30 Nisan 2016 Cumartesi

HER BEŞ YETİŞKİNDEN BİRİ ERKEN ÖLÜYOR

Türkiye’deki ölümlerin yüzde 86’sı çoğunlukla kalp damar hastalıkları, diyabet, kanserler, kronik solunum yolu hastalıkların oluşturduğu bulaşıcı olmayan hastalıklar kaynaklıdır. Bulaşıcı olmayan hastalıklar (BOH), başlıca kalp damar hastalıkları, kanserler, diyabet ve kronik solunum yolu hastalıklarıdır.  En endişelendirici unsur Türkiye’de Bulaşıcı Olmayan Hastalık kaynaklı erken ölüm, 70 yaş altı olasılığının yüzde 18 olmasıdır. Yani yaklaşık her beş yetişkinden biri erken ölüyor. 

Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların (BoH )Önlenmesi ve Kontrolü Birleşmiş Milletler Ortak Görev Gücü Türkiye’yi ziyaret ederek 20-22 Nisan 2016 tarihleri arasında çeşitli temaslarda bulundu. İlgili kurumların üst düzey yetkilileriyle görüşmeler ve toplantılar gerçekleştirildi. 

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu; “Türkiye’de bulaşıcı olmayan hastalıkların tüm hükümet ve tüm toplum yaklaşımıyla ele alınmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Ortak Görev Gücünü Türkiye’ye davet ettim. Bulaşıcı olmayan hastalıkların salgın boyutuna ulaşması en önemli sosyal ve ekonomik sorunlarımızdan biridir. İnsanların bu kadar genç yaşta bulaşıcı olmayan hastalıklara yakalanmasının maliyeti kaldırılamayacak düzeyde oldukça yüksektir” dedi.

Erken Ölümlerin Yüzde 80’i Önlenebilir
Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilcisi Dr Pavel Ursu, şunları söyledi:  “Bulaşıcı olmayan hastalıkların ulusal kalkınma gündeminde öne alınmasını ve bulaşıcı olmayan hastalıklara neden olan temel unsurların diğer bakanlıklarla işbirliği içerisinde ele alınmasını desteklemeye hazırız. Sigara kullanımı gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların temel nedenlerine baktığımızda, Türkiye’de yaklaşık her üç erkekten birinin sigara içtiğini ve tuz kullanım oranının Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği oranın üç katı olduğunu görüyoruz. Türkiye’de her iki ölümden biri kalp damar hastalıkları kaynaklıdır ve bu erken ölümlerin yüzde 80’i önlenebilir niteliktedir.” 

Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilcisi Kamal Malhotra; “Sürdürülebilir kalkınma ve tam sosyoekonomik potansiyele ulaşmak adına bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele büyük önem arz etmektedir. Türk Hükümetinin bulaşıcı olmayan hastalıklara çok sektörlü müdahalelerinin Türkiye’deki BM Ülke ekibi tarafından destekleneceği taahhüdünde bulunuyorum” diye konuştu. 

Ortak Görev Gücü kapsamında Birleşmiş Milletler Türkiye ekibinin Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin çalışmalarına verdiği desteği arttırma ve uygulamanın her aşamasında politika uzmanlığı sunma taahhüdünün yanı sıra Türkiye’de bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadelenin teşvik edilmesine yönelik bir dizi tavsiye sunulacaktır. Hükümetin sivil toplum da dâhil olmak üzere toplumun tüm sektörleriyle birlikte çalışması kritik önem arz etmektedir.

Ziyaret kapsamında kalp damar hastalıkları ve diyabetin tespiti ve yönetimi başta olmak üzere bulaşıcı olmayan hastalıkların birinci basamak sağlık hizmetlerinde ele alınmasına yönelik önemli ilerlemeler kaydedildiği öğrenilmiştir. Görev Gücü Türkiye’nin birinci basamak sağlık hizmetlerinde çalışan personel sayısını arttırmaya yönelik çalışmalarını takdir etmektedir. 

Toplantıdan bazı önemli notlar şöyle:
DSÖ’nün 2014 yılında yayınlanan bir yayınına göre, 30—70 yaş arası bulaşıcı olmayan hastalık kaynaklı ölüm olasılığı %18’dir. Tüm ölümlerin %78’i kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıkları kaynaklıdır. Tüm ölümlerin yaklaşık %22’si kanserler kaynaklıdır.
DSÖ tahminlerine göre erkeklerin %42’si sigara kullanmaktadır. Her beş yetişkinden biri obezdir ve yetişkinlerin %25’ten çok azında hipertansiyon vardır. Ancak kişi başına düşen toplam alkol tüketimi yılda iki litre saf alkol oranıyla bölgedeki en düşük oranı yansıtmaktadır.
Görev Gücü, tütün ürünlerindeki vergilerin arttırılabileceğini belirtmiştir. Buna ek olarak, Türkiye’nin tütün ürünlerinde düz paket uygulamasına geçmesi, kamu alanlarında tütün ürünlerinin tamamen yasaklanması ve tütün ürünlerinin zararları konusunda farkındalığın arttırılması yönündeki çalışmaları teşvik edilmektedir.
Toplantı sırasında da dile getirdiğim bazı hususlardan da söz edeceğim. İşte konuştuğum bazı başlıklar:
Sağlık okuryazarlığı bilinci oluşturulmalı. Bu konuda kampanyalar yapılmalı. İnsanların doğru bilgiye ulaşmasının yolu açılırken, bu konuda bilinçlendirilmek çok önem taşıyor. 
Sağlık haberciliğinde uzmanlaşmaya gidilmeli. Bu alanda çalışan haberciler için belli aralıklarla uzmanlık eğitimleri ve çalıştaylar düzenlemek için imkanlar sunulmalı. 
Sağlık alanındaki sözde uzmanlardan korunmak için yöntemler geliştirilmeli. Hukuki yaptırımlar sağlık çalışanlarının dışında sağlıkla ilgili konuşan herkes için geçerli olmalı. Hukuki bir düzenleme yapılmalı. 
Bloggerlar, instagramerların ya da sosyal medyada takipçi sayısı çok olanların reklam amacıyla yaptığı paylaşımları ile ilgili bir düzenleme getirilmeli. 
Ünlü olan herkesin sağlık alanında eğitim vermek gibi bir moda rüzgarı oluştu. Buna karşı önlem alınmalı. Sağlık sertifikalarla anlatılmamalı.  
Sağlığın, reklam şeklindeki yansıması değiştirilmeli. Sağlık, etik, güvenilir ve objektif şekilde ele alınmalıdır. 
Sağlıklı yaşam için sağlıklı medya şart! Bunun için aslında hepimize iş düşüyor. Sağlıklı bir gelecek için bu kampanyalara destek olmalıyız.  

BİZE SUNULAN KADAR ALGILIYORUZ

Sağlık ve iletişim bir araya geldiğinde buraya eklenmesi gereken iki önemli nokta daha var; psikoloji ve nörobilim. Sağlık, bu üç paydaş ile yeni bir bakış açısı kazanıyor. Yıllardır üzerinde çalıştığım farklı tezlerim var ki, eğitimlerimde bunları anlattığımda genellikle şaşkınlıkla karşılanıyor. 

Algılarınızın nasıl yönetildiğinin farkında olmadan, sizin görmeniz istendiği kadar olayları görürsünüz. Dikkatiniz bir yöne çekilir ve siz o konuyla ilgilenirken aslında gerçekler tahmin dahi edemeyeceğiniz şekilde olabilir.
Bunun da farklı psikolojik taktikleri vardır. Sizlere bunlardan söz edeceğim.

İlk Olarak Algı ve Odak Noktası 
David Copperfield ismini duymuşsunuzdur, kendisi Emmy Ödüllü ABD'li illüzyonist.  Copperfield insanların algılarıyla harika bir şekilde oynuyor. 

Yaptığı inanılmak Showlarla ilgili olarak David Copperfield, şunları söylüyor: “Seyirciler, algılarını bana teslim ederler ve benim algılarını büküp ilginç şekillere sokacağımı, inançsızlıklarını askıya alacağımı ve 90 dakika boyunca kendilerine mucizevi görünen bir şeyler sunacağımı bilirler. İzleyicinin zihninde duyguları harekete geçirmek ve hayret uyandırmak için hikaye anlatma sanatını, müziği ve psikolojiyi kullanan illüzyonlar yaratırım. 

Sahne bizim laboratuvarımızdır; deneme yanılmayla beynin işleyişi hakkında birçok şey öğrendik. Biraz beceri ve yanlış yönlendirme sayesinde seyircinin dikkatini doğru yere doğru anda odaklayabileceğimizi ve bir sihir illüzyonu yaratabileceğimizi anladık.”
Aslında hayatta mucizeler olmaz, ancak insanlar mucizelere inanmak isterler. Bu istekleri doğrultusunda da istenen doğrultuda algılarının yönetilmesine izin verirler. Bu işler keskin zekanın yanı sıra, psikoloji ve tabii ki nörobilimin detaylarını bilmenin çok büyük katkısı var. Nereye odaklandığınıza dikkat edin.  Çünkü, bu yöntemi sadece ilizyonistiler değil pazarlama sektörü ve haberciler de kullanırlar. 

Algı ve Biçilen Roller 
İnsanların bizlere biçtikleri rollerle hayatımızı şekillendirdiğimizi söylesem sanırım buna itiraz edersiniz. Aslında durum aynen böyle. 

Stanford Hapishane Deneyi’ni duydunuz mu?

Sosyal psikolog Philip Zimbardo 1971 yılında, insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenlemeye kararı verdi. Stanford Üniversitesi'nin Psikoloji Departmanı'nın bodrum katına inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkumlar olarak davranmalarını sağlayacak şekilde, 2 hafta sürecek olan deneyi için 24 kişiden oluşan bir grup erkek, üniversite öğrencisini deneyinde kullandı. 

Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını, onların haberi olmaksızın belirledi. Deneklere, önceden bunun 2 haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edileceği ve gün başına 85 dolar alacakları bildirildi. 

Mahkumlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu yükledi. Gardiyanlara ise mahkumlara sözlerini geçirebilmek için olabildiğince sert davranmalarını; ancak şiddete kesinlikle başvurmamalarını tembihledi. 

Gardiyanlar, tıpkı gerçek gardiyanlar gibi giydirildi, ellerine tahta sopalar verildi ve tamamen gerçek bir hapishane ortamı oluşturuldu. Göz temasına engel olması amacıyla aynalı gözlükler verildi. Mahkumlara ise, tıpkı gerçekte olduğu gibi, oldukça rahatsız edici bir mahkum kıyafeti giydirildi ve bileklerine birer zincir vuruldu. 

Mahkum konumunda olacakları kendi evleri önünde ansızın, beklenmedik bir zamanda tutuklayarak deneye dahil etti. Tutuklamaları Palo Alto polisi, Zimbardo ile anlaşmalı olarak yaptı ve mahkumları silahlı soygun suçuyla suçladı. Mahkumlar, tüm gerçek tutuklanma prosedürlerinden geçirildi, parmak izleri alındı ve profil fotoğrafları çekildi. Polis karakolundan sonra, sahte hapishaneye gerçek bir mahkum taşıma aracıyla transfer edildiler.

Deney bu şekilde başladı ve göreceli olarak sorunsuz bir ilk günden sonra, daha ikinci günden ortalık karışmaya başladı. İkinci gün, birinci hücre'de kalan mahkumlar kapılarını yataklarla bloke ederek, kıyafetlerini çıkardılar ve gardiyanları dinlemeyeceklerini söyleyerek emirleri reddettiler. Olaylar bu şekilde başladı ve sonuçlar oldukça rahatsız edici düzeydeydi. 


Sıradan ve normal sayılacak üniversite öğrencileri sadece birkaç gün içerisinde vahşi düzeyde sadist gardiyanlar ve gitgide korkaklaşan mahkumlara dönüştüler. Her geçen gün, her biri, rollerine daha da bağlı hale geldiler. Günler geçtikçe, gardiyanlar giderek şiddetlenen psikolojik kontrol taktikleri geliştirmeye başladılar. Örneğin isyanlara katılmayanları aldıkları özel bir hücre yarattılar ve burada onları ödüllendirmeye başladılar. Benzer şekilde, mahkumların yatak çarşaflarını ve süngerlerini alarak onları metal yataklarda uyumaya zorladılar. Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkumlara önce gizli, sonrasında ise açık şiddet uygulamaya başladı. Yemeklerini yemeyenler için gardiyanlar tarafından karanlık bir oda yaratıldı ve oraya hapsedilme cezası uygulanmaya başlandı. Sadece 36 saat içerisinde, 8612 numaralı "mahkum", Zimbardo'nun tanımıyla "çılgın" tavırlar sergilemeye başladı. Onun gerçekten bu psikolojik durumda olduğunu kabullenen Zimbardo, sonunda onu salma kararı verdi. 

Zimbardo'nun 6 günlük kısa deney süresi içinde istemdışı olarak bir araştırmacıdan ziyade hapishane müdürü gibi düşündüğünü ve davrandığını, o zaman asistanı, şu an karısı olan kişi tarafından uyarıldıktan sonra fark etti. Deneyin ilk günlerinden itibaren gardiyan konumundaki öğrenciler, sözlerini mahkumlara dinletebilmek için giderek şiddetli hale gelen yöntemler uygulamışlardır. Başlangıçta birkaç hafta süreceği bildirilen deney, işler iyice çığırından çıkmak üzere olduğundan bir haftayı doldurmadan sona erdirilince mahkum rolündeki denekler alacakları ekstra maaştan oldukları halde mutluyken, gardiyanların çoğunun deneyin erken bitmesinden dolayı rahatsız olmaları bu deneyin şaşırtan sonuçlarındandır.

Bu deney, toplumun onlara biçtikleri rolleri farkında olmadan nasıl sahiplendiğini ve o rolün etkisinden çıkamadan, kontrolsüz bir şekilde yerine getirdiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. 
Deneyle ilgili birçok tartışma ve karşıt bilimsel makale yayınlanmıştır. Ancak yine de, Stanford Hapishane Deneyi, psikolojik deneylerin en meşhurlarından biridir. Bu deney hem film olmuştur hem de belgeseli çekilmiştir. 

Kısaca, bize biçilen rollere göre davranmıyoruz desek de, aslında bu deneyin de gösterdiği gibi durum çok farklı. Onun için algılarımızı yönetmesini bilirsek, kendi istediğimiz hayatı yaşamış oluruz. 

Algı ve Eğlenceli Uğraşlar 
Bir yerlere giderken, yürüyen merdivenleri mi yoksa normal merdivenleri mi seçersiniz? Genellikle yürüyen merdivenler tercih ediliyor. Bunu değiştirmek için bir  tabela yerleştiriliyor. Bu tabelanın yürüyen merdiven tarafına obez figürü yerleştirilirken, diğer tarafa fit bir insan figürü bulunuyor. Bu tabela bazı insanları etkilemesine karşın istenen başarı elde edilmiyor. 

İşi eğlenceli ve renkli bir hale getiriyorlar. Normal merdiven basamakları hem renklendiriliyor hem de basamaklara çıktıkça müzik yapıyorlar. Davranış değişikliği konusunda çok güzel sonuç veren bu çalışma ile insanlar eğlenmek için daha çok enerji harcamayı göze alıyorlar. Ayrıca sosyalleşiyorlar. 

İnsanların algılarını nasıl kontrol edeceğinizi bilirseniz, sizin algılarınızla da nasıl oynandığını anlarsınız. Önemli olan bir başkasının açtığı yoldan gitmek değildir, kendi yolumuzu açmak en doğrusudur. Başkasının açtığı yoldan gidersek sadece başkalarının izini süreriz. Kendi yolumuzu açarsak kendi istediğimiz hayatı yaşarız. Böylece algımız da iletişimimiz de hayatımız da kendi elimizde olur. 

27 Nisan 2016 Çarşamba

SAĞLIK ÜRÜNLERİNİ ALMADAN ÖNCE NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

Diş telleri, numaralı gözlükler, lensler, ateş ölçer ya da tansiyon aleti birer tıbbi cihaz. Tıbbi cihaz olduğunun farkında bile olmadığımız birçok ürünü her gün kullanıyoruz. Peki tıbbi cihaz alırken nelere dikkat etmeliyiz? Hastanelerde neye göre tıbbi cihaz ürünleri seçiliyor? 

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurum Başkan Yardımcısı Dr. Ali Sait Septioğlu ile tıbbi cihazlarla ilgili merak edilenleri konuştuk. 

Öncelikle Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu hakkında bilgi verir misiniz? 
2011 yılına kadar İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü olarak hizmet veren Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ülkemizde sağlık hizmetinin gelişmesine bağlı olarak büyüyen sağlık sektörüne daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla hizmet vermeye devam ediyor. 
Ülkemizde ilaç, tıbbi cihaz, kozmetik ürünler, geleneksel bitkisel tıbbi ürünler ve sağlık beyanıyla satışa sunulan ürünler ile ilgili tüm düzenlemeler ile bu ürünlerin güvenliliğine ve etkililiğine ilişkin denetlemeler yapılıyor.

Tıbbi cihaz denildiğinde ne anlamalıyız?
Tıbbi cihaz denilince akla ilk olarak elektrikle çalışan aletler gelse de tıbbi cihazlar oldukça geniş bir yelpazeye sahiptir. Genel olarak bilinen tıbbi cihazlara MR, röntgen ve tomografi cihazları örnek verilebilirken toplum tarafından yaygın olarak kullanılan ancak çoğunluğun tıbbi cihaz olarak bilmediği ürünler de mevcuttur. Doğum kontrolü amacıyla kullanılan kontraseptif ürünler, hasta altı bezi, hasta yatağı, koltuk değneği veya tekerlekli sandalye örnek olarak verilebilir. Bu ürünlere ek olarak implantlar ve  protez, ortezler de tıbbi cihaz olan ürün grupları arasında yer alır. 

Bu açıdan değerlendirildiğinde tıbbi cihazları, üreticileri tarafından bir hastalığın veya anatomik bir eksikliğin tanısında ve tedavisinde veya doğum kontrolü amacıyla kullanılmak üzere üretilen ve bu etkilerini mekanik veya fiziksel yollarla gerçekleştiren ürünler olarak tanımlayabiliriz.

Hastanelerde ameliyatlarda ya da tedavi sürecinde kullanılan ürünler neye göre seçiliyor? Hastanelerde kullanılan ürünlerin kalitesi neye göre denetleniyor?
Devlet hastaneleri, üniversite hastaneleri, askeri hastaneler gibi kamu kurumu niteliğindeki sağlık tesislerinde tanı ve tedavi kapsamında kullanılan tıbbi cihazların temini; “Tıbbi cihazlarla ilgili mal ve hizmet alımı işlemleri” genelgeye uygun olarak gerçekleştirmektedirler. 

Bu kapsamda öncelikle sağlık meslek mensubunun sunacağı hizmet doğrultusunda ihtiyaçlar ve istekler belirlenmekte ve buna uygun olarak uzman kişiler tarafından mevcut teknolojik gelişmeler ve piyasa şartları doğrultusunda teknik şartnameler hazırlanmaktadır. Burada önemli olan alımı yapılacak ürünlerin asgari güvenliliğinin ve etkililiğinin üretici tarafından ispat edilmiş olmasıdır. 

Tüm AB ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bir tıbbi cihazın tıbbi cihaz yönetmeliğinde ifade edilen şartlara uygun olarak üretildiğini gösteren belgeler o ürüne ait Uygunluk Beyanı ve EC sertifikasıdır. Bu kapsamda Uygunluk Beyanı ve EC sertifikası ile üretici ve ithalatçı bilgileri ayrıca, tıbbi cihaza ait kullanım kılavuzu ve etiket gibi bilgiler Kurumumuzca kurulan ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankası adı verilen bir sisteme her ürüne özel bir barkodla kayıt edilmektedir. 

Kullanılan bir tıbbi cihazda; herhangi olumsuz olay vuku bulduğunda veya cihazın kalitesi ile ilgili bir şüphe oluştuğunda; bu durumun, Kurumumuz Denetim Hizmetleri Başkan Yardımcılığına iletilmesi gerekmektedir. Cihaza ait bu olumsuz geri bildirimler kamu sağlığının korunması açısından çok önemli olup bu şikayetler doğrultusunda yapılan denetim ve değerlendirmeler sonrasında ürünlerin geri toplatılması da dahil olmak üzere üreticilere birçok müeyyide uygulanmaktadır.  Ayrıca bu kapsamda güvensiz olduğu tespit edilen tıbbi cihazların TİTUBB kayıt bildirimleri de iptal edilmektedir.

Tıbbi cihaz (tansiyon aleti, ateş ölçer) almadan önce nelere dikkat etmeliyiz? 
Tıbbi cihazların sağlığı doğrudan ilgilendiren ürünler olması nedeniyle bu ürünleri alırken bazı hususlara özellikle dikkat etmemiz ürünlere ilişkin istenmeyen olayların yaşanmaması açısından oldukça önemlidir.  

1. Ruhsatlandırılmış tıbbi cihaz satış merkezlerinden veya eczanelerden alınması mecburidir. Bunların dışındaki yerlerden tıbbi cihaz alınmamalıdır.  

2. Tıbbi cihazların üzerinde CE işareti bulunur. CE işareti bir tıbbi cihazın asgari güvenlik gereklerini karşıladığını gösteren işarettir.  Dolayısıyla tıbbi cihazların kutusunun veya etiketinin üzerinde tıbbi cihaza ait CE işareti yoksa tüketicilerimizin bu ürünleri almamaları gerekir. Hatta bu ürünlerin Kurumumuza bildirmesi kamu sağlığını korumada bizlere oldukça kolaylık sağlayan bir husustur. 

3. Dayanıklı olmayan ürün gruplarında ürünün imal tarihine ve son kullanım tarihine dikkat etmek gerekir. Raf ömrünü dolduran ürünler kesinlikle kullanılmamalıdır.

4. Ürün etiketinde bulunan sembollere dikkat etmek gerekir. Bu semboller ürünün niteliğini tanımlar. Örneğin steril bir ürün için ürün paketi açık veya yırtılmış ise, bu durum ürünün sterilitesini bozacağı için sakıncalı bir durumdur. Dolayısıyla bu durumdaki ürünler alınmamalıdır. Örneğin tek kullanımlık lensler.

5. Ürünün etiketinde ürünün saklama koşullarına ilişkin bir bilgi varsa saklama koşullarının buna uygun olup olmadığı kontrol edilmeli bu koşullara uygun saklanmayan ürünler alınmamalıdır.

6. Kişisel kullanıma yönelik üretilmiş tıbbi cihazların kullanımı kolay olmalıdır. Bu doğrultuda bu tip ürünlerin kullanım kılavuzu herkesin anlayacağı şekilde hazırlanmış olması gerektiğinden kullanım kılavuzunda ürünü ne şekilde kullanacağınızı anlamadığınız ürünleri tercih etmeyin.

7. Ruhsatlandırılmış tıbbi cihaz satış merkezlerinden veya eczanelerden alınması mecburidir. Bunların dışındaki yerlerden tıbbi cihaz alınmamalıdır.  

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurum Başkan Yardımcısı Dr.  Ali Sait Septioğlu kimdir?
1971 yılında Elazığ’da doğdu. 1995 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Van ve Konya’da 2005 yılına kadar hekimlik yaptı. 2005-2009 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitim Genel Müdürlüğü’nde görev yaptı. 2009-2012 yılları arasında İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştı. 2013 yılından beri Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nda, Tıbbi Cihaz ve Kozmetik Ürünler Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.
Evli ve 1 çocuk babasıdır.

KBB OLGULARI İLE HASTALIKLAR ANLATILDI


Örnekler ve görsellerle vakalar ele alınarak Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Klinik Şefi Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan'ın editörlüğünde, 43 doktor, 1 hemşire ve 1 odyoloğun katkısıyla hazırlanan "Olgularla Kulak Burun Boğaz Hastalıkları" kitabında, 81 hastalık başlığı altında, 88 olgu sunuldu.

Eğitimde örnekler ve görseller üzerinde olması daha kalıcı öğrenmeyi sağladığı bilinen bir gerçek. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Klinik Şefi Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan, bilginin daha kolay ve kalıcı olması ve dikkat çekici olması için olgular üzerinden hastalıkları anlattıklarını söyledi. Kayhan, “Özellikli olguların resimleri, tetkik resimleri, görüntüleme resimleri öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştıracaktır. Komplikasyonlar da detaylı anlatıldı. Ayrıca tanı ve tedavi yöntemleri en güncel bilgilerle anlatıldı” dedi.

Prof. Dr. Fatma Tülin Kayhan, "Olgularla Kulak Burun Boğaz Hastalıkları" kitabı ile ilgili soruları yanıtladı.

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Tıpta Türkçe yazılmış kitap sayısı son yıllarda artsa da genelde çeviri kitaplar çoğunlukta. Kulak burun Boğaz hastalıkları alanında yazılmış kitap ihtiyacı hep vardı. Bir ihtiyacı gidermek hep aklımdaydı. Kliniğimizde gördüğümüz ve tedavi ettiğimiz hastalarımızın özellikli olanları, uzmanlık eğitimi içinde, olgu sunumu şeklinde düzenli olarak asistan doktorlarımız tarafından hazırlanır ve tartışılır. Bu uzmanlık sonrası hekimlerinde bilgilerinin güncellenmesini sağlar. Böyle birikmiş geniş bir olgu serimiz vardı. Bu olgu serimizi bir kitapla değerlendirmek istedik.

Kitap kimlere hitap ediyor? 
Kitabın editörü olarak formatı belirlerken ihtiyaçları göz önünde tutmaya çalıştım. Hedef kitlemiz tıp fakültesi öğrencileri, aile hekimleri, KBB asistanları ve uzmanlarıdır. Özellikle tıp fakültesi öğrencilerine ve aile hekimlerine hitap eden KBB uzmanlarınca yazılmış kitap çok az. Aile hekimi arkadaşlarımızdan bu konuda çok talep alıyorduk. KBB da en sık görülen hastalıkları ele almaya çalıştık. 

Hekimlere nasıl bir fayda sağlayacak? 
Klasik kitaplarda bilgiler madde madde, literatür sonuçları eşliğinde sıralanır. Eğitimde örnekler ve görseller üzerinde olması daha kalıcı öğrenmeyi sağladığı bilinen bir gerçek. Biz bilginin daha kolay ve kalıcı olması ve dikkat çekici olmasını istedik. Olgulardan hastalıklara gitmek daha hatırda kalıcı oluyor. Özellikli olguların resimleri, tetkik resimleri, görüntüleme resimleri öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştıracaktır. Komplikasyonlar da detaylı anlatıldı. Ayrıca tanı ve tedavi yöntemleri en güncel bilgilerle anlatıldı.

Kitapta yer alan vakaları seçerken nelere dikkat ettiniz? 
Sık görülen özellikli, dramatik, hatta komplike olmuş olgular tüm semptomları ve bulguları içeren olgular seçildi. Bazı hastalıklarda birden fazla olgu sunularak tüm belirtilerin gösterilmesi sağlandı.

Kaç olguya yer verildi? 
81 hastalık başlığı altında, 88 olgu sunuldu.



KBB alanında yapılan hataların düşürülmesi konusunda faydalı olacak mı? 
Mutlaka yararlı olacaktır. Kitap KBB hastalıklarında tanı, komplikasyonlardan kaçınma ve komplikasyonların yönetilmesi, tıbbi tedavi ve cerrahi tedaviye yönlendirilmesi konularında en güncel bilgileri içeriyor. Fakat detaylı cerrahi teknik anlatımına girmedik. O nedenle pratisyen hekim ve tıp öğrencileri için de oldukça okunası oldu.

Kaç hekim ve sağlık profesyonelinin desteği ile hazırlandı? 
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim araştırma Hastanesinde yetişmiş, çalışmış ve çalışmakta olan 43 meslektaşımızın bir hemşire birde odyolog arkadaşımızın katkısıyla hazırlandı.

KBB hastalıkları ile karıştırılan hastalıklar var mı? 
Tabii hastalıkların ayırıcı tanısı tıp biliminin en önemli uğraşısı. Hekimlerinde tabii ki.
Bu kitapta da ayırıcı tanıya çok önem verdik. Her hastalığın ayırıcı tanısı ayrı bir başlık altında verildi. Örneğin sinüzit ile gözyaşı kanalı ve kesesinin iltihabı karışabilir. İltihabi bir yara, kanser ile karışabilir şeklinde yer verdik.

Kitabın başka özellikleri nelerdir?
Kliniğimiz çok yoğun bir klinik. Her zaman çok klasik hastalıkların çok klasik tedavileri yapılırken çok az görülen hastalıklar, çok yeni tekniklerle tedavi edilebiliyor. Kitabımızda kliniğimizi yansıtıyor. Çok klasik tedavilerin yanında Robotik cerrahi gibi çok yeni, dünyada ilk kez yapılan teknik ve ameliyatlarda anlatılıyor. Ülkemizdeki KBB’de robotik cerrahide en geniş deneyime sahip ülkedeki nadir ülkemizde tek kliniğiz. Bu deneyimlerimizi de paylaştık.

Kitabımızda birde unutmayacağımız bir arkadaşımız var. Kitap yazarlarından asistan doktorlarımda Dr. Melikşah Balta. Kitapta 8 bölümde yazarlık yapmıştı.  Geçtiğimiz Temmuzda onu uzman yapıp Doğu Beyazıt’a mecburi hizmete göndermiştik. Kendisini kitabımız basıldıktan sonra 6 Kasım 2014 gecesi elim bir trafik kazasında kaybettik. Çok üzüldük.  Ondan geriye kitaptaki yazıları, eserleri ve güzel anılarımız kaldı. Allah’tan rahmet diliyorum.

22 Nisan 2016 Cuma

TEDx SAĞLIK BİLİNCİNİ ARTIRDI

TED, Technology, Entertainment ve Design sözcüklerinin baş harflerinden oluşan ve kâr amacı gütmeyen bir organizasyon. Organizasyon, alanında uzman insanların mesajını milyonlara ulaştıran etkileyici, düşündürücü bir o kadar da eğlenceli bir etkinlik. Bu yıl yapılacak TEDx Bahçeşehir organizasyonun içeriği ise “Değişim”.

Fikriyle değişim yaratan ve değer katan isimleri konuşmacı olarak konuk eden TEDx, konuşmacı seçiminde, paylaşmaktan zevk alan, kişiliği, fikirleri ve duruşuyla farklılık yaratan, hayatı dolu dolu yaşayan konuşmacıları dinleyicilerle buluşturmayı hedefliyor. TEDx Bahçeşehir organizasyonunun ekip başkanı Batuhan Çevik, isimlerin titiz bir çalışma ile tüm ekip tarafından karar verildikten sonra seçildiğini söyledi.  Bu sene konuşan  isimler şöyle; Barış Özcan, Cem Seymen, Esra Öz, Cihan Nalbant, Enes Kutluca, Ercan Altuğ Yılmaz, Yaman Ömer Erzurumlu, Alper Almelek, Kadir Memiş, Selin Ünal, Berke Sarpaş.


TEDx Bahçeşehir’de Sağlık Okuryazarlığı Anlatıldı
Sağlık Habercisi Esra Öz, sağlık okuryazarlığı ile ilgili konuşmasında haberleri bir dedektif gibi mercek altına alarak incelemenin yol haritasını anlattı. Haber başlıklarında özellikle algı yönetiminde doğal, bitkisel ve güvenilir kelimelerinin algı yönetiminde kullanıldığına dikkat çekti. Duygularımızı kontrol altına almamızın çok önemli olduğunu vurgulayan Öz, hikayeleştirilen haberlerin daha dikkatli şekilde okunması gerektiğini dile getirdi. Haberde yer alan uzmanların önemini vurgulayan Öz, “Sağlık ile ilgili bir konu olduğunda herkes kendini rahatlıkla uzman sayabiliyor. Bu nedenle yapılan bir açıklama varsa hemen o kişinin eğitimine bakın! Edebiyat öğretmeni, fizik dersi hakkında televizyonda açıklama yapamayacağı gibi, bir genel cerrahi uzmanı da kalp sağlığını anlatmamalı. Kalp sağlığı ve hastalıkları ile ilgili kardiyologlar konuşmalıdır. Bu nedenle açıklamalarda bulunan kişinin hemen eğitimine bakmalıyız. Konuştuğu konu hakkında bilim çalışma yapması da önemli noktalardan biridir. Çünkü, televizyonda ya da gazetede çıktı diye o kişinin konuştuğu alanla ilgili uzman olduğunu kanıtlamaz” dedi. 


Haberlerde kaynakların çok önemli olduğunun altını çizen Öz, çeviri haberlerden örnekler vererek okudukları her habere inanamamaları gerektiğini belirtti. Sağlık haberciliğinde uzmanlaşmanın olması için gazetecilerin tanınması gerektiğine dikkat çeken Öz, “Gazetecileri tanımalısınız. Hangi gazeteci nasıl haber yapar bilmelisiniz. O zaman haberlere bakış açınız da gelişecektir” diye konuştu. 
“Hastalık yoktur hasta vardır” diyen Öz, tedavinin kişiye özel olduğunu, genel geçer reçetelerden uzak durulması gerektiğini kaydetti. 

İnsanların bilinçli olup, okuduklarına gördüklerine geri bildirimde bulunmasının önemine dikkat çeken Öz, şunları söyledi: “Sağlık hayatımızın en değerli varlığıdır. Doğru, güvenilir ve objektif haber almak için bu adımları izlemeliyiz. Sağlıklı bir gelecek için sağlıklı haberler yapılması dileğiyle.”


TEDx ekibinden Mert Torun şunları söyledi: “Sağlık alanındaki bilgi kirliliği hepimizin kafasını bulandırıyor. TV'de gördüğümüz bir uzman tuzun açabileceği sorunlardan bir hayli endişeyle bahsederken bir diğeri tuzu övmekle doyamıyor. Ne diyetine uysak hangi doktora güvensek toplum olarak şaşırdık. Bu bilgi kirliliğiyle baş etmenin en iyi yolu gündelik hayatta karşılaştığımız bu bilgileri eleştirel bir şekilde bakmak ve kendi kanımıza kendimiz varmak. İşte sağlık okuryazarlığının yaptığı da bu. İnsanları gördükleri sağlık haberlerini sorgulamayı öğreterek kendilerini ve sevdiklerini yanlış bilgilerden doğacak vahim olaylardan korumasını sağlar.”





http://www.ntv.com.tr/saglik/tedxde-saglik-okuryazarligi-tartisildi,6RphsnpIkEu9CumZTRzoqQ 

http://www.milliyet.com.tr/degisim-gercekten-oldu-mu--pembenar-yazardetay-yasam-2221234/


18 Nisan 2016 Pazartesi

TÜRKİYE’DE HER BİN BEBEKTEN 3’Ü SPİNA BİFİDA İLE DOĞUYOR

Çocuklar hayatımızın en güzel parçasıdır. Onların sağlıklı şekilde dünyaya gelmesi için, dikkat edilmesi gereken noktalar var. Uzmanlardan alınacak doğru bilgilerle bebeğinizin sağlığını koruyabilirsiniz. 

Özellikle çocuk beyin cerrahisi alanında uzmanlaşan hekimlerin, bu alanda resmi şekilde yan dal olma çalışmaları da sürüyor. Yani beyin cerrahisi uzmanlık eğitiminden sonra çocuk beyin cerrahisine yönelik belli bir süre eğitimin resmi şekilde verilmesini talep ediyorlar. 

Çocuk beyin cerrahisi alanında uzmanlaşılmasının önemi ile ilgili Türk Nöroşirürji Derneği’nin 30. Bilimsel Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısında bu konunun önemine değinilerek Spina bifida hastalığı hakkında bilgi verildi. 

Çocuk beyin cerrahisindeki teknolojik gelişmelerin tanı koymaktan, tedaviye kadar birçok alanda yenilikleri de beraberinde getirdiğini anlatan Prof. Dr. Memet Özek, Spina bifida hastalığı hakkında bilgiler verdi. Özek, konu ile ilgili şunları söyledi: “Türkiye’de dünyaya gelen her 1000 bebekten 3 tanesi Spina bifida ile yani bebeğin anne rahminde omuriliğinin iyi gelişememesi, açık kalması ile doğuyor. Bunun sonucunda bebeğin ayak hareketlerinde yürüyememeye kadar varan sorun, idrar, dışkılama problemleri, ilerleyen yaşlarda cinsel fonksiyonlarda bozukluklar gibi insan hayatını, sosyal hayatı etkileyen hayli ciddi sorunlarla karşılaşması demek anlamına geliyor.

Spina bifida (Açık Omurga) hastalığı çocuklarda; motor ve omurilik problemleri, kısmi felçler, hidrosefali (beyinde sıvı toplanması) idrar ve büyük tuvaletini kaçırma, ileri böbrek yetmezliği ile skolyoz gibi bir takım hastalıklara neden oluyor. 

Her yıl 1 milyon 200 bin doğumun gerçekleştiği Türkiye’de, Spina Bifida görülme sıklığı binde üç olarak kaydediliyor. Bugüne kadar, bu hastalıkla dünyaya gelen bebekler hemen akabinde ameliyata alınırken, neredeyse tamamında kalıcı hasarlar meydana geliyordu. Birçok ailenin yaşamını altüst eden “Açık Omurga” hastalığına karşı anne karnındaki bebeklere Spina Bifida ameliyatları dünyada bazı merkezlerde yapılmaya başlandı. Bu çocuklarda aynı zamanda hidrosefali (beyinde sıvı toplanması) dediğimiz problem oluyor. Amerika’da yapılan çalışmalar bu sorunun önlenebileceğini, yürümeyle ilgili bazı avantajlar sağlanabileceğini gösteriyor.”

Folik Asit Kullanımı ile Spina Bifida’dan Bebeğinizi Koruyun
Tıptaki en önemli uygulamalardan bir tanesinin koruyucu hekimlik olduğunu vurgulayan Özek, “Spina bifida’nın ülkemizde en önemli oluşma nedeni folik asit eksikliğidir. Anne adayları doğacak bebeklerini Spina Bifida’dan korumak için birkaç önlem almalıdır. Bunların başında da gebeliğin planlı olması geliyor” dedi. 

“Gebeliğiniz planlı olsun” diyen Özek, “Evli bir çift çocuk sahibi olmak istediği zaman, anne adayının uzman kontrolünde folik asit kullanımına başlaması gerekiyor. En az 3 ay folik asit kullandıktan sonra korunma yöntemlerinin kaldırılması gerekiyor. Eğer ilk ayda ya da ikinci ayda gebelik gerçekleşmezse anne adayının, gebe olduğunu anlayana kadar folik asit alımına devam etmesi gerekiyor” uyarısında bulundu.

16 Nisan 2016 Cumartesi

BEYİN TÜMÖRLERİNE NEŞTERSİZ TEDAVİ RADYOCERRAHİ

Günümüzde beyin tümörleri artık çok küçük boyutlarda da tespit edilebiliyor. O nedenle ameliyatsız tedavi yöntemi olan radyocerrahi tercih ediliyor.  Türk Nöroşirurji Derneği’nin 30. Bilimsel Kongresi’nde özellikle beyin tümörlerinde kullanılan radyo cerrahi tedavi yöntemlerinin etkileri hakkında önemli bilgiler verildi. 

Beyin cerrahisinde iki hedef olduğunu belirten Prof. Dr. Selçuk Peker, “Beyinde var olan fonksiyonu korumak ve durumu daha kötüye gitmeden orada durdurmak. Bu nedenle tümörlere erken evrede müdahale etmeyi hedefliyoruz” dedi. 

Prof. Dr. Selçuk Peker ile radyocerrahi tedavi yöntemleri ve beyin tümörlerinde kişiye özel tedavi hakkında konuştuk. 

Beyin tümörü nasıl belirti verir? 
İki türlü belirti verir. Kafatası kapalı bir kutudur, ekstradan hacim eklenirse basınç artar baş ağrısı, bulantı, kusma, görme bozukluğu ya da bulanık görme olur. Her başı ağrıyanın beyninde tümör olmaz. Sabahları olan baş ağrısı, ilaçlara cevap vermeyen baş ağrısı aynı zamanda kusma olması önemli. Bazı kişilerin uzun süredir olan bu tip şikayetleri migren ile karıştırılmamalıdır.

Beynimiz bütün vücudumuzun fonksiyonuyla ilgili. Tümör neredeyse o fonksiyon bozulabilir. O nedenle o fonksiyon bozukluğuna göre mesela kolda uyuşukluk, gözde görme sorunu ya da konuşma sorunu olabilir. Küçük boyutta belirlenen tümörlere Gama Knife ile müdahale edebiliriz. 

Gama Knife (Gamma Bıçağı) nedir?
1967 yılından beri tıbbın kullanımında bir cihazdır. İsveçli beyin cerrahı Leksell icat etmiştir. O zamandan bu yana da bir milyonun üzerinde hasta bu cihaz ile tedavi edilmiştir. 

Cihazın özelliği sayesinde kafatası içerisine verilen gama ışınları, tedavi edilecek olan noktada çok yüksek dozda uygulanıyor ancak etraftaki dokuya minimal düzeyde ışın geliyor. Aynen Güneş ışınları altına merceğin kağıda odaklanıp yakması gibi bir etki oluyor. 

Işınları odaklıyor böylece yüksek dozda radyasyon enerjisi, etrafında da minimal enerji oluyor. O minimal enerjiye rağmen beyinde hasar olması çok düşüktür. Kişiden kişiye bazen farklı yapısından dolayı risk çok düşüktür.

Özellikle son yıllarda CyberKnife ve Gamma Knife yöntemleri giderek ağırlık kazanmaya başladı. Radyo cerrahi denilen bu yöntem, radyasyonu kullanarak cerrahi hassasiyetinde dokuya uyguluyoruz. Kafa tası açılmadan yapılan, hastanın beyin görüntülemesi yapılıyor ve bilgisayarda işleniyor. Beyninin her bir noktasının adresi çıkartılıyor. Bu bölgelere tümörünün koordinatları belirtilince otomatik olarak makine o noktayı ışınlıyor. Hastalığın durumuna göre uygulama 15-20 dakika veya 2-3 saat sürebiliyor. Üstelik hastalar aynı gün içinde evlerine dönebiliyor.

Gama Knife kimlere uygulanıyor?
Gama ışınlarını kullanarak kafatasının içindeki hastalıklı bölgeye müdahale ederek, orada bir etki yaratılıyor. Bu etkiden amaç, tümör ise tümörün hücrelerin DNA’sını etkileyerek tümörün büyümesini durdurmak, damar yumağı ise damar yumağını ortadan kaldırmak, eğer nevralji gibi yüz ağrısı ise hastanın yüz ağrısını geçirmek ya da el titremesi varsa titremeyi geçirmesi gibi farklı etkiler için kullanılıyor. 

Günümüzde artık pek çok hastada tümörler çok erken safhada yakalanır hale geldi. Çünkü MR’ı herkes çektirebiliyor. Küçük boyutta tümörlerin belirlenme imkanı var. 

Tümörün cinsi nasıl belirleniyor?
Bazen sadece MR’a bakarak anlaşılan durum olurken, bazen biyopsi yapmak gerekiyor. Hastada oluşan şikayetler, sonuçların ışığında tedavi belirleniyor. Ameliyat, radyocerrahi, radyoterapi gibi seçenekler tercih ediliyor. 

Bazı tümörlere ilaç tedavisi verilmez ya da radyasyon verilmesine gerek kalmaz,  bunda tümörün cinsi çok önemli. 

Hastanın MR’ına bakarak, tümörün cinsini anlamaya çalışıyoruz. Yerine ve büyüklüğüne göre tedaviyi belirliyoruz. 

Prof. Dr. Selçuk Peker kimdir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalında ihtisasını yaptı. İhtisas sonrasında Ankara, Alanya ve İstanbul’da değişik hastanelerde Nöroşirürji Uzmanı olarak çalıştı. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalında Uzman olarak çalışmaya başladı. 

ABD’de University of Pittsburgh Medical Center’da Gamma Knife Radyocerrahisi ve Fonksiyonel Nöroşirürji Fellowluğu ve Oregon Health Sciences University Department of Neurosurgery’de Hareket Bozuklukları Cerrahisi ve Ağrı Cerrahisi Fellowluğu yaptı.  Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Öğretim üyesidir. 

Standart nöroşirürji uygulamalarına ek olarak özellikle ilgi duyduğu alanlar Gamma Knife radyocerrahisi , stereotaktik ve fonksiyonel nöroşirürji, hareket bozuklukları cerrahisi ve ağrı cerrahisidir. Ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanmış 109 makalesi ve ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş 181 bildirisi vardır. Ayrıca yurtiçi ve yurtdışında 121 davetli konferans vermiştir.



11 Nisan 2016 Pazartesi

NÖROŞİRÜRJİ HAYAT KURTARICI BİR BRANŞTIR

Nöroşirürjinin hem yoğun eğitim dönemi hem de hastalıkları ve tedavilerinin zorluğu nedeniyle oldukça spesifik bir alan olduğunu belirten Türk Nöroşirurji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Şekerci,  “Çoğu zaman hayat kurtarıcı bir branştır. Mesleki anlamda oldukça tatmin edicidir ve gönül vermeyi gerektirir. Hekimler, bütün bunları bir arada yaşamak istiyorlarsa yapacakları en iyi uzmanlık sahasıdır” dedi.

Beyin cerrahisi uzmanlık alanları arasında en meşakkatli ve zorlu bir alandır. Tıp doktorluğu kutsal bir meslektir. Obje insandır. "İnsanların sağlıklarını korumalarını sağlamak ya da sağlıklarını tekrar kazanmaları için çaba sarf etmektir" diyen Türk Nöroşirurji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Şekerci, Nöroşirürji’nin Türkiye’de her şeye rağmen geliştiğini söyledi.  

Prof. Dr. Şekerci, beyin cerrahi uzmanlarının yaşadığı sorunlar, eğitim süreci ve dernek çalışmaları hakkında soruları yanıtladı.

Branşınızın oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? Tıp tarihi açısından ele alır mısınız?
Nöroşirürjinin ülkemizdeki tarihi çok eskidir. Anadolu’da Milattan Önce 11.000-8.000 yıllara kadar çeşitli nedenlerle nöroşirürjikal girişimlerin yapıldığını Asıklı Höyüğü, Kültepe, İkiz tepe Höyüğü kazı çalışmalarında cerrahi girişim nedeniyle delinmiş kafatası bulguları göstermektedir. Bergama, Efes, Kapadokya gibi tarihi önemi olan bölgelerde yaşamış Areteus, Galen, Herofilis, Orabasius gibi isimler tıp bilimine ve nöroşirürjinin gelişimine büyük katkılar sağlamıştır. Nöroşirürjinin gelişimi Bizans dönemi, Anadolu Selçukluları Dönemi ve Osmanlı dönemlerinde de devam etmiştir. Osmanlı dönemine damgasını vuran eser olan Cerrahiyettül Haniyye Şerafeddin Sabuncuoğlu tarafından kaleme alınmıştır. Cerrah İbrahim bu dönemde nöroanatomi, periferik ve kraniyal sinirler ile ilgili çalışmalar yapmış ‘Alamin Cerrahın’ ismi ile de yayınlamıştır. Modern nöroşirürji Türkiye de Cumhuriyet dönemi ile başlar. Cemil (Topuzlu) Paşa omurga ve beyin abselerini, omurga travmalarını modern cerrahi yöntemlerle tedavi ederek modern nöroşirürjüyü ülkemizde uygulamaya başlamıştır Prof. Dr. Mim Kemal Öke ‘Dimag ve Cümcüme Afetleri ve Tedavileri’ eseriyle bu devirde önemli köşe taşlarından biridir. Prof.Dr. Mazhar Osman modern nöropsikiyatri disiplini altında nöroşirürjikal girişimler uygulamıştır. 1923 yılında Abdülkadir Cahit Tuncer ülkemizde ilk nöroşirürjiyen ünvanını almıştır. Prof. Dr. Hami  Dilek , Prof. Dr. Feyyaz Berkay gibi isimler ilk modern nöroşirürji kliniklerini kurmuşlardır. Dr. Aysima Altınok ilk kadın nöroşirürji uzmanıdır. 1985 yılında Prof.Dr. Nurhan Avman tarafından Türk Nöroşirürji Derneği kurulurken, yüzyılın beyin cerrahi olarak anılan Prof.Dr. Mahmut Gazi Yaşargil mikrocerrahi girişimleri başlatan kişi olarak Nöroşirürji tarihine damgasını vurmuştur.

Derneğin kuruluş hikayesini, kaç üyesi var ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Türk Nöroşirürji Derneği (TND), 1985 yılında Prof. Dr. Nurhan Avman, Prof. Dr. Ertekin Arasıl, Prof.Dr. Hamit Ziya Gökalp, Prof.Dr. Aykut Erbengi, Prof.Dr. Vural Bertan, Prof. Dr. Süleyman Sağlam, Prof.Dr. Özdemir Gürçay, Prof.Dr. Yücel Kanpolat, Prof. Dr. Tunçalp Özgen tarafından oluşturulan yönetim kurulu tarafından Ankara’da kurulmuş ve ilk TND başkanı olarak Dr. Nurhan Avman görev yapmıştır. Türk Nöroşirürji Derneği 1500’ü aşkın üyeden oluşan kongre, bilimsel toplantı ve sempozyumlar düzenleyerek Türkiye genelinde nöroşirürji eğitiminin en yüksek seviyeye ulaşması, standardize edilmesi, uzmanlık sonrası eğitimin devamı için görev yapan bağımsız ulusal bir dernektir. TND yönetim kurulu ve başkanları iki yılda bir seçilir. Misyonumuz eğitim ve nöroşirürjide yenilikleri, yeni teknoloji ve teknikleri ülkemize taşımak, bilimsel projeler üretmek, projelere kaynak sağlamak ve bilimsel rehberlik yapmak, nöroşirürji alanında yurt genelinde burs ve ödüller dağıtmak, eğitim ve iş kariyeri için üyelere fırsatlar oluşturmak, dünya genelinde olan nöroşirürji yeniliklerini takip ederek ülkemizin bu yeniliklere adapta olmasını sağlamak, yayın yapılmasına katkıda bulunmak, uluslararası platformda diğer derneklerle işbirliğini artırmak, üyelerin özlük ve kişisel haklarını savunmak, halk ile iletişimi arttırmak ve nöroşirürji ile ilgili konularda bilgilendirmektir. Vizyonumuz eğitimdir. 

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? Değilse neden?
Görevlerimizden özellikle eğitimle ilgili olanları, yıllık kongre, bilimsel toplantı ve sempozyumları başarıyla gerçekleştiriyoruz. Ancak, gerek Sağlık Bakanlığı gerekse Sosyal Güvenlik Kurumunun bir takım uygulamalarından dolayı üyelerimizin özlük haklarını ve kişisel haklarını her platformda koruyamıyoruz. Özellikle Sağlık Uygulama Tebliğ uygulamasındaki bir takım aksaklıklar ve yanlışlar nedeniyle hak kaybımız çok büyük. 

Yeterlilik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz?
Yeterlilik sınavı TND’nin bir alt kurulu olan Yeterlik Kurulu tarafından yapılır. Her yıl ulusal kongrede yeterlilik yazılı sınavı yapılır. 3.yılını doldurmuş nöroşirürji uzmanlık öğrencileri ve nöroşirürji uzmanları bu sınava katılabilir. Bu sınavda başarılı olan adaylar, daha sonra ilan edilen Çocuk beyin cerrahisi, Beyin Tümörleri, Beyin Kanamaları, Nörotravma ve Yoğunbakım, Spinal ve Periferik Sinir Cerrahisi, Fonksiyonel ve Stereotaktik Cerrahi gibi ana konuları içeren sözlü sınava tabii tutulurlar. Her iki sınavda başarılı olan adaylara Nöroşirürji Yeterlik Sertifikası verilir. 

Yeterlilik sınavı ile ilgili aktif bir uygulamanız var mı? Bu zamana kadar kaç kişi yeterlilik sınavını başarıyla tamamladı? 
Her yıl ulusal kongrede yeterlilik yazılı sınavı yapılır. 3.yılını doldurmuş nöroşirürji uzmanlık öğrencileri ve nöroşirürji uzmanları bu sınava katılabilir. Bu sınavda başarılı olan adaylar, daha sonra ilan edilen Çocuk beyin cerrahisi, Beyin Tümörleri, Beyin Kanamaları, Nörotravma ve Yoğun bakım, Spinal ve Periferik Sinir Cerrahisi, Fonksiyonel ve Stereotaktik Cerrahi gibi ana konuları içeren sözlü sınava tabii tutulurlar. Her iki sınavda başarılı olan adaylara Nöroşirürji Yeterlik Sertifikası verilir. Toplam 337 üye bugüne kadar yeterlik sertifikası almıştır. 

Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? Müfredatınızı yeterli buluyor musunuz?
Programın Amaçları ve Öğrenme Hedefleri
Klinik eğitim programının misyonu nöroşirürjikal (Beyin ve Sinir Cerrahisi) eğitimi ve hasta bakımını mükemmelleştirmektir. Asistanlar (Araştırma Görevlileri) öncelikle nörolojik cerrahiyi içeren belli başlı klinik becerilerinin temellerini oluşturacaklardır. Eğitim sürecinde, klinik ve akademik nöroşirürjikal uzmanlığın gelişimi kazanılmalıdır. Nöroşirürji asistanlığının tamamlanmasının üstüne, her mezun bütün nöroşirürjikal hastalıkların yönetiminde ileri tecrübeye sahip olmalıdır.

Program dikkatli bir hasta bakımını şart koşar: 
(a) Mükemmellik, doğruluk, özenlilik ve düzenliliği içeren anamnez ve fizik muayene; 
(b) Mükemmellik, anamnez ve fizik muayene ile bağlantılılık, uygunluk, kaliteli düşünce ve mantığı içeren ayırıcı tanı; 
(c) Kaliteli düşünce, uygunluluk ve maliyet etkinliği içeren yönetim planı; 
(d) Çağdaş, güvenli, kesin tedavi işlemi. 

Asistanlık programı, kendi asistanlarından yeni bir doktordan beklenen düzey için aşağıdaki 6 alanda beceriklilik elde etmesini şart koşar. Bu sonuç doğrultusunda, program, özel bilgi, beceri ve davranış gereksinimlerini tanımlar ve aşağıda tanımlandığı üzere asistanlar için gereken uygun eğitim deneyimlerini şart koşar:

1. Sağlık problemlerinin tedavisi ve sağlığın sürdürülebilirliği için müşfik, empatik ve etkin hasta takibi ve bakımı.
2. Tıbbi bilgi. Hasta bakımı için şart olan bu bilginin var olan ve güncellenen biyomedikal, klinik ve ilişik bilim dallarıyla (epidemiyoloji ve sosyal davranış gibi) ilişkili geliştirilmesi ve kullanılması.
3. Uygulamalı eğitim ve kendi hasta bakımlarının incelenmesi ve değerlendirilmesini, bilimsel kanıtların değerlendirilmesi ve özümsenmesini ve hasta bakımının geliştirilmesi.
4. Kişilerarası İletişim becerisi. Etkin bilgi değişimini ve hastalar, aileleri ve diğer sağlık çalışanları ile ekipleşmeyi sağlayıcı nitelikte olmalıdır.
5. Profesyonellik. Profesyonel sorumlulukları, etik ilkelere bağlılığı ve muhtelif hasta popülasyonuna hassasiyeti tatbik edebilecek kadar açık bir sorumluluğun üstlenildiği profesyonelliğe sahip olmalıdır.
6. Sistem bazlı uygulama. En uygun şekilde değerlere dikkat uyandıracak kadar daha geniş içerik ve sistem kaynaklarına dikkat ve heves göstermek gibi belli başlı çalışmaları içerir.

Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz?
Müfredata uyuluyor. TND olarak eğitimde standardizasyon asıl vizyonumuzdur. Önemli ölçüde bunu başardık. Ancak son yıllarda açılan Üniversite ve Eğitim -Araştırma Hastanelerinde olan öğretim üyesi açığı ve hastanelerin teknik özelliklerinden dolayı eksiklikler mevcut. Bunları yurtiçi rotasyon programları ile bu durumu çözmeye çalışıyoruz. 

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu?
TND olarak eğitimde standardizasyon asıl vizyonumuzdur. Önemli ölçüde bunu başardık. Ancak son yıllarda açılan Üniversite ve Eğitim -Araştırma Hastanelerinde olan öğretim üyesi açığı ve hastanelerin teknik özelliklerinden dolayı eksiklikler mevcut. Bunları yurtiçi rotasyon programları ile bu durumu çözmeye çalışıyoruz

Tıbbiyeli ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz?
Tıp doktorluğu kutsal bir meslektir. Objemiz insandır. İnsanların sağlıklarını korumalarını sağlamak ya da sağlıklarını tekrar kazanmaları için çaba sarf etmektir. Nöroşirürji hem yoğun eğitim dönemi, hem de hastalıkları ve tedavilerinin zorluğu nedeniyle oldukça spesifik bir alandır. Çoğu zaman hayat kurtarıcı bir branştır. Mesleki anlamda oldukça tatmin edicidir ve gönül vermeyi gerektirir. Bütün bunları bir arada yaşamak istiyorlarsa yapacakları en iyi uzmanlık sahasıdır. 

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Anlayış, hoşgörü, saygı ve teşekkür. 

Bu branşın hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunlar nelerdir?
En büyük sorunumuz yaptığımız ameliyatların oldukça yüksek risk grubunda yer almasına rağmen özlük hakları açısından yeterli karşılığı almamamız. Bizler gece gündüz demeden, canla başla çalışan, sağlık gönüllüsü doktorlarız, karşılığı tatminkar olmalı. İkinci olarak da hasta ve yakınları tarafından maruz kaldığımız şiddet. Bu durumla ilgilide acil tedbirler alınmalıdır. 

Branşınızın günümüzdeki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Son gelişmeler nelerdir?
Nöroşirürji Türkiye’de her şeye rağmen gelişiyor. TND olarak eğitime ve yeniliklere çok önem veriyoruz ve gerekli adımları atıyoruz. Yurtdışı dernekleri ile ortak toplantılar düzenleyip eğitim alanında işbirliği yapıyoruz. Ulusal ve Uluslararası Temel Nöroşirürji Kursları düzenleyerek yeni gelişmeleri üyelerimize aktarıyoruz. Yayın organımız olan Turkish Neurosurgery impakt faktörünü her geçen yıl arttırıyor, dergi sayımızı yılda 6 ya çıkarttık. Ulusal yayınlarımız, bültenlerimiz, alt gruplarımızın yapmış olduğu toplantı ve yayınlar yoğun olarak devam ediyor. Son olarak, lokomotif olarak görev yapacak, tecrübeleriyle genç nöroşirürjiyenlere ışık tutacak değerli hocalarımızdan oluşan Türk Nöroşirürji Akademisini kurduk ve eğitim faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyor. 

Branşınızın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nöroşirürji ve Türk Nöroşirürji ailesi gelişerek büyümeye devam edecektir. Dünya nöroşirürjüsündeki prestijli konumunu daha da ileriye taşıyacaktır. 2017 yılında Dünya Nöroşirürji Kongresinin Türkiye’de yapılacak olması bunun en büyük göstergesidir. 

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz?
Uluslararası platformda oldukça aktif yer almaktayız. Ortak toplantılar düzenliyoruz. Özellikle CNS (Congress of Neurological Surgeons) ve DGCN (Alman Nöroşirürji Derneği) ile eğitim anlaşmalarımız var. 8-12 Nisan 2016, Antalya’da gerçekleştireceğimiz 30. Ulusal TND Bilimsel Kongresine Amerika, Almanya, Avrupa, Japonya ve İran nöroşirürji dernekleri oldukça ünlü beyin cerrahları ile katılarak, ülkelerindeki her alanda uygulanan en son nöroşirürjikal girişimleri bizimle paylaşacaklar. Bu çok önemli entegrasyon ve işbirliği örneğidir. 

Yurt dışındaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce örnek alınacak çalışmalar var mı? Varsa nelerdir?
Yurtdışı ile zaten entegreyiz. Birçok alanda ortak çalışmalar yapıyoruz. Projelerde yer alıyoruz. 

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor?
Her bilimsel kongrede nöroşirürji uzmanlık öğrencilerinin sorunlarını dinlemek, yol gösterici olmak ve eğitimle ilgili beklentilerini dinlemek için Nöroşirürji Asistanlığı Oturumu yapılır. Bu yıl 12. si yapılacak. Bu oturumlarda Prof. Dr. Gazi Mahmu Yaşargil gibi alanında zirvede olan hocalarımız gençlere bilgi ve tecrübelerini aktararak, geleceğe yönelik tavsiyelerde bulunurlar. Ayrıca Genç Nöroşirürj Yenler kurulu vardır. Oldukça aktif görev yapmaktadır.  

Bu alanda yapılan yeni bilimsel çalışmalardan çarpıcı örnekler nelerdir?
Nöroşirürjinin hemen her alanında değişim devam etmektedir. Birçok çarpıcı bilimsel çalışma, makalede paralel olarak yayınlanmaktadır. Fonksiyonel ve Stereotaktik Nöroşirürji alanındaki derin beyin stimulasyonu çalışmaları, Beyin Tümörleri cerrahisinde intraoperatif image guide sistemleri, Beyin vasküler hastalıklarının tedavisindeki endovasküler ve mikrocerrahi ile ilgili son endüstüriyel gelişmeler bunlara örnek olabilir. 

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Bilimsel içeriğinin zengin olmasına, bilimsel program içeriğinin güncel ve uygulanabilir olmasına, sosyal içeriğin zengin olmasına, ucuz ve kaliteli olmasına dikkat ediyoruz. 

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Son yıllarda, medyatik özelliğinden ve reyting yapmasından dolayı tedavi sonrası iyileşemeyen ya da daha da kötüye giden hastaların yayınları çok sık yapılıyor. Ülkemiz tıbbındaki başarılar, yeni gelişmeler ve olumlu birçok örnek göz ardı edilerek, özellikle cerrahi tedavilerin bir riski olan komplikasyonlar başarısızlık örneği gibi gösterilerek topluma yanlış mesaj veriliyor. Bu tutumdan basının vazgeçmesi gerekir.

Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz?
Öncelikle malpraktis ve komplikasyonu ayırt ederek yayın yapmalılar. Toplumun sağlığını ilgilendiren konularda mutlaka ehil kişilerden fikir alarak işe koyulmalılar. Derneklerden bu anlamda faydalanabilirler. 

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı? Varsa detaylandırabilir misiniz?
Alanımızdaki hastalıklarla ilgili halkımızı bilgilendirici broşürler hazırlayıp, hastanelerde ulaşmalarını sağlıyoruz. Genellikle dernek başkanlarımız ve yönetim kurulu üyelerimiz sağlık programlarına katılarak bilgilerini paylaşmaktadır. 

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz?
Hayatını kaybeden üyelerimizin geride kalan çocukları için eğitim bursu desteği veriyoruz. Ayrıca terör olaylarında hayatını kaybeden kolluk kuvvetleri mensuplarının geride bıraktıkları eş ve çocukları için de eğitim bursu çalışmalarımız sürmektedir. 

Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var?
Sosyal medyayı da aktif olarak kullanıyoruz. Üyelerimiz arasında hızlı bili paylaşımını sağlamak için gruplar oluşturduk. Bu sosyal platformlarda ilginç, zor vakalar tartışılmakta hastanın tedavisi için optimal tedavi seçeneği ortak görüşe sunulmaktadır. Lokal toplantı ilanları, güncel yayınlar, yeni gelişmeler ve sosyal olaylar bu platformlarda paylaşılarak üyelerimizin iletişimi demokratik, hızlı ve güvenli olarak sağlanmaktadır. 

İletişim bilgileriniz nelerdir?
TÜRK NÖROŞİRÜRJİ DERNEĞİ MERKEZİ
Taşkent Caddesi 13/4
Bahçelievler-06500 ANKARA
Tel : + 90 312 212 64 08
Faks : + 90 312 215 46 26
E-Posta : info@turknorosirurji.org.tr

7 Nisan 2016 Perşembe

SAĞLIKTA MEDYA EĞİTİMİ NEDEN ÖNEMLİ?

Hayatımızdaki en değerli varlığımız sağlığımız. Sağlıklı yaşamak içinde doğru ve güvenli bilgi kaynakları arıyoruz.  Dikkatimizi çeken ilk şey ise sağlık haberleri oluyor.  İnsanlar sağlıklı yaşamak isterken yanlış haberler yüzünden sağlığından olabiliyor. 

Gazeteciler dünyasında ise sağlık haberciliğine nasıl bakıldığı bilinmiyor. Haberler, okuyucu kitle düşünülerek hazırlanıyor. Sağlık haberlerinin kanıta dayalı, etik ve objektif iletilmesinin ne derece önemli olduğu, yanlış haberler yayınlandıkça daha net anlaşılıyor. İnsanların sağlık haberlerine karşı güvensizlikleri olmasına rağmen, gazete ya da televizyonda konuşan herkesi o alandaki otorite kabul ediyor. Bu nedenle de yalan yanlış bilgilerin aktarılması sonucu, bilgi kirliliği nedeniyle kafa karışıklığı oluyor. 

Doğru adımlarla medyada yer almanın yollarını öğrenmek ister misiniz?
Uzmanlar tarafından sağlıkla ilgili bilgileri gazetecilere anlatırken dikkat edilecek önemli noktalar vardır. Medya ile ilişkilerinizi düzenlerken ya da sosyal medyada imajınızı belirlerken kendi markanızı oluşturmanız iş hayatınızda sizi farklı kılacaktır. Hekim ve sağlık sektörü profesyonelleri için etkili medya iletişim tekniklerini içeren iki günlük eğitim maratonu yakında başlıyor. 

Detaylı bilgi ve iletişim:

0 312 466 40 44 - 0 532 282 57 77
www.uhtn.com.tr | info@uhtn.com.tr



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...