29 Ocak 2017 Pazar

BU UZMANLAR SAĞLIĞINIZLA OYNUYOR

İnsanlar, medyadaki sağlık haberlerini sorgulamadan hayatlarına uygulayabiliyor. Bu açıklamaları yapan bazı uzmanlar yüksek ego ve ünlü olmak için reyting kaygısıyla yanlış bilgi verebiliyor. 

Günümüzde tıpta uzmanlık alanları gelişerek, sınırları belirlendiği için, cerrahlar ameliyatlarını yaparken, psikolog ve psikiyatristlere kendi alanlarıyla ilgili bilgi verme fırsatı tanınmalı. Bu nedenle bir cerrahın depresyon hakkında basında açıklama yapması doğru bir yaklaşım değil. 

Öncelikle bu durumu bir örnek üzerinden anlatacağım. 
1995 yılında McArthur Wheeler adlı bir kişi gün ortasında Pittsburgh’daki iki bankaya girdi ve kendisini saklamaya yönelik hiçbir çaba göstermeden soygun yaptı. Polisleri şaşırtan şey soyguncunun kendini gizlemek için hiçbir çaba göstermemiş olmasıydı.

Wheeler aynı gece tutuklandı, tutuklanmasından bir saat kadar sonra ise güvenlik kameralarından alınmış görüntüleri gece 11 haberlerinde yayınlandı. Polis daha sonraları kendisine güvenlik kameralarından alınmış görüntüleri seyrettirdiğinde, Wheeler şaşkın bir şekilde dik dik baktı ve ‘Ama ben limon suyu sürmüştüm’ diye sızlandı. 

Limon suyunu yüzüne sürerek kendisinin görünmez kılacak ve bankadaki kameralar onu kaydedemeyecekti. Bankaları soymayı başardı, ancak tabii ki kameralar sorunsuz bir şekilde kaydı yaptı ve aynı gün içerisinde polis, Wheeler'ı kolayca yakaladı. Bu ilginç girişimin sebebi, Wheeler'ın fotoğraf çekerken filmin ya da makinenin azizliğine uğrayarak yüzünün görünmez çıkmasıydı. 

Dunning-Kruger Sendromu yani “Cahil Cesaretini” duydunuz mu? 
Limon olayından sonra çeşitli çalışmalar yapılmış. Cornell Üniversitesi akademisyenlerinden David Dunning ve Justin Kruger, 1999 yılında yaptıkları bir dizi deney sonucu bu etkiyi keşfetmişler. Cahil cesaretini makalede şu şekilde açıklamışlar: "Cahillerin, ölçüsüzlükleri kendileriyle ilgili algılarındaki hatalardan; yüksek bilgi düzeyine sahip, becerikli, yeteneklilerin ölçüsüzlüğü ise diğer insanlarla ilgili algılarındaki hatalardan kaynaklanmaktadır."  

4 farklı hipotez ve sonuçları 
• Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
• Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir. 
• Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler. 
• Nitelikleri, eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Dunning ile Kruger'ın vardığı sonuçla örtüşen çok farklı çalışmalar yapıldı. Bu durum, etkinin geçerliliğini çok daha arttırdı.

Sonuç olarak insanlar, bir konu hakkında ne kadar az biliyorsa, o konu hakkındaki az olan bilgisi aslında ne kadar az bilgi sahibi olduğunu fark etmesini engellediği gibi, sanki konuyla ilgili her şeyi biliyormuşçasına bir özgüven kazandırmaktadır.

Sağlık alanında sık sık karşılaştığımız cahillerin cesaretlerini de ortaya koyan bir çalışma. Bu kişilere karşı önlem almak çok önem taşıyor.  Ayrıca bu kişiler safsata da yapabiliyor.   

Safsata nedir?
Bunun için öncelikle safsatanın ne demek olduğuna bir bakalım. Alev Alatlı tarafından hazırlanan Safsata Kılavuzu’nda tanım şu şekilde yer alıyor: “Bir düşünceyi ortaya koyarken ya da anlamaya çalışırken, yapılan yanlış çıkarsamaların tamamına safsata denir.  Safsatalar,  ilk anda geçerli ve ikna edici gibi gözüken ancak yakından bakıldığında kendilerini ele veren sahte argümanlardır.”

Birçok alanda konuları araştırıp bu konular hakkında aktarma yapabilirler. Ancak uzman gibi çıkıp medyada konuşmak safsata yapıldığını ortaya koyar. 

Bu nedenle cahil cesaretiyle safsata yapanlardan korunmak için şunları yapabiliriz: 
• Sağlık okuryazarlığı bilinci oluşturulmalı. Bu konuda kampanyalar yapılmalı. İnsanların doğru bilgiye ulaşmasının yolu açılırken, bu konuda bilinçlendirilmek çok önem taşıyor. 
• Gazetecilerin sağlık alanında uzmanlaşmasına destek olunmalı. Bu alanda çalışan haberciler için belli aralıklarla uzmanlık eğitimleri ve çalıştaylar düzenlemek için imkanlar verilmeli. 
• Sağlık alanındaki sözde uzmanlardan korunmak için yöntemler geliştirilmeli. Hukuki yaptırımlar sağlık çalışanlarının dışında sağlıkla ilgili konuşan herkes için geçerli olmalı. Hukuki bir düzenleme yapılmalı. 
• Bloggerlar, instagramerların ya da sosyal medyada takipçi sayısı çok olanların reklam amacıyla yaptığı paylaşımları ile ilgili bir düzenleme getirilmeli. 
• Ünlü olan herkesin sağlık alanında konuşma cesaretinin önüne geçilmeli. Buna karşı önlem alınmalı. Sağlık sertifikalarla anlatılamaz, liyakat işidir. 
• Sağlığın, reklam şeklindeki yansıması değiştirilmeli. Sağlık, etik, güvenilir ve objektif şekilde ele alınmalıdır. 

Sağlıklı yaşam için sağlıklı medya şart! Bunun için aslında hepimize iş düşüyor. Sağlıklı bir gelecek için sağlıklı medyanın olmasına destek olmalıyız.  

27 Ocak 2017 Cuma

ANTİBİYOTİK KULLANMANIZI BU TEST BELİRLEYECEK

Ankara'da düzenlenen Akılcı Antibiyotik Kullanımı Lansman Toplantısına katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ,  doktorların artık hastanın antibiyotik kullanıp kullanmayacağına 5 dakikada sonuç veren hızlı tanı testi ile karar vereceğini söyledi. Bakan Akdağ, "Aile hekimi, çocuk hekimi, kulak, burun, boğaz ve acil hekimlerine beta mikrobunu muayene sırasında tespit edecekleri test verilecek ve bu testle antibiyotik kullanılıp kullanılmayacağına karar verilecek" dedi.

Türkiye'nin antibiyotiklerin gereksiz kullanımı ve bakterilerin de antibiyotiklere dirençli olması açısından OECD ülkeleri içinde en kötü durumda olan ülke olduğunu belirten Bakan Akdağ, bakanlık olarak antibiyotiklere yılda 1 milyar lira ödendiğini açıkladı. 

Boğaz kültür testinin uzun sürdüğünü kaydeden Bakan Akdağ, hızlı beta testi ile hastanın boğazından alınan sürüntüde sadece beta çıkarsa antibiyotik kullanacağını kaydetti. 

Hastanın doktoru antibiyotik yazma konusunda zorlamaması gerektiğini ifade eden Bakan Akdağ, şöyle konuştu: "Yine vatandaşımız tarafındaki önemli bir husus da vatandaşlarımız doktorlarını antibiyotik yazma konusunda zorlamamalıdır. Antibiyotik, ateş düşürücü ya da ağrı kesici bir ilaç değildir, antibiyotiği mikropların bir kısmına karşı kullanıyoruz. Türkiye'de polikliniğe başvuran her 3 hastadan 1'i antibiyotik kullanıyor. Normalde bunun 6 reçetede bir olması beklenir, demek ki kullanılması gerekenin aşağı yukarı iki misli antibiyotik kullanılıyor. İnsanlar da hastalık yapan mikropları birkaç çeşide ayırıyoruz, sıklıkla gördüğümüz gruplardan biri bakteriler birisi de virüsler. Eğer hastalığımızı bir bakteri yapmışsa antibiyotik kullanıyoruz ama hastalığımızı bir virüs yapmışsa antibiyotik kullanmıyoruz çünkü antibiyotikler virüslere karşı etkisiz ilaçlar. Günlük hayatımızda en sık karşılaştığımız genellikle antibiyotik almamıza da yol açan nezle ve grip acaba bakteriyel bir hastalık mı? Yoksa bunlar virüslerin sebep olduğu hastalıklar mı? Nezle ve grip virüslerin sebep olduğu hastalıklar dolayısıyla bunlara antibiyotiklerin hiçbir faydası yok."

Antibiyotikler Virüslere Dolayısıyla Nezle ve Gribe Etkili İlaçlar Değildir
Vatandaşların nezle ve gripte antibiyotiğin daha hızlı iyileştirdiğini düşündüklerini belirten Bakan Akdağ, “Böyle bir durum yok, bu doğru bir bilgi değil. Çünkü antibiyotikler virüslere dolayısıyla nezle ve grip hastalıklarına etkili ilaçlar değildir. Tersine birçok yan etkiye maruz kalma riski de var gereksiz kullanılan antibiyotiklerde. Dolayısıyla nezle ve gripte kesinlikle antibiyotik kullanmamalıyız. Nezle ve grip olduğumuzda biz vatandaş olarak doktorlarımızı asla zorlamayacağız. Hekimlerimize kısa ama etkili kurslar verdik hem hangi durumlarda bu testi uygulayacaklarına dair hem de testi nasıl kullanacaklarına dair. Vatandaşlarımız açısından da bugünden başlayarak hem televizyon spotları dönecek hem bütün sağlık kuruluşlarımızda ve başka uygun yerlerde afişlerle, el ilanlarıyla, hastanelerimizde sağlık kuruluşlarımızdaki kapalı devre televizyonlarımızla vatandaşlarımıza da bilgi vereceğiz ve böylece iki taraflı olarak bu meseleyle mücadele edeceğiz" şeklinde konuştu.

Karne Net Değil 
Geçtiğimiz günlerde medyada yen alan; özel hastanelerin kamu doktorlarını artık bonservislerini ödeyerek transfer edebilecekleri ve Sağlık Bakanlığının, doktorların başarı durumlarını göstermek için karne dönemi başlattığına yönelik haberleri de değerlendiren Bakan Akdağ, doktor karnesi uygulamasının henüz netlik kazanmadığını, özel hastanelerin bonservislerini ödeyerek kamudan doktor transfer etme durumunun ise söz konusu olmadığını belirtti.

26 Ocak 2017 Perşembe

BİLİŞİM GÜVENLİĞİNİ YÖNETEN TÜRK KADINI

Amerika'nın en etkin 30 Türk kadını listesinin beşinci sırasında yer alan dünyada 400 milyondan fazla insana tünel teknolojisi ile internete güvenli erişim sağlayan AnchorFree şirketinin ana ortaklarından Bağlan Nurhan Rhymes, ayrıca Forbes Ajans Council’ında danışmanlık yapıyor. 

İnternet kullanıcılarına gizlilik ve güvenlik sağlayan tüketici tabanlı VPN programı HotSpot Shield’in yaratıcısı AnchorFree firmasının üst düzey yöneticisi Bağlan Nurhan Rymes, daha öncesinde ise Fransız reklam ajansı LSF Interactive’de medya başkanlığı yaptı. LSF ajansı aracılıyla Gucci Şirketler Grubu’ndaki Balenciaga, Yves Saint Laurent, Stella McCartney ile Lancome Canada ve Clarins markaları için internet medya stratejileri geliştiren Bağlan Nurhan Rymes, Silikon Vadisi’nde MIT & Stanford ortaklığı olan VLAB’da startup’lara yön veriyor ve inkübatörlere danışmanlık yapıyor.

“Yenilgilerden korkmayın. Korku insanı felç eden bir duygu. Korku ve tereddütü attığınızda zaten başarıyı yarı yarıya garantilemiş oluyorsunuz” diyen dünyanın en büyük VPN şirketi olan Hotspot Shield yöneticisi Bağlan Nurhan Rhymes ile ilham veren öyküsünü konuştuk

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
İzmir’de doğdum, bu şehirde lise, üniversite İktisat bölümü ve de lisansüstü eğitimimi yaptım. Bu dönemde Dokuz Eylül Üniversite’sinde asistanlık yaptım. Daha sonra, Interbank tarafından alındım ve Interbank’ın yöneticilik kursundan geçtim. Bu şekilde bankacılık kariyerim başlamış oldu. İzmir ve İstanbul şubelerinde çalıştım. 

2001 yılında Amerika’ya taşındım. Önce New York daha sonra San Francisco’da çeşitli şirketlerde çalıştıktan sonra, 7 sene önce ilk katılımcılardan biri olarak, bugün dünyanın en büyük VPN şirketi olan Hotspot Shield’de teknoloji ve güvenlik sektöründe kurucu ve yönetici olarak çalışmaya başladım.

Burada, ortaklarımla 65 milyon Dolar yatırım sermayesi topladık. Ben bu sene Amerika’nın En Etkin Türk Kadınları arasında yer aldım. 6 aydır Forbes Ajans Council’ında, AnchorFree’ye ek olarak danışmanlık yapmaktayım.

Nasıl fark yaratırsınız?
Ya yaptığınız işi en iyi şekilde yapacaksınız veya kimsenin yapmadığı ve yapmak istemediği işi yapacaksınız. Eğer yaptığınız işi sevgi ve büyük arzu ile yaparsanız emeğiniz her zaman parlar.

Bazen doğal olarak yaptığınız hareketler etkisiz gibi görünüyor ama hiç beklenmedik bir şekilde bir kişinin ve canlının hayatında fark yaratıyorsunuz.

Örnek olarak; şirketim AnchorFree, Hotspot Shield sayesinde sansür altında olan ülkelerde yayın özgürlüğü sağlıyoruz. Ama aynı zamanda bu ülkelere kadın erkek eşitliğini sağlamada da aracı oluyoruz. Bir kadın Facebook veya Twitter’da düşüncelerini belirtiyor veya sohbetlere katılıp kendi özgürlüklerini talep ediyor. Bence bu çok önemli.

Daha ufak boyutta, ben birçok hayvan kurtarma grubuna bağlıyım. Belki bütün hayvanları kurtaramıyorum ama o bir hayvanın hayatında değişiklik yaratıyorum.



Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
En büyük ders, kazançların yenilgilerinden daha fazla olsun. Hayat bu, kazanmak ve kaybetmek normal. Terazinin kazançlar bölümü ağır çeksin. 

Ayrıca, yenilgilerden sonra durumu iyi incelemek, nerede hata yaptığını anlamak ve yine kazanç tarafının nasıl başarılı olduğunu objektif olarak görmek, gelecek için olumlu bir adım.

Yenilgilerden korkmayın. Korku insanı felç eden bir duygu. Korku ve tereddütü attığınızda zaten başarıyı yarı yarıya garantilemiş oluyorsunuz. Ayrıca, duygusallığı ortadan kaldırmak lazım. Verilere dayanarak karar alınca, uzun dönemde daha başarılı olunuyor. 

Sizin için para nedir?
Hayatı devam ettirebilmek için gerekli araç. Ev, araba, eğitim, yemek ve sağlıkla ilgili harcamalar hepsi para ile oluyor.

Ben yalın bir hayat yaşamaya gayret ediyorum. Hayatı basite indirgeyip, yalınlaştırdığınızda, paraya bağımlılık azalıyor. 

Kendinize hedef koydunuz mu?
Kendime inanılmaz agresif hedefler koyan bir insanım. Hedefe tam ulaşacağım zaman,  “bar”ı biraz daha yükseltiyorum. Hem iyi, hem kötü. 

Mikro ve makro hedeflerim var. Mikro hedeflerim genellikle günlük hayat ile ilgili. Bugün spor yaptım mı? Bahçedeki yabanı otların bir bölümünü temizledim mi?  Hayatın rutini ile ilgili neticeyi o anda görebileceğiniz veya hissedebileceğiniz hedefler.

Makro hedeflerim genellikle işle ilgili,  uzun vakit alan, mücadele ve strateji gerektiren hedefler. Hemen sonuç alınmayan, birçok değişkeni olan hedefler.



Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Hayatımda denge yok ne yazık ki. Ulaşılması gereken hedefler veya öncelikler var. Bunlar için gerekenin yapılması önemli. Şu anda bulunduğum dönem bunu gerektiriyor.

Bence denge modern toplumda bir ütopya. İnsanlar denge yaratabilmek için kendilerini gereksiz strese sokuyorlar. Günün şartları ne ise, onu yapmak bana daha doğru geliyor. 

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Ben rekabeti fazla kafaya takan bir insan değilim. Yapabileceğimin en iyisini yapıp, gerisini yüce Allah’a bırakan bir yapım var. Somut şeylerle çok fazla obsesif olunca insan hasta oluyor. Ben 2.5 sene önce kalp problemleri geçirdim, işimin stresi yüzünden. O nokta da, insanın öncelikleri değişiyor. İnançlı olmak, şükür etmek çok önemli. 

Hayatı basitleştirip, yalınlaştırdığınızda ortaya daha güzel bir tablo çıkıyor.

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Yemeğime dikkat etmiyorum ne yazık ki. Mutlaka en az 8 saat uyku uyuyorum her gece. Uykusuzluğa dayanamıyorum. 

Triathlon ve yarım maraton yaptığımdan sürekli antrenman yapıyorum. Haftada yaklaşık 10 saat koşuyorum, yüzüyorum veya bisiklet biniyorum. Stres için ve mutluluk için en önemli reçete; spor. Kafamı ancak bu şekilde boşaltabiliyorum. Ayrıca vücudunuz dayanıklı ve güçlü olunca, beyin de güçlü ve dayanıklı oluyor. Problemlere daha yaratıcı sonuçlar bulabiliyorsunuz.

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Kaybettiğiniz zaman üzüntü sürecinden geçmeniz lazım. Ne kadar sürerse. Eğer bu süreçten geçmezseniz, bastırılmış duygular ve negatiflik yeni işleri etkiliyor. Ben bu süreci nasıl kısaltırım ve hayatı nasıl en az etkilenirim diye düşünürüm. Benim çözümüm, köpeklerimi alıp, kamp yapmak. Doğa son derece tedavi edici ve ruhu, beyni temizliyor. Dağlara çıkmak, ormanda uyumak, nehirde yüzmek bana iyi geliyor. Tüm elektronik cihazları evde bırakıyorum. 

Ne yazık ki günlük hayatımızı bu cihazlar zehirliyor. Her duyguyu, kazanç veya kayıpları gereğinden fazla büyütüyor. Benim evimde televizyon bile yok.

Doğa ile baş başa kalıp, ruhunuzu ve beyninizi dinlendirip temizlediğinizde, daha dinç olarak tekrardan başlayabilirsiniz.

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Yetersizlik duygusu. Kazanamadım çünkü yeterli değildim. Yeterli akıllı değilim veya yeterli çalışmadım, yeterli iyi bir  takımı bir araya getiremedim. Bence en kötü duygu bu.

25 Ocak 2017 Çarşamba

SUYUN AYAK İZİNİ TAKİP EDİN

Dünya nüfusu 7 milyarı geçti. Günlük yiyecek üretiminde ihtiyaç duyulan su miktarı kişi başına 2 bin litre oldu.  Kullanılan su miktarının ‘Su ayak izi’ olarak tanımlandığını belirten Başkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Zeliha Eser, bu konuda bazı önlemler alınması gerektiğini söyledi.

Sizce bir kilo dana eti soframıza gelinceye kadar kaç litre su kullanılıyor?
Bir kilo dana eti için kullanılan su miktarının 15 bin 500 litre olduğunu kaydeden Eser, “Dananın beslendiği yemin yetişmesinde kullanılan sudan başlayıp,  dananın temizliğinde kullanılan ve kesilinceye kadar içtiği su miktarının toplamı su ayak izini oluşturuyor.  Başka bir örneği de kahve üzerinden verebiliriz. Bir fincan sade kahvenin son kullanıcıya kadar geçirdiği süreçleri tanımlamak gerekirse; kahve bitkisinin yetiştirilmesi, hasadın yapılması, rafine edilmesi, nakliyesi, kahve çekirdeklerinin paketlenmesi, perakendecilere dağıtımı, satılması ve fincana koyulması aşamaları karşımıza çıkıyor. Bütün bu süreç için gereken su miktarı 140 litredir. Bu kahve, kağıt bardakta, bir de süt ve şeker eklenerek tüketildiğinde ise harcanan su miktarı 68 litre daha artarak 208 litreye çıkıyor. Bundan sonra çayımızı ve kahvemizi soğutup sonra da dökerken su ayak izini hatırlamakta fayda var” diye konuştu. 

Dünya’daki su rezervinin yüzde 3’ü tatlı su
Üçte ikisinin su ile kaplı olduğu için Dünya’nın, su zengini bir gezegen olarak görüldüğünü kaydeden Eser,  şunları söyledi: “Ancak, dünyadaki su rezervinin sadece yüzde 3’ü tatlı sudur. Bilim adamları dünyanın kıt kaynaklarının 8 milyar insan ve 2 milyar büyükbaş hayvanı gereği gibi beslemeye yetmeyeceğini açıkça ifade ediyorlar.  Ayrıca Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil. Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yıllık bin 650 m3’tür.  Bugün Türkiye uluslararası ölçütlere göre “su sıkıntısı çeken ülkeler” kategorisinde yer alırken, 2030 yılında nüfusun 100 milyona çıkması durumunda “su fakiri ülkeler” arasında olacak.”

Su tüketiminin büyük bir bölümünün yiyecek üretimi için kullanıldığını belirten Eser, “Bu nedenle su ve yiyecek arasında yakın bir ilişki vardır. Su ekonomik bir mal olarak görülmelidir. Dolayısıyla, bugünden önlemlerin alınması mevcut su kaynaklarının çok amaçlı kullanılması zorunlu hale gelmektedir” şeklinde konuştu.

24 Ocak 2017 Salı

VİTAMİN AZALIYOR PROBİYOTİK YÜKSELİYOR

Dünyada vitamin ürünlerinin kullanımı azalırken, probiyotiklerin yükselişte olduğunu belirten Prof. Dr. Tarkan Karakan, “Burada dikkat etmemiz gereken temel nokta, arkasında bilimsel çalışmaların olduğu ürünleri tercih etmek. Tabiri caizse merdiven altı, ne olduğu belli olmayan ürünleri almamak” dedi.

Probiyotiklerin yararlı bakteriler olduğunu kaydeden Karakan, şunları söyledi: “Probiyotikler, yararlı bakterilerdir ve zararlı bakterilerin çoğalmasını engellerler. Prebiyotikler ise probiyotiklerin bağırsaklarda çoğalmasına destek olan gıda maddeleridir ki bunlar genellikle lifli gıdalar olarak tanımlanır.”

2010 yılında Probiyotik Derneği’ni kurduklarını ve her yıl kongre düzenlediklerini dile getiren Prof. Dr. Tarkan Karakan ile probiyotik ve prebiyotikler hakkında merak edilenleri konuştuk.

Vücudumuzun yüzde 70’i sudan oluşuyor deniyordu. Peki nasıl 10’da 9’u bakteri oluyor?
Bağırsaklarımızda 100 trilyon bakteri yaşar. Bu sayı vücudumuzdaki toplam hücre sayısının 10 katıdır. Yani bir insanın 10’da biri insan hücrelerinden, 10’da 9’u ise mikroorganizmalardan oluşmaktadır. Bunların yüzde 90’ı bağırsaklarımızda bulunur. Hatta 70 kilo olan bir insanın 2 kilosu bakterilerden oluşur. Bağırsaklarımızda bağışıklık sisteminin yüzde 70’i ve beyindeki nöron sayısı kadar sinir hücresi vardır. Yani özetle birçok şeyin kontrol merkezi gibi olduğu için, bu yapının sağlıklı olması için probiyotikler en önemli seçenekler arasında yer alıyor.

Probiyotiklerin tadı neden kötü? Kefir dışında ne gibi seçenekler var?
Probiyotiklerin tadı aslında kötü değil. Sadece fermente oldukları için bazen ekşi veya alışık olmadığımız tatlar oluşabilir. Kefir ve doğal probiyotik kaynakları günlük yaşamın bir parçası olarak tüketebileceğimiz besinler. Ancak son yıllarda daha etkili ve standart dozlar almak istediğimizde eczanelerde yaygın olarak ulaşabileceğimiz probiyotik kapsül, tablet, toz veya damla gibi seçeneklerimiz var artık.

Probiyotiklerin vücudumuza zararı var mı?
Genel olarak oldukça güvenlidir. Nadiren bağışıklık sisteminin ileri derecede çöktüğü hastalarda bazı yan etkiler bildirilmiştir. Ancak çok yaygın kullanılmasına rağmen probiyotiklere bağlı ölüm yok denecek kadar azdır. Probiyotik içeren gıdalar nelerdir ve nasıl ortamlarda hazırlanıyor.

Fermente süt ürünleri ve diğer fermente ürünlerde probiyotik mikroorganizmalar bulunabilir. Ülkemiz bu konuda oldukça zengindir. Özellikle ev yapımı yoğurt, tarhana, kefir, turşu, şalgam suyu, ekşi maya ile yapılan ekmeklerde probiyotik bulunur. Ancak bunlar mide asidinde parçalandığı ve çok az miktarda bağırsağa geçtiği için, tedavi amacıyla kullanılması için yeterli değildir.

Evde hazırlanan yoğurtlardan da bu ürünler yapılabilir mi?
Evet. Probiyotik toz halinde eczanelerde bulunuyor. Yoğurt mayalarken bu ürünleri kullanabilirsiniz. Ama dikkat etmeniz gereken nokta çok yüksek ısılar bu bakterilere zarar verir. Ayrıca aynı yoğurdu tekrar mayalayarak aynı etkiyi elde etmenin garantisi yoktur yani tek seferlik mayalama yapılabilir.

Gıda takviyesi probiyotikler nelerdir ve neye göre alınabilir?
Gıda takviyesinden kasıt, eczanelerde bulunan probiyotikler ise bunlar son 2 yıl içinde oldukça arttı. Aslında dünyada vitamin ürünlerinin kullanımı azalırken, probiyotikler yükselişte. Ancak her geçen gün yenilerinin eklendiği bu pazarda dikkat etmemiz gereken temel nokta, arkasında bilimsel çalışmaların olduğu ürünleri tercih etmek. Tabiri caizse, merdiven altı, ne olduğu belli olmayan, ürünleri almamak. Çünkü bu ürünler canlı mikroorganizmalardır ve iyi koşullarda üretilmiş ve saklanmış olmalıdır.

Probiyotik ürünler ne zaman kullanılmaya başlanabilir?
Bunun cevabı her zaman olabilir. Ama en önemlisi antibiyotik kullanırken berberinde alınmasıdır. Çünkü antibiyotikler bazı yararlı bakterilerimizin geri dönmemek üzere kaybolmasına neden olur. Bunun psikiyatrik, nörolojik, obezite, insülin direnci, alerjiler gibi yan etkileri vardır. Antibiyotiğin yanına probiyotik eklendiğinde bu zararlı etkilerden büyük ölçüde korunduğumuz gösterilmiştir.

Diğer bir durum ise sık seyahat edenler ve uyku bozukluğu olanlar. Son yıllarda bu kişilerin de bağırsak mikrobiyotasının bozuk olduğu görülmüştür. Bağışıklık sistemi çökmesi bu kişilerde sık görülür. Bu kişilerin probiyotik kullanması çok önemlidir.

Probiyotik ürünlerde canlı bakteriler mi vardır?
Mutlaka canlılığını muhafaza eden kaliteli, bilimsel çalışması yapılmış, içeriği bilinen ürünler kullanılmalıdır. Canlılık konusu çok önemli çünkü kötü koşullarda saklanan ve taşınan probiyotiklerde canlı bakteri kalmaz ve içildiğinde hiçbir faydası olmaz. Bir de mide asidine dayanıklılık çok önemli.

Bazı probiyotikler bağırsaklara canlı ulaşabilsin diye çift kaplama gibi teknolojilerle üretilirler. İlk kaplama mide asidinden korur, ikinci kaplama ise bağırsaklara ulaşıldığında açılır. Böylece azami sayıda yararlı bakteri bağırsaklara ulaştırılır.

Bazı ürünler ise mide asidinden etkilenmeyen mikroorganizmalar içerir. Bazıları ise kist formunda bağırsağa geçer ve orada aktifleşir. Yani her bir probiyotiğin bağırsağa canlı ulaşmak için farklı bir yolu var. Önemli olan bunun ispat edilmiş, denenmiş olanlarını tercih etmek.

Kimler probiyotik kullanamaz?
Kesin olmamakla birlikte, beyaz küre sayısı çok düşük olanlar  yani kanser kemoterapisi alırken,  bağışıklık sisteminde kalıtımsal bazı bozuklukların olduğu durumlarda ve şiddetli pankreatitte kullanmıyoruz. Çok küçük bebekler ve yenidoğanlarda ise pediatrist önerisi olmadan kullanılmamalıdır.

Gebelikte kullanılabilir mi?
Özellikle hamile, çocuk ve yaşlılarda probiyotiklerin yararlı olduğu gösterilmiştir. Hamilelerde probiyotik alımı erken doğum, gebelikte görülen şeker hastalığı gibi durumları önlediği gösterilmiştir. Ayrıca annenin aldığı yararlı bakteriler anne karnındaki bebeğe de geçerek daha doğmadan yararlı etkiler gösterebilir.
Çocuklarda alerjik hastalıklar, ishal kabızlık durumunda ilaç yerine kullanılabilecek doğal ürünlerdir. Yaşlılarda ise yaş ile zayıflayan bağışıklık sistemini güçlendirir. Yaşlılarda yapılan çalışmalarda soğuk algınlığına yakalanma riskinin yüzde 30 azaldığı gösterilmiştir.

23 Ocak 2017 Pazartesi

KİTAP SARRAFI: KOLOREKTAL HASTALIKLAR VE PROKTOLOJİ

İnsan vücudunda 100 trilyon civarında bakteri bulunmakta ve bunların yüzde 80’i ise bağırsakta yer alıyor. Bağırsakta ise 100 farklı türde bakteri yer alıyor. Bunlar ağırlıklı olarak oksijensiz (anaerob) ortamda yaşayan bakteriler. 

Beyin ile bağırsak arasında sinirler, hormonlar, bağışıklık sistemi ve metabolizma üzerinden yoğun bir ilişki bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Korhan Taviloğlu, “Bağırsakta yer alan sinir ağı bu nedenle kimi zaman ‘’ikinci beyin’’ olarak adlandırılır” dedi. 
Kolorektal Hastalıklar ve Proktoloji kitabı ile ilgili Prof. Dr. Korhan Taviloğlu ile konuştuk.

Kolorektal hastalıklar ve proktoloji nedir?  Kitabı yazmanızdaki etken nedir?
Genel cerrahinin, bağırsak cerrahisi ile ilgili bölümüne ‘’kolorektal cerrahi’’ ve makat hastalıkları tedavisi ile ilgili bölümüne ise ‘’proktoloji’’ adı verilir. ‘’Kolorektal Hastalıklar ve Proktoloji’’ kitabını bir proje olarak Aile hekimlerine yönelik kaleme aldım ve 6 bin meslektaşımıza ulaştı.

Bağırsak sorunu yaşayan bir hastaya yaklaşımda aile hekimleri öncelikle nelere dikkat etmeli?
Bağırsak sorunu yaşayan hastalarda aile hekimleri öncelikle sorunun detayını kavramalı ve sonra da gerekli tetkikler sonrasında tedavilerini başlamaları uygun olur. Tedaviye yanıt alınamaması durumunda, daha fazla ısrarcı olmadan hastayı bir iç hastalıkları uzmanı, gastroenteroloji uzmanı veya genel cerrahi uzmanına yönlendirmeleri yerinde olur. 

Aile hekimleri hastaları ne zaman ve hangi durumlarda cerraha yönlendirmeli?
Hastaların sorunlarına, yaşam değişiklikleri veya ilaç tedavileri ile yanıt alınamaması ve sorununun cerrahi tedavi gerektirdiği kanısı oluşunca hastayı bir genel cerrahi uzmanına yönlendirmeleri uygun olur.

Bağırsak detoksu diye bir şey var mı?
‘’Bağırsak detoksu’’ veya ‘’kolon hidroterapisi’’ kavramı ilk olarak eski Mısır uygarlığında ve antik Yunan medeniyetleri tarafından tanımlanmıştır. Özellikle, 20. yüzyılın başlarından beri ise bazı merkezlerde bir alternatif tıp yöntemi olarak uygulandığı biliniyor. Tedavinin temeli: müshil, lavman veya su ile yıkama yöntemlerinden birisi ile bağırsak içeriğini boşaltmak ve bu sayede bağırsağı ve dolayısı ile vücudu zararlı bakteri, mantar ve parazit gibi mikroplardan arındırma prensibine dayanmaktadır. 

Buna karşın; ağır egzersizler, yorucu sporların yapılması ve ‘’bağırsak detoksu’’ ile bağırsaktan geçirgenliği artırır ve SMS, VİP, GABA, serotonin gibi kimyasal maddeler yoğun bir şekilde açığa çıkar ve bu duruma ‘’sızıntılı bağırsak’’ (leaky gut) adı verilir. 

Sızıntılı bağırsak durumu; bakteri, mantar, parazit gibi mikroplar, vücut tarafından sindirilmemiş protein, yağ ve diğer atıklar kan dolaşımına karışıp, bağışıklık sisteminin aniden çökmesine neden olabilir. Bu durumda bağırsak mikropları artarak vücut için zararlı hale gelebilirler. Bu tür bağırsak hazırlıkları günümüzde tıp alanında sadece; bazı bağırsak ameliyatları, kolonoskopi, kapsül endoskopisi ve bağırsak filmleri öncesinde uygulanır.   



Bağırsak sorunlarında beslenme ve ilaçlarla ilgili de bilgiler vermişsiniz. Bu konuda genel olarak bağırsak sağlığı için önerileriniz nelerdir?
Beslenmede önemli olan kişinin kendisinde karın şişkinliği, sindirim zorluğu, karın ağrısı gibi huzursuzluklara neden olan gıdalardan kaçınmalıdır. 
Gıdaların tümünün tüketiminde aşırıya kaçılmamalıdır. 
Şekerli ve unlu gıdaların aşırı tüketimi ciddi sindirim sorunlarına neden olur. 
Lahana, karnabahar, Brüksel lahanası, brokoli, yeşil sebze, elma, esmer pirinç, çilek gibi liften zengin gıdaların tüketimi yararlıdır. 
Karalahana, ıspanak, maydanoz gibi koyu yeşil renkli sebzelerin tüketimi yararlıdır. 
Probiyotik, kefir tüketimi çok yararlıdır. 

Bu önlemler alındığında, zaten doğal yöntemlerle ’huzurlu bağırsak’’ durumu sağlanmış olur. İlaçlar ise sadece hekim kontrolünde alınmalıdır. 

Prof. Dr. Korhan Taviloğlu kimdir?
1986 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1991 yılında aynı fakültede uzman, 1996’da Doçent ve 2002 yılında Profesör oldu. 2002 ve 2009 yılları arasında kamu ve özel sektörde hizmet verdi. 2009 yılı itibari ile sadece özel sektörde hekimlik yapmakta. 2012 yılından itibaren Taviloğlu Proktoloji ekibi olarak sadece bağırsak ve makat hastalıklarının tedavisinin gerçekleştirmektedir. 2016 yılında hekimlere yönelik ‘’Kolorektal Hastalıklar ve Proktoloji: Güncel tanı ve tedavi’’ ve hastalara yönelik ise ‘’Huzurlu bağırsak’’ adlı kitapları yayınlandı. Bugüne dek, 8 adet kitap editörlüğü, 42 adet kitap bölüm yazarlığı ve 58’i uluslararası olmak üzere 150 civarında bilimsel makalesi bulunmaktadır. 



22 Ocak 2017 Pazar

SON DÖNEMLERDE NELER OKUDUM?

Kitap aksesuar değil, en iyi arkadaştır. Ne mutlu ki bu alışkanlığı edinip, yolunu bilgiyle aydınlatanlara. 

Hayatım boyunca kitaplar benim için gerçekten çok önemli olmuştur. Bu nedenle de artık okuduğum kitapları kendim için arşivlerken, sizlerle de paylaşacağım. 

Uyumadan önce okunan kitabın türü ve rüyalara etkisi diye bir araştırma var mı? Yoksa yapılmalı, sanki kitap türü rüyayı etkiliyor. Bu ara en çok çizgi roman okuduğumu fark ettim, uyumadan önce çizgi roman okuduğumda çok ilginç rüyalar görüyorum. Hadi başlayalım, neler okumuş bakmaya.



Çizgilerle ekonomi
Benim için terapi mekanı kitapçılardır. Sağlık dışında hiç anlamadığım bir konuda #kitap almak istedim.#ekonomi hiç sevmediğim ve anlamadığım bir alan olduğu halde sırf kafamı dağıtmak için aldım. Bir çırpıda bitti. Benim gibi düşünüyorsanız, temel düzeyde de olsa bilgi sahibi olup daha sıcak bakmanız için tavsiye ederim.


İki şehrin hikayesi
Charles Dickens'ın İki şehrin hikayesi #cizgiromanihayal kırıklığı oldu. @ntvyayinlari genelde çok başarılıdır. Ancak bu kitap çok eksik kalmış, konu bütünlüğü olmadığı için anlaşılmıyor.

Haberler
Eleştirel düşüncenin gelişmesi için her şeyi sorular sorarak, merakla birlikte öğrenerek ve üreterek perçinlememiz gerekir.
İşte Alain de Botton, Haberler kitabında bunu yapıyor.
 🌟Haberleri, dizileri, sosyal medyayı kısaca bilgi yağmuru içinde olduğumuz günümüzde gerçekleri bulabilmek için süzgecimizin olması gerekiyor.
 🌟Birçok konuda yaptığım yorumların temelinde de öğrenmek yer alıyor aslında. Daha farklı pencereden hayata nasıl bakarım diye de sorgularım. Benim gibi düşünenlerden biri Botton!
 🌟İşte bu kitapta yazar, haberleri mercek altına alıyor ve yorumları ile bize vizyon kazandırıyor.
 🌟Yorum yapmak, soru sormak ve gözlemlemekle hayatımızı çok daha yaşanası bir hale dönüştürebiliriz. Değişim renk katar  👌🏻 Deneyin.


Julia- Almanak 1
Yeni çizgi roman okumalarıma #julia ile devam ediyorum. Bir kriminoloğun maceralarını anlatan karakterimiz Audrey Hepburn'ün gençlik yıllarını simgeler şekilde çizilmiş. Eğlenirken, öğreten ve gerçekleri araştıran Julia serisinin devamını okuyacağım. İlk kitap bir çırpıda bitti. @cizgidusler yayınevini kutlarım ve yayınların devamını bekliyorum. #sherlockholmes 'ten sonra yeni kitabımı buldum. #cizgiroman #kitapsarrafi#esraozilekitapsarrafi #kitap #dedektif #kriminolog#cizgiseri


Julia – Almanak2
#julia farklı maceralar yaşarken, kendisini de buluyor. Yaşadıklarından çıkarttığı dersler çok vurucu. Bu da bitti. Serinin diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.


Koltuk
#koltuk özellikle psikologlar ve psikoloğa gitmeyi düşünenler okusun. Çocukluk dönemi gerçekten çok önemli. Bu tip çizgi seriler daha da çok olmalı. Bu harika #kitap @akilcelenkitaplar yayınlarından.#kitapsarrafi #esraozilekitapsarrafi Kitap bir çırpıda bitiyor, okuyun derim.


Steve Jobs gibi düşünmek
Steve Jobs gibi düşünmek, tahmin ettiğimin ötesinde güzel bir kitap çıktı. @ntvyayinlari 'dan olan kitapta çok önemli noktalara değiniliyor. Yanınızda sizin gibi düşünen harika insanlar varsa tüm projeler gerçek olabilir. İşte bunu vurguluyor.


Çizgilerle Felsefe
Felsefe konusunda temel bilgileri öğrenmeye başladım.  🦋 Bilgi ve sevgi kelimelerinden oluşan felsefe, hayatı sorgulamak, anlamak ve yorumlamak için gerekli.  😊 📚 💕 Eğlenirken öğrenmeyi sağlayan bu kitabı beğendim. Tabii itiraf edeyim felsefe çok karışık.  🙄 @yordamkitap tarafından yayınlanacak başka öğretici serileri de bekliyorum.


Julia-2
#julia serisinin bu kitabında yine çok ilginç maceralara eşlik ettim. Bu sene edindiğim güzel alışkanlıklarımdan biri #cizgiroman okumak oldu. Kesinlikle tavsiye ederim. #kitapsarrafi#esraozilekitapsarrafi


Julia- 3
Julia okumaya devam … Aslında çizgi romanın ötesinde bakış açısını geliştiriyor ve fark yaratmak için vizyon genişletmeyi sağlıyor hem de terapi gibi... Tavsiye ederim.


Julia-4

Julia serisi gerçekten çok çok çok güzel. Kriminolog Julia kötülerin oyunlarını bir bir çözüp, maskelerini indiriyor. Özellikle sorunları çözerken yaklaşımı harika.  😊

Ghost World, okuduğum en kötü çizgi romandı. İçeriğinde ders veren bir şey olmadığı gibi, argolarla örülüydü. 


21 Ocak 2017 Cumartesi

İSTERSENİZ ŞANSLI OLABİLİRSİNİZ

Şans kapınızı çalsın ister misiniz? Hani fırsatlara rastlayıp, işlerinizin rast gittiği bir hayatta yaşamak çok keyifli olur değil mi? 

Şanslı olmak aslında bir yandan elinizde, çünkü şansın kapınızı çalması için öncelikle düşünce sisteminizde bazı değişiklikler yapmanız gerekecek. Sonrada iletişimin gücünü kullanmak işinizi kolaylaştıracak. Tabii ki eyleme geçirilmemiş hiçbir düşünce başarıya ulaşamaz, bunun için hemen harekete geçilecek.

Şans, tesadüfleri sever 
Şimdi diyeceksiniz ki şans tesadüfleri sever. Ancak gözümüzün önündeki fırsatları görmemiz de bizim elimizde. Bununla ilgili bir çalışma yapılmış.  

Bir kafeye gitmeleri için kendini şanslı ve şanssız kabul eden iki kişiye aynı ortam sağlanmış ve sonuçlar izlenmiş. kafeye giderken yola para bırakmışlar, şanslı olan parayı görüp, kafede oturan bir yönetici ile konuşup çevresiyle iletişim kurmuş. Şanssız olarak gören ise, parayı görmemiş, kafede kimseyle iletişim kurmamış. 

Sonuçta ortamda aynı fırsatlar olsa da size sunulan fırsatları kullanmak için iletişim kanallarınızı açmanız gerekiyor. 

Kendini doğrulayan kehanet düşüncesi
İlk basamak olan düşünce sistemimiz ile başlayalım. Kendini doğrulayan kehanet düşüncesi, "Pygmalion Effect" (Beklenti etkisi) adıyla biliniyor. Yani düşünce şeklimiz hayatımızı etkiliyor. Mesela, kendimize duyduğumuz güven sürekli olarak artıp azalabilir ve sonunda da ağır basan yönde kehanet gerçekleşir. 

“Sınıfta Pygmalion” adlı kitabında yazarı olan Robert Rosenthal iletişimle ilgili bir deney yaptı. Bir ilkokulda yaptıkları çalışmada, her sınıftan eşit sayıda öğrenci rasgele seçilmiş iki gruba ayrılıyor.

Araştırmada Rosenthal öğretmenlere, bazı öğrencilerin diğerlerine göre daha yüksek potansiyel gösterdiklerini ve ileride çok başarılı olacaklarını belirtiyor.  Oysa çocuklar rasgele seçilmişler ve potansiyelleri bilinmiyor.  

Birkaç ay geçtikten sonra araştırmacılar bakıyor ki, öğretmenlerin farkında olmadan bu seçilen öğrencileri daha çok teşvik ve takdir ettikleri görülüyor. Bunun sonucunda da bu öğrenciler daha iyi ödevler teslim ediyorlar ve zeka testlerinde diğer öğrencilerden daha yüksek puan alıyorlar. 

Rosenthal’a göre,  öğretmenlerin yüksek performans beklentisi, öğrencilerine söyledikleri sözler ve beden dilleri gibi sözel ve sözel olmayan çeşitli iletilmiş şekillerinden olabilir.  Böylece gelişen olumlu beklentiler öğrencilerin öğrenmelerini destekliyor. 

Beklentinin gücü
Michelle Pfeiffer’in dediği gibi; “Yaşamımın bir aşamasında yolumu değiştirdim ve artık olayların sürekli karanlık yanlarını görmek yerine aydınlık yanlarını görmeye başladım. Şimdi genel olarak baktığımda çok şanslı olduğumu düşünüyorum.” 

Başarabileceğine inanan kişi başarmak için hareket eder. Karl Wallenda adında bir ip cambazı senelerce başarılı gösteriler yaptıktan sonra bir gün ipten düşerek hayatını kaybeder.  

Ölümünden sonra eşinin söyledikleriyle, Karl Wallenda'nın, düşmeden önceki üç ay boyunca tek düşüncesinin ipte yürümek yerine ipten düşmek olduğu ortaya çıkar. İşte buna Wallenda Faktörü denir.  

Sağlık ve düşünce
Düşünce şeklinin olumlu olması ile ilgili başka bir çalışmada da, 2 binden fazla erkeği geleceklerinin pozitif, negatif ve nötr olacağını düşünenler diye üç gruba ayırırlar.  6 yıl boyunca gözlemleler;  negatif olanların kanserden, kalp ve damar hastalıklarından veya kaza sonucu ölme olasılıkları nötr gruba göre çok daha yüksek çıkar. Pozitif olanların ise, nötr ve negatife göre çok daha düşük olduğu gözlenir.

Şanslı olmak için önce düşünce sistemi değişmeli 
Tüm pişmanlıklarınızı geride bırakın, artık şanslı birisiniz. Çünkü şans olaylara bakış açınız ve gerçekleşmesi için harekete geçmenizle doğru orantılıdır. Siz her probleme ‘çözerim’ diye bakarsanız, şans denilen tesadüfler zinciri de peşinizden gelmeye başlar. 

Tutumunuz sayesinde şansınızı kendiniz yaratırsınız. Eğer hiçbir şey yapmazsanız, hiçbir şey olmaz. Ancak dışarı çıkıp, bir şeyler yapmak için çaba harcarsanız, fırsatlar sizi bulur. Bazen zorlu günler yaşanabilir, mücadele ettiğiniz sürece umut vardır. Çıkış yolu aradığınız sürece şans sizi bulacak ve yardımcı olduğunu göreceksiniz. Şanslı insanlar, beklentileri, tutkuları ve hedefleri olanlardır. Şanssız insanlar her şeyin ters gideceğini düşünür. 

Şans sizin elinizde, kullanın ve istediklerinizi gerçekleştirin. 

20 Ocak 2017 Cuma

BEYİNİN GİZEMLERİNİ ÇÖZEN BİLİM KADINI

ABD’nin en saygın eğitim kurumlarından Chicago’daki Northwestern Üniversitesi Les Turner ALS Araştırma Laboratuvarı’nın kurucu başkanı olan Dr. Hande Özdinler, dünyada ilk defa beyindeki motor nöronları (sinir hücrelerini) ‘Floresan Yöntemiyle’ izole ederek görmeyi sağlayan çalışmayı gerçekleştirdi. Bu, Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) ve diğer tüm sinir hücre hastalıkları için önemli bir buluş olarak kabul edildi.

Bu çalışma ile hücrelerin hücresel, genetik ve mekanizmasal ölüm nedenleri büyük bir titizlik ve doğruluk payıyla incelenebilecek ve hastalıklarda neden bu hücrelerin öldüğü bulunacak. Buluş Nature Neuroscience’da, Journal of Neuroscience ve Cerebral Cortex dergilerinde yayınlandı ve Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) tarafından 2,5 milyon dolarlık rekor destekle ödüllendirildi.

Hareketimizi sağlayan beyindeki ve omurilikteki sinir hücrelerini öldürerek felce neden olan ALS hastalığında, beyindeki diğer hücreler benzer oranda zarar görmediği için, hastanın hafızası, düşüncesi, algılaması değişmiyor. 

Beyin motor nöronlarını izole ederek kültür ortamında çalışan ilk bilim insanı olan Dr. Hande Özdinler, çalışmasında şunları yaptı: Beyin motor nöronları hasta olan hayvan modelleri geliştirdi ve  bu nöronları florasan olan ilk motor nöron transgenik modelini yaptı. Beyin her ne kadar kompleks ve karışık olsa da virüsleri kullanarak beyinde diğer nöronları etkilemeden sadece genetik tedaviye ihtiyaç duyan motor nöronlarının genetik yapısını değiştirmenin yolunu. Geliştirdiği florasan motor nöronlar sayesinde yepyeni ilaç keşif yöntemlerini buldu.  

Dr. Özdinler bu birbiri ardına gelen buluşlarından sonra International Innovation Dergisi tarafından 2015 yılında Dünyanın En İyi Buluş Yapan 10 Kadın Bilim Akademisyeninden biri seçildi. Çok prestijli bir ödül olan Harvard Center for Nervous System Repair ödülünü de alan ilk ve tek Türk oldu. 

“Yenilgi yemeğin tuzu biberidir. Bir yenilgi sizin o yaptığınız şeyi ne kadar istediğinizin testidir” diyen Türkiye’nin ilk moleküler biyologlarından biri olan Dr. Hande Özdinler ile ilham veren öyküsünü konuştuk

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Çok mutlu bir çocukluğum oldu. Sevgi ile dolu bir evde büyüdüm annem ve babamın birbirlerine olan aşkları belki bugün masallarda bile yoktur. Zaten babam vefat edince annemin kalbi dayanmadı ve 100 gün sonra annemi de kaybettik.  Kardeşim de daha çok gençken 23 yaşında vefat etti, beyin kanaması geçirdi, birden aniden gitti ve ailemiz korkunç bir hüzüne büründü. Ben o sırada Amerika’da doktora yapıyordum. Kardeşim vefat edince konumu, üniversiteyi her şeyi değiştirdim ve sinir bilimlerine yöneldim. 

20 seneden fazla süredir Amerika’dayız. Babama “Babacım gideceğim doktoramı alıp geleceğim, söz” dediğim yolculuk uzadı da uzadı, doktora, post-doc, şimdi profesörlük derken bir de baktık ki burada kaldık.  Şimdi hele kardeşim, annem ve babam da vefat ettiği için Türkiye benim için çok hüzünlü bir yer oldu. 

Nasıl fark yaratırsınız?
“Nasıl fark yaratayım?” diye düşünmedim hiç.  İçimden geldiği gibi, doğru olduğuna inandığım gibi davranırım. Doğru ve açık sözlüyümdür, babama söz verdiğim üzere her zaman doğruya doğru yanlışa yanlış deme cesaretini gösteririm. Öyle olunca bir de bakmışım ki fark yaratmışım. 

Bilim dünyasında fark yaratmamı ise meraklılığıma ve inatçılığıma borçluyum. Çıkmayan hiç bir deney beni yıldırmaz hatta daha çok meraklandırır,  ille anlayacağım ille bulacağım hiç ucunu bırakmam, bütün ipuçlarını büyük bir titizlikle toplarım sanki Sherlok Holmes gibi çalışırım. Çünkü bilinmeyen bir biyolojiyi çözmeye ve sistemi anlamaya çalışıyoruz.  Laboratuvarda sabahladığım birçok gece olmuştur, eve gitmeyi unuttuğum çok olmuştur. Deney yapmak bambaşka bir şey bir kere bir buluşun heyecanını yaşayan insan, artık normal bir insan olamaz. 


Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Ben hiç bir şeyi yenilgi olarak görmem.  “Yenildim” dediğiniz anda yenilirsiniz, neden kendime yenildin diyeyim ki. Hep kendime “Aferin” derim, “İyi dayandın, çok iyi denedin, bundan da bir ders çıkar. Hadi bakalım yola devam üzülmek yok, topla kendini.” Böyle şeyler söylerim kendime.  

Beni üzen yenilgiler değildir, beni üzen haksızlıklardır. Haksızlıklar karşısında çok sinirlenirim ama yenilgi, yemeğin tuzu biberidir. Bir yenilgi sizin o yaptığınız şeyi ne kadar istediğinizin testidir. Eğer ilk yenilgide geri adim atıyorsanız, çok da istemiyormuşsunuz demektir. 

Yenilgi aslında bir kamçıdır, ikinci raundun başlama gongudur. Ben yenilgilerden aslında biraz da mutluluk duyarım, her istediğini ilk seferde elde eden insan mutsuz ve doyumsuz olur. Yenilmeli insan büyük büyük yenilmeli ve daha büyük başlayabilmeli ki çok büyük başarılara imza atsın. Yenilmekten korkan birisi başarılı olmak nedir hiç bir zaman öğrenemez.

Schopenhauer’un sözü çok hoşuma gider: “Yenil, yine yenil, öyle güzel yenil ki artık yenilmek mümkün olmasın.”  Ben en büyük buluşlarımdan birini bu motto ışığında yaptım. Tam 3 sene boyunca her deneyimde yenildim ama işin ucunu bırakmadım. Dünyada beyin motor nöronlarını kültürleyebilen ilk insan oldum.

Sizin için para nedir?
Babam bana zengin ve varlıklı arasındaki farkı çok küçük yaşta anlattı. Ben hiçbir zaman zengin olmadım, zengin olmak için bir isteğim de olmadı ama her zaman varlıklı olmak isterim.  Şükür ki varlıklı bir hayatım var. Biliyorsunuz varlıklı insan elindeki imkanla en çok fark yaratandır, başkalarına faydası olandır.  Ben çok mütevazi ve gösterişsiz bir hayat sürerim, cebimde bazen hiç para tutmam, hiçbir gereksiz harcama yapmam, ama bazı şeyler vardır ki harcama yaparken fiyatına bile bakmam anında öderim. Örneğin, gitmem gerektiğini düşündüğüm bir konferansın kayıt ücreti,  yayınladığımız yayının halka açık olması için ödenen fark, konferanslara giderken uçak biletleri ve bazı konser biletleri gibi.  
Bir arkadaşım bana demişti k; “Para kadın gibidir onun peşinden koşarsan ve amacın onu elde etmek olursa, senden kaçar. Ama eğer bir amaç belirlersen hayatın için para seninle ortak olmak ister, o gelir seni bulur. Para güzel projeleri sever.”  Şu anda da benim paraya ihtiyaç duyduğum proje ALS ilaç projesi. Bu sene içinde 5 milyon Dolar bulmam gerekiyor, bakalım dediği doğru çıkacak mı ve para beni bulacak mı? 


Kendinize hedef koydunuz mu?
Evet, daha 13 yaşındayken moleküler biyoloji ve genetik okuyacağım diye ilk hedefimi koymuştum ki o zaman Türkiye’de daha moleküler biyoloji eğitimi veren bölüm ve üniversite yoktu. Sonra 15 yaşındayken gen mühendisi olacağım diye bir hedef belirlemiştim.  Bu iki hedefime de ulaştım. Şu anda gen mühendisliği teknikleri kullanarak hastalıklara hayvan modelleri geliştiriyoruz ve ben de Türkiye’nin ilk moleküler biyologlarından biri olarak Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun oldum. 

Şimdiki hedefim ALS hastalığını bitirmek ve görün bakın ki bitireceğiz, kaçışı yok elimizden.  Her zaman 3 senelik 5 senelik ve 10 senelik planlar yaparım. Hatta şu anda Allah uzun ömür verirse hayatımın planını da yaptım. ALS’ye ilaç bulduktan sonra kendimi resimlerime ve kitap yazmaya vereceğim. Resim sergileri açacağım, kitap imza günleri yapacağım, daha çok çocuk okutacağım ve böyle sakin sessiz ama internet bağlantısı güçlü bir yere yerleşmek istiyorum eşimle. Öyle planlarım var. 

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Ben birçok ipte tek başına yürüyen bir akrobat gibiyim.  Hem anneyim, hem eşim, hem büyük bir laboratuvarım var, birçok farklı projelerimiz var, Türkiye’deki ALS hastalarına özellikle kendimi çok yakın hissediyorum elimden geldiğince onların sorularını cevaplamaya çalışıyorum.

Şimdilerde bir de ressamlığa başladım. Kanvas üstüne ebru tekniği geliştirdim, şimdi bu yeni resim yapma tekniğini OzdinART ismi ile patent altında korumaya aldım. Yakında resim sergileri de açmak istiyorum. Resimlerimi satıp bilime bütçe yaratmaya çalışacağım.  Bunun yanında eskiden şiir yazardım veya yazdıklarımın şiir olduğunu zannederdim. Şimdilerde de kısa hikaye denemelerim var. 

“Aklıma Geliyor İşte” isimli bir kitap üzerinde çalışıyorum. Hayatımda bana anı olmuş anları derlediğim bir kitap.   Birçok dalı olan bir ağaç gibi hissediyorum bazen kendimi ama ağaç bence nasıl dallarımı dengede tutuyorum diye düşünmez sanırım, ağaç olmaya devam eder.  

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Esas yarıştığım kişi kendimim, kendim dışında pek bir rakibim yoktur. Ama böyle bana saldıran beni yok etmeye çalışan, küçük düşürmeye ve etkisiz eleman kılmaya çalışanlar oluyor arada. Onlar için çok üzülüyorum enerjilerini benimle uğraşmaya harcayacaklarına kendilerini iyileştirmeye harcasalar daha iyi olur.  

Benim şimdiye kadar rekabet içine girdiğim birisi sanırım olmadı, ama sürekli bir yarış içindeyim daha hızlı, güzel ve etkili yapma bir önce yaptığımdan daha iyi yapma. Böyle konularda kendimle yarış içindeyim genelde. 

Çocukken kendi kendime satranç oynardım.  Ben beyaz olurdum, karşı taraf da siyah olurdu, ben beyaz olarak planlı bir şekilde oyun kurardım. Siyah da beyazın yarattığı boşlukları doldurur, oyun kurmaz ama hatalar ve açıklar üzerinden anlık oynardı. Böylece kendi kendime satranç oynardım, bazen siyah kazanırdı çok sinirlenirdim.  


Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Maalesef çok dikkat etmiyorum.  Eşimle göl kenarında koşmak, yüzmeye gitmek çok hoşuma gidiyor ama spor yapmaktan hele de böyle kapalı yerlerde makine üzerinde koşmaktan hiç hoşlanmıyorum ve spor salonlarına giden birisi bir türlü olamadım, oysa her ay düzenli üyelik aidatımı ödüyorum..  Çocukken düz duvara tırmanan o küçük cılız kızın şimdiki bana nasıl dönüştüğünü anlamak zor.  Sağlığıma daha çok yediklerime dikkat ederek katkıda bulunuyorum sanırım. 5 seneden beri vejetaryenim ve onun çok büyük faydalarını gördüm yakında Vegan da olmak istiyorum, ama yavaş yavaş bir geçiş olacak sanırım. 

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Ben hep sevdiklerimi kaybettim önce kardeşim, babam, annem, Gamze ablam ve iki çocuğumu da doğuramadan kucağıma alamadan kokusunu duyamadan kaybettim.  Bu dünyada bir insanın sevdiğini kaybetmesi kadar korkunç bir duygu yok. Belki o yüzden ALS hastalarına ve onların akrabalarına kendimi çok yakın hissediyorum. Onlar da sevdiklerinin gözlerinin önünde yavaş yavaş hastalandığını görüyorlar ve bir şey yapamıyorlar.  Benim de babam, beyin kanaması geçirdiğinde ben ki beyin ile ilgili çalışıyorum, hiçbir şey yapamadım.   Ama sonra ne yapabileceğimi anladım. Onların aslında ölmediklerini ve hep benimle olduklarını fark ettim ve hayatım değişti. 

Bence bir insan sadece ümidini kaybettiği zaman artık hayatının bir anlamı olmaz, onu kaybetmediği sürece her şeye yeniden başlayabilir.  Ben de içimde daha güzel, herkes için daha güzel, bir hayat yaratma umudunu canlı tutup ölüp ölüp yeniden doğma yetisi geliştirdim. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...