26 Nisan 2013 Cuma

DOKTORLUKTAN YAZAR VE BAHÇIVANLIĞA

Dalış, müzisyenlik, bahçıvanlık ve yazarlık  ile ilgilenen Dr. Işıl Arıcan, San Fransisco çevresindeki önde gelen sağlık kurumlarına yönetim, bilgi işlem ve kalite alanında danışmanlık yapıyor.

Sağlık ile uğraşanlar işlerinin verdiği stresi atmak için farklı hobilerle ilgilenirler. “Tıp fakültesinden her mesleği yapan adam çıkar, arada da doktor çıkar” sözünü hatırlatan Dr. Işıl Arıcan, dalış, müzik, yazarlık ve bahçıvanlıkla bu sözü doğruladığını anlattı. 
Hobilerinin mesleğine olan faydalarını anlatan Arıcan, Med-Index’in sorularını yanıtları. 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Türkiye’de bir süre aktif hekimlik ve sağlık sigorta sektöründe yöneticilik yaptıktan sonra 2008 yılında Amerika’ya yerleştim. Burada Sağlık Yönetimi ve Bilişimi üzerine yüksek lisansımı tamamladım. Şu anda, San Fransisco çevresindeki önde gelen sağlık kurumlarına yönetim, bilgi işlem ve kalite alanında danışmanlık yapıyorum.

Hobileriniz nedir ve ne kadar süredir yapıyorsunuz?
Bizim zamanımızda önceki dönemdeki arkadaşlarımız “Tıp fakültesinden her mesleği yapan adam çıkar, arada da doktor çıkar” derlerdi. Onların sözünü kara çıkarmamak için olacak, öğrenciliğimden beri pekçok alanda aktif olarak hobi sahibi olmaya çalıştım, hala da çalışıyorum.
Önce geçmişte yaptığım hobilerden bahsedeyim. Son 15 yıldır, lisanslı balıkadamım. Halen PADI Advance Diving brövem var, ama işler nedeniyle artık fazla aktif dalış yaptığımı söyleyemem. Aktif dalış yaptığım dönemlerde Akdeniz ve Kızıldeniz’de pekçok dalışa katıldım, batık dalışlarıyaptım. 

Türkiye’de yaşadığım zamanlarda, arkadaşlarla kurduğumuz bir rock grubumuz vardı. Haftada bir stüdyoya gidip, çalıp söyleyip deşarj oluyorduk. Eşimle de o grup sayesinde tanıştım. Daha çok eğlence amaçlı bir gruptu, beste yapmaktan ziyade cover yapıyorduk. Birkaç kayıt yaptık, birkaç yerde de sahneye çıktık. Tabi üilke değiştirince grubumuz dağıldı.

O yıllardan sonra, ABD’ye taşındıktan sonra en aktif uğraştığım hobiler ise bahçıvanlık ve yazarlık.Önce yazarlıktan başlayayım. 2009 yılında yalansavar.org isimli bir web sitesi kurdum. Ana amacı, insanların doğru sandığı şehir efsaneleri ve yanlış bilgilerle savaşmak olan site, zamanla evrilerek bir bilimsel skeptisizm ve eleştirel düşünme yetisi aşılayan bir site haline dönüştü. Zamanla yazar kadromuz genişledi, şu an 9 yazarıyla, günde bine yakın okuyucusu olan bir site haline geldi. Yalansavar.org ile başladığım yazarlık deneyimine, geçen yıl Açık Bilim dergisi de ilave oldu.Şu an yalansavar’a ek olarak aylık yayınlanan çevrimiçi bir dergi olan Açık Bilim’de her ay yazı yazıyor ve insanların ilgisini çekeceğini düşündüğümk popüler bilim konularına değiniyorum.

Bütün bunlardan kalan zamanlarda da bahçemde sebze yetiştiriyorum. Daha önce hiçbir şekilde çiçek yetiştirme ve tarımla ilgim olmamıştı. Ancak geçen yıl epeyce büyük bir bahçesi olan bir eve taşınınca, deneme amaçlı bahçevanlığa başladım. Zaman içinde birşeyler yetiştirmenin insanı inanılmaz gevşeten, kafasındaki düşünceleri boşaltan bir özelliği olduğunu fark ettim. İşimi çok sevsem de, işten trafikte eve gelip üzerime bahçe kıyafetlerimi giyip, sebze bahçemde domateslerimin altını çapalamaya veya güllerimi budamaya başladığımda beynim adeta şarj oluyor. 


Hobinizin mesleğinize katkısı oluyor mu?
Kesinlikle evet. Yalansavar ve Açık Bilim yazıları için zaten son bilimsel gelişmeleri, tıp literatürünü yakından izliyorum. Sonuçta iş ile güzel bir birliktelik oluşturuyorlar, güncel bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip etmek hem yazılar için malzeme bulmamı, hem de kariyerim için kendimi geliştirmemi sağlıyor.

Bahçıvanlık ise, kafamı boşaltıp bana masa başında durma, okuma ve yazı yazma sürecinden çıkmak adına bir mola oluyor benim için. O anlamda katkısı olduğunu söyleyebilirim. Elbette bitkilerle ilgili inanılmaz şeyler de öğreniyorum bahçıvanlık yaparken. Hatta bazen sebzelerim için yaptığım araştırmadan, makale yazıverdiğim de oluyor. Mesela yetiştirdiğim domateslerin tadıyla ilgili araştırma yaparken Domateslerin rengi üzerine makale çıktı araştırmanın meyvesi olarak: http://www.acikbilim.com/2012/08/dosyalar/domatesin-cekirdegi-kirmizi.html 

Neden bu hobiyi seçtiniz?
Yazarlık hobisini bilinçli olarak seçmedim aslında. Zaten arkadaşlarım bana e-posta ile ilgili birşeyler sorduklarında uzun uzun onlara açıklamalarda bulunuyor, yazılı cevap veriyordum. Oldum olası bilgi aktarmayı sevmişimdir. Sonra yakınlarım, karmaşık bilimsel süreçleri günlük dile uyarlayıp anlaşılır hale getirme konusunda oldukça başarılı olduğumu söylediler. Hakikaten de aktif hekimlik yaparken bana çok hasta gelirdi. Mesela bazen “Doktor hanım, bizim çocuğun kulağı ağrıyor ama başka doktora gittik, doktor kulak yerine burun damlası verdi. Bir de siz bakın” diye gelirlerdi, ben de elime kafa kesiti maketini ni alıp burun, sinüs sistemini, orta kulak ile östaki borusu bağlantısını uzun uzun anlatırdım. Dinleyen hasta başta ilk doktor yanlış ilaç vermiş diye gelmiş olduğu halde, neden kulağı ağrıyan çocuğun burun damlası kullanması gerektiğini anlayıp giderdi muayenehanemden. Sonra eş dost da çok sormaya başladı. Ben de yanıtları yazayım dedim. Zamanla yazı yazmaktan keyif aldığımı farkedince üzerine gittim.

Bahçıvanlık hobisi biraz tesadüf oldu bilerek istediğim birşey değil. Dediğim gibi bahçeli eve taşınıp, bahçedede hazır sebze bahçesi yetiştirmek için ayrılmış yer olunca, ‘hadi deneyeyim’ dedim. Başta epey umutsuzdum aslında. Yerden çıkan otlar ayrıkotu mu, çiçek mi onu bile ayıramıyordum. Neyse ki araştırma hevesim sayesinde bir sürü kitapların yardımı ile gayet bilimsel şekilde, ne nedir öğrendim. Sonra deneme amaçlı domates ve biber ektim. Hatta o kadar umutsuzdum ki, nasılsa hepsi ölür diye fide sayısını bol tutmuşum. İnanılmaz ürün aldık! İlk domatesi kestiğimde, eşimle dumur olduk. Çocukluğumuzdan beri yemediğimiz güzellikte ve lezzette domates yedik yıllardan sonra. Bizimle birlikte tüm arkadaşlarımız da yediler, çünkü benim ölür diye bol bol diktiğim herşey canavar gibi ürün vermeye başladı. Zamanla diğer bitkileri de öğrendikçe aldığım keyif daha da arttı. Bu yıl ürün serisini büyüttüm. Şimdi bahçemde taze bakla, bezelye, marul, kale ekili. Yaz için de domates, biber, patlıcan ve börülce fidelerini büyütüyorum evde, yakında bahçeye dikilecekler. İlaveten birkaç meyve ağacım da var: Limon, portakal, mandalina, armut ve şeftali yetiştiriyorum.



Yaptığınız hobi size ne hissettiriyor?
Yazarlık kısmı beni sürekli araştırmaya sevkediyor. Yeni bir şeyler öğrenmekten, öğrendiğim yeni şeyleri de başkasına aktarmaktan keyif alıyorum. Zaman zaman okur yorumları sayesinde verimli tartışmalara giriyoruz, gelen yorumlardan bambaşka şeyler de öğreniyoruz. Özellikle tıp tarihi ile ilgili yazılar yazmayı çok seviyorum, geçmişte yaptığımız hataları anımsayarak güncel tıbbın gelişmesine katkıda bulunacağımızı ya da kendimizi kandırmanın önüne geçebileceğimizi düşünüyorum.

Bahçe ile uğraşmak ise bambaşka birşey. Mevsimler geçtikçe yeni hayatın doğuşunu seyretmek, doğadaki çeşitliliği, o çeşitliliğe uygun gelişmiş bitki ve hayvanların adaptasyonlarını görmek müthiş. Yerden ayrıkotu bile sökerken, ayrıkotunun kendi tohumlarını etrafa saçmak için evrimleştirdiği mekanizmalara bakıp evrimsel işleyişe adaptasyonlarahayranlık duyuyorum. Kış mevsiminde kupkuru hale gelmiş ölü bir dalın, bir ay sonra havalar ısınınca üzerinin tomurcuk kaplanmasını seyretmek inanılmaz keyifli.Elbette en keyifli anlardan biri de, üzerinde damlacıklar halinde özsuları bulunan taptaze domatesi ve biberden çoban salata yapılan an!

Tavsiye edeceğiniz kitap, film ve müzik nedir?
Çok zor bir soru! Hangi birini söylesem ki? Kitaplardan başlayayım. Ben genelde aynı anda birkaç kitap okuyorum. Genelde biri kurgu, diğerleri araştırma oluyor, ruh durumuma göre seçiyorum hangisini okuyacağımı. Şu an Ben Goldacre’nin Bad Pharma isimli kitabını okuyorum. İlaç endüstrisi ile ilgili problemleri objektif bir dille anlatıyor, herkese öneririm. Herkesin mutlaka okumasını önerdiğim kitap ise Carl Sagan’ın Karanlık Dünyada Bilimin Mum Işığı kitabı. Bu kitap, benim için Yalansavar’ın kuruluşuna ilham veren kitap olma niteliğini taşıyor. Hem sloganımız, hem de logomuz bu kitaba gönderme yapıyor. Bu sıralar okuduğum ve en beğendiğim roman ise çok sevdiğim yazar Margaret Atwood’a ait: The Year of Flood (Sel Yılı). Henüz Türkçesi çıktı mı bilemiyorum, eğer çıkmadıysa aynı yazarın Damızlık Kızın Hikayesi romanını öneririm.

Son zamanlarda film endüstrisini aktif olarak takip ettiğimi söyleyemem. Ancak benim için kült olan birkaç film ismi verecek olursam: City of Lost Children, The Eternal Sunshine of the Spotless Mind, District 9, The Quill. Geçen hafta epey bir gecikmeyle King’is Speech’i de seyrettim, o da epey güzel bir filmdi.

Müzik önerisine gelince, ben genelde biraz sert müzik seviyorum. Genel olarak metal ve rock’un her türünü sevmekle birlikte, tercih ettiğim tarz progressive metal ve iskandinav metal. Bu aralar en çok Amorphis, Opeth, Gojira, Ayreon, Diablo Swing Orchestra, Eluvetie, Animals as Leaders gibi greupları dinliyorum.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

25 Nisan 2013 Perşembe

ANKARA TIP “SAĞLIKTA MÜKEMMELİYET ALANI” OLUYOR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinin binalarının büyük çoğunluğunun eski ve fiziki olanakları yeterli olmadığını, bu nedenle istenilen kalitede hizmet verilemediğini belirten Rektör Prof. Dr. Erkan İbiş, Sağlıkta Mükemmeliyet Alanı projeleri ile geleceğin modern sağlık yapılarını bünyelerine katmayı ve daha kaliteli hizmet sunmayı hedeflediklerini söyledi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastane binalarının eskidiği, çağdaş eğitim ve hizmet için mimarisinin istenilen uygunlukta olmadığı ve hasta kapasitesini kaldıramadığını söyleyen Ankara üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, hem sağlık çalışanlarının hem de hastaların memnuniyetinin giderek düştüğünü dile getirdi. Geleceğe dair bazı vizyonlar belirlediklerini ifade eden İbiş, “Ankara batıya doğru genişlediği için şehrin gelişimi ile paralel bir proje ortaya koyduk, “Sağlıkta Mükemmeliyet Alanı” adında. Sayın Başbakanımıza sundum ve bunun için üniversitemize Bağlıca’dan bin 500 dönümlük arazi talebinde bulunduk. Başbakanımızın onayı ve talimatları ile böyle bir alan üniversitemize tahsis edildi. Bu alan 20-30 yıl sonra tümüyle şehrin içinde kalacak ve Ankara kenti ile bütünleşecek” dedi.

Sağlıkta Mükemmeliyet Alanı Nedir?
“Sağlıkta Mükemmeliyet Alanı” adı ile oluşan proje hakkında Med-Index’e bilgi veren Prof. Dr. Erkan İbiş, şunları söyledi: “Onkoloji ağırlıklı ancak tüm disiplinleri de içerecek bir tıp fakültesi hastanesi ve etrafında entegre uydu merkezler şeklinde yerleşmiş ileri tıbbi teknoloji alanları olarak yorumlanabilecek, kök hücre, medikal teknopark, biyomedikal ve biyoteknoloji gibi, birimleri içeren bir yapı olacak. Bu alanda hem uluslararası düzeyde hem eğitim, hem araştırma hem de tanı-tedavi hizmetleri sunulması hedefleniyor. Bölgesel eğitim ve araştırma istasyonu olacak. Sadece Türkiye’den değil, Balkanlardan, Kafkaslardan ve birçok ülkeden araştırıcılar, öğrenciler gelip , bilgi edinip kendilerini geliştirebilecekleri bir üs, bir mükemmeliyet alanı olacak. İleri teknolojinin uygulanacağı bir merkez olacak.” 

İmar Bu Yaz Bitecek ve Projelendirme Başlayacak
İmar çalışmaların devam ettiğini belirten İbiş, leke plan ve proje tasarımları üzerinde çalışıldığını kaydetti. Projenin detaylanması imar planının tamamlanmasına bağlı olduğunu ifade eden İbiş, “İmar bu yaz bitecek ve projelendirme başlayacak. Ardından temel atılacak. ” diye konuştu. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


22 Nisan 2013 Pazartesi

BEYNİNİZ İLE ALIŞVERİŞ YAPMAYI ÖĞRENİN!

Nörobilim alanında yapılan çalışmalar pazarlama alanında “nöromarketing” adıyla kullanılıyor. Sağlık sektöründe bu yöntemin kullanımı hakkında bilgi veren Sales Brain Ortağı Kıvılcım Kayabalı, beynin duygusal konulara karşı daha hassas olduğunu söyledi.

Nöromarketing karar verme eğilimlerimizi bilimsel bir yol ile açıklamaya çalışan yeni bir disiplin. Nöromarketing’in amacı müşterilerin tercihlerini anlayabilmek ve bir ölçüde öngörebilmek. 
Nöromarketing’in geçmişi 90’lı yıllarda Harward Üniversitesinde başlatılan ve daha sonra birçok araştırma kurumunda devam eden nörobilim ile ilgili çalışmalara dayanıyor. Bunların arasında çok önemli kabul edilen bir çalışma ise 2004 yılında Houston, Teksas Tıp Fakültesi Baylord College’de gerçekleştirilen Cola ve Pepsi’nin karşılaştırıldığı meşhur araştırma (blind test). Bugün bilimsel verilere dayanarak satın alma kararlarımızın ardında mantıksal nedenlerden çok duygularımızın olduğunu biliyoruz. 

1999 yılında Journal of Consumer Research’te yayınlanan Kathryn Braun’un makalesi de bu sürece ışık tutmak açısından bir mihenk taşı oldu. Eskiden, tüketicilerin satın alma davranışında eylem sıralamasının “düşün-hisset-yap” şeklinde olduğu sanılırken, Braun’un çalışması gerçek sıralamanın “hisset-yap-düşün” olduğunu ortaya koydu. Yani satın alma hareketimiz rasyonel bir düşünceyle başlamıyor, hissederek başlıyor. Önce duygularımızla karar veriyor ve daha sonra verdiğimiz kararı mantıklı bir zemine oturtmaya çalışıyoruz. Bu durum hiç giymeyeceğimiz bir ayakkabıyı satın alırken de, çok büyük iş anlaşmalarını imzalarken de geçerli. İlginç bir şekilde alınan risk ne kadar büyükse duygular o kadar çok devreye giriyor. Kalifornia’da UC Irvine Nörobilim Bölümü Direktörü ve karar mekanizmalarında duyguların etkisini inceleyen en önemli uzmanlardan olan Antonio Damasio, ‘Descartes Error’ adlı kitabında "Biz hisseden düşünme makinaları değil, düşünen hissetme makinalarıyız " diyor. 

Pazarlamacıların beynin çalışma mekanizmalarına giderek daha fazla ilgi duyduğunu ve yeni bakış açıları kazandığını söyleyen Sales Brain Ortağı Kıvılcım Kayabalı, “Nöromarketing çalışmaları pazar araştırmaları açısından önemli bir yer tuttuğu gibi, bu kavramın pazarlama dünyasında kabul görmesi ve uygulanması, pazarlama ve satış alanındaki stratejilerimize büyük katkılar sağlayacak” dedi. 
Nöromarketing konusunda sağlık sektörünün nasıl faydalanması gerektiği üzerine Kayabalı, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Bu toplantıların amacı nedir?
Bu toplantılarda katılımcılara müşterinin nasıl karar verdiğini, karar verme mekanizmasının altındaki bilimsel gerçekleri anlatıyoruz. Nörobilim üzerinde son yapılan araştırmalara dayanarak müşterini nasıl etkileyebileceklerini gösteriyoruz. Programda gerçek karar vericinin beynimizin hangi bölgesi olduğunu, neden duygulara hitap etmemiz gerektiğini açıklıyoruz. Yine nörobilim çalışmalarından elde ettiğimiz verilere dayanarak değer mesajlarını ve iddia’larını oluşturma, etkili sunum yapma ve kişiler arası ilişkilerde önem verilmesi gereken noktalara değiniyoruz. Bu açıdan dünyadaki tek work-shop.

Bu Workshop’ta neler anlatılıyor?
21.yüzyılın eğitimli tüketicileri mantıklı görünen seçimlerinde ve kararlarında sandıklarından daha az kontrole sahipler ! Beyni farklı hücresel ve işlevsel özellikleri olan üç bölüme ayırarak inceleyebiliyoruz. Yeni beyin yani neokorteks düşünür, rasyonel verileri işler, entelektüel süreçlerden sorumludur. Orta beyin; hisseder, duyguları işler. Eski beyin ya da sürüngen beyin adını verdiğimiz bölge ise karar vericidir. 

Nörobilim alanında yapılan son çalışmalar gösteriyor ki, beyinde satın alma kararı rasyonel gerekçelere dayanarak verilmiyor. Kararları duygularımızın etkisiyle içgüdüsel olarak veriyoruz ve daha sonra verdiğimiz kararı rasyonelize etmeye çalışıyoruz. Nöromarketing ise eski beyni etkileyen süreçleri ve satın alma kararlarının arkasındaki nedenleri inceliyor

Toplantıda satış ve pazarlama dünyasındaki yöneticilere müşterilerin nasıl düşündüğünü kavrayabilmenin pazarlamacıları başarıya götürecek en önemli yol olduğu mesajını veriyoruz. Karar verme mekanizmalarının ardındaki bilimsel gerçekleri öğrenmek ürün özelliklerinden ve ürünlerin piyasa ve müşterilere nasıl ulaştığından daha fazla önem taşıyor. Yeniliklere açık olan pazarlama yöneticileri, konfor alanlarını genişleterek farklı disiplinleri keşfetmeye çalışıyorlar. Bizde onlara beyin, nörobilim alanında yapılmış araştırmaları aktarıyoruz ve bu bilgileri satış ve pazarlama alanında nasıl kullanabileceklerini gösteriyoruz. Örneğin konferansta katılımcılara müşterilerin beynindeki karar verici bölge olan eski beyine ulaşmayı sağlayan 6 temel uyarı hakkında örneklerle detaylı bilgi veriyoruz.
Bunlar; 
Eski Beyin benmerkezcidir. 
Zıtlık eski beynin hızlı ve risksiz karar vermesini sağlar. 
Eski beyin somut ve kolay anlaşılır verilere ihtiyaç duyar
Eski beyin başlangıç ve bitişlerden hoşlanır
Eski beyin görseldir
Eski beyin yalnızca duygular tarafından harekete geçer.
Bu workshop’ta farklı seviyelerden satış ve pazarlama uzmanları müşterinin bakış açısını ve karar verme mekanizmasını öğretiyor.

Nöromarketing sağlık sektöründe nasıl kullanılabilir?
Nöromarketing prensipleri tüm sektörler için geçerli. Hatta kişiler arası iletişimimizde bile aynı yöntemleri uygulayabiliriz. Bir ürün veya hizmeti tanıtırken en etkili yol, hizmeti götürdüğünüz kişinin sıkıntısını keşfetmek. Onun duygularına hitap edebilmek ve en önemlisi ’ben’ değil ’biz’ dilini kullanmak. Yani verdiğiniz hizmet, ürünleriniz hakkında bilgi verirken asıl üzerinde odaklanmanız gereken nokta bu hizmetin kişinin hangi sıkıntısını gidereceğini, kişiye sağlayacağı yararları net bir şekilde anlatmak. Ayrıca hizmeti sunduğumuz kişinin duygularına hitap edebildiğimiz sürece akılda kalıyoruz ve değerimiz artıyor. Duygulara etkili hitap eden markalar veya kurumlar tercih ediliyor. 
Dünyada Siemens gibi sağlık alanında çalışan birçok kurum ve sağlığa yönelik hizmetler pazarlayan şirketler bu konuda danışmanlık alıyor. Sağlık veya diğer sektörlerdeki kişisel ilişkilerimizde de aynı prensipler geçerli. İlkel beyin veya eski beyin güvenilir kanıtlar karşısında etkileniyor. Bu kanıtları kolay anlaşılabilir şekilde sunmak önemli. Başarılı kişilerin doğal olarak bu yöntemleri uyguladığını görüyoruz.

Nöromarketing bilmenin avantajları nelerdir?
Nöromarketingin en büyük yararlarından biri satış ve pazarlama için ortak bir dil içermesi. Birçok kurumda satış ve pazarlama bölümleri iletişim için ortak bir dil platformu paylaşmıyor ve firma da bu bölünmüşlüğün faturasını ağır ödüyor.
Nöromarketing ile birlikte satış ve pazarlama işlevleri dört basit ve temel adım üzerinde yoğunlaşıyor ve aşağıdaki mesajlar iletiliyor;
Müşterinin sıkıntısını teşhis edin: teşhis ederken ’yargılamayın, derinlemesine dinleyin, varsayımlardan kaçının, araştırın ve düşünün 
Firmanızın iddialarını farklılaştırın : yeri doldurulamaz olmak, farklı olmayı gerektirir.
Kazancı gösterin : kazancı verilerle kanıtlayın
Eski beyne iletin : eski beyne iletirken siz üslubunu kullanın, büyük resmi gösterin, zıtlıklardan yararlanın, bir hikayeniz olsun
Bütün bunları gerçekleştirmek için öncelikle duygulara hitap etmeyi, etkili sunum hazırlamayı, topluluğa hitap etmeyi, satış ve pazarlamanın tüm diğer boyutlarını etkili kullanmayı öğreniyorsunuz.

Bu programa katılanlar ne gibi bilgiler edinecek?
Sales Brain kurucu ortağı Christophe Morin, tarafından gerçekleştirilecek olan Nöromarketing workshopta katılımcılar bilimsel verilerin ışığında müşterilerinin satın alma kararlarını etkileyen faktörleri öğrenecekler, karar verme sürecinde duyguların rolü üzerinde geniş bir vizyon kazanmış olacaklar.
Günümüzde satış ve pazarlama artık hiç olmadığı kadar zor. Çünkü müşteriler çok bilinçli, rekabet çok yoğun, geleneksel anlaşma tekniklerine olan direnç çok arttı.
Bu workshop etkili pazarlama stratejileri yaratmak ve başkalarını etkileme yeteneğinizi geliştirmek, ikna edici sunumlar yapabilmek ve mesajlarınızın akılda kalıcı bir şekilde sunulabilmesi için devrimsel nitelikte teknikler aktarıyor. İstanbul’da bir önceki konferansımıza katılan kurumların web sitelerindeki değişiklikleri ve farklılaşan iddialarını görmek etkileyiciydi.

Yayınlar
Neuron, Vol. 44, 379–387, October 14, 2004, Neural Correlates of Behavioral Preference for Culturally Familiar Drinks (http://www.librimedia.com/website/content/research/papers/neural_correlates_of_behavioral_preference_for_culturally_familiar_drinks.pdf)
Journal of Consumer Research Vol 25 Nov 4 March 1999 Kathryn Braun Consumer Memory ( http://www.jstor.org/discover/10.1086/209542?uid=3739192&uid=2&uid=4&sid=21102060296521)
Kitaplar
Neuromarketing “Understanding the Buy Button Inside Your Customers’ Brain”(Patrick Renvoise&Christophe Morin )
Descartes Error (Damasio)
Neuromarketing (Zurawicki)
How Customers think (Zaltman)

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

19 Nisan 2013 Cuma

"CAN GÜVENLİĞİM OLANA KADAR MESLEĞİMİ YAPMAYACAĞIM"

Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi’nde bir hasta yakını dün akşam saatlerinde ağır küfür ve hakaretler ettiği bir asistan hekimle hemşireyi, belindeki silahı gösterip “Ölmek mi istiyorsun?” diyerek ölümle tehdit ettiği iddasıyla protesto düzenlendi. Şiddete uğradığını belirten Dr. Batuhan Erdoğdu, "Can güvenliğim olana kadar mesleğimi yapmayacağım” dedi.

Ankara Tabip Odası üyelerince, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesinde görevli bir hekimle hemşirenin fiziksel ve sözel şiddete maruz kaldığı iddasıyla protesto düzenlendi. İbn-i Sina Hastanesinde bugün yaşanan şiddet olayına tepki koymak için hastanenin poliklinik servislerinde hizmet verilmiyor. 

Hastane bahçesindeki eylemde, asistan hekimler adına konuşan Dr. İzzet Doğan, dün gece hastanelerinin endokrinoloji kliniğinde bir asistan hekimle hemşireye hasta yakını tarafından sözel ve fiziksel saldırı yapıldığını ve silahla ölüm tehdidinde bulunulduğunu öne sürdü. Yaptığı konuşmada, sağlık çalışanlarının çok sık şiddete maruz kaldığını söyleyen Doğan, "Artık hekimlik yapılamaz hale gelmiştir. Bakanlık hastayla sağlık çalışanlarını karşı karşıya getirici politikalardan vazgeçmelidir. Sağlıkta şiddet yasası bir an önce Mecliste kabul edilmelidir" dedi.

Şiddete uğradığını belirten İç Hastalıkları Anabilim Dalı Asistanı Dr. Batuhan Erdoğdu ise olayı kınayarak, "Can güvenliğim olana kadar mesleğimi yapmayacağım" diye konuştu.


“Olumsuz Bir Sonuç Alınması Halinde Eylemlerimize Devam Edeceğiz”
Ankara Tabip Odası Başkanı Özden Şener ise şunları söyledi: “Gözaltına alınan hasta yakını Metin Ataoğlu hakkındaki kararın bugün öğleden sonra açıklanacak. Kararı öğrenmek için adliye önüne yürüyeceğiz. Olumsuz bir sonuç alınması halinde eylemlerimize devam edeceğiz.”
Konuşmaların ardından "herkese sağlık güvenli gelecek" şeklinde slogan atan sağlık çalışanları, adliyeye yürüdü. Adliye binası bahçesinde toplanan sağlık çalışanları, sonucu öğreninceye kadar beklediler. 



Gözaltı Süresi Uzatıldı
Adliye binası bahçesinde toplanan sağlık çalışanları, şiddet uyguladığı iddia edilen Metin Ataoğlu'nun gözaltı süresinin uzatılması üzerine buradan ayrılarak Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi'ne döndü. Eyleme katılan hastanenin sağlık çalışanları, bir araya geldi. Toplantıda, şiddetin önlenmesine yönelik tedbirler ve taleplerin ele alınacağı, bunların hastane yönetimi ve öğretim üyelerine iletileceği öğrenildi. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

ANKARA TIPTA ASİSTAN HEKİME DARP!

Alınan bilgilere göre; dün Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi'nde Asistan Hekim darp edildi.

Hasta yakını tarafından darp edilen hekim şahsın silahlı olduğunu söylediği alınan bilgiler arasında. Darp edilen hekim, saldırgan hakkında suç duyurusunda bulundu. 

Endokrinoloji servisinde gerçekleşen olayı protesto etmek amacıyla dahiliye ve cerrahi bölümü asistan hekimleri bugün greve gidiyorlar. Ayrıca grev yapan hekimler bugün hastanede basın açıklamasında bulunacaklar.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

SAĞLIK BAKANI AMERİKA'DA

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Amerika’da gemi hastane incelemelerinde bulundu.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Nihat Tosun resmi twitter adresinden gemi hastane inceleme fotoğraflarını paylaştı. Sağlık Bakanı ve beraberindeki heyetle Amerika’da 2 hastane gemisinden biri olan ve Pasifik kıyısında San Diego'da Amerikan donanmasına ait limanda demirli olan USNS Mercy Hastane gemisini ziyaret edip, bilgi aldı. Gemi Hastane Kaptan Köşkü incelendi ve simülasyonda hastaya müdahale değerlendirildi. 

Ayrıca Müezzinoğlu, Gemi Hastane yetkililerine plaket verdi. Gemi hastane yetkilileri tarafından da Nihat Tosun’a hatıra plaketi verildi.


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

18 Nisan 2013 Perşembe

AHEF, UEMO ÜYESİ OLDU



UEMO(Avrupa Genel Pratisyenler Birliği) toplantısına katılan Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu, yapılan çalışmalarda söz sahibi olmayı hedefliyor. 

 Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonuna, “Türkiye” adını eklemek için işlemleri başlattıklarını kaydeden Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) ikinci Başkanı Dr. Akif Emre Eker, denetlemelerinde Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanacak olan raporları beklediklerini dile getirdi. 
Eker, ayrıca Federasyon’un UEMO(Avrupa Genel Pratisyenler Birliği) toplantısı hakkında şu bilgileri verdi: “Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF) adına Dr. Zafer Kalaycıoğlu ve Dr. Serdar Gürel Berlin’deki UEMO(Avrupa Genel Pratisyenler Birliği) toplantısına katıldı. AHEKON tanıtım sunumu Dr. Serdar Gürel tarafından 2013’te İrlanda’da yapılacak UEMO ve Prag’da yapılacak olan WONCA toplantıları sunumlarının ardından gerçekleştirildi. Toplantıda, Almanya CDU/CDS koalisyon partisi milletvekili ve sağlık komisyonu üyesi Dr. Rolf Koschorrek Almanya’da çok disiplinli ve iyi bir sağlık sistemi olduğunu, son dönemdeki krizler ve demografik değişikliklerden etkilenmeden bu sistemi sürdürmenin tek hedefleri olduğunu belirtti. 

“Aile Hekimliğinin Özendirilmesi Gerekiyor”
Almanya Aile Hekimleri Derneği Başkanı Ulrich Weigeldt ise daha fazla aile hekimine ihtiyaçları olduğunu, aile hekimliğinin özendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Weigeldt, özellikle doktor açığının kırsal kesimlerde daha çok hissedildiğini, uç dal uzmanlıklarının fazla artmasının olumsuz etkilerinin olduğunu söyledi. Bu problemleri ancak politikacıların çözebileceğini ifade etti.

“Aile Hekimliği Bazı Ülkelerde Uzmanlık Kabul Edilmiyor”
Aile Hekimliğinin uzmanlık kabul edilmediği Avusturya, İtalya, İngiltere, Belçika temsilcileri Aile Hekimliği eğitimlerini anlattılar.

UEMO Neler Yapıyor?
Professional Qualifications Directive(2005/35/EC) denen bir yönergenin revizyon sürecinde, konunun aile hekimleriyle ilgili kısmı olan ve aile hekimliğinin koşulsuz olarak tüm Avrupa’da uzmanlık sayılması gerektiğini öngören, kısa süre sonra hukuksal anlam kazanacak bu yönergenin sonuçlandırılmasında UEMO’nun üstüne düşeni yaptığı vurgulandı. UEMO Başkanı Ferenc Hajnal Avrupa Birliğine üye ülkelerin, Avrupa Parlamentosu milletvekillerine ulaştırılmak üzere “aile hekimliğinin bir uzmanlık” olduğunun ilgili yönergenin Ek V 5.1.3 no’lu kısmına eklenmesini talep eden bir dilekçe hazırladığını söyledi.

“Avrupa’da Yeni Mezunlar Ağır İş Yükü Yüzünden Aile Hekimliğini Seçmiyor”
Başkan yardımcılarından Nena Kopcevar Gucek yapılan bir araştırma sonucunda, yeni mezunlara ‘neden aile hekimliğini seçmedikleriyle’ ilgili soru yöneltilince diğer uzmanlık dallarına göre, ağır iş yükü olduğu ortaya çıktığını belirtti.

Aile Hekimliğinin bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmesini sağlamak, tüm Avrupa’da geçerli olması, serbest dolaşım hakkı, sürekli tıp eğitimi UEMO’nun ana hedefleri olarak ortaya çıktı.
Tüm bu konularla ilgili çalışma gruplarına AHEF temsilcileri bizzat katıldı.

Türkiye’de İlk Olacak Çalışmalar
Türkiye’de ilk defa olacak projeleri olduğunu belirten Eker, bunları ilk defa birinci basamak hekimlerinin yapacağını kaydetti. Eker, ayrıca birinci basamak hekimlerinin diğer meslek gruplarından çok önemli bir farkı olduğunu, 75 milyon nüfusa aynı anda dokunan tek meslek grubu olduklarını dile getirdi. Eker, yaptıkları ve yapılmayı planladıkları bazı proje başlıklarını şu şekilde sıraladı:

STRAAHEF
DİYAAHEF
ANNE AHEF
AHEF OBEZİTE
GAZETE AHEF ve AHEF Dergi
AHEF TV ( kongre de yayına başladık )
AHEF application
Avrupa Birliği Projeleri
Hekime şiddet çalıştayı
Aile hekimliğinde iş yükü analizi çalışması
AHEF AHBS
Uemo ile Smart Proje

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

16 Nisan 2013 Salı

AKCİĞER KANSER AMELİYATLARINI HERKESE EMANET ETMEYİN!

Akciğer kanser cerrahisi alanında en yetkin isimlerden olan Prof. Dr. Abdullah İrfan Taştepe, 10 binin üzerinde yaptığı ameliyatları ve uzun yıllardır edindiği tecrübelerini anlattı.

Ameliyathaneler her daim gizemli ve streril ortamlar olarak merak edilir hatta, filmlere, dizilere konu olur. Ameliyathane röportaj serimiz ile işin uzmanlarından meslek sırlarını ve merak edilenleri öğreneceğiz. 

Türkiye’nin akciğer cerrahisinde en iyi ilk beş hastaneden biri olan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi ve akciğer cerrahisi kanser ameliyatları alanında en yetkin isimlerden biri olan Prof. Dr. Abdullah İrfan Taştepe, Med-Index’in sorularını yanıtladı. 

Akciğer kanser cerrahisi hakkında bilgi verir misiniz?
Dünyada en yaygın kanser türü olan akciğer kanseri, erken evrede vücuda yayılma yapıyor. Akciğer kanserinin yüzde 20-25’i ameliyat edilebiliyor. Diğerleri genelde teşhis konduğu anda ameliyat etme şansını kaybetmiş oluyor. Bütün dünyada erken tanının nasıl konulacağı konusunda bir fikir birliği yok. Kimileri sigara içen 40 yaş üzerindeki herkese tomografi çekilmesini istiyor. Kimileri bunun çok pahalı bir yöntem olduğunu söylüyor. 

Yaptığınız operasyonlardaki incelikleri anlatır mısınız? 
Bu zamana kadar 10 binin üzerinde akciğer ameliyatı yaptım, bunların içinde 2 bin civarını akciğer kanser ameliyatı oluşturuyor. Kanser cerrahisinin inceliklerine dikkat etmek gerekir. Bu cerrahi kanserli doku çıkarıldıktan sonra başlar. Çıkarılması gereken bezelerin tamamını çıkartmak gerekir. Sadece kanserli bir lobu alıp çıkartmakla kanser ameliyatı bitmiyor. Çıkartıldıktan sonra lenf bezlerinin temizlenmesi aşamasında incelik arz ediyor. Lenf bezlerini kim iyi çıkartırsa o ameliyatı o kişi iyi yapıyor demektir. Deneyim ve el becerisi ve ameliyatlarda pişmek önemlidir. Her hasta ve her hastalık farklı bir durum gösterebilir. Yapamayacağınız ameliyat için hastayı ameliyat etmemelisiniz ve yapamayacağınız ameliyata başlanmamalısınız. 

Akciğer kanserinde genellikle “Lobektomi” denilen, akciğerin bir lobunu alma işlemini uyguluyoruz. Akciğerin tamamını alma işlemlerini çok fazla tercih etmiyoruz. Akciğer kanserlerinin yüzde 20-25’ini ameliyat edebiliyoruz. Bunların da yarısı sağlığına kavuşuyor, geri kalan kısmını maalesef kaybediyoruz.

Kimleri ameliyat etmiyorsunuz?
Hastanın iştahsızlık, halsizlik, zayıflama, kansızlık gibi şikayetleri varsa o hasta ameliyat şansını kaybetmiş ve hastalığı ilerlemiştir. Hiçbir şikayeti olmayan, sağlığı yerinde olup tesadüfen teşhisi konanları ancak, ameliyat edebiliyoruz. Bronşun içine büyüyen tümör olduğunda hasta kan tükürür, o zaman erken teşhis konulur. 

Risk grubu denilen; sigara içen, 40 yaş üzeri, ailesinde kanser hikayesi olan kişilerde düşük doz tomografilerle tanıya gidilebilir. Evre-1 denilen erken dönemde tanı konulan hastalarda şifa oranı yüzde 65-70 kadardır. Evre-4’te bu oran sıfıra iner. Metastaz durumunda yanı dağılma olması durumunda ameliyat yapamıyoruz. Ameliyat etmemiz için metastaz olmaması gerekiyor. Bir de “ya hep ya hiç” kuralı geçerlidir Tümörün yüzde yüzünü çıkartacaksanız, ameliyat edin. Yoksa hiç dokunmayın. Ameliyat dışındaki tedavilerin hiç birisi yeterli tedavi değildir. İçinde ameliyatın olmadığı bir tedavi yani kemoterapi ve radyoterapi eksik ve yetersiz bir tedavidir. Bu tedavilerde çaresizlikten başvurulur. 


Akciğer kanser ameliyatı yapan hekimlere ne gibi tavsiyeleriniz olacak?
Ameliyatı yapacak olan hekim kendi sınırlarını iyi bilmeli, yapamayacağı operasyona hiç başlamamalıdır. İkinci kez hastaya müdahale edildiğinde de, ilk ameliyat kadar rahat olamıyoruz. Hastaları da kendimizi de zora sokmamalıyız. 

İyi bir göğüs cerrahı olmak için neyi iyi bilmek gerekir?
Kalp cerrahisi eğitimi de aldığım için bu durum benim avantajım oluyor. İyi bir göğüs cerrahı olmak için, kalp cerrahi disiplinini iyi bilmekte fayda var. Hatta genel cerrahi de bilsek hiç fena olmaz. 

Ameliyatlarınız ortalama ne kadar sürüyor?
Kanser ameliyatları 2 ila 5 saat arasında sürer, ortalama 2,5 saat kadardır.

Proflaktik antibiyotik kullanıyor musunuz?
Kısa süreli, pahalı olmayan antibiyotik kullanıyoruz.

Hastalarınızın demografik özellikleri hakkında bilgi verir misiniz? Geniş mi dar mı?
Hastalarımızın yüzde 90’ı sigara içicisidir. Asbest gibi diğer kanserojen maddeler de vardır. Hastaların büyük çoğunluğu 65 yaş üzeridir.



Ameliyatlarınızda size en çok kim yardımcı oluyor?
Ameliyat bir ekip işidir. Makinenin dişlilerinin hepsi sağlam olmalıdır. Cerrahi ekibe ilaveten Anesteziyoloji, ameliyat hemşiresi, teknisyen gibi tüm çalışanlar bizim için olmazsa olmaz yardımcılardır.

En çok beklenen ve en korkulan komplikasyonlar nedir?
En büyük komplikasyon hastanın ölmesidir. Kanserin en büyük sebebi tütün kullanımıdır. Tütün kansere ilaveten KOAH ve Koroner arter hastalığına da sebep olmaktadır ve hastalar da genellikle yaşlıdır. Dolayısıyla ameliyat sırasında kalp krizi ameliyattan sonra solunum yetmezliği gelişmesi riski vardır. Büyük kanamalar da ayrı bir komplikasyondur.

Ameliyat yaparken yardımcı materyallerinizden neler kullanıyorsunuz?
Çok fazla yardımcı malzeme kullanılmamaktadır. Soluk borusunu dikmek için özel zımba, nadiren sentetik yamalar kullanılabilir.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!


15 Nisan 2013 Pazartesi

İKİ SİNİR BİLİMCİDEN BEYİN SOHBETLERİ

Hayatını sinir bilime adamış iki bilim insanı, yıllardır edindikleri birikimlerini eğlenceli bir gösteri tadında sunuyor.

Bilimsel çalışmalar denildiğinde insanlar genellikle konunun fazla karmaşık olacağını düşünerek bir miktar uzak dururlar. Bilim insanları aslında bu çalışmaların düşünüldüğü gibi sıkıcı olmadığını göstermek adına, çok farklı çalışmalar yapıyor. Onlardan biri de [n] Beyin ismiyle yola çıkan Doç. Dr. Sinan Canan ve Araştırma görevlisi Serkan Karaismailoğlu. Arzu eden herkesi, iki sinirbilimcinin rehberliğinde, beyin ve sinir bilimin garip dünyasında eğlenceli bir keşfe davet ediyorlar.

Anlatılanlar Hayatınıza Uygulayacağınız Nitelikte
İki sinirbilimci, beyin ile ilgili farklı bir sunum hazırlıyorlar, ancak sıkıcı bilimsel ve anlaşılmaz terimlerden arındırılmış, merak uyandıran bu sunum yaklaşık 2.5 saat sürüyor. Sunum, beyin ile ilgili temel bilgileri, ders havasından çok uzakta anlatılarak başlıyor. Ortada kocaman bir beyin maketi ile dikkatle dinliyorsunuz. Çünkü, anlatılanlar hayatınıza uygulayacağınız nitelikte ve esprilerle renklendirilmiş. 

nBeyin, temel konuların yanı sıra oldukça tartışmalı ve ucu felsefeye kadar uzanan derin konulara da girilen, benzerine pek rastlamadığımız bir sunum şekli. Sunumda değinilen bazı konular şöyle: Beyinlerimiz nasıl çalışır? Beyinde neden sağ ve sol ayrımı var? Evlilik aşkı öldürür mü? Erkek ve kadınların beyinleri gerçekten de farklı mı? Bilinç nedir? Zihin kontrolü mümkün mü? Gerçeklik nedir ve biz gerçekten "var olduğumuzu" bilebilir miyiz? 

nBeyin, Sinan Canan ve Serkan Karaismailoğlu’nun araştırmayı, öğrenmeyi ve başkalarına anlatmayı çok sevdikleri bilimsel bazı öykülerden oluşuyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen öykülerin tamamı aslında sinir sistemimiz ve beynimizin çalışmasını anlatırken, daha genelde “bizi bize” anlatmayı amaçlıyor.

Amacımız Asla Bilim Dersi Vermek Değil
Sunumları hakkında Doç. Dr. Sinan Canan şunları söyledi: “nBeyin, “sadece biz karar versek, derslerimizi nasıl anlatırdık” sorusuna üretebileceğimiz cevaplar üzerine gelişti aslında. Bir müfredat sınırlaması varsa, dünyanın en zevkli konusu dahi keyifli bir şekilde anlatmanız zordur. Fakat dünyanın en zevkli konusu olan sinirbilimlerini hiç bir kısıtlama olmadan ilgilenen herkese anlaşılabilir bir şekilde sunmak, aslında bizim temel amacımız. İstedik ki, arzu eden herkes, sinirbiliminin en karmaşık sonuçlarını bile temel düzeyde anlayabilsin ve insanoğlunu doğrudan ilgilendiren bu bilim ile bu bilimin hayata dair açılımları hususunda herkes kendine göre faydalanabilsin. Amacımız asla bilim dersi vermek değil; düşündürmek, farkındalık oluşturmak ve insanların hayatına bilgi ile elimizden geldiğince olumlu katkılar sağlayabilmek. Sunumlarımızın ardından aldığımız geri bildirimler de amacımıza ulaşmada doğru yolda olduğumuza dair kanılarımızı güçlendiriyor. Açıkçası ilk başladığımızda böyle büyük bir ilgi beklemiyorduk; fakat şu anda onlarca üniversiteden teklif geliyor ve biz de onlara cevap vermeye gayret ediyoruz.

Rüyamız, nBeyin’i insanların ilgisini cezbeden daha profesyonel bir gösteriye dönüştürmek ve bütün Türkiye’deki meraklı insanlara birebir ulaşabilmek. Elbette böyle yoğun ve masraflı bir turne programı bizim gibi iki akademik insanı biraz aşıyor. Bundan dolayı şu anda bazı sponsor görüşmeleri yapıyoruz; alabileceğimiz desteklere göre gösterimizi çok daha keyifli ve eğlenceli bir hale getirmeye gayret edeceğiz.

nBeyin, insanoğlunun en büyük aşama kaydettiği sinirbilimleri alanının modern zamanlarda beynimiz ve davranışlarımız hakkında bizlere neler söylediği ile ilgili. Bu bilgileri elden geldiğince çok insanla paylaşarak, özellikle gençlerin sinirbilimleri alanlarına yönlenmesinde teşvik edici bir rol oynamak istiyoruz. Zira yakın bir gelecekte, bu günkünden çok daha önemli ve ileri noktalara gelecek olan sinirbilimleri ve ilişkili alanlarda dünyada söz sahibi bilim insanları yetiştirmeye çok ihtiyacımız var. Bu da ancak genç ve meraklı zihinleri bu yolla tanıştırmak sayesinde mümkün olacak diye düşünüyoruz.

Ayrıca bilimle uğraşmasak bile günlük hayatta yaşadığımız her şeyin beyin ve sinir sistemimizle doğrudan ilişkisi var. Arzularımız, heyecanlarımız, fikirlerimiz, anlaşmazlıklarımız... Bunların hepsi sinirbilim bilgileri ışığında düşünüldüğünde bize bambaşka ipuçları verebiliyorlar. Mesela, sunumumuzda kadın-erkek beyni arasındaki farkları anlattığımızda yüzlerde beliren şaşkın ifade bunun bir göstergesi. Bir çok katılımcı “demek ondan böyle yapıyormuşum; yahut yapıyormuş!” diyerek adeta bir aydınlanma geçiriyorlar. Örneğin kadının ilişkideki seçici rolü, erkeklerin genel olarak akla gelen vurdumduymazlığı, erkek-kadın arasındaki empati farklılıkları gibi konular, izleyen herkesi şaşırtıyor. Bunun yanında sinirbilimleri ile uğraşan takipçilerimizin de pek fazla duymadıkları konuları gündeme taşıyoruz. Mesela hepimizde gizli bir yetenek olan “örüntü algısı”, beynin kaotik işleyişi, bilimin öngörülemez dediği bazı gelecek hadiseleri tahmin etme; yahut kendimize genetik olarak en uygun eşi seçme gibi yeteneklerimizi insanlara anlattığımızda, hayatları ile ilgili ilginç düşüncelerin de kapısını araladığımızı düşünüyorum.

Bunların hepsinin ötesinde nBeyin’in çok beğenilmesinin bence en büyük nedeni, hem biz, hem de dinleyenler, anlatılanlardan büyük zevk alıyorlar ve hepimiz bu işlere meraklıyız. Bence işin gerçek sırrı bu.”



Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

14 Nisan 2013 Pazar

"DÜNYADA 371 MİLYONDAN FAZLA DİYABETLİ VAR"

Novartis desteğiyle Türkiye’ye gelen Barselona Biyomedikal Araştırmalar Enstitüsü (IDIBAPS) Diyabet ve Kardiyovasküler Hastalıklar Araştırma Bölümü Başkanı Prof. Dr. Antonio Ceriello, Dünya üzerinde 371 milyondan fazla diyabetli bulunduğunu belirtti.

 Barselona Biyomedikal Araştırmalar Enstitüsü (IDIBAPS) Diyabet ve Kardiyovasküler Hastalıklar Araştırma Bölümü Başkanı Prof. Dr. Antonio Ceriello, Novartis tarafından düzenlenen basın toplantısında; günümüzün en önemli ve yaygın hastalıklarından biri olan diyabet ile ilgili bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Prof. Dr. Ceriello, hastalıkla ilgili günümüzdeki gelişmeler hakkında detaylı bir sunum yaptı. 

“471 Milyar Dolardan Fazla Diyabet Sağlık Bakımı için Harcanıyor”
Dünya Diyabet Federasyonu’nun 2012 verilerine göre dünyada 371 milyondan fazla diyabetli bulunduğuna ve her ülkede diyabetli birey sayısının artmakta olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Antonio Ceriello, 471 milyar dolardan fazla diyabet sağlık bakımı için harcandığını belirtti. Prof. Dr. Ceriello ayrıca 4.8 milyon kişinin diyabet nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade etti. 

“Son 10 Yılda Türkiye’de Diyabetli Birey Sayısı Yüzde 90 Arttı”
Toplantıda Türkiye verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ceriello, ülkemizdeki diyabetli birey sayısının son 10 yılda yüzde 90 arttığına işaret etti. 

“Diyabetlilerde Kalp Krizi Riski 2 Kat Yükseliyor”
Prof. Dr. Ceriello konu hakkında şunları söyledi: “Diyabet çok farklı sistem ve organlar üzerinde ciddi hasarların oluşmasına neden olan bir rahatsızlık. Örneğin diyabet hastalığına bağlı olarak, görmeyi sağlayan sinir tabakası olan retinadaki kılcal damarların etkilenmesiyle ortaya çıkan hasarın dünyada 2,5 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. Diyabet hastalığında kalp krizi riski 2 kat yüksek olurken, böbrek yetmezliği, diyabete bağlı ölümlerin yüzde 10-20’sinden sorumlu. Diyabete bağlı kan glukoz düzeyi yüksekliğinin ise zamanla vücutta damar hasarı oluşturarak çeşitli diyabetik hasarlara neden olduğu biliniyor.”

Diyabet Nedir?
Diyabet hastalığı, pankreasın yeterli insülin üretememesi veya vücudun ürettiği insülini etkili bir şekilde kullanamaması sonucu oluşmaktadır. Diyabet ömür boyu devam eden kronik bir hastalıktır. Normal metabolizmada besinler, vücudun başlıca yakıtı olan glukoza (şeker) dönüşmek üzere bağırsaklarımızda parçalanmaktadır. Daha sonra glukoz bağırsaklardan kana geçmekte ve kandaki şeker düzeyini yükseltmeye başlamaktadır. Sağlıklı bireylerde kana geçen glukoz pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelerin içine taşınır. İnsülin hormonunun vücutta olmaması ya da etkisinin bozulmuş olması durumunda, şeker hücrenin içine taşınamayacağı için, glukoz kanda artarak şeker hastalığı denilen kan şekeri yükselmesi (Hiperglisemi) durumu meydana gelmektedir.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

13 Nisan 2013 Cumartesi

TÜRKİ CUMHURİYETLERDE HEMATOLOJİ NE DURUMDA?

Türki Cumhuriyetlerde hematoloji ve onkoloji alanında büyük girişimler ve çalışmalar yürüten Prof. Dr. Süleyman Dinçer, hastalara uygulanan tedaviler, verilen eğitimler ve yapmayı planladıklarını Med-İndex’e anlattı.

 Moskova, Azerbaycan, Özbekistan ve Kazakistan’ın da içinde olduğu 9 ülkede hematoloji ve onkoloji alanında çalışmalarını yürüten ve eğitimler düzenleyen Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, Türki Cumhuriyetlerdeki hekimlerin Türkiye’ye bakışının çok olumlu olduğunu söylüyor. Türkiye’nin, genel sağlık kalitesinin, tıbbi cihaz ve ekipman açısında onlara göre en az 20 yıl ileri olduğumuzu söylediklerini aktaran Prof. Dr. Dinçer şu bilgileri verdi: “O bölgeler 1991 yılında Rusya’dan ayrıldıktan sonra eğitimde ciddi anlamda düşüş olmuş. Eğitim yapan hekimlerde ayrılmışlar, çoğunlukla Rusya’ya gitmişler. 1991 yılında ne pamuk ne de ilaç bulabilmişler. Her şey Rusya’dan geliyormuş. Pamuk Özbekistan’da var, gazlı bezin fabrikası Azerbaycan’da bulunuyormuş. İlaç, enjektör kalmamış, bu durumda sağlık alanında gerileme ve tıp eğitimi kalitesi çok düşmüş. Eğitim verecek hekimde kalmamış, biz bu bölgelerde eğitimcilerin eğitimi nosyonu oluşturduk. Bizim çalıştığımız enstitü başkanları Türkiye’deki eğitimlere katılarak sertifikasyonlarını sağladık. Böylece belli bir boşluk olsa da yeni tedavileri ve uygulamalarını görme imkanları oldu. Buradaki doktorların Türkiye’ye gelmeleri bile çok zor. Biz onlara eğitimi sağladık.”

“Dünya Standardındaki Sağlığı Azerbaycan’a da Uygulanabilir Hale Gelmesi İçin Uğraşıyoruz”
2002 yılından bu yana Azerbaycan’da hematolojinin ve hematolojik onkolojinin kalkınması, kemik iliği naklinin ve kök hücre tedavilerinin yapılması için çalıştıklarını belirten Prof. Dr. Dinçer, “Orada çalışan yaklaşık 200 Türk hekim var. Bu hekimlerin değişik dallarda hematoloji, onkoloji, kardiyoloji ve kardiyovasküler cerrahi dahil olmak üzere tüm branşlarda hem pediatri hem de erişkinde eğitim alması önemli. Onların akademik yükselmelerinin sağlanması, pratik hasta bakmalarını, Türkiye’deki uygulamaları ve dünya standardındaki sağlığı Azerbaycan’a da uygulanabilir hale gelmesi için uğraşıyoruz. Halende bu görevimiz devam ediyor” dedi.

“Kırgızistan’da Hematolojik Ergenliğe Erişildi”
Kırgızistan’da 2004 yılından bu yana kemik iliği naklinin, hematolojinin geliştirilmesi, oradaki hekimlerin eğitilmesi için çalışmalarını sürdüklerini kaydeden Prof. Dr. Dinçer, hatta bir kısım hematoloji ve kemik iliği alanında eğitim alan hekimlerin Rusya’ya giderek çalışmaya devam ettiklerini dile getirdi. Prof. Dr. Dinçer, “O zamandan bu yana Kırgızistan’da 10 tane otolog kemik iliği nakli yapıldı. Bunlar her yıl Türkiye’nin Hematoloji Uzmanlık Derneği’nin düzenlediği kongreye hem katılımcı hem de konuşmacı olarak geliyorlar. Bu insanların bölgesinde belli bir hematolojik ergenliğe erişildi” diye konuştu. 

“Özbekistan’da Çalışma Şartları Zor”
Özbekistan’da 2007 yılından bu yana çalıştıklarını ve bölge, çalışma şartları zor olsa da yaklaşık 30 hekimin geldiğini ve Türkiye’de eğitim aldığını ifade eden Prof. Dr. Dinçer, “Oradaki hematoloji çalışmaları tam oluşmasa da, kemik iliği naklinin yapılması için çalışıyorlar. Her yıl bizim yaptığımız kongrede eğitimlerini pekiştiriyorlar, katma değer verir hale getiriyorlar ve dünya standardındaki uygulamaları öğreniyorlar” diye konuştu. 

Moskova’da Hematoloji Onkoloji Kongresi
Moskova Onkoloji Enstitüsü ile Hematoloji Uzmanlık Derneği ortak olarak 6-7 Haziran tarihinde Moskova’da Hematoloji Onkoloji Kongresi düzenleneceğini belirten Prof. Dr. Dinçer, Türkiye’de sağlık alanında birikmiş bilgi birikiminin bu bölgelerde aktif kullanılmasını ve işler hale getirmesini sağlayacaklarını dile getirdi. 

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

12 Nisan 2013 Cuma

GÖZ DOKTORUNDAN “BALE” KİTABI

Uluslararası alanda başarılı çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Pınar Aydın O’Dwyer hobisini, Ankara Devlet Opera ve Balesi, bale sanatçısı Bahri Gürcan ile birlikte“Bale” kitabında kaleme aldı. Kitap, baleyi tanıtmak, sevdirmek ve yaygınlaştırmak amacı taşıyor.

Tıp alanında başarılı çalışmalarını uluslararası arenada derneklere üye seçilerek ve araştırmalarını sürdüren Prof. Dr. Pınar Aydın, hobisi olan bale hakkında kitap yazdı. Uzun yıllardır yoğun çalışmalarının yanı sıra sanata olan ilgisiyle de tanınan ve çocukluğundan bu yana yaptığı bale ile ilgili birçok temel bilgi içerisinde yer alan kitapta, bale konusuna merakı olan herkese yönelik bilgiler yer alıyor. Bale yaparken hangi hareketlerin yapıldığı ve o hareketlerin hangi kasları çalıştırdığı anlatılan kitapta, hareketlerin doğru ve yanlış yapılış şekillerinin fotoğrafları da yer alıyor. 

Prof. Dr. Pınar Aydın, kitabı hakkında şunları söyledi: “Bale yapan, yapmış olan veya hiç yapmamış tüm bale severler için Türkçe bir kaynak olmasını istedim. Bale hakkında yazılmış kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor, her biri son derece değerli bu kitaplar çoğunlukla ülkemizde bale tarihi veya sanatçıların anıları hakkında. 


Bale Temsili Seyrederken Nelere Dikkat Etmeli?
Bir bale temsilini zevk alarak seyredebilmek için temsilden önce çok ağır bir yemek yemiş olmamak ve mutlaka tuvalete gitmiş olmak yararlıdır. Karın ağrısı ve tuvalete gitme ihtiyacı dikkatinizi dağıtabilir, eserden keyif almanızı engelleyebilir. Ayrıca temsile zamanında gitmek de önemlidir. Temsilin başlama zili duyulduğunda herkesin salondaki yerini alması gerekir. Dünyanın birçok ülkesindeki temsillerde salonun kapıları kapandıktan sonra ancak balkonun arka sıralarında oturmaya izin verilir. Buraya oturmadan önce de varsa palto vb. dışarıda çıkarılmalıdır. Diğer seyircilerin dikkatini dağıtmamak için ayrıca konuşmamak, ses veya hışırtı çıkarmamak, şarkı söylememek, bacakları sallamamak, sakız çiğnememek, bir şey yemek veya içmek, cep telefonunu açmamak, ışıklı herhangi bir alet kullanmamak, fotoğraf çekmemek, ayağa kalkıp dolaşmamak, gerçekten çok gerekli olmadıkça salonu terketmemek, terk edilirse de araya kadar tekrar girmemek gerekir. Perde arasında koşmamak, yüksek sesle konuşmamak önemlidir.


“Bale Seyretmek Mutluluk Verir”
Eser başlarken orkestra şefi orkestranın başına geçtiğinde hemen alkışlanması gerekmez, birinci perde seyredildikten sonra ikinci perdenin başında alkışlanabilir. Baş dansçının ilk çıkışı alkışlanabilir. Her perdenin sonunda temsil beğenildiyse alkışlanır. Bazen bir dansçı zor bir soloyu çok güzel dansettiğinde hemen solosunun sonunda alkışlanabilir ama eserin gidişini bozmamaya özen göstermek gerekir. 
En iyisi, sanata ve emeğe saygınızı gösterecek en güzel ve temiz kıyafetlerinizi giyerek keyifli bir bale temsili seyretmeye gitmektir. Sonra da rüyanızda kendinizi dans ederken görmektir. Bale seyretmek mutluluk verir.”



Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...