21 Nisan 2014 Pazartesi

ALKOL YOKSUNLUĞU TEDAVİSİNDE ALTERNATİF BİR TEDAVİ MODELİ

Nature-Neuropsychopharmacology Dergisi’nde yeni yayımlanan bir makaleye göre aralarında Psikiyatrist Dr. Ulaş M. Çamsarı’nın bulunduğu Mayo Clinic Bağımlılık Psikiyatrisi’nden bir ekip Alkol Yoksunluğu Sendromu tedavisinde yeni bir model öneriyor. 

Alkol bağımlılığı ile ilgili yeni bir model için araştırma yapan Mayo Clinic Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi, Mayo Clinic Sağlık Sistemi Waycross-Georgia Kampüsü Psikiyatri Bölüm Başkanı, Bağımlılık ve Konsültasyon-Liyezon Psikiyatristi Dr. Ulaş M. Çamsarı, çalışma hakkında Esra Öz’ün sorularını yanıtladı. 


Alkol Kullanım Bozuklukları (Alcohol Use Disorders) nelerdir, bağımlılık psikiyatrisinde nasıl ele alınır, bu konular hakkında bilgi verebilir misiniz?
Alkol kullanım bozuklukları, dünyada en sık görülen sağlık problemlerindendir. Günümüzde alkol kullanım bozuklukları, dört ana temel çerçevede incelenmekte ve tedavi edilmektedir. Alkol dışında, insanlar tarafından kötüye kullanılan (misuse) diğer maddeler için de geçerli olan bu dört temel kavram şu şekildedir. Alkol İntoksikasyonu (zehirlenme), Alkol Yoksunluğu, Alkol İstismarı ve Alkol Bağımlılığı olarak ele alıyoruz.  

Alkol intoksikasyonu, alkolün aşırı tüketimi sonrası ortaya çıkan beyin işlevlerinin bozulmasına yol açan bir zehirlenme tablosudur. Özetle karaciğerin temizleyebilme (detoksifikasyon) kapasitesinin çok üstündeki bir miktarda alkolü çok kısa süre içinde tüketen bireylerde ortaya çıkar. Halk arasında “sarhoşluk” olarak tarif edilen durumdur. Toksikasyonun derecesine göre koma nedeniyle gerçekleşecek solunum yetmezliğine bağlı olarak ölüme yol açabileceği gibi, geçici hafıza kaybı, karaciğer hasarı gibi başka komplikasyonlara da yol açabilmektedir. 

Alkol genellikle iki şekilde kötüye kullanılır. Bireylerin bir kısmı alkolü sık sık yüksek miktarlarda alarak, her defasında tıbbi, sosyal ve yasal bir takım sorunlara yol açıyorlarsa bu kullanım tarzına daha çok “alkol istismarı” (abuse) denilir. Bireyler alkolü günlük olarak yüksek miktarlarda alıyorlarsa, alkole olan dayanıklılıkları giderek artan bir davranış gösteriyorsa, alkolü aniden kestiklerinde çekilme/yoksunluk (withdrawal) belirtileri gösteriyorlarsa, alkol tüketimi günlerinin büyük bir kısmını oluşturuyorsa ve olumsuz sonuçlara rağmen tüketimi kontrol edemiyorlarsa, bu  kişilerin kullanım şekilleri daha çok “alkol bağımlılığı” (dependence) tarifine uyar. Bu iki farklı kullanım şekli, istismar ve bağımlılık, sıklıkla beraber seyreder. Şimdi gelelim alkol yoksunluğu (çekilme) sendromuna...

Düzenli Alkol Alan Beyinde Yeni Bir Nörobiyolojik Denge
Alkolü sürekli alan kişiler, beyinde bir takım nörobiyolojik değişiklerin olmasına yol açarlar. Öncelikle beyindeki aktivasyon ve inhibisyona yol açan iki temel nörotransmitter sisteminde bahsetmek gerekir. İnsan beyninde glutamat sistemi ve GABA sistemi birbirini dengeleyen tarzda beynin genelinde gerçekleşen faaliyetleri artıran ve azaltan şekilde işlev gösterirler. Özetle, glutamat maddesi beyinde aktivite artışına (eksitasyon), GABA maddesi beyinde bir aktivite azalmasına (inhibisyon) yol açar. Sürekli alkol tüketimi beyinde GABA maddesinin kullandığı almaçları (reseptör) sürekli uyararak beyinde sürekli bir yavaşlamaya neden olmaya çalıştığı için, beyin bunu dengelemek için sürekli olarak glutamat maddesini hücre aralıklarında tutmaya çalışır. Diğer deyişle, her gün alkol alan beyinde yeni bir nörobiyolojik denge oluşur. 

Dengeyi Sağlayan Kuvvetlerden Bir Taraf Güç Kaybederse, Denge Diğer Tarafa Doğru Bozulur
Alkol yoksunluğu, sürekli alkole maruz kalan ve seviyesi çok artmış bulunan bir beyinde aniden alkol maruziyetinin kesilmesine bağlı olarak gelişir, Alkolün temel yavaşlatıcı olan GABA’yı uyarmasına alışmış ve dengeyi o şekilde kurmuş olan beyin nörokimyası, yavaşlatıcının ani kesilmesi ile oluşan, glutamat yönüne doğru gelişen dengesizliğini kontrol edemeyecektir. Bu durum biyokimyasal olarak hiperglutamaterjik bir durumdur ve GABA eksikliğine bağlı gelişen kontrolsüz aktivasyon nedeniyle, beyinde epileptik krizler, kalp hızının aniden artması, kan basıncının ani yükselmesi (sempatomimetik hiperaktivite) , kas seyirmeleri, bilinç kaybı, konfüzyon, deliryum (akut beyin yetmezliği/ensefalopati) ve ölüm gibi çok çeşitli problemlere yol açabilen tehlikeli bir tablo ortaya çıkabilir. 

Peki alkol vererek bu tabloyu düzeltebilir miyiz?
Evet. Bu tehlikeli durumu alkol vermeye devam ederek, düzeltebiliriz. Ama bu tıbben önerilen bir tedavi değildir. Çünkü yüksek derecede alkol vermenin çok başka sakıncaları vardır, ayrıca tıbben bu işi çok daha güvenli yapabilecek ilaç tedavilerimiz vardır.

Nedir o ilaç tedavileri?
Günümüzde alkol yoksunluğunun temel patofizyolojik açıklaması, az önce açıkladığımız üzere, ani GABA eksikliğinin ve ani Glutamat fazlalığının aynı anda ortaya çıkmasına bağlı olduğuna inanılmaktadır. Bir diğer deyişle, alkol nedeniyle yükselen glutamatı, dengelemek için alkolün yaptığı işi yapacak GABA uyarıcıları olan benzodiyazepin denilen GABA agonistleri (reseptör uyarıcıları) alkol tedavisinde yaygınlıkla kullanılmaktadır. Bu tedavi ajanları, alkolün, onu sürekli alan kişinin beyninde yol açtığı aşırı GABA uyarısının (yavaşlatma) devamını sağlamaktadır.

O zaman da kişi alkol değil de, bu ajanlara bağımlı hale gelmeyecek mi?
Bu ajanlar da GABA uyarıcıları olduğundan, benzer mekanizmalarla alkol gibi bağımlılığa yol açabilen ajanlardır ve yoksunluk anında biz bu ilaçları vererek o akut durumu düzeltiriz, ama birkaç gün içerisinde verdiğimiz bu ajanları da yavaş yavaş azaltarak beynin yeni duruma yavaş yavaş adapte olmasını bekleyerek ve bunu bazı ölçeklerimiz yardımıyla ölçerek (CIWA ölçeği) , sonunda bu ilaçları tamamen keseriz. Kişi yaklaşık bir hafta içinde, yeni duruma adapte olur ve ne alkole ne de o ajanlara fiziksel olarak bir ihtiyacı kalmaz.

Sizin üzerinde çalıştığınız yeni ilaçlar bahsettiğinizden farklı mı?
Evet. Şimdi önce halen uygulanan bu tedavilerin eksik tarafını ve sakıncasını açıklayalım. Halen dünyada yaygın olarak kabul edilen alkol yoksunluğu tedavi modeli benzodiyazepin tedavisidir. Bu tedavi, kişide zaten alkolün yol açtığı durumu düzeltmeye yeltenen bir tedavidir. Öyle ki, kişi alkol nedeniyle aşırı GABA uyarısına adapte olmuş ve bunun kesilmesi durumunda ortaya çıkan sorunu biz yine alkol nedeniyle oluşmuş GABA uyarısını devam ettirerek tedavi etmekteyiz. Bu tedavi çok işe yarayan bir tedavidir. Yalnız, bu tedavi sorunun kökenine tedavi etmeye yeltenen bir tedavi değil gibi görünmektedir. Çünkü alkol yoksunluğu esas nedeni, glutamaterjik uyarının dengesiz olarak artmasından kaynaklanır. Bizim hayvan deneyinde kanıtladığımız tedavi modeli, mevcut dengesiz durumu devam ettirerek tedavi etmeye çalışmak yerine bu durumu azaltmaya yönelik bir yaklaşım modelini önermekte ve daha önce denenmemiş  yeni bir potansiyel ilaç grubu üzerinde durmaktadır.

Nedir o ilaç grubu?
Alkol yoksunluğu sendromunun nörobiyolojisini açıkladığımıza göre, sorunun esasını düzeltmek için, hücre dışında meydana gelen hiperglutamaterjik durumu düzeltmeye çalışan  ajanlara ihtiyacımız var aslında. Biz de bu yönde etki eden ajanları aramaya koyulduk. Bu arayışımızın sonunda gördük ki, ne yazık ki daha öncesinde literatür ile desteklenen çok seçeneğimiz yok. Bu seçeneklerden biri olarak “seftriakson” denilen bir ilaçta karar kıldık. Seftriakson, özellikle menejit tedavisinde kullanılan beta laktam grubundan geniş spektrumlu bir antibiyotiktir. Bu antibiyotik bir kaç sene evvel yapılan hayvan çalışmalarında görüldü ki, sadece bir antibiyotik değil aynı zamanda beyinde yaygınca bulunan Astrosit denilen destek hücrelerinin çeperinde bulunan glutamat taşıyıcısını (EAAT2) uyararak hücre içinde glutamat girişini sağlamakta ve hücre dışında bulunan glutamat fazlasını temizlemektedir. Bu, tam olarak bizim alkol yoksunluğunda istediğimiz yaklaşımdır. 

Nasıl bir deney tasarladınız?
Mayo Klinik Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Osama Abulseoud, zaten seftriaksonun bahsettiğim etkisini daha önceden kanıtlayan bilim adamlarından biriydi, bu konuda çalışan tanınmış bir bilim insanıdır. Bu deneyin laboratuvar sıçanları kullanarak nasıl yapılabileceğini beraber tasarladık. Sıçanlar alkolü seviyorlar, insanlar gibi...  

Önlerine iki su ve alkol koyduğunuz zaman alkol tercih ediyorlar. Bazıları daha çok içiyor. Onlara alkolik sıçan anlamına gelen A-P (alcohol preferring rat) sıçan adı veriliyor. Biz bu deneyi hem alkolik olanlarda hem alkolik olmayanlar için tasarladık. Öncelikle bir grup sıçanı, kafeste hem alkol hem su olacak şekilde bir iki hafta bıraktık, sonra, aynı alkol bağımlısı insanların yaptığı gibi, uzun süre alkol düzenli alımı sonrası örneğin bir haftasonu aşırı miktarda alkol almak paternini taklit etme niyetiyle, 2 hafta sonrasında yaklaşık 3 gün bu sıçanların midesine 6 saatte bir alkol enjekte ettik. Bu yönteme “gavaj” yöntemi deniyor. Bir fikir vermesi açısından insanla karşılaştırarak söyleyelim, 2 hafta her gün bir şişe rakı içen insanların aldığı alkolün eşdeğerini sıçanlara bu peryot sonrası 3 gün boyunca 6 saatte bir enjekte ettik. Bu işlem biter bitmez, aniden kafeslerinden alkolü aldık ve onları yoksunluğa bıraktık. Bu yoksunluk sürecinde  bir gruba Seftriyakson, diğer gruba su (salin)  enjekte ettik. 

Onları 2 gün boyunca videoya kaydettik. Gördük ki, aynı insan gibi, kas seyirmeleri, epileptik nöbetler, titremeler meydana geliyor. 48 saat boyunca  ortaya çıkan tüm belirtileri saydık, her titreme, her seyirme, her nöbet her kuyruk hareketi birer birer sayıldı. Alkol Yoksunluğu Sendromu’nda bu şekilde kesintisiz bir ölçüm metodu literatürde ilk defa yapıldı. Yaptığımız analizin sonucunda gördük ki, Seftriyakson alan sıçanlar almayanlara göre çok daha az belirti gösterdiler, bu sıçanların beyinleri çıkarıldığında ve glutamat transporter (EAAT2) analizi yapıldığında bunun artmış olduğu görüldü. 

Peki bu ilaç şimdi insanlarda kullanılabilecek mi?
Henüz hayır. Öncelikle şu konuyu açıklayalım. Bu bir hayvan çalışmasıdır (preklinik)  ve henüz insanlarda geçerliliği yoktur. Ama halen günümüzde insanların kullandığı hemen hemen tüm ilaçlar bu yoldan geçmek zorundadır. İlaçlar insanlardan denenmeden önce hayvan çalışmalarında “proof-of-concept”  aşamasını başarıyla geçmesi gerekiyor, bu aşama tamamlanmış oldu.  

Mayo Klinik’deki ilgili komite insan çalışması için de yeşil ışık yaktı yalnız bilinmeli ki seftriyakson, bir antibiyotiktir, ve insanlarda ağır menenjit (beyin zarı enfeksiyonu) tedavisinde hayat kurtacısı olarak kullanılmaktadır. Bu ilacın sık kullanılması toplumda dirence neden olabilir ve menenjit ile savaşta dahiliyecileri zor durumda bırakabilir, o nedenle, bu durumun dikkate alınması gerekiyor. Burada biz, alkol yoksunluğu için başka bir tedavi modalitesi önerdik, tedavi için kurduğumuz hipotez yeni bir hipotezdi. Bu hipotezi de deneyle kanıtladık. Buradan sonra gidilecek yol, seftriyaksonda ısrar etmek değil de, bahsettiğimiz EATT2 glutamat taşıyıcısını uyaran ve bizim önerdiğimiz modeli kullanarak alkol yoksunluğunu tedavi eden başka ilaçlar keşfetmeye ya da sentezlemeye çalışmak olabilir. Bu şekilde Alkol Yoksunluğu daha doğru görünen bir tedavi modeli ile benzodiyazepin kullanılmadan tedavi edilebilecektir.

Çalışmanız bilimsel bir dergide yayınlandı mı?
Çalışma, Nature-Neuropsychopharmacology Dergisi tarafından Ocak 2014’de yayınlandı.  Özetine aşağıdaki bağlantılardan ulaşılabilir. 

14 Nisan 2014 Pazartesi

BİLİM DOKUNARAK ÖĞRENİLİR!

Bilim sergisi ile yeni var farklı bir bakış açısı getiren Bayer, dokunarak gezilen sergide, kokladığınız kokunun ne olduğunu tahmin ediyor, yediğiniz domateslerin ne kadar değerli olduğunu anlıyor ve beynin hangi bölümün ne işe yaradığınız seçerek öğrenebiliyorsunuz

Bilimsel çalışmalar denildiğinde, insanların aklına  hep sıkıcı ve anlaşılmaz derecede karışık düzenekler gelir. Genelde de bu deney düzeneklerine dokunulmaz, sadece uzaktan bakılır diye bir algı vardır. Bu kez düşünülenin aksine dokunarak, eğlenerek öğrenilen bir bilim sergisi düzenlendi. Deneylerin her bir aşamasını dokunarak öğreniyorsunuz. Anlaşılmaz ya da karışık değil, kokluyorsunuz, izliyorsunuz ve oynuyorsunuz. 

Sağlık, beslenme ve ileri teknoloji ürünleri şirketi Bayer, Türkiye’deki 60. kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında global bilim sergisini Ankara’ya taşıdı. Serginin en dikkat çeken özelliği ziyaretçilerin “lütfen dokunmayız” ibaresiyle karşılaşmaması. Bayer’in araştırma ve inovatif ürünlerle dünyadaki canlıların yaşam kalitelerine nasıl katkı sağladığını gösteren ve gerçek hayattan alınan örnekler, ziyaretçilerin etkileşimine olanak sağlayan 22 farklı bölümde sunuluyor. 

Koklayarak Ne Olduğunu Tahmin Ediyorsunuz
Sergide yer alan mikroskoplarla kan hücrelerinin yapısını, termal görüntüleme kameraları ile çevre dostu inşaat malzemeleri kullanımının enerji tasarrufuna etkilerini gözlemlemek mümkün. Kokladığınız kokunun ne olduğunu tahmin ediyor, yediğiniz domateslerin ne kadar değerli olduğunu anlıyor ve beynin hangi bölümün ne işe yaradığınız seçerek öğrenebiliyorsunuz. Sergide yer alan dijital oyun ekranları ve benzeri ekipmanın tamamı ziyaretçilerin dokunması ve denemesi için özel olarak tasarlandı. 

Bayer’in İnteraktif Bilim Sergisi 2013 yılında aralarında Londra, Sao Paulo, Şangay ve Sidney gibi uluslararası öneme sahip büyük şehirlerin de bulunduğu 30 farklı lokasyonda sergilendi. 2014 için ise Avrupa, Amerika ve Asya kıtasında 10 farklı lokasyonda sergilenmesi planlanıyor. 


Bilim Eğitiminde İki Yeni Çalışma Geliyor
Bayer,  Bilim Sergisi’nin yanı sıra 60. Yıl kutlamaları kapsamında Türkiye için özel olarak tasarlanan iki bilim eğitimi projesini de hayata geçiriyor. Birincisi, TOG ile gerçekleştirilen ve hâlihazırda başarıyla devam eden Bayer Genç Bilim Elçileri projesinin bir uzantısı olarak tasarlanan ‘Bilim Tohumları Ekibi’. İkinci özel proje ise ‘Bayer Liseler Arası Bilim Yarışması’. Her iki proje de 2014 yılının “2014 Türk-Alman Araştırma, Eğitim ve Yenilik Yılı” olması sebebiyle Türkiye ve Almanya devletlerinin desteğiyle hayata geçirilecek.

11 Nisan 2014 Cuma

TÜRK BÖBREK VAKFI'NDAN EN İYİ SAĞLIK BLOG YAZARI ÖDÜLÜ

Türk Böbrek Vakfı tarafından düzenlenen TBV 1. Medya Ödülleri Zorlu Center'da gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu. Sağlık Alanında En İyi Blog Yazarı kategorisinde Esra Öz ödüle layık görüldü. 

Sağlık alanında halkın bilinçlendirilmesine ve önemli konularda farkındalık yaratılmasına yönelik haberler yapan medya mensuplarının ödüllendirildiği gecede medya, internet ve sanat dünyasından birçok kişi ve programa ödül verildi. Törenin açılış konuşmasını yapan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk bu gece farklı bir etkinlik yaptıklarını söyleyerek, ”Hep medya bizi çeker, haber yapardı. Şimdi biz onları çekeceğiz, onlara ödül vereceğiz. Eğer 29 seneden beri Böbrek Vakfı bir yerlere geldiyse bugün bu ödülleri alacak medya mensupları sayesindedir” diyerek, medyaya teşekkür etti.


TBV Başkanı Timur Erk, Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, Prof. Dr. Bingür Sönmez, Prof. Dr. İsmet Nane, Prof. Dr. Dursun Buğra, Prof. Dr. Mehmet Şükrü Sever, Prof. Dr. Koray Acarlı ve TBV Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından ödüle layık görülen isimler şöyle:



Sağlık Konulu En İyi Radyo Programı; Alem FM Dr. Nafiz'le Alemin Sağlığı, Dr. Nafiz Karagözoğlu
Sağlık Alanında En İyi Köşe Yazarı; Hürriyet Gazetesi, Mesude Erşan
Sağlık Alanında En İyi Blog Yazarı; Fesraoz.blogspot.com, Esra Öz
Yılın En Etkin TV Sağlık Haberi; TGRT Haber, Merve Yakan
Sağlık Alanında En Duyarlı TV Sabah Haber Kuşağı; Karal D İrfan Değirmenci ile Günaydın
Sağlık Konusunda En Duyarlı Dizi Film; KANAL D Çalıkuşu
Sağlık Konusunda En İyi TV Programı; KANAL D Doktorum
Sosyal Medyayı En Aktif Kullanan Sağlık Yayını; Medimagazin
Toplum Sağlığı Konusuna En Duyarlı İsim; Ceyhun Yılmaz
Sağlık ve Sosyal Güvenlik konusundaki yazılarıyla toplum bilincini arttıran : Ali Tezel
Spor Basınında sağlık konularına dikkat çeken isim: DHA, Faik Gürses
Organ Bağışı Konusunda Kamuoyu Oluşturan Haberleriyle; Sabah Gazetesi, Didem Seymen
Toplumda Sağlık Bilincinin Gelişmesine Yönelik Yaptıkları Haberlerle Jüri Özel Ödülleri
Yenişafak; Begüm Çelikkol Altuntaş, Fox TV; Şule Öztürk, Cumhuriyet Gazetesi; Sibel Bahçetepe, Star Gazetesi; Özlem Yurtçu Karabulut, TRT Haber; Fatma Demir Turgut, Akşam Gazetesi; Türkan Balaban, Kanal D; Özay Erad, Habertürk Gazetesi; Ceyda Erenoğlu, NTV; Melike Şahin, Star TV; Dilşad Dede Taşkın, Kanaltürk TV; Elif Nur Güder, Hürriyet.com.tr; Buse Özel
Jüri Özel Ödülü Türk Böbrek Vakfı'nın 'Beni Bağışlayın' Organ Bağışı Kampanyasının Kamu Spotunun Gönüllü Oyuncuları; Esra Dermancıoğlu, Sedef Avcı, Mete Horozoğlu ve Seslendirme Sanatçısı Metin Belgin



3 Nisan 2014 Perşembe

KANSER ARAŞTIRMALARINDA ABD İLE TÜRKİYE İŞBİRLİĞİ BAŞLIYOR

Kanser haftası nedeni ile çeşitli etkinliklerle gündeme getirilen çalışmalara bir yenisi eklendi.  ABD Ulusal Kanser Enstitisü (National Cancer Institute) ile Türkiye’den bir üniversite ile işbirliği için protokol imzaladı.

Kanser, geçmiş yıllarda korkulan bir hastalıkken, günümüzde artık tedavisi yapılır ve normal hayatın yaşandığı bir duruma geldi. Bu büyük gelişim ve değişimin temelini,  biliminsanlarının ve hekimlerin büyük araştırmaları ve çalışmaları oluşturuyor. Bu süreçte de uluslararası işbirlikleri yapılarak günümüzde büyük adımlar atılmaya devam ediyor.

Amerika’nın en büyük kuruluşlarından biri olan Ulusal Kanser Enstitisü yetkilileri Türkiye’ye geldi. Kanser haftası nedeniyle birçok etkinliğin yapıldığı ve protokollerin imzalandığı bu hafta da Hacettepe Üniversitesi ile National Cancer İnstitute  arasında da bir protokol imzalandı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Francis J. Ricciardone ve eşi Dr. Marie Ricciardone’nin ev sahipliğinde Ulusal Kanser Enstitisü Başkan Yardımcısı Dr. Douglas Lowy ve beraberindeki heyet için bir resepsiyon düzenlendi. Davete katılanlar kanser ile ilgili çalışmaları değerlendirme fırsatı buldu.
 Dr. Douglas Lowy ziyaretinin amacının, daha önce kendilerini ziyaret eden Türk heyet ile ortak çalışma başlatmak olduğunu söyledi. İki ülke arasında kanser araştırmaları arasında bağlantı sağlamayı hedeflediklerini kaydeden Lowy, “Kanser Kontrol Departmanı ile çok güzel ilişkilerimiz oldu. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, burada da bir “Ulusal Kanser Enstitüsü” kurulmasını arzu ediyorlar. Bu konuda iletişimimizi arttırma adına da fırsatlar yaratmaya çalışıyoruz. Mesela TÜBİTAK ile konferanslar düzenlemeyi düşünüyoruz. İlk konferans da sanırım bu yılın sonbaharında gerçekleştirilecek ve konusu da “Kansere sebep olan Bağışıklık Genleri” (Genetics of Immunology towards cancer) olacak. 


“Kanser Kontrol Planı”
ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri’nden (National Institutes of Health ) Lisa M. Stevens, Hacettepe Üniversitesi ile yapılan protokolün kanser vakalarında yeni yaklaşımları geliştireceğini söyledi. Stevens, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Biraz CGH’dan bahsedeyim sizlere. Kurulalı yaklaşık 2 buçuk yıl oldu. Bazı öncelikler belirledik ve bunların başında ikili ilişkiler kurmak geliyor. Türkiye bu anlamda mükemmel bir iş ortağı çünkü, masaya sadece finansman hedefleyerek değil, tam anlamıyla iş birliği yapmak adına oturuyor. Biz de “Kanser Kontrol Planı”nı desteklemek istiyoruz. İşte böylesine önemli bir haftada Amerika’nın kanser araştırmaları camiasının önemli 5 ismi olarak bu yöndeki çalışmalara destek vermek için buradayız. 


Kansere Bağışıklık Genlerinin Etkisi
 2 yıl önce, NIH ve CGH olarak TÜBİTAK’taki bilim insanları ile bir fikir birliğine vararak iki ülke arasında bir çalışma grubu oluşturulması, eğitimler ve konferanslar düzenleme kararları aldık. Özellikle önümüzdeki yaz 3 ay boyunca bir çalışma grubu oluşturacağız. Bizde bu konuda çok büyük bir tecrübe geçmişi var. Ancak Türkiye’de ve özellikle Ankara’da Tıbbi teknoloji transferleri yönetme konusunda da bir birikim mevcut. İşte bu işbirliği ile kansere bağışıklık genlerinin etkisi konularındaki çalışmalarımızı daha da geliştireceğimizi düşünüyorum. 

Şunu da belirtmem de fayda var. Bu iş birliğinin içinde Lüban, Ürdün ve İsrail’in de içinde bulunduğu ülkelerle de gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz Eylül ayında Türkiye’nin de bilim insanlarından oluşan bir takım ile katkı verdiği bu iş birliğinde biz özellikle mentörlük anlamında destek veriyoruz  ve kanseri kontrol planında ülkelerin katkı sunmasıyla daha da ileri noktalara ulaşacağımızı düşünüyoruz.” 


Gönüllü Olarak Çalışan Türk Öğrencileri Görmek Harika
Türkiye’de kendisini  heyecanlandıran bir husus olduğunu dile getiren Dr. Douglas Lowy, “Öncelikle Türkiye bu konuya kendisini çok adamış insanlar barındırıyor. Bunun yanında kaynaklarınız da mevcut. Kaynak derken finansal destek anlamında söylüyorum. Hem devlet hem de sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla bu gibi araştırmalara yönelik kaynak aktarımının cömertçe ayrıldığını görmek mutluluk verici. Açıkçası bunu başka ülkelerde çok göremiyoruz. Etrafımızda gönüllü olarak çalışan Türk öğrencileri görmek harika. Onlar gerçekten bu işi içselleştirmişler. İşte bu heyecan ve finansal kaynakların olması iş birliğini daha da güçlendiriyor. Eve dönerken buradan götüreceğim en önemli konu bu.

Tütün Tüketimi İle Kanser Vakalarının Arasında Doğru Bir Orantı Bulunmakta
Burada ilgimi çeken enteresan bir durum söz konusu. Türkiye’deki ekonomik gelişmenin hızının, aynı dönemde Amerika’daki ekonomik gelişmenin hızından daha büyük olması. Ülkenizde çokça kaynak bulunmakta ve bu da gelişme olarak Türkiye’ye geri dönmekte. İşte Türkiye’deki bu işbirliği heyecanı gösteriyor ki kaynaklar doğru yere harcanıyor.  Ayrıca tütün tüketimi ile kanser vakalarının arasında doğru bir orantı bulunmakta. Burada olduğu gibi bir çok sunumda görüldüğü üzere Kanser Kontrol Planınını en önemli ayağı tütün tüketiminin düşürülmesi olarak görülüyor. Türkiye’nin de bu çalışmaları hızlandıracağını düşünüyorum” diye konuştu. 

Haberin çevirisinde bana destek olan arkadaşım Serhat Canoruç'a teşekkür ederim. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...