25 Kasım 2009 Çarşamba

MECLİS'İN GÜNDEMİ

Meclisin açılmasıyla sağlık ile ilgili konular gündemdeki yerini aldı. TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl, Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’ün sorularını makamında yanıtladı.

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu nedir? Görevleri nelerdir?

Hem sağlık hem de çalışma hayatını ilgilendiren tüm sendikal çalışmalarla, sosyal hayatları ilgilendiren ve aile kurumu ile ilgili yasal faaliyetleri hazırlayan kurumdur.

Tam gün yasa tasarısındaki son yenilikler hakkında bilgi verir misiniz?

Mecliste yakın bir zamanda gündeme gelecek olan Tam Gün Yasası; kamuda çalışan hekimlerin sadece kamuda çalışmaları, özel sektörde çalışan hekimlerin sadece özel sektörde çalışmasını sağlıyor. Böylece hem devlet hastanesinde hem de özel hastanede çalışma şekli ortadan kalkacak. Hekimlerin verimliliğini ve özellikle eğitimcilerin eğitim ve araştırma faaliyetlerini önemli ölçüde aksattığı için yeni düzenlemede bu sorun ortadan kaldırılacak. Eskiden kamu hastanesinde çalışan hekim diğer bir kamu hastanesine ancak belirli şartlarda ve belli bir süre için geçici görevle gidebiliyordu. Yeni düzenlemede kamuda çalışan hekimler farklı kamu hastanesine giderek hizmet verebileceği gibi, üniversitedeki hocalarımızda devlet hastanesine vaka başı veya günü birlik gidip orada yapacağı hizmetin karşılığını döner sermaye olarak alabilecek. İhtiyaç olan hastanelerde hizmet verilmesiyle hizmette verimlilik artacak.

Hem Tıp Fakültesi Hem Devlet Hastanesi
Yeni bir afiliasyon sistemi ile nüfus olarak küçük bir ildeki devlet hastanesinde kurulan tıp fakültesinin de hastaneye ihtiyacı olduğunda, ikinci hastane yapılacağına iki kurum bir hastaneyi ortak kullanabilir hale getirilecek. Devlet hastanesini hem Sağlık Bakanlığı hem de tıp fakültesi beraber kullanacaklar. Döner sermaye, görev ve özlük hakları bakımından sorun çıkmaması için yeni kurulacak tıp fakülteleri içinde düzenlemeler yapılarak sorun çözülecek.

Eğitim ve Araştırma Yapanlara Tam Gün ile Ödeme Geliyor
Hekimlere Tam Gün Yasası ile ameliyat ve muayene, döner sermaye ödenmesinin dışında, eğitim hastanelerindeki ücretlendirme şeklinde de değişiklikler yapıldı. Eğitim ve araştırma için de döner sermayeden ödeme yapılacak. Bu sistem sayesinde hocaların araştırmaya zamanı kalmama durumu ortadan kaldırılıyor. Ayrıca üniversite hastanelerinde hocalara özel muayene ücreti yatırılarak yapılacak tetkiki daha erken saatlere alabiliyor. Bu defa vatandaş ‘paran varsa hizmet var, paran yoksa hastam ölsün mü’ anlayışı içine giriyor. Sağlıkta bu kadar yenilik yapılırken bu durumun oluşması hizmetleri gölgeleyen bir unsur oluyor. Bu yasal prosedür olsa da yeniden düzenlenerek, para verenlerin hizmet alabileceği, sağlığa ulaşabileceği bir sistem bugün ki çağdaş normlara uymamaktadır. Özellikle kamu hastaneleri açısından, özeller konusunda herkes özgürdür. Yeni düzenlemede öğretim görevlisine para yatırılarak hizmet satın alması durumu kaldırılıyor. Mesaisinin önemli kısmını hasta muayene etmekle geçirmiş olan hocalarımız, eğitim ve araştırma yapmaya zaman ayırabilecekler. Eğitim ve araştırma hizmetlerinin böylece üst düzeye çıkacağını düşünüyoruz.


Genel Sağlık sigortası (GSS)’nin yeni uygulaması ile birlikte yeşil kartlılardan bile ücret alınma durumu söz konusu olması bu durumun çok fazla tepki almasına neden oluyor. Bu konu hakkında bilgi verir misiniz?

GSS ile getirilen sistemle amaçlanan hedef, gerçek hastaların hizmet alması. Sağlık sistemindeki dönüşümü görürseniz, her hastaya nitelikli bir oda yapmak isteyen bir devlet, acil hastalara helikopter ambulans ile taşınması için hizmet sunuluyor ki yakında jetler gelecek. Bu devlet 2 TL’ye ihtiyacı olduğu için değil, bu hastane ve sağlık ocaklarına lüzumsuz müracaat ve ilaç yazdırmanın önüne geçilmesinin argümanı olarak getirildi.

Hekimlere, Mecburi Mali Sigorta
Mecburi Mali Sigorta uygulaması getiriliyor. Malpraktis sonucunda, istemeden yapılan yanlışlar karşısında, hekimlere yönelik sigortalama sistemi hazırlanıyor. Daha önce de çıkarılan bu kanuna çok fazla tepki geldiği için iptal edilmişti. Ama şimdi tepki gösterenler bu sigortayı istiyorlar. Hekim ve kurum ortak şekilde sigortayı gerçekleştirilecek. Vatandaş, yanlış uygulama karşısında hak talebinde bulunduğunda, bunun karşılanmasını sağlayacak. Yeni düzenleme ile doktorun da hastanın da mağduriyeti ortadan kaldırıldı.

Askeri Hekimler de Tam Gün’e Dahil
Askeri hekimler uzun süre mecburi hizmet yapmakla beraber geneli çok düşük ücret alıyor. Bu hekimlerin de, bu yasa doğrultusunda ücretlerinde artış sağlandı. Sağlık Bakanlığı mensubu hekimlerin de özlük haklarında düzenlemeler yapıldı. Özellikle emeklilikle ilgili sorunlar yaşanıyordu. Hekimlerin verimli hizmet sunumu karşılığında aldığı maaşı, emekli olunca alamayarak yaşadığı sorun yeni düzenleme ile ortadan kaldırılacak. Bundan sonra emekli olacak hekimlerin maaşlarını peyder pey arttıracak bir sistem getirildi.

Kamu Hastane Birlikleri ile ilgili son gelişmeleri anlatabilir misiniz?
Kamudaki tüm hastanelerin ilk etapta yönetimlerini bir başlık altında toplayarak, tek bir elden yönetildiği sistemdir. Yeni yönetim, tek elden tüm ihtiyaçları, satın almayı ve gerekli olan hekimleri görevlendirmeyi sağlayabilecek. Elemanların yerlerini değiştirerek, özerk bir yönetim anlayışı ile hizmet yarışı içinde yer alacak. Böylece hizmet kalitesi artarken masraflar da azalacak. Tek elden yapılacak olan harcamalar alım maliyetlerini oldukça düşürecek. 16 kez ihale yapılacağına tüm ihaleler birden yapılacak. Bu sistem daha kolay ve hızlı şekilde ödeme yapılmasını sağlayacak. Sağlık Bakanlığı hastaneleri A,B,C ve D şeklinde kategorize edildi. Hasta memnuniyetinden yatak kapasitesine kadar hesaplamalar yapılarak, belli araklıklarla denetlenerek, ödeme sıkıntısı yaşanmayacak. Firmalarla direkt yapılacak görüşme ile yaşanan ödeme sıkıntısı ortadan kaldırılacak. Hastanelerin yönetimi sınıflandırmada etkili olacak ve böylece yönetimin değişiminde etkili hale getirilecek.

Hastanelerin sınıflandırılmasının hastaların da sınıflandırıldığı anlamına gelmediğini özellikle vurgulamak isterim. Hastane ve hekimi seçme hakkı devam edecek. Hastaneler kıyaslanacak, hekimler ve hastalar değil!

Domuz gribi ile ilgili olarak yapılan çalışmaları nasıl buluyorsunuz?
Sağlık Bakanlığı gereken tedbirleri aldı. Aşı ithalatını Bakanlığımız programladı, öncelikle kalabalık ortama ve değişik ülkelerden insanların bir araya geleceği düşüncesiyle hacca gideceklere öncelikli olarak uygulanması düşünülüyor. Hacca gidenlerin burada kendilerine bulaşacak domuz gribi virüsünün, hacıların ülkemize döndüklerinde tüm illerde birden ortaya çıkması beklenebilir. Bu açıdan hacılar Grip aşısı yapılacak öncelikli guruba girmektedir aşı temin edilir edilmez yapılacaktır.

Organ Nakli ile ilgili yeni uygulamaları değerlendirebilir misiniz?
Ülkemizde organ nakli bir 4. dereceye kadar yakın akrabadan ikinci Side akraba dışı kişilerden olmak üzere yapılmaktadır. Bu uygulamalar her hastanede oluşturulmuş olan etik kurullarca ( her kurul biri psikiyatrist olmak üzere üç hekimden oluşturulmaktadır) değerlendirilip Nakil gerçekleştiriliyordu. Fakat organ naklinin ticari boyut kazanıyor olması Sağlı bakanlığını harekete geçirip bir dizi olası tedbir almak zorunda bırakmıştır Aksi halde organ nakli çok yanlış işlere neden olabilirdi. Ülkemizde organ nakline olan duyarlılığın devam etmesini sağlamak adına çalışmalar devam ediyor. Ülkemizde organ nakli teklif edilen kişilerin yarısı bunu kabul ediyor ki, bu oran dünya standartlarında ileri ülkelerin seviyesidir.

24 Kasım 2009 Salı

MAKEDONYA İLE SAĞLIK GÖRÜŞMELERİ


Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ile sağlık alanında yapılan anlaşma ile ilgili bilgi vermek için basın toplantısı düzenledi.

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ve beraberindeki Bakanlık Toplantı Salonunda kabul etti. Her alanda iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi gittiğini kaydeden Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, sağlığın Türkiye ile Makedonya arasında birinci derecede önemli bir iş birliği alanı olmasından da memnuniyet duyduğunu ifade etti.
2007 yılında Bakan Akdağ’ın Makedonya ziyaretinde imzalanan anlaşma ile Makedonya sağlık reformlarına destek olmak için birlikte işbirliği yürütüleceğini belirtti. Özellikle sağlık personeline, performansa dayalı ödemeler yapma konusundaki ortak çalışmalar ve diğer alanlar için yetkililerin gittiğini söyleyen Bakan Akdağ, “Sağlık anlaşmasına dayanarak tıpkı performans anlaşmasında olduğu gibi diğer birçok alanda çalışacağımız bir stratejik iş birliği ve bunlara ait protokollerin eylem planlarını yapma kararı aldık. Çalışma ekipleri 6 ayda bir, bir araya gelecekler.” dedi.


“Ülkeler Arası Örnek Model”
Toplantıda çok önemli bir hususu ortaya koyduklarını ifade eden Bakan Akdağ, “Türkiye’de geliştirdiğimiz uyguladığımız performansa bağlı ödeme sisteminin Makedonya’ya, Makedonya’nın şartlarına uygun bir şekilde uygulanması için, ortak bir model oluşurmuş bulunuyoruz. Uluslararası sağlık sistemini geliştiren bir alanda ortak bir çalışma ki dünyada benzer çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bir adım daha atıyoruz, Dünya Sağlık Örgütü, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesini ülkelerin vatandaşları açısında çok önemli görüyor, biz sağlık sitemlerinin güçlendirilmesi konusunda ülkeler arası çalışmalara da örnek oluşturuyoruz. Makedonya ve Türkiye arasında örnek ve yeni bir model oluşturuyoruz.” şeklinde konuştu.

20 Milyon Doza Yakın Aşı
Bakan Akdağ, bir gazetecinin, ''2010 domuz gribi yılı olacak, kitlesel ölümler olacak şeklinde açıklamanız oldu. Türkiye'de ne gibi tedbirler alındı?'' sorusuna, “Domuz gribi salgınını dünyada en az hasarla atlatacak ülkelerden birisi Türkiye olacaktır. Çünkü çok ciddi tedbirler aldık. Bu tedbirleri geliştirerek yolumuza devam ediyoruz. 3 ayrı firmadan aşı alıyoruz. Bu firmalardan biriyle anlaşmamız bitti. 25 milyon doz aşıyla ilgili sözleşmemizi bitirdik, tamamladık. İlk dozları bu ayın sonuna kadar almış olacağız. Bunu da ilk defa açıklıyorum. Aşağı yukarı 18 milyon doz aşıyla ilgili olarak da anlaşmamızı bu ay içinde bitirebileceğimizi düşünüyoruz. Önümüzdeki 6 ay içerisinde bu aşılar Türkiye'ye gelecek. Aşağı yukarı 20 milyon doza yakın, 17-18 milyon doz aşının yıl tamamlanmadan elimizde olacağını ümit ediyoruz. Anlaşmaları bu şekilde yaptık'' dedi.


Performans Sistemi
Makedonya Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Bujar Osmani ise şöyle konuştu: “Yeni sağlık sistemi vatandaşlara uygun şekilde sunulacak. Yeni hizmet sistemimizin merkezinde hasta olacaktır. Bu sistem için reformlar geliştirilmektedir. Sağlık personelinin ödemesi performans sistemi şekline geçmiştir. Bu modeli Türkiye’den örnek alarak, ülkemize uygulayacağız.”

23 Kasım 2009 Pazartesi

“KAMPUS PROJESİNİN PROVASINI YAPMAYA TALİBİZ”

Üç ay gibi kısa bir süre içerisinde 6 proje hazırlayan Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Zengin, yapacakları yeniliklerle kampus projesinin provasını hastanelerinde yapmaya talip olduklarını söyledi.

Tüm branşlarda üst düzey hizmet vermek hedefiyle hareket ettiklerini belirten Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurullah Zengin, “Kampus projesi kesinleşti ve gerçekleştirilecek. Tüm yatırımlarımızı bu 5 yıllık proje kapsamında yapıyoruz. Önümüzdeki 5 yılda hastanemizde nitelikli sağlık hizmeti vermek hedefindeyiz. Kampus projesinin provasını yapmaya talibiz. İdari olarak da verilen hizmet olarak da örnek hizmet vereceğiz” şeklinde konuştu.
Yoğun bakım alanında bütün hazırlıkların tamamlandığını, 35 yataklı yoğun bakım servisinin hizmete açıldığını belirten Doç. Dr. Zengin, şirket elemanlarıyla beraber toplam personel sayısının 3 bin 500 olduğunu ancak bu sayıya rağmen hemşire açıklarının olduğunu söyledi. Altıyüz asistana eğitim verdiklerini kaydeden Doç. Dr. Zengin, günlük 5 bin poliklinik yapıldığını ve bin 140 yatağın çoğunluğunun nitelikli oda olma özelliği taşıdığını iletti.


Yeni Yara ve Yanık Bakım Merkezi Kuruluyor
Ülkemizde çok ihtiyaç duyulan kronik yara ve yanık bakım merkezinin hastaneleri bünyesinde olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Zengin, Akyurt’ta bulunan 7 bin metre karelik ek hizmet binasının bu birim için tahsis edileceğini kaydetti. Doç. Dr. Zengin, “Yoğun bakımı ve 9 nitelikli yatak kapasitesine sahip, erken ve geç dönem müdahalesini yapıyoruz. Bu merkezi tüm Türkiye’ye hizmet verebilecek kronik yara ve yanık merkezi haline getirmek istiyoruz. Merkeze, hiperbarik oksijen sisteminin katılmasıyla daha uygun hale gelecek” dedi.

“Borçların Ödenmesi İçin Ekip Oluşturuldu”
Referans hastane oldukları için zor hastalıkların tedavisinin hastanelerinde yapıldığının altını çizen Doç. Dr. Zengin, “En iyi hizmeti vermek zor bir iş. Borcu olan bir hastaneyiz. Ancak amaçlarımızdan sapmadan borcumuzu makul seviyelere indirmek hedefindeyiz. Bazı önlemler almaya başladık. Otomasyonu verimli kullanarak, daha fazla sağlık hizmeti sunarak giderleri azaltarak daha dikkatli yol almaya çalışıyoruz. Tasarruf adına bir ekip oluşturuldu. Otomasyon sistemini daha verimli kullanmak adına ve gelir artışı için toplantılar düzenliyoruz” şeklinde konuştu.


Altı Proje Hemen Hayata Geçirilecek
3 aydır başhekimlik görevini yürüten Doç. Dr. Zengin, bu süre içerisinde 6 proje hazırladıklarını belirtti. Doç. Dr. Zengin projelerle ilgili olarak Sağlık Dergisi’ne şöyle konuştu: “Bunlar acil ihtiyaç duyulanlar ivedilikle yapılması gerekenler. Proje içerisinde eğitim salonlarının yenilenmesi, bekleme yerlerinin yeniden yapılandırılması ve polikliniğin reorganize edilmesi yer alıyor. Poliklinikte, hastalara daha konforlu hizmet sunmak hedefindeyiz. Sağlık Bakanlığı’nın kriterlerini taşıyan, poliklinik oda prototipi geliştirildi. Hasta mahremiyetini esas alarak, sekretaryanın ayrıldığı bir şekilde hazırlanacak. Bilgi işlem elemanları toplu halde bulunmasından öte, her hasta muayene odasına birer tane olmak üzere yerleştirilecek. Yeni bir numaralandırma sistemini de buna dahil edeceğiz. Hastanın polikliniğe gelmesinden itibaren kontrol amacıyla mı, ilk kez mi geliyor bunları gruplandıran bir numaralandırma sistemini de poliklinik projesine monte edeceğiz. Ayrıca internet ortamından randevu alınabilmesi için bir sistem geliştireceğiz. Birbirini tamamlayan projeler kapsamında, hastanın nitelikli muayene edilmesini sağlayacak bir sistem oluşturulacak.”

“Replantasyon Ekibi Oluşturulacak”
Türkiye’deki en büyük açıklıklar arasında replantasyon hizmetinin nitelikli uzmanlar tarafından verilebildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zengin, “Replantasyon hizmetini sunmak için uzman kadromuza el cerrahisinde Doç. Dr. Metin Akıncı’yı bu anlamda hastanemiz bünyesine kattık. Oluşturulan ekip, görev gereği acil replantasyonda görev alacak. Yerine göre de bu ekip, başka hastanelerde de hizmet verebilecek hale gelecek” diye konuştu.

22 Kasım 2009 Pazar

ORTOPEDİ GÜNLERİNDE REVİZYON TARTIŞILDI

Bu yıl ikincisi düzenlenen Ankara Tıp Ortopedi Günleri-2009, yeniliklerle bu yıl da katılımcıları bilgilendirdi.

Ankara Tıp Ortopedi Günleri-2009’ 1-3 Ekim tarihleri arasında Sheraton Hotel’de ikincisi gerçekleştirildi. 180 ortopedist ve 103 hemşirenin katıldığı toplantıda naklen yayın yapılan “Nasıl Yapıyoruz” bölümleri büyük ilgi gördü. Açılış konuşmasını yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Derya Dinçer, Avni Duraman Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji branşının kurucusu olduğuna dikkat çekti. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Erdemli ise konuşmasında interaktif yapılan bu toplantıda günlük yapılan operasyonlarda karşılaşılan sorunlarda neler yapıldığını göstermek amacıyla düzenlendiğini belirtti.


“Katılımcılar Kendilerini Ameliyathanede Gibi Hissetti”
Yoğun ilgi gören toplantı hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Prof. Dr. Erdemli şöyle konuştu: “Sıklıkla karşılaşılan sorunlarda neler yapılacağı üzerinde duruldu. Tamamen interaktif bir toplantı, canlı ameliyatlar yapıldı, katılımcılar kendilerini ameliyathanede gibi hissetti. Ameliyatlar revizyon diz protezi, primer çimentosuz total kalça protezi, gelişimsel kalça çıkışı cerrahisi, otolog kondrosit implantasyonu, bening tümör cerrahisi, omurga cerrahisi ve radius alt uç korrektif osteotomi konuları işlendi. Sabah yapılan ameliyatların öğleden sonra teorik olarak anlatıldı.”


“Ameliyatlar İnternetten İzlenebilecek”
Bu yıl ki yapılan toplantının farklı bir özelliği olduğunu belirten Prof. Dr. Erdemli, “Canlı ameliyatlar internet ortamında deneme amacıyla canlı olarak yayınlandı. Gelecek yıl internetten belirlenecek adresten toplantıya ait tüm oturumlar izlenebilecek. Bu yıl artroplastide revizyon cerrahisine ağırlık verildi. Venöz trombo embolide proflaksi açısından yenilikler tartışıldı. Tümör vakalarında ekstremite koruyucu cerrahi video destekli tartışıldı. Travmada katılımcılar sadece video üzerinden asetabulum kırıklarında kullanılan cerrahi yaklaşımlarını, ameliyatta kullanılan anestezi yöntemlerini ve ağrıyla mücadele konusunda yeniliklerini dinleme fırsatı yakaladılar.” dedi.



“Hemşirelerden Yoğun İlgi”
Ankara başta olmak üzere birçok ilden katılan Ortopedi Ameliyathane Hemşireliği toplantısının da çok ilgi gördüğünü kaydeden Prof. Dr. Erdemli, “Bu yıl ilk kez düzenlenmesine rağmen ilgi çok güzel ve geri bildirimlerde özellikle canlı ameliyatların çok faydalı olduğu söyleniyor. Toplantıda workshoplar ve 2 canlı ameliyat yapıldı. Hemşirelere ameliyat sırasında hekime nasıl yardımcı olacağı, sterilizasyonda yapılması gerekenler üzerinde duruldu. Ameliyatın seyri sırasında cerrahın istediği aletlerin nasıl kullanılacağı, ameliyatın işleyişi yönünden bilgi verildi.” şeklinde konuştu.

19 Kasım 2009 Perşembe

AZ GÖREN ENGELLİLER REHABİLİTASYON MERKEZİ


Az görenlerin rehabilitasyonu ile hedeflenen her mesafe için yararlı görme düzeyine ulaşmanın mümkün olduğunu kaydeden A.Ü. Az Görenler Birimi Sorumlusu Prof. Dr. İdil: ''Gözlüklerin üstüne monte edilmiş küçük teleskoplu gözlükler ile kişinin yüzde 10'luk görme kapasitesi yüzde 90'ın üstüne çıkabiliyor” dedi.

Türkiye’de üniversite bünyesinde ilk az gören engellilere yönelik rehabilitasyon uygulamaları, Ankara Üniversitesi (AÜ) Halk Sağlığı Anabilim Dalı Görme Engelliler Rehabilitasyon ve Araştırma Birimi'nde yer alıyor.
‘Az Görme Rehabilitasyon Programları’ ile az görenlerin görme kapasiteleri ve yaşam kalitelerini yükseltilebiliyor. A.Ü. Halk Sağlığı Anabilim Dalı bünyesinde hizmet veren Az Görenler Merkezinde, çok az görme kapasitesine sahip engellilerin yaşam kalitesini artırmak, kendi kendilerine yetebilmelerini sağlamak amacıyla çeşitli eğitimler ve teknikler uygulanıyor. Az Görenler Rehabilitasyon Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Aysun İdil, Sağlık Dergisi’ ne açıklamalarda bulundu. Türkiye'de az görme ve körlük ile ilgili ulusal bir kayıt sisteminin olmadığını ancak hesaplamalara göre her bin kişiden 5'inin yüzde 5'in altında görme yeteneği (kör) olduğunu ve bin kişiden 20'sinin ise az görebildiğini belirtti.


“Türkiye'deki Tek Merkez”
Az görenlerin rehabilitasyonunda gerçek yaşam alanlarının yapılandırıldığı bir ‘az görme evi’ kurulacağını kaydeden Prof. Dr. İdil, “Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten’in destekleri ile ülkemizde ilk kez gerçekleştirilecek ‘Az Görme Evi’nde az gören hastaların eğitim programları gerçek yaşam alanlarında yürütülecek. Ayrıca ‘Az Görme Evi’ az görenlerin ev, okul ve işyeri gibi yaşam alanlarının düzenlenmesinde hasta ve yakınları için rehber olacak” dedi.

Göz Hekimleri Bu Programa Katılabilir
Türkiye'nin göz hastalıklarının tedavisinde çok iyi bir noktada bulunduğunu, ancak rehabilitasyon açısından eksikler olduğunu belirten Prof. Dr. İdil, ''AÜ bünyesinde hizmet veren Az Görenler Rehabilitasyon Birimi, üniversite bünyesinde Türkiye'de kurulmuş ilk ve tek merkezdir. Ayrıca bu merkez sayısını artırmak amacı ile göz hekimlerine yönelik bir yüksek lisans programı yapmaktayız. Uzman hekimler yüksek lisans kapsamında bu eğitimi alabiliyorlar” bilgisini verdi.

“Hastaların Yüzde 60'ında Yararlı Görme Sağlandı”
Merkezlerinde yaklaşık bin hastanın rehabilitasyon hizmetinden yararlandığını vurgulayan Prof. Dr. İdil, “Hastaların yüzde 60'ında yararlı görme sağlandı. Yüzde 3'ü cihaz kullanımını reddetti, yüzde 9.5'unun görme yeteneği bu sistemi kullanmaya uygun değildi, yüzde 8.4'ü ise az görme yardım cihazı dışında reçeteli normal gözlük desteğiyle hedeflerine ulaştı. Merkeze, 6 yaş altı okul öncesi gruptan yararlananların oranı yüzde 5’tir. Yüzde 26 oranında okul dönemi yaş grubunun ve yüzde 41 oranında 19-64 yaş aralığındaki yetişkin gruptaki kişiler faydalandı. Ayrıca gelenlerin yüzde 93'ü sosyal güvenliği bulunuyor” açıklamasında bulundu.


“Körlük ve Az Görme ile Sonuçlanan Durumların Yüzde 80'i Önlenebilecek”
Uluslararası literatürde 2020'ye kadar gerekli önlemler alındığında körlük ve az görme ile sonuçlanan durumların yüzde 80'inin önlenebileceğini vurgulayan Prof. Dr. İdil, tedavi edilebileceği ya da rehabilitasyonla kişinin yaşam kalitesinin artırılabileceğinin hesaplandığını söyledi. Az gören hastaların merkeze yönlendirilebileceğini dile getiren Prof. Dr. İdil, az görme rehabilitasyon merkezlerinin görme yeteneğini tamamen kaybeden kişiler için olmasa da az görenler için bir umut olduğunu kaydetti.

“Elin Parmaklarını 1 Metre Uzaktan Sayabilme Yeteneğine Sahip Kişi”
Görme düzeyine ilişkin beklentinin kişinin mesleğine, yaşına, eğitim düzeyine, okuma alışkanlığına ve yaşam biçimine göre değişebildiğini anlatan Prof. Dr. İdil, “Yaşam kalitesi ölçekleri ile belirlediğimiz bireysel hedefler için bazen yüzde 10'luk görme kişi tarafından yeterli olarak nitelenebilirken, bazı kişiler yüzde 50’lik bir görmenin bile yaşam kalitelerini olumsuz etkilediğini belirtmektedir. Tıpta, gözlük ya da lens gibi aletlerin yardımıyla yüzde 5 ile onda 3 arasında olanların az gören sınıfında yer alıyor. Rehabilitasyon merkezinde bu ölçümler bireysel hedefe göre belirleniyor. Her türlü yöntem denenmiş, stabil duruma gelmiş ama mevcut görmesi onun yaşamdaki hedeflerini gerçekleştirmesine yetmiyorsa, böyle bir durumda görme düzeyi ne durumda olursa olsun, kişiye onun hedefleri doğrultusunda yakın, ara mesafe ya da uzak görme için uygun sistemlerle ve cihazlarla mevcut görmeyi yararlı hale getiriyoruz. Pratik olarak bir elin parmaklarını 1 metre uzaktan sayabilme yeteneğine sahip kişi, merkezimizdeki uygulamalara yanıt verebilir. Işığı hiç göremeyen ya da el hareketlerini kabaca gören kişilerin az görme rehabilitasyonundan yararlanması ise mümkün değil” şeklinde konuştu.


“Görme Kapasitesi Yüzde 90'ın Üstüne Hatta Tam Düzeye Çıkabiliyor”
Merkeze başvuranların öncelikle tüm görme fonksiyonlarının değerlendirildiğini ve ardından kişiye özel cihazların seçildiğini ifade eden Prof. Dr. İdil, “Bunun için optik ya da optik olmayan sistemler kullanılıyor. Optik sistemlerden, çeşitli formlarda üretilmiş teleskopik, mikroskobik ve benzeri gözlükler kullanılıyor. Az gören hastalar için geliştirilmiş ve gözlüklerin üstüne monte edilmiş küçük teleskoplu gözlükler ile kişinin yüzde 10'luk görme kapasitesi yüzde 90'ın üstüne çıkabiliyor” diye konuştu.
Teleskopik gözlüklerin kullanımının kolay olmadığını, hastanın buna uyum sürecinin aşamalı olduğu için zaman aldığını belirten Prof. Dr. İdil, “Teleskopik gözlük, önce kişiye oturarak kullandırılıyor. Gözlüğü takıp, hastanın alışması sağlanıyor. Çünkü teleskop sayesinde, objeler bulunduğundan büyük ve farklı yerde görülüyor. Bu da özellikle yaşlılar ve çocuklar için düşme riskini artırabiliyor. Yaklaşık 1 ay oturarak kullanım sağlanıyor, ikinci aşamada ise teleskopik gözlüğün model ve uygulama yerleri değiştirilerek, yürürken kullanımı sağlanıyor. Bu sürecin de adaptasyonu 6 ayı bulabiliyor. Daha sonrasında ise evde günlük yaşamda veya mesleki alanda nasıl kullanılacağı öğretiliyor. Az görme rehabilitasyon programları bir muayene sonucunda karar veriliyor. Teleskopik gözlük kullanımı özellikle öğrenciler için çok avantajlı. Örneğin, az görmesi nedeni ile eğitimden yaralanma olanağı kısıtlanan bir öğrenci, teleskoplu gözlük kullanarak bu engeli aşabilmektedir. Çok kitap okuması gereken hukukçular, ara mesafeyi görmesi gereken piyanistler, uzak görüşün çok önemli olduğu fotoğrafçılar da bu cihazları kullanarak mesleklerini yapabiliyor” dedi.

“SGK Şimdi Çok Sınırlı Bir Ödeme Yapıyor Ve Katkı Payını Artırdı”
Teleskoplu gözlük kullanımının yurt dışında 1950'li yıllardan bu yana sıkça kullanıldığını ancak Türkiye'de kullanımının yeni olduğunu söylen Prof. Dr. İdil, gözlüklerin rahatlıkla temin edilebileceğini, fakat geri ödemede sıkıntı yaşanabildiğini belirtti. Prof. Dr. İdil “SGK şimdi çok sınırlı bir ödeme yapıyor ve katkı payını artırdı” diye konuştu. Teleskopik gözlüklerin daha estetik olabilmesi için yurt dışında çalışmalar yapıldığı bilgisini veren Prof. Dr. İdil, “Teleskop, son teknoloji ile gözlük camı haline getirildi. Yani, çok yakında gözlüğün üstüne ayrı bir şekilde teleskop monte edilmeyecek'' şeklinde konuştu.

14 Kasım 2009 Cumartesi

AŞININ BÜTÇESİ: 300 MİLYON TL

3. Ulusal Aşı Sempozyumu Sheraton Hotel‘de Sağlık Bakanlığı yetkililerinin katılımıyla gerçekleşti. Bakan Akdağ, “2010 yılında aşılama için 300 milyon TL'nin üzerinde bütçe ayrıldı” dedi.

3. Ulusal Aşı Sempozyumu 29 Eylül-3 Ekim 2009 tarihleri arasında Ankara'da Sheraton Hotel‘de 800'ü aşkın katılımcı ile gerçekleştirildi. Sempozyumun açılışını yapan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ konuşmasında, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile Türkiye'deki sağlık sisteminde büyük gelişmeler yaşandığını söyledi. Bakan Akdağ, programın etkilerinin sağlık göstergelerine de yansıdığına değinerek, aşılama oranlarında büyük bir artış yaşandığını kaydetti. Bakan Akdağ, “Aşılama oranları yüzde 97'lerin üzerine çıktı ve aşı takvimine yeni aşılar eklendi. 2010 yılında aşılama için 300 milyon TL'nin üzerinde bütçe ayrıldı. Daha önceleri Türkiye'de 2-3 yılda bir büyük kızamık salgınları yaşanırdı, ancak yürüttüğümüz programla bu hastalık Türkiye'de artık ortadan kaldırılmak üzere. Öyle ümit ediyorum ki 2010-2011 yıllarında kıta Avrupa'sında kızamığı elimine eden ülke olarak tarihteki yerimizi almış olacağız'' dedi.


“Konjuge Pnömokok Aşısı İle Birlikte Bağışıklık Sağlanan Hastalık Sayısı 11”
Ulusal Aşı Takvimi’ndeki son yeniliğin Kasım 2008 tarihinden itibaren Pnömokok aşısının takvime eklenmesiyle gerçekleştiğini dile getiren Bakan Akdağ, “Konjuge Pnömokok Aşısı ile birlikte bağışıklık sağlanan hastalık sayısı 11’e yükselmiştir. Aşı takvimimiz kapsamı itibarıyla dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Son 3 yıldır bebeklik dönemi aşılama oranlarımız Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölgesi ortalamalarının üzerinde gerçekleşmektedir. Ülkemizde aşı üretimi konusunda ilk adımlar atılmıştır. 2010 yılından itibaren ilk defa ülkemizde enjektöre dolumu yapılmış beşli kombine aşı kullanıma sunulacaktır. Pandemik grip aşısı ile ilgili olarak yapılan görüşmeler neticesinde bu aşının Ekim 2009 tarihinden itibaren ilk teslim edilecek aşılara ulaşabilen sınırlı sayıdaki ülkelerden birisi de Türkiye Cumhuriyeti olacaktır” bilgisini verdi.

Yeni Aşı Çalışmaları Sürüyor
Yeni doğan bebek ve anne ölüm hızlarında da büyük düşüşler olduğunu işaret eden Akdağ, OECD'nin yayımladığı raporda Türkiye'nin, sağlık sisteminin geliştirilmesi açısından örnek ülke olarak gösterildiğini söyledi. Türkiye'de uygulanan aşı takviminin dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle benzer olduğunu belirten Akdağ, “Türkiye'de bazı aşıların dolumu yapılması için çalışmalar yürütülüyor. Aşılama oranlarının yükselmesinde sağlık çalışanlarının büyük rolü bulunuyor. Aşı takvimine rota virüsü, hepatit A ve belli gruplar için Human papilloma virüsü (HPV) aşısı eklenmesi üzerinde de çalışmalar sürüyor” dedi.

“Risk Grupları Tanımlandı”
Türkiye’de aşının tarihçesini anlatarak genişletilmiş bağışıklama programında amacın hassas yaş gruplarına enfeksiyona yakalanmalarından önce ulaşıp bağışıklanmalarını sağlamak olduğunu kaydeden Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Doç. Dr. Turan Buzgan, aşı ile korunulabilir bebek ve çocuk hastalıklarından kaynaklanan sakatlık ve ölümleri önlemek olduğunu ifade etti. 2008 yılı başından itibaren DaBT-İPA-Hib aşıları tek enjektör içinde uygulanmaya başlandığını bu şekilde bir seferde 5 hastalığa karşı aşılama yapılması sağlandığını belirten Buzgan, “Böylelikle 1 yaşına kadar 15 enjeksiyon şeklinde aşı yapılması gerekirken bu sayı 12’ye düşmüştür. Aşı ziyareti sayısı da 7 iken 6’ya düşmüştür. Aşı takviminde yer almayan aşılarla ilgili de, tanımlanmış risk gruplarına; grip, polisakkarid pnömokok aşısı, hepatit A aşısı sosyal güvenlik kurumları tarafından ödeniyor. Bağışıklama Danışma Kurulu tarafından ek olarak risk grupları tanımlanarak ve suçiçeği ile polisakkarit meningokok aşıları kapsama alınmasını da önerdik” dedi.


Soğuk Zincir
Son dönemlerde kamuoyunu meşgul eden kızamık hastalığının geç dönem komplikasyonu olan subakut sklerozan panensefalit ile ilgili olarak Bakanlığın bu vakalara gereken desteği sağladığını belirten Turan Buzgan, soğuk zincir konusunda ise şöyle konuştu:
“Tüm kurumlarımızdaki buzdolaplarını yenileme çalışmalarımız tamamlanmak üzeredir. Aşı dolaplarında sürekli ısı ölçen ve kaydeden termometreler kullanılmaktadır. Ücretsiz uygulamak ve aşı uygulanan kişilerin bilgilerini geri bildirmek şartı ile özel sağlık kurumlarına aşı verilmesi uygulamasına devam edilmektedir.”

“Ulusal Aşı Şemamız Batı Avrupa Ülkelerine Yaklaşmıştır”
Ulusal aşı takvimlerinin oluşturulmasında ve bu takvimlere yeni aşıların eklenmesindeki temel ilkelerle ilgili olarak konuşan Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve Sempozyum Başkanlarından Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Rutin aşı uygulamaları her ülkede hastalıkların sıklığı, mortalitesi, sekelleri, hastalığa bağlı giderler ve aşıların o ülkede maliyeti, yan etkileri, uygulanabilirliği ve başka tedavi yollarının etkinliği dikkate alınarak, bir şema dahilinde uygulanması gerekiyor. Bu faktörler ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösteriyor. Dünya üzerinde uygulanan çok sayıda ulusal aşı şeması vardır. Genişletilmiş aşı şemaları 5 aşı ile başlamış, ülkemizde 11 aşıya kadar ulaşmıştır. Ulusal aşı şemamız yüzde 95’lere ulaşan uygulama oranı ile Batı Avrupa ülkelerinin şemalarına oldukça yaklaşmıştır. Önce çiçek hastalığının rutin aşılama ile eradikasyonu, daha sonra poliomiyelitte bu noktaya yaklaşılması ve kızamık eliminasyon programı ile kızamık vaka sayılarında sağlanan azalma, aşılamaya güveni artırmış ve daha fazla aşının ulusal aşı şemasına eklenmesi için çalışmalara hız verilmesine yol açmıştır” şeklinde konuştu.


“Sürveyans Çalışmaları Yeterli Değildir”
Ulusal aşı takvimine eklenecek aşıların belirlenmesinde teknik, sosyal, algısal, ekonomik ve politik değerlerin önemine işaret eden Prof. Dr. Ceyhan, “Teknik karar hastalık yükü, aşının güvenilirliği ve etkinliği, maliyeti yanında immünizasyon programı ve sağlık sektörü üzerine net etkileri dikkate alınarak, genellikle akademisyenlerden oluşan bir danışman kurum tarafından alınır. Hastalığın ciddi bir sağlık problemi olduğunun idare ve halk tarafından algılanması kararı kolaylaştıracaktır. Ancak maalesef bu değerlendirmelerin daha çok gerekli olduğu gelişmekte olan ülkelerde hastalık ile ilgili sürveyans çalışmaları yeterli değildir. Aşılama dışında daha etkin ve ucuz korunma yöntemlerinin varlığı, o hastalık için aşılama önceliğini ortadan kaldırır. Ayrıca, yeni aşılar eklenmeden önce, mevcut programın performansı değerlendirilmelidir. Aşı oranları düşük bir programda ilk yapılması gereken, aşılama oranlarını artırmaktır. Yeni eklenen aşının etkili olup olmadığını takip etmek için, hastalık ve aşı ile ilgili verilerin sürveyansı gerekir. Bunun dışında maliyet değerlendirmelerini yapacak veriler de elde edilmelidir” bilgisini verdi.

12 Kasım 2009 Perşembe

AŞILAR SOĞUK ZİNCİR İLE TAKİP EDİLMEZSE ETKİSİZ OLABİLİR

Soğuk zincirin takibi uygulamasında ısıya karşı hassas ürünlerin saklandıkları ortamın derecelerinin kayıt altına alınması için Fridge-tag elektronik termometreleri piyasaya sunan Keymen İlaç Sanayi ve Ticaret Şirketi Genel Müdürü Dr. O. Mutlu Topal, “Aşıların soğuk zincir takibinin daha güvenli hale gelmesi ile ürünlerin son kullanıcıya kadar uygun koşullarda ve sağlam olarak ulaştırılmasında karşılaşılan sorunlar ortadan kalkıyor.” dedi.

Aşı ve insülin gibi ısıya hassas ürünlerin soğuk zincirinin güvenliği için ürünlerin belli sıcaklık içinde tutulmasını gerektiğini belirten Keymen İlaç Sanayi ve Ticaret Şirketi Genel Müdürü Dr. O.Mutlu Topal, söz konusu ürünlerin sıcağa ve donmaya karşı hassas olmalarından dolayı belirlenen limitlerin dışına çıkılması durumunda özelliklerini kaybetme riskine maruz kalabildiğine dikkat çekti. Topal, “Özellikle aşıların son tüketiciye kadar uygun saklama koşullarda sağlam olarak iletilmesi gerekiyor. Aşıların depolandığı her türlü depo ve buzdolaplarında soğuk zincirin takibinde kullanılan, Dünya Sağlık Örgütü onaylı Fridge-tag elektronik termometrelerini 2006 yılında hizmete sunduk. Ülkemizde kullanılan Dünya sağlık örgütünden onaylı tek ürün Fridge-tag’tir” dedi.


“Soğuk Zincirin Sürekli Takibini Uygulayan Dünyanın İlk Ülkesi”
Soğuk zincir ürünleri grubundaki ürünlerinden Fridge-tag'in hiç bir bilgisayar bağlantısına ihtiyaç duymadan kullanılabildiği bilgisini veren Topal, “Sağlık ocaklarında aşıların saklandığı buzdolaplarının ısısının 24 saat sürekli takip edilebilirliğini sağlıyor ve son 30 güne ait veriler tek seferde ekranında izlenebiliyor . 2006 yılından bu yana uygulanan sistemde kamunun içinde aşı bulunan tüm buzdolaplarında soğuk zincirin 24 saat süreyle kesintisiz takibinin uygulandığı dünyanın ilk ülkesiyiz. Bu ürün kullanılmaya bailandıktan sonra bazı buzdolaplarıının ayarlarının doğru yapılamamış olduğu ortaya çıktı. Fridge-tag'in kayıtlarına müdahale edilmiyor. Pili bittiğinde pili değiştirilemiyor ve yenisinin alınması gerekiyor. Böylece pil değişimiyle Fridge-tag de kayıtlı bilgilerin değiştirilme sorunu olmuyor. Teftiş esnasında ürün yok edilebilir ama pili değiştirilemez.” şeklinde konuştu.

Aşılar Kayıt Altında
Fridge-tag ekranında anlık saat ve dereceyi göstermesinin yanında ortam ısısı limitler dışına çıktığı zaman görsel olarak alarm da verebildiğini ifade eden Topal şöyle konuştu: “Günlük en yüksek ve en düşük derecenin ölçüm verilerinin yanı sıra limit dışına çıkılan toplam süreyi de gösteriyor. Eskiden aşıların saklandığı buzdolaplarında 24 saat kayıt yapan termometreler olmadığı için günlük kontrol zamanları haricinde aşıların gerçekte hangi derecelere maruz kaldığı bilinemiyordu ve tereddüt durumunda aşılar kullanılmayarak imha ediliyordu. Nadiren de olsa etkisiz hale gelmiş aşılar uygulanıyordu. Yani ürün donup tekrar çözündüğünde etkisiz hale gelmesine rağmen bu durum farkedilmeyerek, ürün kişilere uygulanıyordu. Ancak artık böyle bir durum söz konusu değil. Şimdi tüm ürünlerin saklama koşulları 24 saat ölçülerek kaydediliyor.”

1960'lı yıllardan bu yana çocuk aşılarında Türkiye'nin ana tedarikçilerinden olduklarını kaydeden Topal, aşıların yanısıra beşeri ilaçlarda da genişleyen ürün yelpazesi bulunduğunu belirtti. Ayrıca soğuk zincir ürün grupları içinde yeralan ve ithal edilen aşı nakil kaplarının da Dünya Sağlık Örgütünden onaylı olduklarını belirtti.

9 Kasım 2009 Pazartesi

ANKARA SAĞLIK ALANINDA NEREDE ?

Ankara’da sağlık alanında yapılan çalışmalar ve yenilikler hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e bilgi veren İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Aksoy, “Ankara için Aile Hekimliği Yılı 2010” dedi.

Ankara’nın genel durumunu, yapılan yenilikleri konuştuğumuz Ankara İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Aksoy; toplam 35 adet Sağlık Bakanlığı hastanesi olduğunu, bu sayının yıl sonuna doğru Yeni Mahalle Batıkent Devlet Hastanesi’nin açılmasıyla 36’ya ulaşacağını kaydetti. Hastanelerin birleşmesiyle, fazla personelin gerekli bölümlere kaydırıldığını belirten Dr. Aksoy, Ankara genelinde personel sayısını dengeli hale getirmeye çalıştıklarını iletti. Dr. Aksoy, “Devlet hastanelerine ek olarak 11 üniversite hastanesi ve 25 özel hastane ile hizmet veriyoruz. Ankara genelinde hastanelerin yıllık ortalama 28 milyon muayene sayısı bulunuyor. Bu da demektir ki, 4,5 milyon nüfusumuz olduğuna göre her vatandaşımız yılda 6,2 kez doktora gidiyor. 27 bin toplam personelimiz var, sağlık personeli sayısı bakımından Türkiye’nin nüfusuna oranla en fazla sağlık personeli bulunan ili olduğumuz söyleniyor, ancak hekim başta olmak üzere sağlık personel sayısında sıkıntı çekiyoruz” bilgisini verdi.

“Hastanelerimiz, üniversite hastanelerini cihaz anlamında geçmiş durumdalar”
İnşa edilecek Sağlık Kentlerine taşınacak eğitim ve araştırma hastanelerinde yeni inşaat yatırımı yapmak istemediklerini söyleyen Dr. Aksoy, “Bu hastanelerde cihaz alımlarına ağırlık verilmektedir. İnşaat açısından, kampüslere geçme dönemi olan 5 yıl içinde, aciliyet arzeden ve hasta mağduriyetine yol açan sorunlarda gerekliyse tabii ki masraf yapılacak. Kampüslere taşınacak hastanelerde cihaz alımına önem verildiği için şu anda hastanelerimiz üniversite hastanelerini teknolojik cihaz bağlamında geçmiş durumdalar. Örneğin, Cyberknife isimli cihaz, Türkiye’de bir tek Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde vardı, ancak şimdi daha gelişmiş modeli Onkoloji Hastanesi’ne kuruldu. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne Da Vinci ameliyat robotu, Linak ve Tomotheraphy cihazı, Sanatoryum Hastanesi’ne Linak ve PET-CT cihazları ve Onkoloji Hastanesi’ne iki tane kemoterapi ilaçları hazırlama robotları alındı. Bu robotların hem personele, hem hastaya, hem de bütçeye büyük faydaları var. Kanser ilaçlarının genel kullanım ambalajları tek kişilik hastaya göre, ancak ihtiyatlı miktar içeren tarzda olduğu için her hastadan küçük miktarlar artıyordu. Çok pahalı olan bu ilaçlar hastalara verilmeden önce elle hazırlanıyor, kalan miktarları değerlendirmek mümkün olmayabiliyor ve atılabiliyordu. Büyük hastane ambalajları kullanan bu cihaz sayesinde, artık hem artan ilaçlar cihaz içinde el değmeden saklanarak atılmıyor; hem de kapalı sistemde hastaya özel tedavi karışımı hazırlayabilen bu cihaz sayesinde sağlık personeli bu maddeye sürekli maruz kaldığı için kronik bir rahatsızlığa sebep olması engelleniyor. Sağlık personeli korunurken tasarruf da sağlanmış oluyor. Onkoloji Hastanesi’nde yeni yoğun bakım üniteleri yapıldı, kan ışınlama cihazı alındı. Sanatoryum Hastanesimiz evde bakım hizmetlerini başlattı. Etlik Zübeyde Hanım Kadın Doğum Hastanesi yeni doğan kapasitesini arttırdı. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi yanık ünitesi açtı. Sincan Devlet Hastanesi yeni doğan bakım hizmeti vermeye başladı. Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tüm cihazlar yenilendi. Numune Hastanemiz yanık yoğun bakımını yeniledi, uyku laboratuarı kurdu, 40 yataklı yeni yoğun bakım ünitesi de açılmak üzere. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim Araştırma Hastanesi’nin yeni doğan kapasitesi genişletildi. Ayrıca nöbetçi personel çocukları için 24 saat çalışan özel kreş kuruldu” dedi.

Ankara Hastanelerindeki Yenilikler Devam Ediyor
Dr. Aksoy, “Ankara’da toplam 14 bin 500 yatak kapasitesi var. Nitelikli yatak konusunda sıkıntı yaşanırken, yoğun bakım ve yeni doğan bölümlerindeki eksiklerimizi hızla kapatıyoruz. İlimizde psikiyatri ve nöroloji yatak kapasiteleri arttırıldı” dedi. Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, bir ilk olan Hibrit ameliyathanenin kurulduğunu dile getiren Aksoy, “ameliyata alınan hastaya, kardiyolog ve kalp damar cerrahı anjio işlemi ile by-pass ameliyatını birlikte yapılabiliyor. Ayrıca bu hastaneye de nükleer tıp ünitesi kuruldu. Mamak ve Sincan’da yeni devlet hastaneleri yapım çalışmaları var. MR, tomografi ve ameliyatlarda bekleme süresi sorunu çözüldü.” şeklinde konuştu.

Etlik İhtisas ve Dr. Sami Ulus Eğitim ve Araştırma Hastanelerinden hastaların daha çok yararlanabilmesi gerektiği, ancak buralara toplu taşım aracıyla ulaşımda sorun olduğuna dikkat çeken Dr. Aksoy, belediyenin toplu taşım aracı ve yeni hatlar koyarak buna destek vermesi gerektiğini ve hastanelerin potansiyelinin görülmesi gerektiğini iletti. Dr. Aksoy, Heliport’un aslında tüm hastanelerde olmasını istediklerini, ancak şu anda fiziki şartlar elvermediğinden sadece 4 adet yapılabildiğini, yeni yapılacak hastanelerde bu hedefe ulaşacaklarını dile getirdi.

Ayrıca Ankara’da 4 adet Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi kurulumunun tamamlandığını ve açılışı yapılmak üzere olduğunu ifade eden Dr. Aksoy, bu merkezlerin İl’e 193 diş üniti daha kazandırdığını söyledi.

Hastaneler için Toplu Alım
Alımlarda yaşanan sorunların da ortadan kaldırılması için, büyük hastanelerin küçük hastaneler için ihale yapacağını söyleyen Dr. Aksoy şöyle konuştu: “Ankara’da alımlar toplu şekilde gerçekleştirilerek uygun fiyatta alımlar gerçekleştirilecek. Hastane poliklinik yerine hastanecilikten para kazanacak. Yani yoğun bakım, yanık tedavisi, replantasyon ve organ naklini gerçekleştiren hastaneler daha çok para kazanacak. Replantasyon, ihtiyacını karşılamak amacıyla Ankara, Dışkapı Yıldırım Beyazıt ve Numune Hastaneleri arasında 10 günlük nöbetler tutuluyor. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinin kısa zaman sonra borçlarını bitireceğini sanıyoruz.”

“Ankara için Aile Hekimliği Yılı 2010”
“Birinci basamak hizmetlerimizde, yeni komşularınız sağlık ocaklarımız” sloganıyla hizmet verildiğini kaydeden Dr. Aksoy, “260 sağlık ocağı ve 16 ana çocuk sağlığı merkez sayımız, bu yıl 300’e yaklaşacak. 50 sağlık ocağı daha açılacak. Aile hekimliği uygulamasına geçileceği bugünlerde, sağlık ocaklarını bu hedef doğrultusunda, vatandaşın yürüme mesafesinde olacak şekilde planlayarak yaptık. Ankara için aile hekimliği uygulaması 2010 yılında başlayacak.” dedi.

8 Kasım 2009 Pazar

ANKARA TIP’TA GRİP POLİKLİNİĞİ AÇILDI

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi’nde Domuz Gribi şüphesi ile gelen vatandaşlara daha iyi ve daha hijyenik bir ortamda tanı ve tedavi olanağının sağlanması için “Grip Polikliniği” açıldı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ülkemize iyice yerleşen ve toplumda panik havasının oluşmasına neden olan Pandemik İnfluenza H1N1 (Domuz Gribi) virüsüne karşı mücadelesini artırıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı bünyesinde Domuz Gribi şüphesi ile gelen vatandaşlara daha iyi ve daha hijyenik bir ortamda tanı ve tedavi olanağının sağlanması için “Grip Polikliniği” açıldı. İbni Sina Hastanesinin giriş katı olan Grip Polikliniği yoğun ilgi görüyor.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Enfeksiyon Kontrol Komitesi üyesi Doç. Dr. Alpay Azap’ın koordinatörlüğünde kurulan Grip Polikliniği hakkında konuşan Fakülte Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, İbn-i Sina Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Çetin Atasoy ve Doç. Dr. Alpay Azap basın mensuplarına konu hakkında bilgi verdi. Toplantıda Prof. Dr. Ökten şunları söyledi: “Fakülte olarak toplumda hızla yayılan ve panik havasının oluşmasına neden olan H1N1 Domuz Gribine karşı biz de gerekli önlemleri alıyoruz. Bu bağlamda hastanelerimize domuz gribi şüphesiyle gelen vatandaşlarımıza daha hijyenik koşullarda hizmet verebilmek adına böyle bir polikliniğin açılmasını uygun gördük. Grip Polikliniğinin açılmasından sonra Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalına başvuru oranında 8-10 kat oranında artış oldu. Biz şu an Ankara Tıp Fakültesi olarak gerek fiziki mekan gerekse tanı ve tedavi anlamında Domuz Gribine karşı tamamen hazırlıklıyız.”

“Günde Ortalama Olarak Polikliniğe 75-100 Kişi Başvuruyor”
Grip Polikliniği Sorumlusu Doç. Dr. Alpay Azap, poliklinikte her türlü donanımı hazırladıklarını belirterek, polikliniği İbn-i Sina Hastanesinin giriş kapısına yakın bir yere açtıklarını, bununla daha hijyenik bir ortam sağladıklarını söyledi. Doç. Dr. Azap, günde ortalama olarak polikliniğe 75-100 kişinin geldiğini belirtti. Başvuran bu hastaların ortalama 3’te 1’inden örnek alındığını dile getiren Doç. Dr. Azap, alınan bu örneklerin Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezine yollandığını söyledi.


“Her 100 Hastanın 99’u Domuz Gribi”
Domuz Gribinin yerleştiği toplumlarda mevsimsel gripleri yok ettiğini belirten Doç. Dr. Azap şunları söyledi; “Ülkemizde grip olan her 100 hastanın 99’u Domuz Gribi’dir diyebiliriz. Polikliniğimize başvuran vatandaşlarımızı ayakta takip ediyoruz. Ama yatarak tedavi görmesi gereken hastalarımız varsa onları yatarak tedavi ettiriyoruz. Ayrıca hastalarımıza Domuz Gribine karşı bilinçlenmeleri için hazırladığımız tek sayfalık broşürümüz de var. Yine ayaktan tedavi edip eve gönderdiğimiz hastalarımıza uyması gereken kuralları hatırlatıyor ve süreci böyle devam ettiriyoruz.”

“Pandemik İnfluenza (H1N1) Virüsünün A-B-C Olarak 3 İmmünolojik Tipi Var”
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı tarafından paneller düzenlenerek H1N1 Domuz Gribine karşı bilinçlenme sağlanıyor. Bu doğrultuda Doç. Dr. Alpay Azap ve Doç. Dr. K. Osman Memikoğlu tarafından “Pandemik İnfluenza (H1N1) Gribi ile Merak Edilenler” isimli paneller düzenlendi.
Panellerin İbni Sina Hastanesinde Enfeksiyon Hastalıları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Halil Kurt’un başkanlığında düzenlenen ayağında konuşan Doç. Dr. Alpay Azap şunları belirtti; “Domuz Gribi ile şu an toplumda ciddi bir kafa karışıklığı var. Pandemik İnfluenza (H1N1) virüsünün A-B-C olarak 3 immünolojik tipten oluşuyor. Burada asıl konuşacağımız İnfluenza A tipidir. A tipi influenzanın özelliği, 8 parçadan oluşması ve bu parçaların virüsler arasında yer değiştirebilmesidir. Bu durum da, virüslerin birbirleriyle etkileşerek daha tehlikeli bir hal almasına yol açıyor.”

“Virüs daha çok 25 yaş altı grubu etkiliyor”
H1N1 Domuz Gribi virüsünün sanılanın aksine yaşlılarda değil, 6 ay ve 25 yaş arası gruplarda daha ağır seyrettiğini dile getiren Doç. Dr. Azap, tedbirler alınırken bu durumun gözden kaçırılmaması gerektiğini ifade etti.

414 Bin Kanıtlanmış H1N1 Vakası
Domuz Gribinin Meksika’da ortaya çıkarak Güney Amerika üzerinden dünyaya seyahat edenler aracılığıyla yayıldığını belirten Doç. Dr. Azap, 17 Ekim 2009 tarihi itibariyle dünyada kanıtlanmış 414 bin H1N1 Domuz Gribi vakasının olduğunu söyledi.

Belirtileri Arasında Kusma ve Bulantı da Var
Pandemik virüsler ve etkenlerinin önceden bilinemeyeceğini belirten Doç. Dr. Azap şunları söyledi; “Her pandemi birbirinden farklı olabiliyor. Birkaç hafta içinde binlerce olgu olması tipiktir. H1N1’in belirtileri arasında ateş, kuru öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, bulantı ve kusma bulunuyor. H1N1 domuz Gribi Mevsimsel Griplerden farklı olarak sindirim sisteminde de olumsuz etki oluşturuyor. Yine Domuz Gribi mevsimsel griplerden ayrı olarak, farklı yaş gruplarını etkiliyor. Ölüm oranı belirli yaş gruplarında ( genç erişkinler, çocuklar) daha fazladır. Ağır hastalar 3. ve 5. günlerde hızla ağırlaşıp viral pnönami ile ölebiliyor. “

Cerrahi Maskeler Domuz Gribinden Korunmada Yeterli
Doç. Dr. Azap, domuz gribinden korunmada hem normal vatandaşlar hem de hastalarla yakın temas halinde olan personeller için cerrahi maskelerin özel maskeler kadar engelleyici özellikte olduğunu söyledi. H1N1 virüsünün cansız yüzeylerde 2 saate kadar canlı kalabildiğini hatırlatan Doç. Dr. Azap, ellerin sık sık sabunlu suyla yıkanmasının da etkili bir korunma yöntemi olduğunun altını çizdi.

“Kendim ve Çocuklarım Mutlaka Aşı Olacağız!”
Doç. Dr. Alpay Azap domuz gribine karşı kullanılacak aşılarla ilgili bilgiler de aktardı. Doç. Dr. Azap, “H1N1 virüsüne karşı iki tür aşı bulunuyor. Bunlar Canlı Aşılar ve İnaktive Aşılardır. İnaktive aşılar ülkemizde kullanılmıyor. Canlı aşılar burun içine ve özellikle 2-49 yaş arasındakilere ve gebe olanlara uygulanıyor. Sağlık Bakanlığı’nın Avrupa Birliği’nden (AB) aldığı aşılarla ilgili net bilgiler yok. İnfluenza aşısı yeni bir aşı değil, bu tür aşılar yaklaşık 50 yıldır aynı yöntemlerle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından özel ilaç firmalarına yaptırılıyor. Yani bu aşının yeni bir aşı olduğu söylentileri gerçek dışıdır. Ama özellikle 1997’den sonra farklı olarak bu tür aşılarda Adjuvanlar kullanılıyor. Yağ emisyonları, sülfat ve sentetik maddelerden hazırlanan Adjuvanlar, aşıların daha uzun süreli ve daha yüksek etkide olmasını sağlıyor. Adjuvanlar söylenilenlerin aksine aşıları güçlendirmekten başka bir etki oluşturmuyor. Ben kendime ve çocuklarıma bu aşıdan yaptıracağım çünkü aşı yaptırmak, yaptırmamaktan daha tehlikeli değil!” dedi.

“Aşıların Felç Yapma Oranı Yıllık İnsidans Olarak 1 Milyonda 10-20 Kişi”
Aşıların felç yaptığına dair söylentilere de değinen Doç. Dr. Azap, bu aşıların felç yapma oranın yıllık insidans olarak 1 milyonda 10-20 kişi olduğunu, bunun da çok küçük bir oran olduğunu belirtti. ABD’de 1976 aşılamasında bu oranın 4-8 kat arttığını ve bunun üzerine WHO tarafından aşıların tekrar elden geçirildiğini belirten Doç. Dr. Azap, her 100 bin aşıda fazladan 1 kişide felç geçirme riskinin bulunduğunu dile getirdi. Aşıdan sonraki 6 haftada bazı olumsuz semptomların görülebileceğini dile getiren Doç. Dr. Azap bunun da normal bir durum olduğunu söyledi.

Aşılar Öncelikle Sağlık Çalışanları Ve Çocuklara Yapılacak
Aşıların öncelikli olarak sağlık çalışanları, gebeler, 6 ay 24 yaş arası grup, 6 aydan küçük bebeklere bakanlar ve altta yatan kronik hastalığı bulunanlara yapılacağını belirten Doç. Dr. Azap, aşının nasıl uygulanacağı, kaç doz yapılacağı gibi bilgilerin Sağlık Bakanlığı tarafından ayrıca kamuoyuna aktarılacağını da sözlerine ekledi.

7 Kasım 2009 Cumartesi

SİSTİNOZİS İLE YAŞANABİLİR


Uluslararası boyutta düzenlenen 1. Doğu Akdeniz Bölgesi Uluslararası Sistinozis Konferansı’nda biraraya gelen hastalar ve hekimler Sistinozisi tartıştı.

Konferans, Sistinozisli hastaları ve aileleri uluslararası ve yerel uzmanlarla biraraya getirdi. “Birinci Doğu Akdeniz Bölgesi Uluslararası Sistinozis Konferansı”, Ankara’da düzenlenen 60 çocuk nefroloğun katılımıyla gerçekleştirildi. Kosova, Bosna, Mısır, Irak, Sırbistan, Amerika, Belçika, Fransa ve İtalya’dan pek çok katılımcının sunum ve konusma yaptığı toplantıda sistinozisli hastalar ve aileleri de yer aldı. Toplantı başkanı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Pediatrik Nefroloji ve Romatoloji Ünitesi Ögretim ÜyesiProf. Dr. Rezan Topaloğlu, “Sistinozis otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Tüm dünyada gözüküyor olsa da bizim ülkemizde akraba evliliklerinden dolayı daha sık karşılaşılmaktadır. Hastalık dünyada yüzbinde bir çocukta bir görülürken, ülkemizde bu duruma dünyadakinden daha çok olması beklenebilir. Hastaların katıldığı bu öiçüde böyle bir toplantı daha önce düzenlenmedi. Hastaların ve yakınlarının tüm masrafları karşılandı. Erişilebilen tüm hastalara ulaşıldı. Bilinen ortalama 100 hastanın 55’i toplantıya katıldı” diye konuştu.

“Belirtiler: Gözde Sistin Kristalleri, Böbrek Yetmezliği”
Hastalığın lizozom içerisinde bulunan sistin denilen maddenin lizozomun dışına çıkamaması sonucu oluştuğunu kaydeden Prof. Dr. Topaloğlu, sistinozis adı verilen taşıyıcı enzimin bozuk olmasından kaynaklandığı bilgisini verdi. Sistin denilen maddenin lizozom içerisinde birikmesi sonucu rahatsızlığın ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Topaloğlu, “Bebeklerde ilk 6 aydan sonra hastalık bulgu vermeye başlar. Bol su içip, sık idrara çıkan, iştahsız ve büyüme sorunu yaşayan çocuklara dikkat edilmelidir. Hastalığın tanısı 1,5 yaşındaki bebeklerin göz muayenesinde korneada biriken sistin kristallerinden belirlenebilir. Daha erken yaşlarda gözden muayene ile tanı konulamıyor. Böbrek tübüllerinde biriken sistin sonucu, bu çocuklara teşhis konmazsa dehidratasyon oluyor. Sodyum ve potasyum oranının azalmasıyla elektrolit bozukluğu ve dehidratasyon bozukluğundan hayatlarını kaybedebilirler. Bu hastalık renal tübüler hastalıklarla karıştırılabilir. En iyi tanı koyma yöntemi; şüphelenilen hastalarda lökosit sistin düzeyine bakılmasıdır” dedi.


“Sürekli takip gerektiren bir hastalık”
Lökosit sistin düzeyine bakılmasının hastalığın tanısında ve izleminde önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Topaloğlu, “Ülkemizde bu teste çok düzgün bakılmıyor. Neticeleri zor bir test, üniversite hastanelerinde yapılabiliyor. Aile öyküsü olan hastalara bu test yapılmalı. Hastalığın erken dönemde teşhisi konulduğu takdirde ilaç tedavisi uygulanıyor. İlacın düzgün kullanımı sonucu hastaların büyümeleri düzeliyor. Böylece böbrek yetmezliği 8-10 yaşta degil daha ileri yaşlarda görülebiliyor. Ancak sürekli takip gerektiren bir hastalıktır. Tedavisi yapılmış 50 yaşına kadar yaşayan hastalar dahi var. Böbrek transplantı ve ilaç tedavisi ile hastaların yaşam süresi uzatılıyor.”

“ÇALIŞANLARIMIZI ENFLASYONA EZDİRMEMEYE GAYRET ETTİK”

Türkiye Sağlık-İş Sendikası ile TÜHİS arasında anlaşma ile sonuçlanan görüşmelerin imza töreni, Sağlık Bakanı Akdağ'ın katılımıyla yapıldı.


Türkiye Sağlık-İş Sendikası ile Türk Ağır Sanayi ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası (TÜHİS) arasında anlaşma ile sonuçlanan görüşmelerin imza töreni, Sağlık Bakanı Akdağ'ın katılımıyla, Bakanlık Toplantı Salonu'nda yapıldı. TÜHİS Genel Sekreteri Adnan Çiçek de Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde, Sıtma Daire Başkanlığı ile Refik Saydam Hıfzısıhha Başkanlığı'nda çalışan işçilerin toplu sözleşmesinin anlaşma ile sonuçlandığını dile getirdi. Yeni dönem toplu iş sözleşmesinin yaklaşık 5 bin işçiyi kapsadığını belirterek, şunları söyledi:”İşçilerimize, Başbakanımızın ifade ettiği gibi enflasyona ezdirmeme politikası çerçevesinde anlaşma sağlanmıştır. İşçilerimize enflasyonun üstünde bir artış yapılmıştır. 2009-2010 yılını kapsayan iki yıllık bir süreçte yürürlükte bulunacak toplu iş sözleşmesiyle işçilere 2009 yılındaki birinci altı ay süreçlerinde bin 100 TL'nin altında ücret alanlara önce 60 TL iyileştirme yapılmıştır ve bunun üzerine yüzde 3'lük, ikinci altı ayda da yüzde 5.5'lik bir zam yapılmıştır. Bu artışlar, enflasyonun çok çok üstündedir. Daha fazla bir artış talep edilmesine rağmen gerçekleştirilememiştir. Bunda da tüm dünyada yaşanan küresel krizin ülkemizde hissedilmesi ve bir daralmaya girmesinin etkisi vardır.”

''Grev Hakkı Olmayan Bir İş Koluyuz''
Sağlık-İş Genel Sekreteri Mustafa Başoğlu ise, toplu iş sözleşmesinde yapılan artışların yeterli olmadığı eleştirisinde bulunarak, “Aldığımız zamlar bizi refah düzeyine ulaştırmayacaktır. Dolayısıyla, bunun bir kısmı vergiye gitmektedir. Biz, karşılıklı anlayış içerisinde davranıyoruz. Biz, grev hakkı olmayan bir iş koluyuz, grev hakkımız olmadığı için de fazla zorlayamıyoruz” dedi.

İmza töreninde yaptığı konuşmada, hükümetin hem işçilere, hem memurlara enflasyonun üstünde bir ücret artışı sağladığını hatırlatan Akdağ, “Başbakanımızın da belirttiği gibi çalışanlarımızı enflasyona ezdirmemeye gayret ettik. 7 yıllık iktidarımızda bu bizim temel prensibimiz olmuştur.Kamu çalışanlarına çok daha yüksek ücret verilmesini arzu edilmektedir. Ancak ücretlerin ülkenin içinde bulunduğu şartlara, ekonomisine ve çalışma ortamına göre belirleniyor. Eskiden hiç kimse cebine giren paranın ertesi gün ne olacağını tahmin bile edemezdi, çünkü böyle bir enflasyon vardı. Bu tür enflasyon dönemlerinde ücret artışını konuşmanın bile bir anlamı olmuyordu. Bugün ücret artılıyordu, ertesi gün öyle bir enflasyonla karşılaşıyorduk ki, aldığımızın belki iki katı eriyip gidiyordu. Bugün Türkiye'de senelerdir piyasadaki fiyatı değişmeyen mallar var. Özellikle temel tüketim mallarında, giyimde bunu çok net olarak görüyoruz.” şeklinde konuştu.

Bu yıl tüm dünyada ekonomik kriz yaşandığını hatırlatan Akdağ, ''Türkiye'de bir finansal kriz yaşanmadı. Çalışanlarımıza da kendi haklarını, emeklerin hakkını ve çocuklarının rızkını vermek için elimizden geleni yaptık. Sözleşmenin, işçilerimize, kurumlarımızda iş barışı içerisinde verimli ve ülke yararına verilecek hizmetlere katkı sağlayacağına inanıyorum'' temennisinde bulundu.

''Sıtmayı, Türkiye'den Elimine Edip, Kaldırıyoruz''
Bakanlıkta çalışan işçilerin bir kısmının sıtma işçisi olduğunu anlatan Akdağ, şöyle devam etti: “Bu işçilerimizle birlikte Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde çok farklı bir yaklaşımla Türkiye'den sıtmanın kökünü kazımak gayretindeyiz. Böyle bir toplu iş sözleşmesi sırasında bunu da kamuoyuna ifade etmek isterim. Kuşkusuz, Bakanlığımız programı çerçevesinde yürütülen, saha ve bilimsel çalışmalar, bu meselenin çözümünde önemli bir rol oynamıştır. Görevi devraldığımızda Türkiye'de yılda 10 binin üzerinde sıtmalı vatandaşımız bulunuyordu. Bunlar, özellikle Suriye'ye sınır Siirt, Batman, Mardin ve Diyarbakır gibi illerimizde görülüyordu. Artık sıtmadan bahsederken, 10 binli değil, 10'lu rakamlardan bahsediyoruz. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile de görüşmelerimizi yaptık. Sıtmayı Türkiye'den elimine edip, kaldırıyoruz. Bu sene gördüğümüz vaka sayısı 50'nin altında olacak. Son olarak görülen vaka sayısı 30'lar civarındaydı. Gerçekten, bu büyük bir başarıdır.”

5 Kasım 2009 Perşembe

TÜRKİYE’DE İLK KEZ UYGULANAN “GENERAL MOVEMENTS” YÖNTEMİ

Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Türkiye’de ilk kez uygulanan ‘General Movements’ yöntemi ile nörolojik sorunları olacak bebeklerin erken tanısı konuyor.

Hastanelerin birleştirilmesiyle yeni kliniklerin açıldığını ve bunların içerisinde yer alan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği’nde Türkiye’de ilk kez uygulanan bir yöntem olduğunu belirten Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Can Demir Karacan, bebeklere bu hizmetin sunulmaya başlandığını dile getirdi. Bu yöntem sayesinde bebeklerin doğumdan itibaren incelendiğine dikkat çeken Doç. Dr. Karacan, bebeklerin doğuştan zihinsel ve bedensel özürlerinin azaltılmasında etkili olduğunu ifade etti.

Türkiye’de İlk Kez Uygulanan Yeni Bir Tanı Yöntemi
Fizik Tedavi Ünitesi’nde genişletilme yapıldığını kaydeden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Kıymet İkbal Karadavut ise, “Fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümünü oluşturduk. Bu bölümde gebe eğitimleri vermeye başladık. Sıfırıncı aydan başlayarak gebe eğitimi veriyoruz. Bebekler doğduktan sonra da eğitimler devam ediyor. Riskli gebelerin bebeklerini ayrıca doğum sonrası da takibe alıyoruz. Yeni uyguladığımız bu yöntemle nörolojik bozukluk riski olan çocukları erken tanıyoruz” dedi.


“General Movements Türkiye’de ilk”
Riskli gebeliklerde bebekte ileride nörolojik bozukluk denilen beyin felci, spastisite gibi durumlar oluşabildiğini belirten Dr. Karadavut şöyle konuştu: “Böyle çocukları yeni doğan ünitesinde ülkemizde ilk defa bizim uyguladığımız bir yöntemle erken tanı koyup tedavi ediyoruz. Hollanda Groningen’de, General Movements (Genel Hareketler) adı verilen bu yöntemin eğitimini aldım. Bu hareketler gebeliğin 28. haftasından doğum sonrası 2. aya kadar sürmektedir. Kalpteki pace-maker gibi bütün canlılarda beyinde CPG (central pattern generators) denilen nöronal ağ bulunmaktadır. Bu nöronal ağ kendi kendine uyaran oluşturarak bebeğin belli hareketleri yapmasını sağlıyor. Bu hareketler dışarıdan hiçbir şekilde değiştirilemiyor. Çocukların hepsi benzer hareketleri yapıyor. Bebeklerin bu hareketlerine göre çocuğun beyin gelişi hakkında yorum yapılabiliyor.”

Bobath’ın Modifiye Şekli
Yeni doğan bebeklerde 4 ay sonra bu nöron yumağının kaybolduğunu ifade eden Dr. Karadavut, nöron yumağının bazı hareketleri tetiklediğini ve hareketlerin kalitesine göre derecelendirme yapılıp, anormal grup içerisinde yer alan çocuklarda erken rehabilitasyona başladıklarını söyledi. “Bu sayede özür oranı azalıyor. Bobath’ın modifiye şekli uygulanarak, Şubat 2009 tarihinden bu yana bu tedavi yapılıyor. Türkiye’de ilk defa yapılan bu proje kapsamında hastaların; yenidoğan, fizik tedavi ve psikiyatri bölümünce multidisipliner takipleri yapılıyor. Bu proje bağlamında serebral palsi gibi tanısının erken aylarda konulmasının güç olan hastalara çok erken tanı konulabiliyor. Tanı konulan hastalar erken rehabilitasyona alınıyor. Bu tedavi ile hastalara doğru pozisyonlama, doğru duruş paternleri periferik uyaranla öğretilip, santral sinir sisteminde yanlış bilgilenmenin önlenmesi hedefleniyor” diye konuştu.


Hamilelere Egzersiz Uygulaması
Doğuma daha iyi hazırlanılması için her yaştan sağlıklı gebelere hizmet veriliyor. Doğumun rahat yapılması için anneye eğitim verdiklerini bu sayede daha sağlıklı gebelik ve doğumu hedeflediklerini belirten Dr. Karadavut, “Ayrıca tüp bebek yöntemi nedeniyle artan çoğul gebelikler ve gelişen yenidoğan bakımı sayesinde artık daha çok yaşatılabilen prematür ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerin nörogelişimsel takip ve rehabilitasyon hizmetini vererek topluma daha sağlam çocukları kazandırmayı hedefliyoruz. Bu bağlamda fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümü olarak bu kadar erken tanı ve müdahale imkanı olan Türkiye’de tek hastane olduğumuzu belirtmek istiyorum” dedi.

“Çocuk Bölümünde 10 Yan Dal Kliniği Mevcut”
Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi’nin Ankara’nın en kapsamlı çocuk hastanesi özelliği taşıdığını belirten Başhekim Doç. Dr. Karacan, sadece çocuk bölümünde 10 yan dal kliniği mevcut olduğunu iletti. Kadın Doğum hastanesinin bağlandığı bölümde nitelikli 23 oda yapılarak toplam 30 nitelikli oda kapasitesine çıktıklarını söyleyen Doç. Dr. Karacan, çocuk bölümünde ise 15 nitelikli oda ile hastane toplamında 400 yatak kapasitesine ulaştıkları bilgisini verdi.

Hastaya Kaliteli Muayene Yapmak İçin Yeterli Zaman Ayrılıyor
Çocuk, çocuk cerrahisi, kalp-damar, yeni doğan ve kadın doğum alanlarında yoğun bakım hizmeti verdiklerine de değinen Doç. Dr. Karacan, günlük bin poliklinik yapıldığını ve hastaya yeterli zaman ayırarak kaliteli muayene yapılması amacıyla 20 dakika gibi bir süre ayrıldığına dikkat çekti. Doç. Dr. Karacan, 160 uzmanın hizmet verdiği hastanede doluluk oranının yüzde 75 olduğunu belirtti.

Hastaneler Birleşti, Neler Değişti?
Çocuk hastanesinin, kadın doğum hastanesiyle birleşmesiyle birçok yeniliğin yaşandığını dile getiren Doç. Dr. Karacan, kadın doğum hastanesi devlet hastanesi iken artık eğitim ve araştırma hastanesi halini aldığını ve birçok bölüm açılırken, eski bölümlerde de tadilat yapıldığını ifade etti. Doç. Dr. Karacan, “Daha üst düzeyde hizmet verecek duruma geldik ve bölge halkına daha iyi hizmet sunabilmek için tek kişilik banyolu nitelikli odalar yaptırdık. Hastalara daha bütüncül yaklaşılabiliyor. Ayrıca doğumlardan sonra bebeklerin bakımı bizzat pediatristler tarafından kontrol altına alınıyor. Riskli doğumlarda bebeklerin bakımları yapılabiliyor. Kadın doğum bölümünün ameliyathane koşullarını son teknolojiye uygun hale getirdik. Beş kişilik odaları tek kişilik nitelikli hale getirdik. Üç yeni doppler ultrasonografi aldık. Ayrıca çocuk alerji, çocuk endokrin, çocuk ve ergen ruh sağlığı, fizik tedavi ve patoloji bölümleri baştan sona yenilendi. Hastalara eğitim verilebilecek alanlar oluşturuldu” dedi.

Pediatrist Açığı Var
Ülkemizde çocuk hekimi sayısının azlığından yakınan Doç. Dr. Karacan, uzman yetiştirmelerine rağmen bu alanda sıkıntı yaşadıklarını ama bunun da yan dala başvuran pediatrist sayısının fazlalığından kaynaklandığını vurguladı. Uzun süredir başasistan ve şef sınavlarının yapılamadığını belirten Doç. Dr. Karacan, “Son kanun değişikliği ile doçent ve profesörlerden şef ve şef yardımcıları atandı. Ancak hala başasistan atanamadı. Yedi kliniğin her birinde 4 başasistan olması gerekiyorken şimdi yarısı kadar çocuk uzmanı var” şeklinde konuştu.

“Yurt Dışından Hasta Geliyor”
Hastanenin çocuk alerji bölümüne yurt dışından çok sayıda hastanın geldiğini belirten Çocuk Alerji Klinik Şefi Doç. Dr. İlknur Bostancı, yurt dışından kliniklere gelen hastaların çok memnun kaldıklarını söyledi. Doç. Dr. Bostancı, yurt dışında sağlık hizmetlerinin yansıtıldığı gibi iyi olmadığına değinerek, kliniklerinin başarılı tedavilere imza attığını dile getirdi.

4 Kasım 2009 Çarşamba

TÜRKİYE'DE İLK KEZ OMURİLİKTE KÖK HÜCRE UYGULAMASI

Türkiye'de ilk kez, Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi’nde Sağlık Bakanlığ’ının izniyle omurilik yaralanmalarında kök hücre uygulaması yapılacak.

Uygulamanın tanıtımı amacıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesinde düzenlenen basın toplantısına, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, A.Ü. Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Aşık, A.Ü. Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nihat Egemen ile A.Ü. Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayhan Attar katıldı. Omurilik yaralanmalarında kök hücre uygulamasının iyileşme şansı olmayan hastalar için yeni bir umut olacağını dile getiren Dekan Prof. Dr. Ökten, Fakültelerinde, bu alanda uzun yıllardır ciddi araştırmalar yapıldığını söyledi. Prof. Dr. Ökten, Sağlık Bakanlığı Etik Kurulu’ndan alınan izinle Türkiye'de bu alanda ilk kez klinik bir araştırma yapılacağını belirtti.

“İlk Kez Sağlık Bakanlığı Tarafından Araştırma İzni Verildi”
Nörolojik bilimler dalında bazı hastalıkların henüz tıbbi ilaç veya cerrahi girişimlerle tedavisinin yapılamadığını, ileri düzeyde omurilik yaralanmasının da bu hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Egemen, bu alanda yurt içinde ve yurt dışında çeşitli araştırmalar yapıldığını kaydetti. Prof. Dr. Egemen, “Dünyada ve ülkemizde deneysel ve klinik araştırmalar sonucunda ilk kez Sağlık Bakanlığı tarafından, A.Ü. Tıp Fakültesi Nöroşirürji Kliniği'nde çalışan ekibe, çok ciddi omurilik yaralanmasına uğramış kişilerde, omurilik içine kök hücre yerleştirilmesi araştırmasına izin verilmiştir” dedi.


İlk Operasyon Kasım Ayında
Araştırma sorumlusu Doç. Dr. Ayhan Attar ise klinik araştırma hakkında şu bilgileri verdi: “A.Ü. Tıp Fakültesi Nöroşirürji Kliniğinde kurulan kök hücre araştırma laboratuarında, hayvanlarda deneysel kök hücre araştırmalarının bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da hala devam etmektedir. İnsanlarda yapılacak bu araştırma ise ülkemizde yeni araştırma yönetmeliklerine göre izin verilen ilk araştırma olacaktır.
Hastalar, çok ciddi omurilik yaralanmasına uğramış, kendi kendilerine iyileşme şansı en az olan grup içerisinden seçilecektir. Bilindiği gibi bu tür hastalarda uygulanabilen, dünyada kabul edilmiş herhangi bir tedavi yöntemi yoktur. Hastalar, Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü sigorta işlemlerinden geçecektir. Hastaların bu operasyonları üniversitemiz Tıp Fakültesi hastanesinde yapılacaktır. Bu uygulama için başvuracak hastaların muayenelerinin hastanemizde yapılması gerekmektedir. Hastaların operasyonlarından ve takibinden Doç. Dr. Ayhan Attar ile Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meral Beksaç sorumlu olacaktır.”

“10 Hasta Üzerinde Denenecek”
Yapılan araştırma hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi veren Doç. Dr. Attar, “Yurt dışında bu konu üzerine aldığım eğitimden öğrendiklerimi bu araştırmada kullanıyorum. Hayvan deneylerinin sonuçları çok başarılı. Ancak kök hücre üzerine çok fazla spekülasyon yapıldığı için bu konuda hiç kimse emin olamaz. Düşme ya da trafik kazası sonrasında oluşan omurilik yaralanmaları bulunan hastaların ilk 3 ayı doldurmadan uygulamadan yararlanması gerekiyor. İlk aşamada 3 ay, daha sonraki dönemlerde ise bu süre 1, 2 ya da 10 yıldır felçli olan hastalar için de denenebilecek. Uygulama için yaş alt sınırının 17 olması gerekiyor. On hasta üzerinde denenecek bu araştırma, travma sonucu omuriliği zedelenmiş hastalara uygulanacak. Fizik tedavi ve egzersizlerle bu hastaların yüzde 2 civarında kendi kendine düzelme şansı var. Bizim amacımız bu oranı yükseltebilmek. Hastaların kemik iliğinden alınan hücreler çoğaltılarak ezilen bölüme yakın yerlere intra meduller kök hücre implantasyonu uygulanacak. Amacımız 100 milyona yakın hücre verilmesi” şeklinde konuştu.


“Tüm Masraflar Sponsor Firmalar Tarafından Karşılanacak”
Uygulamanın, hastalara maddi bir yük getirmeyeceğinin altını çizen Doç. Dr. Attar, tüm masrafların sponsor firmalar tarafından karşılanacağını belirtti. Bilimsel araştırmaya katılan hastaların tüm verilerinin gizli tutulacağını, sadece bilim insanlarının katıldığı bir toplantıda ele alınacağını kaydeden Doç. Dr. Attar, uygulama için ilk planda 10 hastanın kabul edileceğini ve ilk hastanın Kasım ayının ilk haftasında operasyona alınacağını söyledi. Doç. Dr. Attar, bu çalışmanın amacının, ''Tamamen bilimsel kriterlere dayalı olarak hasta ve hasta yakınlarını bilgilendirme esasına dayandığını, umut tacirliği olarak adlandırılan kötü uygulamaların Türk bilim hayatına ve kök hücre araştırmalarına verdiği zararları sona erdirmek'' olduğuna işaret etti.


Çalışma İçin Sponsor Olan Firma: Senkron sağlık teknolojileri
Yapılan bilimsel çalışmaya sponsor olarak, hiçbir maddi beklenti içine girmeden yapılan araştırmayı desteklediklerini dile getiren Senkron Sağlık Teknolojileri Genel Müdürü Mustafa Yıldırım, konu ile ilgili şöyle konuştu: “Ar-Ge çalışmaları için birçok kliniğin bilimsel faaliyetlerine sponsor olduk. Kanser ve felçlilerin en çok araştırma yapılması gereken hasta grubu olduğunu düşünüyorum. Omurga cerrahisi alanında hizmet verdiğimiz için de, bu çalışmaya destek vermeyi kendimizde sosyal sorumluluk olarak görüp destek verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sağlık sektörünün, yapılan reformlarla beraber alt yapı eksikliklerinden dolayı çok sancılı bir dönemden geçtiği doğrudur. Sektördeki bazı büyük firmalar dahi, neredeyse ticari hayatını sonlandırma noktasına gelmiş durumda. Aslında aradan 3 yıl geçmesine rağmen hala sorunlar devam ediyor. Genel Sağlık Sigortası bölümündeki yeni yönetimden, sektörün çok büyük beklentileri var. Bir an önce sorunlara kalıcı çözümler bulunmadığı taktirde sektördeki firmaların büyük bölümü ciddi sıkıntılar ile karşı karşıya kalacak. Bizler güçlü olacağız ki, her türlü bilimsel projeye destek verebilelim. Güçlü olamazsak biz de çalışmaları destekleyemeyiz. SGK bir an önce gerekli düzenlemeleri bitirip, gerekli kuralları belirlediği taktirde tıbbi malzeme fiyat politikası ve kriterler sorunların büyük ölçüde çözüm bulacağına inanıyoruz.”

3 Kasım 2009 Salı

RUH SAĞLIĞI YASASI

Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa, Türkiye'de en kısa zamanda ''Ruh Sağlığı Yasası'' çıkarılması gerektiğini belirterek, ''Ruh sağlığı politikalarının çağdaş bir tıp ve sağlık anlayışı çerçevesinde yeniden biçimlenmesi ve uygun yasal düzenlemelerin yapılması gereklidir. Ülkemizin temel gereksinimi olan Ruh Sağlığı Yasası en kısa zamanda çıkarılmalıdır'' diye konuştu.

Türkiye Psikiyatri Derneği'nce, “Geçmişten Geleceğe, Teşhisten Tedaviye Psikiyatri” temasını içeren 45. Ulusal Psikiyatri Kongresi'' kapsamında Sheraton Otel'de basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda konuşan Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa, sağlıklı toplum yapısının oluşturulması için ruh sağlığının çok önemli olduğunu vurgulayarak, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre, dünya ülkelerinin yüzde 41'inden fazlasında ruh sağlığı politikası olmadığını söyledi.

Ruh sağlığı yasası olmayan ülkelerin oranının yüzde 25 olduğunu belirten Doç. Dr. Yeşilbursa, şunları söyledi: “Ülkelerin yüzde 33'ünde (bu ülkelerde toplam 2 milyar insan yaşadığı öngörülüyor) ruh sağlığına toplam bütçenin yüzde 1'inden daha az pay ayrılmaktadır. Oysa DSÖ'ye göre, ruhsal bozuklukların tüm hastalıklar içindeki yükü yaklaşık yüzde 12'dir. Söz konusu verilerin toplandığı 185 ülkenin yüzde 50'sinden fazlasında 100 bin kişiye sadece 1 psikiyatr, yüzde 40'ında ise 10 bin kişiye 1 yatak düşmektedir. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bu ülkelerde diğer yüzde 50'lik grubu oluşturan gelişmiş ülkeler arasında ruh sağlığı hizmetleri açısından önemli eşitsizlikler olduğunu söylemeliyiz. Türkiye'de ruh sağlığı politikalarını çağdaş bir tıp ve sağlık anlayışı çerçevesinde yeniden biçimlenmesi ve uygun yasal düzenlemelerin yapılması gereklidir. Ülkemizin temel gereksinimi en kısa zamanda “Ruh Sağlığı Yasası” çıkarmaktır.”


“Koruyucu Ruh Sağlığı ve Ruhsal Destek Birimlerinin Kurulmasını Talep Ediyoruz”
Türkiye Psikiyatri Derneği olarak, Ruh Sağlığı Yasası ve ilgili yasal mevzuatın düzenlenmesi için “TBMM'yi ve ilişkili tüm kurumları göreve ve sorumluluk almaya” çağırdıklarını belirten Doç. Dr. Yeşilbursa, taleplerini şöyle sıraladı: “Ruh sağlığına ayrılan kaynağın artırılmasını talep ediyoruz. Ruh sağlığı alanında var olan personel eksikliğinin giderilmesini istiyoruz. Genel hastanelerde psikiyatri yatak sayının artırılması, gündüz hastaneleri, koruma evleri, yarıyol evleri, psikiyatrik rehabilitasyon merkezleri ve ayaktan tedavi birimlerinin sayısının ve niteliğinin artırılmasını istiyoruz. Koruyucu ruh sağlığı ve ruhsal destek birimlerinin kurulmasını talep ediyoruz. Tüm bu düzenlemelerin devletin asli sorumluluğu olarak kabul edilmesi, hükümetlerin öncelikli konusu olması gerektiğini düşünüyor, kamusal bir sağlık sistemi anlayışı içinde çözülebileceğine inandığımızı vurgulamak istiyoruz.”


“Eşdeğer İlaç Kullanımı Hastaların Sağlığı Açısından Ciddi Sorunlara Yol Açabilir”
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ''eşdeğer ilaç kullanımı'' ile ilgili olarak, ''Hastayı değil, kurumu kolladığını'' belirten Derneğin Dış İlişkiler Sekreteri Dr. Halis Ulaş, ilgili genelgenin, erteleme kararının ardından, genelgenin aynı şekilde uygulamaya girmesinin, hastaların sağlığı açısından ciddi sorunlara yol açabileceğini kaydetti. Dr. Ulaş, “Genelge ile uygulaması durdurulan eşdeğer ilaç uygulamasının sadece kurum elektronik altyapısı hazırlıkları tamamlanıncaya kadar ertelenmesi, hastalarımızın bu uygulama nedeniyle zarar görme ihtimalini ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle, dernek olarak 2009/120 sayılı genelgenin 12. maddesinin tamamen kaldırılmasını talep ediyoruz'' dedi.

Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsellik ve Cinsel Sorunlar Bilimsel Çalışma Birimi Koordinatörü Uzman Dr. Ejder Akgün Yıldırım da “Dünyada, her üç-dört kişiden birinde tedavi edilmesi gereken cinsel sorun olduğunun düşünüldüğünü” belirterek, cinsel sorunların tedavisinde, bu alanda uzman bir psikiyatristten destek alınması gerektiğini bildirdi.
Cinsel problemlerin sadece bir kişinin sorunu olarak algılanmaması gerektiğini, bir çiftin mutluluğunu etkileyen önemli bir problem olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Yıldırım, “Arkadaş, yakın çevre, aile ile konuşularak çözümlenmeye çalışılmamalı. Özellikle hızlı bilgi akışının sağlandığı internetteki bilgilerle çözüm arayışına gidilmemeli. Mutlaka alanında uzman bir psikiyatra başvurulmalı” uyarısında bulundu.

Kongreye Bin 200 Kişi Katıldı
Türkiye Psikiyatri Derneği Bilimsel Toplantılar Düzenleme Kurulu Başkanı Doç. Dr. Timuçin Oral ise kongrenin 2. kez derneklerince düzenlendiğini ve bundan büyük onur duyduklarını söyledi. 45. Ulusal Psikiyatri Kongresi'ne bin 200 kişinin katıldığını ve kongre programında 36 panel, 9 çalışma grubu, 8 kurs, 31 sözel olmak üzere 189 poster bildirisi, 6 yabancı davetli konferansı ve 6 tane de endüstri destekli sempozyumun yer aldığını anlatan Doç. Dr Oral, ayrıca meslekte 40 yılını dolduran hekimlere hizmet onur plaketi verileceğini belirtti.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...