25 Haziran 2013 Salı

SAĞLIK ÇALIŞANLARI SAĞLIKLI BESLENİYOR MU?


 
“Daha iyi beslen, daha iyi hisset, daha iyi yaşa ve daha iyi çalış” diyen Uzman Diyetisyen Banu Topalakcı, sağlık çalışanlarının beslenmelerinde dikkat etmesi gereken ip uçlarını Med-Index’e anlattı.


Sağlık çalışanları hastalara şifa dağıtırken, kendi sağlıklarını düşünmezler. Bu süreçte hastalarının sağlığını korumaya çalışırken, öğün atlarlar, su içmezler ve her sorun yaşandığında çok stres olurlar. Sağlıklı ve dengeli bir yaşam tarzını bir ömür boyu benimseyebilmeyi herkesin çok istediğini ettiğini dile getiren Uzman Diyetisyen Banu Topalakcı, “Hepimiz; sağlıklı yaşam seçeneklerinin neler olduğunu, sağlıklı beslenmeyi, sporun önemini, daha az alkol tüketmemiz, sigarayı bırakmamız ve zayıflamamız gerektiğini çok ama çok iyi biliyoruz. Ancak bütün bunları biliyor olmakla, harekete geçmek, bildiğimiz şeyleri uygulamak ve yaşam tarzı haline getirmek arasında çok fark var. Hayatımızda pozitif yaşam değişiklikleri yapmak kolay değildir. Yapılan değişiklikleri kalıcı hale getirmek ise daha da zordur. Kolay olsaydı; günümüzde moda diyetler, spor merkezlerine yapılan üyelikler, bireysel gelişim uzmanları, yaşam koçları ve medyanın konuya olan ilgisi her geçen gün artıyor olmazdı” dedi.

Hastanelerde sağlık çalışanlarının beslenmesine düzenli olarak dikkat edebilmesinin göründüğü kadar kolay olmadığına dikkat çeken Topalakcı, şunları söyledi: “Sağlıklı beslenebilmek için gerekli olan besinleri temin edebilmek ise büyük bir disiplin gerektiriyor. Hastanede çıkan yemekler ya da dışarıda yemek yenilen restoranlardaki alternatifler, kişinin diyetine ya da beslenme alışkanlıklarına uygun olamayabiliyor. Ara öğün alternatiflerinin nasıl çeşitlendirebileceği konusundaki karar verme süreci ise çoğu zaman çalışanlar ve yöneticiler için ekstra bir zaman kaybı olabiliyor. 

“Soğuk Algınlığına Bağlı Üretkenlik Kaybı 25 Milyon Dolar Civarında”
Unutmamak gerekir ki mutlu ve sağlıklı personel bir kurum için altın değerindedir. Çalışanların sürekli yorgun olmasının nedeni demir eksikliği veya uyku apnesi olabilir ya da çok sık baş ağrısı problemi yaşayanlar acaba gün içinde çok mu susuz kalıyor? Çok sık geçirilen gribal enfeksiyonlar ise iş verimini ciddi oranlarda düşürebilir. Unutmamak gerekir ki, beslenme ve yaşam tarzı, bağışıklık sistemi ve beden sağlığını doğrudan etkilemektedir. Yapılan bir araştırmaya göre soğuk algınlığına bağlı üretkenlik kaybının getirdiği ekstra maliyet ortalama 25 milyon dolar civarındadır. (USA , Bramley et al, 2002).

“Yorgunluğun Faturası Yılda Ortalama 136 Milyon Dolar”
İşyerlerinde yorgunluk son derece yaygın olarak görülmekte olup ciddi verim ve motivasyon düşüşlerine neden oluyor. Yine Amerika’da yapılan bir çalışma yorgunlukla gelen işgücü kaybının şirketlere faturasının yılda ortalama 136 milyon dolar civarında olduğunu göstermektedir (Ricci ve ark, 2007). 

“Sağlık Problemi Yaşayanlar, Sağlıklı Çalışanlara Oranla 3 Kat Daha Fazla İzin Alıyor”
Kötü uyku, stres, hastalık, hastalık kaygısı, şişmanlık, dengesiz ve yetersiz beslenme, fiziksel aktivite azlığı, az su tüketimi yorgunluğa ve baş ağrısana yol açan en önemli nedenlerdendir. Doğru beslenmeye teşvik edilen çalışanların yorgunluk düzeylerinde azalma olduğu yapılan çalışmalarca saptanmıştır. Sağlıklı beslenen çalışanların performans ve iş verim düzeyleri, sağlıksız beslenenlerden 3 kat daha fazla. Sağlık problemi yaşayan çalışanlar, sağlıklı çalışanlara oranla 3 kat daha fazla hastalık izni ya da rapor kullanıyor.”

İşyerinde Sağlıklı Yaşam ...
Sağlık çalışanlarının uzun çalışma saatleri, iş yemekleri gibi durumların kişinin günlük beslenme planını oldukça fazla etkilediğini hatırlatan Topalakcı, şu bilgileri verdi: Bu yoğunluk ve stres içinde ise sağlık çalışanları, çok hızlı ve hayati kararlar almak zorundalar. Sağlık çalışanlarının, proaktif olmak, hızlı ve doğru karar alabilmek, kriz yönetmek, problem çözmek gibi yetkinliklerin yönetilebilmesi ancak sağlıklı bir beden ve ruh hali içinde daha etkili ve mümkün olabilecektir. 

Bu anlamda sağlık çalışanları için sağlıklı beslenmeye ve beslenme yönetimine ilişkin verebileceğim ipuçlarından bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

Kahvaltı yapma alışkanlığını yaşam felsefesi haline getiriniz; protein ve karbonhidrattan dengeli bir kahvaltı örüntüsü ile güne daha zinde başlayabilir, öğleden sonra oluşabilecek yorgunluk hissini azaltabilirsiniz. Sabah sadece karbonhidrat içeren bir besinin tüketimi, yanında protein alınmadığı için öğlene doğru kişinin kan şekeri düşebilir ve kişi kendini son derece aç hissettiği için takip eden öğünde fazla yeme isteği doğurur.
Aslında ne yediğinizden çok nasıl ve ne kadar tükettiğiniz önemlidir. Örneğin kahvaltıda simit tüketmek istiyorsanız, bunu her gün yapmamak kaydıyla yanında bir iki dilim beyaz peynir , bol domates, maydanoz ve bir meyve ilavesiyle yapabilirsiniz.
Daha fazla hareket ediniz. 
Su içmeyi unutmayınız, masanızda size ait bir su şişesi bulundurarak günlük su tüketimini arttırınız,
Günde 3-4 fincandan fazla kahve tüketmeyiniz (tansiyon hastaları ise günde en fazla bir fincan içmeli), açık çay veya bitki çaylarına ağırlık veriniz. ,
Öğün atlamayınız. Uzun toplantılarda toplantı öncesinde en azından süt ve muz gibi pratik bir atıştırma yapabilir ya da toplantıda ikram olarak kuru meyve ve minik peynirli sandviçler ya da taze meyve ve az miktarda badem, ceviz sunulmasını sağlayabilirsiniz,
Öğün aralarında mutlaka ufak tüketimleriniz olmasını sağlayınız. Süt, sütlü kahve, 1 porsiyon kuru meyve, yoğurt, 10 adete kadar badem, 1 – 2 adet taze meyve, ayran, kefir gibi…
Yemek yemeyi ya da su içmeyi unutmamak adına uyarıcı mesaj içerikleri ile telefonunuz ya da bilgisayarınızdan destek alınız.
Hastanede fiziksel aktivite imkanlarını ve sağlıklı beslenme düzeyini arttırmak için bazı düzenlemeler getiriniz. Örneğin asansör kullanımını azaltmak, her çalışanın kendi işini kendisinin yapmasına teşvik etmek, sağlıklı yaşamı özendirici bilgilendirme duyuruları yapmak gibi.
Haftada bir iki kez mutlaka ızgara ya da buğulama balık tüketiniz. Balık içerdiği yağ asidi sayesinde konsantrasyonu arttırıcı ve stresi azaltıcı etki göstermektedir. Benzer etkileri gösteren muz, elma, badem ve bitter çikolatanın da günlük beslenmenizde yer almasına dikkat ediniz. Tabii ki ne yediğinizin değil, ne kadar yediğinizin önemli olduğunu unutmadan.
Diyelim ki dışarıda yemektesiniz. Yemeğe mutlaka sıcak ve bol limonlu bir çorba ile başlayınız (kremasız olanları tercih etmek doğru olacaktır). Ardından bol miktarda salata ve ızgara et tercih edebilirsiniz. Yemeğinizin yanında bir iki kadeh şarap ya da bir iki duble rakı alabilirsiniz (haftalık sıklığı bir-ikiyi geçmemelidir.) . Yemek uzun bir toplantıya dönüşürse maden suyu ile devam edebilir ya da meyve tercih edebilirsiniz. 
Yemeklerde mutlaka kompleks karbonhidrat alınız. Örneğin; çavdar ekmeği, az yağlı kuru fasulye pilaki ya da bulgur pilavı sizi hem daha iyi doyuracak hem de dengeli bir örüntü sağlayacaktır.
Salata tüketmek her zaman sağlıklı bir seçenek değildir. Bazen sağlıklı bir seçim yapmak isterken gereksiz fazla enerjiye maruz kalabilirsiniz. Salataların içeriği ve sosları bu anlamda bazen çok tehlikeli de olabilir. Örneğin sezar salata sosu son derece yağlı ve yüksek kalorilidir. Bu nedenle salatanızı sossuz sipariş edip masanıza zeytinyağı ve limon isteyebilirsiniz.


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...