30 Kasım 2015 Pazartesi

SAĞLIK BİLİŞİMİNİN GELECEĞİ BU TOPLANTIDA ELE ALINACAK

Sağlık ve bilişim profesyonellerinin bir araya geldiği Digital Health Summit Turkey’de bu yıl hasta odaklı, yenilikçi ve ilham verici oturumlar yer alacak.  

Sağlık alanında dijital uygulamaların etkili ve yaygın kullanımını geliştirmeyi ve bilgi paylaşımını artırmayı amaçlayan Digital Health Summit Turkey 'in dördüncüsü 17-18 Aralık tarihleri arasında Vodafone Altın Sponsorluğu’nda İstanbul’da Park Bosphorus Hotel’de gerçekleşecek. Türkiye’nin ilk ve tek dijital sağlık zirvesi olma özelliğini taşıyan bu etkinlikte sağlık sektörünün tüm paydaşları sağlığın geleceğine ait çözümleri konuşacak, yeni dijital ve mobil çözüm önerilerini paylaşacak. Zirvenin hemen ardından 19 Aralık’ta 3G DOCTOR kurucusu David Doherty “Mobil Sağlık Kursu” için sağlık profesyonelleri ile bir araya gelecek. 

Dijital Devrim ile Daha İyi Sağlık Hizmeti
PTMS Kurucusu Dr. Kıvılcım Kayabalı, toplantı ile ilgili şu bilgileri verdi: “Dijital sağlık uygulamalarının yaygınlaşması ile beraber tüm dünyada, sağlık hizmetlerinde kalitenin,  tedaviye ulaşım hızının artması, tedavi masraflarının azalması ve sağlığın giderek kişiselleşmesi bekleniyor. Genetik teknolojilerindeki büyük gelişmeler ve dijital kanalların kullanımı ile toplumlarda sağlık konusundaki farkındalık düzeyi ve yaşam kalitesi artarken tıp alanında da önemli gelişmeler yaşanıyor.”

Dijital Sağlığın Türkiye İçin Önemi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşlanan nüfusla birlikte artan kronik hasta sayısının ülke ekonomisi açısından büyük bir yük yarattığına değinen Kayabalı,  “Sağlık birimlerindeki yığılmanın ve hasta yükünün azaltılması, gerekli durumlarda hastalara hızlı bir şekilde erişim imkanı olması çözülmesi gereken önemli konular. Dijital sağlık uygulamaları, sağlıkla ilgili büyük verinin etkili kullanımı, kronik hastalıkların uzaktan yönetimi, hastaneler ve sağlık çalışanları üzerindeki iş yükünü azaltırken, aynı zamanda koruyucu hekimlik, kişisel iyilik durumunun sürdürülmesi ve sağlığın kişiselleşmesi konularında da büyük katkı sağlayabilir. Bu nedenle son yıllarda Türkiye’nin hükümet politikalarında dijital sağlık teknolojilerinin yaygınlaştırılması önemli bir yer tutuyor” dedi.


e-Nabız Ele Alınacak
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, e-nabız ile ilgili detaylı bilgi verecek. "e-Nabız" uygulamasında kullanıcı sayısının giderek arttığını belirten Birinci, "2 milyon 700 bin kişi hesabını aktif hale getirdi. Türkiye'deki bütün insanların verileri buraya geliyor. İlgi giderek artıyor çünkü e-nabız’dan çok fazla şeye ulaşabiliyorlar, randevu alabiliyorlar. Türkiye'de ne kadar hastalık olduğunu biliyoruz, hangi bölgede daha yaygın geliştiğini görebiliyoruz. Ancak bu hastalıkların kimlere ait olduğunu bilmiyoruz” şeklinde konuştu.

Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları
Türkiye ve dünyadan sağlık ve bilişim sektörünün önde gelen üst düzey yetkililerin katılacakları zirvede bu yıl, alanında uzman birçok konuşmacı yer alacak. Konular arasında ise; “Kişiselleştirilmiş Tıp ve Sağlıkta Genom Dönemi, “Erişilebilirlik: Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak”, “Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları”, “Çoklu Kanalda Kapalı Döngü Pazarlama” gibi başlıklar ele alınacak. Özellikle ‘hasta odaklı’  yaklaşımlar üzerinde durulacak. Zirvede her yıl olduğu gibi hasta dernekleri, hastalar da yer alacak. Dünyanın önde gelen dijital sağlık danışmanlarından Len Starnes sağlık çalışanları için geliştirilen sosyal ağların günümüzdeki önemli etkisi ile ilgili çarpıcı örnekler sunacak. Ayrıca birçok akademisyen de dijital sağlık ile ilgili önemli konuları, bilimsel açıdan ele alacak. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İşletme Bölümü Üretim Yönetimi ve Pazarlama ABD Başkanı Prof. Dr. Süphan Nasır , “Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları” ile ilgili gerçekleştirdikleri bir çalışmanın sonuçlarını aktaracak. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim ABD Başkanı Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu da “Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak” konusunda katılımcılar ile önemli ipuçları paylaşacak.



Yeni Medyada Bilinçli Olmak
 “Geleneksel ve Dijital Medyada “Sağlıklı” Habercilik” oturumu Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz’ın moderatörlüğünde gerçekleştirecek. Sağlık habercisi Esra Öz ve Show TV spikeri Pınar Erbaş ile “Yeni medya okuryazarlığında neler yapılmalı?”, “ Bilgi kirliliğinden korunmak için ne yapmak gerekiyor?”, “Sosyal medya nasıl doğru kullanılmalı?” gibi sorularını ele alacaklar. 



29 Kasım 2015 Pazar

İLACI İLAÇ YAPAN DOZUDUR

Son yıllarda artan bitkisel kaynaklı karışımların ne kadar ilgi gördüğünün farkında mısınız? Maalesef bu konu, medyada da çok fazla yer buluyor. Önerilen, karışımlarda miktarın belli olmadığı, denendiğinde ne gibi durumlarla karşılaşılacağı bilinmemesine rağmen kullanılabiliyor. Kişinin herhangi bir hastalığı olup olmadığı, zararı olup olmayacağı düşünülmeden, “Bu karışımı için” şeklinde tavsiyeler veriliyor. Hem de bu karışımlar hastalıklara karşı tedavi gibi lanse ediliyor. Bitkisel karışımları hiç düşünmeden kullananların sonunda çok büyük zarar görerek, soluğu acil servislerde alma durumu da olabiliyor.

Aslında, uzun yıllar yapılan araştırmalarla, belirli aşamalardan geçtikten sonra eczanelerin raflarına sağlığa uygun bir şekilde gelen ilaçlara güvenilmesi gerekiyor. Bu alanda çalışan bilim insanlarına kulak verilmeli. Ayrıca şu nokta çok önemli; Birçok ilacın kaynağı bitkilerdir! İlacı ilaç yapan özelliği etken maddenin bitkideki zararlı maddelerden ayrıştırıldıktan sonraki dozudur.  İlaçlar kullanıldığında ne gibi durumlarla karşılaşılacağı, kimlerin kullanıp kullanmayacağı ve ne zaman içileceği açıkça belirtiliyor. Hatta güvenilir olduğu bu alandaki söz sahibi kurumlar tarafından onaylanıyor. İlaçlar, ülkemizde Türk İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Amerika’da FDA (Gıda ve İlaç Dairesi) ve Avrupa Birliği’nde EMA (Avrupa İlaç Ajansı) tarafından onaylanır. Yani her aşaması detaylı şekilde incelenen ilaçlar, her ülkede ayrı ayrı tekrar denetimden geçiyor.

Bu kadar titiz davranılırken bile, akılcı ilaç kullanımı net olarak anlaşılamayabiliyor. Komşusunun ya da arkadaşının, “Bu ilaç bana iyi geldi. Sana da iyi gelir, kullansana”  gibi cümleleri duyamaya devam ediyoruz.

Hasta odaklı yaklaşım
Hasta odaklı yaklaşım konusunda geçtiğimiz günlerde TAKEDA Türkiye Genel Müdürü Gamze Yüceland ile sohbet ettik. Yüceland’ın ilaçlarla ilgili söylediği sözlere katılmamak imkansız: “Her şeyin başı sağlık, yani hastalarımızı sağlığına kavuşturmak. Bu nedenle odağımız hastalarımız. Hastayı merkeze alıyoruz. Standart tedavi biçimlerini tekrarlayan ürünlerden çok, o tedavi alanında eksikleri gideren ve mevcut tedavilerden yararlanamayan hastalar için farklılık sunan ürünlerle bir alana giriyoruz. Dünya’da bilinen 30 bin hastalık var, bunların 4’te 3’nün tedavisi hala bilinmiyor. Yani gidilecek çok yol var. Çok sayıda yeni ürün için geliştirme çalışması sürüyor.”

Bilim camiasının insanlık için çalıştığı, hastalıklara karşı hedefe yönelik tedavi ve kişiye özel ilaçlar üzerinde çalışmalarını yakından takip ediyoruz. Bu süreçte de karışımlardan medet ummak yerine bizim için araştıran, hazırlayan ve bizim için çalışan bilim insanlarına kulak vermeye ne dersiniz?

İlaçlar da bitkilerden yapılıyor.  Yan etkileri en azan indirgenerek, sizin ihtiyacınız kadar ve ihtiyacınıza yönelik kadar veriliyor.  Bu bağlamda da gerçek uzmanlardan alınan bilgiler, hayatınızı kolaylaştırıyor. Bir başkasına iyi gelen size iyi gelmeyebilir, hatta zarar görebilirsiniz. Çünkü hepimiz farklıyız. Bu nedenle tıpta,  "Hastalık yoktur hasta vardır" denmiştir.

Başkasına derman olan size dert açabilir. Derdinize dermanı sizin için gece gündüz demeden çalışan bilim insanlarından beklemelisiniz. Sağlıklı günler dilerim


28 Kasım 2015 Cumartesi

BASIN DANIŞMANLARI KAÇA AYRILIR?

Bütün gün toplantılara katıldım, özellikle son röportaj için gittiğim hastanenin koridorlarında hastaları gördükçe içim acıdı. Havasız koridorlardan geçerken nefesimi tuttum, gözlerimi kaçırdım hastalardan. Röportajı yaptığımız hocanın odasını bulduğumda derin bir nefes aldım.  Bilimselliğin dışında insani konuları da konuştuk. Sohbet bitince yine aynı koridorlardan geçerek ofise döndüm. Yorgunluğun dışında konuşulanları düşünüyordum, gözlemlediklerimi aklımda karşılaştırıyordum ki  telefon çaldı  bir basın danışmanıydı karşımdaki. Nasılsınız, iyi misiniz faslından sonra “Esra Hanım, az önce size bir mail gönderdim, elinize ulaştı mı? Yayınınızda kullanırsanız çok seviniriz” dedi. “Henüz incelemedim, okuyucu kitlemize uygun olup olmamasına göre karar verir ve size bilgi veririm” dedikten sonra konuşma bitti. Bu aralamalar sıklaştıkça ve tanıştıkça iletişim güçleniyor. 

Zamanla, tecrübeyle basın danışmanlarını öğreniyorsunuz. Deneyimlerimden yola çıkarak üç farklı grupta basın danışmanı olduğunu söyleyebilirim.

İlk grupta yer alanlar, profesyonellerdir ve sadece gazetecinin çalıştığı kuruma bakar. Yani sizin kim ya da ne olduğunuz önemli değildir. Onun bültenlerini, özel haberlerini yayınlamanız ve toplantılarına katılmanız önemlidir. İşini yaparsanız sizden iyisi, yapmazsanız da sizden kötüsü yoktur. Size sorun yaşatsalar bile, her zaman kendileri haklıdır. İşleri bitince de arkalarına bile bakmazlar, hatta işlerine gelmezse tanımazlar bile. 

İkinci grup basın danışmanları,  profesyonelliğinin dışında birde “gazeteciyi kukla gibi oynatabiliyor muyum?” diye bakar. Eğer kuklası olmazsanız sizi tanımaz.  Bunlar sadece konumu olan gazetecilerin dostudur. Onun dışındaki gazetecilerle konuşmaz. O gazeteciler işten ayrıldığı anda arkadaşlığı biter ya da o gazeteciyi iyi bir yere gelmesi için destekler ve kendi baskısı altına alır. Sizin etik olup olmamanız önemli değildir, onun için önemli olan işini yapıp yapmadığınızdır. Hatta etikseniz, sizi demoralize etmek için elinden geleni yapar. 

Üçüncü grup basın danışmanlarına gelince, bunlar sizin nerede çalıştığınızdan çok kaleminize önem verir. Siz nasıl gazetecisiniz? Etik misiniz? Herkes ile görüşür ancak başarılı gazetecilerin ayrımını çok iyi yapar. İşten ayrılsanız da ayrılmasanız da yanınızdadır. İşinin yanında insani özelliklerini sonuna kadar hissettirir. Önemli olan işin değil, sensin demekten öte yaşatır. 

Aslında basın danışmanlarının önem vermesi gereken husus, kalemleri güçlü gazetecilerdir. Bu durum çalıştıkları hekim ve bilim insanlarının da bilinçli davranmamasından da kaynaklanır. Önemli olan haberin uzman gazeteciler tarafından yapılmasıdır.

Basın toplantılarındaki kuru kalabalık ya da haber yazmaktan bir haber kişilerin olması, o basın danışmanını başarılı yapmaz!

Bununla ilgili dikkat edilecek hususlara daha sonra değineceğim. 
Basın danışmanlarını bizlerde zamanla daha iyi tanıyoruz. Bazıları iyi ki var derken bazılarının maillerini okumadan siliyoruz. 

26 Kasım 2015 Perşembe

“SAĞLIK HABERCİLİĞİNDE BRANŞLAŞMA ARTACAK”

SAĞLIK HABERCİLİĞİNE YÖN VERENLER

Sağlık haberciliğinin gelişmeye açık olduğunu fakat biraz daha yolunun olduğunu söyleyen Siemens Sağlık Sektörü’nde Upgrade ve Opsiyon Ürün Müdürü Nesrin Kalay Bozpınar, “Önümüzdeki dönemde sağlık haberciliği daha çok önem kazanarak, branşlaşmanın artacağı yönünde bir öngörüye sahibim” dedi. 

Sağlık ve hastalık olguları günümüz medyasının en popüler konuları arasında yer alıyor. Sağlık haberciliğinin ve sağlık programlarının mecralardaki sayıları da oldukça arttı. Ana haber bültenlerinde artık en az 2-3 sağlık haberine yer verildiğini belirten Nesrin Kalay Bozpınar, konu ile ilgili şunları söyledi: “Etkili mecralardan birisi haline gelen internet ve sosyal medyayı düşünürsek bağımsız haber üretmenin dışında yoğun reklam içeriği ve doğru habercilikten uzaklaşarak bilgi kaynağı gibi görünen yayınlarda mevcut. Bilginin medyada düzeltilme şansının düşük olduğunu da düşünürsek güvenilirlik çizgisinin yükseltilmesi gerekiyor.  Bunun için en büyük eksikliğin medyadaki denetim mekanizması olduğu kanısındayım. Medya ve sağlık profesyonellerinin daha sorumlu yayıncılık anlayışıyla hareket etmeleri gerekiyor.

Sağlık Haberciliğinde Branşlaşma Artacak
Sağlık haberciliğinin gelişmeye açık olduğunu fakat biraz daha yolunun olduğunu düşünüyorum. Yine zaman bu konuda da en iyi ilaç olacak! Önümüzdeki dönemde sağlık haberciliği daha çok önem kazanarak, branşlaşmanın artacağı yönünde bir öngörüye sahibim. 

Sağlık Haberleri Sayesinde Toplumun Tüketim Alışkanlıkları Dahi Değiştirilebilir
Sağlık haberleri insan sağlığını ve yaşam kalitesini direkt etkileyen en fazla ilgi gören aynı zamanda en hassas haber dalıdır. Sağlık haberleri sayesinde toplumun tüketim alışkanlıkları dahi değiştirilerek bazı risk faktörleri engellenmektedir. Dolaylı olarak tüketimi de etkileyebilen bir kanal.

Sağlık haberlerinin çok geniş bir yelpazesi var ancak, tabii ki öncelikle uzmanlığımdaki tıbbi görüntüleme sistemleri ve insan sağlığındaki etkileri, tıptaki gelişmeler, ilaç etkileri, beslenme, cinsellik, alkol ve sigara kullanımı, estetik, kilo problemleri, kanser, Alzheimer gibi sıralayabilirim. 

Haber kaynakları doktorlar,  hastalar, Sağlık Bakanlığı, biz endüstri firmaları, uzmanlık dernekleri, meslek örgütleri, Türk Tabipler Birliği, eczacılar, ajanslar ilk aklıma gelenler arasında yer alıyor. 


Hastaya Zarar Verme
Hekimlerin temel ilkesi ışığında “hastaya zarar vermemek” varken sağlık haberleri yapılırken de aynı ilke geçerlidir. Haberlerin doğru verilmemesi, insanların umutlarını ve hatta yaşamlarını doğrudan etkileyerek ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu bağlamda halkı bilinçlendirmenin önemli olduğunu ve toplumu korumak için bu tür haberlere önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. 

Tıbbi Araştırmalar Kesinleşmiş Sonuçlar gibi Yayınlanmamalı
Sağlık haberleri yapılırken, haber güncelliğini yitirmeden halkın anlayacağı şekilde yapılmalı ve haber tıp dilinden halk diline deşifre edilerek yayınlanmalıdır. Özellikle tıbbi araştırmalar kesinleşmiş sonuçlar gibi yayınlanmamalıdır.

Sağlık haberlerinde çok fazla dış kaynak kullanımı olması ve çevirilerinden dolayı yayın kurumunun sağlık muhabirlerinin filtrelerinden geçirilerek halka ulaşmasını sağlamak gerekir. Kurumsal firma ve ajansların medikal editörlere özellikle yayın organlarında da sağlık muhabirlerinin istihdam etmesi kaliteli ve kusursuz haberciliğin deneyimlerin ışığında şekillenmesine katkıda bulunacaktır.

Siemens Inovasyon dergisinin koordinasyonunu sağlarken, özellikle uzman doktor rehberliğinde Prof. Dr. Mehmet Ertürk editörlüğü sağlıyor olmamız birçok hatanın oluşmasını engellerken güvenilirliğin sağlanmasında da önemli katkısı var.

Medya Etiği, Basın Ahlakının ve Bağımsızlıklarını Korumalıdır
İdeal sağlık muhabirinin temel medikal konularında bilgi sahibi olması, anlatım diline hakimiyetini haberin kalitesine yansımasını da sağlayacaktır. Hızla gelişen yeni teknolojiler ve hastalıklar hakkında güncel bilgiye sahip olmalı.  Medya etiği, basın ahlakının ve bağımsızlıklarını korumalıdır.

Halkın anlayacağı, istediği ve beklentisini karşılayacak altın değerinde güncel haberleri aktarma amacı taşımalı, gündemi çok iyi takip etmeli; toplantıları, tüm tıp kongrelerini ve bilimsel çalışmalarını çok iyi izlemeli ve objektif olarak yorumlayabilmelidir.

Habercilik ilkelerine sadık kalınarak şeffaf, samimi, tarafsız ve her iki tarafında bağımsız paylaşımlarının suiistimale girmeden sağlıklı ve etkili iletişim kurulabilir. 

Sağlık Muhabiri, Röportaj Yaptığı Doktorla, Vatandaş Arasında Bir Süzgeç Görevi Görür
Tıbbın spesifik bir terminolojiye sahip olmasından dolayı sağlık muhabiri, röportaj yaptığı doktorla, vatandaş arasında bir süzgeç görevi görür. O, dili anlayıp, ne anlatılmak istenildiğini kavrayıp, özetleyen ve doğru bir şekilde aktaran kişi olmalıdır.

Görselin Gücü Sözcüklerin Dünyasına Galip Gelir
İletişimde görseller ve haber başlığı son derece önemlidir. Özellikle internet mecrasında bu çok daha iyi vurgulanmalıdır. Fotoğraf, içeriği ne kadar güçlüyse kamuoyuna o oranda sağlıklı görsel bilgi verir. Çünkü görselin gücü sözcüklerin dünyasına galip gelir.

TV Yayınları, Olabildiğince Medyatik Kişilerden Arındırılmalı
Eğitici ve bilgilendirici televizyon programları, halkın dikkatini çekmek üzere yapılan TV yayınları, olabildiğince medyatik kişilerden arındırılmalı, doktor, ürün, ilaç ve hastane reklamlarının yapıldığı bir platformdan uzak tutulmalıdır.

Televizyonda tercih edilen konukların medyatik sağlık profesyonelleri yerine daha halkla aynı refleksleri taşıyabilecek isimler de seçilmelidir. Elitist zorunluluk olmamasına rağmen bu yönde televizyon programlarına büyük bir ihtiyaç var. Tıp ile ilgili herhangi bir eğitimi olmayan sadece “Prof. Dr.” ünvanı ile alternatif tıp bilimi adı altında, hastalıkların tedavi edilebileceği üzerine söylem geliştiren programlar yapılması ve programda sipariş hattı telefonlarının verilmesi sadece kanalın gelirini artırmaya yarar. Öte yandan bilgi ziyanlığı çok fazladır. Bu gibi programlardaki yönlendirmelerin tanı ya da tedavi yerine tavsiye olarak anlaşılması sağlanmalıdır.


“Yanlış ya da Kanıtsız Olan Haber Tohumlarının Yeşerip Kötü Otlar gibi Yayılmasına Müsaade Etmemeliyiz”
Internet gazeteciliği, interaktif basın ve sosyal ağlarda çıkan haberler toplumun sağlık alanında, yeni tedavi ve teknolojiler hakkında bilgi edinmede önemli kaynaklardan biridir. Ancak bu platformlarda denetleme olmadığı için yoğun bilgi kirliliği oluyor. Yanlış ya da kanıtsız olan haber tohumlarının yeşerip kötü otlar gibi yayılmasına müsaade etmemeliyiz. Kısaca sosyal ağlardaki sağlık haberciliğinin karnesi henüz zayıf. Internet ve sosyal medyadaki hastalıklı alanlardan kurtulmak için öncelikle tanıya sonrada tedaviye ihtiyaç var.

İnternette bazı sosyal platformlardaki sağlık yorumlarıyla kişiler kendi tanılarını kendileri koymaya başladı. Bunun dışında Türk insanı başkalarının hikayelerini dinlemeyi sever. Ancak sosyal sağlık yaşamından, sağlık profesyonelleri çok rahatsızdır. Sağlık haberciliği konusunda Türkiye’de benim takip ettiğim tek blogger “Esra Öz”

Sağlık Haberciliğinin Düğümü Denetim Mekanizmasının Olmayışından da Kaynaklanıyor
Sağlık haberlerinin değerlendirilmesinde özellikle haberin güncelliği, faydası, kaynağı, kanıta dayalı bir haber olma niteliğinin kontrol edilerek değerlendirilmesi gerekir. Sağlık haberciliğinin düğümü denetim mekanizmasının olmayışından da kaynaklanıyor. Uzun ve derin tartışmaları beraberinde getiren ve henüz gerçek, nihai çözümü dünyada da uzakta görünüyor.   

Sağlık haberlerinde fotoğraf belirgin bir biçimde metinden daha öncelikli konuma geçmiştir. Fotoğrafın çekilmesi, seçilmesi aşamasında başlayan anlam oluşturma, başlık, metin ve alt yazısı ile bütünleşmelidir.

Haber içeriğini oluşturan bilgi, belge ve görsellerin kaynağının belirtilmesi güvenilir ve objektif haberciliğin gerekliliğidir. Aksi takdirde haberin sansasyonel algısı oluşabilir.

Nesrin Kalay Bozpınar Kimdir?
Halkla İlişkiler Fakültesinde öğrenim görürken dünya devi Siemens’le tanışmış ve bu devin ihtişamlı evine adımımı atmıştım. Sağlık sektörüyle tanışmam 18 yıl öncesine dayanıyor. Eski ve benim açımdan kazanımlarla dolu bir dostluk bizimki. Bu süreçte tıbbi cihaz sektöründe özellikle pazarlama alanında iletişim-ürün-müşteri üçgeninde ve bunun gibi birçok branşla çok yakından çalıştım. Bugün görüntüleme sistemlerinin Upgrade ve Opsiyon Ürün Müdürüyüm. Sağlık sektörü ile ilgili bir işle uğraşıyor olmak; yaptığım işe daha fazla saygı duymamı sağlıyor. Ve tabi bu saygı da başarıyı beraberinde taşıyor.

22 Kasım 2015 Pazar

ÇOCUKLARINIZA İNANDIĞINIZDA, NELER BAŞARIRLAR?

Yıllar önce Harry Potter adında bir roman çıktı. Herkes hevesle okuyordu, merak edip aldım ve okurken hayal gücüne hayret ettim. Bir insan nasıl bu kadar güçlü bir hayal gücüne sahip olabilirdi? İnternet bugünkü kadar yaygın olmadığı içinde, açıkçası merakımı gideremedim. Bir süre geçince de bu kez, Harry Potter sinemalarda boy göstermeye başladı. Sinemada soluksuz izlerken yine aynı sorular aklımda dönüyordu. Muhteşem bir hayal gücüne sahip bu yazar nasıl biri? 

Yıllar geçti, yazar hakkında zaman zaman yazılar okusam da insan beğendiği çalışmaların sahiplerini daha yakından tanımak istiyor. Çalışma prensiplerinin neler olduğu, nasıl ilerlediğini kısaca örnek alınacak azimli yaşam hikayelerini öğrenerek hayatında yeni pencereler açabiliyor. Geçtiğimiz günlerde  “Magic Beyond Words: La historia de J.K. Rowling”  isimli filme rastladım. Hemen izledim,  çünkü dünyanın en ünlü kitaplarından birinin yazarının hayatını konu alıyordu! 

Filmde çocuğunun isteğine saygı duyan bir aile ile karşılaşıyoruz. Çocuğuna “inandığın yolda git, sevdiğin işi yap” diyen ebeveynleri sayesinde J.K. Rowling’in hayatında yaşadığı bütün zorluklara dayanmasına, tüm çabalarının, sabrının ve umutlarının kırılma noktasına kadar sürdüğünü izliyoruz. Hatta o kadar emek harcamasına rağmen, özel hayatında ve işindeki inişlerin üst üste gelip dibe vurduğunu hissettiği anda dipten çıkmak için daha çok çalışıyor. Bu süreç hiç de düşünüldüğü gibi kolay olmuyor. Kitabını yayınevlerine kabul ettirebilmek için durmadan uğraşıyor ve üst üste red cevaplarını işitiyor. Çalışmasına inandığı içinde yılmıyor ve çalışma sonunda bir yayınevi tarafından kabul ediliyor! İşte o günden sonra hayatında inanılmaz değişimler oluyor.  

Yaptığı işe inanıyor ve “bu çalışma beğenilmez” diyenlere kulaklarını tıkayıp bildiği yolda ilerliyor. İnandığı yolda ilerlerken yaşadığı zorluklar belki de hayal gücünü daha da güçlendiriyor. Sabredip çalışıp, doğru bildiği yoldan devam etmesi gerçekten dünyanın kapılarını açıyor. 

Bir Çizgi Filmden Yola Çıkalım
Başka bir örnek de yine çocukken hatta hala izlediğimiz Disney çizgi filmlerinin kahramanı Walt Disney. “As Dreamers Do” isimli Walt Disney’in hayatını konu alan filmde de benzer bir durum var. Çocukluğundan itibaren çizim yeteneğine ve isteklerine ailesinin güvenip destek vermesinin hikayesini izliyoruz. 

Yaptığı işe kendisi ve yakınlarının inanmasının devamında kendi inandığı yolda ilerlemek için azimle çalışan bir genç. Çok büyük zorluklar yaşayıp sonunda hayatındaki kırılma noktasına geldiğinde,  inandığı işi yapmanın ödülünü alıyor. Filmi izlediğimizde başarının tesadüf olmadığını anlıyoruz. 

İki örnek de dünya çapında büyük işlere imza atan, ailelerinin onlara inanması ile bağlantılı olarak medyada güzel işleri başarmış isimler. Film seçerken de çocuklara bu tür filmler izletilirse, başarılı olmuş ve bu süreçte kalıcı başarı istiyorlarsa inandıkları işlere uzun ve zorlu çalışma sürecini göze almaları gerektiği anlatılmalı. Çocuklara anlatmak içinde  yaptığını anlayıp, değer vererek inandığımızı ve yanlarında olduğumuzu göstermek gerekiyor. O zaman zorluklar önemsiz hale geliyor.  

Harry Potter ve Disneyland ile ilgili konu geçtiğinde inanması güç bu başarıların ve hayal ürünü kahramanların nasıl oluşturulduğu akla gelecektir. Hatta motivasyon kaynağı bile olacaklar.  Özellikle başarının neden olması gerektiği, kendin olup inandığın işi yaparak hayalleri gerçek olmuş örnekler daima imkansızın düşmanıdır. 

Hayaller gerçek olur, ancak ona giden yol taşlarla ve çukurlarla doludur. Başarının sırrı; azim, sabır ve kendine inanmakta saklı öyle değil mi? Siz ne dersiniz?

19 Kasım 2015 Perşembe

BADEMCİK İLTİHABINDA DOĞRU TEDAVİ NEDİR?

Bademcik iltihabı çocuklarda en sık rastlanılan hastalıklardandır. Ülkemizde yılda üç milyon kişinin bademcik iltihabı nedeniyle hekime başvurduğu bilinmektedir.

Bademcik iltihabında doğru tedavinin uygulanması çok önemlidir. Gereksiz antibiyotik kullanımı tedavi edici olmazken, ilerleyen süreçte de daha büyük sorunların oluşmasına neden olabilir. Hangi durumda nasıl yol izlenmesi gerektiğini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kemal Uygur anlattı. 

Bademcik iltihabı nedir?
Tonsil olarak da adlandırılan bademcikler, dilin arka kısmında boğazın her iki yanında bulunan, vücudun savunma sisteminin bir parçası olan organlarımızdır. Vücuda giren mikropları yakalayarak, vücudun mikroplarla savaşmasına yardımcı olan hücreleri üretirler. 

Vücuda giren bazı bakteri ve virüsler, bademciklerin bu etkisine rağmen yok edilemez ve bademciklerde çoğalarak bademciklerin iltihaplanmasına neden olurlar. Bu duruma bademcik iltihabı (tonsilit) adı verilir. Çoğunlukla bademciklerin iltihabına boğazın arka duvarını oluşturan farenks de eşlik eder ve “tonsillofarenjit” olarak adlandırılır.

Bademcik iltihabı kimlerde görülür?
Genellikle 5-15 yaşlarında ve kış-ilkbahar döneminde görülür. 2 yaş altı ve 50 yaş üzerinde görülmesi oldukça nadirdir. Bademcik iltihabı tükürük, burun ve boğaz sıvıları gibi vücut sıvılarıyla, yakın temasla, solunum yolundan hava yoluyla çıkan damlacıklar yoluyla insandan insana bulaşabilmektedir. 

Bademcik iltihabı neden olur?
Hastalığın sebebi yüzde 75 oranında, antibiyotik kullanılmasını gerektirmeyen virüslerdir. Bademcik iltihabı nedeniyle hekime başvuran 10 çocuktan sadece 3'ünde ve 10 erişkinin ise sadece birinde etken bakteriyel yani antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyan tiptir. Maalesef ülkemizde hastaların çoğunluğuna gereksiz olarak antibiyotik yazılmaktadır. Kullanılan lüzumsuz antibiyotikler, vücudumuzun doğal florasında bulunan iyi huylu mikropları ortadan kaldırarak birçok yan etkiye ve hastalığın tekrarına sebep olmaktadır. 

Viral ya da bakteriyel olduğu nasıl anlaşılır?
Viral ya da bakteriyel bademcik iltihabı ayırımında en önemli tanı aracı boğaz kültürüdür. Kültür yapılamayan olgularda hastada öksürük, burun akıntısı veya ses kısıklığının bulunması, bizi viral yani antibiyotik gerektirmeyen tipe yaklaştırmalıdır. Bakteriyel olanların yüzde 90'nında etken A grubu Beta hemolitik streptokoklardır. Eğer kültürde A grubu Beta hemolitik streptokok ürerse, bu hastalarda kullanılan antibiyotik tipine göre 5 veya10 gün tedavi uygulanması gereklidir.

Bademcik iltihabının tedavisi neden ve nasıl yapılır?
Çok rastlanan bu hastalık, kendi yaptığı rahatsızlıktan çok, vücudun başka yerlerinde çeşitli organlarda meydana getirdiği dolaylı bozukluklar (komplikasyonlar, iltihaplar) sebebiyle oldukça önemlidir. 

Bademcik iltihabı tedavisinde amaç nedir?
* Komplikasyonların önlemesi,
* Klinik şikayetlerin kısa sürede düzeltilmesi,
* Okul, kreş veya işe kısa sürede dönüşün sağlanması,
* Yakın temasta bulunan kişilere hastalığın bulaşmasının önlenmesidir.

Tedavide ayrıca neler yapılabilir?
Tedavide yeterli sıvı alımı çok önemlidir. Bunun yanında hastalara yatak istirahati, ağrı kesici, ateş düşürücü verilmeli, bakteriyel enfeksiyon düşünülenlerde ise antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. Antibiyotik kullanımı gerekli olan bakteriyel enfeksiyonda, tedavi verilmese de genellikle hastalık 4-5 günde  kendiliğinde iyileşir. Ancak antibiyotik vermek belirgin bir şekilde şikayetleri azaltır. Ayrıca olası bir akut romatizmal ateş (Romatizmal Kalp İltihabı)  veya akut glomerülonefrit (böbrek iltihabı) gibi komplikasyonları önler.

Antibiyotik tedavisi ne zaman uygulanmalıdır?
Antibiyotik tedavisi doktorun bakteriyel enfeksiyon düşünüp, gerekli gördüğünde  uygulanmalıdır. Halk arasında yaygın olarak kullanılan antibiyotik tedavisi uygun olmayan kişilere verildiğinde ishal, karın ağrısı, halsizlik gibi olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Ayrıca viral enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler, virüslere hiç etki etmedikleri gibi bir de bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan normal flora dediğimiz yararlı olan bakterileri ortadan kaldırırlar. Bu da vücudumuzun savunma sistemine zarar vermektedir. 

Antibiyotiklerin az dozda veya kısa süreli kullanımı, hastaların tekrar tekrar boğaz enfeksiyonu geçirmelerine neden olabilmektedir. Streptokokal (Bakteriyel) Tonsillofarenjit de tedavi süresi kullanılan antibiyotik tipine göre 5 veya10 gündür. Hastalar 4-5 'inci günden sonra düzeldikleri için tedaviyi bırakmaktadırlar. Tedavi 3. gün kesilirse hastalığın tekrarlama oranı yüzde 50, 10 günlük antibiyotik kullanıyorsa 7.  günde kesilir ise yüzde 34 civarındadır. Bu nedenle mutlaka 10 günlük süreye uyulmalıdır. Viral olduğu düşünülen bademcik enfeksiyonlarında semptomatik tedavi yeterlidir. 

Bademcik ameliyatı ne zaman yapılmalıdır?
Sık bademcik enfeksiyonu geçirilmesi, enfeksiyonun kronikleşip bademciklerde kalıcı hale gelmesi, bademciklerin çok büyüyerek yemek yemeyi zorlaştırıp solunum yolunu tıkayıcı hale gelmesi, bademcik çevresi apse gelişmesi durumlarında hastaların bademciklerinin ameliyatla çıkarılması (tonsillektomi) gerekebilir.

18 Kasım 2015 Çarşamba

MESLEKİ BİR UZMANLIK DERNEĞİNİN SINIRLARI NE OLMALI?


Göğüs Hastalıkları alanında da umut verici gelişmeler olduğunu belirten Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, “Bu gelişmelerin çoğu tanı ve tedavi yöntemleri hakkındadır. Ama akciğer kanseri, KOAH, tüberküloz, astım gibi sık görülen göğüs hastalıklarının ana nedenleri olan sağlıkta eşitsizlik, sağlığın sosyal bileşenleri konusunda da çalışmalar devam etmektedir” dedi. 

Kronik hastalıklar öncelikle iyi bir hekim-hasta ilişkisi gerektirir Bu da karşılıklı güven ve işbirliği ile mümkündür. Genelde hekimliğin, özelde göğüs hastalıkları uzmanlığının uzun bir eğitimden sonra yapılan mesleklerden olduğunu söyleyen Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, “Öznesi insan olan bu meslekte hastalarımızın bizleri sağlıklarını koruyan ve sağlıklarının güvende olması için fedakarlıkla çalışan kişiler olarak görmeleri bizlerin mesleğimizi gönül rahatlığıyla yapmamıza katkı sağlayacaktır” diye konuştu. 

Yorgancıoğlu, Göğüs hastalıkları uzmanlarının yaşadığı sorunlar, eğitim süreci ve dernek çalışmaları hakkında soruları yanıtladı. 

Branşınızın oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? Tıp tarihi açısından ele alır mısınız? 
Göğüs Hastalıkları branşının 19 Ocak 1949 yılında İç Hastalıkları Anabilim Dalından ayrılması ile ilgili görüşme Veremle Savaş İstişare Komisyonu Toplantısında başlamış, 12 Şubat 1949 da tüzük değişikliği ile veremle ilgilenen Ftizyoloji Bölümü 3 yıllık eğitimi ile ayrı bir Anabilim dalı olmuştur. 28 Aralık 1955 “Tababet İhtisas Nizamnamesi’nde” göğüs hastalıkları uzmanlığı yalnız tüberkülozu değil bütün akciğer hastalıklarını kapsayacak şekilde “Göğüs Hastalıkları” adı ile ayrı bir dal olarak tanımlanmış ve eğitim süresi 4 yıla çıkarılmıştır. 17 Ağustos 1962’de yeni Tababet Uzmanlık Tüzüğünde adı “Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz (Ftizyoloji)” olarak tanımlanmıştır. 5 Nisan 1973 de “Ftizyoloji” ibaresi isimden çıkarılmıştır. 31 Aralık 2009 da “Göğüs Hastalıkları” adını almış ve uzmanlık eğitim süresi olarak belirlenen 5 yıl değiştirilerek 4 yıl olarak belirlenmiştir. Ülkemizde 64 Üniversite ve 4 Göğüs Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde uzman hekim yetiştirilmektedir.

Derneğin kuruluş hikayesi ile üye sayınız ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Türk Toraks Derneği üç yıllık çalışma sonunda Aralık-1992 de kurulmuştur. Ülkemizin dünya standartlarında bir göğüs hastalıkları derneğine ihtiyacı olduğunu düşünen başta Prof. Dr. Y. İzzettin Barış ve Doç. Dr. Ali Kocabaş olmak üzere, o dönemde ülkenin birçok genç uzman ve kıdemli hocaları, çeşitli vesilelerle bir araya gelerek dernekleşme toplantıları düzenlemişlerdir. Bu süreçte daha sonra Adana’da düzenlenen bir Tüberküloz çalıştayı ile tüm kurucu ekip bir araya gelerek, kuruluş son aşamasına gelmiştir. Derneğimizin 4467 üyesi olup Türkiye’nin en büyük göğüs hastalıkları uzmanlık derneğidir. Derneğimiz Şubelere (15 Şube) ve il temsilciliklerine (81 İl temsilcisi) bölünerek Türkiye’deki tüm üyelerine ulaşmayı hedeflemiştir. Bilimsel faaliyetlerini göğüs hastalıkları ile ilgili 18 çalışma grubu oluşturarak devam etmektedir. Yılda bir Kongre, bir sempozyum, onlarca eğitim kursu, dünya günleri, halk bilinçlendirme çalışmaları ve şubelerin aylık bilimsel ve sosyal etkinlikleri ile faaliyetlerini sürdürmektedir. Uluslararası platformda, dalı ile ilgili ülkemizi en iyi şekilde temsil etmekte, birçok konuda liderlik etmektedir. Basılı eğitim materyalleri arasında dergiler, kitaplar, rehberler, cep rehberleri, hasta eğitim serileri bulunmakta ve üyelerine ücretsiz ulaştırmaktadır.

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? Değilse neden? 
Pek çok derneğin bu misyonu yeterince yerine getiremediğini düşünüyoruz. Bunun için çok iyi bir örgüt yapısı, demokratik ve şeffaf bir yönetim gerekmektedir.  Sadece hastalık alanında değil koruyucu hekimlik, üyelerin özlük haklarını savunma,  kamu sağlığı politikalarına katkıda bulunma ve uluslararası arenada var olma bunlar için gereklidir.
Türkiye’de Göğüs Hastalıkları için değerlendirecek olursak derneğimizin misyonlarını yerine getirme açısından aynı kulvardaki derneklerden bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz.

Yeterlilik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz?
Türkiye’de Göğüs Hastalıkları Uzmanlık Dernekleri bir araya gelerek “Board” sınav yönetmeliği ile her yıl göğüs hastalıkları kongrelerinde yazılı ve pratik uygulama ile sınav yapmakta, eğitim veren hastanelerin akreditasyonunu sağlamaktadır.
Türk Toraks Derneği (TTD) ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TUSAD) tarafından ortaklaşa olarak 2000 yılında kurulan Türk Göğüs Hastalıkları Yeterlik Kurulu  (TGHYK), Türkiye'de göğüs hastalıkları uzmanlık eğitimini iyileştirmek, düzeyini yükseltmek, uluslararası ve ulusal standartlara uygun hale getirmek amacıyla Türkiye’de kurulan üçüncü yeterlik kuruludur. Yeterlilik sınavları da TGHYK tarafından yürütülmektedir. 2002 yılından beri her yıl yapılmaktadır. Türk Göğüs hastalıkları Yeterlik sınavı, yazılı ( test ) ve uygulamalı sınav olarak iki bölümden oluşmaktadır. OSKE sitem bazlıdır. Ayrıntılı bilgi http://www.tghyk.org/?p=hakkinda web sayfasından edinilebilir.

Yeterlilik sınavı ile ilgili aktif bir uygulamanız var mı? Bu zamana kadar kaç kişi yeterlilik sınavını başarıyla tamamladı? 
Yeterlilik sınavları ile ilgili ayrıntılı bilgiye http://www.tghyk.org/?p=hakkinda web sayfasından ulaşılabilir. 
TGHYK Yeterlik (BOARD) belgeli uzmanların listesine http://www.tghyk.org/?p=uzmanlar linkinden web sayfasına gidilerek ulaşılıp yıllara göre ulaşılabilir. 
Bugüne kadar toplam 202 kişi sınava girerek yeterlik belgesi almıştır.

Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? Müfredatınızı yeterli buluyor musunuz?
TGHYK tarafından 2003 yılında ilk ulusal çekirdek müfredat hazırlanmış ve Bakanlığa sunulmuştur. Temmuz 2005’de ülkemizde uzmanlık eğitiminin durumu ve mevcut sorunları belirlemek amacıyla, göğüs hastalıkları uzmanlık eğitimi veren kurumlara yönelik bir anket çalışması yapılmış ve bu çalışma eğitim görmekte olan uzmanlık öğrencilerini de kapsayacak şekilde Şubat 2009’da tekrarlanmıştır. Bu anket çalışmaları, eğitim ortamı, eğitici sayısı ve nitelikleri, eğitim programı ve değerlendirme yöntemleri açısından uzmanlık eğitimi veren kurumlar arasında büyük farklılıklar bulunduğunu göstermiştir. Gerek ulusal gereksinimler, gerekse HERMES ve diğer uluslararası standartlar dikkate alınarak Nisan 2007’de, Göğüs hastalıkları uzmanlarının hakkında bilgi sahibi olmaları gereken tüm konu başlıklarının listesi ve uzmanlık eğitiminin tamamlanmasıyla elde edilmiş olması gereken yetkinlik listesi ve düzeyleri tanımlanmıştır. Nisan 2009’da da bu konu başlıklarının ve günlük klinik pratik için gereken diğer niteliklerin nasıl öğrenilmesi, öğretilmesi ve değerlendirmesini de kapsayan “Uzmanlık Eğitim Programı” oluşturulmuştur.

Ulusal müfredatımız uluslararası müfredatı da gözetecek ve ülkede göğüs hastalıkları alanında sorunları kapsayacak şekilde güncellenmiştir şu anda ki kapsamı yeterlidir. Müfredat yeterli olmakla birlikte bu eğitimi verecek öğretim üyesi dağılımından bağımsız üniversitelerin ve göğüs hastalıkları anabilim dallarının açılması söz konusudur. TTD, çeşitli kurs ve okul etkinlikleri ile bu eksiklikleri tamamlamaya çalışmaktadır.



Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz? 
Giderek azalan asistan sayısı, artan iş yükü eğitimin kalitesini bozduğunu düşünüyoruz. Eğitim kurumları, sağlık hizmetini vermek için eğitimden ödün vermek zorunda kalabiliyor. Uzmanlık eğitimi verilen her kurumda bu müfredatın uygulandığının garantisi yoktur. Ancak 2015 yılından bu yana TGHYK eğitim kurumlarına eğitim akreditasyonu vermektedir. Bugün alanımızda 7 kurum bu akreditasyon belgesini almaya hak kazanmıştır.

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu?
Her asistan aynı eğitimi alamıyor, her kurumda göğüs hastalıkları ile ilgili bütün üniteler olmayabilmektedir. (Tüberküloz servisi, uyku laboratuvarı, yoğun bakım, bronkoskopi-EBUS üniteleri, onkoloji, allerji bölümleri gibi). Yeni bölümler açılmasında bu konulara dikkat edilmesini öneriyoruz.

Tıbbiyelilerin ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz?
Solunum hastalıkları tedavi edici olduğu kadar koruyucu hekimliğinde uygulanacağı, ufak cerrahi girişimlerin olduğu, invaziv tanı ve tedavi metotlarının uygulandığı gelişime ve yeniliğe çok açık bir branştır.  Görülme sıklığı nedeniyle de Dünya Sağlık Örgütünün öncelik verdiği 4 hastalık grubundan birine odaklanmıştır.

Gelecek 20-30 yılda ortalama ömür uzamakta ve sigara içme oranları yüksek,  ayrıca iç ve dış ortam hava kirliliğini artıracak şekilde termik santraller vb. kurulması solunum sistemi hastalıklarının artmasına neden olacak. Bu hastalıklar sakatlık ve ölüme neden olma özelliğine sahiptir o nedenle göğüs hastalıkları uzmanlarına gereksinim artacak genç meslektaşlarımızın bu alanı seçmelerini öneririz.

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Göğüs hastaları, yaşam kaliteleri için uygulanan tedavi yöntemlerine ve hayat boyu takip gerecek hastalıklarında göğüs hastalıkları hekimlerine çok ihtiyaç duyacaklardır. Hekimlere, mesleğe saygı öncelikle beklenen bir davranış olmakla birlikte uzun ve zor bir eğitimin ardından hastanın hekimine inanması da iyileşme yolunda en büyük adımdır.

Kronik hastalıklar öncelikle iyi bir hekim-hasta ilişkisi gerektirir Bu da karşılıklı güven ve işbirliği ile mümkündür. Genelde hekimlik, özelde göğüs hastalıkları uzmanlığı uzun bir eğitimden sonra icra edilen meslekler, öznesi insan olan bu meslekte hastalarımızın bizleri sağlıklarını koruyan ve sağlıklarının güvende olması için fedakarlıkla çalışan kişiler olarak görmeleri bizlerin mesleğimizi gönül rahatlığıyla yapmamıza katkı sağlayacaktır.


Bu branşın hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunlar nelerdir? 
Tüm branşlarda olduğu gibi ülkemizdeki sağlık sisteminden kaynaklanan sorunları biz de alanımızda yaşıyoruz. Aşırı iş yükü, performans sisteminin öncelenmesi, araştırma görevlisi eksikliği gibi.  Diğer branşlar arasında hekimlerin özlük haklarında (performans, işlem puan sistemi) yeterince yer bulamadığımızı düşünüyoruz.

Göğüs Hastalıkları alanında yaşanan sağlık çalışanı sorunları ülkemizde sağlık ortamında yaşanan sorunlardan azade değildir. Sağlıkta şiddet sonucu birçok meslektaşımız katledildi. Özlük haklarımız erozyona uğradı, çalışma koşullarımızın kötü olması nedeniyle birçok meslektaşımız mesleği bırakma noktasına geldi.

Branşınızın günümüzdeki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Son gelişmeler nelerdir? 
Göğüs Hastalıkları alanında tüm tıp alanında olduğu gibi umut verici gelişmeler olmaktadır. Bu gelişmelerin çoğu tanı ve tedavi yöntemleri hakkındadır ama akciğer kanseri, KOAH, tüberküloz, astım gibi sık görülen göğüs hastalıklarının ana nedenleri olan sağlıkta eşitsizlik, sağlığın sosyal bileşenleri konusunda da çalışmalar devam etmektedir.

Branşımız gelişime çok açık,  pek çok alanda yeni tanı ve tedavi yöntemlerinin uygulandığı bir branştır. Göğüs Hastalıkları ile ilgili umut verici çalışmalar özellikle akciğer kanserinde erken tanı, kronik hava yolları hastalıklarında yeni ilaçlar, Tüberkülozda erken tanı testleri, yeni ilaçlar sayılabilir.

Branşınızın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Branşımızı önemsiyoruz, çünkü akciğer sağlığını tehdit eden sosyo-ekonomik problemler, endüstrileşmeden kaynaklı olumsuz iklim ve çevre değişiklikleri gelecekte akciğer hastalıklarının çeşitlenmesine ve sık görülmesine neden olacaktır. Bu nedenle göğüs hastalıkları alanının önemini artıracağını düşünüyoruz.

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz? 
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Kronik Havayolu Hastalıkları Kontrol ve Önleme Programı (GARD), Avrupa Solunum Derneği (ERS), Amerikan Toraks Derneği, Avrupa Allerji Derneği ve orta doğu bölgesi dernekleri gibi birçok sağlık örgütü ve dernekle çalışıyoruz.

Yurt dışındaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce örnek alınacak çalışmalar var mı? Varsa nelerdir? 
Misyon ve vizyonumuza uygun çalışan derneklerin alanımızla ilgili çalışmalarını izliyor ufuk açıcı olanlarını ülkemiz koşullarına adapte ederek uygulamaya çalışıyoruz. 

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor?
Bu arkadaşlarımız bizim geleceğimizdir. Kongre ve toplantılarımıza pek çok tıp fakültesi öğrencisi bildiri sunarak katılmakta, öğrenci kongrelerine biz de aktif olarak katılmaktayız.
Derneğimizin genç hekimlere yönelik mezuniyet sonrası eğitim amacıyla uzmanlık öğrencilerine yönelik “kış okulu”, uzmanlarımız için sürekli mesleki gelişim kapsamında “mesleki gelişim kursu, “yaz kampı” uygulamaları düzenli olarak yapılmaktadır. Genç araştırmacılar için araştırma alt yapısını destekleyen eğitimler, “yurt dışı eğitim bursu desteği”, kongre katılım destekleri bulunmaktadır.

Bu alanda yapılan yeni bilimsel çalışmalardan çarpıcı örnekler nelerdir?
Yaşam süresi çok kısıtlı, yaklaşık 2,5-3 yıl arasında olan iki hastalıkta, İdiopatik Pulmoner fibroz (akciğer katılaşması)  ve pulmoner arteryel hipertansiyonda  (akciğer yüksek tansiyonu) son 10 yılda hastalığın oluşma mekanizmaları ve tedavileri konusunda önemli gelişmeler meydana geldi. Zor astım olgularında da tedaviye giren ve girmek üzere olan pek çok yeni ilaç mevcuttur. Yine akciğer kanserinde hedefe yönelik tedaviler gelişti. Tüberkülozda tanıyı hızlandıran yeni yöntemleri takip ediyor ve uyguluyoruz.

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Kongrelerimizde dalımızla ilgili yeni bilgilerle birlikte sahada çalışan uzman hekimlerin bilgilerini güncellemelerini, sosyalleşmelerini hedefliyor, asistanlarımızın bilimsel etkinliklerde bildiri hazırlayarak sunmalarına ortam hazırlıyoruz. Yurtdışından konusu ile ilgili önemli konuşmacıları da davet ediyoruz. Kongremizin ana oturumlarında akciğer sağlığını olumsuz etkileyen kitlesel etki yaratan risk faktörlerine ( Hava kirliliği, iklim değişiklikleri, biber gazı, maden kazaları vb) dikkat çekici oturumlar gerçekleştiriyoruz. Yurtdışından konusu ile ilgili önemli konuşmacıları da davet ediyoruz. Asistan ve bildirisi olan uzman hekimlerimize burs sağlıyoruz.

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 
Sağlık haberlerinin her zaman doğru kaynaktan aktarılması gerektiği düşüncesindeyiz. Ne yazık ki yazılı ve görsel basında özellikle de sosyal medyada zaman zaman bilgi kirliliği, yanlış yönlendirmeler mevcut olabilmektedir. Bu bilgilerin alanına sahip çıkan uzmanlık derneklerinden ya da onların belirteceği yetkin hekimlerden alınması çok önemlidir.
Biz de TTD olarak hastalara akciğer hastalıkları ve sağlığı konusunda anlaşılır ve doğru bilgiyi düzenli bir şekilde ulaştırabilmek için bir halk sayfası kurduk.  Bu siteyi kurduğumuz 19 Aralık 2014’den beri 120 bin 472 farklı kişi sitemizi ziyaret etti. Kurumsal web sayfamızın da ayrıca yurt dışından takibi için İngilizce versiyonu da mevcuttur.

Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz? 
Alanımızla ilgili konularda haber yapmadan önce mutlaka bize danışmalarını arzu ediyoruz. Bizim hastalıklarımız toplumsal farkındalığı mutlaka gerektiren hastalıklar bu alanda birlikte yürümeyi ve halk sağlığı için birlikte çalışmayı arzu ederiz.

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı? Varsa detaylandırabilir misiniz?
Derneğimiz bir basın danışmanı ile çalışmaktadır. Yöneticilerimiz ise sağlık iletişimi konusunda eğitim almışlar ve almaya devam etmektedirler. Bu konuda sağlık iletişimi profesyonelleriyle proje hazırlıklarımız devam ediyor bizi izlemeye devam edin.

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz?
Evet. Sosyal sorumluluk projesi olarak yılbaşında ve 23 Nisanda ilk ve orta öğretim okullarına kitap bağış kampanyaları düzenledik. Ayrıca halkımızda KOAH farkındalığını artırmak adına bir KOAH farkındalık kampanyasın düzenledik. Temiz hava hakkı platformunun üyesiyiz. 

Ayrıca çok yakın zaman Akciğer sağlığı ve hastalıkları hasta derneği kurulmasını sağlamak için destek veriyoruz. Ülkemizde bu konuda çok ciddi bir eksiklik mevcut. Mevcut hasta dernekleri de idealden uzak. Kurulmasını desteklediğimiz derneğin yönetiminde biz yer almayacağız. Her aşamada destek vereceğiz.

Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var? 
Halka bu bilgileri ulaştırabilmek için kurduğumuz "Hayat Nefesle Başlar" Facebook sayfamızın da 22bin 275 beğenisi mevcut. Ayrıca kendi üyelerimizle iletişimimizi artırmak için de üyelerimize kapalı bir Facebook sayfamız var. Aynı şekilde Hayat Nefesle Başlar isimli Twitter hesabımız da var. Twitter’da takipçi sayımız bin 769. ERS'de tüm kongre boyunca atılan tweetlerde dernek hesabımız 6. oldu, ERS kendisi de 5. oldu. En aktif 2. dernek olduk.

İletişim bilgileriniz nelerdir?
TÜRK TORAKS DERNEĞİ GENEL MERKEZİ
Turan Güneş Bulvarı, Koyunlu Sitesi No: 175/19 Oran - Ankara

Telefon: 0312 490 40 50 

Faks: 0312 490 41 42

e-Posta: toraks@toraks.org.tr


16 Kasım 2015 Pazartesi

RADYOLOGLARIN YOLUNU AÇACAĞIZ

Türk Radyoloji Derneği Başkanlığına seçilen Prof. Dr. Tamer Kaya, radyologların iş yükünün fazlalığına değinerek onları tıbbın görünmeyen kahramanları olarak nitelendirdi. Nükleer tıp ile ilgili ortak çalışmalar hedeflediklerini belirtti.  Prof. Dr. Kaya, radyologların daha verimli olacakları şekilde yolunu açacak çalışmalar yapacaklarını söyledi.

4 bin üyesi olan Türk Radyoloji Derneği tarihinde ilk defa en çok katılımla seçim yapıldı ve en çok oy alan Prof. Dr. Tamer Kaya başkan seçildi. Demokratik bir seçim sürecinden sonra başkan olarak seçilen Kaya, çok sayıda aday arasından seçilen yönetim kurulunun deneyimli ve seçkin üyelerden oluştuğunu belirtti. Önceki dönemlerde önemli görevler almış ve başkanlık yapmış isimlerin de yeni yönetimde yer aldığını kaydeden Kaya, mesleki temalarının tanı üzerine olduğunu dile getirdi. Üç yıl sürecek olan başkanlık görevinin başlangıcında da radyologların sorunlarının teşhisinin ön plana çıkartılacağını ifade eden Kaya, hem dernek üyelerinin hem de halkın yaşadığı sorunların teşhisi konusunun ele alınacağını söyledi. Çözüm önerilerine göre bir şablon oluşturacaklarını dile getiren Kaya, “Oluşturulan şablonda en kısa zamanda çözülmesi gereken sorunlara ağırlık vereceğiz.  Geri bildirim anketlerinden yararlanılmasının yanında ilerleyen günlerde bir “ortak akıl oluşturma toplantısı” yapacağız. İlkini 5 yıl önce yapmıştık. Onun raporu üzerinden yeniden bir şablon çıkaracağız ve toplantıya mesajlarını alabileceğimiz her gruptan meslektaşlarımızı çağıracağız. Böyle bir etkinlikten sonra üç yıllık bir yol haritası oluşturacağız” diye konuştu.

Bütünleşik Güç Meslek Örgütlerini Her Zaman Daha Güçlü Yapar
Seçim döneminde söylediği önemli mesajlara değinen Kaya, “Sivil toplum örgütlerinin gerçek hedefleri kendi alanlarıdır. Bizim ülkemizde temel bir yanılgı, siyasi düşüncelerin seçilirken ya da seçildikten sonra ana argüman olarak bu sürecin içinde yer almasıdır” dedi. Seçim öncesinde, “bütünleşik güç her zaman çok daha güçlü bir şekilde meslek örgütü üyelerini bir araya getirebilir, siyasetin baz alındığı durumlarda ise üyeler ayrışır ve ana hedeften uzaklaşılır” söyleminde bulunduğunu belirtti. Kaya, bu söylemim de oylanmış oldu. Bu nedenle ben, sivil toplum örgütlerinde siyasetin, sadece kendi amaçları doğrultusunda olması gerektiğini, onun dışında herkesin farklı siyasi görüşü olabileceğini savunuyorum.  Derneklerin başlıca siyasetleri kendi alanları olmalıdır. Bunun için çabalayacağım. Her dokudan ve her görüşten meslektaşlarımız var. Her birinin temsil edilmesi gerekiyor. Şu anda çok iyi bir yönetim kuruluna sahibiz. Derneğin ana hedefleri için çalışma ve iyi bir performans sergileyeceğimizden eminim. İlk yönetim kurulu toplantımız çok verimli geçti. Umarım üç yıl boyunca böyle başarılı ve yüksek katkıyla devam eder. Hem radyologlar hem de halka ulaşmak adına farklı planlarınız var. Yönetim kurulu ile ilk fırsatta yol haritası çıkardıktan sonra çalışmalara başlayacağız” dedi.

Radyoloji ve Nükleer Tıp Ortak Çalışmalar Yapacak
Pediatrik radyolojinin, yan dal olduğunu ve yan dal konusunda özellikle “girişimsel radyoloji” ve “nöroradyoloji” alanlarının üzerinde durulacağını söyleyen Kaya, bir diğer konunun da nükleer tıp olduğunu kaydetti. Kaya nükleer tıp ile ilgili şunları söyledi: “Birçok ülkede radyoloji ve nükleer tıp aynı başlık altında yer alıyor. Nükleer tıp derneği ile işbirliği içine girmek ve süregelen ortak çalışmalarımızı daha da arttırarak devam etmeyi planlıyoruz. Nöroradyoloji, Toraks radyolojisi, Manyetik Rezonans ve Ultrason derneklerimiz aktif olarak çalışıyor. Yakın zamanda pediatrik radyoloji derneğimiz de kuruldu. Bu dönemde branşımızın altındaki bazı çalışma gruplarını da dernekleşmeye teşvik edeceğiz.”

Her şey Radyoloji Üzerinde Kurgulanmamalı
5 yıl önce kendisinin başkan vekili olduğu, Prof. Dr. Okan Akhan’ın başkanlığı döneminde oluşturulan sloganları hatırlatan Kaya, ’Çok tetkik hiç tetkiktir’, ‘Radyoloji tıbbın gören gözüdür’ sloganlarını daha yaygınlaştırarak çalışmalarımıza devam edeceğiz. ‘Radyologlar, tıbbın gören ancak görünmeyen kahramanlarıdır’ sloganının ise yeni dönemde vurgu yapılabilecek bir slogan olduğunu belirtti. Gerçekten gerekli olmayan hastaya tetkik yapılmaması asıl hedefimiz. Hastaların tetkik isteğinin çok yoğun olduğunu ve klinisyenlerin buna karşı duramadıklarını görüyoruz. Klinisyenlerin hastaları daha çok dinlemeleri, daha çok muayene etmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Elimizde o kadar çok görüntüleme yöntemi var ki, bunlardan hangisinin önce kullanılacağı için dahi hastaları dinlemek gerekir. Hekimler anamnez almanın önemini unutmamalılar. Her şey radyoloji üzerinde kurgulanmamalı, yoksa hekimlik mesleğinin önemi de kalmıyor. Ülke ekonomisine ve radyasyon bazında da hastaların sağlığına olumsuz etkileri oluyor. En doğru tetkiki en doğru zamanda yapabilecek çözümler olmalı. Radyologların en büyük sorunu, çok yoğun bir şekilde hastalarla uğraşmak. 5 dakika da bir ultrason yapmak zorunda kalıyorlar. O zaman da hastalara gerekli teşhisi koymakta ve gerekli zamanı ayırmakta zorlandıkları için, verilen hizmetin kalitesi düşüyor” şeklinde konuştu. 

12 Kasım 2015 Perşembe

KOAH TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) küresel bir halk sağlığı sorunu olmasına rağmen kamuoyu tarafından yeterince bilinmeyen bir hastalıktır. KOAH’lı toplam hasta sayısının 250-300 milyon olduğu ve yılda 3 milyon ölüm sayısı ile tüm dünyada 3. en sık ölüm nedeni olarak kabul edilmektedir. KOAH Hastaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mecit Süerdem, KOAH ile ilgili soruları yanıtladı. 

KOAH nedir?
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, yani kısaca KOAH akciğerlerdeki havayollarının daralmasına bağlı olarak ortaya çıkan, kendini eforda nefes darlığı ile gösteren bir hastalıktır. Nefes darlığına ek olarak kronik öksürük ve balgam çıkarma yakınmaları da olabilir. Hastalığın şiddetine göre hastaların yakınmaları değişkenlik gösterir. KOAH; hafif, orta, ağır ve çok ağır olmak üzere dört evreli bir hastalıktır. 

Hafif evredeki KOAH hastalarında nefes darlığı ve diğer belirtiler çok rahatsız edici olmayabilir. Dolayısıyla bu evredeki hastaların en az üçte ikisi tanı almaz. Genellikle hastalık daha ileri evrelere geçtiği zaman teşhis edilir. İlk tanı alan hastalarda akciğer fonksiyonları çoğu zaman bir daha düzelmeyecek seviyede ilerlemiş olur. En ağır evredeki KOAH hastaları yatağa bağımlıdırlar ve sürekli oksijen tedavisine ihtiyaç duyacak kadar şiddetli solunum yetmezliği içinde bulunurlar. Bunların dışında KOAH hastalarında sayısı hastadan hastaya değişmekle birlikte yılda ortalama 1, 2 kez alevlenmeler gelişir. Bu dönemlerde hastaların yakınmaları çok şiddetlenir ve bazen evde tedavileri başarılı olmaz ve hastaneye yatırılmaları gerekebilir. 

Hastalığın tanısı için “spirometri” diğer adıyla soluk testi zorunludur. Soluk testi tüm hastanelerde yapılabilen basit bir testtir. 

Kimlerde daha yaygın olarak görülüyor? Ülkemizde görülme sıklığı nedir?
KOAH için ön önemli risk faktörü sigara içimidir. Bunun dışında diğer önemli riskler; kırsal bölgede ısınmak, yemek yapmak amaçlarıyla yakılan organik maddelerin (odun, çalı, kömür, tezek) dumanına bağlı iç ortam hava kirliliği ve iş yerlerinde irritanların solunmasıdır. KOAH’ın önemli bir nedeni de tedavisine dikkat etmeyen astımlı hastalarda zaman içinde KOAH gelişmesidir. Tüm bu risklerin yanı sıra KOAH genellikle, yaşam şartlarının kötü olması ve risklere maruziyetin yüksek olması nedeniyle düşük sosyoekonomik sınıfın hastalığıdır.

KOAH aniden mi ortaya çıkar yoksa ön belirtileri var mıdır? 
KOAH sinsi bir hastalıktır ve 40 yaşlarında nefes darlığı ile kendini göstermeye başlar. Bazen buna uzun yıllar önce başlamış olan kronik öksürük ve balgam çıkarma eşlik edebilir. Özellikle sigara içenlerin bu yakınmaları sigara içiminin doğal bir sonucu olarak algılar ve efor seviyelerini nefes darlığı olmayacak seviyeye indirirler. 

KOAH önlenebilir bir hastalık mıdır? 
Evet, KOAH önlenebilir hastalıktır. Risk faktörlerine maruziyetin ortadan kaldırılması ve astımlı hastaların gerek tedavilerine gerekse akciğer hijyenlerine dikkat etmesi ile KOAH gelişmesi önlenir. 
Her KOAH hastası oksijene bağımlı hale gelir mi?
Dördüncü evredeki yani çok ağır dönemdeki KOAH hastaları ömür boyu oksijen tedavisine ihtiyaç duyabilir. 

KOAH tedavi ile geriletebilir, önlenebilir ve tedavi edilebilir mi?
KOAH tedavisinde kullanılan ilaçlar genellikle sadece nefes darlığını azaltır ve alevlenmeleri önlerler. Yıllar içinde akciğer fonksiyon kaybı hızını yavaşlatan herhangi bir ilaç tedavisi yoktur. KOAH hastalığının evresi ne olursa olsun hastaların risk maruziyetinden uzaklaştırılması akciğer fonksiyon kaybını yavaşlatan en önemli tedbirdir. Bu nedenle erken tanı ve risk faktörlerinin ortadan kaldırılması ile hastalık gelişimi önlenebilir. 

KOAH tanısı almış kişilerin dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir?
Risk faktörlerini hayatlarından çıkarmaları, düzenli doktor kontrolü, ilaçlarını uygun dozda ve sıklıkta kullanmaları, solunum yolu ile kullanılan ilaçlarını doğru teknik ile kullanmaları, yılda bir kez olmak üzere sonbahar aylarında grip aşılarını yaptırmaları olarak sıralanabilir. Ayrıca özellikle ağır ve çok ağır evredeki KOAH hastalarının ömür boyu tek seferde olmak üzere zatürre aşısı da yaptırmaları önerilmektedir. 

10 Kasım 2015 Salı

MUCİZELERE İNANMALI MIYIZ?

İnsanları hayran bırakan, tabiatüstü sayılan olaylar olabilir hayatta. İmkansız denilen olduğunda da bir mucize oldu, gerçek oldu deriz. Peki sağlık haberlerinde her gün gördüğümüz mucizelere inanmalı mıyız?  Sosyal medyada dolaşırken ne kadar çok sağlık ile ilgili yazılarla karşılaşıyoruz değil mi? Bazı sağlık haberlerinde mucize tedaviler, her derde deva bitkilerden söz ediliyor. Peki, bunlar doğru mu?

Mucize kelimesi geçen haberleri okurken çok dikkat etmelisiniz. Özellikle haberde “mucize” kelimesi geçiyorsa durup bir düşünmelisiniz! Her derde deva diye başlayan tedavi her ne ise, ona da “Acaba mı?” diye yaklaşmak gerekir. Sağlımızdan olmamak için okuduklarımızı, sorgulayıp, şüphe süzgecinden geçirmeliyiz. Sonrasında “Hayatımızda uygulayabilir miyiz?” diye düşünebiliriz. Eğer bu tür haberlere bu şekilde yaklaşmazsak kaybedeceğimiz şey sağlığımız, belki de hayatımız olacak. 

Haber Şüphe Süzgecini Kullanmaya Ne Dersiniz? 
Mucize haberlerinden sonra hayatımızda neler değişiyor? Uygulayıp sağlığından olanların sorumluluğu kime ait olacak? Üzücü olaylarla karşılaşmamak adına önlem almak en doğrusu aslında. İşte her haberde izlenecek yol haritası:
Haberlerde yer alan “uzman” unvanını taşıyan kişi gerçekten o alanda mı uzman?
Her konuda konuşan sözde uzmanlardan uzak durun!
Medya kuruluşlarının ve gazetecilerin yanlış ve etik dışı tutumlarına dikkat edin! Geri bildirimde bulunun!
Önerilen tedavi gerçekten size uygun mu? Doktorunuza danışmadan denemeyin!
Her haberi okumayın, siz tıklamaz ve tepkinizi koyarsanız o alanda bir adım atmış olursunuz!

Sağlık Haberlerinde Mucize Tedaviler
Bu konuda yapılan bir çalışmadan alıntı yapmak istiyorum.  “Sağlık Haberlerinde “Mucize Tedavi”ler”  başlıklı bir makale var. Makalede elde edilen verilerde konunun ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor.  Sonuç bölümünden bir iki cümle aktarıyorum: “Çalışmadan elde edilen veriler, basın ahlak ilkelerinin “umut verme, özellikle de mucizevî tedaviden bahsetme” ifadesi ile çelişir nitelikte bulunmuştur. Bu çerçevede özellikle de kaynağı belirsiz yazılara dikkat edilmesi, köşe yazarlarının ve muhabirlerin de “mucize” kavramının kullanımında daha özenli davranmaları gerektiği ortaya çıkmıştır.”  Basın mensuplarına düşen görevlerin olduğu ortada, sağlık okuryazarlığı açısından herkese düşen bazı önemli noktalarda da iş hepimize düşüyor. 

Hayatımızdaki Değişim İçin Bir Adım da Siz Atın! 
Sağlıklı sağlık haberleri okumak, bu tür haberlerin size yol göstermesini istiyorsanız seçim sizin. Her haberi okumayın, seçici olun hayatınızdaki her şeyde olduğu gibi…  Sağlıklı günler dilerim. 

* KAYA, Asuman, Erkan Yüksel, Pelin Öğüt(2011); "Sağlık Haberlerinde Mucize Tedaviler" Selçuk İletişim Dergisi, cilt:7, sayı:1, ss:49-64

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...