27 Mayıs 2016 Cuma

BAKICI ROBOTLAR HAYATIMIZI DEĞİŞTİRECEK

Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz insansı robotlar gelecekte hayatımızda olacaklar mı? Sağlıkta robotlar neleri değiştirecek? Gelecekte teknolojinin nasıl olacağı ile ilgili birçok soru var aklımda. Bu soruların peşine düşüp, gelecek ile ilgili farklı görüşmeler yaptım. 

Robotlarla çalışan bir bilim insanı bulmalıydım ki, nelerin yapıldığını net olarak görebilelim. Texas Tech Üniversitesi’nde Makina Mühendisliği Bölümü’nde doktorası çalışmalar yapmakla kalmayıp, aynı üniversitenin Biyoloji Bölümü’nde doktora yandalı yapan Çağrı Mert Bakırcı ile robotlarla ilgili yapılan çalışmaları ve geleceği konuştum. “Nörolojik hastalıkları olan yaşlı bireylerin bakımları çok zor ve masraflı olabildiği için, insanlar yerine robotların bu alanda kullanılması yolunda önemli çalışmalar var” diyen Bakırcı, çok farklı bilgiler verdi. 

Robotlarla ilgili çalışmalarda günümüzdeki durum nedir?
Robotik alanı, mühendisliğin en heyecan verici, en iyi çalışılmış ve halen çalışılmakta olan alanlarından birisi... Buna rağmen, halen robotların kat etmesi gereken çok ama çok uzun bir yol var ve biz mühendisler ve bilim insanları bu yolda ilerledikçe, robotlara farklı açılardan yaklaşıp, onları farklı açılardan geliştirebileceğimizi fark ediyoruz. Benim çalışma saham da, kısmen yeni sayılabilecek, daha nadir çalışılan alanlardan birisi. Robot tasarımı ve kontrolü, robotiğin en büyük ve en kapsamlı alanlarından birisi. 

Robotlarla ilgili sen ne gibi çalışmalar yürütüyorsun?
Ben her ne kadar bu sahayı da çok sevsem de, biyoloji arka planına sahip olmamdan ve evrimsel biyolojiye aşık olmamdan ötürü, robotların evrimi gibi ilginç bir konu üzerinde çalışıyorum. Aslen sahanın adı evrimsel robotik olarak geçiyor. Yapay Zeka’nın bir alt dalı olan evrimsel algoritmaların robotlar üzerinde kullanılmasıyla ilgili, uç bir saha diyebilirim. Alanımın en kısa özeti, “kendi kendine evrimleşen robotlar”. 

Kendi kendine evrimleşen robotlar nedir?
Bu tanım kulağa aşırı uçuk geliyor ve gerçekten de uçuk olan birçok bileşene sahip. Ancak aklınızda, Hollywood filmlerinden kaynaklı fütüristik ve tuhaf bir “robot evrimi” canlanmasın. Benim sözünü ettiğim, daha ziyade halihazırda fiziksel yapısını ürettiğimiz bir robotun davranışlarının ve yazılımının kendiliğinden evrimleşmesi, böylelikle robotun evrimsel bir süreç sayesinde, mühendisin tasarımına ihtiyaç kalmaksızın halledilmesi gereken görevleri halledecek şekilde özelleşmesidir. 

Evrimsel biyolojinin en nefes kesen uygulamalardan biri olduğunu söyleyebilirim. Çok basit bir örnek vereyim: Bizim laboratuvarımızdaki robotlar, çizgi izleyen robotlar gibi çok basit robotlardan, altı bacaklı robotlara ve duvara tırmanan robotlara kadar çok çeşitli bir yelpazede yer alıyor. 

Bu robotların her biri, tasarım ve kontrol alanında çoktan üretilmiş olan, harika başarılara ulaşmış olan robotlar. Ama benim yapmaya çalıştığım, bu robotları diğer mühendislerin yaptığı gibi elimle adım adım programlamadan, kendi kendilerine evrimleşerek bu görevleri yerine getirmelerini sağlamak. Ve bunu başarabiliyoruz da! 

Programlamadan kendi kendine robotun gelişmesi mümkün mü?
Bilgisayarda simülasyonlarını ürettiğimiz robotlar, nesiller boyunca bilgisayar üzerinde evrimleşiyorlar ve sonrasında bu davranış kalıplarını gerçek robota yüklediğimizde, halletmeleri gereken görevleri başarıyla yapabilen robotlara ulaşıyoruz.

Benim asıl çalışma saham, evrimsel biyolojinin teorik alt yapısını robotik ve simülasyon modellerine uyarlayarak robotların evriminin biyolojiden gelen bilgilerimizle uyuşup uyuşmadığını anlamak. Eğer uyuştuğunu bugüne kadar ortaya konmuş verilere nazaran daha net bir şekilde gösterebilirsek, hem biyolojiyi hem de mühendisliği kapsayan, daha genel bir Evrim Teorisi inşa etmemiz mümkün olabilir. 

Yaptığım çalışmaların sadece biyolojinin mühendisliğe uyarlanması açısından değil, mühendislikten çıkan ürünlerin de biyologların araştırmalarına katkı sağlaması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. 

Makina Mühendisliği altında çalışıyor olsam da, bazı bulgularımız koruma biyolojisi, matematiksel evrim gibi çok çeşitli biyoloji sahalarına veri sağlayabilecek konumda. Bilim artık bu şekilde, çok daha sıkı sıkıya çalışıyor ve bilim dalları arasındaki çizgiler görünmeyecek ya da önemsenmeyecek kadar silik.

Robotlarla ilgili teknoloji nereye gidiyor? 
Robotların hayatımızın her alanına gireceğini söyleyebilirim. Muhtemelen çocuklarımız ve torunlarımız, bizlerin olduğundan çok daha fazla içli dışlı olacak robotlarla... Bizim neslimiz robotları değil de, onların öncülü olan mekanizmalarla büyüdü (cep telefonları, bilgisayarlar, akıllı makinalar, vs.). Bu teknolojiler elbette ki sadece bu seviyede kalmayacak. Ev işlerimizde yardımcı olan, mesleklerimizde bize yol gösterici olan, yapmakta zorlandığımız işleri bizler için yapan robotlar çok yakında. 

Tabii ki robotların geleceği ile ilgili en heyecan verici saha kuşkusuz Yapay Zeka!

Yapay Zeka, kendini yeniden yaratma evresinde. Hayatlarımızın her alanına çoktan girdi, cep telefonlarımızdan, kullandığımız internete kadar. Çok yakında bunların robotlar aracılığıyla çok daha bariz bir şekilde hayatlarımızda olmasını bekliyorum. 

Sağlık sektöründe neler olacak?
Sağlık sektöründe robotik dendiğinde akla gelen ilk şey ameliyatlara giren ve ameliyatlarda yol gösterici olan robotik kollar geliyor. Da Vinci isimli robotik kol, çoktan birçok ameliyatta kullanılıyor. Tabii ki Da Vinci alanında ilk veya tek değil. Bu sahanın ortaya çıkması ve gelişimi 1985’te üretilen PUMA 560 robotuna kadar gidiyor. Sonrasında gelen PROBOT, ROBODOC, AESOP ve ZEUS gibi robotlar hep medikal robotların önünü açan ara geçiş türleri oldu diyebilirim. 

Ancak söylemem gereken en önemli şey, sağlık sektöründe robotların tek rolünün ameliyatlar olmadığı... 

Yapay Zeka, robotik ve sağlık üçlüsü arasındaki ilişki çok daha karmaşık ve çok daha heyecan verici. Örneğin birçok diğer robot, akla hayale gelmeyecek sorunlarımızı çözmek amacıyla üretiliyor. Mesela nörolojik hastalıkları olan yaşlı bireylerin bakımları çok zor ve masraflı olabildiği için, insanlar yerine robotların bu alanda kullanılması yolunda önemli çalışmalar var. Bu robotlar, insan bakıcıların, hemşirelerin ve doktorların aksine yorulmuyor, sıkılmıyor, ailevi durumlardan etkilenmiyor. Ancak insanların verebildiğinden bile daha fazla sıcaklık, ilgi, alaka gösterebiliyor. Bunlar müthiş atılımlar. Üstelik bu robotlar, hafızasını yavaş yavaş kaybetmekte olan yaşlı hastaların zihinlerini çalıştırmak ve zorlamak adına da programlanıyor. Böylece tedavi veya önleyici amaçlarla da kullanılabiliyor.

Robotik hekimler, hemşireler konuşuluyor. Bu mümkün mü?
Evet, mümkün. Hatta denendi de... Ancak sandığınızdan birazcık farklı olabilir. Şimdilik kollu bacaklı robotlar hekim ve hemşirelerin yerini almayacak. Bunun yerine, hekim ve hemşirelerin kullandıkları sistemler sıradan “dosyalama” sistemlerinden çıkarak, “akıllı analiz araçlarına” dönüşüyor.

Bu alanda yapılan atılımların en ilgi çekici uygulamalarından birisi, Yapay Zeka’nın bir alt dalı olan Uzman Sistemler. 

Normalde bir hekimin temel görevi, hastadan gelen semptomları incelemek ve bunları, kendi eğitiminden edindiği bilgilerle kıyaslayarak en doğru tanıyı koymak ve bu tanıya uygun tedavi yöntemlerini uygulamak veya tavsiye etmektir. Bu, Yapay Zeka’nın neredeyse kusursuz bir şekilde yapabileceği bir iştir. 

Tek yapılması gereken, şimdilik bir hekim eşliğinde hastanın semptomlarını incelemek ve bir sisteme girmektir. Daha bunu yapmaya başladığınız anda yazılım, internet aracılığıyla var olan bütün tıp veritabanlarını tarayarak, semptomlara en uygun olan hastalıkları, mantık ve olasılık çerçevesinde hekime sunar. Tabii ki tüm tedavi yöntemleri, başarı istatistikleri, riskler, vb. ile birlikte... Bu işlemler, bir insanın günler boyunca araştırma yapmasıyla eşdeğerdir ve sadece saniyeler alır! Üstelik yine, hekimin etkilenebileceği insani unsurlardan tamamen arındırılmıştır.

Çağrı Mert Bakırcı kimdir?
2013 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği’nden mezun olmuş, aynı zamanda Biyoloji Bölümü’nde gayrıresmi bir yandal/çift anadal yaptım. Sonrasında Texas Tech Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü’nde doktorama başladım ve 3 senedir Yapay Zeka, Evrimsel Algoritmalar ve Robotik üzerine araştırmalar yürütüyorum. Aynı zamanda yine aynı üniversitenin Biyoloji Bölümü’nde doktora yandalı yaptım. Buraya gelmeden önce, ODTÜ’de Evrim Ağacı’nı kurdum ve şu anda bu ekip Türkiye’nin en büyük evrimsel biyoloji oluşumu. Bu platform aracılığıyla Türkiye’nin ve hatta Dünya’nın dört bir yanından okurlarımıza yüzlerce makale ve binlerce popüler araştırma yazısı paylaştım. Bu süreçte Evrim Kuramı ve Mekanizmaları isimli bir kitap yayınladım ve 2 sene içerisinde 3 baskı yaptık. Elimden geldiğince Türkiye’deki ve genel olarak Dünya’daki bilime gerek popüler, gerekse de akademik olarak katkı sağlamaya çalışıyorum. Bu işi sonuna kadar götürmekte ısrarlıyım. 

25 Mayıs 2016 Çarşamba

SAĞLIKTA CAHİL CESARETİYLE NASIL MÜCADELE EDİLİR?

Sağlık alanında her geçen gün yeni bir sözde uzman ile karşılaşıyoruz. Uydurulan diyetler, mucize diye pazarlanan ürünler ve şaşıran bilim insanlarının haberlerini görüyoruz. İnsanların kafası karışmış olarak, farklı sorular soruyorlar. 

Cahilce bu işleri yapanlarla ilgili bir araştırmadan söz edeceğim. Öncesinde bir olay anlatacağım. 

1995 yılında McArthur Wheeler adlı bir kişi gün ortasında Pittsburgh’daki iki bankaya girdi ve görünüşe göre kendisini saklamaya yönelik hiçbir çaba göstermeden soygun yaptı. Polisleri şaşırtan şey soyguncunun kendini gizlemek için hiçbir çaba göstermemiş olmasıydı.

Wheeler aynı gece tutuklandı, tutuklanmasından bir saat kadar sonra ise güvenlik kameralarından alınmış görüntüleri gece 11 haberlerinde yayınlandı. Polis daha sonraları kendisine güvenlik kameralarından alınmış görüntüleri seyrettirdiğinde, Wheeler inanmazlık içinde dik dik baktı ve ‘Ama ben limon suyu sürmüştüm’ diye sızlandı. 

Limon suyunu yüzüne sürerek kendisinin görünmez kılacak ve bankadaki kameralar onu kaydedemeyecekti. Bankaları soymayı başardı; ancak tabii ki kameralar sorunsuz bir şekilde kaydı yaptı ve aynı gün içerisinde polis, Wheeler'ı kolayca yakaladı. Bu ilginç girişimin sebebi, Wheeler'ın fotoğraf çekerken filmin ya da makinenin azizliğine uğrayarak yüzünün görünmez çıkmasıydı. 

Dunning-Kruger Sendromu yani “Cahil Cesaretini” Duydunuz mu? 
Limon olayından sonra çeşitli çalışmalar yapılmış. Cornell Üniversitesi akademisyenlerinden David Dunning ve Justin Kruger, 1999 yılında yaptıkları bir dizi deney sonucu bu etkiyi keşfetmişler. Cahil cesaretini makalede şu şekilde açıklamışlar: "Cahillerin, ölçüsüzlükleri kendileriyle ilgili algılarındaki hatalardan; yüksek bilgi düzeyine sahip, becerikli, yeteneklilerin ölçüsüzlüğü ise diğer insanlarla ilgili algılarındaki hatalardan kaynaklanmaktadır." 

Nobel Ödülü Almadı!
Dunning-Kruger sendromunu internette araştırırken, Türkçe kaynakların çoğunda Nobel ödülü aldığı yazıyordu. 2000 yılında aldığı iddia edilen Nobel ile ilgili araştırma yaptım. Madem ödül almış o zaman http://www.nobelprize.org adresinde olmalıydı. Ancak o sene başka bilim insanlarının isimleri çıkıyordu. Ben mi yanlış yere bakıyorum derken aslında İngilizce sitelerde “Ig Nobel Ödülü” verildiğini gördüm. Harvard Üniversitesi’nde gerçekleşen Ig Nobel ödülleri, bir bilimsel hiciv dergisi olan Journals of Improbable Research tarafından başlatılan bir aktivitedir. Yani çeviri olan ve cahilliği anlatan yazılar da bile hatalarla karşılaşabiliriz. 

Ig Nobel Ödülleri
ABD merkezli “IgNobel Ödülü” (The Ig Nobel Prize), Nobel Ödülleri ile dalga geçen ve her yılın Ekim ayında bilimsel araştırma alanlarda sıradışı çalışmalara verilen bir ödüldür. Ödüllerin amacı “insanları önce güldüren, sonra düşündüren” çalışmaları onurlandırmak olarak ifade edilmektedir. Bilimsel mizah dergisi Annals of Improbable Research (AIR) tarafından organize edilen bu ödüller, içlerinde Nobel kazanmış olanların da bulunduğu bir grup tarafından Harvard Üniversitesi’nde düzenlenen törenle verilmektedir. Ödüller, Nobel ödül kategorisinde de yer alan 10 alanda dağıtılmaktadır. Her ne kadar işin mizahî bir boyutu bulunsa da, ödül ciddî çalışmalar yapanlara verilmekte, ödül kazananlar da dünyanın en saygın üniversitelerinden olan MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) halka açık dersler vermektedir. Ödülün ismi bir kelime oyununa dayanmakta, İngilizce’de yaklaşık aynı okunan “Ig Nobel” ile “ignoble” (kalitesiz, aşağılık, onursuz) kelimeleri arasında benzerlik kurulmakta, böylece Nobel ödülleri üstü örtülü olarak eleştirilmektedir. http://www.improbable.com/ig/

4 Farklı Hipotez 4 Farklı Deney Yapılıyor
Dunning-Kruger sendromuna geri dönecek olursak, uzmanlık alanı olmadığı halde uzmanmış gibi konuşan kişilere deniyor. Araştırma, Cornell Üniversitesi'nde deneklerle yapılan deneyler üzerine 1996'da yayınlandı. 1999'da, araştırma bir adım öteye götürülerek, gerçekten konu hakkında bilgili birinin, cahil birini eğitmesinden sonra, cahil kişinin kendi bilgisizliğini çok daha isabetli tespit edebildiği ortaya kondu. 
140 lisans öğrencisine test uygulanmış, testin sonunda katılımcılardan kendi başarı düzeylerini tahmin etmeleri istenmiştir. Daha sonra öğrencilerden 70’i seçilmiş, kendilerine mantıksal muhakeme konusunda testteki sorulara da ışık tutacak bir ders verilmiştir. Hem eğitimi almış hem de eğitimi almamış öğrencilerden kendi becerileri ve test skorları hakkındaki tahminlerini yenilemeleri istenmiştir. 

Ortaya çarpıcı sonuçlar çıkmış; “En az yetkin” grupta yer alan ve kendilerine hiç eğitim verilmemiş öğrencilerin davranışları, önceki testlerde çıkan sonuçlarla paralellik göstermiştir. Bu öğrenciler, kendilerinden bir kez daha tahmin yapmaları istendiğinde, kendi becerilerine duydukları temelsiz aşırı güveni sergilemeye devam etmişler ve kendileriyle ilgili aşırı yüksek tahminleri aşağı yukarı yinelemişlerdir. Buna karşılık, “en az yetkin” grupta yer alan ve kısa bir eğitimden geçen öğrenciler, tahminlerini belirgin biçimde revize etmişlerdir. Her ne kadar tahminleri hâlâ gerçekleşen sonuçların üstünde olsa da, tahminlerdeki aşağı yönlü ciddî revizyon, verilen eğitimin onların meta-kognitif becerilerini geliştirdiğini göstermektedir. En yetkin grupta” yer alan öğrencilerin birinci ve ikinci tahminlerindeki değişim ise, verilen eğitimin tahmindeki isabet oranının artmasına yol açtığını ortaya koymaktadır.

İşte hipotezler:
Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir. 
Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler. 
Nitelikleri, eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Dunning ile Kruger'ın vardığı sonuçla örtüşen çok farklı çalışmalar yapıldı. Bu durum, etkinin geçerliliğini çok daha arttırdı.
Sonuç olarak insanlar, bir konu hakkında ne kadar az biliyorsa, o konu hakkındaki az olan bilgisi aslında ne kadar az bilgi sahibi olduğunu fark etmesini engellediği gibi, sanki konuyla ilgili her şeyi biliyormuşçasına bir özgüven kazandırmaktadır.
Sağlık alanında sık sık karşılaştığımız cahillerin cesaretlerini de ortaya koyan bir çalışma. Bu kişilere karşı önlem almak çok önem taşıyor. 

Sağlık medyası ile ilgili yapılabilecek çalışmalar için şunları söyleyebiliriz:

Sağlık okuryazarlığı bilinci oluşturulmalı. Bu konuda kampanyalar yapılmalı. İnsanların doğru bilgiye ulaşmasının yolu açılırken, bu konuda bilinçlendirilmek çok önem taşıyor. 
Sağlık haberciliğinde uzmanlaşmaya gidilmeli. Bu alanda çalışan haberciler için belli aralıklarla uzmanlık eğitimleri ve çalıştaylar düzenlemek için imkanlar sunulmalı. 
Sağlık alanındaki sözde uzmanlardan korunmak için yöntemler geliştirilmeli. Hukuki yaptırımlar sağlık çalışanlarının dışında sağlıkla ilgili konuşan herkes için geçerli olmalı. Hukuki bir düzenleme yapılmalı. 
Bloggerlar, instagramerların ya da sosyal medyada takipçi sayısı çok olanların reklam amacıyla yaptığı paylaşımları ile ilgili bir düzenleme getirilmeli. 
Ünlü olan herkesin sağlık alanında konuşma cesaretinin önüne geçilmeli. Buna karşı önlem alınmalı. Sağlık sertifikalarla anlatılamaz, liyakat işidir. 
Sağlığın, reklam şeklindeki yansıması değiştirilmeli. Sağlık, etik, güvenilir ve objektif şekilde ele alınmalıdır. 

Sağlıklı yaşam için sağlıklı medya şart! Bunun için aslında hepimize iş düşüyor. Sağlıklı bir gelecek için sağlıklı medyanın olmasına destek olmalıyız.  

24 Mayıs 2016 Salı

DİYET ÇILGINLIĞI NEREYE GİDİYOR?

Yaz ayları yaklaşırken her yerde farklı diyet önerileriyle karşılaşıyoruz. Medya da bu işe alet oluyor ya da algıyı bu şekilde yönetmek işlerine geliyor.   

Sağlıkla ilgili eğitimi olmadığı halde, diyet ve sağlıklı yaşam önerileri veren sözde uzmanlar gün geçtikçe artıyor. Bu konuda PR firmaları da hiç boş durmuyor.

Bu durumda da medyanın etik, güvenilir ve objektif habercilik anlayışının gözden geçirilmesi gerekiyor. Çünkü ortalık bilgi kirliliği içerisinde kayboluyor. 

Unutulan önemli bir nokta ise, sağlığın kişiye özel olduğu ve genel geçer reçetelerin insan hayatını tehlikeye sokabildiği.  

Dünyadan Bir Örnek
Gazeteciliğe başladığım günden bu yana medya ile ilgili kitaplar okurum, gazetecilerle görüşür, röportajlar yaparım. Çünkü bu meslek tecrübelerle gelişiyor. 

Geçtiğimiz günlerde ABD televizyon tarihinin en çok izlenen talk show programlarından birisinin yapımcısı ve sunucusu olan Oprah Winfrey’in, “Artık Biliyorum” isimli kitabını okudum. Kitapta gazeteciliğe ilk başladığı günlerde yaşadığı zorluklardan, sağlıklı yaşam ile ilgili verilen önerilere kadar uzanan çok farklı anıları yer alıyor. Köşe yazılarından derlenen kitapta bazı cümlelerin altını çizmekten kendimi alamadım. 

Gazetecinin Ruhunda Var
Pırıltılı hayatların arkasındaki gizemli kapıların aralanmasını sağlayan bu kitap sayesinde bir gazetecinin neler başarabileceğini de görmüş oldum. Oprah, röportajlarında konuya nasıl bir bakış açısı ile yaklaştığını şu cümle ile anlatıyor: “Başkalarının hikayelerini anlatmaya, deneyimlerindeki doğruları bulup bunlardan başkalarını bilgilendirecek, onlara ilham verecek veya işlerine yarayacak bir ders çıkartmaya hep bir merak duymuşumdur.”


Dünyada Diyetlerle İlgili Merak Edilenler
Gazetecilerin sık sık düştüğü hatalara kendisinin de düştüğünü anlatan Oprah, özellikle diyetlerle ilgili uyarıda bulunuyor.  Sağlıklı yaşam adı altında moda diyetlerle ilgili söylediği şu cümleler ise çok önemli, “Diyet ordusuna yazıldım; Beverly Hills, Atkins, Scarsdale, kabak çorbası ve hatta muz, sosisli sandviç ve yumurta diyetlerini uyguladım. Bu diyetlerin her biriyle kaslarımı güçsüzleştirdiğimi, metabolizmamı yavaşlattığımı ve kendimi daha fazla kilo almaya yatkın hale getirdiğimi o zamanlar bilmiyordum.” 

Günümüz Dünyasının Dayatması
Diyetler medyanın her mevsim gözde konusudur. Çünkü insanlarda genç ve güzel kalmanın size biçilen değer ile aynı olduğu algısı yerleştirilir. Sağlıklı olmak için yapılacakların yerine genç kalmak için bilinmeyen yöntemler bile denenebilir. Bu konuda da Oprah, “Bize sürekli genç, canlı ve seksi değilsek önemsiz olduğumuzu söyleyen gençlik takıntılı bir kültürde yaşadığımız kesin. Ama ben bu kadar bozuk bir gerçeklik algısını kabul etmiyorum” diyor. 

Sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın önemini her zaman vurguladığımda farklı tepkilerle karşılaşırım. Çünkü, gazeteciliğin gün geçtikçe zorlaştığı, reklamlarla eşdeğer tutulan sağlık haberlerinin önüne geçilmeyeceğini söyleyenler oluyor. Onlara yine Oprah’ın bir cümlesi ile cevap vereceğim. 

“Engelleri oldukları gibi görürseniz, gitmek istediğiniz yere uzanan yolda inancınızı kaybetmezsiniz.” 

21 Mayıs 2016 Cumartesi

“UZMANIM” DEMEK İÇİN KAÇ SAAT GEREKİR?

Hayatta yaşadığımız her şeyi farklı şekilde dile getiririz. Kimi olayları sert bir dille anlatırken kimisi esprili şekilde ele alır.  Komedyenlerin en güzel ve başarılı örneklerinden olan Cem Yılmaz yaşadığı olumsuzlukları esprili bir dille anlatıyor. 

Geçtiğimiz gün “sonradan gurme” tanımlamasını yaptığı videoyu izledim. İzlerken gerçek gurme ile sonradan gurme tanımlarına güldüm ancak, aslında gerçeklere ve sorunlara değiniyordu. Bu sorunlar hakkında birçok kişi olanlara sinirleniyor, üzülüyor ya da zor duruma düşüyorken, Cem Yılmaz durumu öyle anlatıyor ki, güldürürken düşündürüyor. 
İşini aşkla yapmak bu aslında, aynı Cem Yılmaz gibi… Başarılı şekilde yapmasının temelinde çok çalışmak ve işine sevmek yatıyor. 

Gazeteciler neden uzmanlaşamıyor?
Gazeteciler de öyle aslında, işlerini aşkla yapıyorlar. Muhabirler, “Daha iyi nasıl haber yaparım?”, “Röportajlarda ne gibi yenilikler olabilir?” diye bakıyor. Alanlarında uzmanlaşmak ve gelişmek için birçok proje üzerinde çalışıyorlar. Çünkü gazetecilik işin ötesinde bir yaşam tarzıdır.  Gazeteciliğin bir meslek olduğu unutuluyor. Hem sözde gazetecilerin ayak oyunları hem de gazeteciliği hobi gibi görenler nedeniyle uzmanlaşma sorunu yaşanıyor. 

Malcolm Gladwell ismini duydunuz mu?
The New Yorker Dergisi’nin gazeteci kökenli yazarı Malcolm Gladwell kitaplarını sanki doktora tezi gibi hazırlıyor. Kitaplarında kaynaklarını belirterek birçok araştırmaya yer veren Gladwell, özellikle başarılı olmanın yollarını anlatırken 10 bin saat kuralını farklı örneklerle açıklıyor. 

Nedir bu 10 bin saat kuralı?
Florida Üniversitesi’nden Psikoloji Profesörü K. Anders Ericsson kendi alanında en iyi olanları incelediğinde 10 bin saat kuralını ortaya çıkartıyor. Araştırmaya göre, başarılı isimler, en az 10 bin saat bilinçli şekilde çalışıyorlar. 

Ericsson, bu kuralın, iş hayatında başarılı olmanın unsurlardan biri olduğunu vurguluyor. Bill Gates, Wolfgang Amadeus Mozart gibi alanlarında en iyi seviyede olanların sırrının ise çok çalışmak, başarısızlıklardan ders çıkarmak olduğunu belirtiyor. Örneğin Mozart müzik yazmaya on yaşında başlıyor. İlk yapıtları iyi olmuyor. Başyapıt kabul edilen No.9, K.271 konçertosu için 10 yıl çalışıyor. 10 yıl 10 bin saat demektir.

Bill Gates Ne Yapmış?
Malcolm Gladwell’in “Outlier” (Çizginin Dışındakiler)  adlı kitabında 10 bin saat kuralı anlatılırken şu örneğe yer veriyor: “Bill Gates, lisede okurken evinin yakınında bulunan ve o zamanlar nadir nitelikte bir bilgisayar laboratuvarına sahip olan Washington Üniversitesi’ne yakın arkadaşı Paul Allen ile birlikte gidip orada kod çalışıyor. Hafta içi gece 2 ile sabah 6 arasında ücretsiz olduğu için bu saatler arasında, ailesinin haberi olmaması için pencereden çıkıp yağmurlu gecelerde her hafta bu çalışmayı yapıyor. Başarılı insanlarda Bill Gates’in yaptığı gibi hazırlıklı çalışma ve deha görüyoruz.”

Uzman Gazeteciler Yetişmeli
Gazetecilikte tecrübe çok değerlidir. Bu alandaki önemli bir sorun ise, gazeteciliği hobi olarak yapanlardır. Bu sorun nedeniyle gazeteciler iş bulamaz hale geliyor. Mesleklerinde uzmanlaşmak için hayatları daha da zorlaşıyor.  

Son dönemlerde ünlülerin gazetecilik yapması ya da ünlü olmak için gazetecilik yapılmasının önüne geçilmeli. Ünlü olmak bir şeyi yapma yetkisi vermez. 

Muhabir gibi röportaj yapıp, boy boy fotoğraflar çektirmek gazetecilik değildir. Hayalet yazarlarla gazetecilik yapılmaz. 

Cem Yılmaz'ın tabiriyle sonradan gurme gibi “sonradan gazetecilik” oynayan ünlüler, oyuncular, şarkıcılar, doktorlar ve bloggerlar var. Bu bir meslek, hobi değildir. Bu mesleğin gelişmesi için gazetecilerin işlerini yapmalarına imkan verilmeli. 

Bırakın biz işimizi yapalım, doğru, güvenilir ve etik habercilik için çalışmalarımızı geliştirelim.


11 Mayıs 2016 Çarşamba

SAĞLIĞINIZIN NABZINI SİZ TUTUN!

Sağlığınızla ilgili bilgileriniz online bir sistem üzerinden takip edebiliyorsunuz. Bu sistem sayesinde yapılan tetkiklerden, gördüğünüz tedavilere kadar geniş bir yelpazede hizmet veriyor. Ayrıca sağlık bilgileriniz sizin istediğiniz şekilde gösterilebiliyor. Türkiye’nin kişisel sağlık sistemi e-Nabız, sağlıkta yeni bir dönem başlattı. e-Nabız hem kamudan vatandaşa sunulan hizmet uygulamalarında Türkiye’nin en iyisi seçildi, hem de Sağlık Bakanlığına “en iyi dijitalleşen kurum” ünvanını getirdi. 

Tüm vatandaşlara kişisel sağlık kayıtlarını yönetebilme imkanı sunan ve kapsamının genişliği itibariyle dünyada ilk olma özelliği taşıyan e-Nabız Sistemi, bir yandan her geçen gün geliştirilirken, bir yandan da başarısıyla ödül topluyor. Kısa süre önce tüm dünyadaki en iyi mobil sağlık uygulamalarının seçildiği yarışmada finale kalarak başarısını uluslararası alanda gösteren e-Nabız, Nisan ayı başında, TÜSİAD ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) tarafından TBMM’de düzenlenen 13. eTürkiye (eTR) Ödülleri Töreni’nde Sağlık Bakanlığına ödüller getirdi. Sağlık Bakanlığı, e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi ile hem “Kamudan Vatandaşa En İyi Uygulama Ödülü”nü hem de “En İyi Dijitalleşen Kamu Kurumu Vodafone Özel Ödülü”nü almaya hak kazandı.  

Törene katılan Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, ödülleri TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Koç, TBV Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Eczacıbaşı ve Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkanı Gökhan Öğüt’ten aldı. 

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-Nabız ile ilgili sorularımı yanıtladı. 

e-Nabız nedir? 
Yaklaşık bir sene önce hizmete alınan e-Nabız, tüm vatandaşların sağlık kayıtlarına diledikleri her an, tüm bilgisayar ve mobil cihazlardan erişebildiği, izinleri doğrultusunda hekimleri ya da yakınları ile paylaşabildiği, yani sağlık kayıtlarını 7 gün 24 saat yanlarında taşıyabildikleri ve yönetebildikleri bir kişisel sağlık kaydı sistemi. Dünyada trend haline gelen kişisel sağlık kaydı sistemlerinden biri diyebiliriz. Ancak e-Nabız, kapsamının genişliği itibariyle benzerlerinden ayrılıyor ve bir ilk olma özelliği taşıyor. Çünkü e-Nabız ile bir hastaneye gittiğinizde orada yapılan işlemlerin tamamına ait detaylara erişebildiğiniz gibi mobil sağlık cihaz ve uygulamalarından sağladığınız günlük sağlık verilerinizi de kaydedebiliyorsunuz. 

112 acil butonu, ilaç hatırlatma özelliği, organ, kan, kemik iliği bağışı bildirimleri, yakında hizmete girecek olan sporcu sağlığı bilgi sistemi, bulaşıcı hastalık takibi gibi özellikleriyle de birçok ülkede ayrı ayrı kullanılan ya da üzerinde henüz çalışılmaya başlanılan uygulamaları bir araya topluyor ve sağlığa dair her şeyi içine alıyor. 

e-Nabız’da neler var?
Hekiminiz ile sadece o güne kadar ülkemizdeki özel ya da kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında size yapılmış tüm sağlık işlemlerini paylaşabildiğiniz gibi muayene sonrası aldığınız tedavinin sonuçlarını ihtiyaç halinde hekimin anlık olarak izlemesini de sağlayabilirsiniz. 

e-Nabız, hekiminizin, sisteme veri gönderebilen adım, kalori, ağırlık, tansiyon, şeker gibi mobil cihazların, giyilebilir araçların ve GSM operatörlerinin mobil sağlık uygulamalarının kaydettiği verileri izlemesini sağlayarak uzaktan hasta takibine imkan vermekte ve tedavi sürecini kontrol etmeyi kolaylaştırıyor. Hastanın geçirdiği müdahale veya yara bakım süreçlerinin mobil uygulama üzerinden çekilen fotoğraflar, hastanın izin verdiği doktoru tarafından izlenmesine imkan sunarak tedavinin etkinliğini izleme fırsatı sunuyor.

Örneğin, görsel açıdan anlamlı değişikliğe sebep olan bir sağlık problemi ile karşılaştınız. Doktorunuza gidene kadar o değişiklik farklılaşıyor veya kayboluyor ise,  tam o sırada e-Nabız uygulaması üzerinden fotoğrafını çekebilirsiniz. Hekiminize o anda veya muayeneye gittiğiniz zaman sistem üzerinden görmesini sağlayabilir ve tanı süreçlerini kolaylaştırabilirsiniz.

Tansiyon, şeker, nabız ve kalori gibi isterseniz manuel olarak kaydettiğiniz, isterseniz giyilebilir sağlık teknoloji  ürünleri ile e-Nabız sistemine otomatik olarak aktardığınız bilgileri de hekiminizin izlemesine izin vererek sağlığınıza dair daha detaylı bilgileri verebilirsiniz. Bu da tedavi süreçlerinin en önemli etkenlerinden biri olan hasta-hekim iletişimine büyük katkı sağlıyor. 
Hastanedeki tüm işlemlerin ardından yine e-Nabız'ı kullanarak, gittiğiniz sağlık tesisine dair tüm tedavi sürecini hizmet kalitesi açısından değerlendirebilir ve ilgili yorumunuzun sağlık tesisine iletilebilirsiniz. 

Hekimler e-Nabız’daki bilgilerimize nasıl erişiyor? 
Profil ayarlarınızdan tüm doktorların, sadece aile hekimlerinin ya da randevu aldığınız hekimin, bilgilerine sürekli olarak erişmesine izin verebilirsiniz. Bu izni vermemişseniz, muayene sırasında doktorunuz e-Nabız sistemindeki ilgili verilerinize erişmek istediğinde sisteme kayıtlı cep telefonunuza geçici erişim kodu gelir ve bu kodu hekiminize söylediğinizde kısa süreliğine ilgili veriler doktor tarafından erişilebilir hale gelir. Başka bir yolda e-Nabız mobil uygulamasında bulunan ve “offline” çalışan şifrematik üzerinden geçici şifre üreterek doktorunuza verebilir ve doktorunuzun ilgili verilere ulaşmasını sağlayabilirsiniz. 

Güvenlik konusunda nasıl bir yol izlendi?
e-Nabız'ın en büyük özelliği, sağlık verilerini yönetme yetkisinin sadece ve sadece vatandaşın kendisinde olmasıdır. Yani hangi bilgilerinizin sistemde yer alacağına, hangi veriyi, hangi hekimle ve ne kadar süreyle paylaşacağınıza bizzat siz karar veriyorsunuz. İstediğiniz verileri sistemden silebiliyor, hatta sisteme hiç kaydolmasını istemediğiniz bir sağlık işlemi gerçekleştirecekse sistemi süreli olarak veri almaya kapatabiliyorsunuz ve o tarihlerde gerçekleşmiş hiçbir sağlık hizmeti e-Nabız sayfanızda görüntülenmiyor. 

Sistemi hiç kullanmak istemiyorsanız komple kapatabiliyorsunuz. Öte yandan 15 yaşına kadar olan çocuklarınızın verilerinin izlenebilmesi ebeveynlerin birbirlerine onay vermesiyle mümkün kılındı. 

Bilgi güvenliğinin nasıl garanti altına alındığına gelince; kişilerin e-Nabız'daki bilgileri, kendi onayı ve yetkisi ile paylaştığı kişiler dışında hiç kimseyle hiçbir sebepten ötürü paylaşılmıyor. Zaten kişi, izni doğrultusunda verilerini kim, ne zaman ve hangi IP üzerinden görmüş ise e-Nabız sayfasından takip edebiliyor.

3 Mayıs 2016 Salı

İNTERNETTEN SAĞLIK ÜRÜNLERİ ALMADAN ÖNCE BUNLARI YAPIN!

Her gün internette karşımıza sağlıklı yaşam için çok farklı ürünler tavsiye ediliyor. Bazıları cildimizi güzelleştirmek için bir krem olurken, bazıları da destek tedavisi adı altında ilaç satışları yapılıyor. Peki bu ürünler ne kadar güvenlidir?

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurum Başkan Yardımcısı Dr. Ali Sait Septioğlu ile sağlık ürünlerini alırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini konuştuk. 

İnternetten, kozmetik, gözlük, lens, tansiyon aleti gibi sağlık ürünlerini alabilir miyiz? 
Piyasaya arz edilen tıbbi cihazların satış, reklam ve tanıtım faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar Tıbbi Cihaz Satış, Reklam Ve Tanıtım Yönetmeliği ile belirlenmiş bulunuyor. Bu yönetmeliğe göre ilgili yönetmeliğin 3 nolu ekinde yer alan cihazlar dışında kalan tıbbi cihazların gazete, radyo, televizyon, telefon aracılığıyla ya da kapıdan veya internet üzerinden satışının yapılması mümkün değildir.  

Ruhsatlandırılmış tıbbi cihaz satış merkezlerinden veya eczanelerden alınması mecburidir. Bunların dışındaki yerlerden tıbbi cihaz alınmamalıdır.

Dolayısıyla Satış Merkezleri Haricinde Satışı Yapılabilecek Cihaz Listesinde yer alan 

1. Diş macunu.
2. Diş protez bakım ürünleri
3. Kondom
4. Hasta altı bezi
5. İnkontinans pedi
6. Topikal uygulanan sıcak soğuk kompres
7. Yara bandı, flaster
8. Pamuk
9. Ağız çalkalama suyu
10. Nefes açıcı burun bantları 

Haricindeki diğer tüm tıbbi cihazların gazete, radyo, televizyon, telefon aracılığıyla ya da kapıdan veya internet üzerinden satışının yapılması yasaklanmıştır.

Sahte ürünlerden korunmak için neler yapılabilir? Nereye başvurabiliriz?
Tıbbi cihazların ürün güvenliğine ilişkin mevzuatta birçok düzenleme mevcuttur. Ürün güvenliği ile ilgili hususlar, 4703 sayılı kanun başta olmak üzere tıbbi cihaz yönetmeliği, Sağlık Bakanlığınca Yapılacak Piyasa gözetimi ve Denetiminin Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelik ve bu yönetmelik benzeri bir çok mevzuatta yer alan hükümlerle  düzenlenmiştir.  

Bu mevzuata göre teknik düzenlemeye uygun olmayan bir ürün piyasaya arz edilemez. Dolayısıyla bir tıbbi cihazın piyasaya arzı veya dağıtımı aşamasında veya ürün piyasada iken, ürünün tabi olduğu teknik düzenlemeye uygun olarak üretilip üretilmediğini ve güvenli olup olmadığını denetlemek veya denetlettirmek; güvenli olmayan ürünlerin güvenli hale getirilmesini sağlamak ve gerektiğinde yaptırımlar uygulanması Kurumumuz görevi kapsamına girmektedir. Bu kapsamda piyasada yer alan ürünler hakkında kurumumuzca sürekli olarak denetim faaliyetleri yapılmakta ve güvensiz olarak tespit edilen ürünler internet sitemizden tüm kamuya açık olarak yayımlanmaktadır.  

Tıbbi cihazlarda piyasa gözetim ve denetim faaliyetleri ürün güvenliğinin sağlanmasında kritik aşama olup kamu sağlığının korunmasında Kurumumuza yapılan bildirimler  büyük önem arz etmektedir.  Satın aldığınız ürünün sahte veya etkisiz olduğunu düşündüğünüz durumlarda veya ürüne ilişkin hastaneye yatış gibi istenmeyen bir olay başınıza geldiğinde, Kurumumuzun internet sayfamızda yer alan “Olumsuz Olay Formu” kullanılarak Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun Denetim Hizmetleri Başkan Yardımcılığına bildirim yapılabilirsiniz. Yapılan bu bildirimler ilgili birimlerimizce değerlendirilmekte ve sonucunda ürünler hakkında gerekli iş ve işlemler yürütülmektedir. 

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurum Başkan Yardımcısı Dr.  Ali Sait Septioğlu kimdir?
1971 yılında Elazığ’da doğdu. 1995 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Van ve Konya’da 2005 yılına kadar hekimlik yaptı. 2005-2009 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitim Genel Müdürlüğü’nde görev yaptı. 2009-2012 yılları arasında İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştı. 2013 yılından beri Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nda, Tıbbi Cihaz ve Kozmetik Ürünler Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.
Evli ve 1 çocuk babasıdır.


2 Mayıs 2016 Pazartesi

GENEL CERRAHİDE YENİ YAKLAŞIMLAR

20. Ulusal Cerrahi Kongresi ve 15. Cerrahi Hemşireliği Kongresi 13-17 Nisan 2016 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşti. Kurslar ile başlayan yoğun katılımın olduğunu bu kurslarda, bilimsel program hedeflerinde de olduğu gibi mezuniyet sonrası eğitime yönelik teorik ve pratik bilgiler paylaşıldı. 2 bin 300’e yakın katılımcı ve 9’u yabancı olmak üzere 347 konuşmacı ve oturum başkanıyla toplam 5 salonda 111 oturum gerçekleştirildi.

Türk Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Yeşim Erbil, 20. Ulusal Cerrahi Kongresi Başkanı Prof. Dr. Tamer Akça ve 15. Cerrahi Hemşireliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Meryem Yavuz van Giersbergen’in açılış konuşmalarından sonra, 20. Ulusal Cerrahi Kongresi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ali İlker Filiz, bilimsel programın hazırlanış hikayesini, düzenleme kurulunun çalışmalarını ve kongre programında yer alan bilimsel ve sosyal programla ilgili bilgileri sundu. Kongreye çeşitli uluslardan katılan yabancı konuşmacılar da katıldılar. Florian Fitzal, Mark Kissin, Karl Miller, Michael Douek, Barney Harrison, Marjut Leidenius, Anders Bergenfelz, Hauke Lang ve Eren Berber akademik bilginin, yeniliklerin ve teoriğin birleşmesinden oluşan paylaşımlarda bulundu.

 “Video eşliğinde doğru cerrahi teknikler” oturumları özellikle genç cerrahlar olmak üzere tüm katılımcıların yoğun ilgisini çektiğini kaydeden 20. Ulusal Cerrahi Kongresi Başkanı Prof. Dr. Tamer Akça ile kongre hakkında konuştuk. 

Genel cerrahinin ilgilendiği hasta grubu nedir?
Genel cerrahi çok geniş ilgi alanına sahip bir dal. Yutak-mide-barsak kanalı; karaciğer-safra yolları-safra kesesi-pankreas hastalıkları; kalın barsak ve anüs hastalıkları; dalak hastalıkları gibi karın içi organlara ait sorunların yanı sıra, meme ve endokrin yani guatr, paratiroid, böbrek üstü bezleri; kasık ve yara yeri fıtıkları; kıl dönmesi gibi konuların tamamı genel cerrahi pratiğinin ilgi alanını oluşturmakta. 

Genel cerrahi alanındaki son gelişmeler nelerdir? 
Tıp teknolojinin gelişmesine paralel olarak gelişiyor. Bu nedenle de özelde cerrahlar genelde bütün hekimler teknolojiyi yakından takip etmek zorundalar. Üretilen yeni cerrahi aletler ameliyatların hem daha güvenli hem de daha hızlı yapılmasını sağlamakta. Örneğin laparoskopi yani açılan küçük deliklerden vücudun içine sokulan çeşitli aletlerle yapılan ameliyatlar, bir yandan çok daha iyi görüş alanı sağlayarak en ince ve küçük dokuların rahatlıkla fark edilmesini kolaylaştırıyor ve komplikasyonları azaltıyor, bir yandan da olabildiğince az doku hasarı sağlayarak iyileşmeyi hızlandırıyor. Bu da hastanın günlük hayatına konforlu bir şekilde daha çabuk dönmesini sağlayarak iş gücü kaybını azaltıyor. 

Çeyrek yüzyıl önce emekleme döneminde olan bu yöntem bugün başta safra kesesi ameliyatları olmak üzere birçok ameliyatta altın standart olarak yerini almış durumda. Aynı şekilde damar mühürleme cihazları ile çok daha kolay, hızlı ve güvenli bir şekilde kanama kontrolü yapılmakta. 

Rutin kullanıma girmeye başlayan sinir monitörü gibi elektronik cihazlarla cerrahlar guatr ameliyatlarında çok kritik öneme sahip olan ses tellerini hareket ettiren siniri daha rahat bir şekilde fark edip, güvenli ameliyat yapabiliyorlar. Günümüzde yaygınlaşmaya başlayan robotik cerrahi aletler de bu gelişmenin son ürünleri diyebiliriz. Bunların yanı sıra PET ve benzeri görüntüleme yöntemleri de bazı hastalıkların çok daha önceden saptanarak erkenden önlem almayı kolaylaştırıyor. 

Nanoteknoloji ise sadece cerrahide değil bütün tıp uygulamalarında geleceğin teknolojisini yaratma gayretinde. Dolayısıyla teknolojinin cerrahiye verdiği destek sayesinde tarama, teşhis ve tedavi yöntemlerinde önemli gelişmeler olmakta. Yine güncel bir konu olan organ nakli ile ilgili gelişmeler de önemli gündem maddelerinden.

Kongrede özellikle hangi konulara yer verildi?
20. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde hem popüler yeni cerrahi aletlere yönelik hem de diğer gelişmelere yönelik birçok konuyu gündeme getirerek farkındalık yaratmayı amaçladık. Bu aletleri kullanan cerrahlar, meslektaşlarına deneyimlerini aktarma fırsatı buldular. Ancak kongrenin gündeminde sadece yenilikler yoktu. Cerrahinin ilgi alanında olup da halen popülerliğini koruyan birçok konu gündeme getirildi. 

Bunların yanı sıra son günlerde maalesef ülkemizin gündemine oturan terör olaylarının yanı sıra trafik kazaları, iş kazaları gibi konulara yönelik acil ve travma konuları yine kongremizde ayrıntıları ile ele alındı. Yine yoğun bakım uygulamaları, yaşlılarda cerrahi girişim ve bakım, cerrahi alan enfeksiyonları, yara bakımı gibi konular da kongrede tartışıldı. 

Son olarak meslek etiği, bilim etiği, medya, sosyal medya ve hekim ilişkileri, cerrahi eğitiminin geleceği gibi konular da kongrede konuşuldu.

Prof. Dr. Tamer Akça kimdir?
1989’da GATA Askeri Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Genel Cerrahi uzmanlık eğitimimi GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde aldım. Halen Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Meme ve Endokrin Cerrahisi Birimi’nde profesör kadrosunda çalışıyorum. 

2013’de Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’nda sürdürdüğüm doktoramı bitirerek Tıp Tarihi ve Etik Bilim Doktoru unvanı aldım.
Mersin Üniversitesi Hastanesi’nin ve Tıp Fakültesi’nin tarihçesini anlatan “Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin 15 Yılı” adlı bir kitabın editörlüğünü ve 60 dakikalık belgeselinin yönetmenliğini yaptım. 

2014’de Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Ön Lisans Programı’nı bitirdim.

2014-2015 Eğitim ve Öğretim Yılı’ndan başlayarak Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencilerine “Tıbbi Fotoğrafçılık” seçmeli dersi ve sertifika programı başlattım. 2015’de bu programdan Türkiye’nin ilk ve halen tek “Tıbbi Fotoğrafçılık” sertifikasına sahip yedi tıp fakültesi öğrencisi mezun oldu. Zaman zaman bazı cerrahi kongrelerinde ve bazı fotoğraf eğitim merkezlerinde “Ameliyathanede Fotoğraf Çekimi ve Spesmen Fotoğraflama” kursları düzenlemekteyim.


1 Mayıs 2016 Pazar

KLİNİK PİLATES İLE AĞRILARINIZDAN KURTULABİLİRSİNİZ!

Sırt ağrılarımızdan muzdarip bir şekilde masa başında çalışmaya devam ediyoruz. Bir gün sırtımız bir gün omuzumuz tutuluyor. Ağrılarımızı dindirmek için klinik pilates ile hem daha fit hem de daha sağlıklı hale gelebiliyoruz. 

Pilates yaparken, ağrılarınızdan kurtulmak ister misiniz? Bilişsel Egzersiz Terapi Yöntemi kitabının yazarı Prof. Dr. Edibe Ünal tarafından geliştirilen teknik ile hastalarının yaşadığı ağrılı ve zorlu sürecin nasıl geçtiğini konuştuk.  

Klinik pilates nedir?  
Bilişsel egzersiz terapi yöntemi (BETY) olarak açıkladığımız, biyopsikososyal modele uygun bir tekniğin kısaltılmış ifadesidir. Bu modelde insanın felsefedeki tanımı dikkate alınır, yani insan biyopsikososyal bir varlıktır. Dolayısıyla tedavileri de biyolojik, psikolojik ve sosyolojik kapsamlı olmalıdır. 

Tekniğin içinde klinik pilates egzersizleri ana egzersiz modeli olarak kullanılır. Ağrı yönetimi, duygu-durum bilgi yönetimi, akıl-beden bilgi yönetimi bir seansın içinde bütünleştirilir. Dans terapi, sağladığı otantik hareket ile duygu-durum, ağrı, spazm kısır döngüsünü kırmak için seansa ilave edilir. Amaç, bedenin kontrolünü öğretmek ve buradan hastalığa değişim için bir fırsat gözü ile bakma anlayışını, hayatın kontrolünde kullanmaktır. Bir başka deyişle “bedenini somut olarak yöneten bir zihin, hayatını da soyut olarak yönetebilir” bilgisi ile bilişsel açıdan desteklenir. Bilişsel yeniden yapılandırma esastır.

Klinik pilateste, pilatesten farklı olarak neler yapıyorsunuz?
Klinik pilates egzersizleri sırasında, o hafta için her bir hastanın belirlediği olumlu ve olumsuz farkındalıklarımızı, cümlelerle ifade ettik. Bedenimizin değerini vurguladık. Hastalığın bedenimizin değerini anlamamız için bir aracı olduğunu belirten bir bilişsel yapılanmaya gittik. Hastalarım artık ağrıdan değil, ağrıyı yönetmekten bahsediyorlardı. Egzersiz alışkanlığı kazanmışlardı. 

Aşk konusu bu yöntemde geçiyor. Peki nasıl ve neden?
İnflamasyon ve egzersiz alışkanlığı arasında akılda kalıcı bir metafor yapmak istedim. Hastalarıma seanslarda anlatırken de aşkı , “hayata duyulan coşku” olarak tanımlıyordum. Oysa, hastalanınca enerji düşer, özellikle romatizmal hastaların, çoğu anemik olduğu için yorgunluk şikayetleri vardır. Hastalığı da iradeli bir şekilde ölünceye kadar bedenimizde yaşayan bir durum olarak gösterdim. 

Egzersizin, inflamasyonun ve hastalıkların semptomlarının azaltılmasında çok önemli bir yere sahip olmasına rağmen; hasta aynı iradede egzersiz alışkanlığı kazanmakta her zaman güçlük çeker. Egzersiz alışkanlığı için, egzersiz ve inflamasyon arasında bir aşk ilişkisi düşünmelerinin kolay anlaşılır olacağını düşündüm. 

Aşkı tanımayan, bilmeyen yoktur. En azından filmlerden. Karşılık bulan aşklar, tutarlı ve coşkulu olurlar. Birbirlerinden ayrılmak istemezler. Zaten burada aşkın inflamasyon tarafı sadakatli, çünkü kronik hastalıklar ömür boyu. Sadakatli aşık bulmak da zor. O halde hasta şanslı. Aşklarda birinin mutluluğu, diğerinin mutluluğu; birinin üzüntüsü, diğerinin üzüntüsüdür ve gönül alırlar, empati yaparlar. Kitapta üçüncü konuda bu metafor uzunca anlatıldı. Sonuç olarak, hastalarım, hastalıklarıyla aşk yaşıyorlar. Egzersiz alışkanlıkları öyle güzel gelişti ki, aşk metaforunun işe yaradığının göstergesi. 

Dans terapisi nedir?
Dans terapi; otantik, yani doğal vücut hareketlerinin ortaya çıkarıldığı bedensel hareketler yanında, duygusal farkındalığa yönelik drama egzersizlerinden oluşur. BETY gelişirken, Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde değerli hocalarımın iki yıl klinik psikoloji lisans derslerine devam ettim, ayrıca İstanbul’da değerli bir psikolog hocamın verdiği dans terapi eğitimini tamamladım. Öğrendiklerimi klinik pilates ve ağrı yönetimi bilgilerimle birleştirerek BETY’de inovasyon yaptım. Klinik pilates egzersizlerine geçmeden önce ağrı yönetimi ve duygusal farkındalık için kullanıyorum. Seansın sonunda da drama yapıyoruz. Bu şekilde, hem kas spazmımız gideriliyor hem de duygusal gevşeme sağlıyoruz. Bütüncül bir yaklaşım yapmış oluyoruz. Hastalar dans terapiyi çok seviyor.

Başarı oranlarınız nedir?
Farklı karşılanabilir ama, romatizmalı bir hasta için ilk seansın sonunda problemini çözüyoruz. Hastanın güvenini kazanıyoruz. Hastayla ortak amaçlı olmak ve daha ilk seansta şikayetini gidermek amacımız. Sonraki seanslarda fonksiyonel kazanımı pekiştiriyoruz. 10 yıldır, haftada üç gün düzenli egzersiz gruplarımızın olması, hastaların düzenli bir adresi olmasına, bölümümüze de aidiyet geliştirmelerine sebep oldu. Sahiplenildiklerini hissetmek onlara güven veriyor.

Prof. Dr. Edibe Ünal kimdir?
Hacettepe Üniversitesi’nde Fizyoterapi eğitimini tamamladıktan sonra aynı bölümde Romatolojik Rehabilitasyon Ünitesini kurdu. 12 yıldır bu alanda özelleşerek çalışmalarını sürdürmektedir. 2004-2008 yılları arasında Londra’da Klinik pilates egzersizleri eğitimlerine katıldı. Bu alanda fizyoterapistlere klinik pilatesi tanıtan ilk kişidir. Psikoloji ve felsefe hep ilgisini çeken konular olmuştur. Profesörlüğünün 4. yılında 2 yıl süre ile Klinik Psikoloji alanında da Lisans tamamlama derslerine devam etme imkanı buldu. Bu eğitim, BETY’nin psikososyal tarafının gelişmesinde çok faydalı oldu. 2015 yılında, BETY Türk Patent Enstitüsü tarafından marka ile tescillenmiştir. Sadece romatizmal hastalıklar için değil farklı alanlarda da konu olmaktadır. Aşkı hayata duyulan coşku olarak tanımlıyor ve hayatın her anına coşku ile bakıyor. Bu da yaşamdan keyif almasına, enerjisinin yüksek olmasına ve bu enerjiyi hastalarına ve öğrencilerine yansıtmasını sağlıyor.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...