20 Aralık 2010 Pazartesi

TÜRKİYE-AFGANİSTAN SAĞLIK İŞBİRLİĞİ

Afganistan'daki Cumhuriyet Hastanesi'nin işletmesinin 5 yıl süreyle TİKA ile birlikte yürütüleceğini belirten Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Burası bir referans hastanesi haline getirilecek. Yılda 400'e yakın uzman yetiştirilmesi planlanıyor” dedi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Afganistan Halk Sağlığı Bakan Vekili Süreyya Dalil ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Türkiye ile Afganistan arasındaki sağlık alanında işbirliğine ilişkin açıklamalarda bulunan Akdağ, Dalil ile yedi konu üzerinde mutabık kaldıklarını söyledi.
Afganistan'daki Cumhuriyet Hastanesi'nin işletmesini Afgan yetkililer ve TİKA ile birlikte yürüteceklerini açıklayan Bakan Akdağ, “Bunun için finansmanı TİKA bulacak, yönetim ve diğer hususları da biz yerine getireceğiz, insan kaynağı desteği vereceğiz. Burası bir referans hastanesi haline getirilecek. Yılda 400'e yakın uzman yetiştirilmesi planlanıyor” dedi.

“Anne ve Bebek Ölümlerinin Engellenmesi için Elimizden Gelen Desteği Vereceğiz”
Anne ve bebek ölüm oranlarının son derece yüksek olduğu Afganistan'a bu alanda katkı sağlayacaklarını dile getiren Akdağ, Türkiye'nin bu ülkeye insan gücü desteği vereceğini ve tecrübelerini aktaracağını belirtti. Akdağ, “Afganistan'daki bir hamilenin ya da annenin ölümü bizim için Anadolu'daki bir annenin ya da hamilenin ölümü gibidir. Bu ülkedeki anne ve bebek ölümlerinin engellenmesi için elimizden gelen desteği vereceğiz” diye konuştu.
Afganistan'da her 100 bin hamileden bin 400'ünün hayatını kaybettiğinin altını çizen Akdağ, bunun önlenmesinin önemine işaret etti.

Afgan-Türk Sağlık Haftası
Afgan yetkililerin Türkiye'de eğitimi, sağlık sisteminin gelişmesi için tecrübe aktarımı gibi konulardaki işbirliğinin yanı sıra, bu ülkede tekrar bir Afgan-Türk Sağlık Haftası düzenlenmesinin de öngörüldüğünü dile getiren Akdağ, bu hafta süresince Türk bilim insanlarının tecrübelerini aktaracağını, ayrıca ameliyatlar yapılacağını söyledi.

“Her Yıl 200 Hasta Tedavi Edilmek Üzere Türkiye'ye Getirilmesi Öngörülüyor”
Bu ülkeden her yıl 200 hastanın tedavi edilmek üzere Türkiye'ye getirilmesinin de öngörüldüğünü belirten Akdağ, bu hastaların Türkiye'ye naklinde ambulans uçakların kullanılabileceğini dile getirdi. Kapasite geliştirme, biyomedikal mühendislik ve sağlık idarecisi gibi alanlarda da eğitim desteği sağlanacağını ifade eden Akdağ, “Afgan halkına destek vermek boynumuzun borcu, en önemli görevimizdir. Afgan halkı için gönlümüzün her köşesini açtık” şeklinde konuştu.

“Afgan Halkının Nitelikli Sağlık Gücüne İhtiyacı Var”
Afganistan Halk Sağlığı Bakan Vekili Süreyya Dalil de halka iyi sağlık hizmeti sunulmasının önemine dikkat çekerek, Afgan halkının sağlık, güvenlik ve eğitim konularında hizmet beklediğini söyledi. Ülkesindeki sağlık sisteminin zayıf olduğunu, daha iyi bir sistem oluşturulması için nitelikli sağlık gücüne ihtiyaç duyulduğunu anlatan Dalil, sağlık personeli yetiştirilmesinin mali yardım kadar önemli olduğunu dile getirdi.

“Cumhuriyet Hastanesi Türkiye'deki Eğitim ve Araştırma Hastaneleri gibi Hizmet Verecek”
Akdağ, bir soru üzerine, Afganistan'da bu ülkenin ihtiyacı doğrultusunda uzman hekim yetiştirileceğini, Cumhuriyet Hastanesi'nin Türkiye'deki eğitim ve araştırma hastaneleri gibi hizmet vereceğini bildirdi. Dalil de aynı soruya karşılık ülkesinde biyomedikal mühendis, hemşire, kardiyolog, kalp cerrahi, onkolog ve sağlık yöneticisine ihtiyaç olduğunu söyledi.
Akdağ, Afganistan'ın yanı sıra Sudan, Yemen, Lübnan, Filistin, Pakistan, Bangladeş, Kosova, Bosna-Hersek gibi ülkelere sürekli ve düzenli sağlık hizmeti desteği vereceklerini sözlerine ekledi.

16 Aralık 2010 Perşembe

RADYOLOGLAR BU FIRSATI KAÇIRMAYIN!

Eğitim almak isteyen radyologlar ile ilgili yeni düzenlemeler yaptıklarını açıklayan Türk Radyoloji Derneği (TRD) Başkanı Prof. Dr. Okan Akhan, 10 yıl sonra üst ihtisas eğitimi alan radyolog sayı ve oranının tıbbın tüm dalları içinde en yüksek oranda radyolojide olmasını hedeflediklerini söyledi.

Türk Radyoloji Derneği tarafından düzenlenen 31. Ulusal Radyoloji Kongresi’nde açıklamalarda bulunan Türk Radyoloji Derneği (TRD) Başkanı Prof. Dr. Okan Akhan, “Radyoloji ‘Tıbbın Gören Gözü’ olduğunu söyledi. Prof. Dr. Akhan, görüntüleme yöntemi ile vücuttaki kanserlerin saptanması ve yayılımının tanısında mevcut görüntüleme yöntemlerinin son derece etki olduğunu kaydetti. Kanser tedavisinin bir ekip çalışması gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Akhan şunları söyledi: “Radyologlar bu ekibin önemli ve vazgeçilmez unsurlarıdır. Röntgenden, Bilgisayarlı tomografiye, manyetik rezonans görüntülemeye ve PET BT’ye kadar bugün kullandığımız yöntemle bütün hastalıkları tanıma şansına sahibiz. Tanıyı görüntülemekteyiz. Tanıyı elde edemediğimiz zamanda küçük iğnelerle istediğimiz noktadan istediğimiz biyopsiyi yapabiliyoruz. Bize gelen hastaya tanı koyabiliyoruz ya da patoloji raporu gönderiyoruz. Bunların mümkün olduğu tıp ortamında, niye çok daha iyi yapılmadığı tartışılmalı.”

“Bilimsel Çalışmalarda Türkiye İlk 5 Ülke Arasında”
Radyoloji alanında yayınlanan birçok bilimsel dergide yer alan çalışmaların ülke bazında değerlendirildiğinde ülkemiz kaynaklı bilimsel çalışmalar olduğunu belirten Prof. Dr. Akhan, “Türkiye ilk 5 ülke arasında yer alıyor. Kongremizde “nasıl daha az doz X ışını verebiliriz” oturumdan “istatistik çalıştayına” kadar geniş bir yelpazede düzenlenen oturumlarda çok önemli konuları tartıştık, paylaştık” dedi.

Türk Radyoloji Derneği’nden Eğitim Atağı
Hekimlerin eğitimi olmadan halka yeterli sağlık hizmeti vermenin mümkün olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Akhan, “Dernek olarak bu sene iki önemli proje başlattık. Derneğimiz nitelikli ve yetkin radyoloji uzmanı yetiştirmeyi hedefliyor. Bu projelerden ilki olan, ‘Kış Okulları’ ile her sene en az bir kez Radyoloji alanında eğitim gören tüm asistanlarımızın textbook (temel kitaplar) düzeyinde eğitim almaları amacıyla düzenlenecek” diye konuştu.

Aralık Ayında İlk ‘Kış Okulu’ Başlıyor
Prof. Dr. Akhan, ‘Kış Okulları’ ile ilgili şu bilgileri verdi: “Radyoloji asistanları Kış Okulları’na herhangi bir ücret ödemeden katılacaklar. Asistanların konaklama ücretleri TRD tarafından karşılanırken, yol masrafları kendilerine ait olacak. Aralık 2010 da iki haftalık ve her haftasına 200 asistanın katılacağı ilk kursumuz Antalya da düzenlenecek. Uzun vadeli olarak Kış Okulları eğitimini asistanlarımızın karnelerine eklemek istiyoruz. Ayrıca yan dal derneklerinin düzenlediği eğitim toplantılarına asistanlarımızın katılımını teşvik eden programları da önümüzdeki yıl uygulamaya sokmayı amaçlıyoruz. Tüm asistanlarımız ihtisas sınavı öncesi “Yeterlilik Sınavına” girecekler. Bu eğitimden geçen asistanların tanı ve tedavi sürecinde etkin olacağını umuyoruz.”

“Yılda 30 Radyolog En İyi Merkezlerde Eğitim Alacak”
40 yaş altında asistanların Türkiye’nin ve dünyanın en iyi merkezlerinde üst uzmanlık yapmak isteyen radyologları destekleyeceklerini söyleyen Prof. Dr. Akhan, “Sene de 30 meslektaşımızın eğitim görmesini istiyoruz. Bu programın amacı; her sene TRD tarafından belirlenecek sayıda radyoloji asistanlığının son yılında olan veya Radyoloji uzmanı, yurtdışı veya yurtiçi önemli merkezlerde en az 6 ay boyunca ileri eğitim almasını (Fellowship veya Clerkship veya observer programları için) sağlayacak. Bu proje çerçevesinde 3 meslektaşımız burs almaya hak kazanıyor. Yurtdışı için yıllık 15 bin USD yurtiçi için ayda bin TL TRD tarafından ödenecektir. Yılda 30 kişiye burs vermeyi amaçlıyoruz. Hedefimiz 10 yıl sonra üst ihtisas eğitimi alan radyolog sayı ve oranının tıbbın tüm dalları içinde en yüksek oranda radyolojide olmasıdır. Bu eğitimli kadrolarla başta hasta hizmeti olmak üzere eğitim ve araştırmada yüksek kaliteyi yakalayacağız” diye konuştu.

15 Aralık 2010 Çarşamba

TEK EMBRİYODA KESİN GEBELİK ANLATILDI

Tek embriyo transferi zorunlu hale getirildiği için, hekimler IVF tekniklerinde başarı oranlarını artıracak yeni çözüm yolları arıyor. Embriyolojide son gelişmeler Prof. Dr. Volkan Baltacı başkanlığında gerçekleştirilen, Uygulamalı Kriyoprezervasyon ve Güncel IVF Teknikleri Sempozyumu’nda anlatıldı.

Tek embriyo transferinin zorunlu hale getirilmesinin ardından doğru embriyonun seçimi, optimal bir başarı oranının sağlanabilmesi için kriyopreservasyon ve embriyo seçimi konularında yeni gelişmelerin anlatıldığı Uygulamalı Kriyoprezervasyon Ve Güncel IVF Teknikleri Sempozyumu Ankara’da yapıldı. Teorik ve pratik olmak üzere iki bölümden oluşan kursa, Amerika Sher Enstitüsü Klinikleri Laboratura Direktörü Prof. Dr. Levent Keskin, Amerika Missouri Üniversitesi Patoloji Departmanı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Ağca katıldı. Ayrıca İsveç’ten BSc Hubert Joris, Amerika’dan Marianne Vivan, Embriyolog Dr. Cihan Halıcıgil, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaan Aydos, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Sönmezer katıldı. Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Volkan Baltacı başkanlığında düzenlenen kursun teorik kısmına 100 hekim katılırken, pratik kısmına 30 embriyolog kabul edildi.

Vitrifikasyonda Gelişen Son Teknoloji
Prof. Dr. Volkan Baltacı kursta verilen bilgiler ile ilgili şunları kaydetti: “Bu kursta amaçlanan, günümüzde ‘tek embriyo’ şartı gelince laboratuarlara çok fazla iş düştü. Tek embriyo ile gebelik oranı düşerken, maddi giderler artıyor. Yeni teknolojiler uygulandığı zaman, çok iyi bir dondurma sisteminin olması gerekiyor. Bu toplantıda dondurma teknikleri yani vitrifikasyonda gelişen son teknoloji anlatıldı. Laboratuarda “helzon” denilen uygulama gerçekleştirildi. Topik ikinci konu da tek embriyo olduğu için tek embriyonun seçimi için bir takım yeni gelişmeler kullanılması gerekiyor. Tek embriyo verildiğinde başarı oranını yükseltmeye karar verdik. Tek embriyo mutlaka tutulsun ve kadını gebe bıraksın.


“Genomik Gebelik Şansını Artıyor, Sakatlık Oranını Düşüyor”
En önemli gelişme genomik gelişmesi, yani genomik ile embriyonun bütün yapısal ve işlevsel fonksiyonlarını kodlayan tüm genlerini teker teker tanımlayarak bu genlerin birbirleri ve çevre ile etkileşim ve iletişimlerini incelenebiliyor. Böylece embriyonun genetik materyali, çok fazla parametre ile taranabiliyor. Her kromozun detaylı yapısına bakılabiliyor. Delesyon, dublikasyon bozukluk hepsini yakalayabiliyoruz, dolayısıyla embriyo gözümüzden kaçmıyor. Sakatlıkların önüne geçilmesinin yanında genetiği bozuk embriyolar zaten tutunmadığı için tüp bebekte başarı düşüyor. Bu sistem embriyo hasarlarını yakalıyor ve gebelik şansını azaltıyor. Bu durum gebelik oranını yükseltirken, düşük oranını ve sakat doğum ihtimalini düşürüyor.

“Metabolomik Yöntemi İle Embriyonun Yaşadığı Tespit Ediliyor”
Metabolomik yöntemler, embriyolarda belirli bir zaman diliminde dokularda, hücrelerde ve fizyolojik sıvılarda lipid, karbohidratlar, vitaminler, hormonlar ve diğer hücre bileşenlerinden ortaya çıkan küçük moleküllü metabolitlerin yüksek verimli teknolojiler kullanılarak saptanıyor. Küçük moleküller peptitler, oligonükleotidler, şekerler, nükleozidler, organik asitler, ketonlar, aldehitler, aminler, amino asitler, lipitler, steroitler, alkaloidler ve ilaçlar, insan-bakteri ürünleri gibi metabolitlerdir. Bu yöntemle de embriyoları ayıklayabiliyoruz. Bu yöntemin avantajı, belli metabolizma hızına sahipse belli metabolitleri ortama salıyor. Bunlar tespit edilerek anlaşılıyor ki aktif bölünen, çalışan metabolizması olan bir embriyonun, canlı olduğunu gösteriyor.
Genomik “ne olabileceğinin” metabolomik ise “gerçekte ne olduğunun” bilgisini verir. Bu nedenle, tüm metabolitlerin ayrıntılı ve kantitatif ölçümü (metabolomik) hastalık teşhisi veya toksik ajanların fenotip üzerindeki etkilerini araştırmada en ideal yöntemdir.


“Parkül Dondurmada Kristal Oluşmuyor”
Tek embriyo transferinde hastadan alınan yumurtaların dondurulması gerekiyor. Dondurma işleminde ısı eksi 190 derecenin üzerindeki oluyor. Bu nedenle ısı değişimleri embriyoya çok fazla zarar verebiliyor. Dolayısıyla azot içerisinden çıkarmadan ısı değişimi çok fazla olmadan dondurma işlemini gerçekleştirmemizi sağlayan bir aparat geliştirildi. Şoklama derecesinde soğutma yapılıyor. Eskiden yavaş dondurma yapılıyordu. Sıvı içerisinde oluşan kristaller organelleri kesiyor ve hücreye zarar veriyordu. Dolayısıyla bu kristaller oluşmasın diye, tam dondurma anını “plato” olarak dondurduk. “Parkül” dondurmada kristal oluşmasına neden olmayacak düzeyde hızlı donduruyoruz.

Dondurma ve Preimplantasyon Döneminde Genetik Teşhis
Amerika Missouri Üniversitesi Patoloji Departmanı öğretim üyesi Doç. Dr. Yüksel Ağca ise şu bilgileri verdi: “Genel olarak insan üreme teknolojileri içerisinde dondurma ve preimplantasyon döneminde genetik teşhis yapılması, embriyo transferi öncesinde tanınması ve buna göre önlemler alınmasına yönelik çalışmaları. Bu uygulamayı yaptığımız zaman, teşhis yöntemleri zaman alıyor. Embriyoyu biyopsi yaptıktan sonra preimplantasyon döneminde bir süreliğine dondurmamız gerekiyor. Anneye sonradan transfer edebilmek için çünkü bu genetik testler bazen yanlış sonuçlanabiliyor ya da tam sonuç vermiyor. Eğer embriyoyu dondurursak o süre içerisinde laboratuarlar buna çok daha uzun zaman oluyor. 3-4 defa test yapıldığında gerçek sonuçlar elde ediliyor. Bu embriyolardan sağlıklı olanlar anneye transfer ediliyor. Pratik uygulamada blastosist dönemindeki embriyo tam olarak implantasyondan önceki embriyo blastosist olarak tanımlıyoruz. Blastosist çalışmasından sonra bir yumurta gibi kırılıyor. Embriyonun üzerindeki kabuk, kırılarak annenin uterusuna implante oluyor. Yapılan çalışma blastosist dönemindeki bir embriyonun vitrifikasyon yöntemiyle( dondurma tekniğinde) buz kristalleri oluşmuyor. Belli konsantrasyonlarda viskosite denilen konsantrasyonlara getirip, kreyoprotektan denilen soğuğa karşı koruyan. Gliserol, etilen glakol ajanlara muamele ediyoruz ve direk bunu direk olarak likid nitrojene daldırıyoruz. Likid nitrojende eksi 196 derecede, likid fazdan buhar fazına geçip, sonra yok oluyor. Büyük nitrojen tanklarında saklanıyor. Embriyo transferi başarılı olmamışsa bu sefer tekrar hastanın ikinci embriyosuna başvuruyoruz. Bir kez daha embriyo transferi yapılıyor.”

14 Aralık 2010 Salı

KANSER TEDAVİSİNDE GÜNCEL YAKLAŞIMLAR

Medicana International Ankara Hastanesi uzmanları tarafından düzenlenen “Kanser Tedavisinde Güncel Yaklaşımlar” sempozyumda, ülkemizde her yıl yaklaşık 200 bin kişinin kansere yakalandığı belirtildi.

Medicana International Ankara Hastanesi uzmanları tarafında, Ramada Plaza Hotel’de “Kanser Tedavisinde Güncel Yaklaşımlar” konulu sempozyum düzenlendi. Medicana International Ankara Hastanesi uzmanları tarafından özellikle son dönemin en yaygın kanser türü olan akciğer kanserinde erken teşhis ve etkin tedavisi konusundaki son gelişmeler, yeni tedavi seçenekleri (akıllı ilaçlar, yeni kemoterapi ajanları, radyoterapideki yenilikler) ve ender rastlanan vakalar interaktif bir şekilde tartışıldı.
Sempozyumda, Akciğer Kanseri tanılı hastaların ana hava yolları çevresinde gelişen hastalığı tedavi ve kontrol etme amaçlı brakiterapi (radyoterapinin bir tipi ) uygulama yöntemini ve hasta gruplarındaki tedavi sonuçları, Akciğer kanserinde yeni tedavi olanakları, tüm tedavi alternatifleri, klinik yaklaşım, günlük radyolojik yaklaşımlar, cerrahi ve medikal tedavi uzmanlar tarafından değerlendirildi. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü Oğuz Engiz açılış konuşmasında şunları kaydetti: “Medicana Hastaneler Grubu olarak; sağlık sektörünün ihtiyaçları doğrultusunda, geleceğe yönelik yaptığımız yatırımlar ve atılımlarla yolumuzda güvenli adımlarla ilerliyoruz. Uluslararası standartları benimseyen, çağdaş alt yapımız ve uzman ekibimizle birlikte Türkiye’ye gelişmiş ülke standardında hizmet vermenin gururunu taşıyoruz.

“Ülkemizde Her Yıl Yaklaşık 200 Bin Kişi Kansere Yakalanıyor”
Çağımızın vebası kanserin, dünyada ve Türkiye’ de görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 200 bin kişinin yakalandığı kanserin tedavisi, özel uzmanlık alanlarının, son teknolojiye sahip tıbbi cihazların bir arada olmasını gerektiriyor. Çünkü kanser tedavisinin en önemli gereği, hastalığın değişen koşullarına göre tedaviye yön verebilmek için bütün birimlerin aynı hastanede bulunması.”


“Akciğer Kanseri, Kansere Bağlı Ölüm Nedenleri Arasında İlk Sırada”
Kanser tedavisinde başarının vazgeçilmez koşulunun, konuyla ilgili tüm uzmanlık dallarının birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım olduğu üzerinde durulan toplantıda Medicana International Ankara Hastanesi uzmanları arasında Göğüs Hastalıkları uzmanı Dr. Nihal Başay, Radyoloji uzmanı Dr. Serdar Aslan, Nükleer Tıp uzmanı Dr. Nalan Can, Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Erkan Dikmen, Medikal Onkoloji uzmanı Doç. Dr. İbrahim Tek, Radyasyon Onkolojisi uzmanları Dr. Ayşen Sevgi Öztürk ve Dr. Eren Çetin konuşmacılar arasında yer aldı. Alanında uzman hekimler sempozyumla ilgili şu bilgileri verdi: “Akciğer kanseri hem erkek hem de kadınlarda kansere bağlı ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Akciğer kanseri tanısı alan hastaların ortalama 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 15 civarındadır.

“Akciğer Kanserinin Yüzde 85’i Küçük Hücre Dışı Akciğer Kanseri”
Dünyada yaklaşık olarak yılda 1.5 milyon yeni tanı akciğer kanseri teşhisi konuluyor. Bunun yüzde 85 oranındaki bölümünü küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) oluşturuyor, geri kalanı ise küçük hücreli akciğer kanseri grubudur. Kansere bağlı gelişen ölümlerde birinci sırada olan akciğer kanserinin ortalama yaşam süresi ilerlemiş hastalarda yaklaşık 12 aydır. Tedavi ve destek tedavilerindeki gelişmelere rağmen akciğer kanserindeki sağ kalım oranları 1975’lerde yüzde 13 iken, 1996’larda yüzde 16’ya çıkabiliyor. Bu nedenle yeni tedavi seçenekleri akıllı ilaçlar, yeni kemoterapi ajanları, radyoterapideki yenilikler ve seçeneklerin birlikte kullanımı zorunluluğu doğuyor.

“Küçük Hücre Dışı Akciğer Kanserinde Cerrahi Tedavi Hastaların Yüzde 25-30’un da Uygulanıyor”
Akciğer kanserinin başlıca iki gruba ayrılmasının temel nedeni hastalıkların doğasından kaynaklanan özelliklerin tedavideki oluşturduğu farklılıklardan kaynaklanıyor. Akciğer kanserinde hastaların tedavi planı hastanın klinik ve patolojik evresine göre planlanıyor. Evreleme tümörün boyutu(T) , lenf noduna yayılması (N) ve metastaz (sıçrama)(M) durumuna göre dört evreye ayrılıyor. Küçük hücreli akciğer kanseri ise sınırlı hastalık ve yaygın hastalık şeklinde sınıflandırılıyor. Küçük hücreli akciğer kanserli hastaların çok küçük bir kısmında cerrahi tedavi uygulanması dışında öncelikli tedavi, sınırlı hastalıkta kemoterapi ve radyoterapi iken ileri evrede (yaygın hastalık) genellikle kemoterapidir. Küçük hücre dışı akciğer kanserinde (KHDAK) cerrahi tedavi optimal tedavi olmasına rağmen kanser hastalarının yalnızca yüzde 25-30’u cerrahiye uygun aday olabiliyor.
Sonuç olarak akciğer kanseri ülkemizde de önemli bir sağlık sorunudur. Tedavilerdeki yeniliklere rağmen istenilen düzeyde hala başarıya ulaşılamadı. Bu nedenle uygun hastalarda en etkili tedavi seçeneğini belirlemek ve tedaviyi hastaya bireyselleştirmek gerekiyor. Bunu da yaparken deneyimli bir ekip tarafından (cerrahi, radyasyon ve medikal onkoloji) bunu gerçekleştirmek önemli yer tutuyor.”

9 Aralık 2010 Perşembe

PRATİSYEN HEKİMLERE DOĞRU TEŞHİS VE SEVK İÇİN “GÖZ KİTABI”

Sağlık hizmetlerinde hastaların ilk olarak aile hekimi ya da pratisyen hekimlere gittiği ülkemizde, göz hastalıklarının tedavisinin zamanında ve doğru şekilde yapılması için Prof. Dr. Pınar Aydın ve Prof.Dr. Zeki Bayraktar, “Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”nı hazırladı.
Bilimsel verilere göre, tüm insanların ömürleri boyunca 7 yaşından önce ve 40 yaşından sonra en az toplam 2 defa muayene olmaları gerekiyor. Ayrıca, hiçbir görme problemi olmayan kişilerin bile 40 yaşından sonra yakını görememe şikayetleri nedeniyle gözlük muayene ihtiyacı olduğu biliniyor.

Sağlık hizmetlerinde hastaların ilk olarak aile hekimi ya da pratisyen hekimlere gittiği ülkemizde, göz hastalıklarının tedavisinin gecikmemesi için Prof. Dr. Pınar Aydın ve Prof.Dr. Zeki Bayraktar, “Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”nı hazırladılar. Pratisyen hekimler ve aile hekimleri için göz kitabı, hazırlayanlardan Prof. Dr. Aydın, “Göz hastaları önce pratisyen hekime ulaşır. Pratisyen hekimlerin hastaya vereceği tedaviyi ve hastaları ne zaman sevk edeceğini kitapta belirttik. Hastalıklarda doğru zamanda sevk edilmesi gerekir ki, bazen sırf zaman kaybından dolayı hasta tedavi edilemez hale geliyor. Ülkemizde 3 bin göz hekimi var ve bunların dengeli dağıldığı söylenemez. Ayrıca 40 bin pratisyen hekim olduğu düşünülürse, ilk başvurulan hekim olmaları nedeniyle, doğru tedavi ve sevk çok önem taşıyor. ‘Hangi hasta birinci basamakta nasıl ele alınır ve tedavi edilir.’ ‘Hangi hasta hangi hızla uzman hekime sevk edilmelidir’ sorularına yanıt bulunacak” dedi.

“Pratisyen Hekimler İçin Göz Hastalıkları El Kitabı”Prof. Dr. Aydın, “Hastanın öyküsünü alırken yapılması gerekenler ve ayrıcı tanı kriterleri farklı başlıklar altında toplanan kitapta, anlatılanlar görsellerle desteklenerek tedavide neler uygulanması gerektiği, hastanın sevki sırasında nelere dikkat edileceği vurgulandı. Kitabın sonunda 101 soruda hastaların şikayetleri ve yapılması gerekenlerin sayfa numaraları da yer alıyor. “Renk Kitabı” ile de hastaların renk körü olup olmadıkları anlaşılabilir ” şeklinde bilgi verdi.

“Göz Kitabı” ve “99 Sayfada Göz Sağlığı”“Göz Kitabı” ve “99 Sayfada Göz Sağlığı” isimli kitapları yazmadaki amacının her doktorun hastaları tedavi ederken eğitimde vermesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Biz sadece kapımızdan içeri gelenlere değil, henüz girmemiş olanlara belki de hiçbir zaman girmesi gerekmeyecek olanlara da bilgi vermek zorundayız. Hastaların daha sağlıklı daha kaliteli bir hayat yaşamaları mümkün kılmalıyız. Çocukların, kendi seçimleri yok, gözleri bize emanet. Onlar bunun farkına varana kadarda biz onlara sağlıklı bir gelecek sağlamak zorundayız. Hastalara yönelik anlaşılır dille yazıldığım kitaplardan “99 Sayfada Göz Sağlığı”nda soru cevap şeklinde hazırladım. “Göz Kitabı”nda ise, temel bilgilerle başladım. Görülen hastalıklar, sık görülen ve nadir görülen hastalıklar diye bölümlere ayrıldı. Sıkça sorulan sorularında cevapları var. Göz hekimlerinin hastalarına tavsiye edebileceği göz ile ilgili her türlü bilgiye ulaşabilecekleri, anlayabilecekleri dilde kaynak kitap oldu. Aynı zamanda hastalık resimleri koymamaya özen gösterdim. Hastalıklarla ilgili olanlar hep çizimdir. İşlemleri fotoğraf olarak ekledim, çünkü yapılan muayene işlemlerinin korkutucu olmadığını veya neye benzediğini anlamak içinde gerçek insan fotoğrafı oldu. Hastaları tedirgin etmeden anlatmak bizim sorumluluğumuz. Hastalara nasıl yaklaşmamız gerektiğine dikkat etmeliyiz” diye konuştu.

“Göz Kitabı’nı Eczacı ve Gözlükçüler de Okumalı”Göz Kitabı’nı özellikle eczacı ve gözlükçülerin okumasında yarar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti: “Hastalar önce eczacılara veya gözlükçülere şikayetlerini anlatıyor. İnternette ve televizyonda verilen bilgiler bazen yanlış anlaşılıyor veya bilgi kirliliğine neden olabiliyor. Bugün doğru olan ve objektif bir şekilde uygulanan tedavilerin avantaj ve dezavantajlarına yer verdim.

7 Aralık 2010 Salı

“ÇOK TETKİK, HİÇ TETKİK YAPILMAMASI ANLAMINA GELİR”

Performans Sistemi ile Türkiye'de MR ve Tomografi çekimlerinde büyük artış olduğunu kaydeden Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Okhan Akhan, bu durumun niceliği arttırırken, niteliği düşürdüğünü belirtti.

Türk Radyoloji Derneği tarafından gerçekleştirilen 31. Ulusal Radyoloji Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısında Türkiye'de ve dünyada tanı ile tedavi amaçlı görüntüleme yöntemleriyle ilgili son gelişmeler değerlendirildi. Toplantıya Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Okan Akhan, Türk Radyoloji Derneği Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Mithat Haliloğlu ve Türk Radyoloji Derneği Başkanvekili Prof. Dr. Tamer Kaya katıldı.
Toplantıda konuşan Prof. Dr. Akhan, röntgen Işınının keşfinden 115 yıl geçtiğini ve aradan geçen zamanda radyoloji açısından çok önemli aşamalar kaydedildiğini söyleyerek, "Günümüzde radyolojik inceleme olmaksızın tanı ve tedavi neredeyse yapılmamaktadır” dedi. Prof. Dr. Akhan, bin 500'ün üzerinde radyoloji uzmanının katıldığı kongrede hasta ve hekimi korumaya yönelik x ışınlarının azaltılması, tanı ve tedavi amaçlı yeni yöntemler gibi konuların ele alındığını kaydetti.

“Mamografi ile Meme Kanserinden Ölümler Yüzde 25-30 Azalıyor”
Mamografinin meme kanserinde tarama ile ölümleri azaltan tek yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Akhan , “Mamografi taraması meme kanserinden ölümleri yüzde 25-30 azaltıyor. Çok yüksek çözünürlükte görüntü elde edebiliyoruz. Uygun tarama programlarıyla toplumda yaygınlaştırılırsa meme kanserini erken dönemde yakalamak ve tedavisini yapmak mümkün olacak. 40 yaşından sonra 2 yılda bir rutin mamografi yapılmalı, 49-50 sonrasında ise yılda 1 kez mamografi yapılmalıdır” diye konuştu.

“Sanal Anjiyografi ile 3-4 Dakikada Tanı Konuyor”
Girişimsel radyoloji ile tanı koymanın dışında tedavi etmenin de mümkün olduğunu kaydeden Prof. Dr. Akhan, hastaların sağ kalım süresi ve yüksek yaşam kalitesinin artırılabildiğini ve büyük bir yelpaze içinde çok sayıda işlem yapabildiklerini dile getirdi. Prof. Dr. Akhan, damara girilmeden yapılan sanal anjiyografi ile anjiyo korkusuna son verildiğini, kalp damar hastalıklarının belirlendiğini söyledi.

“Karaciğer, Akciğe ve Kemik Tümörlerinde Kanser Lokal Tedavi Edilebiliyor"
Bilgisayarlı tomografi ile artık kalbi besleyen damarların taranıp, tıkanmanın tam olarak saptanabildiğini bu işlemin de koldan ven içerisine opak madde sayesinde çok kısa sürede yapılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Akhan, karaciğer, akciğer, meme kanserleri, bazı böbrek üstü bezleri ve kemik tümörlerinde kanserin lokal tedavisinin özel iğnelerle hasta yatırılmadan çok kısa sürede tedavi edilebildiğini belirtti.

“BT ile 3-4 Dakikada Tetkik Yapılıyor”
Bilgisayarlı Tomografi (BT) ile vücuttaki tüm damarları 3 boyutlu değerlendirebildiklerini kaydeden Prof. Dr. Akhan, “Koroner BT anjiyografi kalp damarlarının görüntülenmesinde ve bu damarların hastalıklarının belirlenmesinde son 10 yıldır kullanılan yöntem. Bu tetkikin en önemli özelliği “koroner anjiyografi” tetkikinden farklı olarak hastanın kasığından girilerek yapılmaması, hastanede kalmayı gerektirmemesidir. Damar içerisine girilmediğinden tetkik sonrası yan etki tehlikesi bulunmuyor. Tetkik hastanın Bilgisayarlı Tomografi cihazına yatmasından sonra 3-4 dakika içersinde sonlanmakta ve hasta işlem sonrasında günlük yaşamına devam etmektedir. Tetkikin uygulanması için hastaya koldan ince bir iğne ile kontrast madde verilmektedir. Koroner BT anjiyografi tetkikinin en sık kullanım alanı koroner aterosklerotik hastalıkların ( koroner damar sertliğinin), bu daralmaların saptanmasıdır. Koroner BT anjiyografi damarların içini ve duvarını eş zamanlı olarak görüntülemektedir. Bu nedenle başka tetkiklerle gösterilemeyen erken dönem damar sertleşmesi saptanmakta ve cerrahi yöntemlere gerek kalmadan bu hastaların tedavisi mümkün olmaktadır. Bypass cerrahisi geçirmiş hastaların da bu işlem esnasında yerleştirilmiş yeni damarları koroner BT anjiyografi ile değerlendirilebiliyor. Öte yandan stent uygulanan hastaların rutin kontrolleri de yine BT anjiyografi ile konforlu ve güvenli bir şekilde yapılabiliyor” dedi.

“Radyoloji Hizmetinde Nicelik Değil Nitelik Önemli”
Radyoloji hizmetinde nicelik değil niteliğin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Akhan şunları kaydetti: “Performans sistemi ile MR ve tomografi çekimlerinde büyük artış var, bu hastalar açısından sakıncalar yaratıyor. Çünkü bu hekimi zorlayan bir konudur. Özellikle öngörülen ücretlendirme sisteminin halen uygulanmakta olan nicelik bazlı, sayıya dayanan, hizmet karşılığı ücret prensibini benimsemiş, parça başı ücretlendirme yapan performans sistemine benzer olması endişelerimizi daha da artırmaktadır. Performans Değerlendirme sisteminin ölçüm yöntemlerinin büyük oranda nicelik, yani sayıya dayandırılmasının doğru olmadığı artık tüm dünyada inanılan bir konudur. Performans sisteminin çok hasta bakmayı gerektiriyor. Ancak burada bir üst sınır belirlenmiyor. Niceliğe dayalı performans çok yanlış. Bu tıp alanındaki eğitim ortamını da olumsuz etkiler. Kalite üstünden performans uygulamasının getirilmesini arzu ediyoruz. Özellikle eğitim hastanelerinde performans eğitim ve bilimsel araştırmayı da kapsamalı. Devlet hastanesi gibi çalışan üniversite hastaneleri olmamalı.”

“Radyologlar Ücretli Köle Oldu”
Hastanelerde radyoloji alanında hizmet alımı yapıldığını ancak bu hizmet alımının kalitesi tanımlanmadan bir sözleşme yapıldığını belirten Prof. Dr. Akhan, şunları kaydetti: “Hizmet alımı yoluyla faaliyet gösteren 150'den fazla birim olduğu söylenmektedir. Bazı birimlerde daha fazla tetkik yapmak üzere uluslararası kabul görmüş protokoller gözardı edilerek tetkikler yapılmaktadır. Bir birimde bir BT (bilgisayarlı tomografi) cihazı ile 400 BT, bir başka birimde bir MRG cihazı ile 180 MR yapılmaktadır. Çok tetkik hiç tetkik demektir. Bu hastalara ve devletimize para kaybettirmektedir. Bunun hiç kimseye faydası yoktur. Hizmet alımıyla ücretleri düşürerek, hizmet yaptırdığını sanan devletimiz yanılıyor. Yapılan tetkiklerin kalitesi düşük oluyor. Bu nedenle hastalarımızı tekrar tekrar tetkike gönderiyoruz. Hastalarımız ellerinde 7-8 CD ile geziyor. Bu hem hastalarımız hem de devletimiz için olumsuz bir durum. Radyologlar ücretli köle haline getirildi. Günde önlerine 100-150 hasta geliyor ve onlar hakkında rapor yazmaya zorlanıyorlar. Halkımızın bu sistemin zararlı olduğunu bilmesi gerekiyor. Hizmet alımı yapılan yerlerde bir standart belirlenerek, bu cihazlarla işlemlerin üst sınırının belirlenebilir. Bu standartlar belirli periyotlarla güncellenebilir. Ancak, bunu yapınca da 60 TL'ye tetkik yaptırmamamız lazım.”
Prof. Dr. Akhan, Türk Radyoloji Derneği olarak radyolojik görüntülemede izlenmesi gereken yolun, standartların belirlenmesinde ve tüm hastanelerde uygulanmasını sağlamak için Sağlık Bakanlığı'na yardımcı olmaya hazır olduklarını dile getirdi.

“Röntgen ve Bilgisayarlı Tomografi Çekimlerinde Dikkatli Olunmalı”
Prof. Dr. Akhan, bir soru üzerine x ışınlarının kullanıldığı röntgen ve bilgisayarlı tomografi çekimlerinde dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Bunların mutlaka gerektiğini ve hekim önerisiyle yaptırılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Akhan, “Vatandaşımızın işi gerçekten çok zor. Bazen yakınlarım hastalandıklarında ne yapmam gerektiği sorusunu ben de soruyorum. Bu yüzden bu işi düzeltelim diyoruz. Vatandaş mutlu görünüyor, korkutucu olan da bu. Dünyada bir hekimin günde kaç hastaya bakması gerektiği bellidir. Aksi halde bir hekimin hekimlik yaptığını söylemek mümkün müdür?” dedi.

“Cihazların Kalibrasyonu Bağımsız Bir Kuruluş Tarafından Yapılmalı”
Prof. Dr. Akhan, bir başka soru üzerine, bu cihazların bağımsız bir kuruluş tarafından kalibrasyonun yapılması gerektiğini, ancak bunun Türkiye'de henüz yeni yeni yapılmaya başlandığını söyledi. Radyolojik yöntemlerle vücuttaki tüm kistlerin çok etkin olarak tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Akhan, “Bu dünyada giderek artan bir uygulamadır. Dünya buraya giderken biz cihazların kullanımıyla ilgili sorunları dile getiriyoruz. Elimizdeki cihazlar son derece gelişmiş, ama bunları gerektiği gibi kullanamamak ve hastaya zarar verdiğini görmek içimizi acıtıyor. Hastane yönetimiyle şirket adeta hastaya kötü tetkik yapılması üzerinden anlaşmış oluyor” şeklinde konuştu.

“Çocukların Kilosuna Göre Ayarlama Yapılıp, Mümkün Olan En Az Radyasyonu Vermek Gerekir”
Türk Radyoloji Derneği Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Mithat Haliloğlu da dünyada radyolojik cihazlarla ilgili büyük gelişmeler olduğunu ve eski jenerasyon cihazların bir bölümünün 3. dünya ülkelerine satıldığını belirterek, bunların denetiminin tam yapılamadığını söyledi. Çocuklarda radyoloji işlemlerinin çok dikkatli yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Haliloğlu, “Çocukların kilosuna göre ayarlama yapılıp, mümkün olan en az radyasyonu vermek gerekir, ama bunun eski teknoloji cihazlarıyla yapılması mümkün olamıyor. 2 aylık bebek ayarlama yapılamayınca korkunç bir radyasyona maruz kalabiliyor. Çocuklar bu konuda daha duyarlı, önlerinde uzun bir hayat var. Uygun olmayan cihazlarla yapılan çekimler yüzünden tekrar tekrar çekim yapılmak zorunda kalınabiliniyor. Yeni jenerasyon cihazlarda radyasyon dozunu ayarlayabiliyoruz. Ama eski cihazlarda bu yok. O zaman çocuk erişkinin aldığı korkunç miktarda doz almış oluyor. Bu da uygun olmayan eksik görüntülerin ortaya çıkmasına neden oluyor” diye konuştu.

“Çok İleri Tetkikler Yerine Röntgen Çekimiyle de Çok Şey Yapılabilir”
Türk Radyoloji Derneği Başkanvekili Prof. Dr. Tamer Kaya da bir hastada en etkili tetkik yönteminin uygulanmasının önemine işaret ederek, hekimlerin bazen iş yoğunluğundan bunu tam olarak yapamadığını ifade etti. Prof. Dr. Kaya, “BT, ultrasonografi, MR yaygın olarak kullanılırken etkili olan direk röntgeni önemsemiyoruz. Eğitimde bunu çok atladık, uzmanlar üzerindeki aşırı iş yükü temel noktada bizi engelliyor, vereceğimiz ucuz hizmeti yapmamızı engelliyor. Çok ileri tetkikler yerine röntgen çekimiyle de çok şey yapılabilirken bunun zaman zaman yapılmıyor. Bu daha ucuza verebileceğimiz bir hizmeti engelliyor” dedi.

6 Aralık 2010 Pazartesi

BEZMİÂLEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ TARTIŞMASI

Son günlerde farklı tartışmalara neden olan Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kurulan T.C.Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi ile ilgili taraflardan Sağlık Dergisi’ne açıklama yapıldı.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kurulan Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi'nin Rektörü Prof. Dr. Adnan Yüksel, Türk ve dünya yükseköğretimine farklılıklar katmayı hedeflediklerini belirtti. “Tersine Beyin Göçünü Bu Seviyede Gerçekleştiren Tek Üniversite Olduk”
Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nde tıp, diş hekimliği, eczacılık ve hemşirelik bölümleri yer alıyor. Prof. Dr. Yüksel, Türk ve dünya yükseköğretimine farklılıklar katmayı hedeflediklerini dile getirerek, “Özellikle sağlık ve sağlık eğitimi alanlarında, ulusal ve uluslararası düzeyde rekabet edebilir bir seviyeyi yakalamak için, gençlere her türlü desteği vererek nitelikli insan gücünün arttıracağız. Alanlarında çok başarılı olan akademisyenlerle kadromuzu oluşturduk. Türkiye’den giden akademisyenleri tekrar ülkemize kazandırdık ve kazandırmaya da devam ediyoruz. Tersine beyin göçünü bu seviyede gerçekleştiren tek üniversite olduk” dedi.

Yale Üniversitesi’nde Yaz Okuluna Katılma Şansı
Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi olarak dünyanın en köklü üniversitelerinden biri olan Yale Üniversitesi ile işbirliği yaptıklarını söyleyen Prof. Dr. Yüksel, “Dil eğitimi çok önemli bu nedenle İngilizce hazırlık sınıfımız Yale hocalarınca denetlenecek. Hazırlık bölümünü en yüksek seviyede bitirecek öğrencilerimiz Yale’de yaz okuluna katılma hakkını elde edecek. Hazırlık okulumuzda kantinlerde bile sadece İngilizce konuşuluyor. TV kanallarında da Türkçe yayın yaptırmıyoruz” diye konuştu.

“Hastanede Daha Önceden Olmayan Bölüm ve Branşlar Hızla Kuruldu”
Öğrenciler Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, uygulamalı eğitim alma şansına sahip olduklarını dile getiren Prof. Dr. Yüksel şunları kaydetti: “Ayrıca hastanede daha önceden olmayan bölüm ve branşlar hızla kuruldu, hastane dışına gönderilen pek çok test işlemi artık bünyemizde yapılmaktadır, hastane içinde ve dışında modernize çalışmalarımız hizmetleri aksatmayan şekilde devam etmektedir. Çok kısa süre içerisinde halkımız daha modern ve konforlu bir hastane ortamına kavuşacaktır. Eskiden olduğu gibi tüm bölüm ve branşlarda hiçbir ek ücret alınmadan sağlık hizmetleri devam ediyor. Vakfın vakfiyesine uygun olarak fakir ve garip hastalara ücretsiz tedavi hizmetleri veriliyor, zaman içerisinde adı geçen kesime yönelik yardım kapsamı genişletilecek.”

“245 Asistan Hekimin Tüm Hukuk Kuralları İhlal Edilerek Başka Şehirlere Şantaj ve Tehdit Yoluyla Sürüldü”
Bezm-i Alem Vakıf Gureba Eğitim Araştırma Hastanesi’nin özel bir tıp fakültesi vakfına devredilmesi nedeniyle sağlık çalışanları ve asistanların mağdur olduğunu belirten Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Üyesi Dr. Osman Öztürk, “Halen Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin kurulu olduğu arazi de, Vakfa ait bulunan diğer gayrimenkuller de İstanbul’un en stratejik bölgelerinden birinde, daha açık ifadeyle “yeni” rant alanı içinde yer almaktadır. Daha önce SSK’ya ve sonrasında Sağlık Bakanlığı’na devrinde kamu yararı ve hukuka uygunluk bulunmadığı mahkemelerce tescillenmiş ve devir işlemleri iki kez de iptal edilmiş olan bu hastanenin bir oldubitti ile “Özel bir Tıp Fakültesine” devredilmesinin hukuksuz ve gayri meşru olduğu açıktır. Üstelik İstanbul halkına yıllardır bu hastanede asistan hekim olarak hizmet sunmakta olan 245 asistan hekim için yasalar, kazanılmış hakları ve insani tutum yok sayılarak aileleri ile birlikte Erzurum, Konya, Trabzon şehirlerine sürgün kararı nasıl verilebiliyor? Oysa mevcut asistanların yeni kurulan üniversiteye naklen atanmaları olanaksızdır. Kurulan özel üniversite, Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği’ne göre açılacak TUS ile asistan kadrolarını doldurmak durumundadır. Sınavsız asistan nakli sınav ile atanacaklar açısından hak kaybı doğuracağı için bugüne kadar böyle bir uygulama hukuken yapılamamıştır. Bu nedenle mevcut asistanlar İstanbul’da bulunan ve yaptıkları tercihler doğrultusunda 26 Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne tayinleri yapılmalıdır” dedi.

“Asistanların Mağdur Edilmemesi Adına Bizzat Sağlık Bakanı ile Görüştük”
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Yüksel, adı geçen asistan tayinlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından yapıldığını, üniversite olarak asistan atamalarında herhangi bir inisiyatifin kendilerine ait olmadığını belirtti. Asistanların mağdur edilmemesi adına bizzat Sağlık Bakanı ile görüşerek, söz konusu asistanların İstanbul’da kalmaları hususunda arzda bulunarak, sonuçta İstanbul’da kalmalarına katkıda bulunduklarını ifade etti.

3 Aralık 2010 Cuma

MARMARA TIP DEVLETLE ORTAK HASTANE AÇTI!

Sağlık Bakanlığı ile ortak protokol imzalayarak Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesine taşınan Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, köklü üniversiteler arasında alanında ilk olma özelliği taşıyor.

ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan “afiliasyon” yani ortak kullanım modeli artık Türkiye'de de uygulanıyor. Hastanelerde devletin teknolojik imkanlarıyla üniversitelerin deneyimi birleştirilecek, üniversite ve kamu hastaneleri arasında işbirliği sağlanacak.

Uygulanan modele ilişkin bilgi veren Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Vekili Orhan Koç, “Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmet sunumunda; sağlık insan gücü; bina, tıbbi teknoloji ve finansman gibi, sağlığa ayrılan kaynakların dengeli dağılımını ve verimli kullanımını sağlamak için; Bölge Merkezli Sağlık Planlaması anlayışını benimsemiştir. Bu anlayışa göre ülkemizde sağlık hizmet sunumu; ayrıma gidilmeksizin, Sağlık Bakanlığına, üniversitelere, diğer kamuya ve özel sektöre ait sağlık tesisleri ile birlikte bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Sağlık alanındaki planlama ve uygulamalar bölgesel ihtiyaçlar ve hizmet verilen nüfusun sağlık alanındaki öncelikli ihtiyaç ve beklentileri dikkate alınarak atıl kapasite ve kaynak israfına sebebiyet vermeksizin yapılmaktadır. Amaç ülke genelinde kaliteli, etkili, hızlı, erişilebilir ve hakkaniyetli bir sağlık hizmet sunumunun, diğer bir ifade ile bu hizmetten faydalananların memnuniyetinin sağlanmasıdır. Bu uygulamanın bir örneği Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde başladı. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Sağlık Bakanlığıyla işbirliği yaparak bu hastaneye taşındı ve 530 yataklı hale getirildi” dedi.


“Üniversiteler Modern Hastaneye Kavuşacak, Devlet Hastaneleri Hocaların Tecrübesinden Faydalanacak”
Yeni sistemle tıp fakültelerinde sadece ders verileceğini, uygulamanın ise kamu hastanelerinde yapılacağını kaydeden Koç, “Türkiye'de yeni kurulan tıp fakültelerinin uygulama araştırma merkezleri yerine bizim donanımlı hastanelerimiz kullanılacak. YÖK'le bir çalışmamız var. Üniversitelerle protokol yaparak bu uygulamayı başlatacağız. Bu süre sonunda işbirliğinin devam etmesini istemeyen tarafın protokol bitimine 6 ay kala haber vermesi gerekiyor. Biz işbirliğinin devam etmesinden yanayız. Üniversiteler bu sistemle modern bir hastaneye kavuşacak, devlet hastaneleri de hocaların tecrübesinden faydalanacak. Böylelikle daha verimli güzel bir işbirliği yaşanacak" şeklinde konuştu.

“İstanbul'dan Sonra Ordu, Giresun, Kastamonu ve Karabük'te Uygulanacak”
Tüm Türkiye'de bu sistemi yaygınlaştırmak istediklerini söyleyen Koç şunları kaydetti: “İlk olarak Rize'de bu uygulama başlatıldı. Şimdi İstanbul'da sonrasında da Ordu, Sakarya, Giresun, Erzincan ve Karabük'te bu sisteme geçilecek. Dersler fakültede devam edecek ama uygulama yapılmayacak. Çünkü üniversitenin asıl amacı eğitim. Uygulama merkezlerinde hekim hocaların çalışması isteğe bağlı, çalışabilir de çalışmayabilir de. Hastane iki tarafında adını alacak şekilde isimlendirilecek. Buradaki öğretim görevlileri Tam Gün Yasası'na uygun olarak çalışacak. Ortak çalışmayı kabul eden hocaların kadroları üniversitede kalacak hastaneden de kamu hastanelerindeki şefler kadar ek ödeme alacaklar. İstemeyenler hocalar ise sadece fakültede ders verecekler. Bu sistemle öğrenciler daha fazla vaka görecek. Hastanenin denetimi Bakanlıkta olacak. Başhekim ise üniversiteden bir hoca olacak."

“7 derslikten 20’ye çıktı”
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pendik’teki yeni binasına taşındıktan sonra öğrenci ve asistan eğitimi ile hasta kabulüne başladı. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Fevzi Batırel, “Depreme karşı dayanıklı olmadığı yönünde raporu bulunan Marmara Üniversitesi Hastanesi, Sağlık Bakanlığıyla yaptığımız protokol sonucu, 540 yataklı Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesine taşıdık. Eski hastane binasında 7 dersliğin, 2 tanesi 35-40 kişilik, diğerleri daha küçüktü. Yeni hastanede 20 tane 60 kişilik derslik bulunuyor. Dershanelerin hepsinin koltukları ve barkovizyonları geldi. Eğitime başladık. Zaten bir süre önce de hasta kabulü olmamasına rağmen teorik eğitime başlamıştık. Bu sürede bir iki bölümün stajlarında aksama oldu, onları da sömestr tatilinde ve yılsonunda boş kalan iki hafta içinde tamamlayacağız. Burada yeterli altyapımız olduğu için stajı uzatmadan eğitimi telafi etmemiz mümkün olacak. Çok büyük bir konferans salonumuz var. Eğitimde önemli bir aksama olmadığını söyleyebilirim” dedi.


“Bakanlık İşletecek, Dekanlık Eğitim Verecek”
Sağlık Bakanlığıyla imzalanan protokolle ilgili olarak Prof. Dr. Batırel şu açıklamayı yaptı: “Yeni hastane binası Sağlık Bakanlığına aitti, fakat Tam Gün Yasası’na eklenen bir madde ile burası ortak kullanım alanı haline geldi. Protokolle çeşitli nüfuz alanları belirlendi. Esas olarak Sağlık Bakanlığı hastanenin tıbbi işletmesi ve idari kadro düzenlenmesinden sorumludur. Biz de tıp eğitimi ve tıbbi hizmette yetkiliyiz. Hastanemizde Bakanlık hastanelerinde uygulanan performans sistemi uygulanacak. Eğitimlerimizi tıp hizmetini de aksatmadan vereceğiz. Kadromuzu güçlendirip tıbbi hizmet ve eğitimin eş zamanlı verilmesini sağlayacağız.”

Üniversite Hastaneleri Nereye Gidiyor?
Marmara Üniversite Hastanesi 25 yıldır hizmet verdiği İstanbul, Altunizade’deki hastanesinden ayrılarak Pendik’te Sağlık Bakanlığının bir hastanesine taşındığını kaydeden Türk Tabipler Birliği İkinci Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, “ Bu hastanede Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Sağlık Bakanlığının bir personeli olarak çalışacak. 2547 sayılı YÖK yasasındaki 38. madde ile bu hastanede görevlendirilen öğretim üyeleri, Sağlık Bakanlığının uyguladığı performans sistemi ile çalışacaklar ve hastanenin idaresi Sağlık Bakanlığında olacak. Üniversite ve Sağlık Bakanlığı arasında yapılan protokol tüm öğretim üyelerinin görüşüne sunuldu ve öğretim üyelerinin yüzde 60’ı yapılan oylamada bu protokola “hayır” dedi. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı Pendik Marmara Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine geçiş kararı alındı. Ancak bu uygulama Türkiye’de ilk olmayıp yeni kurulduğu için hastanesi olmayan Rize ve Sakarya’daki tıp fakültelerinde uygulanmaktadır. Bu uygulamanın Marmara ile sınırlı kalmayacağı açıkça ortadadır. 1 Ağustos 2010 da Resmi Gazetede yayınlanan yasa ekonomik olarak zor durumda olan üniversite hastanelerinin rektörün başvurusu ile maliyeden yardım alabileceğini ancak bu durumda idari ve mali yönden kendilerine söylenenleri yapmaları gerekeceğini belirtmektedir.

“Özerlik Sona Eriyor”
Üniversiteler kuruluş yasası ile özerk kurumlar olarak yapılandırılmışlardır. Buradaki amaç öğretim üyelerinin her türlü siyasi baskıdan arınarak araştırmalarını, eğitimlerini ve uygulamalarını özgür olarak bilimsel çerçeve içinde yapmalarının sağlanmasıdır. Üniversiteler fikir ve bilim üreten kurumlar olarak planlandığından buradaki öğretim üyeleri fikirlerini de özgürce ve baskıdan uzak ifade edebilmelidirler. Ancak mali özerkliğin ortadan kalktığı bir durumda özerklikten söz edilemez. Üniversitelerin ekonomik ve idari özerkliği bu yeni yasa ile ortadan kaldırılmaktadır. Performans sistemi eğitim ve araştırmayı hiç desteklememekte ve yapılan tıbbi ve cerrahi işlemler karşılığında ücretlendirmeyi uygulamaktadır” dedi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...