin 500 TL kadar bir maaş alıyor. Bu rakamlar gerçekten fakirlik sınırında rakamlardır. O nedenle hekim, emekli de olsa kronik bir rahatsızlığı da olsa iş hayatından ayrılamıyor. Tekrar özel sektörde çalışmaya devam ediyor. Özellikle bu yeni sistemle birlikte özel hastanelerde kontenjan sınırlaması gelince, hastaneler hekimlerin haftada 6 gün 8-18 saatleri arasında çalışmalarını istiyor. Bu şartlarda sözleşme yapıyor. Takdir edersiniz ki 55-60 yaşını geçmiş, bazı kronik hastalıkları başlamış bir insanın bu iş temposunu kaldırması mümkün değil. Eski dönemde emekli hekimler part-time statüde çalışıp hem sağlık hizmetine hem bütçelerine katkıda bulunabiliyorlardı. Şu an bu mümkün olmuyor. Ayrıca muayenehane çalıştırmak da artık mümkün gibi görünmüyor. Hele dev sağlık kampusları devreye girdiğinde kişilerin bu kurumlarla mücadele etmesi çok zor.

“Hekimler Bir Hastalık Durumunda Çalışamazsa, Ancak Çıplak Maaşını Alabiliyor”
Kamuda çalışan hekimlerin ücretleri ile kamuoyunun bildiğinin tersine sıkıntılar var. Döner sermaye adı altında alınan ücretin bir garantisi yok ve performans sistemi adaletsizlikler, haksızlıklar içeriyor. Örneğin; ne kadar çok çalışıp yüksek performans puanı elde etseniz bile, o ay içinde birkaç gün izin veya rapor kullanmanız durumunda performans ödeminizde ciddi kesintiler yapılıyor. Hekimler bir hastalık durumunda çalışamazsa, ancak çıplak maaşını alabiliyor. Ayrıca performans gelirleri emeklilik için geçerli sayılmıyor vergilendirilmiş olan bu kazanç emeklilik maaşına yansıtılmıyor. Bu ödeme hastane yönetimine bağlı. Hastane bütçesindeki başka ödeme kalemlerine kaydırılabiliyor. Örneğin, yatırım yapan hastanelerde ne kadar yüksek performans puanı elde etseniz dahi bu maaşınıza yansımıyor.

“İlaç ve Diğer Veriler Paylaşılıyor Fakat, Personel Ücretleri Bildirilmiyor”
Yıllık sağlık harcama istatistik verilerinde hekimlerin ve sağlık çalışanlarının emeklerinin bedelini göremiyoruz. İlaç ve diğer veriler paylaşılıyor fakat personel ücretleri bildirilmiyor. 2012 yılında 45 milyar dolar sağlık harcamalarının 2014’de 63 milyar dolar olması bekleniyor. Ancak, bunun ne kadarı hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının ücreti, bilemiyoruz. Ülkemizde yaklaşık olarak 100 bin doktor ve 100 bin hemşire çalışıyor. Kabaca sağlık çalışanlarının ücretlerini, bu kadar büyük harcama kaleminin içinde yılda 1 milyar doları ancak bulduğunu hesaplıyoruz.
OECD ülkelerinde toplam sağlık harcamaları içinde sağlık çalışanları ve doktorların ücretlerinin ne kadarını oluşturduğu ve ülkemizdeki durumu karşılaştırmak gerekir. 

“Hekimin Emeği Günübirlik Tartışmalara Kurban Edilemez”
Toplumsal özellik taşıyan, talebin tesadüfi olduğu, hastanın almış olduğu sağlık hizmetinin kalitesini ve karakterini ölçme yeteneğine sahip olmadığı, sağlık hizmetinde kişinin talebini ve dolayısıyla maliyeti hekimin belirlediği bir ekonomik sistem söz konusudur. Böyle bir ekonomik sistemde kritik öneme sahip olan hekimin ücretini, emeğinin karşılığını ve güvenli bir çalışma ortamını sağlamak toplumsal öneme sahiptir. Günübirlik siyasi tartışmalara kurban edilemez.

“Toplum Sağlık Hizmeti Aldığı Hekimine Sahip Çıkmazsa Kaliteli ve Özellikli Sağlık Hizmeti Alamaz”
Toplum siyasi yönlendirmeler etkisinde kalarak, sağlık hizmeti aldığı hekimine sahip çıkmazsa kaliteli ve özellikli sağlık hizmeti alamayacak. Emeğinin karşılığını alamayan hekim akılcı sağlık uygulamalarını kullanmayarak, daha yüksek sağlık harcamalarına neden olabilir.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


20 Haziran 2013 Perşembe

"HAKİMLER 5 BİN TL, HEKİMLER BİN 700 TL EMEKLİ MAAŞI ALIYOR"

Hekimlerin eğitim ile mecburi hizmetleri sonrasında 35 yaşına kadar hayatlarının belli olmadığını söyleyen Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mecit Süerdem, “Hakim ve savcılara 4 bin – 5 bin TL, subaylara 3 bin- 6 bin TL emekli aylığı aldıklarını dikkate alırsak çok büyük bir haksızlık içinde olduğumuz net olarak ortaya çıkıyor” dedi.

Uzun yıllar hizmet eden hekimlerin emeklilik sürecinde yaşadığı sorunları gündeme getirmeye devam ediyoruz. Bu süreçte ne gibi sorunlar yaşandığı ve nasıl düzenlemeler yapılması gerektiği üzerine bilgi veren Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mecit Süerdem şunları söyledi: “Altı yıllık zorlu bir eğitimin ardından mecburi hizmet, ikinci bir üniversite sınavı gibi zorlu TUS sonrasında en az 4 yıllık bir uzmanlık eğitimi ve sonrasında tekrar mecburi hizmet. Eğer hekim yan dal ihtisası yapmak ister ise bunun da sınavına girerek en az 2 yıllık bir yan dal ihtisası ve sonrasında üçüncü kez olmak üzere tekrar mecburi hizmet. Mecburi hizmet sürelerinin bitiminden sonra istediği yere tayin yaptırması ise mümkün değil. Bu nedenle mecburi hizmet bölgelerinde uzun süreli zorunlu ikamet. Kabaca bir hesap yapılırsa eğitim artı mecburi hizmetler sonrasında gelinen yaş en iyi olasılıkla 35. Bu süre içinde eşlerin tayinleri, çocukların okulları ve ev taşımalar içinde geçen telaşlı, yorgun bir göçebe hayatı. Eğer şansı varsa mecburi hizmet yaptığı yerden ayrılarak yaşamak istediği bir bölgeye yerleşme çabası. 

“30 Yıl Hizmet Eden Hekimlerin Bin 500 İle Bin 700 TL Arasında Emekli Aylığı Alması Hangi Değerlerle Açıklanabilir?”
Eğitim ve uzmanlaşma hikayesi buna benzeyen başka bir meslek yok. Çalışma hayatının zorlukları da tüm bu hikayeye eklendiği zaman, kamu sektöründe en yüksek seviyede 30 yıl hizmet eden hekimlerin bin 500 ile bin 700 TL arasında emekli aylığı almalarının hangi değerlerle açıklanabileceğini merak ediyorum. 

“Hakim ve Savcılar 4 bin – 5 bin TL, Subaylar 3 bin- 6 bin TL Emekli Aylığı Alıyor”
Tıp fakültelerine giriş için alınması gereken yüksek başarı puanları, zorlu ve uzun bir üniversite eğitimi ve mezuniyet sonrası uzmanlaşma eğitimlerinin zorlukları. Tüm bu güçlüklere ek olarak çalışma hayatında lojman, servis, orduevleri, kaliteli misafirhaneler vb gibi olanaklardan yoksunluk açılarından değerlendirildiğinde; hakim ve savcılara 4 bin – 5 bin TL, subaylara 3 bin- 6 bin TL, başçavuşlara 2 bin – 2 bin 500 TL emekli aylığı aldıklarını dikkate alırsak hekimler olarak çok büyük bir haksızlık içinde olduğumuz net olarak ortaya çıkmaktadır. 

“Hekimlerin Özel Sektörde Çalışması Özendirilmemeli”
Hekimlerin özel sektörde çalışmasını özendirmemek, nitelikli hekimlik hizmeti verebilmek adına yan dal ihtisasının önünü açmak ve hekimlik mesleğine olması gereken değeri verebilmeli. Hekimlerin emekliliklerinde hak ettikleri maaşları almaları ve mecburi hizmet konusunda yeniden düzenlemelerin acilen yapılması gerekiyor. Hekimlerin mutsuzluğu üzerine nitelikli bir sağlık hizmeti verecek sistemin kurulması mümkün değildir.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

19 Haziran 2013 Çarşamba

"HEKİMLİKTE ÇALIŞIRKEN YAPILAN EK ÖDEMELERİN ÇOĞU BİR ÇEŞİT SUS PAYIDIR"

Hekim olarak yüksek riskli bir meslek icra ettiklerini ve erken yıprandıklarını söyleyen Ankara Cerrahi Dernek Başkanı Prof. Dr. Ziya Anadol, “Hekim olarak yüksek riskli bir meslek icra edersiniz, erken yıpranır, sağlığınızdan olursunuz, düzensiz yaşarsınız. Fakat bütün bu olumsuzlukların karşılığı olarak varlıklı bir emeklilik dönemi beklemez sizi. Çalışırken yapılan ek ödemelerin çoğu bir çeşit sus payıdır” dedi.

Emeklilik sürecinde maddi sorunlar yaşadıklarını söyleyen hekimler, gelecek kaygısı taşımak istemediklerini dile getiriyorlar. Bu süreçte ne gibi sorunlar yaşandığı ve nasıl düzenlemeler yapılması gerektiği üzerine bilgi veren Ankara Cerrahi Dernek Başkanı Prof. Dr. Ziya Anadol şunları söyledi: “Hekimlerin son yıllarda giderek artan şikayetleri maddi konularda yoğunlaşmakta. Ülkemizde yaşanan ekonomik darboğazın, her iş kolunu etkilediğini biliyor olmakla birlikte, özellikle hekimlerin çalışma şartları ve üstlendikleri risk yoğunluğu ile tamamen ters orantılı bir ücret politikası var. 

“Donanımı Tam Olmayan Sağlık Ocakları, Poliklinikler, Hastaneler Hatta Tıp Fakülteleri Açılıyor”
Bir tıp fakültesi öğrencisine yapılan yatırımın, diğer öğrencilerle kıyaslandığında açık ara yüksek olduğunu hepimiz biliriz. Fakat ne hikmetse devlet, bu kadar değerli bir yatırımdan yüksek çıktılar almak için gereken adımları bir türlü atmıyor. Donanımı tam olmayan sağlık ocakları, poliklinikler, hastaneler hatta tıp fakülteleri açıyor. Donanım ve ekip eksikliği nedeniyle ortaya çıkan sorunların tümü doktorun suçu oluyor. Sonuçta hem açılan merkez ölü bir yatırım haline geliyor, hem de yatırım yapılan hekim etkin kullanılamıyor. Sorulduğunda da “doktor açığının sayısal olarak kapatılması gerektiği” belirtiliyor. 

“Hekim Olarak Yüksek Riskli Bir Meslek İcra Edersiniz, Erken Yıpranır, Sağlığınızdan Olursunuz, Düzensiz Yaşarsınız”
Hekim maaşları, ortalama bir dört yıllık fakülte mezununun hemen daima gerisinde. Çeşitli adlar altında karabatak gibi zaman zaman ortaya çıkan, kimi zaman da yok olan ek ödemelerle bu eşitsizlik giderilmeye çalışılıyor. Ancak asıl vurucu olan, bu ek ödemelerin hiç birisinin emekliliğe yansımaması oluyor. Yani; hekim olarak yüksek riskli bir meslek icra edersiniz, erken yıpranır, sağlığınızdan olursunuz, düzensiz yaşarsınız. Fakat bütün bu olumsuzlukların karşılığı olarak varlıklı bir emeklilik dönemi beklemez sizi. Çalışırken yapılan ek ödemelerin çoğu bir çeşit sus payıdır. Tabip odalarımız ve diğer mesleki kuruluşlarımız sadece bu konuyla ilgilenmek üzere kurullar oluşturdu ancak bugüne kadar hiçbir sonuç ne yazık ki elde edilemedi.

“Kazandığı Her Kuruşa Hasetle Bakılan Bir Meslek Haline Geldik”
Tıp doktorlarının üzerine anlaşılmaz bir şekilde daha fazla gelinmeye başlandı. Mecburi hizmet karmaşası, doktorları askeri personelle kıyaslama ya da üstün görme gibi anlamsız çekişmelere, hakkımız arayacak dirayetli yöneticilerin eksikliği de eklenince, iyice unutulan, önemsizleştirilen ve kazandığı her kuruşa hasetle bakılan bir meslek haline geldik. Son yıllarda her türlü nezaket kuralı, meslek etiği ve ahlaki değer çiğnenerek telaffuz edilen “hastaların cebindeki doktor eli” ve “tıbbi ticarethaneler” kavramları da zaten durumu anlamaya pek de niyetli ya da kapasiteli olmayanlar tarafında iyice sömürüldü.

“Aramızda “Adam Öldürmeye Teşebbüs” Suçuyla Yargılanan ve “Mesleki Hata” Nedeniyle Tazminat Ödemeye Mahkum Edilen Meslektaşlarımız Var”
Geldiğimiz noktada, çok çalıştırılıp az ücret verilen, zenginleştirilip rahat çalışma şartları sağlanmak yerine fakirliği paylaşmasına çalışılan, üstelik üstlendiği mesleki riskler nedeniyle artık hukuki yollarla da tehdit edilen bir meslek grubuyuz. Aramızda “adam öldürmeye teşebbüs” suçuyla yargılanan ve “mesleki hata” nedeniyle tazminat ödemeye mahkum edilen meslektaşlarımız var. Bu yüzden hepimiz bir çeşit “kasko” sayılan “Mesleki Sorumluluk Sigortası” adı altında bir acayip uygulamaya prim ödüyoruz. İnsanın aklına geliyor: başka hangi meslek grubu, hatalı uygulama nedeniyle yargılanabiliyor? Yanlış karar verdiği için yargılanan hakim, yanlış ihale yüzünden yargılanan bakan, yanlış yere inşaat yapan ve sel alıp giden devlet kurumu yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yanlış olduğuna karar verilen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin mahkum olduğu kararlarda bile tazminatı bizler, vergi mükellefleri ödüyoruz. 

“Devlet Hekimlik Onuruna ve Yaşam Standardına Uygun Bir Ücret Ödeme Yoluna Gitse, Hekimlerin Zaten Sağduyulu ve Gözü Tok Bir Camia Olduğunun Farkına Varacaktır”
Bazı meslek gruplarının özellikleri nedeniyle geçim sıkıntısı gibi dertlerinin olmaması, devletin de bireyin de çıkarınadır. Hekimlik, hakimlik, öğretmenlik gibi… Bu yazılı olmayan kural, çeşitli hesaplarla göz ardı edilirse, toplum yeterli hizmetten mahrum kalır. Tam Gün Yasası krizinin altında, sadece hekimlerin geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı yatıyor. Devlet, hekimi etkin kullanarak elde edeceği kazançtan, hekimlik onuruna ve yaşam standardına uygun bir ücret ödeme yoluna gitse, hekimlerin zaten sağduyulu ve gözü tok bir camia olduğunun farkına varacaktır. 

“İki Yıl Çalışıp Emekliliği Hak Eden Bir Milletvekili Kadar Rahat Bir Emeklilik Geçirebilmek”
Gerek toplum gerekse idareciler tarafından bilinmesi gereken şudur: Hiçbirimiz sadece sevap kazanmak için hekim olmadık. Bu bizim, evimizi geçindirmek, çocuk yetiştirmek ve en az “iki yıl çalışıp emekliliği hak eden bir milletvekili” kadar rahat bir emeklilik geçirebilmek için bildiğimiz, yaptığımız tek işimizdir. Aldığımız eğitimin ağırlığı, uzunluğu, yetenek ve zeka gerektirmesi gibi faktörler ise henüz bu tartışmaya eklenmemiştir bile. Sözün özü; hekimlerin maaşlarında ciddi iyileştirmelere “yetmez ama evet” deriz. Yetmediği kısım, bütün ek ödemelerin emeklilik katsayısına da yansıtılmama inadıdır.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

18 Haziran 2013 Salı

"HEKİM EMEKLİ İKRAMİYESİ VE MAAŞI ÇOK DÜŞÜK"

Emekliliği yaklaşan veya emekli olmayı düşünen hekimlerin ciddi kaygı duyduklarını belirten Türk Toraks Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Metin Akgün, hekimlerin ağır çalışma koşullarının olmasına karşın emeklilik sürecinde de maddi sıkıntı yaşadıklarını dile getirdi.

Hekimlerin emeklilik sürecinde yaşadığı sorunları gündeme getirmeye devam ediyoruz. Bu süreçte ne gibi sorunlar yaşandığı ve nasıl düzenlemeler yapılması gerektiği üzerine bilgi veren Türk Toraks Dernek Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Metin Akgün şunları söyledi: Hekimlerde genel bir kanı var "Doktorun emeklisi olmaz !" diye. Ancak çevremde tanıdığım ve emekli olduktan sonra çok zor şartlarda yaşamaya çalışan meslektaşlarımızı görmek gerçekten çok üzücü. Emekli ikramiyesi ve maaşı çok düşük.

“Performans Sistemi ile Emekli Maaşında Uçurum Oluşuyor”
Performansa dayalı sisteme göre maaşa ilave olarak ek ücret alınıyor. Ancak performans adı altında yapılan bu ödeme şekli, emekliliğe yansımadığı için zaten düşük olan emekli maaşı ile hekimlerin çalıştığı dönemde aldıkları ücret arasında çok büyük uçurum oluyor. Bu durum emekliliği yaklaşan veya emekli olmayı düşünen hekimlerde ciddi kaygı yaratıyor. 

“Hekimlerde Erken Emeklilik Şansı Yok”
Bir başka konu da ağır iş yükü. Birçok sektörde çalışanların erken emeklilik hakkı var. Bildiğim kadarıyla hekimlerde böyle bir durum yok. Gerçi emekli olunca da ücret açısından büyük bir travma yaşaması söz konusu. Sonuçta iki kötü sonuçtan birisine razı olmak zorunda.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

17 Haziran 2013 Pazartesi

AİLE HEKİMLERİ ADALETSİZ EMEKLİLİKTEN ŞİKAYETÇİ

Aile Hekimliği uygulaması kapsamında emekliliğe yansıyan maaş adaletsizliği olduğunu belirten Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) Yönetim Kurulu adına konuşan Dr. Akif Emre Eker, yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini anlattı.

Sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunları ve çözüm önerilerini ele alarak gündeme taşımaya devam ediyoruz. Bu hafta hekimlerin emeklilikleri sürecinde yaşadıkları sorunları ve çözüm önerilerini gündeme taşıyacağız. Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) Yönetim Kurulu Adına Dr. Akif Emre Eker konu hakkında şunları söyledi: “Aile Hekimliği Uygulamasında görev yapan aile hekimlerimizin emeklilik özlük hakları açısından mağduriyet yaşıyorlar. Şu anda yürürlükte bulunan mevcut uygulamada da aile hekimleri diğer tüm meslektaşları gibi belki de onlardan çok daha fazla mağdur oluyor. 

“Hekimler Gelecek Endişesi Taşıyor”
Aile Hekimliği uygulamasına geçilmesi sonrasında, aile hekimlerinden kadrolu hekim eşdeğerine göre emekli keseneği yapılıyor ve halen de devam ediyor. 2011 yılı ikinci yarısından sonra kadrolu eş değer hekime döner sermayeye yatırılan sabit miktardan ek emekli sandığı keseneği yapılmaya başlandı ve bu şekilde emekli maaşına, emekli ikramiyesine katkı sağlandı. Bu sağlanan katkı aile hekimlerine yansıtılmıyor. Bu mağduriyet sahadaki aile hekimleri tarafından federasyonumuza sık sık iletiliyor. Bu konu hekimlerin gelecek endişesi taşıması bakımından önemli. Bu durum, aile hekimliği kadrosuna geçen hekim ile aile hekimliğine geçmemiş hekim arasında fark oluşmasına neden oluyor. 

“Emekli Sandığına Yapılan Kesintiler, Kadrolu Aile Hekimlerine de Yansıtılmalı”
5258 sayılı Aile Hekimliği Uygulama Kanunu “Personelin statüsü ve malî haklar Madde 3” de; “Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler” hükmü bulunuyor. Bu hükme göre kadrolu personelden her ne şekilde olursa olsun emekli sandığına yapılan kesintilerin aynen bu kadroda bulunan aile hekimlerine de yansıtılması ise sorunun çözümü olarak önümüzde duruyor. 

Çözüm Ne?
Mevcut emekli keseneğine ek olarak, bulunduğu maaş derece katsayısında görev yapan personele yapılan herhangi bir ödemeden emekli sandığına yapılan ek prim kesintileri de aynen yansıtılmalı. 
Eşdeğer kadrolu personelin ek prim kesintisi; Maliye Bakanlığı kaynaklarından sağlanması durumunda aile hekiminin de ek prim kesintisinin Maliye Bakanlığı kaynaklarından sağlanacak, kişiye yapılan ödemeden kesilmesi durumunda da aile hekimine yapılan temel ücret ve kişi başı ödemesinden ek prim kesintisi yapılmalı. Damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz. Hükmü konularak sağlanabileceği düşünüyoruz. 
Yapılacak düzenleme veya alınacak karar ile şu anki uygulamadaki eşitsizliğin giderilmesi sağlanabilir. Ayrıca uygulamaya geçildiğinde oluşan mağduriyetin giderilmesi içinde çalışma yapılmalı ve aile hekimlerine seçeneklerin sunulması gerekiyor.

Aile Hekimlerinin Emeklilikte Temel Sorunları Ne?
Aile Hekimlerinin Özlük Haklarından, Emekli İkramiyesi ve Emekli Maaşları Konusunda talepleri şöyle: 
Sözleşmeli çalışan aile hekimlerine kişi başı yapılan ücretlerden sadece kadrosunda bulunan eşdeğer kadrolu hekimden yapılan emekli sandığına prim kesiliyor. Yani, aile hekimine yapılan kişi başı ödeme miktarı esas alınarak emekli sandığı prim keseneği yapılmıyor. 

1. Sözleşmeli çalışan aile hekimlerinin aldıkları sabit ücretleri ile emekli keseneklerinin uyumunu ortadan kaldırılıyor. 
2. Alınan kişi başı ücretin emekli maaşı ve ikramiyesine yansıtılmamasına neden olmakta ve mağduriyete yol açıyor.
3. Aile hekimlerinin emeklilik sonrası sosyal güvenceleri ile ilgili kaygılara neden olarak teşviki azaltıyor.
5258 sayılı Aile Hekimliği Uygulama Kanunu “Personelin statüsü ve malî haklar Madde 3” hükmüne göre; kadrolu eşdeğer personelden yapılan sosyal güvenlik prim kesintisi kadar kesinti yapılacağı ile ilgili bir hüküm bulunmuyor. 
Bu hüküm nedeni ile aile hekimine yapılan ödemelerden eksik prim kesiliyor ve aile hekimine Devlet adına yatırılan primi de eksik oluyor. Bu durumda aile hekiminin emeklilik özlük hakkı olan emekli ikramiyesi ve emekli maaşı açısından mağduriyetine yol açıyor. 

Ne Yapılmalı?
Yapılacak düzenleme ile; “Temel Ücret + Kişi Başı Yapılan Ücret üzerinden Emekli Sandığı Kanununda belirtilen prim oranlarında prim kesintileri yapılarak sosyal güvenlik kurumuna kişi adına aktarılır.”ibaresi bu eksikliği giderecektir.

Çözüm Önerileri:
Sözleşmeli çalışan aile hekimlerinin aldıkları sözleşme sabit ücretleri ile emekli keseneklerinin uyumlaştırılmalı.
Ücretlerinin en azından bir bölümünün emekli maaşı ve ikramiyesine yansıtılmalı.
Bu şekilde aile hekimlerinin emeklilik sonrası sosyal güvencelerinin iyileştirilmesi ile aile hekimliğine teşvik sağlanabilir. ”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

15 Haziran 2013 Cumartesi

İYİ KLİNİK UYGULAMALARI EĞİTİMİ AKREDİTE OLDU

İyi Klinik Uygulamaları (İKU)'ya Giriş Eğitimi, 17-18 Haziran’da Ankara Swiss Otel’de gerçekleştiriliyor.

Bu yıl 10.’su düzenlenen İyi Klinik Uygulamaları (İKU)'ya Giriş Eğitimi, 17-18 Haziran’da Swiss Otel’de gerçekleştiriliyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kurs Direktörü Prof. Dr. Zafer Güney, yılda bir kez Ankara’da olan bu eğitime klinik araştırmalarla ilgilenen, doktor, hemşire, biyolog, eczacılar, etik kurul üyeleri katılabileceğini söyledi. 7 yılda, 19 eğitim, 20'si yabancı 450 katılımcı ile gerçekleştiğini belirten Güney, klinik araştırmalar için tüm dünyada geçerli olan kuralların anlatıldığını kaydetti. 

"7 Yılda, 4 farklı konuda 19 Eğitim, 20'si Yabancı 450 Katılımcı"
Güney, toplantı hakkında şu bilgileri verdi: “Türkiye’de akademik olarak uluslararası akreditasyona sahip eğitim olduk. Faz çalışmalarında yer almak isteyenler için önemli bir eğitim olduğunu düşünüyorum. Uluslararası çalışmalar için gelen audit (denetim)ler bu sertifikayı kabul ediyorlar. 2 gün sürecek olan toplantıda Prof. Dr. Canan Uluoğlu ve Prof. Dr. Seçil Özkan ile birlikte eğitim vereceğiz. Amerika’ya giden biri ilaç firmasında daha önce yapmış olduğumuz eğitimlerde verdiğimiz sertifika ile işe alındı. Böylece alınan eğitimin ne derece önemli olduğu anlaşılıyor. Firmalar da klinik araştırmalarda artık bu tür sertifikası olanları tercih ediyor.” 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

14 Haziran 2013 Cuma

GRUP EMPATİ ÖDÜLLERE DOYMUYOR

Doktorlardan oluşan müzik topluluğu “Grup Empati” 4 yıldır Cihan Can şefliğinde, yarışmalara katılıyor ve çeşitli ödüller alıyor.

Doktorlar insan hayatını kurtarmak ve uzun saatler araştırma yaparak geçirdikleri günlerin stresini farklı hobiler edinerek atıyorlar. “Müzik ile ruhumuzu besliyoruz ve mutlu hissediyoruz” diyen doktorlardan oluşan müzik korosunun üyeleri, alanlarında başarılı isimlerden oluyor. Grup Empati, müzik grubu üyeleri katıldıkları yarışmayı ve çalışmalarını Med-Index’e anlattı. 

Koronun 4 yıl önce Cihan Can tarafından Farkındalık korosunun dışında, “hekimlerin oluşturduğu bir grup olsun” demesiyle başladığını anlatan Prof. Dr. Deniz Yamaç, koronun kuruluşu hakkında şunları söyledi: “Çalışma yerlerimiz ve ortam değişebiliyor ancak içimizdeki müzik sevgisi değişmiyor. Birlikte bir şeyler başarma isteği mutluluk veriyor. İletişim becerileri ile ilgilenen doktorlara olarak, ismini “Empati” koyalım dedik. Yaşamlarına sanatı sokan duyarlı duygusal özellikleri hakim doktorlardan oluşan bir grup. Dolayısıyla bu doktorlar da benliklerini müzikle doyurma şansını buldular. 

Benim gruba katılmam ise; müziğe karşı ilgim ve isteğim var. Meme kanseri hastaları ile de bir koromuz var, arkadaşlarımla çok sesli olması nedeniyle katılıyorum. Çok emek veriyoruz. Zamanımız kısıtlı olduğu için çok çalışamıyoruz ancak, dostluğumuzu artıran ve keyifli zaman geçirmemizi sağlayan bir grup. Katıldığımız son yarışmada Çalgılı Parça Yorumlama ödülü aldık. ”

Prof. Dr. Serdar Kula, koro hakkında şunları söyledi: “Sadece şarkı söylemek değil bu bizim için, ciddi bir ses eğitimi de alıyoruz. Hepsinden önemlisi birlikte olmanın ve güzel şeyler başarmanın mutluluğunu paylaşıyoruz. Yoğun ve stresli mesleğimizde güzel bir pencere araladı Cihan hocamız bize”

“Cihan Hocamız Bize Şarkı Söylemeyi ve Mutlu Olmayı Öğretti”
Doç. Dr. Çiğdem Elmas, bu grubun üyesi olması ile ilgili şunları kaydetti: “Cihan Hocamız bize şarkı söylemeyi ve mutlu olmayı öğretti. O yüzden onu tanıdığıma ve bu grupta olduğuma çok mutluyum.” 

Doç. Dr. Levent Oktar, bir cerrah olarak yoğun çalıştığını ve müziğin kendisi için stresten kaçış olduğunu söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim gibi çoğunun daha önce müzikle olan ilgisi dinleyici olmaktan ileri gitmeyen bir grup hekimden, hem de düzenli bir çalışma yapamadan, bir vokal grubu yarattığı için Cihan Hocamıza teşekkür ediyorum ve bu güzel grupta yer aldığım için gurur duyuyorum”.

Grup Empati ile bütün günün yorgunluğunu şarkı söyleyerek attığını belirten Prof. Dr. Nesrin Demirsoy, “Çok keyifli bir ekip. Stresli ve yoğun günler yaşıyoruz dolayısıyla bu grup bizim için terapi gibi oluyor” dedi. 
Prof. Dr. Meltem Yalınay Çırak ise şunları dile getirdi: “Ruhumuzu besliyor. Gerçekten çok keyif alıyoruz. Cihan Hocamıza minnetarız. Çünkü bizi çok geliştiriyor. Bu 3. Yarışmamız olacak, birçok ödüller aldık.” 

“Çılgın Bir Şef Arıyordum”
“Çılgın bir şef arıyordum” diyen Uzm. Dr. Serap Çuhadaroğlu, “Müzik eğitimim vardı. Sınıf arkadaşım Ahmet Çello çalışyordu bu grupta, Misafir olarak girdim. Ben Ankara Tıplıyım. Hekim olmam ortak paydasında katıldım. Çok güzel bir takımız biz. Doktorluğu bıraktım, artık ameliyathanede olmak istemiyorum” diye konuştu. 



Grup Empati prova yaparken...


Uzm. Dr. Serap Çuhadaroğlu, Prof. Dr. Deniz Yamaç, Prof. Dr. Nesrin Demirsoy, Prof. Dr. Meltem Yalınay Çırak


Şef Cihan Can, Doç. Dr. Çiğdem Elmas, Doç. Dr. Levent Oktar ve Prof. Dr. Serdar Kula


Yarışma öncesi


Grup Empati sahnede


Grup Empati 


                                                          Yarışma sonrasında Grup Empati 
 
Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...