24 Şubat 2017 Cuma

BAŞARIDAKİ TEK İLACI YILMAMAK

25 yıllık kariyer hayatında farklı pozisyonlarda çalışarak ilaç sektöründe zirveye yükselen Chiesi Türkiye Genel Müdürü Filiz Balçay, farklı alanlardaki çalışmalarını birleştirerek ilaç sektöründe yeni bir bakış açısı geliştirdi. 

Vizyoner bakış açısıyla gençlere destek vererek imkanlar sunan Filiz Balçay,  ilaç sektöründe yönetici olarak her çalışanının değerini biliyor. Önce insan olmaya önem veriyor. 

“Yenilgi belli bir konuyla ilişkin bir sonuç. Yaşanılanları bir kenara bırakıp hayatın devam ettiğini düşünürüm ve en iyi ilacın yola devam etmek olduğuna inanırım.” diyen Chiesi Türkiye Genel Müdürü Filiz Balçay ile ilham veren öyküsünü konuştuk.

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunuyum. Mezuniyeti takiben katıldığım ilaç sektöründe geçen 25 yıl boyunca AR&GE odaklı çok uluslu firmalarda farklı pozisyonlarda çalıştım. Görev aldığım her pozisyon ve her ek sorumluluk beni bir sonraki adıma hazırladı. 

Ürün müdürü olarak 1991 yılında Pharmacia’da başladığım çalışma hayatıma pazarlama müdürü, satış müdürü ve  bölüm müdürlüğü tecrübelerini kattım. Pharmacia, Pfizer bünyesine katıldığında hastane ürünleri bölüm müdürü olarak çalıştım. 

2005 yılında ilk kez gönüllü iş değişimimi gerçekleştirdim ve Schering-Plough’a katıldım. Primary Care bölüm müdürü olarak başladığım görevim farklı ek sorumluluklarla zenginleşti. Primary Care yanı sıra Kardiyoloji Bölümü, bir sonraki aşamada “Satış &Pazarlama Destek Hizmetleri”,  Schering-Plough & Organon birleşme sürecinde ise tüm bu sorumluluklara ticari ilişkiler de eklendi. 2009’da Merck birleşmesinde görev aldım. Bu değişimde farklı uzmanlık alanlarından sorumlu bölüm direktörü olarak devam ettim. Bölüm direktörlüğü görevine ek olarak 2012 yılında  pazar erişim direktörlüğüne de vekalet ettim. Şubat 2013’den bu yana ise Chiesi İlaç’da genel müdür olarak çalışıyorum. 

Tamamı ilaç sektöründe şekillenen 25 yıllık iş hayatıma baktığımda sektörün, potansiyeli olan ve almaya açık herkesi geliştirdiğini gördüm. Eğitimler, rotasyonlar, projeler ve ilave sorumluluklar sizi hedefinize adım adım götürüyor. Hatta şunu da ilave etmek isterim ki ilaç sektörü insanın kendinde fark etmediği pek çok özelliği ortaya çıkarıyor ve geliştiriyor. Bu yönüyle de içinde bulunduğum sektörü her zaman çok heyecan verici bulmuşumdur.

Nasıl fark yaratırsınız?
Konu ne olursa olsun,  işin merkezine insanı koymak fark yaratmada benim en çok benimsediğim yaklaşım.  Ekipte yer alan herkesin organizasyonel hedeflere ulaşmada rolü farklı ama herbirinin katkısı çok önemli. Şirketin güler yüzle ziyaretçileri karşılayan resepsiyonistinden üst düzey yöneticilerine kadar şirket bir bütün. Bu bakış açısı organizasyonel iklimimizi belirliyor verimliliğimiz artırıyor.

Yaptığım işten çok keyif alıyorum. Yeni bakış açılarından beslenip, bu enerji ile tekrar eden işlerden ziyade değer katan farklar yaratmaya odaklanıyorum.


Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Yenilgiler en kalıcı öğrenimleri beraberinde getiriyor.  Nedenlerini doğru analiz edip öğrenimleri geleceğe taşınmak önemli bir ders.  İyi bir analiz sonrasında çok da zaman kaybetmeden geleceğe odaklanmak en olumlu yaklaşım. Dikkat edilmesi gereken konu, aynı yenilgileri farklı şekillerde tekrar tekrar yaşamayacak organizasyonel hafıza oluşturmak.

Sizin için para nedir?
Varlığının önemini inkar etmek mümkün değil ama benim için amaç olmaktan öte her zaman bir araç olmuştur.

Kendinize hedef koydunuz mu?
Farklı alanlarda ama birbiriyle uyumlu hedeflerim var. Son dönemdeki hedeflerimden birisi gençlere iyi yapılandırılmış bir süreçle destek olup, potensiyellerini nasıl açığa çıkarabilecekleri konusunda rehberlik etmek. 

Kendimde yıllar içinde biriktirdiğim deneyimleri onlarla paylaşmak istiyorum. Yeni nesile inanıyor ve onlardan öğrenilecek çok şey olduğunu düşünüyorum.


Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Hayatıma, bana değer katan ve mutlu eden şeylerden çok da fazla fedakarlıkta bulunmadan devam edebileceğim formülü zamanla iş hayatımda deneyim kazanarak buldum. Bunu yapabilmenin yegane yolu zaman yönetimi ve güvenebileceğiniz profesyonel destek networkü. 

Yıllık ajandamı oluştururken ilk önce kendim ve ailem ile ilgili önemli günleri kaydedip diğer toplantıları buna göre şekilllendiriyorum. Her hafta bitmeden bir sonraki haftanın önemli gündem konularına ve yapılması gerekenlerini gözden geçiriyorum.

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Rekabetin etik kurallar ve değerler çerçevesinde verimliliği artıran en önemli motivasyon olduğu düşüncesindeyim. Rekabeti yakından izleyip ona göre pozisyon alıyorum. 

İlaç sektörü rekabetin yoğun yaşandığı sektörlerden birisi. Rekabet ederken asıl amacımız olan sağlık için yenilikçi çözümler üretmekten ve paydaşlarımıza  yenilikçi tedavi seçenekleri sunmaktan mutluluk duyuyorum. Bu da yaptığım işe saygımı ve tutkumu gün be gün artırıyor.


Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Vücut sağlığının performans yönetimi ve odaklanmada oldukça etkin bir rol oynadığını düşünüyorum. Düzenli olarak haftada 2 kez fitness yapıyor ve mümkün olan her fırsatta yürüyüşlere çıkıyorum. Bir gece konaklamalı seyahatlere bile mutlaka spor ayakkabılarımı götürür ve uzun toplantılar sonrasında hareket etmek için kendime fırsat yaratırım. 

Spor ile aynı derecede önemli olan diğer konu da beslenme. Genel olarak sağlıklı beslenmeye dikkat eden birisiyim. İçinde bulunduğum sektörün de vermiş olduğu bilinç ile çalışma arkadaşlarım da aynı hassasiyetteler, böylece son yenilikleri takip ettikleri için onların desteği ile kendimi güncel tutabiliyorum.

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Yenilgi belli bir konuyla ilişkin bir sonuç. Yaşanılanları bir kenara bırakıp hayatın devam ettiğini düşünürüm ve en iyi ilacın yola devam etmek olduğuna inanırım. Değer katan farklı projelerle yenilginin üzerinden gelmeye odaklanırım.

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Bu tür anlarda “Ben bunu neden düşünemedim?” “Bu sonuç öngörülebilir miydi ?”sorularını kafamdan atmak vakit alıyor. 

İlaç sektörünün hızlı değişen gündemi sayesinde bu duyguların üstünden gelmek de nispeten kolay oluyor. Farklı bir alanda yaptığımız güzel bir proje ile hızla moral depolayabiliyorum.

22 Şubat 2017 Çarşamba

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ SORUNLARINDAN NASIL KURTULABİLİR?

Devlet üniversite hastanelerinin özellikli ve ileri tıbbi hizmet vermesi hedeflenirken, bu hastaneler binlerce hekim yetiştirirken, bu amaçla milyonlarca hastaya şifa dağıtırken, bunların yüksek maliyetinin karşılanamaması nedeniyle borç batağından da kurtulamıyor. Gün geçtikçe artan borçları nedeniyle mali zorluklarla mücadele etmeye çalışan üniversite hastaneleri bu durumdan nasıl kurtulabilir?

Üniversite Hastaneleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Erkan İbiş, sorunun çözümü için devlet üniversite hastaneleri arasında eşgüdümü sağlayacak Üniversite Hastaneleri Kurumu (ÜHK) kurulması gerektiğini belirtti. Erkan İbiş, ülkemizdeki tıp eğitimi ve tıbbi uygulamaların nitelikli seviyeye gelmesi ve dünya standartlarında kaliteli ve ileri tıbbi uygulamalarda öncü olmasını, üniversite hastaneleri sayesinde gerçekleştiğini söyledi. 

Üniversite hastaneleri neden borç batağında?
Tıp eğitiminin ve tıp hizmetlerinin dünyadaki bulunduğu iyi konumun kaybedilmemesi gerektiğine dikkat çeken İbiş, Türkiye’nin sağlık alanında cazibe merkezi olduğunu ve bunun korunması için tıp fakültelerine destek olunması gerektiğini dile getirdi. Üniversite hastanelerinin temel sorunlarının başında mali ve insan kaynakları yetersizliğinin olduğunu kaydeden İbiş, “Maliyetin çok altında ödeme ile karşı karşıyayız, bu nedenle her ay, her yıl üniversite hastaneleri döner sermaye bütçesi açık veriyor.” dedi. 

Her şey döner sermayeden mi karşılanıyor?
Prof. Dr. Erkan İbiş, üniversite hastanelerine tıbbi cihaz, bakım onarım, inşaat gibi yatırım bütçelerine Maliye Bakanlığınca destek verilmesi gerektiğini vurguladı. İbiş, tüm devlet kurumlarında personelin denge tazminatı Maliye Bakanlığı tarafından karşılanırken, üniversitelerin tıp fakültesi hastaneleri ve diş hekimliği hastanelerinin bu uygulamanın dışında bırakıldığını, bu önemli giderin döner sermayeden karşılandığını belirtti. 

Sağlık Uygulama Tebliği (SUT)  fiyatlarına 8 yıldır zam yapılmadığını dile getiren İbiş, “Buna karşın tıbbi malzeme, ilaç, asgari ücret, ilaç, elektrik gibi temel ihtiyaç giderlerinde  yüzde yüzü aşan artış oldu. Aslında üniversite hastaneleri dahil tüm kamu hastaneleri zarar ediyor. Kamu hastanelerinde bu açık bütçe aktarımları ve gider esaslı bütçe uygulaması ile kapatılıyor. Bu uygulama üniversite hastaneleri içinde yapılmalı ve üniversite hastanelerine de gider esaslı global bütçe verilmeli” diye konuştu. 

Çözüm ne? 
Üniversitelerde de hata olduğunu ifade eden İbiş, şunları söyledi: “Üniversite hastaneleri YÖK’e bağlı. Ancak YÖK’ün hastaneleri denetlemesi mümkün değil. 44 üniversite hastanesinin hizmetlerini, gelişim planlarını ve stratejisini eşgüdümlü şekilde yapacak bir kurum gerekiyor. Ortak tıbbi malzemeleri almalı çünkü, tek başımıza aldığımız zaman pahalıya alıyoruz. Maliye Bakanının üniversite hastanelerinin bütçelerini, sağlık kadrolarını, yatırım ihtiyaçlarını 44 üniversite rektörü ile ayrı ayrı görüşmesi mümkün değil. Tüm ihtiyaçları temsilen bir kişinin görüşmesi gerekiyor. Bu amaçlarla, Üniversite Hastaneleri Kurumu (ÜHK) oluşturulsun ve YÖK’e bağlı olsun. ÜHK’nun oluşturduğu esaslarla, önerilerle üniversite hastaneleri, üniversitelerin kendisi tarafından yönetilsin. ÜHK, üniversite hastanelerinin verimliliklerinin artırılması, bütçe ve kadro yapılarının düzenlenmesi, daha nitelikli hizmet sunmalarının sağlanması, maliyetlerinin düşürülmesi ve düzenli denetlenmesi gibi  görev ve sorumlulukları üstlenmeli.” 

Yapılacak bu çalışmaların ise çok önemli olduğunu kaydeden İbiş, “Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza ve YÖK Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Çünkü, üniversite hastanelerini önemsiyorlar, eğitimin, araştırmanın ve bilimin sağlık hizmetiyle entegre olması için destek oluyorlar, sorunlarımızın çözülmesi için her zaman girişimlerde bulunuyorlar. Ben inanıyorum ki, üniversite hastanelerinin sorunlarının çözümü konusunda Nisan 2016 EKK kararları ile ortaya çıkmış yol haritası hızla uygulamaya girecek ve üniversite hastaneleri daha yüksek bir motivasyonla hem nitelikli sağlık hizmeti hem de nitelikli eğitim hedefine doğru daha emin adımlarla ilerleyeceklerdir” dedi. 

19 Şubat 2017 Pazar

KOZMETİK ÜRÜNLER TAKİP ALTINA ALINIYOR

Dize takılan bir protez ya da kalbe takılan bir pilin hangi üreticiden geldiği, ne gibi aşamalardan geçtiği ve hangi hastada olduğunun sistem üzerinden takibi yapılabilecek. Böylece, ürünlerin izlenerek, son kullanıcıya kadar güvenli bir rota takip etmesi sağlanmış olacak. 2017 yılı içerisinde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankası (TİTUBB) sisteminin yerini Dünya’da ilk ve tek olacak olan Ürün Takip Sistemi (ÜTS) ile tıbbi cihazların tekil seviyede takibi yapılabilecek ve Türkiye bu alanda öncü olacak. 

Ülkemizde üretilen veya ülkemize ithal edilen tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin üretiminden, satılıp kullanıldığı yere ve hastaya kadar takibini içeren bir sistemin geliştirilmesi hedefleniyor. İşte bu sisteme Ürün Takip Sistemi (ÜTS) Projesi kapsamında uygulanacak. 

ÜTS ile ülkemizde üretilen ve ülkemize ithal edilen tüm tıbbi cihazlara ve kozmetik ürünlere ilişkin kayıt, belge, inceleme gibi işlemler yapılabilecek. Tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin verilecek kararlara göre tekil veya lot bazlı takip ve izlemesi ve geri çekme işlemlerinin kontrollü olarak yapılmasına yönelik gerekli altyapı sunulmuş olacak.

Kozmetikler ve Tıbbi Cihazlar İzlenecek
Ülkemizde kayıtlı yaklaşık 4 milyon tıbbi cihaz ve formül bazında 400 bin farklı kozmetik ürün bulunuyor. Sistem ayrıca denetim faaliyetleri, klinik mühendislik faaliyetleri, iş zekası ve vatandaş odaklı işlemlere yönelik modülleri de içeriyor ve toplamda 25 adet yazılım modülünden oluşuyor. 

İlk aşamada tıbbi cihazlar takibe alınacak. Vatandaş Odaklı Hizmetler kapsamında tekil tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin sorgulanmasına yönelik altyapı geliştirilmiş olacak. ÜTS'deki veriler kullanılarak birçok paydaş için ileri raporlama yetenekleri sunulacak. Ülke genelindeki hastanelerde kullanılan yerleşik tıbbi cihazlara ilişkin kalibrasyon, bakım ve onarım işlemlerinin doğru şekilde yapılmasını sağlamak için bir altyapı geliştirilecek. 

Teknik servis firmalarının personelleri ve personellerin aldıkları eğitimler ve sertifikalar kayıt altına alınabilecek ve bu personellerin ilgili işlemi yapmak için gereken yeterlilikleri sistem üzerinden kontrol edilebilecek. Kalibrasyon, bakım ve onarım işlemleri kayıt altında tutulacak.

Ürünlerin güvenliğini ve pazarda “yeterli” olarak bulunmalarını sağlamak, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK)  temel amaçları arasında yer alıyor. Ülkemizde yerleşik bulunan üretici ve ithalatçı firmaların, bayilerinin ve yönetmelikler kapsamında bulunan tıbbi cihazların Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankası (TİTUBB) ile kayıt işlemi yapılıyor. Güvenli ürüne erişim, etkin denetim, sağlık politikalarının belirlenmesi, kayıt dışı ekonomi ile mücadele önemli proje kazanımları.  

 “ÜTS Mobil” Hazırlanıyor
Önümüzdeki süreçte ÜTS’nin de tıpkı İTS gibi mobil hale getirilip cep telefonlarına entegre edilmesi planlanıyor. Böylelikle ürünlerin kimlik bilgilerinin cep telefonlarından takibi de yapılabilecek. ÜTS’nin bu yıl içinde tamamen aktif hale gelmesi hedefleniyor. 

18 Şubat 2017 Cumartesi

KELİMELERLE GÜZELLEŞ, İŞTE LÛGAT365

365 gün hiç ara vermeden her gün bir kelimeyi anlamıyla, etimolojik kökeniyle ve usta yazarların alıntılarıyla paylaşan Lûgat365 projesinin sahibi Onur Ertuğrul, aynı zamanda projenin ürünlerinin yer aldığı ''Güzel Kelimeler Dükkânı'' açtı. 

Banu ve Onur Ertuğrul, bir soru ve oyun ile Lûgat365 projesini başlattılar. İşte o soru “Nasıl yaparsak bu kelimelerin güzelliğini özellikle gençlere gösterebiliriz?” idi. 

“Bazı kelimeler çok güzel” diyerek kelimelerin gücüne inanan reklamcı çift, kelimelerin reklamını yapmak için iyi bir dijital strateji hazırlardılar. Kelime avcılığı yaparak tedavülden kalkan kelimelere hak ettikleri değeri göstermek için, onları yeniden popüler hale getirdiler. 

“Yenilme riski olmayan yolculuk taklitçiliktir.” diyen Lûgat365 projesinin sahibi Onur Ertuğrul ile ilham veren öyküsünü konuştuk.

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Eskişehir Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra ODTÜ’de Felsefe eğitimi aldım. Uzun yıllar televizyon kanallarında çalıştıktan sonra reklam sektörüne geçtim. Reklam sektöründe özellikle dijital ve strateji konularında deneyim kazandım. 

Nasıl fark yaratırsınız?
Fark yaratmak için öncelikle kendine inanmak gerektiğine inanıyorum. Kendine inanmak ve bu konuda dik kafalı olmadan fark yaratılamıyor. Zira size akıl veren herkes denenmiş ve başarı sağlamış örnekler üzerinden akıl veriyor. Bu da fark yaratmanın önündeki en büyük engel aslında. Denenmemiş yoldan gitmek de kendine inanmak, dik kafalı olmak ve dirayet göstermek üzerinden geçiyor. 

Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Fark yaratmak için denenmemiş yoldan gitmek demek öncelikle yenilgiyi göze almak demek. “Yenilecek olsam da bu yola inanıyorum ve bu yoldan gideceğim” demektir. 

Yenilgilerde ise ki galibiyetlerimden çok daha fazla yenilgim olduğunu teslim etmem gerek,  kesinlikle ve her zaman insanın çuvaldızı kendisine batırması gerektiğini düşünüyorum. Değiştiremeyeceğimiz ve büyük gerçekler üzerinden şikayet ve bahane üretmenin kişinin kendisine kesinlikle hiçbir faydası yok.

Sizin için para nedir?
Sahip olmak için uğraşmanız durumunda, insanı ele geçiren tehlikeli bir tuzaktır para. Yolculuklarımızda, aklımızı çelmek için karşımıza çıkan maddi fırsat ya da tekliflere kulak asmamamız gerektiğini düşünüyorum. 

Kendinize hedef koydunuz mu?
Büyük hedefler koymadım fakat her zaman küçük hedeflerle ilerledim. Büyük hedeflerin insanlar üzerinde rehâvete sebebiyet verdiğini düşünüyorum; en azından benim için böyle. Fakat yol almak için de küçük hedeflerin çok elzem olduğuna inanıyorum.

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Sürekli beslenerek... Kitaplardan, şarkılardan, resimden, tasarımlardan, tasarımcılardan, yazarlardan ve hepsinden önemlisi sevdiğim insanlardan... İnsan ne yerse odur derler ya, aynı minvalde kimlerden beslenirse de odur. 

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Aslında ortada bir rekabet varsa yanlış yoldayım demektir. Fark yaratmanın rekabetten sıyrılmakla mümkün olduğunu düşünüyorum. ‘Rakiple nasıl mücadele edilir?’ sorusuna daha net bir cevap vermek gerekirse; rakibinizden farklılaşarak rekabeti ortadan kaldırmalısınız derim.

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Beden sağlığıma maalesef hakettiği özeni gösteremediğimi söylemek durumundayım. Ruh sağlığıma muhafaza etmek içinse söylediğim gibi beslenmeme çok dikkat ediyorum.

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Yenilme riski olmayan yolculuk taklitçiliktir. Yenilmek yılmak demek değildir. Her yenilgiden sonra kendi içime dönerim ve hatalarımı olabildiğince dürüst ve net bir şekilde ortaya koymaya çalışırım. Başkalarının hatalarıyla, çevresel faktörlerle ya da genel olarak bahanelerle zerre ilgilenmemeye özen gösteririm. 

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Kaybetmekle ilgili büyük hezeyanlarım olmuyor sanırım. Bunun da sebebi, çıktığım yolda zaten kaybetmeyi göze alarak çıkmış olmam. Her kayıp, aynı zamanda bir sonraki yolculuğum için deneyimdir; yani ‘kazanımdır’ diye bakıyorum.

15 Şubat 2017 Çarşamba

DİŞİNİZ BOYNUNUZA 400 KİLOLUK BASKI YAPIYOR

Sabahları çene ve kulak ağrısı ile uyanıyorsanız, Tıp dilinde ‘Bruksizm’ olarak adlandırılan diş sıkma alışkanlığı olan çoğu hastadan biri olabilirsiniz. Normal bir bireyde çiğneme esnasında kullanılan ısırma kuvveti yaklaşık 27 kilo, maksimum istemli ısırma 70 kilodur. Bruksizm esnasında ise 440 kiloya kadar çıkabilen yüklenmelerin olabildiğini belirten Diş Hekimi Zerrin Işık Tüfekçi, bu durumun vücudun anatomik yapısı için hasar verici büyüklükte olduğuna dikkat çekti.

Dişini sıkan kişilerin dişlerinde aşınmalar ve kırılmalar, çene, eklem ve kaslarında ağrılar görüldüğünü dile getiren Diş Hekimi Zerrin Işık Tüfekçi, “Hastaların nedeni tespit edilemeyen yüz, baş ve boyun ağrılarının altında bruksizimin yattığı, yapılan detaylı muayene sonucu ortaya çıkıyor. Çeşitli ilaçların da neden olabileceği tartışılıyor. Fakat ilaçların bruksizme neden olduğunu öne süren çalışmalar az sayıda ve vaka raporlarıyla sınırlı.  Bu rahatsızlıktan nörologlara ve kulak burun boğaz uzmanlarına başvuran hastaların sayısı hiçte az değil. Ayrıca dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda bruksizmin anlamlı olarak daha sık görüldüğü bildiriliyor” diye konuştu. 

Dişinizi sıktığınızın farkında olmayabilirsiniz
Hastayı bir yakını uyarana veya diş doktoru dişler üzerinde ki aşınmaları söyleyip gösterene kadar, hastalar çoğunlukla bu durumun farkında olmadığını kaydeden Tüfekçi, “Bruksizm’in sebepleri arasında bireyin ruhsal durumunun, genetik yatkınlığının, çiğneme problemlerinin, nörokimyasal maddelerin yani dopamin, serotoninin salınım düzeylerinde etkili oluyor.  Diş sıkma alışkanlığı, bazen dişleri gıcırdatma, bazen sıkma şeklinde görülebilirken, bazende her iki durum beraberde görülebiliyor. Uyku sırasındaki bruksizm genellikle çene kaslarının ritmik kasılması ile karakterizedir. Gün içerisinde bruksizmde istemsiz çene kası kasılması ve dişleri sıkma ön planda olup, dişleri birbirine sürtme veya diş gıcırdatma daha seyrektir. Uyanıkken meydana gelen bruksizm genellikle gerginlik ve anksiyete durumlarında ortaya çıkar” dedi.

Stres en büyük neden
Bruksizmin çok çeşitli sebeplerinden bahsedildiğini kaydeden Tüfekçi,  şu bilgileri verdi: “Bunlar arasında dişlerin kapanış bozuklukları,  beyin travmaları ve bazı nörolojik hastalıklar, bazı psikolojik tedavilerde kullanılan ilaçlar, genetik etkiler, alerji, endokrin hastalıkları, parazitler ve beslenme problemleri. Farklı sebepleri konuşulmasına rağmen en önemli etkenlerin başında stres gelmektedir. Özellikle uykuya dalmadan önce alınan alkolün, yoğun kafein ve sigara kullanımının, kokain ve ekstazi bağımlılığının bruksizm gelişme riskini artırdığını bildiren çalışmalar olsa da kesin bir kanıta yok.”

Splint diş sıkma sorununu tedavi etmez
Bruksizmin tedavisi dişhekimleri tarafından, detaylı muayenenizi ile yapıldığını belirten Tüfekçi,  tedavide ‘Splint’ adı verilen apareylerin kullanıldığını söyledi.   Splintlerin dişhekimi tarafından ağzınızdan alınan ölçüye göre hazırlatıldığını kaydeden Tüfekçi, “Bruksizim için yapılan bu apareyler rahatsızlığın tedavisinde kullanılmasına rağmen bruksizmi ortadan kaldırmaz sadece olası etkilerinden kişiyi korur” dedi. 

Eksik dişler şikayetleri ortadan kaldırabiliyor
Günlük hayatta yaşanılan stres, önemli bir bruksizm nedeni olarak görüldüğünden , stresi azaltmaya faydası dokunabilecek etkinliklerin yapılmasını tavsiye ettiğini dile getiren Tüfekçi, “Dişlerdeki çapraşıklıklar ve çenelerdeki kapanış bozuklukları da bazen bu rahatsızlıklara sebep olabileceği düşünüldüğünden, bu rahatsızlıkların düzelttirilmesi ya da ağızdaki eksik dişlerin yaptırılması da şikayetlerin ortadan kalkmasına yardımcı oluyor.”

Botox ile diş sıkma önlenebiliyor
Diş hekimlerinin burksizm rahatsızlıklarının tedavisinde psikiyatristlerle de beraber çalıştığını vurgulayan Tüfekçi, hastaların bu sebeple dişlerini kaybedecek kadar ileri düzeyde diş sıkmaları yada gıcırdatmaları durumunda psikiyatristler ilaç kullanmayı da tercih edebildiklerini söyledi. Hipnoz tedavileri yada NLP yaklaşımlarından da olumlu sonuçlar alındığını vurgulayan Tüfekçi, “Plastik cerrahide ve dermatoloji de başarı ile kullanılan Botox ilacını, çiğneme kasları üzerinde kullanarak, hastanın diş gıcırdatmasına da engel olunabiliyor. Botox uygulanan bruksizm olgularında kişiler yemek yeme esnasında çiğneme kuvvetlerinde kayıp olduğundan şikayet etseler de sonuç çok tatmin edici. Botox uygulanmasıyla kişiler yaklaşık 4- 5 ay bruksizmin zararlı etkilerinden korunuyor. Bruksizm hastalarının pek çoğunda artan kas aktivitesine bağlı olarak dışarıdan dahi gözlenebilen bir yüz profilinde değişme de olabiliyor. Tedavi de kullanılan Botox oluşan bu kas hiperaktivitesine bağlı görünüşü de eski haline getiriyor” şeklinde konuştu.  

13 Şubat 2017 Pazartesi

BUGÜNLERDE NELER OKUDUM?

Kendi içimize döndükçe aslında kendimize daha çok odaklanıyoruz. Daha çok gelişiyoruz aynen Mevlana’nın dediği gibi “Kendinizi geliştirmek için öyle çaba harcayın ki, başkalarını tenkit etmeye zamanınız kalmasın!” 

Son dönemlerde çok fazla okuduğumu söyleyemem, elimdeki kitap beni biraz fazla oyaladı. Bu nedenle faydalı olacağını düşündüğüm ve daha önce okuduğum kitapları da ekledim. 

Bu arada her kitabı ayrıca ele almayı da planlıyorum. Yani önemli olan okumakla birlikte hayatımızda davranış değişikliklerini de sağlamak. 

Bugünlerde farklı kitaplar okuyorum. Kısaca bakacak olursak:


Medya Kaza Raporları 2 – Azime Acar, Ender Bölükbaşı
Haberleri eleştirel bir gözle ele alarak, özellikle yapılan kazalara dikkat çekiliyor. 
Haberler eleştirildikçe gelişir. Gazetecilerin okumasını tavsiye ederim. 


Haber Hakikat ve İktidar İlişkisi – Prof. Dr. Çiler Dursun
Haberler toplumu şekillendirir. Prof. Dr. Çiler Dursun’un “Haber Hakikat ve İktidar İlişkisi” isimli kitabında çok detaylı şekilde ele alınmış. Kitapta şu cümle çok önemli; “Haber denilen bilgi türü, toplumsal gerçekliği inşa eden bir bilgi türüdür.” 
Gazetecilere okumalarını öneririm. Kitaptan alıntılar yapmaya devam edeceğim.


Sherlock Holmes El Kitabı - Ransom Riggs
Benim gibi #sherlockholmes sevenler için harika bir kitap. 
Çıkarım bilimi ile ilgili detayları ele alıyor. 
Olaylara bakarken, hangi detaylarda durmamız gerektiğini anlatıyor. 
Üzerimdeki uyuşukluğu atarsam çok güzel haberler ve yazılar yazacağım, bu kitap gibi.... Dedektiflik maceralarını sevenler okuyabilir.



Gazeteci oluyorum - Faruk Türkoğlu
Okuduğum en iyi gazetecilik kitaplarından bir tanesiydi. 
Dili anlaşılır, teorikle pratiğin gayet net harmanlandığı çok güzel bir kitap. 
Gazetecilerin okumasını tavsiye ederim.


Julia  5 - Maurizio Mantero,  Giancarlo Berardi
İlk bölümde alkol bağımlılığı, ikinci bölüm organ mafyası ve üçüncü bölümde kılık değiştirip soygun yapılması konu alınıyor. 
Bu seri bağımlılık yapıyor, her şeyden uzaklaşmamı sağlıyor. Ondan seviyorum, farklı hayatlar, farklı fikirler ve yeni vizyon kazandırıyor.


Logicomix - Apostolos Doksiadis, Hristos H. Papadimitriu
Bundan sonra okuduğum kitapları paylaşmaya karar verdim. Güzel ve okunmaya değer yapıtlar saklı kalmamalı, daha çok kişi tarafından okunmalı. 
Çizgi romanları sevdiğimi bilmeyen kalmadı, bu çizgi seride de matematikçilerin ilginç dünyasında geziyoruz. Hayatlarındaki inişler, çıkışlar ve keşifleri öğreniyoruz. Bakış açımızda değişimler sağlayan ve matematiği sadece formüllerden ibaret olarak görmememiz gerektiğinin farkına varmamızı sağlayan bir eser. Listenize ekleyin derim, bu güzel kitap kişisel her kütüphanede olmayı hak ediyor bence.


Virgina Wolf'tan Yazarlık Dersleri - Danell Jones
Bir yazar ile yazım tekniği hakkında konuşur gibi düşünüp, kitaplarından alıntılarda cevapları bulmak.
Kadın yazarların yaşadığı zorluklar ve yılmamak. 
Okumadan yazılmayacağını anlatan harika bir kitap. 
Detaylı incelemesini bloguma yazacağım. 
Okuduğum en güzel yazma tekniği geliştirme kitaplarındandı. Tavsiye ederim. 

11 Şubat 2017 Cumartesi

DÜNYA YALAN HABERLERE KARŞI SAVAŞ AÇTI, BİZDE DURUM NE?

Medyada sapla samanın ayrılması şart! Yalan haberlere karşı tüm dijital devler savaş açtı.   

Gerçekliği olmayan habere kısaca yalan, sahte ya da asparagas haber deniyor. Doğru haber mi yoksa gerçek haber mi yapmak gerekiyor? İşte bu noktada bir haberin doğru olması gerçek olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden bir haberin birden fazla doğruluk şekli olabilirken, gerçek bambaşka olabilir. Bunu fizikten bir örnek vererek açıklamak da fayda var. Bir silindiri ortaya asın, bu silindirin bir duvara yansıması dikdörtgen, diğerine ise daire olacaktır. Ortadaki silindir gerçekken, duvara yansıyanlar da doğru olabilir. O nedenle her doğru gerçek değildir. 

Haberler toplumu şekillendirir. Prof. Dr. Çiler Dursun’un “Haber Hakikat ve İktidar İlişkisi” isimli kitabında çok detaylı şekilde ele alınmış. Kitapta şu cümle çok önemli; “Haber denilen bilgi türü, toplumsal gerçekliği inşa eden bir bilgi türüdür.” Bu nedenle gazeteci kendini ne kadar geliştirirse toplum o kadar gelişir. Çünkü insanlar olayları medyadan takip ediyor. İçerikler ne kadar kalitesiz ve sahte olursa, toplum o kadar cahil kalmaya mahkumdur. 

Medya kazalarına dikkat edilmeli
Azime Acar’ın “Medya Kaza Raporları” kitaplarında ele aldığı gibi kazalar yaşanabilir. Yalan haber medya kazası değildir, kasıt vardır. Gazeteciler bazen istemeden yalan haberlere imza atabilirler, ancak bunlar zamanla yarışırken gözden kaçan bazı hususlardan kaynaklanır. Bilerek ve isteyerek yanıltıcı haber yapmak ise yalan haberciliktir. Gazetecinin amacı gerçekleri sunarken, kaliteli ve kanıtlara dayandırarak haber yapmasıdır. 

Gazetecilere imkan sunulmalı
Yalan haberlerin önlenmesi için birçok konu ele alınıyor. Ancak gözden kaçan bir nokta var. Gazetecilerin özlük haklarının hiçe sayılması da haber kalitesini düşürüyor. Uzmanlaşmalarına imkan verilmediği ve düşük maaşlarla çalıştırıldıkları için de ödemeleri düşünmekten haberlere odaklanamayabiliyorlar. 

Bir diğer noktada gazetecilerin markalaşmalarına  izin verilmemesidir. Yurt dışında kendini kanıtlamış gazetecilerin blogları var. Ülkemizde, okuyup, araştırıp gerçeklerin izini kovalayan bazı gazetecilerin blogları var. Bu bloglar bazen birçok farklı konuda özgün içerik sunuyor. 

Sosyal medyada yayılan sahte uzmanlar ve yalan haberlerle mücadele için neler yapılmalı?
Google ve Facebook yalan haberlere savaş açtı. Gerçeği manipüle eden, yanlış aktaran ya da saklayan mecraları Google reklam ağında barındırmayacak. Facebook'ta reklam göstererek gelir elde eden yalan haber yapan siteleri yanıltıcı, yasadışı ve aldatıcı kategorisine aldı.  Facebook kullanıcılarını sadece kendi beğendikleri içeriklere benzer içerikler göstermek suretiyle bir ‘yankı odası’ içine hapsetmişti. Artık bütün yayıncıların gözetim altında tutularak sosyal medya platformunun kurallarını ihlal etmemeleri için sıkı bir kontrolden geçirilecek.

Facebook, bu konuda şu önlemleri aldı: Daha güçlü bir algılama sistemi, sahte hikâyelerin daha kolay ihbar edilmesi, üçüncü partilerin doğrulaması, sahte haber uyarılarının güçlendirilmesi, ilgili makaleler kısmında çıtayı yükseltmek, yeni reklam politikasıyla sahte haber ekonomisini çökertmek ve haber profesyonelleriyle iş birliği yapmak. 

Medya kuruluşları da boş durmuyor
Reuters, Twitter’da sahte trendler için “News Tracer”  adı verilen yapay zeka yazılımı geliştirdi. Sahte kullanıcılarla, desteklenen bazı sanal gündemler üzerinde de duruluyor. BBC, 'Reality Check' ile doğrulanmış haberler yayınlamayı hedefliyor. İçerikler daha yavaş olsa da yalan haberlerden kurtulmak amaçlanıyor. 

Medya okuryazarlığı bilinci geliştirilmeli
Sağlık okuryazarlığı bilinci artırılmalı. Bunun için önce gazeteciler bu terimin ne olduğunu iyi bilmeli. Çünkü, ülkemizde gazeteciler için çalıştaylar ve toplantılar çok fazla yapılmıyor. Teorik ile pratik birbiriyle çatışıyor. Toplumda da bu konuda farkındalık oluşturulmalı. 

Haber kaynağına reklam diye bakılmamalı
Medya için reyting her şey olarak görülüyor, çünkü tek kazançları reklam. Oysa bu bakış açısı değiştirilmeli, haber kaynağına reklam diye bakılırsa, bu kirlilikten kurtulmamız imkansız. Medya kuruluşları farklı gelir kaynakları bulmak zorunda. Yoksa toplum parasını ödeyeni medyada görür. Bu sadece televizyon, gazete gibi geleneksel medya için değil, dijital dünya içinde geçerli. Çünkü sayfa açan reklamlarla takipçi sayısını artırıyor, ancak bu kişinin ne bilgisi ne de yeterliliği sorgulanmadan hemen takibe alınıyor. Göz boyayan bu süreç sonrasında da işi bilmeyen ve kolaya kaçan basın danışmanları bu kişileri destekliyor. O zamanda ‘medya reyting uğruna her şey mubahtır’ diyerek, gerçekleri ve kaliteli içeriği yayınlamak yerine para kazanmanın derdine düşüyor. 

Gazeteci eleştirel düşünmeli ve şüpheci olmalı, hemen güvenirse kanıtları atlayabilir. Mesela medyada sağlık haberleri ile ilgili şimdiye kadar neler mi gördük: Şarlatanlar ortada cirit atıyor. Astroloji diye bir bilim dalı yok ancak, astrologlar sağlıkla ilgili önerilerde bulunuyor. Doktorum diyen astroloğun, ne doktoru olduğu sorgulanmıyor. Sağlıklı yaşam eğitimleri veren, işletme mezunları beslenmeden psikolojiye kadar medyada açıklama yapabiliyor. Bir cerrah diyetisyen gibi davranıp, kameraya karşı cebinden salatalık çıkartıyor. Bunların önüne geçmek için sağlık programlarını sağlık habercileri yapmalı. 

Yine başa dönüyorum, gazetecilikte uzmanlaşma olmalı ki yalan haber oranları azalsın. Etik ilkeler belirlenmeli. Yalan haberlerin önlenmesi, bilinçle, destekle ve geri bildirimle başarılır. 

Yalan haberlerle mücadele konusunu ele almaya devam edeceğim. Bu konuda yapılacak çalışmalara da her zaman varım. 


10 Şubat 2017 Cuma

ZİRVEYE ADINI YAZDIRAN İŞ KADINI

Türkiye'nin en önemli iş kadınlarından biri MEDİASA Yayıncılık kurucusu Demet Sabancı Çetindoğan, iş hayatında zor olanı seçerek, tekstilden inşaat sektörüne, sağlıktan eğitime birçok farklı alanda hizmet sunan şirket kurdu. 

Mothercare ile başladığı Demsa Group  bugün perakende sektöründe Harvey Nichols, Brandroom, Mothercare, ELC, Laura Ashley, Salvatore Ferragamo, Guess, Ferre ve D&G gibi dev markaların Türkiye temsilcisi.

Sabancı Holding’ten ayrılan abisi Ömer Sabancı ile Densa Denizcilik’i kurarak, uluslararası deniz taşımacılığı yapıyor. Şirketin 1.5 milyon ton taşıma kapasiteli filosunda, toplam 20 yük gemisi bulunuyor.

Onkim Kök Hücre Teknolojileri Kordon Kanı Bankası’nda, kordon kanından elde edilen kök hücreler, günümüzde birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. 

ZTV, Türkiye`nin ilk eğitim ve gençlik kanalı olma niteliğini taşıyor. ZTV, “Eğitimde bir fırsat eşitliği” ilkesinden yola çıkarak tüm öğrencilere destek amacıyla yayın yapıyor. World Travel Channel, Türkiye’nin ve dünyanın ilk ve en kapsamlı turizm ağı. 202 ülkede televizyon dünyasının moda otoritesi olarak kabul ediliyor Fashion TV de kanallardan biri. 
Turizm ve inşaat sektörlerinde de çalışmalar yapıyor, Pera Palace Hotel Jumeirah, Maçka’daki St. Regis İstanbul Oteli ve Kandilli Konakları bunlardan bazıları. 

Demsa “collection” ismiyle müzecilik alanında farklı projeler gerçekleştiriyor. 2 bin parçanın üzerinde resim ve bin parçanın üzerinde hat sanatı eserinin yer aldığı müzenin çalışmaları sürdürüyor.

“Hırslarımı iyi yönetirim. Büyük risk almam. Her zaman kaybedebileceğimi hesap ederim. Kaybedince yıkılmam” diyen medya, perakende, turizm, sağlık, denizcilik, inşaat ve sanat alanlarında faaliyet gösteren MEDİASA Yayıncılık A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Demet Sabancı Çetindoğan ile ilham veren öyküsünü konuştuk

 Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Sabancı ailesinin bir ferdi olarak gözümü iş dünyasının içinde açtım. Rahmetli babam ve annemin desteği ile iyi bir eğitim aldım. Aile işinden sonra, iş hayatında kendi yoluma gitmeyi tercih ettim. Ama beni tarif eden tek şey iş değil elbette. Aklımı, zamanımı, imkanımı hep ülkemin ve insanımın faydasına olacak konulara odakladım ve bundan hiç zarar görmedim. 

Hayatımın önemli bir kısmını sosyal sorumluluk projelerine ayırdım. Gönüllü olarak Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmak için gayret gösteriyorum. Hırsların değil hedeflerin insanı olmaya çalıştım. 

Hayatıma ve çevreme denge vermeye gayret ettim. Mutlu ve dingin bir insan olarak yaşadım. Macaristan Adana Fahri Konsolosuyum. Adana sporu tutuyorum. Adana Kebabı çok seviyorum. Yani Adanalıyım ben. İngiltere Richmond College'da, işletme üzerine eğitim aldım. Evliyim ve üç çocuğum var.

Nasıl fark yaratırsınız?
Önceliğim “daha çok” değildir. Benim önceliğim; “daha iyisi” içindir. Bunun için çalışırım. Kazancı  öncelemem. Gelir dışında çıktılar ararım. Bu da farkı yaratır.

Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Böyle bir not defterim yok. Hiçbir şey öğrenmediğim hatalarım da olmuştur. Daha ilk anda vazgeçtiğim projelerim de… 

Ben yenilmekten ve yanılmaktan korkmam. Ne yapmak istediğime odaklanırım. Ticari açıdan başarı kabul edilmeyebilir ama belki arkadan gelenlere ilham vermiştir. Sizce bu başarı değil mi?

Sizin için para nedir
Cüzdanımdaki parayı soruyorsanız eğer? Sizin için neyse o. Evimin ihtiyaçlarını alıyorum. Çocuklarımın okul taksitlerini ödüyorum. Tatile gidiyorum. 

Ama şirketler açısından soruyorsanız para yeni yatırımlar, yeni projeler demektir.

Kendinize hedef koydunuz mu?
Küçük yaşlardan beri hedeflerim var. Uzak hedeflerim, yakın hedeflerim… 

Mutlaka gerçekleştirmek istediklerim var ya da hayale benzer hedeflerim… Hiçbir başarı hedef koymadan gerçekleşmez.


Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
İç dünyam ile dış dünyam arasında bir denge tutturuyorum. Ne kendimi ne de hayatı çok ciddiye alıyorum. 

Bugün için olduğu kadar yarın için de yaşıyorum. Anneme, eşime ve çocuklarıma zaman ayırıyorum. Sevdiklerimle birlikte başkaları için çalışıyorum. Zamana değer veriyorum, planlı yaşıyorum. 

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Mücadele…. Rakip… Bunlar biraz ağır kavramlar. Ben ideallerimin peşinden koşarım, kendi tarzımı yaratırım, hedeflerimi planlarım. 

Sonuçta herkesin yolu kendi avantajlarını ya da dezavantajlarını oluşturur. 

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Spor yapmadığım için az yiyorum. Olur, olmaz şeylere kafamı takıp kendimi üzmüyorum. Bol bol arkadaşlarımla görüşüyorum. Allah’tan her zaman sağlık ve iyilik diliyorum. Biraz değişik değil mi?

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Şükürler olsun büyük yenilgilerim olmadı. Hesaplı birisiyimdir. 

Hırslarımı iyi yönetirim. Büyük risk almam. Her zaman kaybedebileceğimi hesap ederim. Kaybedince yıkılmam. Bir de bilirim ki her şey gelip geçecek. Zaferler de hezimetler de…

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
“Öyle yapsaydın, böyle yapsaydın” diye akıl veren insanların sıkıcılığı. Onlara “E o zaman siz yapsaydınız” diyesim geliyor. Üstelik bu tarz deneyim yaşamamış kişiler.

6 Şubat 2017 Pazartesi

BESLENME VE YEMEK YEME AYNI ŞEY Mİ?

Tatları algılayabilmemiz, anne karnında başlayarak, ailenin beslenme kültürü ile gelişerek devam ediyor. Anne karnında, bebeğin 10. haftasında tat algısının gelişmeye başlaması, annenin beslenme alışkanlıkları ve anne sütünün tadı ile devam ediyor.

Bu erken dönemde başlayan tat algısının, ilerleyen yaş dönemlerinde, genetik, biyolojik ve çevresel etmenler ile tamamlandığını anlatan Uzm. Dyt. Mine Telek, “Bebek doğduğu andan itibaren tipik tat seçimleri yapıyor. Bu biyolojik bir yanıt olmasına karşın değiştirilebilir bir özellik. Ancak, beslenme alışkanlıklarınız ve gebelik döneminde sıklıkla tükettiğiniz besinlere karşı bebeklik ve çocukluk döneminden başlayarak devam eden olumlu tepkileri her bireyde görmemiz mümkün” dedi. 

Koku olmadan tat olmaz
Tat duyusunun, besin seçimlerini yapmamıza, yenilmesi mutlu eden ve doğru besinler olmasına olanak sağlarken bizlere zarar verebilecek besinlerden de uzak kalmamızı sağladığını kaydeden Telek, “Tat duyusunda etki eden en önemli duyusal olgu kokudur. Bir besinin tadını ya da görüntüsünü sevmemize rağmen,  kokusunda bir olumsuzlukla karşılaşıldığında bu besini yemeği redderiz. Besin seçimleri hiçbir zaman, fiziksel açlığı gidermek için yapılmaz. Aynı zamanda duyusal, fizyolojik ve psikolojik mekanizmaların etkisiyle hareket eder. Ailenin ve özellikle annelerin beslenme tarzı ne kadar sağlıklı besinlere yatkın ise çocuklarında bu besinleri hem severek tüketirler, hem de psikolojik açıdan doyum sağlarlar” şeklinde konuştu.  

Besinlerin tadı, yapısı ve diğer duyusal algılarımızın besin seçimlerimizde en büyük rolü oynadığını dile getiren Telek, bu doğrultuda beslenme davranışımızın oluştuğunu söyledi. 

Ne için yeriz?
“Lezzetini veya görüntüsünü sevdiğimiz için mi yemek yemeği tercih ederiz, yoksa besleyici değerleri için mi?” sorusuna Telek şu yanıtı verdi: “Yemeklerin kokusu, görüntüsü ve lezzeti seçimlerimizde oldukça önemli rol oynar. Bizler sevdiğimiz, tadını beğendiğimiz ve alışkın olduğumuz yiyecekleri daha çok tercih ederiz.”

Beslenmek karın doyurmak mıdır?
Telek, karın doyurmak ve beslenmenin farkını şu şekilde ele alıyor: “Karın doyurmak; açlık hissini oradan kaldırmak iken, beslenme; vücudumuzun ihtiyacı olan besin öğeleri, vitamin ve mineralleri gerektiği miktarlar kadar almamızdır. Sadece yemek yiyerek beslenmiş olmuyoruz. Besinlerin çeşitleri, içerikleri ve miktarları beslenme tarzımızı belirler. Ancak, bunun yanı sıra, gözümüze hoş gelen, damak tadımıza uygun besinler olması da oldukça önemlidir. Çünkü yemek yemek, beslenmenin dışında sosyal ve ruhsal bir olgudur. Bunu sadece tek bir mekanizma gibi düşünerek ihtiyacımızı karşılamamız, lezzetini ve alışkanlıklarımızı göz ardı etmemiz mümkün değildir.”

5 Şubat 2017 Pazar

İNTERNETTEN İLAÇ ALMAYIN

Sağlık Bakanlığı, ünlü isimlerin internet ortamında ürün tanıtımlarında isimlerinin kullanılarak halkın yanlış bilgilendirilmesinin önüne geçmek amacıyla harekete geçti. Bakanlık, internette ürün tanıtımlarında yer alan ünlülere gönderilmek üzere mektup hazırladı. Ünlüleri yasal ürünler için özenli olmaya, isimlerinin sahtekarlıkla kullanıldığı durumlar için de müdahale etmeleri istenecek. 

Sağlık alanında uygun olmayan ve istismar amacı taşıyan ilaç, cihaz, sağlık vaatli ürünler, kozmetik gibi ürünlerin pazarlanmasının önlenmesi amacıyla düzenlendi. Tüketiciyi Yanıltıcı Reklam, Pazarlama ve Satışlarla Etkin Mücadele Çalıştayı’ında sorun iletişim ve hukuk yönünden ele alınırken, özellikle bu tür ürünlerde ismi kullanılan ünlülerin de dikkatli olması gerekliliğine dikkat çekildi.

 Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Başkanı Hakkı Gürsöz, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, ilaç, tıbbi cihaz ve kozmetik ürünler grubunda düzenleyici ve denetleyici görevi yerine getirdiklerini söyledi. 

2 milyar 100 milyon kutu ilaç tükettik
“Geçtiğimiz yıl 2 milyar 100 milyon kutu ilaç tükettik. Nüfusumuzu bölecek olursak, yıl boyunca kişi başı 26 kutu ilaç tüketiyoruz” diyen Gürsöz, şunları söyledi: “Kamunun yılda yaklaşık 23 milyar liraya varan ilaç harcaması var. Cepten yapılan ilaç harcamaları, yatan hasta harcamaları ile beraber bu rakam 25 milyar Türk lirasına ulaşıyor. Bunun üzerine kozmetik ve tıbbi cihazı da eklediğimiz zaman 40 milyar liralık bir pazar büyüklüğü karşımıza çıkıyor.”

Tıbbi cihazların da sağlık hizmeti sunumunda çok önemli araçlar olduğunu vurgulayan Gürsöz, sistemde kayıtlı 5 milyon farklı türde tıbbi cihaz malzemesi olduğunu bildirdi. 

İlacın klinik çalışmalarından üretimi, taşınması, depolanması ve eczanelerde satılmasına kadar her adımı kontrol ettiklerini belirten Gürsöz, tıbbi cihaz ve kozmetikte de aynı ilaç gibi üretim yerlerinin denetiminden her aşamasının kontrolüne doğru gidildiğini söyledi.

İlacın çok sıkı denetim ve kontrol altına alınması ile tedarik zincirini yüzde yüz güvence altına aldıklarını belirten Gürsöz, " Üretiminden hastaya ulaşana kadar bizim tedarik zincirimiz yüzde yüz güvenli diyebiliyoruz. Bunu rahatlıkta konuşabilen dünyadaki yegane ülkeyiz. Biz bu kadar sıkı takip etmeye başlayınca normal mecranın dışına çıktı ve internet ortamına kaydı. Biz mücadele ediyoruz ama başkaları da boş durmuyor, onlar da çalışıyor. 40 milyar liralık bir pazar büyüklüğü olunca, birilerinin de iştahını kabartıyor. Bu kadar büyük bir çekim alanı oluşturuyor. Normal yolu güvenli hale getirdik, kapattık ama internet üzerine kaydı” dedi.  

2016 yılında bin 309 siteye erişim engellendi
Belli ürünlerin, kaçakçıların gözdesi haline geldiğini dile getiren Gürsöz, kaçak yollarla yurt dışına götürülüp uyuşturucu tacirlerince kullanılan ürünler bulunduğunu söyledi. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, emniyet ve savcılıkların da iş birliği ile bu konuda da etkin bir mücadele yürüttüklerini bildiren Gürsöz, internet üzerindeki suçun önem kazandığını belirterek şu bilgileri verdi: "İlaçta şu anda bizim mücadele anlamında normal tedarik zinciri ile bir sıkıntımız yok. İnternet yolunu tıkamamız gerekiyor. 2016 yılı içerisinde internet üzerinden ilaç sattıklarını tespit ettiğimiz bin 309 siteye erişimi engelledik. 209 internet sitesi hakkında da cumhuriyet savcılıklarımıza suç duyurusunda bulunmuşuz. Tıbbı cihaz ve kozmetikte ise etkin piyasa denetimi ve gözetimi yapmaya çalışıyoruz. Denetim ekiplerimiz sürekli sahadan çuvallar dolusu numuneyle dönüyor. Onların analizlerini yapıyoruz. Eğer güvensiz bulursak derhal toplatıyoruz. Piyasa denetimimiz geçen yıl zirveye ulaştı ve bu yıl onun da üzerine çıkmayı hedefliyoruz. Güvensiz ürünlerden piyasamızı, alanımızı temizleyene kadar mücadele bitmeyecek."

 “Bir şeyi iyileştirir, sizi bundan korur, tedavi eder, her derde deva”
TİTCK Başkanı Gürsöz, 663 sayılı kanun hükmünde kararname (KHK) ile sağlık beyanlı ürünlere ilişkin denetim görevinin de kurumlarına verildiğini hatırlattı. 
İlaç dışındaki ürünlerin yanıltıcı sağlık vaadi içerecek şekilde satılmasının da suç olduğunu belirten Gürsöz, bu kapsamda yürütülen çalışmalarla suistimal gördükleri 5 bin 56 sitenin kapatıldığını açıkladı. "Bir şeyi iyileştirir, sizi bundan korur, tedavi eder, her derde deva" şeklinde beyanların, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun alanına girdiğini ve bu bilgilerin halkı yanıltıcı bir sağlık beyanı anlamına geldiğini ifade eden Gürsöz “Bizim mücadelemizin en yoğun sürdüğü yer burasıdır. Herkes hekimlik iddiasında. ‘Benim bu ürünüm şunu düzeltir, tedavi eder, her derde devadır’ sloganlarıyla reklam yapan 5 bin 56 internet sitesine erişimi engelledik. İki yıl önceye gidin, internette bunların reklamından geçilmezdi” dedi.
Saç dökülmesini önleyen ve kilo verdirici ürün reklamlarına dikkat edin
Erkekler ve kadınlar için de bazı reklamların istismar alanı oluşturduğunu vurgulayan Gürsöz, saç dökülmesini önleyen, cinsel içerikli ve kilo verdirici ürünlere ilişkin reklamların bunlar arasında yer aldığını söyledi. 

Türk Eczacıları Birliğinin (TEB) desteği ile müşteri kılığına girerek sağlık beyanlı yanıltıcı reklam yapan sitelerden sipariş verdiklerini kaydeden Gürsöz, "Ürün siparişleri verdik ve gelen ürünleri inceledik. O ürünleri satanlar hakkında gerekli işlemleri yaptık. 5 bin 56 siteyi kapattık. 138 kişi ve internet sitesi hakkında cumhuriyet savcılıklarımıza suç duyurusunda bulunduk" şeklinde konuştu. 

"Her derde deva" suistimalleri
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Fatma Meriç Yılmaz da konuşmasında  internet ortamı ve televizyon kanallarında "her derde deva" olduğu öne sürülen ürünlerin reklamıyla sağlığın sıkça suistimal edildiğini söyledi. Yılmaz, "Bu ürünlerin satılmasında çok ciddi problemler var. Bunlardan bir tanesi şu, tüketiciyi siz bilgi eksikliğinden ve tecrübesizliğinden faydalanarak suistimal ediyorsunuz, haksız kazanç elde ediyorsunuz. Bunların yanında en önemlisi sağlığı ile ilgili kendisinin bilmediği riskleri ortama taşımış oluyorsunuz" şeklinde konuştu. 

Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Selahaddin Menteş de suçun işlenmeden önlenmesine yönelik çabaların da önemli olduğunu belirterek, suçla mücadeleyle ilgili aşamada da savcılara yönelik bilgilendirme çalışmaları yapıldığını kaydetti. Menteş, çalıştay sonrasında, mevzuattan kaynaklanan sorunlar varsa bunları da tespit edebilme şansı bulacaklarını ve eksikliklerin giderileceğini kaydetti. 

Ünlülere mektup gönderilecek
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Kozmetik Denetim Daire Başkanı Sevil Azak Sungur ise konuşmasında,  2016 yılında bin 198 ürünün denetlendiğini belirterek, denetlenen ürünlerden 213'ünün uygun, 606'sının düzenlemeye aykırı, 363'ünün ise güvensiz olduğunun tespit edildiğini söyledi. Parfüm, fondoten, maskara, sabun, tüy dökücü krem, salyangoz özlü krem, gül suyu, masaj kremi ve yüz maskelerinin en çok taklit edilen ürünler arasında yer aldığını ifade eden Sungur, taklit ürün üreten firmalara toplam 869 bin 871 TL idari para cezası uygulandığını bildirdi. Sungur, sağlık beyanlı yanıltıcı reklam yapan 5 televizyon kanalı hakkında da kapatma isteminde bulunduklarını söyledi.  

Halkı bilinçlendirmek amacıyla 18 milyon kişiye mesaj gönderildiğini kaydeden Sungur, "İnternet ortamında ürün tanıtımlarında ismi kullanılan ünlülere göndermek üzere mektup hazırladık." dedi.

Sungur, zayıflama ürünlerinin tanıtımında isimleri yer alan ünlülere birer mektup göndererek, dikkatli ve özenli davranmalarını isteyeceklerini; isimleri, kendilerinin bilgisi dışında kullanılıyorsa da şikayet etmelerini isteyeceklerini belirtti.

4 Şubat 2017 Cumartesi

SOĞUK ALGINLIĞI BİLE ÖLDÜRECEK

Bakteriyel enfeksiyonlara karşı en önemli silahımız olan antibiyotiklere direnç gelişimini önlemek için antibiyotikleri doğru kullanma çok önemli bir sorumluluk. Antibiyotik direnci tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Antibiyotik direnci nedeniyle yakın gelecekte basit enfeksiyonlar ve küçük yaralanmalar bile ölümle sonuçlanabilecek.

Hekimlerin reçetelerinin izlenmesine, değerlendirilmesine ve kendi reçeteleri ile ilgili bilgilendirmenin yapılabilmesine imkân sağlayan Reçete Bilgi Sistemi (RBS) aracılığıyla elde edilen 2015 yılına ait verilere göre; Türkiye’deki aile hekimlerinin düzenlediği reçetelerde “antibiyotik bulunan reçete yüzdesi” değeri yüzde 31,71 iken; uzman hekimlerin düzenlediği reçetelerde bu değer yüzde 36,06’dır. Aile hekimlerinin aynı parametreye göre 2011 ve 2015 yıllarındaki karşılaştırılması yapıldığında; aile hekimlerinin reçetelerinin 2011 yılında yüzde 34,94’unda antibiyotik bulunurken, 2015 yılında yüzde 31,07’inde antibiyotik yer aldığı tespit edildi. Aile hekimlerimizin 2015 yılında 2011 yılına kıyasla antibiyotik reçeteleme tercihinde yüzde 11,08’lik bir azalma olduğu görülüyor.

Sadece bakteriyel enfeksiyonlara karşı etkili olan antibiyotiklerin yaygın olarak yanlış kullanımı gözleniyor. Soğuk algınlığı veya grip gibi virüslerin neden olduğu enfeksiyonlar için çözüm olmamakla birlikte virüsün diğer insanlara bulaşmasını önlemiyor. Bakteriler için antibiyotik direnci, bakterilerin herhangi bir antibiyotiğin varlığına rağmen üreyebilmesi ve enfeksiyon yapabilmesidir. Bunun sonucunda ise, daha sonra antibiyotiğe ihtiyaç duyulduğunda işe yaramazlar. Bu yalnızca antibiyotiği uygun olmayan biçimde kullanan kişi açısından değil, sonradan dirençli bakteriyle enfekte olma riski olan herkes için tehlike oluşturuyor.

Tüm antibiyotik reçetelerinin çoğunlukla solunum yolu enfeksiyonları
Yapılan çalışmalarda birinci basamak tedavi hizmetlerinde tüm antibiyotik reçetelerinin çoğunlukla solunum yolu enfeksiyonları için düzenlendiği gösterilmiş. Birçok solunum yolu enfeksiyonu vakasında antibiyotiklerin gerekli olmadığına ve hastanın bağışıklık sisteminin basit enfeksiyonlarla mücadele edebilecek yeterlilikte olduğuna ilişkin kanıtlar mevcut.

En yüksek antibiyotik tüketim değeri Akdeniz Bölgesi
Türkiye genelinde ayaktan tedavi olan hastaların antibakteriyel ilaç kullanımı, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği, ulusal ve uluslararası platformlarda veriler arası kıyaslamanın yapılabileceği bir yöntem olan ATC/DDD (“Anatomik, Terapötik ve Kimyasal sınıflandırma sistemi / Günlük Tanımlanmış Doz) metodolojisi kullanılarak hesaplanabiliyor. Türkiye’nin 2014 yılı sistemik olarak kullanılan antibakteriyel ilaç tüketim değeri 39,82 birim olarak hesaplandı. Aynı yıl verilerine bölgesel düzeyde bakıldığında ise; Akdeniz Bölgesi 44,81 birim ile en yüksek tüketim değerine sahipken, Doğu Anadolu Bölgesi 30,05 birim ile en düşük tüketime sahip bölge. Yine 2014 yılı verilerine göre Hatay 49,12 birimle en yüksek tüketime sahip il iken Hakkari’nin 19,49 birim ile en düşük tüketime sahip il olduğu tespit edildi.

Sağlık okuryazarlığı nedir?
Akılcı ilaç kullanımı sürecine katkı sağlayan diğer bir konu da sağlık okuryazarlığı. Dünya Sağlık Örgütü sağlık okuryazarlığını; bireylerin iyi sağlık halinin sürdürülmesi ve geliştirilmesi amacıyla sağlıkla ilgili bilgiye ulaşması, anlaması ve kullanması için gerekli olan bilişsel ve sosyal beceri kapasitesi olarak tanımlanıyor.

Sağlık okuryazarlığı bireylerin; kendi hastalıklarını tanıyabilmelerini, bulgularını belirleyebilmeleri ve kendileri için iyi olduğunu düşündükleri kararları alabilmeleri olarak tanımlanıyor. Sağlık hizmetlerinin etkinliği, etkililiği ve kalitesi de, sağlık hizmetini alan bireylerin kendi sağlıkları konusunda verdikleri bu kararlara bağlı.

Sağlık okuryazarlığının faydaları
• Sağlıklı yaşam yılını ve kalitesini artırır.
• Sağlık eşitsizliklerini giderir.
• Sağlık profesyonelleri için mesleki tatmin, doğru iletişim ve klinik becerileri kullanabilmeyi sağlar.
• Sağlık hizmeti alanlar için anlaşılır olabilmeyi, karara katılımda daha fazla aktif rol almayı ve daha kaliteli sağlık hizmeti alabilmeyi sağlar.

Sağlık okuryazarlığı bilinci ne durumda?
Amerika’da yetişkin bireylerin yüzde 50’sinin temel sağlık okuryazarlığına sahip olmadığı belirtiliyor.  UNESCO 2009 raporuna göre; Dünya’da 776 milyon yetişkin temel sağlık okuryazarı değil. Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hollanda, İspanya, İrlanda, Polonya ve Yunanistan olmak üzere 8 Avrupa ülkesinde  yapılan bir çalışmada; ülkeler toplam olarak değerlendirildiğinde, çalışmaya katılanların yüzde 12’sinin bu konuda yetersiz, yüzde 35’inin ise problemli düzeyde bilgi ve yeteneğe sahip olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de 2009-2012 yılları arasında, 12 bölge 23 farklı ilde yapılan bir çalışmaya göre, Türkiye’nin genel sağlık okuryazarlık indeksi 30,4 olarak bulundu. Değerlendirme sonucunda, toplumun yüzde 24’ünün yetersiz, yüzde 40,1’inin sınırlı sağlık okuryazarlık düzeyine sahip olduğu görüldü.

Sağlık okuryazarlığının üç ayrı boyutu
Fonksiyonel sağlık okuryazarlığı, sağlık bilgilerini anlama ve kullanmaya yönelik okuma ve yazma becerilerine sahip olmak. İletişimsel sağlık okuryazarlığı, sağlık sunucuları ile iletişim kurabilme konusunda bilişsel becerilere sahip olmak. Eleştirel sağlık okuryazarlığı ise, ileri düzeyde bilişsel, sosyal becerilere ve eleştirel düşünebilme kabiliyetine sahip olmayı ele alıyor.

Yetersiz sağlık okuryazarlığı sağlık ekonomisine etkisi büyük
Kronik hastalıklarla ilgili bilgi eksikliği, verilen eğitimleri anlamada güçlük, sağlıklı kalma ve koruyucu sağlık hizmetleri ile ilgili bilgi eksikliği ve bu hizmetleri kullanmada sorunlar yaşanıyor. Verilen tedaviye uymada güçlük, ilaç uygulama hatalarında ve hastaneye yatış hızında artmaya neden olurken, bunların sonucunda sağlık harcamalarında artış gözleniyor.

Sağlık okuryazarlığı yetersiz olan kişilerin acil servisleri kullanımlarının daha fazla olduğu bildiriliyor. Sağlık okuryazarlığının düşük olması durumunda, bireylerin sağlık durumları kötüleşirken, hastalar koruyucu sağlık hizmetlerini daha az, tıbbi hizmetleri daha fazla kullanıyor. Ayrıca bu kişiler tedavilerini daha az anlıyor ve tedaviye uyumları daha düşük düzeyde oluyor.

Sağlık yöneticileri ve politika yapıcılar açısından da, maliyetleri ve sağlık hizmeti kullanımını arttırdığından dolayı, sağlık hizmetlerinin yeniden organize edilebilmesi ve yapılandırılmasında bu kavram büyük önem taşıyor. Sağlıklı yaşam bilinci, sağlık okuryazarlığı ile artırılabilir. Bunun içinde medya başta olmak üzere,  bu konuda eğitimler verilmeli ve çalışmalar yapılmalı.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...