30 Eylül 2013 Pazartesi

KARACİĞER OLİMPİYATLARI TÜRKİYE'DE YAPILACAK

Dünyadan yaklaşık 6 bin bilim insanının katılacağı ve 12-15 Mart 2015'te İstanbul’da gerçekleştirilecek "Asya Pasifik Karaciğer Araştırma Derneği Kongresi'nin (APASL)" ilk Türk başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Dökmeci olacak.

 KKTC'de düzenlenen 10. Ulusal Hepato Gastroenteroloji Kongresi'nde, Med-Index’e açıklama yapan Prof. Dr. Abdülkadir Dökmeci, Türkiye’de bu alanda söz sahibi çok sayıda hekimin, karaciğer hastalıklarıyla savaşta önemli başarılar elde ettiğini, uygulanan tedavi yaklaşımları ve elde edilen sonuçların dünya standartlarında olduğunu söyledi. 

10. Ulusal Hepato Gastroenteroloji Kongresi'nin yoğun katılımla gastroenteroloji ve hepatoloji alanında uzman isimlerin önemli birçok konuyu ele aldığını belirten Dökmeci, “Bu sene gastroenteroloji cerrahisinin de katılımıyla Türkiye’de de artık multi disipliner kongrelerin yapılabileceğinin çok güzel bir örneğinin olduğunu gösterdik. Kongrede, kabul edilen 250 abstract ve 20 sözel sunum var” dedi. 

Dökmeci, "Asya Pasifik Karaciğer Araştırma Derneği Yıllık Kongresi"nin, dünya genelinde alanda çalışan en fazla bilim insanının bir araya gelerek, önemli çalıştaylar düzenlediği ve yeni tedavi yaklaşımlarını bilimsel verilerle ortaya koydukları önemli bir kongre olduğunu söyledi. 

“APASL, Karaciğer Hastalıklarının En Kapsamlı Ele Alındığı Olimpiyatı”
APASL'ın, dünyada mevcut üç önemli karaciğer derneğinin ülke sayısı ve hasta potansiyeli açısından en büyüğü olduğunu belirten Dökmeci, şunları söyledi: “Bu nedenle Türkiye’de böyle bir toplantının yapılması, Türk hepatolojisinin gelişmesi açısından çok önemlidir. Bu kongre karaciğer hastalıklarının en kapsamlı ele alındığı olimpiyat özelliğindedir. Türkiye, karaciğer olimpiyatlarının ev sahipliğini üstlenecek. Kongrede Türk bilim insanları yapacakları araştırmaları uluslararası arenaya sunacak. Birçok Türk bilim insanı yapacağı sunumlar ve oturum başkanlıklarıyla isimlerini dünyaya duyurma imkanı bulacak. Bu sayede bilim insanlarımız, sadece Asya-Pasifik ülkeleri değil, aynı zamanda Ortadoğu, Türk Cumhuriyetleri, Avrupa ülkeleri ve ABD'den gelecek katılımcılarla ortak paylaşımlarda bulunacaktır.”

İstanbul’da 2015'te yapılacak kongrenin başkanlığını Prof. Dr. Abdülkadir Dökmeci, Bilimsel Komite Başkanlığını Prof. Dr. Necati Örmeci'nin, Sekreterliğini Prof. Dr. Hasan Özkan’ın, Finans Komite Başkanlığını da Selahattin Ünal'ın üstlenecek. Prof. Dr. Dökmeci, dünyanın saygın derneklerinden biri kabul edilen bir kurumun başkanlığına getirilmesinin hem kendisi hem de Türk bilim insanları adına gurur verici olduğunu, bunun, dünyanın Türk bilim insanına duyduğu güvenin göstergesi olduğunu söyledi. 

Med-Index

27 Eylül 2013 Cuma

TORBA YASA İLE ŞİDDETE KARŞI YENİ DÜZENLEME GELECEK

Torba Kanun içerisinde, sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlara, tutuklama yetkisini hakimlerimize verileceğini belirten Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Şiddet bugün olup da tutuklanırsa 15 gün tutuklu kalırsa esas caydırılıcığı biz burada bekliyoruz. O nedenle tutukluluktaki faydayı cezanın artışından daha çok önemsiyorum” dedi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri ile Swissotel'de bir araya geldi.

Hekim, hemşire ve sağlık çalışanı gibi toplumu buluşturmadaki stratejik kararların, yönetim ile elde edilebilen önemli bir başarı ayağı olduğunu anlatan Müezzinoğlu, "Ama, asla yadsınamayacağımız, belki de en önemli başarı, hekimlerin, hemşirelerin ve diğer sağlık çalışanlarının bu mesleğe olan duyarlılıklarıdır. Sağlık hizmetlerine ilişkin memnuniyet oranı yüzde 75'in üstündedir. Bundaki en büyük pay sahibi sağlık çalışanlarıdır” dedi. 

“Hasta Eşine, Ailesine Söyleyemediğini En Yakını ile Paylaşamadığını Hekimi ve Hemşiresi ile Paylaşıyor”
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarını tepki ve üzüntü ile karşıladığını belirten Müezzinoğlu, şunları söyledi: “ ‘Acaba, evinde annesine, babasına, ailesine bu kadar şefkatle davranabiliyor mu’ diye düşünülen bu insanlara zaman zaman şiddet uygulanıyor olmasından rahatsızlık duyuyoruz. Bununla ilgili kamuoyu duyarlılığının artırılması gerekir. Kamuoyunun, sağlıkçıları sahiplenen, evladı gibi koruyan, kendisine gönülden hizmet eden bir yapı olarak görmesini istiyoruz. Bu nedenle kamuoyu duyarlılığı bizim için en önemli emniyet sibobu, en önemli güvenlik tedbirimizdir. Yoksa, hekim ile hasta arasına güvenlik güçlerini ya da kanunları koymak açıkcası çok mümkün değil, çok da doğru değil. Çünkü, hasta eşine, ailesine söyleyemediğini en yakını ile paylaşamadığını hekimi ve hemşiresi ile paylaşıyor. Buralara, üçüncü şahısların girmesini mesleğin saygınlığı ve devamlılığı açısından da çok arzu etmiyoruz. Meclis açılır açılmaz Torba Kanun içerisinde, bu anlamda sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanlara, tutuklama yetkisini hakimlerimize vereceğiz.”

Günde bir milyon hastanın dahil olduğu bir sistemin söz konusu olduğunu söyleyen Müezzinoğlu, hastayla doktor arasında bir güvenlik duvarı bulunmasını doğru bulmadığını kaydetti. Hiç kimsenin hekime şiddet uygulamaya hakkı olmadığını vurgulayan . Müezzinoğlu, ailelerin hastayla ilgili bilgi edinme hakkı olduğunu ancak her hastayla ilgili bir muhatap bulunması gerektiğini dile getirdi.


“Bugün Olup da Tutuklanırsa 15 Gün Tutuklu Kalırsa Esas Caydırılıcığı Biz Burada Bekliyoruz”
Müezzinoğlu, şiddet konusunda şunları söyledi: “Mahkeme 6 ay-1 yıl sürmüş, 1 yıl yerine 5 yıl hapis cezası vermiş. Bir yıl sonra bunun caydırıcılığı noktasında, 1 yıl ya da 5 yıl olmasının bir anlamı yok. Ama olay bugün oldu ve tutuklandı. Bugün olup da tutuklanırsa 15 gün tutuklu kalırsa esas caydırılıcığı biz burada bekliyoruz. O nedenle tutukluluktaki faydayı cezanın artışından daha çok önemsiyorum."
Son 1 yılda alınan kararlarla ilgili hakimlere teşekkür eden Müezzinoğlu, "Cezalarda üst sınırı ya da kanunu uygulamadaki cesaretleri dolayısıyla caydırıcılığı yakalamaya başladık" dedi.

Tam Güne Yeni Düzenleme
Tam Gün Yasası ile ilgili Müezzinoğlu, "Ekim ayında, bayramdan önce çıkmasını bekliyoruz. Hiçbir konuda beklentileri yüzde yüz karşılamayacak ancak düzenlemenin yüzde 70-80 oranında beklentilere cevap vermesi bekliyoruz. Sürdürülebilir ve geliştirilebilir bir sistem kurulacak” dedi. 

Med-Index

26 Eylül 2013 Perşembe

"MOBİLLEŞEN SAĞLIK HİZMETLERİ KALİTEYİ ARTIRACAK"

Digital Health Summit Turkey 2013′te mobil sağlıkta son gelişmeler hakkında konuşma yapan Bozlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şükrü Bozluolçay, mobil sağlık hizmetlerinin gelişmesine paralel olarak hem hizmet kalitesinin artacağını hem de kişiye özel tedavinin gelişeceğini söyledi. 

Digital Health Summit Turkey 2013′te “Mobilleşen dünyada sağlık hizmetleri nereye gidiyor?” başlıklı sunum yapan Bozlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şükrü Bozluolçay, şunları söyledi: “Mobil sağlık hizmetleri ile hastane dışı medikal uygulama ve hizmetleri kolaylaşarak yaygınlaşacak. Evde bakım ve evde takip ile sağlık giderlerinde tasarruf ve hizmet kalitesinde önemli artış sağlanacak. Kişiye özel tedavi ve takip yöntemleri gelişecek.” 
Bozlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şükrü Bozluolçay, Med-Index Yayın Yönetmeni Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.

Mobilleşen dünyada sağlık hizmetleri nereye gidiyor?
Dijitalleşen dünyada hayatımızın her alanında birçok mobil hizmet almaya başladık. Eskiden fatura ödemek için bile kuyruklarda beklenirdi, şimdi koltuğumuzdan kalkmıyoruz. Kamu kurumlarından bile bir çok hizmeti online olarak alabiliyoruz. Eskiden bize bilim kurgu gibi gelen birçok uygulama artık hayatımızın bir parçası oldu.
Bugüne kadar teknolojideki gelişimlerden en çok faydalanan ve kendini yenileyen sektörlerden biri olan sağlık sektörünün de bu gelişmelerin dışında kalması düşünülemez. Yakında hepimizin aşina hale geleceği mobil sağlık hizmetleri ile hastane dışı medikal uygulama ve hizmetleri kolaylaşarak yaygınlaşacak, evde bakım ve evde takip ile sağlık giderlerinde tasarruf ve hizmet kalitesinde önemli artış sağlanacak. Kişiye özel tedavi ve takip yöntemleri gelişecek.

“Kişilerin Yaşam Tarzları ve Alışkanlıklarını Değiştirecek Uygulamalar Yaygınlaşacak”
Ameliyat sonrası veya kronik hastalıklar için uzaktan hasta takip sistemleri, uzaktan ikinci görüş alma olasılığı, sağlık personeli için uzaktan asistans sistemleri, sensörler aracılığı ile hastanın evinde yaptığı fizik tedavi hareketlerinin izlenmesi gibi hastane dışı sağlık hizmeti sunumu gibi hizmetler hayatımıza çoktan girdi. Bunların daha da yaygınlaşmasını bekliyoruz. Ayrıca kişilerin yaşam tarzları konusunda alışkanlıklarını değiştirecek uygulamaların yaygınlaşması ve benimsenmesi ile hastalıkların önlenmesi de mobil sağlık uygulamalarının bize getirilerinden biri olacak.

Mobil Sağlık, Verimliliğin Artması ve Maliyetlerin Düşmesini Sağlıyor
Hizmetlerin mobilleşmesi ise hastane ya da tıp merkezleri sınırları içinde verilen hizmetlerin, bu merkezlerin dışında da verilebilmesinin sağlanması ve önleyici tıp faaliyetleri ile sektör çapında verimliliğin artması ve maliyetlerin düşmesine kadar birçok avantaj sağlıyor. Kimi zaman Mobil Sağlık, kimi zaman da Tele Medicine, Teletıp, eHealth veya mHealth olarak adlandırdığımız bu olgu, teknolojinin ve modern yaşam tarzımızın kaçınılmaz kılmakta olduğu ve tüm aktörlerin uyum sağlamak zorunda kalacağı yeni bir paradigma.

Dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Mobil sağlık söz konusu olduğunda en çok dikkat edilmesi gereken konunun hasta verilerinin mobil dünyadaki gizliliğini ve güvenliğini sağlamak olmalı. Bu konunun göz ardı edilmesi tüm taraflar için maddi ve manevi telafisi imkansız sonuçlar doğuracaktır.

Veri Güvenliği En Hayati Önceliklerimiz Arasına Giriyor
Elektronik hasta kayıtları ve hasta geçmişi verilerine, verinin nerede olduğuna bakılmaksızın istenildiği anda ihtiyaç sahibi tarafından merkezi veritabana toplanan ve her yerden ulaşabilme imkanı sağlanıyor. Elde ettiğimiz birçok avantajın yanı sıra veri güvenliği en hayati önceliklerimiz arasına giriyor. Bu konuya hem kanun koyucular, hem yazılım ve teknoloji şirketleri hem de bu sistemleri kullanacak insanlar olarak çok dikkat edilmesi gerekiyor.

Sağlık Bakanlığı’nın Stratejiyi Belirlemesi Ve Yasal Altyapıyı Oluşturmasını Bekliyoruz 
Mobil sağlıkta olasılıklar sonsuz gözükürken bu alanı düzenleyecek yeni yasalara ihtiyaç olacağı aşikar. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’nın ülke genelindeki stratejiyi belirlemesi ve yasal altyapıyı oluşturmasını bekliyoruz. Ayrıca bu konuda teşvik sistemlerinin de oluşturulması tüm aktörlerin yararına olacaktır.

Yurt dışında sağlık sektöründe bu alanda uygulamalar ne durumdadır? 
Dünya ile karşılaştırdığımızda ülkemiz gerek hastaneleri ve doktorları ile sağlık konusundaki yetkinliği, gerek mobil iletişim altyapısı, gerek sosyal medya ve internet yatkınlığı ile gelişmiş ülkeler ile yarışır konumda. Ancak ülkemizdeki uzaktan takip ve tedavi sistemleri henüz dünyadaki örneklerinin gelişmişliğini yakalamış durumda değil. Burada sağlık kuruluşlarının, sigorta şirketlerinin, Telekom ve teknoloji şirketlerinin hastalara direkt etki edecek sistemlere yatırım yaparak hayata geçirmesi gerekiyor, ancak bu sistemlerin finansmanı konusunda da teşviklerin sağlanması gerekiyor. Yine de kısa süre içerisinde bu konudaki en iyi uygulamaları yakalayacağımıza inanıyorum. 

Sizce sağlık sektörü sosyal medyayı nasıl kullanmalı?
Sağlık sektöründe sosyal medya çok dikkatli kullanılmalı. Sağlığın ve sağlık hizmetlerinin kar ve sansasyon uğruna suistimal edilmesi düşünülemez. Bu yüzden sağlık sektörü paylaşımlarında azami dikkat göstermeli. Takipçilere anlayabilecekleri dilde ve uygun seviyede, bilimsel dayanağı olan bilgiler verilebilir ancak hastaları korkutan, onların endişelerini en üst düzeye çıkaran. Yine de kronik hastalıkların önlenmesi veya aile sağlığı gibi konularda bilinçlendirme çalışmaları için sosyal medyanın son derece uygun olduğunu düşünüyorum.

Sağlık sektörünün sosyal medyaya bakışı nasıl olmalı?
Sektör olarak sosyal medyadan uzak kalamayacağımız oldukça net ancak burada oto-kontrol mekanizmaların mümkün olduğunca kullanılmasını tavsiye edebilirim. Sosyal medya yönetimlerinin sağlık konusunda bilgi birikimi olmayan sosyal medya ajansları tarafından yapılmasının birçok iletişim kazasına neden olabileceği unutulmamalı. Sağlık kuruluşlarının sıkı denetimi altında yapılmalı. Tüm içerikler uzman doktorlar tarafından kontrol edilerek ilerlenmeli. İnternette bilgi arayan hasta ve hasta yakınlarını yanlış yönlendiren ve tedirgin edici içeriklerden uzak durulmalı.

Hastalar sağlık alanında sosyal medyadan nasıl etkileniyor?
Hastalar ve hasta yakınları sosyal medyadan ve internetten olumsuz vakalar ile karşılaştıklarında oldukça fazla etkileniyor. Bu da kanser gibi moral gerektiren birçok hastalıkta oldukça moral bozucu bir durum. Ayrıca internetteki kirli bilgi dediğimiz yanlış sağlık bilgisi nedeni ile hasta ve hasta yakınlarının bilim dışı uygulamalara kayması veya yanlış ilaç kullanmaları bizi oldukça üzüyor.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? 
Sağlık haberciliğinde sansasyondan uzak durulması gerektiğine inanıyorum ve şanslıyım ki ekiplerimizdeki tüm hekimlerimiz de benimle aynı fikirde. Hastaları korkutan ve yanlış yönlendiren haberlerden kaçınıyoruz.

Sağlıklı iletişiminin olmazsa olmazı size göre nedir?
Sağlık iletişiminde bilimsellikten kesinlikle uzaklaşılmaması ve uygun bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiğine inanıyorum.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1975-1989 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimi ve Nükleer Tıp ihtisasımı yaptım. 1989 yılında nükleer tıp hizmeti veren MNT’yi kurdum. Ağırlıklı olarak sağlık sektöründe cihaz ve hizmet sağlayıcılığı ve ilaç üretimi konularında faaliyet gösteren şirketleri bünyesinde barındıran Bozlu Holding’in Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyorum. Halen TÜSİAD’ın "Sağlık Çalışma Grubu"nun başkanlığını yapıyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım.

Med-Index

25 Eylül 2013 Çarşamba

2013 BRİGHT FUTURES ÖDÜLÜNE TÜRK BİLİM İNSANI ADAY

Brigham and Women's Hastanesinin global bilimsel yarışmasında “Epilepsiyi kontrol altına almak” konusunda çip tasarımı ile Dr. Utkan Demirci finale kaldı. Oylarınızla çalışmaya destek olabilirsiniz.


Brıght Futures Ödülüne Aday Türk Bilim Adamına Destek için Tıklayın


Boston’daki en büyük medikal ve akademik alanda yer alan Harvard Tıp Fakültesi bünyesindeki Brigham and Women's Hastanesi (BWH) tarafından düzenlenen yarışmada sayısız proje içinden sona sadece 3 finalist kaldı. "Taking Control of Epilepsy" yani “Epilepsiyi kontrol altına almak” çalışması ile Dr. Utkan Demirci finale kaldı. En çok oy alan çalışma büyük ödülün sahibi olacak.  21 Kasım 2013 tarihine kadar herkes sadece 1 oy kullanabiliyor. http://bwhresearchday.partners.org/bff/ 

Finale kalan Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri ve Teknolojisi bölümünden Dr. Utkan Demirci, Med-Index Yayın Yönetmeni Esra Öz’ün sorularını yanıtladı. 

Araştırma projeniz nedir?
Epilepsi beyini etkileyerek kişinin nöbet geçirmesine neden olan bir durumdur. Bu durum kişinin  bilincini ya da hareketini etkileyerek nöbet geçirmesine neden olur. Epilepsi dünya çapında 65 milyon insanda, Amerika’da 2.2 milyon kişide ve Massachusetts’te yaklaşık 60 bin kişi de görülüyor. Herkeste ve her yaşta epilepsi gelişebilir. Nöbetler  hayatı tehdit edici olabilir. Bizim bulduğumuz cihaz hayat kurtarabilir.

BWH ülkede epilepsi için en iyi tedavi merkezlerinden birisidir.  Ancak, mevcut tedavi prosedürü epilepsi hastaları için zor ve bu testlerin evde yapılması imkansız. İlaçların bazen her gün, bazen de günde birkaç kez alınması gerekiyor. Doktorlar genellikle doğru doz olduğundan emin olmak için ilaçların düzeylerini ölçmek için kan testleri istiyor. Sadece ilaca bağlı yan etkilere neden olmadan nöbetleri önlemek mümkün. Epilepsisi olan insanların, bu kan testlerini yaptırmak için laboratuvar veya hastaneyi ziyaret etmesi gerekiyor. Ayrıca kan testleri, ilaçların alınma sürecinde çok önemli. Projemiz sayesinde  hastalar, evlerinde kan testlerini yapabilecek.  




Projeyi eşsiz kılan özelliği nedir? 
Epilepsi olan çocuk ya da erişkin hastanın cebinde veya çantasında taşıyabileceği kadar kolay bir test cihazı tasarlıyoruz. Bu test her zaman, her yerde yapılabilecek. Cihaz, "Star Trek" filmlerinde küçük el makinelerinden esinlenerek tasarlandı ve nanoplazmonik benzeri olarak adlandırılan çok küçük sensörler içeriyor. Hastalar şeker ölçüm cihazı gibi parmak ucundan alınacak çok küçük bir damla kan ile test yapabilecek. Cihaz, kan örneğini kontrol ederek, 10 dakikadan daha az sürede sonuç veriyor. Kolay ve güvenli bir yöntem. 

Bu projenin faydaları nelerdir?
Cihaz, hastalara epilepsiyi yönetmek konusunda tavsiye verecek. Test sonucu, doktorlara veya hemşireye çağrı gönderecek. Hastanın bu sonuçları doktora gönderildiği için, hemen yardım alabilecek. Bizim cihazımız, yaşam kalitesini artıracak. Epilepsiden etkilenen hastanın  ambulans ile taşınmasında ya da bir hastanenin acil servisinde yapılacak müdahale sırasında yardımcı olabilecek.

Med-Index

24 Eylül 2013 Salı

KRONİK HASTALARA MOBİL DESTEK VERİLMELİ

Mobil sağlık hizmetlerinin kronik hastalıklarla mücadeledeki kullanımasının gerektiğini belirten İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Dr.Şuayip Birinci, “Türkiye’de diyabet hastalığının her yıl yüzde 100 artıyor. Hastaların nasıl yaşaması gerektiğini anlatmak gerekir. Bu ancak mobil sağlıkla olabilir” dedi.

Digital Health Summit Turkey 2013′te konuşan İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Dr.Şuayip Birinci, kurumların iş modellerinin nasıl geliştirileceği, sağlık iletişiminde yeni davranış biçimlerinin nasıl üretileceği ile ilgili soruların cevaplandığı oturumda konuşma yaptı. 

Hasta Olmanın Önüne Nasıl Geçilecek?
İstanbul Sağlık Müdürlüğü’nde üç yıl çalışan Birinci konuşmasında, söz konusu sistemle hasta olmanın önüne nasıl geçileceği ve nasıl daha az harcayarak tedavi uygulanacağına yer verdi. Sistemin çok ciddi bir şekilde iletişime doğru gitmeye başladığını belirten Birinci “Ciddi anlamda başvuru sayısı çok arttı ve bu durumda sağlıklı insanları da muayene etmeye zorunda kalıyorsunuz. O zaman bu insanların sağlıklı olduklarına dair bilgiye erişmelerini sağlamak gerekiyor” dedi. 

İnsanların Sağlık Okuryazarlığını Arttırmak Gerekiyor
Birinci, bir süre önce eski Sağlık Bakanlığı Recep Akdağ’a, “Bugünkü bilgilerinizle Sağlık Bakanı olsaydınız öncelikle neyi sağlamaya çalışırdınız?”diye sorduğunda, “İnsanların sağlık okuryazarlığını arttırmaya çalışırdım” şeklinde cevap verdiğini belirtti. 

Hastalar Mobil Cihazlarla Yönlendirmeli
İnsanların kendi sağlığı ile ilgili bilgilerin hekim ya da sağlıkçı tarafından iletilmesi gerektiğini belirten Birinci, “Hastaların nasıl yaşaması gerektiğini anlatmak gerekir. Bu ancak mobil sağlıkla olabilir. Hastaya, günlük nelere dikkat etmesi gerektiği ile ilgili mobil cihazlardan yönlendirme yapılması gerekiyor” diye konuştu. 

Mobil Cihazlar Kronik Hastalıklarla Mücadelede Kullanılmalı
Konuşmasında mobil sağlık hizmetlerinin kronik hastalıklarla mücadeledeki kullanımı konusuna da yer veren Birinci, Türkiye’de diyabet hastalığının her yıl yüzde 100 arttığını, mobil sağlık çalışmalarından ilk olarak kronik hastalıkların ve obezite hatalıklarının datalarına ulaşmak için faydalanılması gerektiğini belirtti. Yurt dışında diyabetten dolayı ayak kesisinin sona erdiğini kaydeden Birinci, ancak ülkemizde inanılmaz sayıda komplikasyonlardan organ kayıpları yaşandığına dikkat çekti. 

Bilişim Olmadan Sağlığın Yönetilmesi İmkansız
Gelecekte hiç kimsenin ilaç kullanmak istemeyeceğini belirten Birinci, “Elinizdeki verileri bilmiyorsanız, tespit edip gerekli tedbirleri alamıyorsanız sistemi yönetemezsiniz. Bu süreci iyi yönetmenin en güzel yolunun sağlıkta bilişimden faydalanmak olduğunu düşünüyorum. Bilişim olmadan sağlığın yönetilmesi imkansız. Bir şeyi izlemiyorsanız onu yönetemezsiniz. ” dedi. 

“Avrupa’daki Dijital Okur Yazarlığa Yakın Seviyelerdeyiz”
Konuşmasında toplumdaki dijital yetkinliğin artışının sağlık sektörüne etkisine de yer veren Birinci, şunları söyledi: “Yüksek dijital okuryazarlık seviyesine sahip olan ve aileleriyle sağlık konusunda ilgilenen gençler sayesinde Avrupa’daki okur yazarlığa yakın seviyelerdeyiz. Bizim misyonumuz hastayı izleyip, doğru tedavi uygulayıp daha az harcayarak hastamızı sağlığına kavuşturmak. 10 yıllık bir süreçte sağlığa ulaşım çok kolaylaştı. İnsanlar artık süreçleri ellerindeki mobil cihazlardan takip etmeye başladı. Artık istemesek de mobil pencereden dünyaya bakmaya ve insanları görebilmeye başladık. İnsanların bu pencereden kurtulması imkansız. Sektörün de bu konuda önümüzü açmasını istiyoruz. Dünya’da 20 bin buluştan sadece bir tanesi kendi bütçesini ortaya koyabiliyor. Bu konuda kendimizi şanslı görüyoruz.” 

Med-Index

23 Eylül 2013 Pazartesi

EN FAZLA KULLANILAN MOBİL SAĞLIK APLİKASYONLARI NELER?

“Türkiye’de Mobil Sağlık Aplikasyonu Kullanım Araştırması” İlk Kez Digital Health Summit Turkey 2013′te açıklandı. Bilgi Üniversitesi Araştırma Görevlisi Seray Öney Doğanyiğit tarafından yapılan araştırmaya göre, Türkiye’de akıllı telefonda mobil sağlık aplikasyonu kullanımı yüzde 15, tablette ise yüzde 9 çıktı.

Tüm dünyada insan sağlığının geliştirilmesi ve teşvik edilmesi için sağlık hizmetlerinde yardımcı öğeler olarak kullanılan mobil sağlık aplikasyonları, ülkemizde de akıllı telefon pazarının gelişmesiyle kullanıcılara kendi sağlıklarını daha yakından izleyebilmeleri için avantajlar sunuyor. 
Bilgi Üniversitesi Araştırma Görevlisi Seray Öney Doğanyiğit tarafından Türkiye’de yapılan en geniş kapsamlı araştırma olma özelliğini taşıyan ’ Mobil Sağlık Aplikasyonu Kullanım Araştırması’’nın ilk sonuçları DHS Turkey 2013’te açıklandı.

Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en kapsamlı araştırma olma özelliğini taşıyan ‘’Mobil Sağlık Aplikasyonu Kullanım Araştırması’’, kullanıcıların hem teknolojiye eğilimlerini hem de kendi sağlıkları ile ilgili eğilimlerini anlamak üzere yapıldı. Bu araştırma, Mobil Sağlık Aplikasyonu kullanıcıları kimlerdir? Hangi demografik özelliklere sahip kullanıcılar ne tür kategoride aplikasyonlar kullanmaktadır? Kullandıkları sağlık aplikasyonlarının özellikleri nelerdir? Sağlık aplikasyonu kullanma sebepleri nelerdir? gibi sorulara cevap arıyor.

6 Bin Kişinin On-line Ortamda Katıldığı Araştırmadan Çarpıcı Sonuçlar Çıktı
Yaklaşık 6 bin kişinin on-line ortamda katılım gösterdiği araştırmada, kalitatif ve kantitatif araştırma yöntemleri kullanıldığını belirten Seray Öney Doğanyiğit, şu bilgileri verdi: “Türkiye’de de bugüne kadar yapılmış en kapsamlı araştırma olma özelliğini taşıyan ‘’Mobil Sağlık Aplikasyonu Kullanım Araştırması’’, kullanıcıların hem teknolojiye eğilimlerini hem de kendi sağlıkları ile ilgili eğilimlerini anlamak üzere yapıldı. Ülkemizde de akıllı telefon pazarının gelişmesiyle sağlık aplikasyonu kullanımının gün geçtikçe artıyor olması, kullanıcılara kendi sağlıklarını daha yakından izleyebilmeleri için avantajlar sunuyor. Bu araştırma, mobil sağlık aplikasyonu pazarına girmek isteyen oyuncular için çok geniş kapsamlı veriler sunuyor.



“İnternette Sağlık Arama Oranları Yüzde 98”
Araştırmaya katılanların yüzde 51’ini 18-35 yaş arasındaki bireyler oluştururken, bunların yüzde 55’i kadınlardan oluşuyor. Mobil telefon kullananların oranı yüzde 71 iken, tablet kullananların oranı yüzde 39. Tablet ya da akıllı telefon kullananların yüzde 71’i aplikasyon yüklerken, bunların yüzde 58’ini sosyal ağlar oluşturuyor. İnternette sağlık arama oranları yüzde 98 gibi bir oran olurken, bunlar arasında en üst sırayı, hastalık belirtileri, ilaç bilgisi ve tedavi önerileri oluşturuyor.

“Mobil Sağlık Aplikasyonu Kullanımında İlginç Veriler “
Mobil sağlık aplikasyonları yüzde 15 akıllı telefonlarda, yüzde 9 ise tablet bilgisayarlarda kullanılıyor. İleride sağlık aplikasyonu kullanmak isteyenlerin ise yüzde 74 ile çok büyük bir potansiyeli işaret ediyor. En fazla kullanılan mobil sağlık aplikasyonları; Hastane randevu arama Sağlık çalışanı arama, eczane, diyet takip ve egzersiz.. Seray Öney Doğanyiğit; Türkiye’deki en büyük açığın Türkçe aplikasyon eksikliği olduğunu ve aplikasyon üreticilerinin doğru ikna stratejileri ve o ülkenin sağlık eğilimlerini doğru anlayarak aplikasyonların ona göre tasarlanması gerektiğini vurguluyor. Araştırmada çeşitli demografik özelliklere göre yapılan çapraz analizler ilgi çekici.
Cep telefonunda herhangi bir aplikasyon kullanan kadınların yüzde 24’ü akıllı telefonda sağlık aplikasyonu kullanıyor.
İnternette sağlık bilgisi arayan erkeklerin yüzde 19’u akıllı telefonda sağlık aplikasyonu kullanıyor.
18-35 yaş arasında lisans mezunu muhasebeci erkekler en çok hastane randevu amaçlı sağlık uygulaması kullanıyor.



“Sağlık Personeli Yetersizliği Teknolojinin Daha Etkin ve Verimli Olarak Kullanılmasının Zorunlu Kılıyor”
Bozulan çevre dengesi, kaynakların eşit olarak dağılmaması, küresel ısınma vb. nedeniyle oluşan sorunlar ve insanın kendi eliyle sağlığına verdiği zararların artmasıyla birlikte, bilinçlenmeye başlayan toplumlar bu sorunları çözümlemek için artık daha fazla çaba ve kaynak harcamaya başladı. Bunun üzerine dünyada artan yaşlı nüfusu ve buna bağlı olarak kronik hastalıklardaki artış; hastane ve sağlık sistemi üzerindeki yükü arttırarak, sağlık harcamalarını baş edilemez düzeylere çıkarıyor. Sağlık personeli yetersizliği de tabloya eklenince sağlık sektöründe teknolojinin daha etkin ve verimli olarak kullanılmasının zorunlu olduğu belirgin şekilde ortaya çıkıyor.

“Sağlık Sistemi Hastane ve Doktor Odaklı Bir Sağlık Sistemden, Birey Odaklı Bir Sisteme Dönüşecek”
21. yüzyılda sağlıkta gerçekleşecek bu büyük dönüşüm sağlık sisteminin hastane ve doktor odaklı bir sağlık sistemden, birey odaklı bir sistem haline geleceğini ve “kişiselleşeceğini” de işaret ediyor. Kişiselleşen sağlık kavramı; sadece hasta olduğunda sağlık sistemine başvuran ve takip edilmeyen bireyden farklı olarak, kendi sağlığıyla ilgili sorumluluk alan, sağlıklı yaşamaya, hasta olmamaya özen gösteren, sağlık verilerini yanında taşıyan, gerektiğinde hastalığıyla ilgili verilerin 7/24 kontrol altında tutulduğu proaktif bir yaklaşımı betimliyor.”

Seray Öney Doğanyiğit Kimdir?
Seray Öney Doğanyiğit İstanbul Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler Programında Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktadır. Sağlığın Geliştirilmesi ve Sağlık İletişimi alanlarında çeşitli konularda çalışmakta olan akademisyen, gelişen ve değişen sağlık ihtiyaçları doğrultusunda Sağlığın Geliştirilmesine yönelik uygulamalardan biri olan Mobil Sağlık uygulamalarının, bugün nasıl kullanıldığı ve sağlık davranışı üzerinde ne tür belirleyici etkilere sahip olabildiği üzerine tez çalışması yürütmektedir.

Med-Index

20 Eylül 2013 Cuma

MODERN HAYAT İÇİNDE KAYBOLANLARA: “RUHUNU BUL”

“Ruhunu Bul” adlı kitabında kendi kişisel gelişim sürecini “Ruh” ve “Düşüncenin” ağzından farklı bir dil ile anlatan Engin Yıldız, “İnanılmaz bir salgın ile karşı karşıyayız. Aydınlanma virüsü bir insandan diğerine hızlı bir şekilde bulaşıyor. Konuşmak yeterli virüsün bulaşması için” diye konuştu.

İnsanların kendi içindeki yolculuğu ömrünün sonuna kadar sürüyor. Bu yolculuğun uzun ve aydınlanmaya açılan bir kapı olduğunu söyleyen Satış Erişim Müdürü Engin Yıldız, yaşadığı deneyimleri, gözlemleri ve öğrendiklerini kitabında topladı.

Engin Yıldız, “Ruhunu bul” isimli kitabı hakkında Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1977 yılının Mayıs ayında Zonguldak Ereğli’de ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Liseye kadar olan öğrenimimi TED kolejinde tamamladıktan sonra üniversite eğitimimi Bursa Uludağ Üniversitesinde Kimyager olarak tamamladım. Uzun yıllar İlaç sektöründe Marka Müdürlüğü yaptım. Halen Johnson & Johnson şirketinde Satış Erişim Müdürü olarak görev yapmaktayım. Dijital ve Çoklu kanal tanıtım modelleri üzerine çalışmalar yapıyorum. AIFD ve Janssen Avrupa Dijital Kurul takımlarında görev almakta olup, Orta Doğu ve Güney Afrika bölgelerini kurul içinde temsil etmeye çalışıyorum. 2008 yılından beri “insanın yaşam amacı” üzerine yaptığım araştırmaları kendi görüşlerim ile harmanlayarak yazdığım ilk kitabım “Ruhunu bul” Ağustos 2013’de okuyucuları ile buluştu. 

Kitabınızı yazmanızdaki etken nedir?
Günümüzde neredeyse her insan kendi yaşamının anlamını bulmaya çalışıyor. Arkasındaki sırrı ve formülü çözümlemeye çalışıyor. Ben bu yolculuğa üniversite yıllarımda çıktım çünkü çözülemeyen her soru ve problem bende inanılmaz merak uyandırır. Farkındalık seviyesine ulaşmış milyonlarca insan gibi bende zihinsel bir sürüklenme içinde buldum kendimi ve kafamda bir soru belirdi: Yüzyılımızda bilgelik rozetini nasıl takabiliriz? Faturalarımız, çocuklarımız, işimiz ve birçok stres kaynağımız varken mutlak gerçekliği nasıl bulabilir ve stabil huzura ulaşabiliriz.
Kendimce bulduğum sonuçları okuyucularla paylaşmak ve onları da “Bilgelik” yolculuğuna çıkarmak için bu kitabı yazdım.

Devam kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünüyorum. Hatta yakın bir zamanda başlıyorum. Blog’da ikinci kitabın ne ile ilgili olacağından da şu kelimelerle bahsediyorum aslında;
Kimsenin çok girmek istemediği bir alan bazen ürküten bir kelime "Kader". Şu an bulunduğumuz noktaya varmak için yüzlerce karar aldık. Bu noktaya gelebilmek için mi o kararları aldık yoksa kararlarımız mı bizi bulunduğumuz noktaya taşıdı? 
Kader din demek değildir. Kader yazgıya safça inanmak hiç değil. İrdelenmeli ve tartışılmalı. Eğer insan tüm yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde irdelerse kendi kaderinin patikasını bulabilir. Hangi yolda yürüdüğünü, o yoldan çıktığında başına neler geldiğini, olaylar ve tesirleri, tesirlerin yön verici kuvvetini kısaca nedenleri çözümleyebilir.
Nedensellik kader midir? Her yaptığımız bir öncekinin sonucu bir sonrakinin sebebi midir? Girilmesi gereken bir alan ben giriyorum.
Kaderini bulan insan lanetlenirmiş. Çünkü yaşamı ile ilgili şifre, deşifre olur geleceği ile ilgili gizem ortadan kalkarmış. Kaderini okuyanlar kulübü bekle geliyorum. Lanetine rağmen.... 




Kitapta vermek istediğiniz mesaj nedir?
Hayatımızda birçok pozitif ve negatif olaylarla karşılaşıyoruz. Bu dünyanın ve bedenimizin fani olduğunu bilmemize rağmen gün içindeki en ufak bir negatif uyaran nasıl olur da huzurumuzu alt üst edebilir?
Kitapta vermek istediğim mesaj işte bu sorunun cevabı. Ana mesaj ise, kimse inanmasa da herkes bilgelik kolyesini boynuna takabilir.

Okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
İnsanların kişisel gelişimlerine daha çok yatırım yapmalarını istiyorum. Hevesle ve arzuyla aydınlanma yoluna adım atmalarını bekliyorum. Aslında bu bulaşıcı bir hastalık istemeseler de olacak ve yaşanacak farkındalık serüveni. Yeni bir dönem içine giriyoruz. Bilgilenme üst seviyeye çıktığında hayatlarında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Buldukları gerçekler insanları daha dingin ve huzurlu yapacak.
İnanılmaz bir salgın ile karşı karşıyayız. Aydınlanma virüsü bir insandan diğerine hızlı bir şekilde bulaşıyor. Konuşmak yeterli virüsün bulaşması için. Bir kelime bir cümle virüsü beyne davet ediyor. Eski davranış kalıpları kırılıyor, sorgulama başlıyor ve ilk önce sinirlenme atakları azalıyor. Virüs beyinde uzun zaman kalırsa kişide tepkisizlik ve ardından erdemlik ışıltıları görülüyor. Kurtulmak mümkün değil iyileşmek imkansız.
Artık eskisi gibi olmayacak. Asla.
Hoş geldin aydınlanma, güle güle basitlik.

Kitabınızla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
Yeni olduğu için genellikle yakın çevremden geri dönüşler aldım. Pozitif geribildirimler şöyle; çok sürükleyici başlayınca bitiyor, kendi hayatımla ilgili çok fazla parça buldum, “ya evet” dediğim çok yer oldu. Negatif ise kitabın kısa olduğu ile ilgiliydi.

Kitabınız yazar olarak size neler kazandırdı?
Kitabın bana kattığı en büyük değer düşüncelerimi insanlarla paylaşabilme olanağı vermiş olmasıdır.


 Mutlaka herkesin okuması gereken kitap, müzik ve film sizce hangisi?
Eckhart Tolle’un tüm kitapları bu alanda okunmaya değerdir. Klasik müzik ve lounge müzik türlerinin zihnimize masaj yaptığını düşünüyorum. Bilim kurgu türündeki tüm filmleri de çok severim. Fringe dizisi bence mükemmeldi.

Sağlık haberciliği üzerine düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Sağlık haberlerinde nelere dikkat ediyorsunuz?
“Yeni ne var?” diye çok merak eder ve özellikle takip ederim. Benim alanım dijital bu nedenle gelecek beni çok ilgilendiriyor. Gelecek zamanda çıkacak yenilikçi tüm sağlık haberlerini zevkle okuyorum.

Türkiye’deki çalıştığınız alandaki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
İyi isimler var daha aktif olabilirler. Her şeyde olduğu gibi sevdirmek ve insanların içselleştirmelerini sağlamak kritik olan. Harekete geçirecek ve aksiyon aldıracak araştırmalara, yazılara ve kitaplara ihtiyacımız var. Bu alanda başarılı olmuş yazarlardan bunları bekliyoruz. 

Kendinizi bulunduğunuz alanın neresinde görüyorsunuz? Bütün istediklerini gerçekleştirmiş, hayatından memnun bir yazar mısınız?
Klasik olacak ama sonsuza kadar öğrenci kalacağım. Her öğrendiğim, deneyimlediğim ve davranış haline getirdiğim aydınlanma süreçleri huzur alanında beni bir üst kademeye taşıyor. Ömrümün sonuna kadar insanlığın bulamadığı cevapların arkasından koşacağım ve formüller geliştirip herkes ile paylaşacağım. Zihinsel evrimleşmenin bir çalışanı olmak istiyorum. Kendimi görmek istediğim yere gelinceye kadar bilim adamı disiplini ile çalışmam gerektiğini de çok iyi biliyorum.
O kadar çok planım var ki, benim yaşam amacım zaten. Benim için rutinin dışına çıkmak çok önemli kendim için belirlediğim her proje benim normal şartlarda yaptığım veya yapabildiğim atılımların ilerisini hedeflemeli. Engin ötesi ne yapabilirim diye kendime çok sorular soruyorum. Projeler bu soruların cevaplarından ürüyor. Kitap yazmaya, çözülmemiş bulmacaları çözmeye, kimsenin değmediği noktalara dokunmaya devam edeceğim.

Med-Index

18 Eylül 2013 Çarşamba

"2017'DE MOBİL SAĞLIK PAZARI 26 MİLYAR DOLAR OLACAK"

Sektörün en yenilikçi zirvesi olma özelliğini taşıyan Digital Health Summit Turkey’in ikincisi gerçekleştiriliyor. Zirvede, dijital kanalların günümüzde hızla öne çıkan doktor-hasta-hastane üçgeninde "mobil” ve sağlık konusu ele alınarak, gelecek yıllarda bu alanda ne gibi gelişmeler olacağı üzerinde duruluyor.

 Dijital dünyanın getirdiği yenilikleri kabul ederek bu alanda ne gibi yeniliklerin olacağı üzerine araştırmaların konuşulduğu Digital Health Summit Turkey 2013 toplantısında, mobil sağlık konusuna ve mobil sağlık ile kronik hastalıkların yönetimi, ilaç firmalarının stratejileri, hasta-hasta yakını deneyimleri gibi konular ele alınıyor. 

Bu yıl ikincisi düzenlenen Digital Health Summit Turkey 2013 toplantısında bu sene geçen yıldan daha da iyi gelişmelerin yaşandığını belirten PTMS Kıvılcım Kayabalı, dünya dijital çalışmalarda ilk sıralarda yer almaya başladığını kaydetti. 

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Elgiz Yılmaz ve Dr. Cenk Tezcan’ın moderatörlüğünde konuşan İstanbul Üniversitesi Hastaneleri Genel Direktör Yrd. Doç. Dr. Haluk Özsarı, mobil sağlık ile ilgili yapılacak değişiklikler hakkında bilgi verdi. 

“2017 Yılında 26 Milyar Dolar Olacak”
97 bin mobil uygulamanın 20 bininin sağlık alanında olduğunu belirten Özsarı, mobil uygulamaların yüzde 20’sinin sağlık alanında olduğunu kaydetti. Özsarı şu bilgileri verdi: “Yüzde 42 mobil uygulama ücretsiz. Akıllı telefonlarda kullanılan mobil sağlık uygulamaları pazar değeri 2017 yılında 26 milyar dolar olacak.

“58 Milyon Kişi Mobil Sağlık Uygulamaları Etki Alanında Yer Alıyor”
Türkiye’de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu verileri 2013 ilk yarısı sonuçlarına göre; 68 milyon cep telefonu üçte ikisi 3G, 12.4 milyon mobil internet kullanıcısı, 58 milyon kişi mobil sağlık uygulamaları etki alanında yer alıyor. 
Teknolojinin sağlığa etkisi, bölgesel gelişmişlik farkı sağlık hizmetine de yansıyor. Bölgesel farklılıkların azalması, hastaların uzaktan takip edilmesini ve sağlık harcamalarının daha etkili ve verimli kullanmasını ve zamandan tasarruf sağlıyor. Bu uygulamalar hasta nerede olursa olsun izleme şansı veriyor. 

“Hasta Odaklılık Yani Talep Edene Odaklı Hizmet Başladı”
Hastaların kendilerini güvende hissetmesini ayrıca hızlı, doğru ve etkili gelişimi sağlıyor. Hasta odaklılık yani talep edene odaklı hizmet başladı. Tıbbi yaklaşımlar, kişiselleşmiş tıbba dönüştü. Dolayısıyla bu kişiselleşme, yeni teknolojileri çok daha aktif kullanmayı gerektiriyor.

2012-2039 Yılları Arasında 65 Yaş Üstü Nüfusa Sahip Olan Oran Yüzde 7’den 14’e Çıkacak
Mobil sağlık kişilerin kendilerini geliştirmede etkileri, sağlık harcamalarının giderek yükselmesiyle de neden oluyor. 2000-2010 yılları arasında kişi başı yıllık ortalama sağlık harcaması artışı, kişi başı yıllık ortalama Gayri Safi Millî Hasıla (GSMH) büyümesinden daha fazla. 
Nüfus yapısında gelecek çok önemli, 2012-2039 yılları arasında 65 yaş üstü nüfusa sahip olan oran yüzde 7’den 14’e yani iki misli oranda artış olacak.”

Kaynak:
Global Mobile Health Market Report 2013-2017

Med-Index

11 Eylül 2013 Çarşamba

MEME BİLİMİNDE YENİ BİR SOLUK: SENATURK AKADEMİ

Ülkemizde meme hastalıkları üzerine farklı bir prensip ile yola çıkan SENATURK Akademi hakkında bilgi veren Fakülte Sekreteri Dr. Cem Yılmaz, “SENA Projesi’nin 4 önemli hedefi var. senolog ve meme hemşiresi yetiştirebilmek, “meme okulu” ve akredite meme üniteleri ve merkezleri kurmak” dedi. 

Senoloji alanında uzun zamandır alt yapı çalışmalarını sürdüren SENATURK Akademi ekibi, geçtiğimiz aylarda merkezin açılışıyla faaliyetlerine hız kazandırdı. Önemli projeleri hayata geçirmek için çalışan ekipten SENATURK Akademi Fakülte Sekreteri Dr. Cem Yılmaz, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Senoloji nedir?
Türkiye’de yaygın olarak kullanılmasa da, senoloji; meme bilimi demek. Avrupa’da son 20 yılda yaygınlaşan bir branş. Almanya, İtalya, Avusturya ve diğerlerinde hızla Senoloji Merkezleri ve Enstitüleri görülmeye başlandı.

SENATURK hakkında bilgi verir misiniz?
2011 yılında SENA Projesi’nin resmi eğitim bölümü olan, SENATURK resmen kuruldu, tüzük oluşturuldu. Uluslararası sözleşmeler ve master plan ortaya konuldu. Çok kısa bir süre içerisinde, onkoplastik cerrahi kurs harekat planı, kalite ve akreditasyon süreç yönetimi hazırlıkları, meme hemşiresi eğitim planı, halka dönük “meme okulu” projesi, mobil yazılımımız; i-meme, SENATURK e-bülten hazırlandı ve hayata geçirildi. En son olarak da eğitimlerin verileceği modern donanımlı ve ADA standartlarına göre tefriş edilmiş, Meme Merkezi’miz, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı Hastanesi Academic Hospital içerisinde faaliyete başladı. Tüm bunlar 18’i yabancı, 70 öğretim üyesi bulunan SENATURK yönetimi tarafından hızla ortaya çıkarıldı.

SENA Projesi’nin hedefleri nelerdir? 
SENA Projesi’nin 4 önemli hedefi var. İlki senolog yetiştirecek yolu açabilmek, ikincisi meme hemşiresi yetiştirebilecek yolu açabilmek, üçüncüsü “meme okulu” ve muadili hizmetlerle toplumu bilinçlendirmek ve sonuncu ve nihai hedef de, uluslararası standartlarda akreditasyona hazır meme üniteleri ve merkezleri kurmak.

Bunun en önemlisi de şu an içinde bulunduğunuz alan. Gerek Kuzey Amerika ve gerekse de Avrupa’da meme merkezlerinde kadının meme kanseri tanısının konulması ve tedavisinin planlanmasına çok önem veriliyor.

Meme Merkezinin standardı nedir?
Müfredat ve akış şemaları yazılı ve halihazırda uygulanmakta. Örneğin şu an oturma grubunun yerleşim şekli ve masanın açısı, muayene masasının özellikleri bile bir standarda sahip. Hasta kayıt sisteminden, arşivlemeye, hasta hikayesinin alındığı forma kadar geniş yelpazede. Hepsi denetlenebilme, şeffaflık, hasta konforu, tanıyı kolaylaştırma, hatayı azaltma, süreci hızlandırma ve en az psikolojik hasar temelinde şekillenmiş ve her gün güncellenen yasalar aslında.

Masanın ne önemi var?
Doktor masası, ülkemizde yaygın olarak bir makam aracı olarak kullanılıyor. Muayene alanlarında batı bundan kurtulmak üzere. Katılımcı masa adı verilen bu yaklaşımla muayene alanında hastanın demokratik ve şeffaf bir şekilde sürece katkısı sağlanmış.

Merkezde farklı olarak neler olacak?
SENA Meme Merkezi’nde hedefimiz, Türkiye’de genç Senolog adaylarına, örnek teşkil edecek oda şeklini, kayıt sistemini ve iletişim tekniklerini gösterebilmek. Bunun için de bir uygulama merkezine ihtiyaç duyduk. Bu fikri açtığımızda, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı Yönetimi, bizi gönülden destekledi, hepsine ayrı ayrı şükran borçluyuz.

Ne zaman açılıyor ve hizmet verecek?
SENA Meme Merkezi, şu an altyapı süreçlerini, cihaz ve personel yatırımlarını tamamladı. Academic Hospital içerisinde, hastanenin bir parçası olarak büyüme ve gelişme yönünde bir karar alındı. Ve hemen akabinde, hasta kabulüne başlandı. Şu anda, hemşire ve cerrah eğitimi için eğitim altyapısı için gerekli teçhizat temini yapılıyor.

Kimler bu merkezde eğitim alabilir?
SENA Meme Merkezi, SENATURK tarafından düzenlenen ve Avrasya Meme Birliği ve Avrupa Meme Bilimleri Akademisi’nin akredite ettiği eğitimlere katılmış olan Türk, yabancı hemşire ve cerrahlara pratik eğitim verecek. İlk etapta, SENATURK ve Marmara Üniversitesi arasındaki protokolle eğitimlerine başlanan “Meme Hemşiresi” adayları eğitimlerini alacak. Ardından önümüzdeki sene de, Avrupa Meme Bilimleri Akademisi ile birlikte Düsseldorf ve Milano’da düzenlenecek eğitimlerden geçen meme cerrahı adayları da eğitimlerinin bir kısmını burada alacaklar.

Uluslararası toplantılar düzenleyecek misiniz?
Halihazırda SENATURK, yılda ortalama 20’ye yakın toplantı düzenliyor ve bunların zaten en az üçü uluslararası katılımlı oluyor. Geçtiğimiz Haziran ayında da, Türkiye’deki meme cerrahı adayları için, İngiliz Kraliyet Cerrahi Akademisi ile birlikte onkoplastik cerrahi eğitimlerimizi başarıyla tamamladık.

Yurt dışı ile ortak çalıştığınız merkezler var mı?
SENA Meme Merkezi, Avrupa’da, Avrupa Meme Bilimleri Akademisi’ne bağlı 320 meme merkezi ile aynı misyon ve vizyonla hareket ediyor. Çok yakın bir süre sonra, uluslararası kanser akreditasyon belgesi vermeye yetkili, örnek eğitim ve meme merkezi belgesi alabilmek için hazırlıklarımızı bitirmek üzereyiz. Bu konuda ilk denetim ve toplantımızı da Ekim 2013’te Alman çözüm ortaklarımızla gerçekleştireceğiz.

Sosyal sorumluluk projeleriniz neler?
“Meme okulu” ile başlayan süreçte 5 il ve 2 yabancı ülkede topluma eğitim verdik. Bir yılda toplam 82 eğitim verdik. Meme Okulu popülarize olduktan sonra bunu sanatçılarımızın katılımıyla genişletmek istedik ve “Her Ayın 10’u 10 Dakika Hareketi” doğdu. 12 aktörümüzün desteğini alarak 2014 yılında çok daha farklı ve geniş katılımlı bir toplumsal hareketin içinde olacağız.

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Ankara’da eğitimimi gördüm. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum ve ardından da, Türkiye’nin ilk meme kliniklerinden biri olan Ankara Numune Hastanesi 2.Cerrahi Kliniği’nden ihtisas aldım.
İhtisastan sonra devlet hizmet yükümlülüğü ile Rize Ardeşen ve Mardin Nusaybin’de görevler yaptım. Memleketimi tanıma fırsatı buldum, candan insanlar tanıdım ve insani olarak gelişimime çok katkısı oldu. O nedenle mecburi hizmet olarak anmıyorum o hizmeti, hep güzel hatırlayacağım. Ardından askerlik ve sonrasında da, kendimi geliştirme isteğiyle yurtdışı planları yaptım. Milano’da Avrupa Onkoloji Enstitüsü’nde kurslara katıldım. Kısa bir kurstu ama hayatımı değiştirdi diyebilirim, orada ilk defa tanıdığım insanlar şu anda aile dostlarım.

Avrupa Meme Bilimi Akademisi’ne Giden Yol
İtalya’daki kursta, Umberto Veronesi ile tanıştım eşinin Türk olması bana sempati ile bakmasına neden oldu. Düsseldorf Almanya’da bir eğitim merkezi açtıklarını, başında Mahdi Rezai’nin olduğunu ve oraya gidersem teorik ve pratiğime çok katkısı olacağını belirtti. Bir süre sonra kendimi Düsseldorf’ta, MahdiRezai’nin kliniğinde buldum. Avrupa Meme Bilimi Akademisi’nde teorik eğitimlere başladım.

Teorik ve pratik eğitimlere katıldım. Arada teorik eğitimler tamamlandığında, Haziran 2010’da, savunmamı yaptım ve Avrupa Meme Bilimi Akademisi – European Academy of Senology’ye öğretim üyesi olarak kabul edildim. Ardından yeniden ileri cerrahi teknikler, görüntüleme teknolojileri, iletişim teknikleri, kanser merkezi kurma ve yönetme, kalite, akreditasyon ve finans eğitimlerine tabi tutuldum.

Düsseldorf’ta öğretim üyeliği sonrası verilen yönetici eğitimlerinde bir uluslararası işbirliği projesi yazmam istendi. Türkiye’de kamu veya özel zincir bir grubu içine alan, eğitim, akreditasyon, sertifikasyon ve dönüşümü içeren geniş çaplı bir projeydi ve SENA Projesi, Prof.Dr.Bahadır Güllüoğlu’nun katkılarıyla ortaya çıktı. O dönemin, büyük gruplarından birinin genel müdürüne gönderdim projeyi, hala saklarım onun mailini, sonrasında facia olsa da, bugünümü, o güne borçluyum. Bir anda aşka gelip projeyi hızla yazdım, onaya sundum, Umberto ve Mahdi’den onay aldım ve memlekete döndüm.

En büyük desteğim hep Bahadır Güllüoğlu Hocam oldu. Ardından tabi SENA Projesi’nin tüm desteği Avrupa’dan gelmeye başladı.
2010 yılı sonuydu, Umberto, sırf bizi desteklemek ve destek almak üzere, EURAMA’yı (Avrasya Meme Cemiyeti) İstanbul’da kurmaya geldi. Bahadır Hoca yönetime seçildi. Birkaç ay içerisinde Bahadır Güllüoğlu Hoca, Zafer Cantürk Hoca, AbutKebudi Hoca ve yol arkadaşlarım Ahmet Erkek ve Sertaç Ata Güler ile yapılanmayı tamamlamıştık.

Uluslararası dergiler dahil, birisi “BreastCare” mesela, 3 yayın organı içinde aktifiz şu anda, 2 yılda 28 eğitimde yer almışız ve neredeyse her ay bir uluslar arası toplantıda ya oturum başkanlığı, ya da konuşmacı olarak yerimiz var. Hepsi Hocalarımın itibarı sayesinde oldu. 

10 Eylül 2013 Salı

BİBER GAZI ZARARSIZ MI?

Biber gazı kullanılıyor ve zararsız olduğu iddia ediliyor. Toksikologlar bu duruma ne diyor? Doğal olduğu için zararsız mı yoksa tüm tehlike çözücülerde mi saklı?

“Göz Yaşartıcı Maddeler” toplumsal olayların bastırılmasında ve kontrol altına alınmasında kullanılan kimyasal maddeler. İlk olarak 1900’lü yıllarda kitlesel olaylarda kargaşa bastırmak için kullanılmaya başlandı. Birinci dünya savaşında kimyasal silah olarak kullanıldı. 1970 li yıllardan beri kullanılan “Biber gazı” göz yaşartıcı maddelerden biri ve güvenlik güçleri tarafından son dönemde artan miktarlarda kullanılıyor.

“Biber Gazının Zararsız Olduğunu Garanti Edebilmek Mümkün Değil”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Klinik Toksikoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Toksikolog Prof. Dr. Lale Karabıyık, “Biber gazı kullanılıyor ve zararsız olduğu iddia ediliyor. Biberden doğal olarak elde edildiği için zararsız olduğu kabul ediliyor. Ancak bu bilgi tam olarak doğru değil. Her koşulda zararsız olduğu garanti edilemez." dedi. 

“Biber Gazı O Kadar da Masum Değil”
“Biber gazı açık havada ve kısa süreli uygulandığı zaman önemli kalıcı bir etkisi yok gibi görünüyor. Doğal olduğu için zararsız olduğu kabul edilerek kullanılıyor. Ancak kapalı ortamlarda maruz kalındığında, özellikle yaşlılarda daha önceden kalp ve solunumla ilgili hastalıkları varsa tetikliyor ve alevlendiriyor. Her koşulda her kişide sanıldığı kadar masum olmadığının bilinmesi ve dikkate alınması gerek. Maruz kalma süresi ve maruz kalan kişinin genel sağlık durumu sonucu belirleyen önemli faktörlerdir. Sağlıklı kişiler ve gençler üzerindeki etkileri ise ancak yıllar sonra değerlendirilebilir.” dedi. 

“Hayvanlarda Toksik Etkiler Saptandı”
Göz yaşartıcı kimyasal maddelerin etkilerinin gönüllü insanlarda araştırılmasının etik açıdan mümkün olmadığını belirten Karabıyık şu bilgileri verdi: “İnsanlar üzerinde gönüllülük sağlanamayacağı ve etik olmayacağından bilimsel araştırmalar yapılamadığı için zararlı etkileriyle ilgili kesinleşmiş detaylı bilgilerimiz yok. Ancak, toksikologların yaptığı hayvan deneyleri var. Bu deneylerde çok uzun süre göz yaşartıcı maddelere maruz bırakılan kronik uygulamalarda toksik etkiler saptandı. 

Toksikolojide genel bir prensip vardır; deney hayvanlarında toksik olması insanda toksik olduğu anlamına gelmez, ancak kesinlikle zararlı olmayacağını da garanti etmez. Kaygılarımız bu noktada başlıyor.

“Ağız ve Solunum Yollarında Sekresyon Artışı Şeklinde Etkileri Var”
Biber gazı etkisini göz, ağız ve solunum yollarındaki sinir uçlarını etkileyerek gösteriyor. Biber gazının kısa süreli uygulamalarındaki ani toksik etkileri; göz yaşarması, ağız ve solunum yollarında sulanma şeklinde olur. Göz yaşarması sonucunda gözünüzü kapatıyorsunuz ve göz kapaklarınızda kramp meydana geldiği için gözünüzü bir süre açamıyorsunuz, deride yanma oluyor. Emniyet güçlerinin kitleleri kontrol altına almak ve dağıtmak için kullanma nedeni bu. Ancak bu sırada meydana gelen solunum yollarındaki yakıcı ve ödem yapıcı etkileri nedeniyle öksürük ve solunum sıkıntısı gelişen, kişilerin hastanelerde tedavi edilmeleri gerekebiliyor.

“Biber Gazının Kendisinden Çok Daha Zararlı Olan Kullanılan Çözücüler”
Biber gazı ve diğer göz yaşartıcı maddeler, kimyasal çözücülerle kullanılıyor. Bu kimyasalların kendisinden çok daha zararlı olan kullanılan çözücüler oluyor. Mesela diklorometan uluslararası kanser araştırmaları ajansına göre insanda kanserojen olma ihtimali olan bir madde. Çözücü olarak ne kullandığı çok önemli. Biber gazının bu konuda masum olan çözücülerle kullanılması gerekiyor.

“Dünyada Biber Gazına Maruz Kalmış ve Ölmüş Kişiler Var”
Biber gazına maruz kalmış ve kaybedilmiş kişiler var. Ancak bu ölümlerin direkt biber gazından olmadığı, bu kişilerin zaten sağlık sorunları olduğu iddia ediliyor. Hayatını kaybedenlerin, aslında akciğer ya da kalp hastası olduğu ve göz yaşartıcı gazların uygulanmasıyla bu hastalıklarının tetiklenip alevlenmesi sonucu hayatlarını kaybettiği biliniyor. Kısa süreli uygulandığında öldürmüyor ancak, önceden hasta olan kişilerin hastalığını tetikleyebiliyor. Günümüzde toplumsal olaylarda ve bireysel kullanımı yaygınlaştığı için, göz yaşartıcı gazlara maruziyet devamlılık oluşturmaya başladı. Bu nedenle özellikle akciğer ve kalp hastalığı olan yaşlılar dikkatli olmalı."

Med-Index

5 Eylül 2013 Perşembe

ZONGULDAK SAĞLIKTA YATIRIM ATAĞINA GEÇTİ

Göreve geldiğinden bu yana Zonguldak’ta hastanelerin yenilenmesi için analizler yaparak, kaynakların doğru kullanılması için çalıştığını belirten Genel Sekreter Dr. Korkut Eren, “Hastanelerin ihtiyacı olan tıbbi cihazlar için ihale ilanlarımızı verdik. En iyi kalitede hizmet sunabilmek için kaynaklarımızı ayırdık” dedi.

Kamu Hastaneleri Birlikleri’nin kurulması ile Zonguldak’ta Genel Sekreter olarak göreve başlayan Dr. Korkut Eren, 8 devlet hastanesi ve 2 ağız ve diş sağlığı merkezi olmak üzere 10 sağlık kuruluşundan sorumlu. Hastanelerde 2 bin 194 kadrolu ve bin 487 taşeron işçi hizmet veriyor. Toplam Bin 467 yatak ile hizmet veren hastanelerde yapılan yeni çalışmalarla hem hasta hem de çalışan memnuniyetinin arttığını belirten Dr. Korkut Eren, Med-Index’e yaptığı çalışmaları anlattı. 

Tıbbi Cihazlara 1 Milyon 200 Bin TL Kaynak Ayırdık
Zonguldak’ta göreve başladığı ilk gün detaylı bir analiz süreci başlattığını belirten Eren, “Fiziki mekanlarda ihtiyaç ve eksikliklerin tespiti ile başlayan bu süreç tıbbi cihaz alt yapısının güçlendirilmesine ve kaynakların etkin kullanımı adına gelişti. Hastanelerin ihtiyacı olan tıbbi cihazlar için ihale ilanımız verildi. Bu alana 1 milyon 200 bin TL kaynak ayırdık” dedi. 


Kadın Doğuma Yeni Acil ve Yeni Doğan Yoğun Bakımı 
Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinin yeterli olmayan acil servisini büyüterek daha kullanışlı hale getirildiklerini kaydeden Eren, şu bilgileri verdi: “İl Özel İdaresinin 100 bin TL desteği ile bakım onarım işi çözümleniyor. Ayrıca 135 yatak kapasitesine sahip hastanemizde 10 yataklı yeni doğan yoğun bakımı açılması için süreç devam ediyor. Otelcilik hizmetlerinin geliştirilerek hastalarımıza daha kaliteli hizmet sunmak adına Hastanemizde, pilot ‘House Keeper’ uygulaması ve yönlendirme refakat hizmetleri verilmeye başlandı.

Ülke Genelinde 3 Meslek Hastalıkları Hastanesinden Biri
İlimizde maden ocaklarından dolayı meslek hastalıkları hastalarımız mevcut. Ülke genelinde 3 Meslek Hastalıkları Hastanesinden biri olan, 142 yatak kapasiteli Uzun Mehmet Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne 6 yataklı yoğun bakım projesi çizildi ve ihale aşamasına geldik. Poliklinik tadilatı için 80 bin TL kaynak ayırdık. Hasta karyolaları ve refakatçi koltukları için 300 bin TL kaynak ayırdık ve alım süreci tamamlandı. Uyku laboratuvarı, sigara polikliniği, yoğun bakımı, acil servisi gibi bölümleriyle halkımıza hizmet veriyor. 
İşci Sağlığı ve Güvenliği faaliyetlerini de geliştiriyoruz. İSKUM Genel Müdürlüğü ile yaptığımız protokolle, tarama faaliyetlerine hız vereceğiz. Meslek hastalıkları riski ile karşı karşıya olan çalışanlarımızı ücretsiz tarama programına dahil edeceğiz. 

Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Açıyoruz
591 yataklı olan Atatürk Devlet Hastanesi’nde açılması planlanan Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin ihale aşamasındayız. Bu merkez için, 100 bin TL kaynak ayrıldı. Yatan hasta katlarında tesis standartlarına uygun kalitede temizlik, düzen ve konuğa özel hizmetin sunulabilmesi için otelcilikte uygulanan Housekeeper (Katlar Şefi) sistemine yeni ihale döneminde geçilecek. Bu sisteme göre yatan hasta katlarındaki temizlik ve hasta destek personellerinin görev tanımları ayrıldı. Bu alanlardaki temizliklerden sorumlu olmak üzere her kat için temizlik şefleri oluşturuldu. Yaşlı ve destek personelleri görevlendirilerek gerekli durumlarda hastalarımıza refakat ediyorlar. Taşeron firma çalışanlarımıza yönelik hazırladığımız performans kriterlerine göre 3 aylık periyotlarda puanlama yapılarak belirlenen puanın altında olan firma çalışanlarımıza uyum eğitimleri veriliyor. Kadın Doğum ve Çocuk Hastanemizde Anne oteline yönelik standartlara uygun odalarımız tanımlandı. 
Fizik tedavi bölümüne ait cihaz ihtiyaçları ve Devrek Devlet Hastanesinin tıbbi cihaz ihtiyaçlarının karşılanması için süreç tamamlanmak üzere. Bunlar için ise ayrılan kaynak yaklaşık 100 bin TL olarak hesaplandı. 
  
Tam Donanımlı Ambulanslar Alındı
Acil Sağlık Hizmetlerinde kullanılan ambulansları tıbbi cihaz alt yapısının ve donanım ihtiyaçlarının güçlendirilmesi için ise 300 bin TL kaynak ayırdık, artık tüm ambulanslarımız tam donanımlı hale geliyor. 
Çaycuma Devlet Hastanesi bünyesinde 10 ünitelik Diş Protez ve Tedavi Merkezi açılması için hazırlıklar sürüyor. 

Tam Donanımlı ADSM Hazırlıkları Sürüyor
İki Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz de 24 saat hizmete geçerek vatandaşlarımızın diş sağlığına ulaşımı kolaylaştırıldı. 30 üniteli yeni hizmet binamızda, ameliyathane, merkezi klima, merkezi oksijen, merkezi vakum, merkezi kompresör, merkezi sterilizasyon (monşarz) birimleri ile tam donanımlı ADSM olarak yakında hizmet vermeye başlayacağız.

“Personel Memnuniyetine Yönelik Anket Düzenledik”
Bin 200 personelimize, personel memnuniyetine yönelik anket yaptık. Bu anketle amacımız personelimizin gözü ile hastanelerimizi, sıkıntılarımızı ve ihtiyaçlarımızı görmekti. Anket sonuçlarını ve yapılanları, düzeltilenleri personelimizle paylaşıyoruz.

Yeni İnşaat Projeleri ile Daha Kaliteli Hizmet Verilecek
Fiziksel sıkıntılardan dolayı her hastaya bir oda uygulamamız maalesef kısıtlı. Yalınız yapımları devam eden Çaycuma Devlet Hastanesi 75 yataklı ilave Blok ile 400 yataklı Ereğli Devlet Hastanesi ve 100 yataklı Devrek Devlet Hastanesi projesinde odalarımız tek ve iki kişilik olarak planlandı. Çaycuma, Devrek ve Ereğli Devlet Hastanesi, yeni inşaatları ile ilçelerimizde fiziki mekan sorunlarımızı da çözmüş olacağız. Devrek Devlet Hastanesinde özürlülere yönelik karşılama yönlendirme hizmeti veriliyor.”

“İşaret Dili Bilen Personel İstihdamı Oluşturmaya Çalışıyoruz” 
Hasta Haklarına çok önem verdiğini dile getiren Eren, şunları söyledi: “Bu anlamda, karşılama ve yönlendirme hizmetleri ile ilgili planladığımız çalışmalar kapsamında poliklinik ve acil serviste yaşlı, engelli ve ihtiyaç duyan hastalarımızın bu hizmetten yararlanması için çalışmalar planlıyoruz. Ayrıca özürlü hastalarımız için işaret dili bilen personel istihdamı oluşturmaya çalışıyoruz.

“Hekim Dağılımını Mümkün Olduğunca İhtiyaç Çerçevesinde Şekillendiriyoruz”
Bekleme alanlarında büyük ekran televizyonlardan doktor listesi, hasta-çalışan hakları ve genel bilgiler ile ilgili slaytlar yayınlanarak hasta ve hasta yakınları bilgilendiriliyoruz. Hekim dağılımını mümkün olduğunca ihtiyaç çerçevesinde şekillendiriyoruz. Gerektiğinde İl merkezinden ilçelere branş hekimlerimiz görevlendirilerek hastalarımızın mağduriyeti önlenmiş oluyor. 

“İletişim Eğitimi Sayesinde Hastalarımız, Özel ya da İl Dışına Gitmek Yerine Bizi Tercih Ediyor”
Üniversitemizden destek alınarak çalışanlarımıza iletişim, empati beden dili, profesyonel imaj, stres yönetimi ve öfke kontrolü, tükenmişlik sendromu, zor insanlarla başa çıkma gibi eğitimler veriliyor. Bu çalışmalar neticesinde hizmet kalitemiz yükseldi ve hastanelerdeki yatak doluluk oranlarımız her geçen gün artıyor. Hastalarımız, özel ya da il dışındaki hastanelere gitmek yerine bizi tercih ediyor. 

6 Ayda Bir Karne
Verimlilik açışından değerlendirdiğimizde tesislerimizde görevlendirilen idareciler için kurumumuz tarafından performans kriterleri belirlendi. Yaptıkları çalışmalar değerlendirilerek 6 ayda bir karneler veriliyor. Bir nevi yapılan faaliyetlerin özeti niteliğinde oluyor. Belirli parametreler baz alınarak mevcut durumdan alınan yola göre puanlamalar yapılıyor. 

İl Sağlık Müdürü İle Genel Sekreterin Görev Ayrımı Nedir?
663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığı Merkez Teşkilatı ve bağlı kuruluşlar olarak yeniden yapılandırıldı. İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Bakanlığı’nın taşrada ki temsilcisi konumunda iken Halk Sağlığı Kurumu ve Genel Sekreterlikler ise bağlı kuruluşların taşrada ki uzantıları şeklinde yeniden yapılandırıldı.

“Genel Sekreterlikler İcracı, Sağlık Müdürlükleri Bakanlık Politikalarına Uyumu Gözetiyor”
Sağlık Müdürlükleri illerde Halk Sağlığı ve Genel Sekreterlikler arası koordinasyonun sağlanması başta olmak üzere Acil Sağlık Hizmetlerinin yürütülmesi, Özel Sağlık Kuruluşları ile Eczane gibi hizmet alanlarının ruhsatlandırma ve denetim faaliyetleri ile Bakanlık politikalarına uyum ve düzenlemelerin takibinin yapılması İl Sağlık Müdürlüğünün görevi olarak belirlendi. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’na bağlı olarak illerde kurulan Genel Sekreterlikler ise 2. ve 3. basamak sağlık hizmetlerinin icrasında en önemli rolü üstleniyor. Hastanecilik hizmetlerinin İdari, Mali ve Tıbbi açıdan bir bütünlük içerisinde yürütülmesi hasta ve çalışan memnuniyetinin korunarak sağlık hizmetinin geliştirilmesi de bu icracı görevin içinde yer alıyor. Genel Sekreterlikler icracı Sağlık Müdürlükleri ise Bakanlık politikalarına uyumu gözetici bir rol üstlendi.”
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...