25 Şubat 2014 Salı

BAKANLIKTAN YURT DIŞINDAKİ “TÜRK HEKİMLERE” DÖN ÇAĞRISI


Sağlık Bakanlığı, doktor açığını kapatmak ve yurt dışında çalışan Türk doktorları Türkiye'ye çekmek için, yurt dışında çalışıp, dönmeye karar verenlere 3 yıl Türkiye’de kalmaları koşuluyla mecburi hizmetten muaf tutacak. 

Sağlık Bakanlığı, doktor açığını kapatacak düzenlemeler yaparken yurt dışındaki Türk sağlık çalışanlarını Türkiye’ye dönmeleri için düzenlemeler yapıyor.  Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Zafer Çukurova, yurt dışında eğitimini tamamlayan doktorlar Türkiye’ye döndüklerinde 3 yıl süreyle devlet, vakıf üniversitesi ya da özel sektörde hizmet yaparlarsa mecburi hizmetten muaf olacaklarını söyledi.  

Yurt Dışından 3 Aylığına Gelinebilecek
Bugüne kadar 13 müracaat yapıldığını belirten Çukurova, “Özel Hastaneler yönetmeliğine eklenen madde ile yurt dışında hekimlik yapanlar,  Türkiye’de 1 yılda 3 ayı geçmemek şartıyla kadro şartı aranmaksızın, özel sektörde çalışabilecekler” diye konuştu. 

6 Ay İçerisinde Dönmek Durumundalar
Yeni düzenleme ile yurt dışında iki yıl görev yaptıktan sonra Türkiye'de görev yapacak doktorların kamuda istihdam edilebileceklerini belirten Çukurova, “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı, yurt dışında mecburi hizmet yapmayan doktorların dönmesi için yapıldı. 1.1.2013 tarihinden önce yurt dışında eğitimlerini tamamlayanlar ya da uzman olanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde Türkiye’ye dönmek ve en az üç yıl süreyle Türkiye’de fiilen meslek icrasında bulunmak şartıyla devlet hizmeti yükümlülüğünden muaf tutulacak. Hekim nerede çalışmak istiyorsa, seçtiği yerde 3 yıl dönmemek şartıyla, mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmemiş, yurt dışında halen aktif hekimlik yapan ya da uzman olanlar için bu madde eklendi” dedi. 



21 Şubat 2014 Cuma

KALP PROJESİ İLE BİLİNÇ OLUŞTURULACAK

Her yıl ani kalp durmasından dolayı 100 binden fazla insanının hayatını kaybettiğini belirten Hayatta Kal Dernek Başkanı Doç. Dr. Mutlu Vural, hedefinin 100 bin kişiye tamamen ücretsiz eğitim vererek sağlık alanında bilinç oluşturmak olduğunu söyledi. 

Ani kalp durması sonrası geç müdahaleden dolayı insanları hayatını kaybediyor. Belli bir bilinç oluşturarak ilk müdahalenin doğru şekilde yapılmasını hedefleyen Kalp Projesi’ni hayata geçiren Doç. Dr. Mutlu Vural, Hayatta Kal Derneği’ni kurarak sosyal sorumluluk projesini daha çok kişiye ulaştırmaya çalışıyor. 

Doç. Dr. Mutlu Vural, proje hakkında soruları yanıtladı. 

Kalp Projesi hakkında bilgi verir misiniz?
Kalp Projesi 13 Aralık 2011 tarihinde Erzincan da başladı. Kalp sağlığı alanında koruyucu hekimlik, toplumu bilinçlendirme ve eğitim çalışmalarını yapmak istiyoruz. Hastane dışında gelişebilecek ani kalp durmalarında ambulans gelene kadar toplumun bilinçli müdahale yapabilmesini sağlamak ve hayatta kalma oranlarını artırmak üzere çeşitli çalışmaları kapsamaktadır. Kalp damar hastalığı sıklığı ve sonuçlarını iyileştirmek ve ani kalp durmalarında ölüm sıklığını azalmayı hedefleyen bir projedir. Gelecek on yılın sonunda projenin hedefi yılda 20 bin hayat kurtarmaktır. 

Kalp Projesi ile birlikte kurulan Hayatta Kal Derneği neler yapıyor?
Hayatta Kal Derneği henüz 10 ay önce kurulmuş bir dernek ve diğer sivil toplum örgütleri fikir bazında ve sahada projeyi destekleyebilir. Bize göre önce toplumda farkındalık yaratmak gerekiyor. Çalışmalarımızı makale olarak yayınladık, ayrıca kamu spotu hazırladık.  Makale: http://www.anakarder.com/sayilar/94/buyuk/614-615.pdf

Kalbi duran bir kişi aniden yere yığılır, bilincini kaybeder, iç çeker gibi nefes alır ve nefesi kesilir. İşte o anda neler yapılırsa hasta kurtarılabilir mi? Belli bir bilinç oluşturulmuş toplumun sağlık çalışanlarına faydası nedir?
Bu şekilde her yıl 100 binden fazla insanımız hayatını kaybediyor. Bu sayının 2020 yılında 200 bine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Her beş kişiden bir kişinin birinci derece yakını aniden yere yığılıp, bilincini kaybedip, nefesi kesilerek hayata veda etmiştir. Şehir içinde ambulans gelene kadar geçen 10 dakika zamanda bu hastanın müdahale edilmedi zaten öldüğünü ve sağlık çalışanlarının artık yapacak bir şeyinin kalmadığını toplumumuz bilmiyor. Kalbi aniden duran ve olduğu yere yığılan birine ambulans gelene kadar bilinçli müdahale ederek ambulansın yetişmesini sağlayacak şekilde kalbi duran kişiyi beş dakikadan çok daha uzun hayatta tutabileceğinin de toplumumuz farkında değil. Yine toplumun çok az kısmı bu bilinçte olsa bile kalp masajını nasıl yapacağını bilmiyor. Müdahale etmeyi bilen tanık toplumun bilinçsizliği, suçlanma korkusu, koruyucu yasaların olmaması gibi nedenlerle çekinmekte ve hayat kurtarabileceği halde uzak durmayı tercih etmektedir. Bunun için yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir. İlk yapılacak şey ani kalp durmasını tanımak ve hemen 112’nin aranmasıdır. Zaman kaybetmeden kalp masajı yapılmalıdır. Biz ambulans gelene kadar sadece sürekli kalp masajı yapılmasını öneriyoruz. Yapay solunum önermiyoruz. Sürekli kalp masajı ambulans gelene kadar hayati organları canlı tutacaktır. Ambulans geldiğinde elektroşok ise kalbin yeniden çalışma ve hayatta kalma şansı çok yüksek olacaktır. 

Ani kalp durmasını nasıl tanınır? Bu müdahaleler sağlık çalışanlarının işini zorlaştırmaz mı?
Amerikan Ulusal Kalp Akciğer Kan Enstitüsü “ani kalp durmasını” kalbin aniden ve beklemedik bir şekilde atışının durduğu durum olarak tanımlamaktadır. Daha sade bir ifade ile “sağlıklı gözüken bir kişi rahatsızlandıktan hemen sonra olduğu yere yığılır, bilincini kaybeder, iç çeker gibi nefes alır veya nefesi kesilmişse kalbi durmuştur” diyebiliriz. Her yere yığılan ve bilincini kaybeden kişinin kalbi durmuştur diyemeyiz. Örneğin bayılmada geçici bilinç kaybı ve 10 saniyeden kısa süreli nefes almama durumu söz konusudur. Dünyaca ünlü kalp doktoru Prof. Dr. Murat Tuzcu’nun "Kişinin bilinçsiz olduğunu saptamanız gerekir. Hareketsiz yatan insanı hafifçe sarsarak bilincinin açık olup olmadığını kontrol etmenizde yarar var. Yoksa bayılmış olsa da kalbi çalışan birine masaj yapmaya başlayabilirsiniz" uyarısına da dikkat etmeliyiz. Çalışan kalbe kalp masajı yapılmamalı ama kalbi çalışmayan birine bu korkunun aşırı olması nedeniyle sadece bir kaç dakika müdahale etmezsek de ölüm başlıyor. İşte ani kalp durmasını 30 saniyede tanımamız hayati önemdedir. 

Ani kalp durmasında bilinç kaybı ve nefes almama durumu kalp elektroşok verilerek yeniden çalıştırılmadıkça düzelmez. Düzelme ilk dakikada kalp masajı ve elektro şok uygulaması ile hemen olabilirken, geç müdahalelerde saatler ve günler sonra olabilir. Beyin hasarı olmuşsa süreç daha karışık bir hal alır.

En çok insanlar çalışan kalbe kalp masajı yapmaktan ya da kaburga kemiklerinin kırılarak akciğerlere batmasından korkuyor. Bu korkuları nasıl yenebilirler?
Size bir anımı paylaşacağım. Ben kardiyoloji doçenti iken bir hastamıza kalbi durmadığı halde 20 saniye kadar kalp masajı yaptım. Bir hasta EFOR testinde koşu bandı üzerine yıkılmış. Yan odada hasta muayene ediyorken hemşiretelaşla beni çağırdı. Koşu bandı üzerine yığılmış hastanın ritim kaydı yoktu. Bilinci kapalı ve nefes almıyordu. Kalp masajına başladım. Son kılavuzlar nabız bakma, nefes almıyorsa kalbi durmuştur diyordu. Sonra hasta nefes almaya başladı. EKO cihazında kalbine bakarken yine aynısını yaptı. Türk filmlerindeki ölüm sahnesinin aynını yapıyor ve tutabildiği kadar nefesini tutuyordu. Bu defa ekranımda kalbinin attığını gördüğüm için telaşlanmadım. Ölüm numarasını da gerçekte olduğu gibi değil "Yeşilçam" versiyonu ile yapıyordu. Sonra hastanın ölü taklidi yaptığı, bayılma ve nefesini tutma şeklinde konversiyon nöbeti olduğunu anladık.

Kalbi çalışan birine kalp masajı yapma korkusu yersizdir. Hollanda da ötenazi yasal. İyileşme umudu olmayan ve çok ızdırap çeken bir kişi aklı yerinde ise iğne ile uyutularak yasamina son verebiliyor. Uyutulmadan önce kalbi çalışırken yapılan kalp masajının kalp ritmi üzerine ciddi olumsuz bir etkisi görülmemiştir. Yani kalbi durduğuna inandığınız birine kalp masajı yapmaktan çekinmek yersizdir. Eğitim almışsanız korkmadan kalp masajı yapılabilir. Bilgili olmayan birine 112 komuta merkezinin yönlendirmesi ile kalp masajı yaptırılabilir. Tabuları yakalım, hayatlar kurtaralım.

Kalp masajı sırasında kaburga kemiklerinin kırılması doğru teknikle önlenebilir. Ani kalp durması gibi ölümcül bir durumda en kısa sürede kalp masajı yapmak gerekiyor. Hastaya müdahale edilmez ise 12 dakika içinde ölü kabul edileceğinden kaburga kırılır mı diye düşünmekten öte ambulans gelen kadar beyin gibi hayati organların hasar görmesini engellemek gerekiyor.

Online kalp masajı kursunuz ne zaman başlayacak? 
7 Kasım 2013 günü Yeni Yüzyıl Üniversitesi nde yapılacak 1. Ulusal Ani Kalp Durmalarında Ölümlerin Önlenmesi Sempozyumu’nda Türkiye’nin ilk online kalp masajı kursu başlayacaktı. Ancak Sağlık Bakanlığı ile yapılan görüşmede bu kurslara sertifika verilmesi için yönetmelik hazırlanması gerektiği ve bunun 2014 yılında hazırlayacağı bildirildi. Biz bunun üzerine ancak bakanlık takvimde geciktiğinde bu kursu katılım belgesi ya da yurtdışı sertifika vererek yapmayı planladık. Kamu spotumuzun yayınlanması ile eş zamanlı olarak "kalp masajını öğrenin" diye mesaj verdiğimizden HKD, ATUDER ve CPRToday.com tarafından onaylı online kalp masajı (hands only CPR) kursunu devreye sokacağız. Şuan ilk 100 bin kişide tamamen ücretsiz olmasını planlıyoruz. 

Doçent Dr Mutlu Vural kimdir? 
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun. Dr. Siyami Ersek Kalp Hastanesi’nde kardiyoloji ihtisasını tamamladı. Kırşehir, Erzincan ve İstanbul da görevlerde bulundu. Hayatta Kal Derneği yönetim kurulu başkanı ve Kalp Projesi kurucu ve yürütücüsü. 

20 Şubat 2014 Perşembe

2014 TÜRKİYE BEYİN YILI PROJESİ BAŞLADI

Türk Nöroloji Derneği tarafından başlatılan “Türkiye Beyin Yılı” projesi kapsamında, beyin hastalıklarıyla ilgili bilinç oluşturmak, korunma ve tedavi imkanları hakkında farkındalığı artırmak amacıyla etkinlikler düzenlenecek. 

Türk Nöroloji Derneği ülkemizde beyin hastalıklarıyla ilgili bilinç oluşturmak, korunma ve tedavi imkanları hakkında farkındalığı artırmak için “Türkiye Beyin Yılı” projesini başlattı. 

Avrupa Beyin Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyince 2014'ün Avrupa'da Beyin Yılı ilan edildiğini hatırlatan Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ersin Tan,  kendilerinin de dernek olarak beyin hastalıklarıyla ilgili bilinç oluşturmak, korunma ve tedavi imkanları hakkında farkındalığı artırmak için "Türkiye Beyin Yılı" projesini başlattıklarını bildirdi. Proje kapsamındaki tüm etkinlikler derneğin liderliğinde oluşturulan Türkiye Beyin Aksiyon Grubu tarafından gerçekleştirilecek.

Proje kapsamında Türkiye Beyin Aksiyon Grubunu kurduklarını belirten Tan, beyin sağlığını korumak nörolojik hastalıklar nedeniyle yükselen ölüm ve sakatlık oranlarını azaltmak ve toplum nezdinde farkındalık yaratmak için gerçekleştirilecek tüm etkinliklerin bu grup tarafından hazırlanacağını söyledi.  

Nörolojik sorunların yaşlılarda daha çok görüldüğüne, beyin damar hastalıklarının ölüme neden olan hastalıklarda ikinci sırada geldiğine dikkati çeken Tan, "Beyin nankör bir organdır, bir hasar oluştu mu bunu geriye çevirmek pek kolay değildir, bu yüzden o hasarı sağlayacak faktörlerin önüne geçmek ilk hedefimizdir" dedi. 

Beyin Hastalıkları Toplam Sağlık Harcamalarının Beşte Birini Oluşturuyor
Bilinçlendirme ile hastalıkların görülme sıklığını düşürüp toplum sağlığının korunmasına yardımcı olmayı hedeflediklerini söyleyen Prof. Dr. Rana Karabudak, Türkiye’nin toplam sağlık harcamalarının beşte birini oluşturan beyin hastalıklarından kaynaklı maliyetlerin de bu doğrultuda düşmesinin sağlık ekonomisi açısından önemli olduğunu belirtti. 

Nörologa Gitme Bilinci Oluşmalı
Türkiye’de en sık görülen nörolojik rahatsızlıkların başağrısı, beyin-damar hastalıkları, inme, epilepsi, Parkinson, Alzheimer, Multiple Skleroz (MS) ve kas hastalıkları olduğunu ifade eden Karabudak, halkın böyle bir rahatsızlık geçirdiğinde nörologa gitmesi gerektiğini bilmediğini ve bu konuda farkındalığın son derece önemli olduğunu söyledi.

Türkiye'de Yaklaşık 35-40 bin kişide MS Görülüyor
Prof. Dr. Rana Karabudak, Türkiye'de yaklaşık 35-40 bin kişide görülen Multipl Skleroz (MS) hastalığının, özellikle 20-40 yaşındaki gençleri daha çok etkilediğini belirtti. Karabudak,  hastalığa yakalanma riskinin kadınlarda 2 kat daha fazla olduğunu da vurguladı.  MS’in tüm dünyada öncelikli çözülmesi gereken hastalıklar arasında görüldüğünü söyleyen Karabudak, son 4 yılda arka arkaya etkinliği giderek artan ilaçların kullanılmaya başlandığına ve ağızdan alınabilen bu ilaçların uzun yıllardır iğne tedavilerini sürdüren hastalar için önemli bir alternatif oluşturduğuna da dikkat çekti.

Parkinson Yaşlılık Hastalığı Değil
Prof. Dr. Ayşe Bora Tokçaer ise Türkiye genelinde 100 bin kadar Parkinson hastası Prof. Dr. Ayşe Bora Tokçaer ise Türkiye genelinde 100 bine yakın parkinson hastası bulunduğunu belirtirken, ileri yaşta hareketlerde yavaşlık, tutukluluğun bazen fark edilmediğini, nedeninin başka hastalıklarda arandığını bu nedenle nöroloji uzmanlarına zamanında ulaşılamadığını söyledi. Hastalığın yüzde 5-10'unun kalıtsal olduğuna dikkati çeken Tokçaer, hastalığın ileri yaşın yanı sıra gençlerde de görülebildiğini ifade etti. Tokçaer, Türkiye’de akraba evliliklerinin çok olmasının kalıtsal Parkinson hastalığı riskini artırdığını kaydederek, ülkemizdeki Parkinson hastalarının yıllık ilaç kullanımlarının maliyetinin 110 milyon dolar olduğunu da açıkladı.



Türklerin Yüzde 45'i Baş Ağrısı Çekiyor
Prof. Dr. Babür Dora da Türkiye'deki nüfusun yüzde 45'inin baş ağrısı, yüzde 16'sının da migren ağrısı çektiğini bildirdi. Başağrısının genellikle önemsenmediğini oysa Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre başağrısının en çok özürlülüğe yol açan hastalıklar arasında ilk 10’da yer aldığını söyleyen Dora, dünyadaki tüm doktorlara başvuruların yüzde 4’ünün başağrısına bağlı olduğunu ifade etti. 

Türkiye Başağrısı Epidemiyoloji Çalışması'nın verilerini açıklayan Dora,  migren hastalarının yüzde 90’ının hayat kalitelerinin etkilendiğini ve yüzde 30'unda önemli derecede işgücü kayıpları meydana geldiğini söyledi. Migren hastalarının yüzde 25'inde başağrılarının  orta-ileri derecede engellilik yarattığını vurgulayan Prof. Dr. Babür Dora, başı ağrıyan kişinin işe gidemediğini ya da gitse bile işte verimli çalışamadığını ifade etti.

Başı ağrıyan kişinin işe gidemediğini, gitse bile verimli çalışamadığını ifade eden Dora, tedaviyle migren ataklarının yaşam kalitesi üzerinde etkilerini, sıklığını azalttıklarını iş gücünü engelleyen bir hastalık olmaktan çıkardıklarını kaydetti.

Bir soru üzerine baş ağrısı ve migrende ağrı kesiciler belli miktarda kullanıldığında ağrıyı kestiğini ancak ayda 10 günden fazla Ağrı Kesici kullanılmasının dünyada bağımlılık kabul edildiğini anlatan Dora, "Fazla ilaç kullanımı doğru değil uygun ilaç, uygun zamanda, uygun miktarda alınmalı" dedi.

İlkokul Öğrencilerine Beyin Üç Boyutlu Kitapçık Çalışmalarıyla Anlatılacak
Bu arada Beyin Yılı 2014 Projesi etkinlikleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Rana Karabudak, okullarda beyin ve beyin hastalıklarına dönük farkındalık oluşturmak için çeşitli aktiviteler düzenleyeceklerini bildirdi.  

İlkokul öğrencilerine beyini üç boyutlu kitapçık çalışmalarıyla anlatacaklarını ve çeşitli hikaye fotoğraf yarışmaları düzenleyeceklerini bildiren Karabudak, "Okullarda birtakım ekstrem sporlara dikkat çekmek istiyoruz. Kayak, kaykay, snowboard gibi sporları yaparken kask takmak çok önemli, mesajlarımız buradan başlayacak" diye konuştu. 

Karabudak bir soru üzerine de çocuklara yönelik etkinliklerde şeklinin insan beynine benzemesi nedeniyle simge olarak düşündükleri omega-3 açısından zengin ceviz dağıtılacağını söyledi. 

Seminerleri izlemek için : http://beyinyili.seminer.tv/beyinyili.html

Proje hakkında bilgi için: http://turkiyebeyinyili.org/

14 Şubat 2014 Cuma

TIP ÖĞRENCİLERİNDEN BİLİME KATKI

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından bu yıl 3.’sü düzenlenen Bilim Günlerinde, kısıtlı imkanlarla büyük işlere imza atmaya devam ediyorlar. 

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Cerrahpaşa Bilim Günleri, 8-9 Mart 2014 tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde Öğrenci Bilimsel Araştırma Kulübü (ÖBAK) tarafından gerçekleştirilecek. Sadece araştırma sunumlarının kabul edildiği kongrede, çok değerli üç isim var, Doç. Dr. Eda Cengiz, Prof. Dr. Ömer Özkan ve Prof. Dr. Hasan Yazıcı yer alacak.

Tıp fakültesi öğrencilerinin kısıtlı imkanlarla geleneksel hale getirmeye çalıştıkları bilim günlerine alanında uzman bilim insanları da destek oluyor. Türkiye'nin her yerinden bilimle ilgilenen herkesin katıldığı Bilim Günlerinde, tıp ve bilim dünyasına bir şeyler katmaya çalışan öğrenciler bu yolla çalışmalarını, emeklerini meslektaşlarına göstermiş ve bu yolda ilerlemek isteyenlere örnek olmuş oluyor. Sunumlarını öğrencilerden, asistanlardan, doktorlardan ve profesörlerden oluşan bir topluluk önünde sunma fırsatı bulan öğrenciler, kendilerini bilim dünyasına erkenden hazırlamış oluyor.  
Cerrahpaşa Bilim Günlerinin açılış konuşmasını Behçet Hastalığı hakkında yaptığı önemli çalışmalara imza atmış, Cerrahpaşa'nın en saygın hocalarından olan Türkiye Bilimler Akademisi asil üyesi Prof. Dr. Hasan Yazıcı yapacaktır.


Yale Üniversitesi’nden Öğrenciler için Geliyor
1995 yılında Hacettepe Tıp Fakültesi’nden mezun olan Eda Cengiz, Kadın Doğum ve Jinekoloji dalında Zeynep Kamil Eğitim ve Hastanesi’nde asistanlık yaptıktan sonra, Chicago Cook County Çocuk Hastanesi’nde Pediatri dalında asistanlık yapmıştır. Kariyerini Pediatri ile Pediatrik Endokrinoloji ve Metabolizma dallarında yoğunlaştıran Eda Cengiz, öğrencilik yıllarından itibaren ulusal ve uluslararası birçok araştırmada görev almış, uluslararası birçok kongrede sunum yapmış ve tıpta önemli birçok topluluğa üyedir. Şimdilerde ise Yale Üniversitesi’nde Yardımcı Doçentliğini yapmaktadır.
Adını “yapay pankreas” araştırmalarıyla dünyaya duyuran Eda Cengiz, dünyaca ünlü Tip 1 Diyabet araştırmalarında önde gelen Jüvenil Diyabet Araştırma Kurumu’nun (JDRF - http://jdrf.org/) yürüttüğü “Yapay Pankreas Projesi”ne (http://www.artificialpancreasproject.com/) katılmış ve çalışmalarıyla katkıda bulunmuştur. (http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=eda+cengiz) FDA tarafından onaylanan yapay pankreas Tip 1 Diyabet hastaları için çok umut verici bir yöntemdir (http://www.fda.gov/MedicalDevices/ProductsandMedicalProcedures/HomeHealthandConsumer/ConsumerProducts/ArtificialPancreas/default.htm)


Yüz Nakli Çalışmalarını Anlataracak Öğrencilere Vizyon Kazandıracak
Başarısı ve ünü yurt dışına yayılmış, Türkiye'nin en başarılı cerrahlarından Prof. Dr. Ömer Özkan da bir diğer onur konuğu olacak.  Ankara Cumhuriyet Lisesi'nden 1988'de mezun olan Ömer Özkan tıp eğitimini Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1995'de, uzmanlık eğitimini 1995-2001 arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı'nda tamamlamıştır. 2004 yılında yardımcı doçent, 2006 yılında doçent olmuş, 2004 yılında 6 ay süreyle Japonya'da Tokyo Üniversitesi'nde Perforator Flepler ve Supermikrocerrahi, daha sonra yine 6 aylık süreyle Tayvan I/Shou Universitesi, E-Da Hastanesi'nde Plastik cerrrahi ve el cerrahisi klinik fellow’luğu yapmıştır. 2006 yılında EURAPS Young Plastic Surgeons 3 aylık burs çerçevesinde Almanya Münih'te Bogenhausen Technical University'de fellow’luk yapmış ve 2002 PSEF (Plastic Surgery Educational Foundation) Scientific Essay Contest Junior Basic Science Ödülü, 2005 EURAPS Young Plastic Surgeons Scholarship bursu ve 2007 yılında Akdeniz Üniversitesi Teşvik ödülünü almıştır.

Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Estetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Ömer Özkan ve ekibi, Türkiye’nin ilk çift kol naklini ve dünyada kadavradan ilk rahim naklini gerçekleştirdi. Ayrıca Türkiye'nin ilk tam yüz naklini de ekibiyle birlikte gerçekleştirmiştir.
Bilim Günlerine dair her şeyi http://ctfobak.com/tr/ sitesinde bulabilirsiniz.

Bilim Günlerini düzenleyen ekip:

Berçemhan Yazırlı,İrem Yanık,Büşranur Ağaç,Burak İsal ,Özgür Bölükbaşı,Feyza Çukurova,Melike Keskin,Özüm Demir, Selin Ercan,Gülçin Baş, Merve Ümran Yılmaz, Ahmet Ural, Pek Özçivit, Aylin Irmak Kuruç, Rüya Kesen, Ahmet Can Selçuk, İbrahim Baloğlu, Furkan Yüzbaşıoğlu, Kaancan Deniz, İrem Yenidoğan, A. Serkan Emekli, Cemre Özdemir, Ilvana Caklovıca, Serdar Akkol,Bekir Burak Kılboz, Murat Yüce, Mert Tanal, Mehmet Köstek,Beril Tülü, Kıvanç Yangı


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...