25 Şubat 2015 Çarşamba

İLAÇ SEKTÖRÜ MOBILE PHARMA EXPERIENCE’TA BULUŞUYOR

2014’te “Yılın Microsoft Mobil Uygulama Çözümleri İş Ortağı” ödülünü alan TCM, yeni kurumsal saha satış uygulaması SFA ile ilgili bilinmeyenleri, Türkiye’de faaliyet gösteren ulusal ve çok uluslu ilaç firmalarının yöneticilerine tanıttı.

Türkiye’de son iki yıldır “Yılın Microsoft İş Ortağı” ödülüne layık görülen TCM, yeni kurumsal saha satış uygulaması TCM SFA’i İstanbul’da Hotel Les Ottomans’da gerçekleştirilen Mobile Pharma Experience toplantısında tanıttı. TCM’nin geliştirdiği TCM SFA kurumsal çözümü Microsoft teknolojileriyle geliştirildi.

Türk mühendislerin geliştirdiği kurumsal saha satış çözümü olan TCM SFA, Türkiye’de faaliyet gösteren ulusal ve çok uluslu ilaç firmalarının yöneticilerine tanıtıldı.
Microsoft ve Intel networkünde “Global Case Study” seçilen TCM SFA, Windows platformuyla geliştirilen ve saha ekiplerine merkezi yönetim kolaylığı sağlayan yapısı ve kullanıcı dostu özellikleriyle öne çıkıyor.



24 Şubat'ta Les Ottomans'da gerçekleştirilen Mobile Pharma Experience'ın moderatörlüğünü Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Elgiz Yılmaz yaptı.
"Etkinliğin adı Mobile Pharma Experience; bu 3 kelimenin her biri hakkında saatlerce konuşulabilir ve yan yana gelince yine oldukça kapsamlı bir kavram” diyen Yılmaz, şunları söyledi: “2015 öngörülerini içeren global sağlık sektörü raporlarında sağlıkta değer yaratacak maliyet, pazar dinamikleriyle uyum, dönüşüm ve dijital inovasyon, regülasyonlar ve compliance gibi ana başlık öne çıkıyor.  Dijital dönüşüm son dönemde birçok kurumun iş modelini değiştirmesine neden olan bir yaklaşım ve hatta gereklilik. Çünkü bireysel kullanıcıların mobiliteye olan ilgi ve talebinin çok hızlı artmasıyla birlikte bireysel müşterileri yakalamak, elinde tutmak isteyen firmalar, mobil ortamdaki çözümlerini kısa zamanda pazara sundular ve kullanımını yaygınlaştırdılar. Kurumlar da iş süreçlerinde ve projelerinde tek bir merkezden tüm platformlarında anında yönetilebilen çözümlere ihtiyaç duydurlar. Sürekliliği sağlamak öncelik haline geldi.”


Kurumsal iş çözümleri alanında sektörün en çok tercih ettiği Türkiye’nin önde gelen yazılım şirketlerinden biri olan TCM Yönetici Ortağı M. Özgür Altuntaş, çalışmaları hakkında soruları yanıtladı.

TCMSFA nedir?
Tam adı “Sales Force Automation” olan TCMSFA saha ekipleri için satış gücü otomasyonu olarak tasarlanmıştır.  TCM’nin ilaç sektörü için geliştirdiği kurumsal iletişim platformu, raporlama çözümleri ve saha satış gücünü artıran uygulamaları bulunmakta.

TCM olarak IT sektöründe odak noktanız ve hedefleriniz nelerdir?
TCM olarak, Microsoft teknolojileriyle yazılım geliştiriyoruz. Türkiye’de de son iki yıldır “Yılın Microsoft İş Ortağı” ödülüne layık görüldük. Bu henüz yolun başında olan genç bir şirket için gurur verici.
Finans ve bankacılık, telekomünikasyon, medya, ilaç şirketleri, perakende çözümleri gibi sektörlerin ihtiyaçlarına özel kurumsal yazılım, mobil ve entegre raporlama çözümleri sunuyoruz. Türkiye ve bölgede teknoloji geliştirme ve yenilikçi çözümler geliştirerek referans teknoloji çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz.

Uygulamada özellikle diğerlerinden farklı olarak neler yapıldı?
-Kurumlara özel olarak uygulamayı kişiselleştirebilme imkanı,
- Kolay renkli ara yüzü,
- Zengin içerik,
- İlaç firmasının merkezinden yönetilen sunumlara saha ekibi tarafından aynı ofiste çalışır gibi ulaşabilmesi,
- Ziyaret notlarını çalışma planına ve periyodik hedeflerine göre planlayabilmesi
- Müşterimizde bulunan iş akışlarının saha ekiplerinin de dahil olması
- Siparişlerini rahatlıkla alabilmesi, merkez ve depolar ile iletişiminin kolaylıkla yapılabilmesi.
- Arkasında çok ciddi bir raporlama platformu imkanı sağlanması.


Kurumsal çözümler geliştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?
TCM’nin şirket kültüründe çevik, sürekli yenilikçi ve katma değer katan uygulama geliştirme prensibi var.  Bunu yaparken de hizmet verdiğimiz müşterilerimizin ihtiyaçlarını göz önüne alıyoruz.
Genel anlamda çalıştığımız müşterilerimiz Türkiye’nin önde gelen ve birçoğu çok uluslu kurumlar. Bu yüzden öncelikle onların mevcut organizasyonlarını çok iyi anlamak ve onların ihtiyaçlarını yenilikçi bakışımız ile örtüştürmek en önemli hedefimiz oluyor.
Burada Global uygulama geliştirme metodolojileri elbetteki bizim önemli araçlarımız oluyor.
 
Mobile Pharma Experience’ta SFA gibi ilaç sektöründe verimliliği artıracak uygulamalar ve çözümler gördük. Bunları tercih eden kurumlar hangi iş süreçlerinde farklılık elde edecekler?
Microsoft ve Intel networkünde “Global Case Study” seçilen TCMSFA, Windows 8.1 platformuyla geliştirilen bir tablet projesi. Merkezin bilgi ve kurum dinamiklerini sahanın hızına entegre edebilmeyi hedefledi ve kullanıcı dostu özellikleriyle bunda da başarılı oldu. 
TCMSFA, karmaşık bir operasyonel yapıya sahip şirketlerin, performans yönetimlerini, operasyonlarına ve değer zincirine etkili bir şekilde entegre edebilmeleri için tasarlanmış en etkili sürdürülebilirlik yazılımıdır. Bu oldukça esnek ve kolektif bir platform. Çözümün etkili bilgi toplama, doğrulama ve raporlama özelliği sayesinde, kurumun sürdürülebilirlik ve performans ölçütleri tek kaynaktan ulaşılabilir hale geliyor.  Sahada kalabalık ekipler ile yoğun olarak görev yapan organizasyonlar buradaki dağınık yapılarını mekezileştirebilme imkanını sağlamaları bu projede en beğenilen özelliklerden birisi oldu.

 
“Mobile Experience” buluşmalarını diğer sektörler için de düzenlemeyi düşünüyor musunuz?
Kesinlikle evet. Geliştirdiğimiz framework ile birden fazla sektöre çözümlerin entregre edilmesi çok hızlı olabiliyor. Halen üzerinde çalışmaya devam ettiğimiz farklı sektörler için çalışmalarımız var. Yakın zamanda güzel haberler vereceğiz.
 
Türkiye’de dijital dönüşüm ne aşamada? Kurumsal şirketler ve KOBİ’ler arasında bu dönüşüm nasıl gerçekleşiyor?
Türkiye genç nüfusu sayesinde dijital dönüşümü çok hızlı benimsedi. Ülkemizde internet kullanımı ve penetrasyonu, mobil cihaz kullanımı geçtiğimiz yıllara göre giderek artıyor. Bulunduğu coğrafya itibariyle en güçlü, en eğitimli, en yeniliğe açık ve en kolay öğrenen nüfusuna sahip bir ülke.  Ancak burada karşılaştığımız en büyük zorluk şu: Dijital yenilikleri gelişmeleri fikren çabuk kabulleniyoruz, hevesliyiz ama iş süreçlerimize ve modellerimize aktarırken çekiniyoruz. Biz de TCM olarak aslında bu sürece aracılık ediyoruz. Geliştirdiğimiz çözümler aslında amaç değil araç ya da araçların daha iyi kullanılmasına imkan veren çözümler.

21 Şubat 2015 Cumartesi

BASIN DANIŞMANLARI KAÇA AYRILIR?

Bütün gün toplantılara katıldım, özellikle son röportaj için gittiğim hastanenin koridorlarında hastaları gördükçe içim acıdı. Havasız koridorlardan geçerken nefesimi tuttum, gözlerimi kaçırdım hastalardan. Röportajı yaptığımız hocanın odasını bulduğumda derin bir nefes aldım.  Bilimselliğin dışında insani konuları da konuştuk. Sohbet bitince yine aynı koridorlardan geçerek ofise döndüm. Yorgunluğun dışında konuşulanları düşünüyordum, gözlemlediklerimi aklımda karşılaştırıyordum ki  telefon çaldı  bir basın danışmanıydı karşımdaki. Nasılsınız, iyi misiniz faslından sonra “Esra Hanım, az önce size bir mail gönderdim, elinize ulaştı mı? Yayınınızda kullanırsanız çok seviniriz” dedi. “Henüz incelemedim, okuyucu kitlemize uygun olup olmamasına göre karar verir ve size bilgi veririm” dedikten sonra konuşma bitti. Bu aralamalar sıklaştıkça ve tanıştıkça iletişim güçleniyor.
 
Zamanla, tecrübeyle basın danışmanlarını öğreniyorsunuz. Deneyimlerimden yola çıkarak üç farklı grupta basın danışmanı olduğunu söyleyebilirim.
 
İlk grupta yer alanlar, profesyonellerdir ve sadece gazetecinin çalıştığı kuruma bakar. Yani sizin kim ya da ne olduğunuz önemli değildir. Onun bültenlerini, özel haberlerini yayınlamanız ve toplantılarına katılmanız önemlidir. İşini yaparsanız sizden iyisi, yapmazsanız da sizden kötüsü yoktur. Size sorun yaşatsalar bile, her zaman kendileri haklıdır. İşleri bitince de arkalarına bile bakmazlar, hatta işlerine gelmezse tanımazlar bile.
 
İkinci grup basın danışmanları,  profesyonelliğinin dışında birde “gazeteciyi kukla gibi oynatabiliyor muyum?” diye bakar. Eğer kuklası olmazsanız sizi tanımaz.  Bunlar sadece konumu olan gazetecilerin dostudur. Onun dışındaki gazetecilerle konuşmaz. O gazeteciler işten ayrıldığı anda arkadaşlığı biter ya da o gazeteciyi iyi bir yere gelmesi için destekler ve kendi baskısı altına alır. Sizin etik olup olmamanız önemli değildir, onun için önemli olan işini yapıp yapmadığınızdır. Hatta etikseniz, sizi demoralize etmek için elinden geleni yapar.
 
Üçüncü grup basın danışmanlarına gelince, bunlar sizin nerede çalıştığınızdan çok kaleminize önem verir. Siz nasıl gazetecisiniz? Etik misiniz? Herkes ile görüşür ancak başarılı gazetecilerin ayrımını çok iyi yapar. İşten ayrılsanız da ayrılmasanız da yanınızdadır. İşinin yanında insani özelliklerini sonuna kadar hissettirir. Önemli olan işin değil, sensin demekten öte yaşatır.
 
Aslında basın danışmanlarının önem vermesi gereken husus, kalemleri güçlü gazetecilerdir. Bu durum çalıştıkları hekim ve bilim insanlarının da bilinçli davranmamasından da kaynaklanır. Önemli olan haberin uzman gazeteciler tarafından yapılmasıdır.
 
Basın toplantılarındaki kuru kalabalık ya da haber yazmaktan bir haber kişilerin olması, o basın danışmanını başarılı yapmaz!

Bununla ilgili dikkat edilecek hususlara daha sonra değineceğim.
Basın danışmanlarını bizlerde zamanla daha iyi tanıyoruz. Bazıları iyi ki var derken bazılarının maillerini okumadan siliyoruz.

20 Şubat 2015 Cuma

DİSLEKSİ'DE DOĞRU TANI İÇİN WISC-R TESTİNİ GERÇEK UZMANLAR YAPMALI

2014 yılı doğrudan faaliyet desteği kapsamında desteklenen ‘Disleksi (Öğrenme Bozukluğu) Şurası’ kapsamında konuşan Türkiye Disleksi Vakfı Başkanı Elif Yavuz, “Adaptasyon sorunu yaşayan dislektik çocuklar, okulda netleşiyorlar. WISC-R testi uygulanıyor, ancak bu testi uygulayanların gerçekten bu konuda eğitim almış uzman tarafından yapılması önemli” dedi.

Disleksi ve Öğrenim Güçlüğü Derneği tarafından sunulan ve Ankara Kalkınma Ajansı’nın 2014 yılı Doğrudan Faaliyet Desteği kapsamında desteklenen ‘Disleksi Bireylerin Profil Çıkarımı, Eğitim İhtiyaçları ve Bu Bireylere Hizmet Veren Birimlerin Eğitim İhtiyaç Analizi’ projesi yapıldı.

Dislektikler Kuyruklu Harfleri Görmüyorlar
Okullardaki dislektik çocukların belirlenmesi, eğitim yaşantılarının düzenlenmesi, yaşadığı olumsuzlukların bir nebze azaltılması ve bu çocuklara verilen raporun alınması sürecinde kolaylık sağlanması için yapılan toplantının önemine değinen Türkiye Disleksi Vakfı Başkanı Elif Yavuz, “Çocuklar ilkokula başladıklarında çok büyük zorluk yaşıyorlar. Bu deneyimi kendi çocuğumda yaşadım. Benim çocuğum ilkokula başladığı ilk dönemin sonunda, yaşıtları gibi  okuyup yazmayı öğrenmiş olması gerekiyordu. Ancak benim çocuğum, üçüncü sınıfa gidiyordu hala okuyup yazamıyordu. Dördüncü sınıfa gittiğinde de çok yavaş okuyup, yazıyordu. Harfler ve sayıları ters yazıyordu. Kuyruğu olan hiçbir harfi okumuyordu, Y, G, J harflerini görmüyordu” dedi.

WISC-R Testi Gerçek Uzmanlar Tarafından Yapılmalı
Dislektik çocuklarda da belli gruplar olduğunu kaydeden Yavuz, şunları söyledi: “Adaptasyon sorunu yaşayan dislektik çocuklar, okulda netleşiyorlar. WISC-R testi uygulanıyor, ancak bu testi uygulayanların gerçekten bu konuda eğitim almış uzman kişiler olması önemli. Bu eğitimi almadığı halde, testi uygulayanlar var. Yılda bir ya da iki kez yapılabiliyor, 6 ay içinde test tekrar uygulanamıyor.”

Her çocuğun gelişim sürecinin farklı olduğunu hatırlatan Yavuz, algılamada gelişimle birlikte olduğu için çocukların okula başlamasında zorluklar yaşandığını söyledi. Yavuz, ağır dislektik çocuklarda gölge öğretmen ile eğitim sürecinin başarılı olduğunu dile getirdi.
 

Disleksi Bir Hastalık Değildir
“Disleksi bir hastalık değildir, onun için tedavisi de yok” diyen Yavuz, Rehberlik ve Araştırma Merkezleri ile özel eğitim öğretmenler eşliğinde ortak çalışılması gerektiğini kaydetti. Yavuz ayrıca şunlara dikkat çekti: “Burada işin gerçek uzmanları ile çalışılmalı. Bu eğitimi alan çocuk mısır patlağı gibi bir anda başarısı yükseliyor. Bu eğitim ile çocuk bir anda büyük gelişme gösteriyor. Disleksi bazen tek başına olabiliyor, bazen hiperaktivite bozukluğu ile birlikte, dikkat eksikliği gelişebiliyor. Ahtapot kolları gibi, farklı sorunlar oluşabiliyor. Parmak ucunda yürüdükleri için dislektikler, yüksek işlevli otizmlilerle karışabiliyor. Çocuk psikiyatristleri ile birlikte çalışmak gerekebiliyor. Disleksi tanısı almış çocuk, psikolog ile birlikte yol izlemeli. Her psikolog ya da psikiyatrist bu alanda uzman değil. WISC-R testi yapan bir psikolog, kızımın dislektik olmadığını söyledi. Herkes bu testi yapmamalı. Bu test yaklaşık iki buçuk saat sürüyor.”
 
Özel eğitim kurumlarında engelli çocuklarla birlikte eğitim alınmaması gerektiğinin altını çizen Yavuz,  Dislektiklerin aynı eğitim kurumunda olduklarını görünce başarı oranlarını düştüğünü söyledi.
Yavuz ayrıca, bu sene 20-21 Haziran tarihinde İstanbul’da 2. Uluslararası Disleksi Kongresi yapılacağını belirtti. 

Bu Çocuklar Özür Grubunda Değil
Özgül Öğrenme grubu olarak tanımlanan Disleksi hakkında Yeni Mahalle Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden Psikolojik Danışman Yahya Ünaldı, şu bilgileri verdi: “Milli Eğitim bünyesinde alınacak bütün önlemlerin başlaması için rapor alınması gerekiyor raporun adı, “engelli sağlık raporu” olduğu için ilk olarak bunun değişmesi gerekir. Bu çocuklar özürlü gibi algılanmamalı. Velilerin çoğu bundan imtina ettikleri için bu raporu almıyor. Bu çocuklar da belirlenmiyor. 10 bin alınmış resmi tedbirin yüzde 10’u özgül öğrenme güçlüğüdür.”
 

Her Çocuğun Öğrenme Şekli Farklı
Her çocuğun öğrenme şeklinin farklı olduğunu kaydeden Ünaldı, “İşitsel becerilerle öğrenenler, kinestetik öğrenenler, kolaydan zora modeli ile öğrenenler gibi çeşitleri var ve bu işin içinde dikkat süreleri de yer alıyor. Çocukların, dikkat becerilerini yükseltip, motivasyonunu artırarak  çevre algısını düzeltmeye çalışıyoruz, eğitime bakış açılarında negatif algıyı düzeltmeye çalışıyoruz. Bunların sonunda başarısı yükseliyor” dedi. 

Hastaneye Başarısı Düşük Diye Başvuran Her Çocuğa Disleksi Raporu Verip Göndermesinler
“Hastaneye başarısı düşük diye başvuran her çocuğa disleksi raporu verip göndermesinler” diyen Ünaldı, şunları söyledi:  “Okulda araştırma yapıldıktan sonra tanı konulmalı. Hastane raporu ile bize gelen çocuk, ilk altı ay eğitim veriyoruz, ikinci 6 ayda biz WISC-R testi yapıyoruz. Bizim test yapan uzmanlarımız yaklaşık 6 ay bu eğitimi aldıkları için disleksi olup olmadığının tanısı netleşiyor. Test sonucu ile hastaneden sonuç örtüşmüyorsa, hakem hastaneye yönlendirme yapılıyor.”
 
Sağlık ve İnsan Dergisi Şubat 2015 sayısında yayınlanan haberim
 

1 Şubat 2015 Pazar

BEYİNDE SUSAMA İLE İLGİLİ NÖRONLAR TESPİT EDİLDİ

Nature Dergisi’nde yayınlanan araştırmaya göre, farelerde susuzluk hissini düzenleyen beyin devresindeki nöronların çalışma prensibi tanımlandı

Howard Huges Tıp Enstitüsünde bilim adamları farelerde susuzluk hissini düzenleyen beyin devresindeki nöronların çalışma prensibini tanımladı.  26 Ocakta Nature Dergisi’nde yayınlanan çalışmada bilim adamları susuzluğu düzenleyen subfornical organ (SFO) olarak adlandırılan bir beyin bölgesinde; ihtiyacında su içmeye yönlendiren ve su ihtiyacı olmadığında da su içilmesini baskılayan iki farklı tip hücre içeren bir nöronal devre içerdiğini kanıtladı. 

Normalde SFO bölgesinin susuz kalmış canlılarda oldukça aktif durumda olduğu bilinmekteydi. Fakat bu bölgede canlıyı direkt olarak su içme davranışına hangi hücrelerin yönlendirdiği ve bunların nasıl çalıştığı bilinmemekteydi.

Bilim adamları ışığa duyarlı bir proteini, SFO bölgesindeki hücrelere aktararak bu bölgenin seçici olarak mavi ışıkla uyarılmasıyla normalde susama isteği olmayan farelerin bile su kaynağına koşup su içmeye başladıklarını ışık açık olduğu sürece de yani bu nöronlar uyarıldığı sürece su içmeye devam ettiklerini tespit etti. 

Çalışma ile ilgili videolara derginin sayfasından ulaşılabilir:



Haberin hazırlanmasında çeviri desteği veren ve bilimsel danışmanlık yapan Dr. Sıla Appak'a çok teşekkür ederim. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...