29 Ocak 2010 Cuma

İSHAL ÖLÜMLERİNİN YÜZDE 25’İ ROTA VİRÜS KAYNAKLI

Dünya genelinde her yıl 1.6-2.4 milyon kişinin ishal nedeniyle yaşamını yitirdiğini ve bu ölümlerin yaklaşık yüzde 25’inden rotavirusların sorumlu olduğunu belirten Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Kurugöl, özelikle ülkemizde doğuya gittikçe oranların arttığına dikkat çekti.

Günümüzde Rota virüsün yol açtığı ishalden çok sayıda ölüm olmadığı gibi yanlış bir kanının yaygın olduğunu belirten Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Kurugöl, “Rotaviruslar, tüm dünyada bebek ve küçük yaştaki çocuklarda görülen gastroenteritlerin en önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. Ağır dehidratasyon hatta ölüme sebep olan ciddi ishale neden olabiliyor. Dünya genelinde her yıl 1.6-2.4 milyon kişi ishal nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bu ölümlerin yaklaşık yüzde 25’inden rotaviruslar sorumlu tutuluyor. Dolayısıyla, rotaviruslar yılda 600 bin, günde yaklaşık bin 600 çocuğun ölümüne sebep oluyor. Gelişmekte olan ülkelerde doğan her 250 çocuktan biri rotavirus gastroenteriti nedeniyle kaybediliyor. Gelişmiş ülkelerde de 5 yaş altı çocuklarda görülen akut enfeksiyöz ishallerin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. Örneğin, ABD’de 5 yaş altı çocuklarda tüm hastaneye yatışların yüzde 10-12’sinden rotavirus ishali tanısı konuyor. Sadece ABD’ne getirdiği ekonomik yükün yılda 1 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Gastroenterit nedeniyle dünya genelinde her yıl yaklaşık 25 milyon çocuk doktora başvuruyor ve 2 milyon çocuk hastaneye yatırılıyor.Rotavirus ishali, diğer nedenlerle olan ishallere göre daha sık olarak uzamış ishale ve malnütrisyona yol açıyor” dedi.


“Ülkemizde Her Yıl Yaklaşık 500 Bin Rotavirüs İshali Görülüyor”
Rotavirüs kaynaklı ishalden çok fazla ölüm olmadığı düşünüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Kurugöl, “Batı illerimizde çalışan hekimler bu düşüncelerinde haklıdırlar. Bu bölgelerde ishal ölümü yok denecek kadar azdır. Ama daha fakir bölgelerimize gittiğimiz zaman, oradaki arkadaşlarımızla konuştuğumuzda, çok ağır vakalarla karşılaştıklarını ve ishalden hala çocuk kaybettiklerini söylüyorlar. Dünya Sağlık Örgütü, önemli bir epidemiyoloji dergisi olan Epidemiology Infection’un 2009 yılı son sayısında yayınladığı makalede, rotavirüs ishali nedeniyle Avrupa’da yılda 6 bin 550 bebeğin kaybedildiğini; bu ölümlerin yüzde 93’ünün’de ülkemizin de içinde bulunduğu 7 ülkede görüldüğünü ve Türkiye’nin bin 700 ölümle Avrupa’da rotavirüs ölümlerinin en sık görüldüğü ülke olduğunu deklare etmiştir. Batı illerimizde ölüm az görülse bile, ülkemizde yaptığımız çalışmaların verileri ve DSÖ rakamlarını göz önüne alarak hesapladığımızda, ülkemizde her yıl yaklaşık 500 bin rotavirüs ishali görülüyor. 7 bin 500’den fazla vakanın rotavirüs ishali nedeniyle hastaneye yattığını söyleyebiliriz. Özetle, ülkemizde rotavirüs ishali önemli bir sağlık sorunudur” şeklinde konuştu.


“Aşı ile Rotaviruse Bağlı Ölümlerin Yüzde 80’i Önlenebilecek”
Temmuz 2009’da Dünya Sağlık Örgütü uzmanlar grubu (SAGE)’nin tüm dünya ülkelerinde rotavirus aşısının rutin aşı şemalarına eklenmesinin gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kurugöl, özellikle de ülkemiz gibi ishal ölümlerinin hala görüldüğü ülkelere öncelikle verilmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Kurugöl, böylece rotaviruse bağlı ölümlerin yüzde 80’inin önlenebileceğini kaydetti.

28 Ocak 2010 Perşembe

TÜDER SORUNLARI MASAYA YATIRDI

TÜDER tarafından düzenlenen kahvaltılı toplantıda Bakanlık yetkilileri, Dernek başkanları ve medikal sektör temsilcileri bir araya geldi. Toplantı sonunda Tıbbi cihaz daimi ihtisas kurulunun oluşturulması kararı alındı.

Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER)’in düzenlendiği “Tedavi amaçlı vücut içinde kullanılan tıbbi cihazların özel hastanelerde alım ve ödeme sorunları” başlıklı kahvaltılı toplantıya Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl, Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Yetkilisi Mustafa Aktaş, Özel Hastaneler Platformu Başkanı Mehmet Altuğ, Özel Hastane Yetkilileri, TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan, SEİS Başkanı Metin Demir, ORDER Genel Sekreteri Gökhan Abra ve ortopedi firmaları katıldı.


Kimsenin Zarar Görmediği Ortak Bir Yol Bulunmalı
TÜDER Başkanı Mustafa Daşçı, dernek olarak yapmış oldukları görüşmelerde kendilerine, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin Kamu İhale Kurumuna bağlı olması nedeniyle, bundan sonra herhangi bir protokol veya fiyat anlaşmasıyla mal ve hizmet alımı yapılamayacağının söylendiğini ifade ederek, “Mal ve hizmet alımı, ihale sistemi ile gerçekleştiğinde sistem kendini yenileyecek. Dolayısı ile yeniliklere ve yeni teknolojilere açık bir sağlık hizmet sunumu gerçekleşecek. SGK’nın özel hastaneler için belirlediği fiyatları, kamu hastaneleri içinde raiç bedel olarak kabul etmesi, yurtdışında veya ülke içinde gerçekleşen yeniliklerin sağlık sektörüne kazandırılmasını engelleyecektir. Bize mal ve hizmetleri bazen en düşük fiyat üzerinden, bazen de en yüksek fiyatı tavan puan kabul ederek ve her halükarda bunlar üzerinden indirim yapılarak alım yapılacağı söylendi. Biz bunun kaliteli ürün ithal eden ve üreten firmaların aleyhine olacağını düşünüyoruz. Hiç kimsenin dolayısı ile SGK’nın zarar görmeyeceği ortak yolu bulmamız gerekiyor” dedi.

“Geliştirilmiş Sınıflama Sistemi Standartları Oluşturuyoruz”
İthal edilen ürünlerin fiyat yüksekliği ve ihraç edilen ürünlerin kalitesinin sorgulanmadığını kaydeden Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl, “Şu anda ürün seçimi hekimin beğenisine bırakılması doğru olabilir ancak, bu defa da maliyetler çok fazla yükseliyor. Bunu da göz ardı edemiyoruz. Hangi ürünün hangi endikasyonda ödeneceğinin belirlenmesi gerekiyor. Emekli sandığı protokollerini ve özel hastanelerin alımlarıyla ilgili problemleri çözebilmek için fiyatlarını duyuracağımız bir çalışmamız var. Derneklerinde yaptığı çalışmalardan yararlanarak, malzemelerin teknik özelliklerine, kullanım yerlerine, branşlara ait kendi içindeki materyallerden tutun, kaplamasına kadar bazı teknik özelliklerine de dayanan bir sınıflama sistemi geliştirilmiş. Şu anda bu yapılan sınıflandırma kullanılıyor, buna göre de bir fiyatlandırma sistemi oluşturmaya çalışıyoruz. Oluşan listeden bir fiyat belirlemesi yapıyoruz. Ancak biliyoruz ki piyasanın gerçek durumunu yansıtmayacak, bu konuda geri dönüşleri bekleyeceğiz. İhtiyacı optimum olarak karşılarız, ama ekstra durumu vatandaş kendi karşılar. Optikten de biliyorum, kaçak gözlük çerçeve ülkemize giriyor. Malzemede belirli bir noktadan sonrasını daha kalitelisini daha konforlusunu hasta talep ediyorsa, insanlar bunun farkını ödeyebilmeli. Spinal cerrahi ve artroplasti konusunda sonuca ulaşmış gibiyiz” dedi.


“Tıbbi Cihazda Referans Alınacak Standartlar Belirsiz”
Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, İlaç ve tıbbi cihaz sorunlarının birbirinden çok farklı olduğuna değinerek şöyle konuştu: “İlaçta kalem sayısı belli iken tıbbi cihazda kalem sayısı çok daha fazla sayıda bulunuyor. İlaçta kabul edilmiş ölçüler var, eşdeğerliği referans almak çok kolay. Ancak tıbbi cihazda neyi referans alınacağının açıklaması yok. Tıbbi cihazda kalitemizi belirleyen ne SGK ne Sağlık Bakanlığıdır. Kalitesiz Çin mallarının ülkemize girmesini istemiyoruz. Bunun için bir yol bulunsun dedik ama kalitenin ölçüsünü belirlememiz gerekiyor. Örneğin, karaciğer biyopsisinde komplikasyon çok sık değildir. Bir hastamda kanam oldu, 4 kez girmem gerekti çünkü iğnenin keskinliği yeterli değildi. Tıbbi cihazda sağlık giderlerinin tamamı veya ne kadar olacağını, siyaset belirlemelidir. Tabi bu seçim ‘Sen olsan hangisini kullanırsın’ sorusunun cevabına göre de değişir. İlaç gibi her tıbbi cihazın ruhsatlandırma sürecinde kalite standartları belirlenip ona göre fiyatlandırılmalı. İhtisas komisyonu kurarak aynı ilaç gibi ruhsatlandırmak gerekiyor. Ruhsatlandırılan ürünler sınıflandırılmalıdır.”

“Protezin Biri 3 Bin Liraya Diğeri De 3 Liraya Mal Olmamalı”
Konunun SGK tarafından bu zamana kadar netleşmesi gereken bir durum olduğuna dikkat çeken Özel Hastaneler Platformu Başkanı Mehmet Altuğ, “Devlet kendi kendine mi kazık atıyor? Bir kural değişikliğine gidildi ama bu kural belli değil. En düşük bazın işlendiği görülüyor. Yeni kanun geldi ama ortada kural yok. Kamu ihale kanununun özel hastanelerle hiç bir ilgisi yok. Buradaki kuralların geçerli olacağı ve en düşük fiyatın baz alınacağı söyleniyor. Fatura incelemedeki arkadaşlar, 7 bin liralık fatura gönderiyor 300 lira ödeme yapılıyor. Bu durum hastane içinde firma içinde uygun değil. Büyük mağduriyetler yaşadık. Emekli sandığının belli bir fiyat skalası vardı, bu çalışma bir an önce bitmiş ve netleşmiş olmalı. Aynı amaçla kullanılan bir protezin biri 3 bin liraya diğeri de 3 liraya mal olmamalı” diye konuştu.

“Bir Komisyon Kurulu Tarafından Karar Verilsin”
Çerçeve ihalelerle ilgili bir düzenleme yapıldığını kaydeden Strateji Başkanlığı yetkilisi Mustafa Aktaş, “Çerçeve anlaşmasını tıbbi sarf, ilaç ve serumda kurumlarımıza zorunlu tuttuk. Şu anda da Türkiye çapında illerimizin yarısı bu ihaleleri yaptı. Ancak numune değerlendirmede çok sıkıntı yaşıyoruz. Ürünler geldi, 2-3 ay geçti hala numuneleri değerlendirip bir neticeye varamadılar. Gerçekten fiyat konusunun belli bir kurala bağlanabilmesi için malzemelerin standardizasyonu ruhsatlandırılmasının olması lazım. Çerçeve sisteminde tıkandık. Örnek vermek gerekirse, bir sondayı bir hastane beğeniyor diğeri beğenmiyor. Bir komisyon veya kurul tarafından karar verilsin. Standart oluştuktan sonra fiyatlandırma kolay olacaktır. Kuralları mağdur olmayacak şekilde koyalım. Kanun çıkıyor uygulanamıyor” şeklinde konuştu.


“İhtisas Komisyonu Kurulsun”
Çözüm önerilerinin sunulmasının gerektiğine dikkat çeken TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan ise şöyle konuştu: “Bu sorun daha kolay çözülebilir. SGK kurulduğundan bu yana çözüm istekleri en üst düzeyde bulunuyor. Standartlar belirlendikten sonra, fiyatların standartlara göre sınıflandırılması ve geri ödeme noktasında SGK’nın asgari ne ödeyeceğini deklare edip, ekstra performans ve ekstra kaliteli ürünlerin katkı paylarının vatandaştan alınmasının yolu en ideal çözümdür. İhtisas komisyonu kurulsun, branşların uzmanlarının bulunduğu bir merci oluşturulmalıdır. Gümrük kapılarını kontrol altında tutacak bir öneri sunulabilir.”

Toplantı sonunda görüşülen konular ve alınan kararlar şöyle:

Sosyal Güvenlik Kurumu
1-Belirlenen rakamların üzeri vatandaştan alınmasını;

Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü
2-Sağlık Bakanlığının alımlarının Türk Ticaret Kanunlarına bağlı olarak yapması
3-Ortopedi ürünlerinde gruplamanın palyatif bir çözüm olduğunun fakat doğru bir yol olmadığının,
4-Tıbbi cihaz girişlerinin doğru olmadığı mutlaka ruhsatlandırmaların yapılması,
5-Özel hastanelerin devlet protokolleri ile kendilerine zarar verdikleri fakat kuralsızlığında hepsinden kötü olduğu,
6-Kaliteli ürün isteyen hastaların ürün bedel farkının kendileri tarafından ödenmesi gerektiği,
7-Kuralsızlıktan hastalar ve hastanelerin mağdur olduğunu;

Strateji Geliştirme Başkanlığı
8-Bir hastanede beğenilen ürünler diğer hastanelerde beğenilmiyor. Standartlarının belirlenmesi daha sonra fiyatlandırmaların yapılmasını,
9-Hastanelerin Akredite edilmesini
10-Firmaların Akredite edilmesi gerektiğini;

Özel Hastaneler Platformu
11-KİK fiyatlarının Özel Hastanelerde görebilmeli
12-Fiyatların mutlaka açıklanması gerektiğini;

Sektör Sivil Toplum Örgütleri
1-Emekli Sandığı protokolleri kesin olarak iptal edilsin.
2-Alımlarda girilen ihalelerin 90 günlük en düşük fiyatı geçerli olsun.
3-Tıbbi cihaz isim standardı oluşturulsun,
4-Tıbbi cihaz kullanılabilir Kalite standardı oluşturulsun,
5-İhtisas komisyonları kurulsun
6-Tıbbi cihaz isim standardı E-İhaleye geçmek için şart olduğunu belirttiler

Konuşmaların üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl kendi kurumları bünyesinde Tıbbi cihaz daimi ihtisas kurulunun hemen oluşturulabileceğini bununla ilgili çalışmaların hemen başlatılacağını belirtti.

Toplantı sonunda belirtilen görüşlerde;
1-Yapılacak değişikliklerin önceden belirlenmesi gerektiği,
2-Kamu İhale Kurumu verilerinin yanlış olduğu,
3-Çerçeve anlaşmalarının uygulanışı,
4-Çin ve üçüncü dünya ülkelerinin bile belge ve belgelendirme istemesi fakat bizim ülkemizde böyle bir sistemin olmamasından dolayı kalitesiz malın ülkemize rahatlıkla girdiğini,
5-Sertifikalarda içeriklerin hep aynı olduğunu,
6-Ruhsatlandırma dairesinin hızla kurulmasını,
7-Piyasa Gözetim ve denetimin acilen işlemesi gerektiği,
8-Akreditasyon komitesi kurulabilirliğinin araştırılmasını,
9-Kullanılan tıbbi cihazlarlar sebebi ile ameliyatlarda revizyon yaşayan hastaların hekimler tarafından Tedavi hizmetleri genel müdürlüğüne bildirilmesi, müdürlük aracılığıyla komisyona aktarılması görüşlerinde hem fikir olundu.

Toplantı sonunda Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl, Sosyal Güvenlik Kurumu başkanlığında, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Strateji Geliştirme Başkanlığı, İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü, Gümrük Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müşteşarlığı ve Sivil Toplum Örgütleri’nin Tıbbi Cihaz İhtisas Komisyonun kurulmasını, Sosyal Güvenlik Kurumu en kısa süre içinde resmi yazı ile davetiye yollamasında karar kılındı. Duyuru ve sekretarya görevini TÜDER üstlendi. Komisyonda görev alacak ana üyeler seçildi. Komisyon başkanı Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl olmak üzere, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, Strateji Başkanlığı Başkanı Memet Atasever, İlaç Eczacılık Genel Müdürü Saim Kerman, Özel Hastaneler Platformu Başkanı Mehmet Altuğ, Özel Hastane Yetkilileri, TÜDER Başkanı Mustafa Daşcı, TÜMDEF Başkanı Mehmet Ali Özkan, SEİS Başkanı Metin Demir, Gökhan Abra, Ahmet Fethi Polat ve seçilecek bilimsel kurul üyeleri yer alacak.

27 Ocak 2010 Çarşamba

TEB KONGRESINDE BEKLENEN SONUÇ

Türk Eczacıları Birliği (TEB) 37’inci Olağan Büyük Kongresi’nde, 4 Aralıktaki eczanelerin kepenk kapatma eylemiyle ilgili olarak Başkan Erdoğan Çolak değerlendirme yaparaken, AK Parti İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç, “Enflasyonsuz Ortamda Eczacılık Yapma Dönemi'' sözlerine tepki yağdı.

Türk Eczacıları Birliği 37’inci Olağan Büyük Kongresi 10-13 Aralık tarihleri arasında Hilton Oteli'nde yapıldı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen 316 delegenin ve Kongremizi takip eden bine yakın eczacının katılımı ile Ankara’da gerçekleşti. Toplantının açılışında konuşan Türk Eczacıları Birliği (TEB) Başkanı Erdoğan Çolak, 4 Aralıkta ilaç fiyatlarındaki değişiklikleri protesto amacıyla eczanelerin 1 günlük kepenk kapatma eylemi yaptığını anımsattı. Eylemin, eczacıların birlik ve beraberliğini gösterdiğini söyleyen Çolak, bundan sonra da aynı kararlılıkla yollarına devam edeceklerini ifade etti. Çolak, “Bizler, uzunca süredir var olan sorunların çözümü için diyalog kanallarını zorladık ancak gelinen noktada hak arama mücadelemiz başka bir yöne evrilmek durumunda kaldı'' diye konuştu.


“4 Aralık’taki Gelişmenin İki Cephesi Bulunuyor”
Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK), eylemle ilgili eczacıları ''tehdit ettiğini'' öne süren Çolak, “Tehditlere boyun eğemeyeceğimizi artık onlar da anlamıştır diyorduk ama sanırım önümüzdeki dönemde bunu bir daha görmek istiyorlar. Bize bir çare bırakmıyorlar. 4 Aralık’taki gelişmenin iki cephesi bulunuyor. Bir yanda hem sağlık hem de ilaç sunumunda görevli eczacıları piyasa şartlarına terk ederek, güçlülerin daha güçleneceği, zayıfların yok olacağı bir yaklaşım geliştirenlerin duruyor. Diğer yanda ise eczacılık alanında toplumsal iyiyi önceleyen adaletli bir sistem kurulması için mücadele edenler bulunuyor. Eczacılar, birey ve toplum sağlığı için çalışıyor ancak eczanelerin mali sürdürülebilirliğe ihtiyacı var. Kamu ‘güçlü olan ayakta kalır’ yaklaşımı bizleri eylem sürecine götürdü. Eczacılar ne fiyat düşüşlerine ne de kamunun sağlık alanında mali tedbirler uygulamasına karşı değil. Ancak sınırlı sermayesi ile yaşamaya ve yaşatmaya çalışan binlerce eczanemizi kaybetmemize neden olacak bir süreç karşısında bizlerin de sessiz kalması mümkün değildir. O gün de ifade ettik; bizler için sorunlarımıza rasyonel bir çözüm bulunmadığı müddetçe süreç bitmemiştir, eylemlilik sona ermemiştir. Burada, sorunlarımızın çözümlerini birincil muhatapların bir araya geldiği bir kongrede tartışacağız. Bundan böyle nasıl bir yol izlememiz gerektiğine birlikte karar vereceğiz” şeklinde konuştu.


“Eczacılara Danışmanlık Hizmeti Karşılığında Meslek Hakkı Verilmeli”
Sağlık alanındaki düzenlemelerin, ekonomi bürokratlarının masa başı çalışmalarına göre belirlendiğini iddia eden Çolak, eczacılar açısından derin erimenin 2004 yılı İlaç Fiyat Kararnamesi ile başladığını belirtti. Bu düzenlemeler sonucu, eczanelerin ticari faaliyetlerini zorlukla sürdürür hale geldiklerini anlatan Çolak, 2008 ekonomik kriziyle de eczanelerin daha da zor bir duruma düştüğünü söyledi. 2004 yılından beri yavaş yavaş rafları kamulaştırılan, ilaç fiyat değişimlerine karşı tamamen savunmasız bırakılmak istenen eczacıların, “tek yürek tek vücut” olarak 4 Aralıkta birlikte haykırdıklarını hatyrılatan Çolak, burada eczacıların, “yaşamak için yaşatmak istiyoruz” mesajını verdiklerini bildirdi. Sorunlarının çözümü için eczacılara danışmanlık hizmeti karşılığında meslek hakkı verilmesi gerektiğini ifade eden Çolak, eczacının gelirinin ilaç fiyatlarındaki düzenlemelerden bağımsız hale getirilmesinin önem taşıdığını söyledi. İlaç sanayi ile ilgili bakanlıklarla SGK arasında imzalanan protokolle, ilaç alanında 3.3 milyar TL tasarrufun 2,5 milyar TL'ye indirildiğini aradaki 800 milyon TL'nin böylece sanayiye ikram edildiğini savunan Çolak, aynı düzenlemeyle eczanın stok süresi 60 gün olmasına rağmen geçiş sürecinin 5 güne indirildiğini ifade etti. Çolak, “Sanayi hala stok zararlarımızı karşılamamıştır. Eczacının zararı telafi edilmemiş, bununla ilgili en ufak bir adım atılmamış, eczacı ve örgüt tehdit edilmiştir. Kongre böyle bir ortamda toplandı. Bizim bu tabloya kökten bir itirazımız var. Bu tablo değişecek, değişmek zorunda. Değiştirmezlerse, değiştireceğiz'' dedi.


“Enflasyonsuz Ortamda Eczacılık Yapma Dönemi''
AK Parti İstanbul Milletvekili ve Türk Eczacıları Birliği eski Başkanı Mehmet Domaç, Türk Eczacıları Birliği'nin 37. Olağan Büyük Kongresi'nde yaptığı konuşmada, ilaç alanında sadece Türkiye'de değil, başka ülkelerde de düzenlemeler yapıldığını kaydetti. Dünyadaki ekonomik krizden Türkiye'nin de etkilendiğini vurgulayan Domaç, ilaç fiyatlarıyla ilgili daha önce alınan önlemlerin yeterli olmadığından yeni tedbirlerin alınmaya devam edildiğini belirtti.
Eczacıların ilaç fiyatlarının yükselmesine karşı olduklarını kaydeden Domaç, “Ben İstanbul Eczacı Odası Başkanlığım döneminde buna yönelik çalışmalar da bulundum. O dönemlerde ilaç fiyatları 20 günde bir yükselirdi. Şimdi öyle bir Türkiye yok. Şimdi Türkiye'de enflasyonsuz ortamda eczacılık yapma dönemidir. Buna zor alışacağız ama alışacağız” şeklinde konuştu.
Bu sözlerine salondakilerin tepki göstermesi üzerine Domaç, “Bu örgütte çok eylem yapıldı. Bunlar, 1978'den başlayan eylemlerdir. Örgütün dayanışması buna uygundur ama dinlemeye de tahammül olmalıdır. Ben birliğin daimi üyesiyim ve konuşma hakkım var. Bu hak alma mücadelesi eczacıların tek başlarına sürdüremeyecek, toplumun tüm kesimlerini yanınıza alınması gerekiyor. Hiçbir kurum, her zaman aktivasyon içinde olamaz. Bunun için düşünüp taşınıp tartışarak süreci ilerletmek gerekir” dedi.
CHP Hatay Milletvekili Abdülaziz Yazar da sağlıkta tasarrufun ilaç üzerinden olmaması gerektiğine işaret ederek, eczacıların kepenk kapatma eylemine destek verdiğini belirtti.

37.Dönem Merkez Heyeti
Kongre’de son iki yıldır Birliğin yürüttüğü çalışmalar değerlendirilirken, son olarak yayımlanan mevzuatın eczacılar ve hastalar üzerinde yarattığı yıkıcı etkiler tüm yönleriyle değerlendirildi. Oluşan merkezi heyet listesi şöyle; Ecz.Erdoğan Çolak Başkan, Uzm.Ecz.Harun Kızılay 2.Başkan, Ecz.Özgür Özel Genel Sekreter , Ecz.Nevin Taşlıçay Sayman, Ecz.Mukaddes Harmancı, Ecz.Hüseyin Olan, Ecz.M.Şerif Boyacı, Ecz.Ali Aslan, Doç.Dr.Mustafa Aslan, Ecz.Murat Yürür ve Ecz.M.Ekrem Eşkinat Merkez Heyeti Üyesi seçilirken; Ecz.Sertaç Özmen Denetleme Kurulu Başkanı, Ecz.M.Faruk Ekmen Denetleme Kurulu Üyesi, Ecz. Bülent Varel Denetleme Kurulu Üyesi görevine getirildi.

23 Ocak 2010 Cumartesi

SGK GÖNÜLLÜLERİ

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bir grup çalışanı önemli bir ilki gerçekleştirerek gönüllü katılıma dayalı bir dayanışma grubu oluşturdular. “SGK Gönüllüleri” adını verdikleri dayanışma grubu ile sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştiriyorlar.

Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanları, ülkemizde bir ilki gerçekleştirerek, toplumun, acılarını paylaşmak, sevinçlerine ortak olmak; hayatın gerçekleri ile yüzleşebilen sorumlu bireyler olarak toplumsal duyarlılığı artırmak ve SGK’nın kurumsal kültürünün oluşumuna katkı sağlamak amacıyla” SGK Gönüllüleri’ni kurdular. Birkaç kurum çalışanıyla başlayan sivil toplum oluşumunda şimdi onlarca gönüllü var. SGK Gönüllüleri, Bağ-Kur Genel Müdürlüğü çatısı altında, kimsesiz çocuklar için yapılan pikniklerle başladı. Üç sosyal güvenlik kurumunun birleşmesinden sonra daha büyük bir açılım yapan memurlar çalışmalarındaki çıtayı gün geçtikçe yükselttiler. Kurumdaki çalışma saatlerinden arta kalan zamanlarında sosyal sorumluluk duygularının sesine kulak veren SGK Gönüllüleri’nin; gazilerden şehit ailelerine, kimsesiz çocuklardan huzur evi sakinlerine kadar her kesime yer verildi. Ayrıca kültürel etkinliklerde düzenleyerek mesai arkadaşlarının bilgi birikimlerinin de artmasına katkı sağlanıyor.


SGK Gönüllü Sıfatlarını Kullanmıyor
SGK Gönüllüler, projeleri oluştururken ya da oluşturulan projeleri yönetime sunarken, daire başkanı, şube müdürü, şef ve memur sıfatlarını kullanmıyorlar. Projesi, fikri, birikimi olan, katkı sağlamak isteyen, işin ucundan tutarak gönlünü ortaya koyabilecek kim varsa kapıları açık. Tüm katılımcılarla eşit söz hakkı, ortak sorumluluk ve ortak akılla iş bölümü yaptıklarını söyleyen Gönüllüler, zaman zaman ailelerini de işin içine katıyorlar. Onlar arasında projenin fikir babasıyla gelen misafirlere çiçek dağıtan görevli; daire başkanıyla temizlik işlerini koordine eden kişi arasında hiçbir ast-üst ilişkisi yok.

İkinci Yıl Kutlandı
SGK Gönüllüleri ikinci yılını kutlarken, yaptıkları projelerden ve geri dönüşten aldıkları güç ile daha bir inanç ve kararlılıkla geleceğe dair projeler üretiyorlar. Gönüllüler, katılımlı sosyal sorumluluk projeleri ile toplumsal duyarlılıklarını göstermeye devam edeceklerini ve diğer kurumlara da örnek olmaya çalışacaklarını ve tüm bunları yaparken de kurumsal kültürün gelişmesine de katkı sağlamaya devam edeceklerini söylüyorlar… Elbette bunda en büyük güvenceleri Kurum yöneticilerinin şimdiye kadar bütün projelere gönülden katkı sağlamış olmaları. Bir başka ifadeyle aslında Kurum Başkanları ve Yönetim Kurulu üyelerinin de “gönüllü” gibi davranmalarından kaynaklanıyor olmasıdır.


“Amacımız, Kamu Kurumlarının Halkla Yakınlaşmasını Sağlamak”
Gönüllüler adına açıklama yapan SGK Kurumsal Hizmetler Daire Başkanı İlhan İşman, “Amacımız toplumsal barış ve kaynaşmaya katkıda bulunmaktır. Kamu kurumlarının halkla yakınlaşmasını sağlamak, böylece yöneticisinden, çalışanına herkesi ortak bir platformda buluşturmaktır. Kurum çalışanlarını kaynaştırmak, ailelerimizden de destek aldığımız için, aileler arası diyalogu artırmak, toplumsal yardımlaşma duygularını oluşturmak, artırmak, pekiştirmek, ortak hassasiyetlerimizi vurgulayarak mutluluklarımızı, hüzünlerimizi paylaşmak” dedi. İşman bir yetimin başını okşarken yaşadıklarını, bir şehit ailesinin elini sıkarken hissettiklerini anlatacak kelime bulamadığının söyledi.

Gönlüler yapılan etkinlikleri şöyle sıraladılar: “Kimsesiz çocuklara üç karne şenliği, şehitlik ziyareti, gazilerin ve şehit ailelerinin kurum’da misafir edilmesi, domuz gribi konferansı, eğitime katkı kermesi, çalışanlara tiyatro gösterisi sunulması ve 10 Kasım etkinlikleri gerçekleştirildi.” Gönüllüler, gönüllü katılımlı sosyal sorumluluk projelerini gerçekleştirme çabalarının süreceğini söyledi.

22 Ocak 2010 Cuma

PSİKOLOGLAR YASA İLE TANINMAK İSTİYOR

Yasal olarak tanımlanmak ve odalaşmak istediklerini belirten Psikologlar Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Gonca Soygüt, “Yasa ile denetim olanağı tanınmadığı için ortaya çıkabilecek “yanlış” uygulamaların açıklamasını akademisyeni ve uygulamacıları psikoloji camiası değil, yasayı yıllardır engelleyenlerin yapması gerekecektir. ” dedi.

33 yıldır örgütlü hizmet verdiklerini ve meslek yasasını çıkartmak amacıyla derneğin kurulduğunu söyleyen Türk Psikologlar Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Gonca Soygüt, “Mesleğimizi temsil etme, haklarımızı savunma ve kamuyu koruma konusunda yetkilerimiz sınırlı. Ciddi belirsizlikler var. Meslek yasası, mesleği yapan bireylerin özlük haklarını, rol tanımlarını belirliyor. Dolayısıyla o meslek alanına gelen sınırlar belirlenmiş oluyor. Ülkemizde sağlık meslek grubuna giren diyet uzmanları, fizyoterapistler ve yardımcı sağlık meslek grupları olarak tanımlananların yasal tanımı bulunmuyor. Resmi bir kurumda çalışan psikologlar iç yönetmeliklerle göre tanımlanıyor. Psikoloji alanında eğitimi olmayanların bu alanda yer açmalarına imkan tanıyor. Hangi eğitimlerin alınması gerektiği yasal tanımlamalar ile güvence altına alınmalı. Psikoloji ülkemizde sadece sağlıkla ilgili bir alan olarak düşünülüyor oysa psikoloji çok kapsamlı bir bilim dalıdırPsikoloji denince akla sadece klinik alandaki çalışmalar, ruh sağlığı hizmetleri geliyor ama psikolojinin, örgüt psikolojisinden, bilişsel psikolojiye, gelişim psikolojisine, sosyal psikolojiye çok geniş bir yelpazesi var. Uzmanlıkların bu anlamda tanımlanması ve sunulan hizmetin ehil kişiler tarafından yürütülüp yürütülmediğine dikkat edilmesi gerekiyor. Belirsizlikler nedeniyle şu anda topluma sunulan psikolojik hizmetlerin kalitesini denetleyemiyoruz.” şeklinde konuştu.


“Bilim Dalları Arasında Hiyerarşik Bir Düzenleme Olamaz”
1928 yılında çıkarılan “Tebabet ve Şuabatı San'atlarının Tarz'ı İcrasına Dair Kanun”a göre işlemlerin yürütüldüğüne değinen Prof. Dr. Soygüt, psikolojinin dünyada da yeni geliştiği bir dönemde oluşturulmuş kanuni düzenlemelerin hala geçerliğinin korumasının, tıp dışında kalan diğer sağlık alanlarının bilim ve uygulama alanında geldikleri aşamaları ve kamunun gereksinimlerini kapsamayan, kadük sayılabilecek yönleri olduğuna dikkat çekti. Psikolog olmayanların, kişisel gelişim merkezi adı altında yer açabildiklerini belirten Prof. Dr. Soygüt, bu durumun tespit edilmesi durumunda hiçbir ceza uygulanmadığını kaydetti. Diğer taraftan uluslararası ölçütlere göre Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ve Doktora programlarının “Uygulamalı Psikoloji” adı atlında açılabildiği ve diplomadaki uzanmalık ve doktora derecesinin bu ad altında verildiğini belirten Prof. Dr. Soygüt, benzer biçimde, doçentlik unvanı açısından da, uluslararası örneklerde “Klinik Psikoloji Doçentlik Unvanı” karşılığında, ülkemizde “Uygulamalı Psikoloji Unvanı” kullanılabildiğini ekledi. Prof.Dr.Soygüt, konuya ilişkin defalarca YÖK’e TPD ve Psikoloji Bölümleri Konseyi adına başvurduklarını belirterek YÖK-Üniversiteler Arası Kurulda “Klinik tıp alanı ile ilişkili bir terim olup ancak Tıp doktorları tarafından kullanılabilir” anlayışının; başka bir deyişle 1928’in izlerinin hüküm sürdüğünü belirtti. YÖK tarafından Doçentlik Unvanı alanları açısından, Uygulamalı psikoloji alanın ısrarla korunmasının; Psikoloji alanı dışındaki kişilerin Uygulamalı Psikoloji Doçentlik unvanı için başvurularının önünü açtığını ekledi. Ayrıca, psikolojinin tüm alt dallarının uygulamalı alanları vardır; uygulamalı psikoloji oldukça genel ve belirsiz bir tanımlama olarak hele de yasal düzenlemelerin olmadığı durumlarda daha da fazla belirsizliği ve istismarı davet etmektedir diye belirtti.
Prof.Dr.Soygüt sözlerine şöyle devam etti: “gerekli yasal düzenlemeler olmadığı için, Türkiye’de, psikologların çalışmaları ve etkinliklerinin tıbbi model içinde ve “yardımcı sağlık personeli” olarak tanımlanması, mesleğimiz ile ilgili evrensel tanımlamalar açısından, kabul edilemez bir anlayıştır. Psikolojinin gelişmiş olduğu pek çok ülkede, psikologlar mesleklerini hiyerarşik bir işleyişten bağımsız olarak icra edebilmekte, dolayısıyla disiplinler arası çalışmalarda doğru ve işlevsel bir şekilde yer alabilmektedirler”.


“Kendinizi, Beyin Cerrahı Olmayan Birine Teslim Eder Misiniz?”
20 yıl boyunca 6 psikoloji bölümü varken, son 10 yılda 41 psikoloji bölümünün açıldığını kaydeden Prof. Dr. Soygüt, yeni açılan bazı bölümlerde psikoloji alanını temsil eden tek bir öğretim üyesinin bile olmadığını ya da TPD Akreditasyon ölçütlerinin çok altında kaldığını dile getirdi.
Psikoterapinin, uluslar arası ölçütlere göre ehil olan kişilerce yürütülebilecek bir tedavi yöntemi olduğunu belirten, Prof. Dr. Soygüt şöyle söyledi: “Kendinizi ya da bir yakınınızı, beyin cerrahı olmayan birine teslim eder misiniz? Bunu psikoterapi konusunda ehil olmayan birine, terapiye gitmeye benzetebiliriz. Bu açıdan Meslek yasasının engellenmiş olmasının en vahim sonuçlarından biri meslek odasının olamayışı; yani, kimlerin psikolojik yardım verebileceği konusundaki standartları da belirsiz bırakmıştır. Bu belirsizlik alanında bir bölümü psikoloji eğitimi bile görmemiş birçok kişi denetimsiz çalışmalar yapabilmektedir. Yasa ile denetim olanağı tanınmadığı için ortaya çıkabilecek “yanlış” uygulamaların açıklamasını akademisyeniyle ve uygulamacıları ile psikoloji camiası değil, yasayı yıllardır engelleyenlerin yapması gerekecektir.


“Avrupa’daki Psikologların Sahip Olduğu Hakları İstiyoruz”
Sağlık meslek grupları belli bir çerçeve yasa içerisinde gruplandırıldığını Avrupa Birliği (AB) uyum süreciyle değişiklikler olduğunu ileten Prof. Dr. Soygüt, fakat uyum çalışmalarının durmasıyla bunun da durduğunu söyledi. Prof. Dr. Soygüt, “Avrupa’daki meslektaşlarımızın haklarına sahip olmak istiyoruz. Uzman klinik psikolog olmanın tanımı, bir Avrupa psikoloji sertifikası denilen 4 yıl lisans programı üzerine 2 yıl psikolojinin bir alanında uzmanlık almak ve 1 yıl tam süreli denetim altında tam zamanlı staj uygulanmalıdır. Bu özelliklere sahip olanlar yurt dışında özel yer açabiliyorlar. Psikoterapi her klinikte yapılabilecek bir tedavi değil ama şu anda her yerde yapılabiliyor. Uluslararası Psikoloji Birliği ve Avrupa Psikoloji Birliği derneklerinde Uluslararası psikoloji birliklerinin aktif üyesiyiz. Türk Psikologlar Derneği, üyesi olduğu Avrupa Psikologlar Dernekleri Federasyonu (EFPA) tarafından onaylanarak, EFPA-Psikoterapi Uzmanlığı Tanınma Belgesi verme yetkisine sahip olmuştur. 4-8 Temmuz 2011 yılında Avrupa Psikologlar Kongresi, TPD ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilecek. Uluslar arası platformlarda ve EFPA nezdinde tanınan ve kabul gören bir meslek örgütü olarak Türkiye’de de, Avrupalı meslektaşlarımızla eşit mesleki yasal tanımlamalara ve haklara sahip olmak istiyoruz” biçiminde mesaj verdi.

17 Ocak 2010 Pazar

DOMUZ GRİBİNDE MERAK EDİLENLER

2009 yılına damgasını vuran Domuz gribi hakkında bilgi veren Ankara Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Şefi Doç. Dr. Hürrem Bodur, merak edilen birçok konuyu açıkladı.

2009 yılında pandemi uyarısıyla gündeme gelen Domuz gribi hakkındaki spekülasyonları yanıtlayan Ankara Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Şefi Doç. Dr. Hürrem Bodur, alınan önlemlerden, domuz gribi aşısına birçok konuya değindi.

Domuz Gribi Nedir?
Bugünkü domuz gribi ilk defa mart ayında Meksika’da domuz çiftliğinde domuzlar arasındaki bir salgınla, arkasından çiftlikte çalışan insanların hastalanmasıyla dikkat çekti. Meksika içerisinde hastalık hızla yayıldı. Hemen arkasından komşu ülke olan Amerika’ya sıçradı. Ardından Kanada, Avrupa ve Asya’da birçok ülkede vakalar rapor edilmeye başlandı. Dünya sağlık örgütü haziran ayında bunu “H1N1 grip pandemisi” olarak ilan etti. Pandemiye neden olan H1N1 Domuz, kuş ve insan grip virüslerinin karışımı ile ortaya çıkan yeni bir grip virüsüdür ve insanlar daha önce bu suşla karşılaşmadıkları için bu virüs ile oluşacak enfeksiyona duyarlıydı.

Domuz gribinin semptomları nelerdir?
Domuz gribinin belirtileri, insanlarda her yıl görülen mevsimsel grip belirtileri ile aynıdır. Hastaların yüzde 90’nın üzerinde yüksek ateş, yaygın vücut ağrısı, boğaz ağrısı, boğazda yanma, kuru öksürük. Bunlar sıklıkla görülen semptomlardır. Daha az olarak da burun akıntısı, bulantı ve ishal görülebilir. Kas ve eklem ağrıları hastayı istirahat etmeye zorlar. Çocuklarda bulantı, kusma ve ishal daha sık rastlanıyor. H1Nı gribi mevsimsel gribin görüldüğü sonbahar ve kış aylarında görülüyor. Pandemi nedeni ile şu anda grip etkenlerinin neredeyse tamamı H1N1 grip virüsüne ait yani bir kişi grip ise etken H1N1 kabul edilebilir. Hastalık klinik olarak belirtileri verse de insanların yüzde 30’unda da hiçbir klinik bulgu olmadan hastalık geçirilebiliyor. H1N1 gribinde görülen ölüm oranı mevsimsel gripteki gibi hatta ondan daha düşük oranlardadır. Ancak bunun mevsimsel gripten daha önemli özelliği var toplum buna duyarlı, yani daha fazla sayıda insanın hastalanmasına neden oluyor. Dolayısı ile ölüm oranı düşük de olsa daha fazla sayıda insanın hastalanmasına neden olduğu için daha fazla sayıda ölüm görülmesine neden oluyor. Hastalık çok fazla sayıda insanı etkileyecekse, bunun sağlık sistemine bir yükü olacaktır. Hastanelere başvurular artacak, yatan hastalar artacak, yoğun bakım ihtiyaçları artacak ve maalesef ölümler olacaktır. Bütün bu nedenlerle beklenilen bir grip pandemisine karşı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 2005 yılında ulusal pandemi planı hazırlamıştı. Buna paralel olarak her il ve hastane kendi pandemi planlarını oluşturdu. .

Domuz Gribinde Tedavi de neler uygulanıyor?
Gribal enfeksiyona verilen tedavi yöntemi aynen izleniyor. Öncelikle istirahat öneriliyour. Hatsala bulundukları odayı sık sık havalandırsınlar. Aynı oda birkaç kişi ile paylaşılıyor ise cerrahi maske takılmalı. Öksürükle etrafa virüs saçılmamalı. Sık sık yüzeyler temizlenmeli, Domuz gribinde el hijyeni çok önemli, su ve sabunla el yıkanmasını öneriyoruz. Bu amaçla alkol bazlı el antiseptikleri de kullanılabilir.

Her yıl başka bir salgın çıkıyor, bu bir biyolojik savaş mı şeklinde toplumda kanı oluştu. Ve her yıl başka bir grip salgını ile karşılaşılması beklenir hale geldi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İlk pandemi 1918 yılında yaşandı, dünyada 40-50 milyon insanın ölümüne neden olduğu tahmin ediliyor. Ardından 1957 ve 1968 yıllarında yeni pandemiler oldu. Grip virüsünde küçük ve büyük antijenik değişiklikler sık sık olabilmektedir. Küçük değişiklikler her yıl grip enfeksiyonu görülmesinden sorumludur. Ancak büyük değişiklikler sık sık olmaz. Antijenik şift denilen ve virüste meydana gelecek büyük değişiklikler pandemi oluşturma potansiyeli nedeni ile dünya sağlık örgütü tarafından yakınen takip edilmektedir. 1990’lı yıllardan itibaren yeni bir grip pandemisi olması bekleniyordu. 2005 yılında kuş gribi de pandemiye neden olabilir mi diye düşünüldü. Ancak H1N1 virüsüyle oldu.

Domuz Gribi aşısı olanlardan imza alınmasının yanı sıra adjuvanlı olması büyük soru işaretleri oluşmasına neden oldu. Aşı olanlardan geçici felç olması durumu sağlık çalışanları başta olmak üzere insanları ikiye böldü. Bu konu hakkında bilgi verir misiniz?
Aşı temel olarak bir hastalığı oluşmadan önlemek prensibine dayanır ve halk sağlığı açısından önemlidir. Enfeksiyon hastalıklarında, hastalık oluşmadan aşılayarak koruma çok önemli bir kriterdir. Hastalık oluşmayacak düzeyde antijen verilerek bağışıklık kazandırıyorsunuz. Bütün aşılamalarda temel espiri budur. Spekülatif tarafa çekilmiş olsa da temelde halk sağlığında yapılacak hastalığı önlemeyle ilgili önlemler göz önünde bulundurulduğunda aşı yapılması önemlidir.
Adjuvanlı ve adjuvansız olmak üzere iki tip aşı mevcuttur. Adjuvan antijeni güçlendiren maddelerdir. Daha önce de bir çok aşıda kullanılmış ve güvenli olduğuna dair yeterli veriler mevcuttur. Adjuvansız aşılarda ise gerekli bağışıklığı sağlamak için daha fazla virüs antijeni bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü her iki aşının da güvenle kullanılabileceğini belirtmektedir. Yan etkileri ise beklenilen yararları yanında ihmal edilecek oranlardadır. Ülkemizde kullanılan H1N1 aşıları adjuvanlı aşılardır. Ancak gebelere adjuvansız aşı temin edilmiş ve uygulanmaktadır.

Numune Hastanesinde ne gibi önlemler alındı?
Numune hastanesi Ankara’da en fazla gören hastanelerinden bir tanesi olarak günlük 600-700 poliklinik hasta sayısına ulaştığımız oldu. Gripli hastalar için 7 gün 24 saat çelışan grip polikliniği oluşturduk. Yüzlerce hasta yatarak tedavi gördü. Hasta yatırmak için Kendi kliniğimizin yatak sayıları yetersiz kaldı, 2 ayrı kliniği boşaltarak yatak sayısını artırdık. Ayrıca yoğun bakımda yatanlar ve hayatını kaybedenler oldu. Bunun yanında personel eğitimleri yapıldı. Hastanemizde 7 gün 24 saat hizmet verecek şekilde H1N1 aşı polikliniği oluşturuldu. Sadece hastane çalışanlarına değil tüm vatandaşlarımıza Gebelere yönelik adjuvansız, gebe dışındaki lere adjuvanlı olmak üzere aşı yapılmaktadır.

15 Ocak 2010 Cuma

SAĞLIKTA PERFORMANS VE KALİTE KONGRESİ’NDE İLKLER GERÇEKLEŞTİRİLECEK

II. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresi, 28 Nisan-01 Mayıs 2010 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek. Bu yıl kongrede birçok ilkler yapılacak.

II. Uluslararası Sağlıkta Performans ve Kalite Kongresi, 28 Nisan-01 Mayıs 2010 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek. Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenecek kongrenin, bu yıl ki ana teması “Hastanelerin Teşviki ve Güvenliği” olarak belirlendi. Kongreye başta Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası,İngiltere Ulusal Sağlık ve Klinik Mükemmeliyet Enstitüsü, Bakanlığımıza bağlı kurum temsilcileri, Üniversiteler ve özel hastanelerin temsilcileri katılacak. Kongrede, Kongre Başkanı Prof. Dr. Nihat Tosun, Kongre Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Adnan Çinal, Kongre Onursal Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın ve 70 tane bilim kurulu üyesi yer alacak.

4 Farklı Alanda Kurs Verilecek
Geçen sene ilki düzenlendikleri kongrenin bildiri kitaplarının bilim dünyasına kaynak olarak sunulduğunu dile getiren Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Güler, “İlk kongreye bin 300 kişi katıldı, 28 oturum yapıldı ve 100 bildiri sunuldu. Bu yıl daha da farklı etkinliklerimiz olacak. Hastanelerin teşviki konusunda teşvik mekanizmaları, kurumsal ve bireysel teşvik yöntemleri, teşvik mekanizmalarının klinik etkinlik ve eğitim boyutuna etkileri, kanıta dayalı tıp uygulamaları ve yönetici performansı konuları uluslararası tecrübeler ve yerel uygulamalar çerçevesinde ele alınacak. Hastanelerin genel anlamda gelişimi açısından çok faydalı bir kongre olacak. Kamu, üniversite ve özel hastanelerden herkesin katılabileceği bu kongrede kayıt ücreti altında herhangi bir ücret alınmayacaktır. Ayrıca bu yıl farklı olarak "Araştırma Ödülü" ve "En İyi Uygulama Ödülü” verilecek olup ilk üçe girenlerin kongreye katılımları Bakanlıkça karşılanacaktır. Ve ilk üçe girenler kongrede ilan edilecek. Bu etkinliğin yanı sıra Kongre süresince performans yönetimi, hasta güvenliği, çalışan güvenliği ve laboratuar güvenliği konularında sağlık profesyonellerine 1 günlük kurslar halinde eğitimler verilecek. Kursun etkili olması için katılımcı sayısı 20-25’i geçmeyecek” dedi.

Kongrede İlk Kez Ödül Verilecek
Araştırma Ödülünün, Seçici Kurul tarafından, saha araştırmasına dayalı olarak Bakanlık Hizmet Kalite Standartlarının etkinliğinin ölçümünü içeren tebliğler arasından belirleneceğini dile getiren Dr. Güler, bildiri sahiplerine "Hizmet Kalite Standartları Araştırma ve Bilimsel Yayın Ödülü" verileceğini iletti. En İyi Uygulama Ödülünün, Hasta güvenliği, Çalışan güvenliği ve Laboratuar güvenliği olmak üzere üç farklı alanda verileceğini belirten Dr. Güler, ödül töreninin kongrede ilk olma özelliği taşıdığını kaydetti.

12 Ocak 2010 Salı

OSTİM İLE BİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİĞİ EL ELE

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü ve Ostim Medikal Sanayi Kümelenmesi, ortak çalışmalar yapmak için bir araya geldi.

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü ve Ostim Medikal Sanayi Kümelenmesi Buluşması gerçekleştirildi. Bu toplantı ile Ostim bünyesindeki biyomedikal küme üyesi firmalar ile Başkent Üniversitesi ortak işbirliği yapma kararı alındı. Sektörde neler yapıldığının üzerinde durularak keşfedilen yeni ürünler anlatıldı. Açılış konuşmasını Başkent Üniversitesi Rektör vekili Prof. Dr. Korkut Ersoy, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kuru, Başkent Üniversitesi Biyomedikal Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berna Dengiz, Fatih Üniversitesi temsilcileri, Ostim yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın ve Ostim firma yöneticileri katıldı. Biyomedikal mühendisliği ve medikal sanayi kümelenme çalışmaları başlatılarak, işbirliği yapma kararı alındı. Prof. Dr. Dengiz aşılış konuşmasında, “Biyomedikal mühendisliği bölümünün çalışmalarıyla sektöre destek olmak ve birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Üniversitelerin eğitim ve öğretim görevlerinin yanı sıra bilgi üretip paylaşarak, hızlı şekilde yayılmasını da sağlıyoruz” şeklinde konuştu.



“İşbirliğinde En İyi Yolun Kümelenme”
Toplantı açılışında konuşan Ostim Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın, “Bölgesel kalkınma projesi üzerine çalışıyoruz. Yerel ve lokal çalışma olmakla beraber bunları yaygınlaştırmak ve paylaşmak istiyoruz. Uygulamadan geliyoruz, orta ve küçük işletmeler ancak üniversite olan işbirliği ortaklığında bizim de eksikliklerimiz var. Bunların önüne geçmek için bazı çalışma denemeleri yaptık. ODTÜ ile ODAGEM adı altında bir topluluk oluşturduk ve ODTÜ’nün Tekno parkını Ostime taşıyarak çalışmalarımızı sürdürdük. Ancak en iyi yolun kümelenme olduğunu fark ettik. Bir araştırma yaptırdık. Bölgemizdeki güçlü ve zayıf yanlarımızı belirledik. “Hem Türkiye’de hem de dünyada rekabetçi bölge ve sektör olabiliriz” sorusunu kendimize sorduk. Bunun sonucunda bize ciddi bilgi verildi” dedi.


“Toksik Moleküllerin Kandan Uzaklaştırılmasını Sağlayan Kürelere”
Doç. Dr. Mustafa Kocakulak, Ekstrakorporeal Yapay Organlar konusunda yaptığı çalışmalar hakkında şunları söyledi: “Yapay organ gelişmiş ülkelerde kullanıldığı gibi ülkemizde de kullanılıyor. Ülkemizdeki açık kalp ameliyatları 35-40 bin rakamlara ulaşıyor. Diyaliz oranları ise yüz binlerle ifade etmek mümkün. Bununla birlikte yapay organ, açık kalp ameliyatlarında yapay opsiyonetör akciğerin yerini alıyor, ayrıca kalbin yerini alan bir pompa yerleştiriliyor. Bunlarla ilgili olarak Amerika’da 7 bin dolarlık septik şok hastaları için çalışmalar yaptım. Toksik moleküllerin kandan uzaklaştırılmasını sağlayan çalışmalar yürüttüm. Polimerik mikro küreler yaparak toksik molekülleri kandan uzaklaştırmasını sağladık. Karaciğere destek olacak şekilde bir çeşit yapay organ oluşturduk.”


“Düzeyde Kaplama Yapmanın En Ucuz Ve Etkili Yöntemlerinden Bir Tanesi Plazmadır”
Biyosensör ve Plazma Teknikleri konusunda Yrd. Doç. Dr. Cengiz Koçum “Maddenin 4. hali olan plazma iki şekilde oluşuyor. Plazma üretmenin yollarından bir tanesi de sıcak plazmadır ki ağır endüstride kullanılabilir. Fakat başka plazma üretme yöntemi de radyo dalgası ile plazma oluşturarak kaplamalar yapabiliyorum. Moleküler düzeyde kaplama yapmanın en ucuz ve etkili yöntemlerinden bir tanesi plazmadır. Ancak hem yüksek vakum gerekiyor hem de yüksek radyo dalgası enerjisi gerektiriyor. Dolayısıyla sanayiye uygulanması da uygun değil. Özellikle büyük boyutlu üretimler için uygun değil. Stent veya medikal ürünler için uygun olabilir ancak büyük boyutlu ürünler için çokta uygun değil. Atmosferik plazma ortaya çıktı” şeklinde konuştu.


Biyomalzeme Üzerinde Üretilen Sistemler
Biyosensör ve Nanoteknolojik Biyomalzemeler konusunda Yrd. Doç. Dr. Dilek Çökeliler bilgi vererek “Biyomalzeme araştırma grubu olarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Antibakteriyel yüzeylerde metal kaplamalar ile ilgili çalışmalar var. Diş hekimliği ve beyin-omurilik cerrahisi ile ortak yürüttüğümüz çalışmalar devam ediyor. Biyomalzeme üzerinde üretilen sistemlerin uygulaması üzerine çalışmalar yapıyorum. Bu kaplamaları nerelerde kullanılır. Bunu araştırıyoruz”diye konuştu. Ayrıca Yrd. Doç. Dr. Metin Yıldız, Biyomedikal Enstrümantasyon ve Sinyal işleme, Arş. Gör. Mehmet Feyzi Akşahin ve Mühendis Erhan Ermek Polisomnograf Uygulamaları ve Arş. Gör. Tuncay Bayrak QCM Biyosensörler üzerine sunum yaptılar.

9 Ocak 2010 Cumartesi

SGK GENEL KURULU

SGK Olağan İkinci Genel Kurulu'na, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile sendika ve meslek örgütü temsilcileri arasındaki gerginlik damgasını vurdu.

Sosyal Güvenlik Kurumu binasında yapılan Sosyal Güvenlik Kurumu 2. Olağan Genel Kurul toplantısına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Murat Başesgioğlu ile bazı sendika yöneticileri katıldı.
Aralarında Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Türkiye Kamu-Sen ve KESK'in bulunduğu konfederasyonlar ile bazı meslek örgütlerinin genel başkanları protesto amacıyla SGK Genel Kurulunda yer almadı. Bakan Dinçer, genel kurulda konuşma yapmak üzere kürsüye çıktığında Türkiye Kamu-Sen delegeleri salonu terk etti.
Çalışma Bakanı Dinçer, bakanlığının adının çatışma bakanlığı değil, çalışma bakanlığı olduğunu belirterek, “Konfederasyon yöneticilerimizin beni hayatta en çok karşı olduğum şeyle, çatışma kültürüyle itham etmeleri açıkça söyleyeyim ki çok ama çok haksızlık olmuştur” dedi. Bakan Dinçer, SGK Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, sosyal güvenlik ve genel sağlık alanında yapılan reformlarla dün hayal edilemeyenlerin bugün gerçekleşmeye başladığını söyledi.


“Eczane Cirolari Yüzde 20 Arttı”
İlaç alanında yapılan düzenlemelerle 2010’da 2.5 milyar TL tasarruf sağlanacağını belirten Bakan Dinçer, eczanelerin fiyatı düşen ilaçların stokta olanları için garanti verilmesine rağmen bu ve kar düşüşü gerekçeleriyle eylem yapmalarını eleştirdi. Bakan Dinçer, “Eczaneler, hükümetimiz sayesinde büyük karlar elde etti. 2007’de, 11.7, 2008 12.6 milyar TL ödeme yaptık. Bu yıl 15.586 milyar TL ödeyeceğiz. Son iki yılda ilaç pazarı yüzde 40 büyüdü. Düşük cirolu eczanelere yardım için farklı indirim uyguluyoruz. Son dönemde 495 milyon TL ek kaynak sağladık. Eczane ciroları yüzde 20 arttı. Buna rağmen yapılan eylemi, sadece kamuoyunun takdirine, vatandaşın hakemliğine bırakıyoruz” dedi.


“Gelecek Yıl 57 Milyar TL Sosyal Güvenlik Sistemine Para Aktaracağız”
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konuşmasında, Türkiye’nin yaş ortalamasının 28 olmasına rağmen, sosyal güvenlik açığı vermesinin gelecekte olağanüstü bir zorluk yaşatacağını vurgulayarak, 65 yaş nüfusunun toplum nüfusa oranının 27 yıl sonar yüzde 18’e yükseleceğini, bu değişikliğin ABD’de 75, Fransa’da 114 yılda olduğunu hatırlattı. Şimdi açık veren sosyal güvenliğin para biriktirilmezse gelecekte çok büyük sorun olacağını söyleyen Bakan Şimşek, Türkiye ekonomisinin sadece açık nedeniyle değil, sosyal güvenlik ve sigorta şirketlerinin tasarruf yapamaması nedeniyle de ciddi bozulma yaşadığını kaydetti. Bakan Şimşek, “Gelecek yıl 57 milyar TL sosyal güvenlik sistemine para aktaracağız. Sadece bir yıl, bir yıl için bu parayı ulaştırmaya versek bütün altyapı sorunları çözülür, üniversitelere versek kalite merkezi oluruz. Türkiye genç nüfusa rağmen sosyal güvenlik açığı vererek büyük bir fırsatı kaçırıyor” diye konuştu.



SGK'ya Yeni Yönetim Kurulu Üyeleri
SGK Genel Kurulunda yeni yönetim kurulu üyeleri belirlendi. Genel Kurulda, kurum yönetim kurulunda sosyal tarafları temsil eden 5 üyenin seçimi gerçekleştirildi. Seçim sonuçlarına göre, SGK Yönetim Kurulunda işverenleri İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Başkan Yardımcısı Tandoğan Tokgöz, işçileri eski Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, kamu
görevlilerini Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, kendi nam ve hesabına çalışanları Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, emeklileri de Türkiye Emekliler Derneği Genel Başkanı Kazım Ergün temsil etti. Toplam 10 kişiden oluşan yönetim kurulunun diğer üyeleri ise atama yoluyla tespit edildi.

7 Ocak 2010 Perşembe

GAZİ TIP’A REVİZYON

Dijital hastaneden, döner sermaye sistemine kadar birçok konuda yenilikler yaptıklarını belirten Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, 2010 yılında da yeniliklerin hızla devam edeceğini söyledi.

Göreve geldiği günden bu yana birçok ilke imza attığını söyleyen Prof. Dr. Peyami Cinaz, 2010 yılında da yatırımlarının hızla devam edeceğini dile getirdi. Radyoloji Bölümüne MR ve Tomografi cihazı alarak yoğunluğu azaltacaklarını kaydeden Prof. Dr. Cinaz, “Acil radyoloji hizmeti satın alım ihalesi yapıldı. MR çekim hizmetlerini günün 24 saati veriyoruz. Türkiye’de benzeri hizmet veren sağlık merkezi yok. Acil radyoloji hizmetlerini ayırarak rutin radyoloji hizmet alımını kolaylaştıracağız. Ayrıca teknik servisi özelleştirerek yapamadıklarımızı ve dışarıdan aldığımız teknik hizmetleri verir hale geleceğiz” şeklinde konuştu.

Yepyeni Radyoloji ve Radyasyon Onkoloji Kliniği
Radyasyon onkolojisine 4 buçuk trilyonluk yatırım yaptıklarını kaydeden Prof. Dr. Cinaz, Lineer aksilator cihazının bilgisayar üzerinde açı hesabı yaparak kanser hücresine ışınlama yapması sayesinde, sağlıklı hücrenin zarar görmediğini belirtti. Bu cihazın sadece özel sektörde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Cinaz, “Üniversite hastanelerinde bir ilk olma özelliği taşıyor. Radyolojiye yapılan 3 trilyonluk yatırım ile iki adet ultrason ve iki adet periferal anjio alımı yapıldı. Periferal anjio cihazının yeri belirlendi, inşaat sonrası hizmete açılacak. Nükleer tıp bölümüne yeni kameralar, gastroenteroloji kliniğine yeni endoskopi ve kolonoskopi cihazları alındı. Çocuk EEG ve erişkin EEG monitorizasyon merkezi yakında hizmete girecek. Aynı anda günde 3 hastamıza 24 saatlik EEG monitorizasyonu yapılabilecek. Transplantasyon merkezi ve nefroloji bölümünü B bloğa taşıyoruz. Transplantasyon hastalarına 18 servis yatağı ve 4 yoğun bakım yatağı ile yepyeni bir servis açacağız” şeklinde bilgilerini verdi.


Yeni Servisler Açılacak
Onkoloji bölümünde 20 yataklı yeni ünite açılacağını belirten Prof. Dr. Cinaz şöyle konuştu: “Kemoterapi ünitesini açtık şimdi de ayaktan merkezi kemoterapi ünitesini açma hazırlıklarını yapıyoruz. Ayrıca onkolojiye 10 yeni yatak daha ekleyeceğiz. Ayrıca Prof.Dr. Cinaz hastanede 6 kişilik odaların ikişer kişilik odalara dönüştürüleceğini de planladıklarını belirtti. Bina içerisinde bölümlerde de yenilikler için hazırlıklar yapıyoruz. E Blok Giriş katı poliklinik ve gastroenteroloji merkezi olacak. Teknik servis, eczane ve depo gibi bölümleri alt kata taşıyoruz. Ayaktan cerrahi hizmeti vermek için ek 6 ameliyathane yapılacak. 2010 yılında hematoloji servisi, göz servisi ve ayaktan cerrahi ameliyathanesi kurulacak. Tüm hastanede ayrı birimlerdeki yoğun bakımları 5. kat yemekhanede toplayacağız. Yemekhane ve mutfağı E-Blok çatı katına taşıyacağız. Bahsettiğim bu yatırımlara yaklaşık 25 trilyon ödenek döner sermayeden ayırdık. ”



Periferde de Hizmet Veriyor Olacağız
Periferde Çay yolunda, konut kentte tıp merkezi inşaatının bitmek üzere olduğunu belirten Prof. Dr. Cinaz, bu merkezin 2010 yılında hizmet vermeye başlayacağını kaydetti. Yerinin Yeni Mahalle Belediyesi tarafından verildiğini, inşaatını bir hayır severin yaptırdığını dile getiren Prof. Dr. Cinaz, iç donanımını kendilerinin karşılayacağını söyledi. Prof. Dr. Cinaz, Yeni Mahalle Belediyesi tarafından başka bir alan daha gösterildiğini ve uygun görüldüğü takdirde orada da semt polikliniği açacaklarını ifade etti.

Yepyeni Bir Performans ve Döner Sermaye Dağıtım Sistemi
Maddi iyileştirmeler yaptıklarının altını çizen Prof. Dr. Cinaz, “6 Ağustos 2008 tarihinden bu yana idari personelin döner sermaye puanlarını 30 puan arttırdık. Asistanların, öğretim görevlilerinin ve uzmanların döner sermaye puanlarını da 30 puan arttırdık. Yeni performans sistemi başlatıldı ve bu sistem ile katkı payı verilmeye başlandı. Bizim oluşturduğumuz sistemde hasta bazında maliyet analizi sonucunda kazanç kalıyorsa, bunun üzerinden yüzde olarak döner sermaye payı dağıtımı yapıyoruz. Bilgisayara girilen yaklaşık bir milyon datayı farklı basamaklarda değerlendirerek hak edişlerini hazırladık. Patenti bize ait bir sistem geliştirdik. Her yapılan işlemin maliyetini yapmak durumundayız. Gider ne kadar çoksa hekime yansıyan miktar azalırken, gider azaldıkça yansıyan döner sermaye artacak. Bu sistem sayesinde en uygun fiyata, kaliteli olan ürünün tercih edilmesini sağlayacağız. Sabit bir döner sermaye payı vermeyeceğiz, her öğretim üyesinin katkısı oranında döner sermaye payı dağıtılacak. Böylece öğretim elemanlarının motivasyon ve ilgisi artacaktır” diye konuştu.


“Dijital Hastane Oluyoruz”
Yaptıkları satın almaların ödemelerini 6 ay geriden ödediklerini belirten Prof. Dr. Cinaz şöyle konuştu: “Aldığımız ürünlerin fiyatları artarken bizim kazandığımız ücret artmıyor. Bu sebepten kaçakları ortadan kaldırarak harcamaları azaltmak için fatura birimi kurduk. Harcamaların kısılmasına paralel olarak yeniliklerimiz devam ediyor. 2010 yılında digital hastane oluyoruz. Plastik cerrahi, genel cerrahi ve dermatolojide pilot uygulama başladı.Kağıt ile ilgili her türlü evrak sistemi kaldırıldı. Bu sistem için 300 tane bilgisayar aldık, her türlü işlem bilgisayar üzerinden yapılıyor. Network ihalesini 2010 yılında yapacağız, bu ihaleden sonra Pac sistemine de geçeceğiz. Yeni sistem için 3 milyon dolar yatırım yapılacak.”

Kan Alma Birimi ve Laboratuarlarda Yenilikler Yapıldı
Bu yıl İngilizce tıp eğitiminin başladığına dikkat çeken Prof. Dr. Cinaz, eğitim kalitesini arttırdıklarını söyledi. Akreditasyon işlemlerine başlayacaklarını belirtti. Kan alma sisteminde değişiklik yapılacağına değinen Prof. Dr. Cinaz, barkotlama sistemi ile bilgisayar üzerinden otomatik olarak tüplerin barkotlanarak ve hazır şekilde alınacağını vurguladı. Merkezi tüm laboratuarları yeniledik, önümüzdeki aylarda açılışını yapacağız.


“İhale Sistemi Halen Düzgün Değil”
Türkiye’de ihale sorununun çözülemediğini belirten Prof. Dr. Cinaz, “Kapalı zarf usulü ihale yapıyoruz. En düşük fiyatı veren firmaya ihaleyi veriyoruz veya fiyatı düşük olan ürüne ihale verilmezse, tercih raporu hazırlatıyoruz. İhale sistemi yerine ilgililerden oluşan heyet kurulsun, firmalarla pazarlık yapabilelim ve alımlar bu şekilde gerçekleştirilebilsin. Daha karlı alım yapacağımız gibi, kaliteli olan ürünü seçebilme şansımızda olacak. Kapalı zarf usulü yapılması yanında ihaleye çıkıldıktan sonra fiyat değiştirilemiyor. Oysaki açık alım yapılmalı ve denetlenmeli. Ucuz olduğu için Çin malı ürün alınıyor ancak kullanılamıyor” dedi.

Servis kapılarının kullanılamaz durumda bulunduğunu ve bu servislere şifreli kapılar yaptırdıklarını kaydeden Prof. Dr. Cinaz, “Her kattaki tuvalet, desk ve tedavi odalarını yeniledik. Yataklı servisleri yeniledik. Hasta hizmetleri açısından özel servisler yaptık. Çok fazla şikayet alan yemekler konusunda, gerekli önlemleri alarak memnuniyeti sağladıklarını ifade etti. Artık öğretim üyeleri de hastalarda aynı yemeği yemektedirler. Kadın doğum odaları kendiliğinden doğum yapılabilecek şekilde yeniledik. Kadın Doğum ameliyat odalarını yenilendi. Psikiyatri servisini yeniden yapılandırdık, şimdi kardiyoloji servisinde yeni tadilata başladık” diye konuştu.

5 Ocak 2010 Salı

GENEL CERRAHİ “SANAL AKADEMİ” KURDU

Türk Cerrahi Derneğinin bu yıl ilklere imza attığı 5. Cerrahi Araştırma Kongresi’nde “Sanal Akademi” açılışı yapıldı ve “Translasyonel Tıp” kavramı kongrede cerrahların bilgisine sunuldu. Sanal Akademi sayesinde Türkiye'de ilk defa cerrahlar internet üzerinden eğitim alabilecek.

Ankara'da 10-12 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen 5. Cerrahi Araştırma Kongresi’nde, ‘deney tüpünden kliniğe translasyonel araştırmalar' sloganı ile bilim insanları ve AR-GE dünyasını ortak bir platformda buluşturdu. Toplantıda 150 bildiri sunulurken, 500 katılımcı yer aldı. Kongrede bu yıl biyomedikal alanındaki yerli üreticileri ve araştırmacıları bir araya getirdiklerini belirten Türk Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, “Yapılan araştırmaların akademisyenlerin dosyasında kalmasından öte, bu ülkeye bir katma değer sağlayacak ve cerrahi alanda AR-GE çalışmalarını destekleyecek bir kongre olsun istedik. Bundan sonrada bu kongre içerik olarak böyle devam edecek. Cerrahide AR-GE kavramı bu kongrenin omurgası olacak. Toplantıya yurt dışından önemli isimler de katıldı, bunlar arasında; Dünya Cerrahi Araştırmalar Derneği başkanı da bulunuyor. Ayrıca cerrahlar olarak, kendi sanayicimizle nasıl bir araya geliriz ve nasıl katkı sağlarız üzerine yurt dışı deneyimleri ve izlenen yolu öğrenmeye odaklandık. Patent geliştirme konusunda bilgi aldık” dedi.


Türk Cerrahi Derneği Sanal Akademisi
Türk Cerrahi Derneğinin hayata geçirdiği “Sanal Akademi” ile Türkiye'de ilk defa cerrahların internet üzerinden akademik eğitim alabileceklerini dile getiren Prof. Dr. Terzi, cerrahlar, asistanlar ve tıp fakültesi öğrencilerine yönelik sürekli eğitim materyali üreteceklerini kaydetti. Sürekli tıp eğitimlerinin genellikle iki yılda bir düzenlenen kongrelerde verilebildiğini, buralara da her hekimin katılımının mümkün olamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Terzi, sanal akademiye her yerden hızlı bir şekilde ulaşımın mümkün olduğuna işaret etti. Prof. Dr. Terzi, “Üyelerimiz 7 gün 24 saat, bulundukları her yerden internet üzerinden Türkçe olarak yeni çıkan makaleleri ve tedavi kılavuzlarını, son ameliyat tekniklerini, ender vakalara yaklaşımları takip edebilecekler. Programı, Türk Tabipleri Birliğinin kredileme sistemiyle de bağlantılı hale getirdik. Bunu takip edenler, hazırladığımız testi doldurdukları takdirde sürekli tıp eğitimi kredi puanı alabilecek. Makaleler ve tedavi kılavuzları Türkçeye çevriliyor. Yeni ameliyat yöntem görüntüleri, en sık görülen klinik vakalar ya da ender görülen klinik vakalar nasıl yönetilir nasıl tedavi edilir yayınlanıyor” diye konuştu.
15 uzmandan oluşan çalışma birimi tarafından sitenin yeni gelişmelere göre güncelleneceğini ifade eden Prof. Dr. Terzi, birçok ameliyatın animasyon ve gerçek görüntülerle sunulacağını belirtti.


“Tedavi Kılavuzları Yorumlanarak Yayınlanıyor”
Farklı uzmanlık derneklerinin de işbirliği önerisi yaptığını ve bazı modülleri ortak kullanıma açacaklarını kaydeden Prof. Dr. Terzi, “Dünyada zaman zaman yayımlanan tedavi kılavuzlarının Türkiye'de uygulanabilirliği açısından yorumlanarak yer veriliyor. Bizim açımızdan sanal akademinin sürdürülebilir olması çok önemli. Endüstrinin bunu bir eğitim etkinliği olarak görüp bize destek sağlayacağını umuyoruz” dedi.


Önce Animasyonla Sonra Gerçek Hastada Anlatılıyor
Modülleri, dersleri, kursları alan asistanların soru ve yorumlarla tartışma olanağı bulabileceklerini, bunların modül hazırlayıcıları tarafından izlenerek uygun geri bildirimlerde bulunulacağını söyleyen Prof. Dr. Terzi, bu eğitim yönteminde genç asistanların sanal ortamda çekinmeden her türlü soruyu sorup yanıt alabildiklerini ifade etti. Prof. Dr. Terzi şöyle konuştu: “E-ameliyat başlığında öncelikle animasyonlarla anlatılan operasyon sonra, gerçek hasta görüntüleri ile veriliyor. Konu ile ilgili yeni bilgiler anlatıldıktan sonrada test uygulanıyor. Hekim modül sonundaki testi yanıtladığı taktirde kredi puanı alıyor. Sitede “Sanal Akademi”de adrenal kitleler ve cerrahi tedavisi, tiroit kanseri gibi birçok konuda dersler, “Aydınlatılmış onam”, “Rektum cerrahisi”, “Bilimsel makale nasıl okunur?” gibi modüller, “E-Klavuz” bölümünde yeni tedavi kılavuzları, “E-makale” bölümünde yeni yayımlanan makaleler Türkçeye çevrilmiş olarak, ameliyat görüntüleri ve bazı linklere bağlantılar bulunuyor.”


“Translasyonel Tıp İle Medikal Ve Hekimler Birlikte Çalışacak”
Ülkemizde kaliteli cerrahi alet ve malzeme üretimi yapan çok sayıda yerli firmaların olduğunu ancak çok adil olmayan bir ortamda ürünlerini piyasaya sürdüklerini belirten Prof. Dr. Terzi, “Yerli üretici firmalar bizim için ne üretsin? Nasıl aletlere ihtiyacımız var? Kullandığımız alet, malzeme ve teknolojileri geliştirmek için bizler kullanıcı ve araştırmacı olarak, nasıl katkıda bulunabiliriz? Bunun üzerinde duruyoruz. Yapılan ürünler nasıl eleştiriliyor, eksiği nerede veya nasıl olsa daha fazla verim elde edilir tartışılıyor. Yurt dışında son yıllarda araştırmacılar ile üreticileri bir araya getirmede yeni bir kavram kullanılıyor. Bu iş birliğine “Translasyonel Tıp” deniliyor. Temel bilimciler ile klinisyenler, hekimler ile üretici firmalar bir araya gelerek yeni ilaç ve ürünlerin hastaların kullanıma sunma süresini kısaltıyorlar. Translasyonel araştırma ya da Translasyonel tıp kavramının en önemli özelliği hasta ve toplum merkezli olmasıdır. En çok ihtiyaç duyulan molekül hangisi? Hastaların nasıl bir ilaca ihtiyacı var? Toplumsal düzeyde önemi olan bir sağlık sorununa nasıl odaklanılır? Yeni ve gerekli bir buluşu 10 yıl yerine 2 yıl gibi kısa bir sürede hastaların kullanımına sunabilir miyiz? ‘Translasyonel tıp nedir?’ isimli bölümde Ludwig-Maximillians Üniversitesi’nden Dr. Eugen Faist, Lund Üniversitesi’nden Dr. Henrik Thorlacius ve Mount Sinai Hastanesi’nden Dr. Robin McLeod bu konu üzerine sunum yaptılar” diye konuştu.

3 Ocak 2010 Pazar

KALITSAL HASTALIKLAR GIDEREK ARTIYOR

Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirilen “Çocuklarda Beslenme ve Kalıtsal Metabolizma Hastalıklarına Yaklaşım” isimli sempozyumda Kırıkkale’de yapılan araştırma sonuçları açıklandı.

Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Beslenme ve Metabolizma derneği işbirliği ile “Çocuklarda Beslenme ve Kalıtsal Metabolizma Hastalıklarına Yaklaşım” başlıklı sempozyum düzenlendi. Beslenme ve Çocuk, Metabolizma Hastalıklarına Yaklaşım, Kırıkkale İli Yenidoğan Taraması konuları üzerine konuşuldu. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nde Dr. Hülya Şirin, Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Murat Çakmak, Kırıkkale İl Sağlık Müdürü Dr. Ergül Demiral, Çocuk Beslenme ve Metabolizma Derneği Başkanı Prof. Dr. Alev Hasanoğlu ve çeşitli üniversitelerden akademisyenler katıldı. Açılış konuşması yapan Kırıkkale Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selda Bülbül şunları söyledi: “Beslenme, özellikle de çocukların iyi beslenmesi; sağlıklı birey, aile ve toplum oluşmasında ilk adımdır. Bugünün çocuklarının iyi beslenmesinin gelecek kuşakların da iyi beslenmesi ve sağlıklı olmalarında payı olduğu unutulmamalıdır. Günümüzde ülkemiz ve dünyanın bir çok yerinde çocuklar ne yazıkki beslenme sorunları ile karşı karşıyadır.
Erken tanı ve erken tıbbi beslenme tedavisi ile başarın kaçınılmaz olduğu doğuştan Metabolizma hastalıkları da ülkemizinde içinde bulunduğu bölgede önemli bir sağlık sorunudur.”


“2000 Yılı Nüfus Sayımında 159 Bin 910 Kalıtsal Hasta Bulundu”
Kalıtsal metabolik hastalıklar tek tek ele alındığında nadir gibi görülse de, topluca değerlendirildiğinde önemli bir hastalık grubu oluşturduğunu kaydeden Çocuk sağlığı ve Hastalıkları uzmanı olan Prof. Dr. Bülbül, “Yüksek oranda göç almış bir orta Anadolu kenti olan Kırıkkale ilinde de akraba evlilikleri oranı yüzde 17,5 gibi yüksek olduğundan, kalıtsal metabolik hastalıkların görülme sıklığının da yüksek olması beklenebilir . 2004 yılında Retrospektif dosya taraması şeklinde planlandığımız bir tez çalışmasında ilimiz çevresinde hastalarımızın ulaşabileceği tüm hastanelerde dosya taraması yapıldı. Toplam 40 hasta saptandı. 10/40 oranında yani yüzde 25 hastada en sık fenilketonüri, 5/40 yüzde 12,5 hastada ise glikojen depo hastalıkları olduğu görüldü. 8 bin idrar örneğinde çalışma yaparak Kırıkkale ilinde sistinüri prevalansını 1/1333 olarak belirledik. Kırıkkale ili 0-18 yaş grubu nüfusu 2000 yılı nüfus sayımında 159 bin 910 kalıtsal hasta bulundu. Bu sonuçlara göre Kırıkkale ilinde metabolik hastalık sıklığını kabaca 46 / 159.910 (1/3.476) olarak bildirebiliriz. Bu sonuç bize Kırıkkale ili için kalıtsal metabolik hastalıkların önemli bir sorun oluşturduğunu ve bu konuda daha geniş çalışmalar yapılması gerektiğini göstermektedir. Bölümümüzde halen klinik ve poliklinik hastalarının beslenme ve metabolizma hastalıklarının takibi ve tedavisi yürütülmektedir” dedi.


Metabolizma Laboratuar Kuruluyor
Metabolizma hastalıklarının tanısının özellikle hastanın koma halindeki durumu sırasında alınan idrar ve kan gibi örnekler ile saptanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülbül,
2 yıla varan uğraşları sonucunda hastanelerinde bir metabolizma laboratuarının kurulmasına karar verildiğini belirtti. Laboratuar için gerekli odanın belirlenerek ihale şartlarının hazırlandığını kaydeden Prof. Dr. Bülbül, metabolizma hastalıklarının tedavisinde diyetin önemini vurguladı.

2 Ocak 2010 Cumartesi

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK PEDİATRİK KEMIK İLİĞİ TRANSPLANTASYON ÜNITESI

Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi ülkemizin en büyük Pediatrik Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın katılımıyla hizmete açıldı.

Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kemik İliği Transplantasyon (KİT) Ünitesi hizmete açıldı. Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi konferans salonunda yapılan açılış törenine Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ankara Valisi Kemal Önal ve çok sayıda yönetici katıldı. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, törende yaptığı konuşmada, TBMM Başkanlığı döneminde 23 Nisan dolayısıyla burada tedavi gören çocukları ziyaret ettiğini ve çok duygulandığını söyledi. Arınç şöyle devam etti: “Hepimiz çocuklarımıza gözümüz gibi bakıyoruz, çocuklarımız bizim en güzel varlıklarımız. Onların hasta, şifa bekleyen gözlerle bize yalvarıyor olması, gözlerinin yaşarması, hüzünlü duygulu günler yaşamaları bizi fevkalade üzer. Çünkü çocuklar en masum yaratıklar. Allah onları en güzel biçimde yaratmış, çok saflar, çok temizler, çok duygulular. Biz çocuklarımızı öpüp koklarken onların varlığından ne kadar mutlu oluyoruz.”

“Ünite İçin Harcanan 9 Milyon TL İle Büyük Bir İş Başarıldı”
Necip Fazıl Kısakürek'in “Bir kuş öksürüğü kadar zariftir çocuklarımız” sözünü hatırlatan Arınç, “Bu çocuklara gözümüz gibi baktığımıza göre, onların hastalandıkları zaman tedavileri cihetiyle de her türlü imkanı hazırlamamız gerekiyor. Madem ki geleceğimiz onlar, güvencemiz onlar, her anne babanın en güzel varlık olarak bağlandığı çocuklarımız var, onların sağlıkları açısından çok şeyler yapmalıyız” şeklinde konuştu. O dönemde, başhekimin kendisine yeni üniteler açılması ve araç gereç temini gereğinden söz ettiğini ifade eden Arınç, ünite için harcanan 9 milyon TL ile büyük bir işin başarılmasının tebrik edilmeye değer olduğunu dile getirdi.


“Avrupa Bölgesi'nde Her 100 Bin Kişiye 340 Hekim Düşerken, Türkiye'de Bu Sayı 150'dir”
Çocukların sağlığı için çok önemli bir merkezin Türkiye'ye kazandırılmasından dolayı mutlu olduğunu söyleyen Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, hekimlik mesleğinin fedakarlık istediğini ve tamamen özverili bir çalışma temposu gerektiğini dile getirdi. Prof. Dr. Akdağ, “Özellikle, Türkiye'de daha fazla fedakarlık isteyen bir meslek grubudur. Çünkü sayıca tüm ülke insanına hizmet edebilecek bir seviyede değiliz. Ülkemizde hekimler iyi yetişiyorlar, uzman hekimler çok iyi yetişiyor, ancak bu hekim kaynağı konusunda eksik. Son 7 yıl içerisinde Sağlıkta Dönüşüm Programı açısından belimizi büken en önemli unsurdur. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) Avrupa Birliği ülkelerindeki kişi başına düşen hekim ve sağlık personeli açısından Türkiye son sıralarda bulunuyor. DSÖ'nün Avrupa Bölgesi'nde her 100 bin kişiye 340 hekim düşerken, Türkiye'de bu sayı 150'dir. Ülkemizde her 100 bin kişiye 130 hemşire düşerken, bu oran Avrupa ülkelerinde 700'lere yakındır” şeklinde konuştu.

“Tıp Fakültelerine Alınan Öğrenci Sayılarını Artırıyoruz”
Türkiye'de çeşitli çevrelerin hekim ve hemşire sayısının fazla olduğu yönünde iddiaları bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Akdağ, şunları söyledi: “Verilen rakamlar, iddiaların doğru olmadığını gözler önüne sermektedir. Böyle bir süreç yaşadık. Şimdi bu süreci aşma çabası içerisindeyiz. Hem Yüksek Öğretim Kurumu hem de üniversiteler artık bunu fark etmiş durumdalar. Tıp fakültelerine alınan öğrenci sayılarını artırıyoruz, dolayısıyla uzmanlık öğrencisi olarak yetişecek öğrenci sayısını da artırmış oluyoruz. Birkaç yıl öncesine kadar her yıl 4-5 bin civarında tıp öğrencisi üniversitelere giriyordu. Bunun daha üstünde 5-6 bin civarında bir sayı da uzmanlık öğrencisi oluyordu. Yani sahada çalışan pratisyen, aile hekimi olarak çalışan hekimlerimizin sayısı azalmaya başlamıştı. Şimdi bu süreci biraz tersine çevirmiş durumdayız”

“Türkiye'de 2009 Yılı İçin Bebek Ölüm Oranı Binde 13”
Türkiye'de bebek ölüm oranında da önemli yol alındığını kaydeden Prof. Dr. Akdağ, şunları söyledi: “Ana Çocuk Sağlığı Genel Müdürülüğü verilerine göre, Türkiye'de 2009 yılı için bebek ölüm oranı binde 13'tür. Bu oranla ülkemiz, dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle benzerlik gösterecek bir noktaya inmiş durumdadır. Bunun için çok çaba sarf etmek gerekmektedir. Kırsalı çok, anne baba eğitim seviyesi çok yeterli olmayan bir ülkede bebek ölüm oranını bu seviyelere getirmek büyük bir gayret gerektirmiştir. Ama bunu da yeterli görmüyoruz, hedefimiz, önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde bebek ölüm oranını binde 10'un altına çekmektir. Ana problemimiz şu anda yeni doğan ölümleridir. Binde 13'lük ölümlerin yaklaşık yüzde 82'sini yeni doğan ölümleri şeklindedir. Bunun için yeni doğan bakımını da gebelikten başlayarak geliştirmeye çalışıyoruz. Türkiye genelinde KİT merkezlerinin sayısının artırılması gerekiyor” dedi.


“Her Yıl 3 Bin Civarında Çocuğumuz Kansere Yakalanmaktadır”
Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy konuşmasında , kalıtsal hastalıklar, tütün kullanımı, beslenme sorunları, enfeksiyonlar, çevre kirliliği ve bağışıklık sistemindeki bozuklukların, kansere yakalanma riskini artırdığını belirterek, “Her yıl 3 bin civarında çocuğumuz kansere yakalanmaktadır. Çocuklarımızda görülen kanserlerin de dörtte birinden fazlası lösemidir. Lösemilerde KİT'ler tedavi başarısındaki kilit uygulamalardan biridir. Türkiye'deki KİT merkezlerindeki toplam yatak sayısı 39 ve çok sayıda kişi sıra bekliyor.Türkiye’de KİT yapılan çocuk sayısı şu an için yılda 200'ü geçmemektedir. Bu nedenle merkezlerimiz sayısı ve yatak kapasiteleri artırılmalı, yurt dışına olan ihtiyaç azaltılmalıdır” diye konuştu. .


“Ülkemizin En Büyük Pediatrik KİT Merkezi”
Kemik iliği naklinin çocukluk çağındaki kan kanserleri yanında birçok ölümcül çocuk hastalıklarında alternatif bir tedavi şekli olarak uygulandığını söyleyen
Hastane Başhekimi Prof. Dr. Bahattin Tunç, kemik iliği nakliyle çocuk hastaların yaşam süresinin ve kalitesinin önemli ölçüde arttığına dikkat çekti. Prof. Dr. Tunç, merkezlere ilişkin şu bilgileri verdi: “Ülkemizde yeterli sayıda pediatrik KİT ünitesi yoktur. Mevcut 9 Pediatrik KİT Merkezinde bulunan 39 yatak kapasitesi çocukların ihtiyacını karşılayamamaktadır. 2008 yılı itibariyle bu merkezlerde 158 çocuğa KİT uygulanmıştır. Aynı yıl içerisinde KİT bekleyen hasta sayısı bin 500'dür. Bu hastaların çoğu kendilerine KİT sırası gelene kadar tedavi şansını yakalayamadan hayatlarını kaybetmektedir. Bin metre kare kapalı alan üzerine inşa edilen ve 11 yatak kapasitesi bulunan bu merkez ülkemizin en büyük Pediatrik KİT Merkezi olma özelliğini taşımakta olup, tüm teknolojik yenilikleri içermektedir. Hastanemizde 55 yataklı hematoloji-onkoloji kliniği, 2'si profesör 4'ü doçent olmak üzere toplam 16 kişilik hematoloji ve diğer destek birimlerinin mevcut bulunmaktadır” dedi.


Ünitede Eğitim Veriliyor
Konuşmalardan sonra yeni kemik iliği transplantasyon ünitesinin açılışını yapan Arınç ve Pro. Dr. Akdağ'a burada tedavi gören çocuklar çiçek verdi. Hastaneyi gezerek başhekim Prof. Dr. Bahattin Tunç'dan bilgi alan Arınç ve Prof. Dr. Akdağ, ünitede tedavi gören çocukları ziyaret ederek hediyeler verdi. Odaların havasının özel filtrelerle temizlendiğini, çocukların odalarında vakit geçirebilecekleri bölümler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Tunç, monitörlerle izlenebilen hastalara verilecek ilaçların da özel olarak hazırlandığını söyledi. Ünitede tedavi gören çocuklar, kendilerini eğitim gördükleri sınıfta ziyaret eden Akdağ ve Arınç'a kendi hazırladıkları kartları verdiler. Arınç ve Akdağ da çocuklara oyuncak hediye etti.

1 Ocak 2010 Cuma

ARTROPLASTİDE EĞİTİM MALİYETLERİ DÜŞÜRÜYOR

Total diz protezi veya kalça protezi maliyetinin 7-8 bin lira iken uygun olmayan operasyonlar sonucunda yapılan düzeltme (revizyon) ameliyatlarının bu maliyeti hemen hemen üçe katlandığını belirten Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Bilgen, artroplastide uzmanlık sonrası eğitimin, revizyon oranlarını düşüreceğini söyledi.

Ortopedi ve Travmatoloji asistanlık sürecinde alınan eğitim içerisinde artroplasti eğitiminin de yer aldığını belirten Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Bilgen, artroplasti uygulamalarının özellikli uygulamalar olduğunu ve uzmanlık sonrası eğitimin bu konuda devam etmesinin gerekli olduğuna dikkat çekti. Bu konunun önemini vurgulamak için eklemlere uygulanan implantların yani protezlerin ömrünün paketinden çıkartılmasından itibaren aynı kum saatini ters çevirmiş gibi eksilmeye başladığını ve bu konuda uzmanlaşmanın gerekliğini belirtti. Artroplasti uygulamalarının dışında ortopedi ve travmatoloji ameliyatlarında çoğunlukla kullanılan implantların tespit amaçlı olup birkaç yıl içerisinde işlevi bittikten sonra çıkarılabileceğini söyleyen Prof. Dr. Bilgen, protez uygulamalarında kullanılan implantın çok uzun yıllar (en az 20 yıl) çalışması gerektiğine işaret etti. Uzmanlık döneminde alınan eğitimin, gelişen teknolojinin izlenmesindeki güçlük ve asistanlık dönemindeki zamanın yeterli olmaması nedeniyle istenilen düzeye ulaşmadığına değinen Prof. Dr. Bilgen, “Bu nedenle uzmanlık sonrası eğitimlere yeterli önemin verilmesi gerektiğini belirtti. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı olarak, TOTBİD Artroplasti şubesinin katkılarıyla artroplasti kış toplantıları düzenliyoruz. Bu yıl kış toplantısının sekizincisini yapıyoruz. Bu toplantılarda katılımcılara, ülkemizin önde gelen öğretim üyelerinin sunumları ve tecrübelerini paylaşma fırsatı bulmalarını sağlıyoruz” dedi.

Yılda En 30 Tane Protez Ameliyatı
Yapılan çalışmalara göre bu alanda başarılı olabilmek için yılda en 30 tane protez ameliyatı yapıyor olmak gerekliliğinin ortaya konduğunu kaydeden Dr. Bilgen, yapılan cerrahi işlemin hatalı yapılması revizyon oranlarının giderek artmasına neden olduğunu belirtti. Dr. Bilgen hangi hastaya ne tür bir cerrahi uygulamanın, ne zaman yapılması gerektiğinin iyi bilinmesinin başarılı sonuç alınmasında etkili olacağını söyledi.

“Revizyona Bir Yılda 18.5 Milyon TL Harcanıyor”
Her ayın ilk perşembe günü Bölgesel Artroplasti Toplantısı düzenlendiğini söyleyen Prof. Dr. Bilgen, “Dokuz yıldır aralıksız bu programı düzenliyoruz. 30-40 kişilik toplantılarda vaka tartışılıyor. Bursa ilinde tespit ettiğim rakamlara göre, bir yılda yapılan revizyon operasyonların yapılması için harcanan para 18.5 trilyondur. Normal total diz protezi veya kalça protezinin maliyeti 7-8 bin lira iken revizyonlarda bu maliyet 3’e katlanıyor. Hastanın uğradığı mağduriyet hem maddi hem de manevi oluyor” şeklinde konuştu.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...