19 Şubat 2013 Salı

BESLENME KANSERİ NASIL ETKİLER?


Toplumda beslenme konusu olduğunda hep akla zayıflama gelir oldu. Ancak uzmanlar doğru ve sağlıklı beslenme üzerinde durulması gerektiği konusunda uyarıyor. Besinlerin doğru tüketiminin kanseri nasıl etkilediği hakkında bilgi veren Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı, besin çeşitleri ve kansere etkisi üzerine Med-Index'e konuştu.

Pek çok hastalıkta olduğu gibi kanserde de tedaviden çok hastalığa yakalanmama yani korunma çok daha önemli vez ahmetsizdir. Her durumda hemen ilaçlara başvurmak yerine meyve, sebze ve her baharatın birer ilaç olduğunu unutmamak gerekiyor. Hastalıklardan korunmada en önemli basamağın beslenme ve yaşam biçimi olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Banu Topalakçı konu hakkında şu bilgileri verdi: “Kanserde beslenme daha da önem kazanmakta çünkü beslenme ve özellikle bazı besinler kanser için bir panzehir adetaki biz bunlara “antioksidant” lar diyoruz.

Obezite Kanser İlişkisi
Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum ve kan kanserleri obez bireylerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. Yağ tüketiminin yüksek olması obeziteye neden olmaktadır. Yağlı besinler ve bozulmuş yağ tüketimi, kanser yapıcı ve ilerletici maddelerin de alımının artmasına neden olmaktadır.
Posa Alımı Kalın Bağırsak – Rektum Kanserlerinin Önlenmesinde Etkili
Karbonhidratlar başlıca enerji kaynağımızdır. Gereksinimin üzerinde alınması obeziteye neden olur. Bunun yanı sıra, kepekli tahıl ürünleri, kuru baklagiller, taze sebze ve meyvelerin fazla tüketilmesi, posa alımını arttırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kalın bağırsak-rektum kanserinin önlenmesinde etkindir.
 “Yağın Fazla Alımı Bazı Hormonların Çalışma Düzenini Bozar”
Her türlü yağın fazla alınması özellikle meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık ve kalın bağırsak-rektum kanserlerinin oluşum riskini arttırmaktadır.Kanserojen maddeler (kanser yapıcı) canlı organizmalarda yağ içinde birikir ve özellikle hayvansal kaynaklı fazla yağ alımı bu maddelerin vücuda girişini artırır.Cinsiyet hormonları yapısal olarak yağa benzerler.Yağın fazla alımı bu hormonların çalışma düzenini bozar.Özellikle kalın bağırsak-rektum kanserlerini ilerletici safra tuzları gibi maddelerin yapımı yağ alımı arttıkça artar. Yağın yakılmasıyla oluşan oksidasyon sonucu oluşan öğeler bağışıklık hücrelerinin yıpranmasına neden olarak kanser riskini arttırırlar.
“Bazı Kanser Türleri Hayvansal Proteini Çok Tüketen Ülkelerde, Hayvansal Proteini Az Tüketen Ülkelerden Daha Fazla Görülmektedir”
Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın bağırsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülmektedir.Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı bilinmektedir. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.
Vitaminler ve Kanser İlişkisi
 A vitamini :Yeşil ve sarı sebze ve meyvelerde, A vitamininin ön maddeleri karotenoidler bulunur. Bunlar güçlü antioksidan özelliği taşırlar ve vücutta A vitaminine dönüşürler. Hayvansal besinlerde de(karaciğer, süt yağı, yumurta sarısı gibi ) A vitamini bulunur. A vitamini ve özellikle A vitamininin ön maddesi karotenoidler kanserejen maddelerin etkisini azaltarak kanserin önlenmesinde etkindirler.
C vitamini :En fazla taze sebze ve meyvelerde bulunur. En çok C vitamini içeren besinler; kuşburnu, maydanoz, tere, roka ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, yeşilsivri biber, turunçgiller, domates, çilek ve patates’tir. C vitamini vücuda alınan kanserojenleri etkisiz hale getirir.

 E vitamini :Başta bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, özü alınmamış tahıllar, fındık, fıstık gibi kuruyemişler, kuru baklagiller olmak üzere çeşitli yiyeceklerde bulunur. Bazı toksik maddelerin etkilerini azalır, güçlü bir antioksidan olduğu için yağların ve hücrelerin oksidasyonunu (bozulmasını) önler.

 D vitamini :Karaciğer, yumurta sarısı, süt ve süt ürünlerinde az miktarda bulunur. Günlük beslenme ile D vitamini gereksinmesi karşılanmaz. En iyi kaynağı güneştir.
Düzenli güneşle temas ile derideki ön maddeden D vitamini oluşur ve gereksinmeyi karşılar. Düzenli güneşten yararlanarak vücutta yeterli D vitamini oluşumunun sağlanması ve yeterli kalsiyum alımı kemik kanseri riskini azaltır.

Kanser Oluşumuna Neden Olan Mineraller

Nikel : Hava ve suda bulunur. Aşırı alımı kansere neden olabilir.

Kurşun : Taşıtların egzozları, fabrika atıkları, boyalar en önemli kaynaklarıdır. Çevre kirliliği ile su ve besinlere geçerek vücuda alınır. En önemli kanserojenlerdendir.

Kadmiyum : Kentlerin kirli havasından ve fabrika atıklarından sulara ve besinlere karışarak vücuda alınır. Fazla alımı kanser oluşumuna neden olmaktadır.

Arsenik : Ani zehirlenmeler yaptığı gibi, az miktarlarda sürekli alımı deri ve akciğer kanser riskini arttırır. Fabrika atıkları ile hava, su ve besinlere karışarak vücuda alınır.

Asbest : Gemi, bina, taşıt, ev aletleri kaplamalarında önemli miktarda bulunur. Kaplamaların dökülmesiyle havaya yayılmakta, bu havanın solunmasıyla akciğer kanser riskini arttırmaktadır.

Kanserden Koruyucu Mineraller

 Selenyum : En çok su ürünlerinde ve kepeği ayrılmamış tahıl ürünlerinde bulunur. Dilyetle yeterli miktarda tüketimi kanserojenlere karşı ko- ruyucudur.

Çinko : En zengin kaynakları, ay çekirdeği, su ürünleri, etler, mantar, yumurta ve kuru baklagillerdir. Yeterli düzeyde çinko alımı, A vitamininin etkisini ve savunma sistemini güçlendirerek kansere karşı koruyucudur.

İyot : En iyi kaynağı iyotlu tuzdur. İyot yönünden zengin besinler; balıklar ve mantardır. İyot eksikliği tiroit bezinde kanser oluşturma riskini de arttırabilir.

Molibden : Vücudun gereksinimi çok düşüktür. En zengin kaynakları; kurubaklagiller, kepekli tahıl ürünleri ve koyu yeşil yapraklı sebzelerdir.

Bakır : En zengin kaynakları; etler, su ürünleri, kuru baklagiller, yağlı tohumlar, pekmezdir. Yetersizliğinde deride, beyin işlevlerinde ve kan hücrelerinin yapımında bozukluklar olur. Aşırı bakır alımı toksik olduğundan, kanserden korunmak için ek bakır alınması önerilmez.

Demir : Demirden zengin besinler; etler, su ürünleri, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, susam, pekmez, kuru meyvelerdir. Demir bazı kimyasal kanserojenlerin etkisini azaltır. Fazla alımı zararlı olabileceği için uygun miktarlarda alınması önerilir.

Kalsiyum : Kemik gelişimi ve sağlığı için en önemli besin ögesidir. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt, yoğurt, peynir, dondurma, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagillerdir. Kalsiyum, kemik ve kalın bağırsak kanser riskini azaltır.

“Fazla Bira İçenlerde Kalın Bağırsak-Rektum Kanseri Daha Fazla Görülür”
Fazla bira içenlerde kalın bağırsak-rektum kanseri daha fazla görülür.Sert içkileri fazla tüketenlerde, ağız, baş ve boyun kanserleri sık görülür.Alkol tüketimi fazla olanlarda karaciğer kanseri sık görülür.Sigara ile birlikte alkol alışkanlığı kanser riskini daha da fazla arttırır. Alkol beslenme durumunu da olumsuz yönde etkilediğinden kanser riskini arttırıcı faktörler arasında yer alır.
Kanser Riskini Arttıran Besinler
Çevredeki  zararlı kimyasallar besinlerin yağlı kısımlarında birikir. Eğer yağlı kısım iyice ayrıldıktan sonra yenilirse, zararlı kimyasalların vücuda girişi azalır. Et ve peynirler ne kadar yağlıysa kanser yapıcı madde de okadar çoktur içinde.
·         Yağda kızartılmış besinler
·         Tuzlanmış besinler
·         Tütsülenmiş besinler
·         Nitrit, nitrat eklenmiş besinler(Salam, sosis vb.işlenmiş et ürünleri)
·         Ateşe çok yakın pişirilmiş kebaplar
·         Hamburger
·         Domuz eti ve yağlı tüm etler
·         Terayağı, içyağı
Kanser Riskini Azaltan Besinler Nelerdir?
Kanser Riskini Azaltan Sebzeler
·         Soğan, sarımsak
·         Lahana
·         Havuç, ıspanak
·         Marul, kıvırcık, salatalık
·         Pazı, asma yaprağı
·         Karnabahar, pırasa, şalgam, turp
·         Maydanoz, tere, nane, roka
·         Biber
·         Taze-kuru fasulye, bezelye
·         Bakla, mantar, patlıcan, enginar
·         Kabak
·         Domates, pancar, bamya
Kanser Riskini Azaltan Meyveler
·         Portakal, greyfurt, limon
·         Kuşburnu, böğürtlen, kızılcık
·         Elma, armut, ayva, erik
·         Kiraz, vişne, çilek
·         Kavun, karpuz
·         Üzüm, incir, nar,dut
·         Muz, hurma, yeni dünya
Kanser Riskini Azaltan Kuru yemişler
• Leblebi, kestane, badem, fındık, fıstık, ceviz ( dozunda tüketildiği taktirde.. )
Kanser Riskini Azaltan Tahıllar
• Kepekli ekmek
• Çavdar ekmeği
• Bulgur, yarma
Kanser Riskini Azaltan Hayvansal besinler
• Yumurta
• Yağsız peynir, çökelek, yoğurt

Kaynaklar:

  • 1.      Chemopreventive Effects of Tea in Prostate Cancer: Green Tea vs. Black Tea   :MolNutr Food Res. 2011 June ; 55(6): 905–920. doi:10.1002/mnfr.201000648.
  • 2.      Diet and breast cancer, Isabelle Romieu, MD, MPH, ScD :SaludPublicaMex 2011;53:430-439.
  • 3.      Nutrigenomics, Vitamin D and Cancer Prevention :J NutrigenetNutrigenomics 2011;4:1–11
  • 4.      GurungR.L , Lim S.N, Khaw A.K ; Thymoquinone ınduces telomere shortening, DNA damage and apoptosis in human glioblastoma cells, PLoS one. 12;5(8):e12124(2010).
  • 5.      Elif G. , KansereKarşıSavunmasızDeğilsiniz, PostigoYayınları, 2011


Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

18 Şubat 2013 Pazartesi

UÇAKTA “DOKTORUM” DERSENİZ BAŞINIZA NELER GELİYOR?


Uçakta yolculuk yaparken doktor olduğunuzu söylediğinizde, tüm yolculuk boyunca hastalanan birine müdahale etmek zorunda kaldınız mı? Peki bu durumda başınıza neler geldi? Doktorlar yaşadıkları bu duruma ne diyor? Havacılık Uzmanları çözüm olarak ne sunuyor?

Hekimlik mesleğinin ne kadar kutsal olduğu herkes tarafından kabul edilir. En kutsal mesleklerden birisidir, bir insanın hayatını bilginizle ve yaptıklarınızla etkilersiniz. Ancak, hekimler mesleklerini söylemekten artık çekinir hale geldiklerini dile getiriyorlar. Peki, bu durum nerelerde sorun yaşamalarına neden oluyor?
Uçağa bindiniz, havalandı ve birden yolculardan birisi rahatsızlandı. Kabin görevlileri “Sayın Yolcularımız, aranızda bir doktor varsa kendini kabin ekibine tanıtması rica olunur.” şeklinde anons yaptı. Yolculardan biri kalktı, “Ben doktorum” dedi. Bundan sonra yaşadıklarını doktorlardan dinlemek gerekiyor. Yolcu konumundan, uçak ekibine dahil oluşlarını ve karşılaştıkları sorunları Med-Index’e anlattılar.


“Siz Yolcu Musunuz, Uçağın Hekimi Misiniz?”
Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Süleyman Dinçer, uçak yolculukları sırasında yaşadıklarını anlattı:  “Hava yollarında, bir yolcu hastalandığında, “Doktor var mı?” diyorlar. Uçakta hastayı size bırakıyorlar. Hasta uçuş boyunca sizin yanınızda oturuyor. Siz yolcu musunuz, uçağın hekimi misiniz? Hastanın tansiyonunu ölçüyorsunuz, muayene ediyorsunuz. Uçaktan inerken size bir evrak imzalatıyorlar, “hastaya baktım” diye. Ben, uçağın doktoru değilim ki! Neden bütün sorumluluk uçak firmasında olmuyor da yolcu olan doktorda oluyor.

“6 Saatlik Uçuşta Birçok Sarhoş Yolcu Oluyor”
6 saatlik uçuşta birçok sarhoş yolcu oluyor. Sarhoş olduğundan yere düşüyor. Kabin görevlileri hemen, “doktor var mı” diyorlar. Doktor neden bununla uğraşsın. Bende yolcuyum. Yolcu olarak bindiğim uçakta, “doktorum” diye yanımda, sarhoş biri yanımda otursun. Bir defasında yolcunun biri arrest oldu, müdahale ettim hayata döndü. Doktorluğun kötü kullanımı olmamalı. Bizde yolcuyuz. Hekimlere özel bir durum geliştirilsin, o zaman sorumluluk verilsin. Ancak uzun saatler süren yolculuk boyunca, doktor olduğu için bu duruma maruz bırakılmamalı.”


“Müdahale Yaptığınızda, Kabin Görevlileri Sizden İmza Alıyor”
Uçakta yolculuk yaparken hasta olduğunda gönüllü olarak müdahale ettiğini belirten Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, şunları söyledi: “Uçakta tek doktor varsa etik kurallar çerçevesinde hayati tehlikede olan kişiye müdahaleyi yapmak hekimin ilk sorumluluğudur. Doktor olduğunuzu ispatladıktan sonra fiziksel muayene için bir müdahale yaptığınızda, kabin görevlileri sizden imza alıyor. Siz tedavinin sorumlu doktoru oluyorsunuz.

Temel müdahale dışında müdahale edecek branştan değilim burada bir sorumluluğum ve yetkim yok” denildiğinde o sorumluluk sizin olmuyor. Defalarca başıma geldi, acil tıp uzmanı olduğum için başka branştan hekimler varsa da yine de ben müdahale etmek durumunda kaldım.

“Kurs Aldıklarını ve Gerek Duymadıklarını Söylüyorlar”
Başıma gelen olaylardan sonra hava yolları yetkililerini aradım, uçakta verilen sağlık hizmetlerinin uygun olmadığını ve bu konuda bazı çalışmalar yapılması gerektiğini söyledim. Hatta işbirliği ile eğitim çalışması teklifinde bulundum. Ancak “kurs aldıklarını ve gerek duymadıklarını” söylediler. Ancak alınan kursların sonucunda, bilgilerin uygulamaya dönüşmediğini görüyoruz. Ana prensip acil durumda doktorların müdahale etmesi zorunlu kabul ediliyor. Bir nörolog ya da dermatologtan kalp masajı ve hava yolu sağlamasını beklemiyoruz. Biz dernek olarak bu eğitimlerin zorunlu olması için çaba sarf ediyoruz. Kanunen zorunluluğumuz var.

“Gönüllü Doktorlara Bazı İmkanlar Tanınsın”
Siz bir sorumluluk alıyorsanız, müdahale ediyorsanız bunun hem riski hem de bir karşılığı olmalı. Mesela serbest doktorum, hayati tehlikesi olan birine müdahale etmem gerekiyor. Bunun için uğraşacağım, emek sarf edeceğim risk alacağım, özel bir şirket için bunun bir bedeli olmalı. Doktor uçağa binerken, “gönüllü doktor olmak ister misiniz” diye sorulsun. Gönüllü doktorlara buna karşılık bazı imkanlar tanınsın. Gönüllü doktor olmak istemeyenler de karışmasın.

“Hava Yollarında Acil Müdahalelerde Yeni Yapılanmaya İhtiyaç Var”
Bir defa uçak yolculuğum sırasında bir çocuk rahatsızlandı ve yolculuk boyunca çocuğun sorumluluğunu aldım. Uçak inmesi gerekiyordu ancak risk aldım. Sonunda da çocuk güvenli şekilde yolculuğu tamamladı. Karşılığında uçak personeli, sadece teşekkür etti. Hava yollarında acil müdahalelerde yeni yapılanmaya ihtiyaç var. Ne hostesler yeterli ne de her seferinde doktora bu işi yaptırabilirsiniz.”


“Bizimkisi Bir Meslek Değil Bir Yaşam Biçimi”
Uçak yolculuklarında yolcuların sağlıklarında ani değişiklikler olabildiğini kaydeden Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Uzm. Dr. Erdinç Nayır, yaşadığı olaylarla ilgili şunları anlattı: “Bu tarz bir olay gerçekleştiğinde de uçuş ekibi doğal olarak telaşlanıyor ve uçakta bir doktordan yardım almak için anons yapıyor. Bir doktor olarak bu hem insani hem de mesleki bir vazife ve çok ciddi bir sorumluluk yüklüyor. Öyle bir meslekteyiz ki, bizimkisi bir meslek değil bir yaşam biçimi halini alıyor. İş yerimizden dışarıya çıktığımızda işimizi, çalışma ortamında bırakabildiğimiz meslek değil. Her ortamda doktor kimliğimizin sorumluluklarını taşıyoruz. Uçak yolculuklarında da bu geçerli tabi ki.

“Uçak İçerisinde Bulunan Medikal Kiti, Sadece Bir Doktor Açabiliyor”
Günün yorgunluğu ve sonunda uçağa bindiğinde yorgunluktan tüm kasların ağrıyor ve göz kapakların aşağıya doğru giderken bir anons ve senden yardım bekleyen uçuş ekibi ve bir hasta ile karşılaşıyorum. Ayda ortalama 6 kez uçak yolculuğu yapan bir hekimim ve bu tarz olaylarla çok karşılaşıyorum. Acil müdahalede bulunmam gereken hastalarla geçirdiğim yolculuklar oldu. O kadar önemli bir sorumluluk ki, hastanın sağlığı ile ilgili sorumluluğu üzerinize alıp uçuş rotasını değiştirebiliyor veya devam ettirebiliyorsunuz. Uçak içerisinde bulunan medikal kiti, sadece bir doktor açabiliyor ve attığınız imzalar ile o kit içerisinde bulunan önemli ilaçlarında sorumluluğunu üzerinize alıyorsunuz.

Bir sene önce bir uçak yolculuğu için havaalanındaydım, güvenlik kısmından geçtim ve uçağa alacakları kapının önünde bekliyordum. Kapının önüne tekerlekli sandalyede yaşlı bir amca getirildi, bir doktor olarak artık refleks olulştu bende ve amcanın yüzüne, “sağlığı ne durumda” diye baktım. İçimden bir ses de uçakta bu kişinin sağlığında sıkıntı olabileceği yönündeydi. Beklediğim oldu, kalkıştan 30 dakika sonra, bir anons yapıldı. Amcada nefes darlığı oluştu. Gerekli muayene ve incelemelerim sonucu hastada KOAH’a bağlı nefes darlığı olduğunu tespit ettim, hastayı rahatlattım. O sırada seyahatin rotası tamamıyla bana bağlıydı ve o sırada uçağı başka bir havaalanına iniş için yönlendirebilirdim. Ben gerekli değerlendirmem sonucu rotayı devam ettirdim, en yakın havaalanına yönlendirmedim. Neyse ki uçuşu sıkıntısız bir şekilde tamamladık. 

“Uçaktaki Yeterli Teknik İmkan Olmadan Bir Hastanın Sağlığı İçin Karar Veriyorsunuz”
Uçaktaki yeterli teknik imkan olmadan bir hastanın sağlığı için karar veriyorsunuz ve o hastayı uçakta kaybetseniz sorumluluk sizin üzerinizde oluyor. Empati yapıldığında ne kadar ciddi bir durum içerisinde olduğumuzu hissedebilirsiniz. Hava yolu şirketleri, yolcularının güvenliklerini ne kadar düşünüyorlarsa yolcularının sağlıklarını da düşünmeliler.

Sorumlu Hekim Kartı Oluşturulmalı
Bir sistem geliştirilmeli, hekimler havayolu şirketlerine bu özel uygulamalardan faydalanmak için başvurmalı. Bu başvuran hekimlere avantajlı uygulamaların yanında bir kart verilmeli. Bu hekim, uçağa bindiğinde sistemde bilinmeli ve uçakta sağlık ile ilgili bir sıkıntı olduğunda buna müdahale edeceğini de kabul etmiş olmalı. Bu sisteme dahil olan ve sağlıkla ilgili olumsuz bir durumda müdahale edecek olan hekim, uçuş başlamadan önce uçakta yeterli medikal kitin olduğunu kontrol etmeli.

“Uçak İçerisinde Bulunan Medikal Kitlerde Ciddi Sıkıntı Var”
Uçuş esnasında kronik bir hastalığı olan bir kişi kötüleştiğinde veya ani gelişen sağlık durumlarında neler yapılması gerektiği konusunda da ciddi adımlar atmalarını bekliyorum. Bu konuda gerekli yaklaşımda ve uçak içerisinde bulunan medikal kitlerde ciddi sıkıntı olduğunu hem kendi yaşadıklarımdan hem de meslektaşlarımın yaşadıklarından çok net biliyorum.


“Her Uçuşta Bir Hekim Bulundurmak Havayolu Firması İçin Büyük Bir Maliyet”
Uçaklarda sağlık sorunları yaşayan yolcuların, yolcu vasfındaki hekimlere emanet edilerek sorumluluğun firmadan kalkması durumu konusunda Uçak Mühendisi ve Davranış Bilimci Tevfik Uyar, şunları söyledi: “Uçuşlara sürekli bir hekimin katılması işletme maliyetleri açısından ve iş tatmini açısından zor olabilir. İşletme maliyetleri açısından bakılırsa her uçuşta bir hekim bulundurmak havayolu firması için büyük bir maliyet yaratır. Gerçekleştirilen binlerce uçuştan sadece bir kaç tanesinde gerçekten de bir hekimin müdahale etmesi gereken vaka gerçekleşiyor ve bu kabul edilebilir bir risktir. Ayrıca kabin memurlarının temel ilk yardım eğitimleri ve hatta defibrilatör kullanma eğitimleri var.  Sadece uçuşlara katılan ve bir vaka gerçekleşmedikçe işini icra etmeyen bir hekimin mutlu olacağını iddia etmek zor. İş tatminini etkileyen en önemli faktörlerden birisi işin doğasıdır ve kişinin işe yaradığına dair hissidir. Pilotlar ve kabin memurları gibi belli bir programa göre uçan, gidilen meydanlarda yatıya kalan, mesleki kabiliyetlerini nadiren kullanan bir doktor mümkün değil. 


Ülkemizdeki uygulama ile Dünya'daki uygulama arasında fark yok. Havacılık yerel yönetmeliklerde genel itibariyle uluslararası kurallar üzerinde inşa edilir. Mevcut uygulamada kabin memurları eğitimleri dahilinde ilk yardım müdahalelerinde bulunabilir, ancak onların bilgi ve yetkilerini aşan durumlarda doktor anonsu yapılır. Bu anonsa yanıt veren doktor ilgili kimliğini ya da belgesini beyan etmek şartıyla hastaya müdahale edilebilir. Yapılan müdahale kayıt altına alınır.


“Havayolu Firmasının Sadece Hekimlerin Vicdanına Güvendiği Dikkatten Kaçmamalı”

 Hekimlere para ya da bir imkan olarak değil, teşvik olarak görmekte fayda var. 
Örneğin bir yerde yüklü miktarda para bulursunuz ve bunu sahibine teslim edersiniz. Burada siz insanlık vazifenizi yerine getirmişsinizdir elbet, ama bir teşvik olarak teşekkür etmek ya da maddi bir hediye sunulması hepimizin vicdanının kabul edeceği bir davranıştır. Benzer şekilde, hekimler meslek vicdanlarını kullanarak müdahalede bulunuyor olsa da onlara teşvik sunmakta bir sakınca yoktur diye düşünüyorum. Yoksa uygulamadaki sıkıntılar, doktora verilen sorumluluk, hastaya herhangi bir zarar gelmesi halinde alınacak hukuki risk, doktorlarda teşvik değil, tam tersine çekinme durumu yaratıyor. Pek çok hekimin “doktor anonsuna” yanıt vermekte imtina ettiğini duyuyoruz. 10-12 saatlik bir yolculukta hastayı sürekli kontrol etmek gibi bir sorumluluk aynı zamanda, emek demek. Bu emek havayolu firmasının sadece hekimlerin vicdanına güvendiği için dikkatinden kaçmamalı.


Gönüllü Uçuş Hekimliği Uygulaması
Havayolu firmaları “gönüllü uçuş hekimliği”  gibi bir uygulama başlatsa, ve bu uygulamaya başvuran hekimler “gönüllü uçuş hekimi kartına” sahip olsalar, bu karta sahip olanlar ekonomi bileti fiyatına daha üst bir sınıfta uçsalar, ya da sınıf avantajı yerine fiyat avantajı sağlanarak biletlerine indirim uygulansa? Ya da bu uçuş hekimlerine yıl içerisinde kullanmaları için sınırlı sayıda pas bilet hakkı tanınsa? Tabi hangi şartla? Bulundukları bir uçuş sırasında herhangi bir acil durum meydana gelirse buna müdahalede bulunmanın bir “görev” olması şartıyla. Böyle bir kart olması da şart değil… Mesela bilet alınırken bu durum belirtilerek ilgili avantaj o an da elde edilebilir. Yolcu manifestosunda kimin uçuş hekimi olduğu böylece görünür mesela?  Bu uygulama elbette –özellikle de başlangıçta- her uçuşta her problemi çözecek değildir. Her şeyden önce her uçuşta en az bir gönüllü uçuş hekimi bulunacağını garanti edemeyiz… Ancak en azından bir doktor varsa bunu da çeşitli teşviklerle çözebiliriz: Örneğin gönüllü uçuş hekimi olmamasına karşın –bu yabancı ya da Türk doktor da olabilir- uçakta böyle bir müdahalede bulunan hekime çeşitli avantajlar sağlanabilir, pas bilet hakkı sunulabilir.  Yoksa görüldüğü gibi,  bu prosedürlerle, THY personeli olmamasına karşın herhangi birine aşırı miktarda sorumluluk yüklenmiş oluyor ve eylem gönüllülük sınırlarının dışına çıkıyor.”

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

15 Şubat 2013 Cuma

BAŞARILI HEMATOLOG OLMANIN SIRLARI


HEKİMLERİN MESLEK SIRLARI

Hematoloji alanında uzun yıllardır başarılı çalışmalara imza atan  Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, meslekte başarılı olmasını sağlayan hayat felsefesini,  Med-Index’e anlattı.

Tıp alanında başarı uzun yıllar çalışmak, okumak, araştırmak ve bu alanda başarılı hekimlerin pratik uygulamalarını öğrencilerine aktarması ile gelişiyor. Sağlık alanında uzmanlaşmak ve başarılı olmak isteyenler için rehber niteliğinde bir röportaj serimiz ile alanında  başarılı hekimlerin meslek sırlarını araştırıyoruz. İlk olarak Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer’e, mesleğinde yaptığı çalışmalarda nelere dikkat ettiğini ve nasıl başarılı olduğunu sorduk.

Hekim olmayı neden istediniz?
Çok saygın ve güzel bir meslek.  Dünyaya bir daha gelsem yine doktor olurdum. Bu mesleği çok seviyorum. Yaptığım işten de memnunum. Türkiye’de doktor olmak Amerika’daki gibi değil. Tıp fakültesine üniversite sınavı ile girdiğimizden seçme biraz bizim dışımızda olabiliyor. Üniversite sınavına giriyorsunuz. Hekimliği bırakanlarda var. Ben doğru mesleği seçmişim doktorluğu severek yapıyorum.

Başarılı olmak için kendinize nasıl bir yol belirlediniz?
Çok çalışmak, yorulmamak ve işi gözünüzde çok büyütmemek. Yaparız derim ve yaparız. Çözüm bulmak önemli. Zaman zaman bıkkınlık oluyor ancak gene de yaptığımız işi sevdiğimiz için yine de devam ediyoruz.

Hekim olmanın güzel ve kötü yanları nelerdir?
Güzel yanı, insanlara yardım etmek. İnsanların hastalığının iyileşmesi, onların yüzündeki mutluluğu görmek. Kötü yanı bence özellikle bizim uğraştığımız dal olduğundan bir yerde işin bitiyor olduğunu önceden fark etmek. Artık yapacak hiçbir şey kalmadığında hastayı kaybediyorsunuz. O sırada bizim en çok yaptığımız, daha çok hastayla ilgileniyoruz, daha güler yüzlü davranıyoruz. En çok ailesine anlatırken çok zor oluyor.

Mesleki kariyerinizde size göre olmazsa olmaz nedir?
Okumamak olmazsa olmazdır. Yapılan bir çalışmaya göre; tıp sektöründen 1 yıl ayrılırsanız ve okumayı bırakırsanız, ortalama 3 yılda bilginizi toparlarsınız. Büyük bir hızla gelişen bilgi var. Eğer okumazsanız, yeni ilaçları ve teknolojiyi takip edemezseniz geri kalırsınız. Bir süre sonra bir şey yapamaz hale gelirsiniz, doktorlar zaten o zaman işi bırakırlar. Kendinden sonra gelen nesilden daha kötü bir hale geldiğinde işiniz bitiyor.

Sizce başarının anahtarı nedir?
Çalışmak. Kafamda işi büyütmüyorum. Yapamayacağım işi ayırırım, olmaz derim ve bitiririm. Analitik düşünüyoruz. Hayalci değiliz.

Rakiplerinizle nasıl mücadele ediyorsunuz?
Hiçbir şey yapmıyorum. Başarılı olmak ve çok çalışmak ve onlardan çok daha hızlı koştuğunuzun farkına varmak önemli. Ben analitik düşünüyorum, onlar daha sofistike düşünüyorlar. 2002 yılında yurt dışına gittiğimde rakiplerim arkamdan gülüyordu. Şimdi benim işimi yapmaya çalışıyorlar. 1995 yılında Amerika’da kemik iliği nakli kursuna katılıp döndüğümde, o zaman ki rakiplerim bu işten bir şey olmaz diye bana gülmüşlerdi. Şimdi herkes yılların hocaları bile kurs alıp kemik iliği nakli yapmak için uğraşıyor. İleriyi görmek önemli.


Başarı motivasyonunuzu yükseltmek için neler yapıyorsunuz?
Her şeye olumlu bakarım, pozitif düşünürüm. En iyisini yapabileceğimiz şeyleri biliyoruz, kök hücre tedavisi yapıyoruz. Yapabileceğimizin en iyisini yapıyoruz. Kimse de kötü yapıyor diyemez.

Hastalarınızla aynı dilde konuşmanın, beklentilerine en iyi şekilde cevap vermenin ve onlarla iyi bir iletişim kurmanın püf noktaları nelerdir?
Hastalarımla empati kuruyoruz. Bu durum benim başıma gelse ne olurdu diye düşünüyorum. Onlarla aynı seviyede duruyorum. Ben bütün hastalarımla çok iyi dostumdur. Rakiplerim kendilerini insan üstü görüyorlar. Ulaşılamaz, yapılamazlar ve onlar telefonlarına cevap vermezler. Bizde öyle bir şey yoktur. 3 telefonum var, hepsine ben bakıyorum. Kim ararsa arasın. Her zaman ulaşılır olup, sorunlarını çözmeye çalışırım. Bırakmam, ilgilenmiyorum demem. Benim hastamın sorumluluğu vardır.  Yaparsın kaybedebilirsin, ama elinden geleni yapmak bile mutluluk verir.

İletişim kuramayan hekim arkadaşlarım olabilir ancak hastalarında iletişim kuramadığı oluyor. Hastalarda özellikle son yıllarda yapılan uygulamalarda sanki her hekim, her hasta geldiğinde bakacak. 24 saat bakacak, hatta kendisi hasta da olsa bakacak.

Hava yollarında, bir yolcu hastalandığında, “doktor var mı” diyorlar. Uçakta hastayı size bırakıyorlar. Hasta uçuş boyunca sizin yanınızda oturuyor. Siz yolcu musunuz, uçağın hekimi misiniz yoksa hava yolundan indirimli misiniz? Hastanın tansiyonunu ölçüyorsunuz, muayene ediyorsunuz. Uçaktan inerken size bir evrak imzalatıyorlar, “hastaya baktım” diye. Ben senin doktorun değilim ki!

6 saatlik uçuşta birçok sarhoş yolcu oluyor. Sarhoş olduğundan yere düşüyor. Doktor neden bununla uğraşsın. Bende yolcuyum. Durumu acilse insinler. Acil durum yoksa doktor olduğumu söylemiyorum. Bir defasında yolcunun biri arrest oldu, müdahale ettim hayata döndü. Doktorluğun kötü kullanımı olmamalı. Bizde yolcuyuz. Hekimlere indirim yapılsın, o zaman sorumluluğu olsun.

Gergin durumlarda ne yaparsınız?
Yürüyüş yapıyorum. O ortamdan gidiyorum. Bir kişiye lösemi tanısı konulduktan sonra hayatı değişiyor. Bu hastaları gördükçe yarın ne olacağımızı bilmediğimizden umutlu bakıyorum.

Unutamadığınız bir vakanızı anlatır mısınız?
Süleyman isminde, sevdiğim bir hastam vardı. Memleketinde akciğer enfeksiyonu oldu, o kadar gel dememe rağmen gelmedi ve vefat etti. Ona çok üzülürüm. İyim dedi, gelseydi kurtarma şansımız vardı. Küçük çocuğu da olduğundan, keşke gelseydi derim.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

12 Şubat 2013 Salı

PEDİATRİNİN GELECEĞİNİ MERAK EDİYOR MUSUNUZ?


GELECEĞİN TIBBI

Türkiye’de uzun yıllardır “Çocuk sağlığı ve Hastalıkları” alanında çalışan, Türkiye Milli Pediatri Derneği Başkanlığı,  Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Müdürlüğü ve İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Başhekimliği yapan Prof. Dr. Prof. Dr. Tezer Kutluk, gelecekte de ülkemizde araştırmaya ayrılan kaynağın eksik olduğu müddetçe, dışa bağımlılığın süreceğini belirtti.  Prof. Dr. Kutluk, gelecekte çocuk hastalıkları alanında nelerin değişeceği hakkındaki öngörülerini paylaştı.

Çocuk sağlığı alanında uzun yıllardır başarılı çalışmalar yapan, Hacettepe Üniversitesinde Çocuk Sağlığı Enstitüsü Müdürlüğü ve İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesinin başhekimliğini yapan,  Türkiye Milli Derneğinin de başkanlığını yapan ve Onkoloji alanında Uluslararası Kanser Savaş Örgütü’ne (UICC)  başkan olan ilk Türk doktor ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr.  Tezer Kutluk, gelecek yıllarda çocuk sağlığı alanında neler olacağı hakkındaki görüşlerini Med-İndex’e anlattı.

Çocuk hastalıkları ve ölümlerinin önlenmesinde sağlık politikaları ve teknolojinin geliştirilerek kullanımı ile önemli bir yol alındığını belirten Prof. Dr. Kutluk,  “Bebek ölüm oranları dünyanın birçok bölgesinde çok ciddi düşüşler sağlanabildi. Ancak gelişmekte olan, yoksul ve savaş altındaki ülkelerde hala çocuk sağlığı açısından sorunlar var. Pediatri alanında enfeksiyon hastalıkları, aşılama ve beslenmede önemli yol kat edildi. Gelişmiş ülkelerde  kronik hastalıklar daha öne çıkan sorunlar arasında yer alıyor artık. Yoksul ve gelişmekte olan ülkeleri, gelişmiş ülkelerle kıyasladığımız zaman bu farkı görüyoruz.  Kronik hastalıklar daha karmaşık tanı, tedavi ve izlem yöntemlerine gereksinim duyulan bir hastalık profili çiziyor. Yoksul ülkelerle, zengin ülkelerdeki uçurum artıyor.  Yoksul ülkelerde hala aşı, enfeksiyon, beslenme politikaları ile korunulabilen hastalıklara bağlı sorunlar görülmeye devam ediyor.

Dünyada sağlıkta teknolojinin geldiği noktada, ince detaya gittikçe çok şey yan dallara kayıyor ve üst uzmanlık dalları daha önemli hale geliyor. Bu durum sağlığı pahalı ve erişilmesi zor bir hale getiriyor. Çocuk hekimliği yanı sıra aile hekimliğinin güçlenmesi dünyanın bazı bölgelerinde bir gerçektir.  Ancak aile hekimliğinin birinci basamakta verdiği hizmete ek olarak, çocuk hekimlerinin hizmetlerine ihtiyaç ta tartışmasız. Bu açıdan aile hekimliği ile çocuk hekimliği arasındaki işbirliği daha da önemli bir hale geliyor.” dedi.

“Türkiye’de İleri Tıp Uygulamaları Yapılabiliyor, Hizmete Erişim ve Kullanılmasının İyileştirilmeye Açık Alanları Bulunuyor”
Türkiye’nin, Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre orta düzey gelişmiş bir ülke olduğunu belirten Prof. Dr. Kutluk şunları söyledi: “Türkiye, özellikle orta- üst kategoriye giriyor. Türkiye’de çocuk sağlığına yönelik koruyucu bazı durumlarda yol alındı.  Ancak Türkiye’de kronik hastalıklar anlamında ileri düzey uzmanlık gerektiren dallarda uzmanların sayısı yeterli olmadığından ikinci, üçüncü ve dördüncü basamağa geçtiğiniz zaman, tabi ki dünyanın birçok yerinden iyi durumda. Ancak,  batı Avrupa ve Amerika ile karşılaştırıldığı zaman aslında Türkiye’de ileri tıp uygulamalarının hepsi yapılabilmekle beraber bu hizmete erişimin ve kullanılmasının iyileştirilmeye açık alanları bulunmaktadır. 


“Yetişmiş İnsan Gücü Açısından Türkiye Zorlanmaya Başlıyor”
Birinci basamak tedavide aşılamaların yaygınlaştırılması anne ve bebek sağlığına yapılan yatırımlarla bebek ölümleri azaldı.  Anne ölümlerini azaltmak doğrudan sağlığı etkiliyor. Enfeksiyonlar korunabilir hastalıklar, kontrol edildikçe Türkiye bu kez kronik hastalıklarla daha fazla yüzleşmeye başlıyor ve bu hastalıkları daha iyi yönetmesi gereken bir noktaya gidiyor.  Yetişmiş insan gücü açısından Türkiye zorlanmaya başlıyor.  Bu açıdan kronik hastalıklarla uğraşan insan gücü, sağlığın planlanması alanında iyileştirmeye açık alanlar göze çarpıyor.

“Araştırmaya Ayrılan Kaynak Eksik Olduğu Müddetçe Dışa Bağımlılık Sürecek”
Türkiye’de sağlığa yatırım yapılırken kamu hastanelerinde ve üniversitelerde bütçe sorunları yaşanabiliyor. Türkiye’de araştırmaya ayrılan kaynak bence eksik. Araştırmaya ayrılan kaynak eksik olduğu müddetçe dışa bağımlılık sürecek ve dışa bağımlılık sürdüğü müddetçe de sağlık alanında gelişmeler olmakla birlikte sağlıkta zirvede olması çok tartışılır bir noktada olacak.”

“Türkiye’de ve Dünya’da Araştırmaya Daha Fazla Kaynak Ayrılmalı”
Uzun yıllardır çocuk sağlığı alanının tüm konularında Hacettepe Hastanesinde verdiği hizmetlerle tanınan Prof. Dr. Kutluk, “Gelecek yıllarda kronik hastalıklar, kanserler ve konjenital kalp hastalıkları gibi birçok hastalık ön plana çıkacağı için Türkiye’de bu alanda değişime kendisini hazırlamalı. Yan dal konusunda Türkiye’de sağlığa ayrılan pay arttı. Ancak sağlığa ayrılan payın üst sınırı bu hizmetlerin geliştirilmesini zorlayama başlamıştır. Yan dal sayısı arttıkça çocuk sağlığında Türkiye’de daha fazla araştırma yapılması lazım. Çünkü çocuklarda az görülen hastalıklar, erişkin hastalıkların arasında kayboldukça nadir görülen hastalıklarda araştırılmamaya başlayacak. Çocukların geleceğine yönelik sağlıklarını planlamak açısından Türkiye’nin ve dünyanın sorunu, araştırmaya daha fazla kaynak ayrılmaması. Nadir hastalıklardaki araştırma sayısının eksikliği bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.


Moleküler Tanı Yöntemindeki Devrim Olacak!
Gelecekte teknolojinin sınırı yok.  Teknoloji bugün sağlığı hayal etmediğimiz noktalara getirdi. Değişimin ve gelişimin çok hızlı gittiği için tahminimizden ve planladığımızdan daha süratli olacak. Moleküler tanı yöntemleri çok daha kolaylaşacak. Tanı yönteminde yaşanan devrim görüntüleme alanında yaşanan devrimden sonra moleküler tanı yöntemindeki devrim olacak. Gen dizilimlerinin artık detaylı biliniyor hale gelmesiyle kalıtsal hastalıklar ve çevresel sebeplerden moleküler tanı yöntemleri daha da ucuzlayacak ve tanı yaklaşımlarında iş bambaşka bir hale dönecek.

“Popülasyona Özgü Yeni Sağlık Sorunları Çıkmaya Başlayacak”
Tedavisi olmayan bazı genetik hastalıklar, kanser ve bazı kronik hastalıklarda önümüzdeki  10-20 yılda çok büyük değişim ve gelişim yaşanacak. Bir hastalıktan iyileşen ve o hastalığı atlatan insanlarda, yaşam kalitesiyle ve o hastalığın geç etkileri ile ilgili bilgi sahibi olacağız. 1960’lı yıllarda çocuk kanser hastalarının yüzde 20’si yaşarken şimdi yüzde 80’i yaşıyor. Kanserden kurtulan yetişkinler grubu oluşuyor. Kronik böbrek hastalığından diyalizin olmadığı dönemde bir çoğu ölürken şimdi diyalize girip çıkan uzun süreli böbrek hastalığı olan ve yaşayan hastalar oluyor. Bu birçok hastalıkta o hastaların ön görmediğimiz ve çok yaşamadığımız kronik hastalardan yaşayanların ek sorunları ile uğraşacağız.  İnvitro fertilizasyon,  tüp bebek, bebeklerdeki destek tedaviler, sürfaktanlar ve ventilatör tedavileri ile bin gramın altındaki bebekler bile yaşatılır hale geldi. Ancak onların bu popülasyona özgü yeni sağlık sorunları çıkmaya başlıyor.

“Bir İlacın Etkisinin Daha Kısa Sürede Belirlenecek”
Laboratuarda üretilen ilaçlar, hedefe yönelik tedaviler zaten şu anda yapılmaya başladı. Önümüzdeki 2 dekadda bu alanda gelişmeler yaşanacak. Çünkü moleküler mekanizmalar daha da anlaşıldıkça laboratuarda üretilen ilaçlar olacak ve klinik araştırmalar devam edecek. Temennimiz bir ilacın ilaç olarak etkisinin anlaşılması için sürenin kısaltılabilmesi. İlaç araştırmaları çok uzun sürüyor, ne kadar kısaltırsanız kısaltın bu o kadar kolay değil.  İlacın etkisinin bilimsel yöntemlerle kanıtlanması gerekiyor. Geleceğin teknolojisinden,  bir ilacın etkisinin daha kısa sürede belirlenebileceği yöntemler bekliyoruz. Bu yönde de birçok çalışmalar yapılıyor. Ama hala bir ilacın öncü molekülden ilaç olması için geçen zaman hala uzun.  Bilim adamları bir taraftan güncel bilimi uygularken, bir taraftan da değişime ve geleceğe yön veriyorlar.  Gelecek tıpta bir çok alanda umut vaad etmeye devam ediyor.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!
  

11 Şubat 2013 Pazartesi

HOUSTON’DA PROF. DR. ATILLA ERTAN GASTROENTEROLOJİ MERKEZİ AÇILDI


Houston’daki Teksas Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı olan üç değişk merkez tek bir çatı altında birleştirildi ve Prof. Dr. Atilla Ertan’in adi verilerek açıldı. Dünya çapında ünlü gastroenteroloji dalı profesörü bilim adamımız Prof. Dr. Atilla Ertan, merkezin başına getirildi ve Merkez hakkında Med-Index’e bilgi verdi.

Prof. Dr. Atilla Ertan, Sindirim Hastalıkları Merkezi, Texas Karaciğer Merkezi ve Gastroenteroloji Araştırma Bölümünü tek bir çatı altında topladı. Bu Merkez, Teksas Tıp Merkezinde yeni yapılan Memorial Hermann Hastanesinin Plaza binasının 14. katına yerlestirildi. 22 bin metrekarelik sahada poliklinik, endoskopi laboratuvarları, görüntüleme, motilite bölümleri, araştırma laboratuvarları ve toplantı salonu bulunuyor. Merkezin bölümlerinde, Teksas Universitesi Tip Fakultesinin (The Univesity of Texas Health Science Center of Houston- UTHealth) ünlü ve tecrübeli akademisyen sindirim sistemi ve karaciğer hastalıkları uzmanları, Prof. Dr. Atilla Ertan’ın liderliğinde hizmet verecekler. Çok iyi düzenlenen Merkezde özefagus, mide, barsak, pankreas, safra yolu ve karaciğer hastalıklarının tanı ve tedavisi yapılacak. Hasta bakımı yanında, mezuniyet sonrası çok yönlü eğitim ve klinik araştırmalar uygulanacak.  


Merkez, ABD’de en kapsamlı gastrointestinal ve hepatolojik tanı ve tedaviye imkan sağlıyor. UTHealth Tıp Fakutesi akademisyen ve araştırmacıların işbirliği ile kurulan Ertan GI Merkezi, ayaktan, hastaneye yatırmadan tanı ve tedavi yapabilmek temeliyle uğraşıyor. Merkez, karaciğer hastalıkları dahil tüm sindirim sistemi hastalıklarını, en gelişmiş yöntemlerle tanı ve tedavi seçeneklerini kullanıyor. Gastroözofagial reflü, Crohn hastalığı, kronik karaciğer hastalıkları gibi uzun süreli tedavi gerektiren durumlarda, en yeni yöntemlerle kısa ve uzun vadeli tedavi programları uygulanarak en etkili biçimde tedavi ettiği gibi,  bu hastaların yaşam kalitesini geliştirmek için de çalışmalar yapılyor. Ameliyat gerektiğinde de, minimal invazif teknikler ile cerrahi tedavileri uygulanıyor.

“Türkiye’den Gastroenterologların Araştırmalarımıza Katılmaları İçin İmkan Vereceğiz”
Prof. Dr. Atilla Ertan GastroenteroloJI Merkezi Baskani ve UTHealth Tıp Fakultesi Gastroenteroloji profesörü Dr. Atilla Ertan şunları söyledi: “ En son yapılan araştırmaların getirdiği yeniliklerle, rahat ve konforlu bir atmosfer içinde, mükemmel laboratuvar olanaklarımızı kullanarak, ünlü ve tecrübeli bilim adamlarından oluşan ekibimizle en zor gastrointestinal ve karaciğer hastalıklarının tanı ve tedavisindeki sorunlarına çözüm getireceğiz. Dünyanın birçok ülkelerinden ve Türkiye’den de gelecek gastroenterologların İleri eğitimlerine yardımcı olduğumuz gibi,  araştırmalarımıza katılmaları için imkan vereceğiz. Bu hedefimize Türkiye’deki hastalarımız ve dostlarımız da dahil birçok kişiden destek aldım.
Merkezle bağlantılı olan ve adıma kurulan eğitim ve araştırma vakfına, başlangıç olarak 1.5 milyon bağışta bulunuldu ve 2.5 milyon da bağış yapılma sözü verildi.”

Daha fazla bilgi için, Prof. Dr. Atilla Ertan’in www.atillaertan.com veya “Ertan Digestive Disease Center”a gidebilirsiniz; 713-704-5928’e telefon edebilirsiniz.

Doğru, etik ve tarafsız haberciliğin adresi Med-Index : www.med-index.com Mutlaka ziyaret edin!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...